Kategori: afyon haber

  • AFYON KAÇ KEZ HASTANEYE GİTMİŞ VE KAÇ REÇETE YAZDIRMIŞ OLABİLİR?

    AFYON KAÇ KEZ HASTANEYE GİTMİŞ VE KAÇ REÇETE YAZDIRMIŞ OLABİLİR?

    Yaklaşık bir süredir çok değişik veriler üzerinde bir araştırma yapıyordum. Verileri almış olduğum resmî kurum olan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nın resmî web sitesinde yer alan verilerde Türkiye geneli sonuçları ayrıntılı bir şekilde görebilirken, bu verilerin Afyonkarahisar ve diğer iller açılımına ulaşamıyordum. İstatistik bilimi alanında uzman, değerli bir akademisyen dostumdan Türkiye rakamlarının Afyonkarahisar nüfusuna orantılanması noktasında yardım istedim. Kendisiyle bir süredir istatistiksel orantı çalışmaları yürüttük ve gerçeğe yakın olabileceğini öngördüğümüz sonuçlara ulaştık.

    Az sonra sizlere ayrıntılı bir şekilde ileteceğim olası orantısal veriler nezdinde Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı dilerse doğru verileri bizlerle paylaşabilir ya da yazımızı, araştırmacı gazetecilik kapsamında orantısal noktada yapılmış bir analiz çalışması olarak değerlendirebilir. Kısaca bu çalışmanın Afyonkarahisar orantısal verileri bölümü, resmî verilerin yerine geçme iddiası taşımamakta olup; kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla hazırlanmış, herhangi bir kişi, kurum veya kuruluş hakkında kesin veri iddiası içermeyen istatistiksel bir analizdir.. Bu bilgiyi, ilgili kurumun İl Müdürlüğü ve Ankara Başkanlığı nezdinde paylaşmış olalım ve ayrıntılara geçelim.

    BUYURUN ÖNCELİKLE TEMELDEN BAŞLAYALIM

    Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı nezdinde 1, 2. ve 3. basamak sağlık kuruluşları adı altında bir sistem bulunuyor. 1.basamak içerisinde Aile Sağlığı Merkezleri (ASM), Toplum Sağlığı Merkezleri (TSM), Ana-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezleri, Verem Savaş Dispanserleri ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri yer alıyor. 2.basamakta ise devlet hastaneleri, özel hastaneler ve belirli bir dalda uzmanlaşmış hastaneler bulunuyor.  Son grup olan 3. basamakta ise eğitim ve araştırma hastaneleri, üniversite hastaneleri ve şehir hastaneleri yer alıyor. Bu bilgiyi, bilinçli ve donanımlı bir vatandaş olarak bilmenizin önemli ve kıymetli olduğunun altını çizelim

    HAZIR MISINIZ ŞAŞIRMAYA VE “YOK ARTIK” DEMEYE?

    O zaman bilgi açısından belki de ilk kez karşılaşacağınız ve şaşkınlık içinde kalacağınızı düşündüğüm verilere giriş yapalım. Sizlere aktaracağım veriler; 2025 yılının Ocak–Ekim ayları dönemine ait 10 aylık Türkiye geneli resmî veriler ile bizim oluşturduğumuz 10 aylık verilerin orantısal tahminlerinden oluşmaktadır. Kısaca, bundan sonra okuyacağınız Türkiye verilerini resmî SGK verileri; Afyonkarahisar ile ilgili vereceğim bilgileri ise orantısal tahmini analiz verileri olarak algılamanızı ve ayırt etmenizi ÖNEMLE rica ediyorum.

    2025 YILININ İLK 10 AYINDA KAÇ REÇETE YAZILDI SİZCE?

    Türkiye genelinde SGK tarafından açıklanan resmî rakamlara göre, 2025 yılının ilk 10 ayında ülke genelinde toplam 419 Milyon 642 Bin adet reçete yazıldı. Tekrar ediyorum; 2025 yılının Kasım ve Aralık aylarına ait rakamlar bu sayıya dâhil değil ve açıklandığında eklenecek. Yani bireysel olarak 2025 yılının ilk 10 ayında kaç kez reçete aldıysanız, siz de bu sayıya dâhilsiniz. Aile hekimlerinden diğer hastanelere kadar geniş bir yelpazede düzenlenen resmi reçete sayıları bu şekilde karşımıza çıkıyor. Rakam korkunç değil mi? İsterseniz, dozajı biraz daha artırarak devam edelim.

    ÖNCE DERİN BİR NEFES ALIN VE 10 AYDA ÖDENEN İLAÇ PARASINA BAKIN

    Derin bir nefes aldığınızı varsayarak aktarmaya devam edeyim. Resmî SGK verilerine göre, 2025 yılının ilk 10 ayında Türkiye genelinde düzenlenen 419 Milyon 642 Bin adet ilaç reçetesi için eczanelere toplamda 335 milyar 342 milyon 964 bin TL ilaç fatura ödemesi yapıldı. İşte tam olarak hastalandığımızda söylediğimiz “Allah devlete zeval vermesin” cümlesinin rakamsal karşılığı budur. Zaman zaman ilaç katılım paylarına kızsak da, ödediğimiz o paralar bu ödemeye dâhil değil.

    SAĞLIK OCAKLARI HARİÇ HASTANE BAŞVURU SAYISI İÇİN HAZIR OLUN

    Şaşkınlığınızın bir kat daha artacağına biliyorum ama paylaşmak zorundayım. 2025 yılının ilk 10 ayında, altını çizerek belirtiyorum; aile hekimleri hariç olmak üzere devlet, üniversite, şehir ve özel hastanelere yapılan toplam başvuru sayısı 570 Milyon 222 Bin adet olarak gerçekleşti. Rekor başvuru sayısı 468 milyon 993 bin muayene ile devlet ve şehir hastanelerine ait. Üniversite hastanelerine 50 milyon 607 bin, özel hastanelere ise 50 milyon 622 bin muayene başvurusu yapıldı. Bu noktada sizleri daha fazla şaşırtmamak adına SGK tarafından hastanelere yapılan toplam ödeme rakamını vermiyorum. Ancak bu tutarın, eczane ilaç ödemelerinden oldukça daha yüksek olduğunu ifade etmem yeterli olacaktır diye düşünüyorum.

    BİR DERİN NEFES DAHA ALIN, ÇÜNKÜ AFYON ORANTILARINA GEÇİYORUZ

    Yazının başında da belirttiğim gibi, Türkiye verileri SGK tarafından açıklanan resmî verilerdi. Afyonkarahisar rakamları ise il nüfusu baz alınarak yapılan istatistiksel orantılanma sonucu öngördüğümüz tahmini rakamlardan oluşuyor. Hazırsanız buyurun Afyonkarahisar’a geçelim.

    İLİMİZDE TAHMİNEN 3 MİLYON 746 BİN REÇETE YAZILMIŞ” DİYEBİLİRİZ

    Evet, manşette gördüğünüz gibi; 2025 yılının ilk 10 ayında Türkiye geneli toplam reçete sayısı, Türkiye nüfusu üzerinden Afyonkarahisar nüfusuna simüle edildiğinde, ilimizde yaklaşık 3 Milyon 746 Bin adet reçetenin düzenlendiğini orantısal ve tahmini olarak ifade edebilirim.

    3 MİLYAR TL’YE YAKIN İLAÇ ÖDEMESİ GERÇEKLEŞMİŞ OLABİLİR

    Afyonkarahisar il genelinde toplam 272 adet eczane bulunduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Bir önceki paragrafta belirttiğimiz orantısal reçete sayısını, Türkiye geneli ilaç ödeme tutarları üzerinden Afyonkarahisar nüfus oranına uyarladığımızda, yaklaşık 2 Milyar 990 Milyon TL seviyesinde bir ilaç ödemesinin gerçekleşmiş olabileceğini öngörebiliriz.

    5 MİLYON CİVARINDA HASTANE BAŞVURUSU ORTAYA ÇIKIYOR

    Yaptığımız analiz çalışmasına göre, yine aynı yöntemle 2025 yılının ilk 10 ayında ilimizde sağlık ocakları hariç yaklaşık 5 milyon civarında hastane başvurusu yapılmış olabileceğini rahatlıkla ifade edebiliriz. Bu analizde en yüksek başvuru sayısının devlet hastanelerine ait olduğu, üniversite ve özel hastanelerin ise birbirine oldukça yakın rakamlarla takip ettiğini öngörüyoruz. Öte yanda orantıların hem başvuru hem de hastane faturaları nezdindeki ayrıntılarına girmeyi gerekli görmüyorum. Çünkü bu çalışma bir analizdir ve cevap hakkı doğurabilecek bir durum oluşmasını kesinlikle istemiyorum.

    İLGİNÇ RAKAMLARLA YAZININ SONUNA GELELİM

    Afyonkarahisar, Türkiye nüfusunun yüzde 0,87’sini oluşturuyor. Orantısal olarak Türkiye sağlık harcamalarının yaklaşık yüzde 0,89’u İlimizde oluşuyor. Türkiye genelinde kişi başına yıllık sağlık sistemi başvuru sayısı 6,63 kişi olarak karşımıza çıkarken, Afyonkarahisar’da bu rakamın orantısal olarak bu değere yakın seyrettiğini söyleyebilirim. Ülke genelinde kişi başına düşen sağlık harcaması 5 bin 005 TL olarak hesaplanırken, yaptığımız orantısal analize göre bu tutarın ilimizde kişi başı çok az daha yüksek olduğunu belirtebilirim. Reçete edilen ilaçlarda ağırlığın; kronik hastalıklar, sürekli kullanılan ilaçlar ve yaşlı nüfusa bağlı artıştan kaynaklandığını net ifade edebilirim. Son olarak, 2025 yılının ilk 10 aylık reçete ödemelerine baktığımızda, ilimizdeki tüm eczanelere aylık ortalama yaklaşık 300 ile 350 milyon TL civarında bir ödeme yapılmış olabileceğini tahminen öngörebiliriz.

    10

  • Genel Başkan Yardımcısı Olgun’dan Kentsel Dönüşüm çağrısı

    Genel Başkan Yardımcısı Olgun’dan Kentsel Dönüşüm çağrısı

    Toplantıya, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı, Afyonkarahisar Milletvekili, Seçim ve Hukuk İşleri Başkanı Av. Hakan Şeref Olgun ile Denizli Milletvekili ve Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yasin Öztürk katıldı.

    Afyonkarahisar Milletvekili, Seçim ve Hukuk İşleri Başkanı Av. Hakan Şeref Olgun konuşmasında Afyonkarahisar’ın deprem bölgesi olduğunu hatırlatarak, Kensel Dönüşüm çağrısında bulundu.

    Teşkilat mensuplarının ilgi gösterdiği programda, parti çalışmaları ve teşkilatların sahadaki faaliyetleri ele alındı. Önümüzdeki döneme ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı toplantıda, birlik ve beraberlik mesajları ön plana çıktı.

    Toplantı, konuşmaların ardından basına kapalı olarak devam etti.>>>Haber MERKEZİ 






  • Sandıklı’da yürekleri ağza getiren kaza!

    Sandıklı’da yürekleri ağza getiren kaza!

    Kaza, Sandıklı ilçesi Ofis Kavşağı yakınlarında meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, 07  plakalı arazi aracı sürücüsünün henüz belirlenemeyen bir sebepten ötürü direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu kontrolden çıktı. Araç ardından yaklaşık 5 metre yükseklikteki refüjden alt yola uçarak bir evin istinat duvarına çarparak durabildi. Kazada sürücü ile birlikte araçta bulunan toplam 3 kişi yaralandı. Yaralılar kaza sonrası çevredekilerin haber vermesi üzerine olay yerine gelen ambulanslarla hastaneye kaldırıldı.

    AFYONKARAHİSAR’DA ARAZİNİN ARACININ YAKLAŞIK 5 METRELİK REFÜJDEN AŞAĞI UÇARAK BİR EVİN İSTİNAT DUVARINA ÇARPMASI SONUCU YAŞANAN TRAFİK KAZASINDA 3 KİŞİ YARALANDI. (ALİ BAYAR/AFYONKARAHİSAR-İHA)
    Afyonkarahisar’da arazinin aracının yaklaşık 5 metrelik refüjden aşağı uçarak bir evin istinat duvarına çarpması sonucu yaşanan trafik kazasında 3 kişi yaralandı.

    Kazanın ardından polis tarafından inceleme başlatıldı.

  • BU ZİHNİYET BAZILARIMIZDA OLDUKÇA;  ÇOKKK İŞİMİZ VAR BUNLARLA AFYON

    BU ZİHNİYET BAZILARIMIZDA OLDUKÇA; ÇOKKK İŞİMİZ VAR BUNLARLA AFYON

    Bu hafta uzunca bir yazı yazmayacağım. Bazen fotoğraf kareleri de, cümlelerle anlatılmak istenenleri anlatır okuyuculara. Manşeti görüp; bunu bende yapıyorum diyenler hiçte kusura bakmasın. Bu gazetecinin yazdıkları doğru mu diye bir an için düşünsün. Bizler bu şehrin gazetecileri olarak Afyonkarahisar şehir merkezinin otopark sorununu yakinen bilirken, yine de temcit pilavı gibi yöneticilerin gündemlerine çözümler ve projeler üretilsin diye sürekli veririz. Lakin her şeyi Kamudan beklemekte doğru değil. Bilinçli ve anlayışlı toplum olma noktasında da biz bu Ülke ve Şehir de yaşayanlarında Kamuya yardımcı olması gerekmektedir. Aşağıda verdiğim 4 fotoğrafa bakın lütfen.

    Bu arada fotoğraflar yaklaşık 1ay önce çekilmiş olup geçen zaman içerisinde bu görüntüler belki de kalkmış olabilir. Bu nedenle fotoğrafların il genelinde daha birçok sokak ve caddede benzer örnekleri olabileceği noktasında genel bir örnek olarak algılanmasını önemle ve özellikle rica ediyorum.

    BUNA HAKKINIZ VAR MI?

    Siz şimdi, kamunun yani halkın ortak kullanımına ait olan, mülkiyeti ilgili resmi kurumların yani Devletin uhdesinde olan ücretli açık otopark alanlarının dışında kalan ücretsiz araç park edilebilecek ana cadde ve ara sokaklara hangi hakla fotoğraflarda gördüğünüz çeşitli materyalleri koyarak hak ihlali yapabilirsiniz? Buna hakkınız var mı? Hukuken kesinlikle yok. Hakkınız olmayan bir nokta da peki neden ana cadde ve ara sokaklar üzerinde bu şekilde park yerlerini keyfiniz için kapatıyorsunuz. Kamuya ait alanlar, herkesin ortak kullanımına açıktır; kimsenin kişisel mülkü değildir. Bu husus Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve ilgili birçok çeşitli Kanunlarda açıkça belirtilmiştir. Kısaca bu zihniyet bu şehirde bazılarımızda oldukça daha çok işimiz var sizlere doğruyu kavratmak noktasında.

       

    AFYON SÜREKLİ BÜYÜYEN BİR ŞEHİR

    Böyle kadim bir şehrin yaşayanları bencil olamaz ve olmamalı. Lütfen bu alışkanlıktan vazgeçin.  Bu şehir daha fazla nasıl gelişir, kalkınır diye tüm kurum-kuruluşların çaba sarf ettiği ve üzerine daha ne koyabiliriz diye mesai harcadığı sürekli büyüyen bir kent Afyonkarahisar. Bu nokta da, böyle bir şehrin cadde ve sokaklarını, gelişmekte olan Afrika Ülkeleri gibi görerek kendi kişisel istekleriniz nezdinde keyfi bir şekilde kullanamazsınız. Buna hiç birimizin hakkı yok çünkü.  Unutmayın lütfen. Sürekli olarak araç sayısı bu şehir de artıyor ve otopark sıkıntısı artık zirve noktasında bu şehirde.

     

    ŞİMDİ VERECEĞİM RAKAMA DİKKAT EDİN

    Resmi rakamlara göre sadece 2025 Temmuz ayı itibarıyla Afyonkarahisar şehir merkezi, ilçeler, beldeler ve köylerinde trafikte olan toplam araç sayısı Türkiye İstatistik Kurumu  resmi verilerine göre 311 Bin 769 adet. Belirttiğim bu araç nüfusunun en fazla yüzde 40’ının yani 124.700 adet aracın İl merkezinde olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca bu rakamın üzerine her ay yeni giriş yapan araçları eklediğinizde bugün sorun yumağı haline gelen otopark problemi nur topu gibi kucağımızda her geçen gün daha da büyüyor. Bu noktada yapmamız gereken tek şey keyfi olarak cadde ve ara sokaklarda bir tek araç yeri dahi olsa kendi işyerimin önü, kendi evimin önü gibi sahiplenmemektir. Bu tür davranışlar park yeri arayan araçlar için hem daha fazla yakıt tüketimine bağlı masraf hem de karbon emilimi noktasında doğaya ciddi bir zarardır. Hızlı bir şekilde bu alışkanlığımızdan vazgeçelim.

     

    RESMİ KURUMLAR LÜTFEN HAREKETE GEÇEBİLİRSE

    Bu yazımda belirtmiş olduğum konuyu aynı zamanda resmi bir dilekçe nezdinde, İlimiz de hangi Resmi Kuruluşlarının görev alanındaysa Makamlarının bilgi ve değerlendirmelerine EKONOMİA sayfamız okuyucuları ve kamuoyu yararı adına ricada bulunuyorum.  Lütfen ilgili kurumlar ivedilikle ücretli otopark alanlarının dışında kalan cadde ve ara sokaklardaki hukuki olmayan araç park etme keyfiyetine yani bu vurdumduymazlığa karşı müdahale etsinler. Kanunların ilgili kurumlara vermiş olduğu her türlü caydırıcı nitelikte yaptırımları uygulayarak bu güzel şehirde, bu gereksiz alışkanlığın önüne geçilmesini sağlasınlar. Yapılan denetleme çalışması bir seferle kalmasın lütfen. Periyodik olarak aralıklarla devam ederek; Kamu ciddiyeti ve kararlığı gösterilerek, bu konuda toplumsal şehir kültürünün oluşumuna katkı sağlasınlar.  Gereğini ilgili Kamu Kuruluşlarından işbu saygılarımla; başta şahsım,  EKONOMİA Sayfası okuyucuları ve İlimiz Kamuoyu yararına arz ediyorum.

  • OSMANLI OLSAYDI DOLAR KURU OLMAZMIŞ; İYİ Mİ! BUYRUN HEP BİRLİKTE HİKAYE’YE

    OSMANLI OLSAYDI DOLAR KURU OLMAZMIŞ; İYİ Mİ! BUYRUN HEP BİRLİKTE HİKAYE’YE

    Bu yazıyı pas geçmeyin lütfen mutlaka sonuna kadar okuyun ve whatsapp hatlarınızdan linki eş ve dostlarınızla paylaşarak daha çok kişiye ulaşmasını sağlayın. Bu yazıyla bilgisel toplumsal dokumuzun nerelere doğru eksi yönde hareket ettiğine sizlerin şahitlik yapmasını istiyorum çünkü. Toplum olarak, okumaktan ve araştırmaktan uzaklaşıp, reels videolarına ne kadar yoğunlaşırsak sanal medya bilgini olduğumuzu sanıyor, balon patlatma oyunları ve boş vakit kaybı ile internet icatlarına takılıyoruz. Aslında gerçek anlamda bilgisiz bir toplum olabilme yönünde ciddi adımlarla ilerliyoruz.

    BEN O ESNADA ŞOK; BİLDİĞİNİZ GİBİ DEĞİL!

    Baya bir zaman önce bir dostun işyerinde 4 kişi oturuyoruz. Sohbet ortamında tanıştığımız 65 ya da biraz üstünde bir usta abimiz döviz kurları niye böyle konusunun tam ortasında “Osmanlı olsaydı, dolar kuru olmazdı; ne güzel dirhem varmış, Osmanlı dizilerinde görüyoruz demez mi?”  Ben o esnada şok geçirdim. Ata Demirer misali içimden “eyva eyva” dedim. Hemen ardından usta böylemi inanıyorsun gerçekten diye sordum kendisine; evet sonuna kadar öyle diye cevap verdi. Ardından, Babanız kaç yaşında dedim. Vefat etti 1935 doğumluydu dedi bana. Keşke yaşarken kendisine aklınıza gelip de bu dediğinizi söyleseydiniz gerçek cevabı verirdi size diye cevap verdim. Ortam birden buz kesti. Üçerden toplam 6 göz bana baktı kaldı. Benim elimde kahve fincanı bende öyle kaldım.

    BİR ANDA NASIL KIZDI BANA BİR GÖRSENİZ

    Ardından bir anda kızdı bana usta. Baktım gözler yerinden fırlayacak. Cahil miyim ben dedi. Bunumu söylüyorsun bana diyerek devam etti. Rahmetli babam ilkokul mezunu çiftçilik yapan bir insandı. Sağ olsun beni okutabildiği kadar okuttu. Afyon Şeker Fabrikasından makine ustası olan emekli bir insanım diye cevap verdi. Ardından siz ecdadımızı bizlere anlatan Osmanlı dizilerine takmışsınız herhalde. Bizlere geçmişi anlatıyor; ne var bunda. Ben sadece bir yorum yaptım biraz önce dedi. Baktım bana hiddetlenmeye başladı. Bende ardından bir sakinleş usta dedim. Bak dedim benim yanı başımda da Osmanlı dizileri hayranı bir kayınpederim var oda senin gibi hayran, soluksuz izliyor dedim bu tür dizileri. Sizlere bir şeyleri anlatma konusunda şerbetliyim ben dedim. Ardından eyvallah tamam buyur dinliyorum dedi, bende anlatmaya başladım.

    BAHSETTİĞİM NESİL İLE ÂŞIK ATMAYALIM DEDİM

    Babanızın da dâhil olduğu 1920-1940 doğumlu nesil var ya dedim, bizler kesinlikle o nesil ile âşık atmayalım diye başladım cümleme. Ardından şöyle devam ettim. Çünkü o nesil imkânsızlıklar içinde hep okudu. Ne geçerse ellerine okudu ve ciddi anlamda bilge bir toplum oldular dedim. Eğer kendisi gerçekten yaşasaydı bugün sizin Osmanlı olsaydı dolar kuru olmazdı sözünüze gülerdi bu söyleminiz için dedim. Neden dedi? O nesil ne biliyormuş o kadar yoksulluk ve imkânsızlıklar içinde dedi? O nesil bugün senin, benim ve bugünün gençlerinin bilmediği birçok temeli biliyordu dedim. Onların tek çaresi okumaktı, Cumhuriyetin en önemli ve değerli 3 kuşağıydı onlar dedim ve devam ettim.

    BAK USTA BU KISMI İYİ DİNLE DEDİM

    Bahsettiğimiz neslin çocukluk ve gençlik dönemlerinde sadece Radyoları vardı oda her evde yoktu. Televizyonun evlerine gelmesine daha 30 yıl vardı. En yaşlısı en erken 50 yaşında, en genci daha 30 lu yaşların sonuna doğru ilk çıkan siyah beyaz televizyona ardından renkli televizyona sahip oldular. O yaşlarına kadar geriye tek kalan gazeteler, mecmualar ve kitaplardı. Onlarda mum ışığında buldukları her bir basılmış eseri, çocukları da aynı mum ışığında okuma yazmayı geliştirmekle uğraştılar ve bıkmadan okudular dedim. Bugün hala 1920-1940 neslinin doluluk ve bilgeliği üzerine birçok üniversitede tez ve araştırma konuları yapılıyor dedim. Ardından sakinleşerek; evet haklısın rahmetli babam da gerçekten çok bilirdi, anacığımda öyleydi dedi. Ben cümleye başladığımda sonuna kadar parlamayıp bir dinleseler bu amcalar daha iyi olacakta; bana hep böyleler denk geliyor şansıma. Tipimden mi kaynaklı yoksa ses tonumdan mı bilemedim ben. Aslında onlarla aynı gemideyim.

    LAKİN BU DİZİLERİN BAŞINDA BİR İFADE YER ALIR

    Benim yetişmem gereken bir yer olduğu için sohbet o esnada bitti. Müsaade isterken; devam etseydin bir yere bağlamadan gidiyorsun dedi bana usta. Bende bağlayacağım usta haberin olacak merak etme dedim ve oradan ayrıldım. Şimdi buradan bağlamaya başlayalım. Her Osmanlı Dizisi başında ekrana verilen “bu dizideki hikâyeler ve karakterler tarihten ilham alınarak kurgulanmıştır” ibaresi yer alır. Bundaki amaç dizinin uzun soluklu devam etmesi üzerine kurulu senaryosal konu artırımı yapılmasının bir göstergesidir. Bu noktada yapımcı, senarist ve yayıncı tv kuruluşu hayali kurguları beyan eder. Bu doğrultuda bazı bilgileri kendi zihninizde yanlış yorumlamadan ya da kendini fazlasıyla inandırmamanız gerekir dizilere. Unutmayın en doğru bilgiler güvenirliği olan tarih kitapları ve varlığıyla onur duyduğumuz ve sahibi olduğumuz ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığına bağlı birim olan Osmanlı Devlet Arşivleridir.

    GELELİM SEVGİLİ USTANIN DİRHEM KONUSUNA

    Gelelim ifade ettiğin DİRHEM konusuna. Sohbette belirtmiş olduğun “Osmanlı olsaydı, dolar kuru olmazdı; ne güzel dirhem varmış” konusu diye bir yorum tümüyle bilgisizlik ürünün bir söylem ve düşüncesidir. Çünkü Dirhem Osmanlı’nın para birimi değil ölçü birimiydi. “400 Okka, 1 Dirhem” deyimi bunun karşılığıdır. İslam hukukunda gümüş sikkelere ayrıca dirhem denirdi oda gramının sabit olmasıyla eş değerdi. Bugün nasıl bir bebek altını ya da gram altın aynı gramdaysa dirhemi oluşturan gümüşün gramı da sabitti. Gerçek şu ki dirhem yoğunlukta bir ölçü birimiydi. İşte sevgili usta babanız yaşasaydı bilir di dediğim; babanızın dirhemin ölçü birimi olduğunu bilmesiydi dediğim.

    YAZIYI ŞÖYLE NOKTALANDIRALIM

    Osmanlının ilk parası “akçe” adını taşıyordu. 1688 yılına kadar akçe sistemi kesintisiz devam etti. 1844 yılından, 1923 e kadar Osmanlı Para Birimi olan “Osmanlı Lirası” vardı, “mecidiye, guruş ve para” Osmanlı lirasının alt para birimleriydi. Dünya’da ölçü birimiyle karşılaştırılan ya da değer biçtirilen bir döviz kuru sistemi yok. Yani 0.1 gram altın ya da gümüş karşılığı 1 Dolar diye tabir yoktur. Aynı şekilde dirhemde olmayacağı gibi. Son olarak 1840 yılından itibaren Osmanlı dış ticarette Dolar kullanmaya başlamıştır sevgili usta. Bir Dolar ise 0.222 Osmanlı Lirasına denk geliyordu. Onun için kitaplara dönmeliyiz acil olarak. Yoksa hızla cahilleşeceğiz hep birlikte.

  • 2026 ÖZÜMÜZE DÖNÜŞ

    2026 ÖZÜMÜZE DÖNÜŞ

     

    Sevgili okurlarım;

    Öncelikle güzel bir hafta geçirmenizi dilerim.

    Tarihsel kültürümüzün temeli dediğimiz, toplumsal yaşamımızın temel taşını oluşturan, sevgi, saygı, yardımlaşma, değerleri  için yaşamak, aile ve toplumda görev almak gibi bizi biz yapan özelliklerimizi kaybetmeye başlayınca nelerin bizleri beklediğini biliyoruz.

    Bu gidişten sadece dertlenmek yerine, gelişen teknolojiden yararlanarak bu özelliklerimizi kazanmak için yapmamız gerekenleri. Her şeyi toplum yapımızı özümüzden kopmadan geliştirerek güçlendirmek olmalıdır.

    2026 yılına dijital bir hızla girdik; zaman adeta akıyor, her şey değişiyor. Ama bu baş döndürücü hızın ortasında unuttuğumuz çok kıymetli bir şey var: İnsanın özü ve var olma nedeni. Bugün sizi günlük hayatın o bitmek bilmeyen telaşından bir anlığına koparıp, kalbinizin en derin odasına davet etmek istiyorum. Sahiden, biz neden buradayız? Yaşam amacımız nedir? Sadece bir yerlere yetişmek, fatura ödemek ya da ekran kaydırmak için mi?

      İnsanın özü sevgidir, paylaşmaktır ve bir diğerinin gözünde kendi yansımasını bulmaktır. Var olma nedenimiz, sadece kendimiz için bir dünya kurmak değil, bir başkasının dünyasına güneş olabilmektir. “Gönüllü” bir iş yapmanın ötesine geçip, o işi “gönülden” yaptığımızda aslında kendi özümüze, yani fabrika ayarlarımıza dönüyoruz. Çünkü birine karşılıksız dokunmak, aslında kendi ruhumuzu iyileştirmektir.

    Günlük Telaşın İçinde Bir Tatlı Huzur İçin, Bir Doğru İletişim İçinde Olmalıyız.

      Modern hayat bizi birer robot gibi sürekli “yapmaya” zorluyor. Oysa bizim “olmaya” ihtiyacımız var. İyi bir iletişim, samimi bir “Nasılsın?” sorusu, sadece karşı tarafa değil, bize de şifadır. Yeni yılda en büyük inovasyon; teknolojide değil, insan ilişkilerindeki o saf, katıksız nezakette gizli. Günlük hayatın stresiyle daraldığımızda, bir dezavantajlı grubun yanında durmak, birine rehberlik etmek ya da sadece birinin sesini gerçekten duymak, bize neden var olduğumuzu hatırlatır. Bu temas, bizi kendimize getirir; bizi “iyi” hissettirir.

    ​  Dezavantajları Değil, Kalpleri Eşitleyelim.

    Toplumsal farkındalık dediğimiz şey, aslında özümüzdeki o “bir olma” bilincidir. Engelleri, imkansızlıkları ya da sosyal statüleri bir kenara bırakıp; bir engelli arkadaşımızın elini tuttuğumuzda ya da bir gencin yoluna ışık tuttuğumuzda, aradaki tüm suni farklar erir. Orada sadece iki insan ruhu kalır. İşte bu değişim ve dönüşüm, 2026’yılının bize sunduğu en büyük fırsattır: Kapsayıcı bir sevgiyle yeniden inşa olmak bizim elimizdedir.

      “İnovasyon” dediğimizde aklımıza hep soğuk çipler, hızlı işlemciler geliyor. Oysa 2026’da asıl inovasyon, kalabalıklar içinde yalnızlaşan ruhların sessiz çığlığını duyabilmektir. Günlük hayatın o gürültülü telaşı; bir dezavantajlı kardeşimizin mahzun bakışını, bir yaşlımızın titreyen elini, bir gencin gelecek kaygısını görmemizi engelliyor. Gerçek iletişim, sadece konuşmak değil; o görünmez duvarları yıkıp karşıdakinin” kalbine misafir olabilmektir”. Bizim özümüz, bir başkasının derdiyle dertlendiğimizde parlar. Eğer birinin karanlığına mum olabiliyorsak, asıl ışık bizim içimizde yanmaya başlar.

    Neden buradayız?

     

    Sadece tüketmek, sadece başarmak için mi? Hayır! Var olma nedenimiz, bu dünyadan geçerken biriktirdiğimiz “insanlık” puanlarıdır. Yeni yılda kendimize vereceğimiz en güzel hediye; yargılamadan, etiketlemeden, sadece “insan” olduğu için birini kucaklayabilmektir. Dezavantajlı gruplara yönelik yaptığımız her çalışma, aslında kendi ruhumuzdaki engelleri kaldırmaktır. Birine “Sen yapabilirsin, yanındayım” dediğinizde, evrenin en güçlü frekansını yayarsınız. Bu frekansın adı;” koşulsuz sevgidir” Ve inanın, bu sevgi dijital dünyanın tüm algoritmalarından daha güçlüdür.

    ***

    ​  İletişim sadece bilgi aktarımı değil; bir enerji değişimidir.

    ​ Yanımızdan geçen insanın içindeki o kadim özü görebilmektir.

    Birinin hayatına dokunurken, bunun aslında kendi yaşam amacımıza hizmet ettiğini bilerek adım atalım.

    ​  Kendi içimizdeki “ben” duvarlarını yıkıp, “biz” olmanın hafifliğini yaşamaya gayret gösterelim.

    Hep Birlikte Kendi Hikayemizin Kahramanı Olalım

    Hayat, biriktirdiğimiz eşyalardan değil, biriktirdiğimiz kalplerden ibarettir. Başka birinin hikayesine umut olabiliyorsak, dezavantajlı bir kardeşimizin yüzünde tebessüm oluşturabiliyorsak, asıl inovasyonu kendi hayatımızda yapmışız demektir. Gönülden yapılan her dokunuş, ruhumuzdaki o tozlanmış aynayı parlatır ve bize özümüzün ne kadar parlak olduğunu gösterir.

    ​  Bugün, o bitmek bilmeyen telaşın içinde bir mola verin. Birine sadece “insan” olduğu için, kalpten bir merhaba deyin. Göreceksiniz, dünya değişmeyecek belki ama siz değişeceksiniz. Ve siz değiştiğinizde, dünya da sizinle birlikte dönüşecek.

    ​ Bu yıl özümüzü bulduğumuz, iletişimle iyileştiğimiz ve gönülden bağlarla birbirimize sarıldığımız o muazzam yıl olsun.

    Beklentim odur ki, iletişimin sadece bir “mesaj gönderme” eylemi olmaktan çıkması. Günlük yaşamımızda; gözlerimizin içine bakarak iletişim kurulması, ellerimizin bibirine uzatalılması. Hayatın koşturmacasında unuttuğumuz o çocuksu yanımızın, yani özümüzün hatırlanması. Birine iyilik yapmak için “boş zaman” beklenilmemesi; iyiliğin hayatımızın merkezine, en önemli randevumuz olarak kaydedilmesi.

      Çünkü günün sonunda elimizde kalan ne kazandığımız para ne de bindiğimiz araba olacak; sadece dokunduğumuz kalplerin huzuru kalacak.

    Hayatınızda Huzur Eksik Olmasın

    Hayatı Engelsiz Sayın