Kategori: EKONOMİA

  • BEN ÇOK ÜZÜLDÜM SİZDE ÜZÜLMEYE HAZIR OLUN AFYON

    BEN ÇOK ÜZÜLDÜM SİZDE ÜZÜLMEYE HAZIR OLUN AFYON

    Az sonra okuyacağınız detayların ardından lütfen kimse çıkıp da “konumuz bu mu kaldı?” demesin. Çünkü ben bir Gazeteci olarak  inandığım ve sahada bizzat gözlemlediğim her konuyu kamuoyu adına kamu kuruluşlarının bilgisine sunar, gereğinin yapılmasını talep ederim. Müspet ya da menfi sonuç alınana kadar da bir talebin peşini bırakmadan, zaman zaman sayfamdan hatırlatır; konunun muhataplarıyla temasımı telefon ve ziyaretlerle sürdürür, yazdığım her satırın arkasında durur ve süreci okuyucularım adına yakından takip ederim. Zaten EKONOMİA’nın en belirgin farkı da tam olarak budur. Bu nedenle bugünkü yazıyı lütfen vicdan muhasebesiyle okuyun. Kendi terazinizde tartın, öyle karar verin. Hadi buyurun.  Şimdi yavaş yavaş hem okumaya hem de üzülmeye başlayalım.

    BEN DE BİR ENGELLİ EVLADIYIM ASLINDA

    Rahmetli babamın doğuştan sol elinde bir parmağı eksikti. Rahmetli annem de yine doğuştan bel kayması ile dünyaya gelmiş bir insandı. Gariplerim, evlendiklerinden iki yıl sonra doğan abim için dokuz ay boyunca gece gündüz dua etmişler. En büyük korkuları, hafif de olsa iki engelli insandan bir engelli bebek dünyaya gelmesiymiş. Abim doğduktan sonra, hikâyeyi bilen doğum doktorunun müjdesiyle büyük bir mutluluk yaşamışlar. Kendi aralarında, tabir-i caizse abimi “iki körün bir değneği” diye sevdikleri bir ifadeyle anmışlar. Yıllar içerisinde ablam ve benim de engelsiz doğmamızla mutlulukları daha da artmış. Allah yattıkları yerde dinlendirsin inşallah her ikisini de.

    BU NEDENLE BEN ENGELLİLERE KARŞI ÇOK HASSASIMDIR

    Yukarıda anlattığım gerçeğe dayalı olarak engelli insanlara karşı hassasiyetim oldukça yüksektir. Kesinlikle tavizim yoktur empati denilen kavramada ihtiyaç duymamışımdır. Çünkü hafifte olsa iki engelli bir insanın evladı olmak bunun cevabıdır. Yıllarca engelli insanların tümüne “sakat” ifadesinin kullanılmasını hep yadırgamışımdır. Zaman içinde toplumsal vicdanın da gelişmesiyle bu ifadelerin yerini daha saygılı bir dilin alması beni ayrıca mutlu ediyor. Yaklaşık üç hafta önce, dernek isimlerinde yer alan “sakatlar” ifadesinin “engelliler” vb. şekilde değişmesini temenni ettiğim ve Dernek Başkanlığını naif, yardımsever yapısıyla yürüttüğüne inandığım Faruk Özkara’nın yaptığı “Türkiye Sakatlar Derneği Afyonkarahisar Şubesi”’ ni ziyaret ettim. İşte şimdi anlatacağım gerçekler, tam da bu ziyaret sonrası gazeteci gözümle kaleme alındı. Hızla devam edelim.

    ALLAH VAR, UZUN ZAMANDIR GİTMİYORDUM

    Allah var, Faruk Başkan’ın yanına uzun zamandır gitmiyordum. En son çarşıdaki dernek dükkânlarından Fuar Alanı’na taşındıklarını o gün öğrendim. Tarif alıp fuar alanına gittiğimde derneklerinin, birleştirilerek genişletilmeye çalışılmış aşağıda fotoğrafını gördüğünüz iki konteynırdan oluştuğunu gördüm ve açıkçası ciddi anlamda şaşırdım. Bir an, deprem bölgelerinde gördüğümüz geçici konteynır yapılarını hatırladım. Küçük ve dar bir alanda masa, sandalye ve mutfağın iç içe geçtiği bir düzen vardı. Açıkçası üzüldüm, içim acıdı. İnanıyorum ki sizlerin de acıdı. Devam edelim.

    İŞİN GARİP TARAFI NE BİLİYOR MUSUNUZ

    Engelli bireyler için oldukça sınırlı bir alan oluşturulmuş. Konteynır kapısı dar olduğu için tekerlekli ve akülü sandalyelerin önemli bir kısmı içeriye giremiyor. İçeriye giriş mümkün olsa bile, içeride rahat hareket edilebilecek geniş bir alanın bulunmadığı açıkça görülüyor. Isınma ise elektrikli ısıtıcı ile sağlanmaya çalışılıyor. Önceki dernek yerinde doğalgaz sistemi ve parke bir zemin bulunduğunu bildiğim için mevcut durumun daha sınırlı imkânlar sunduğu net şekilde anlaşılıyor.

    BEN ŞOK OLDUM, HADİ SİZ DE BUYURUN ŞİMDİ

    Konteynır içinde bulunan mini mutfak için su hattı çekilmiş olması olumlu bir detay. Sıkı durun şimdi. Engelliler Derneğinde en yakın lavabo ve tuvalet yaklaşık 200-300 metre civarında yürüme mesafesinde bulunuyor. Dileyen herkes yerinde gözlemleyebilir. Engelsiz biri olarak benim için bile bu mesafe hissedilirken, engelli bireyler açısından ne kadar zorlayıcı olabileceğini takdirlerinize ve gözlerinizi kapatarak empatinize bırakıyorum. Başlı başına bu kabul edilebilir bir şey değil zaten.

    AFYON MECLİSLERİNİN VE EŞRAFININ BİLGİSİNE

    Bu şehirde yaşayan insanların da benimle aynı duyarlılığı taşıdığına yürekten inanıyorum. Çeşitli derneklerin bulunduğu Ataköy Mahallesi’nde belirlenen bir yerleşim alanı bulunuyor. Bahsettiğimiz derneğin yönetici ve üyelerinin belirlenen alana gitmeleri de kendi içlerinde büyük bir çoğunlukta fikirsel ve bedensel olarak oldukça zor görünüyor. Bu nedenle önümüzdeki günlerde yapılacak olan Afyonkarahisar Belediye Meclisi, Afyonkarahisar İl Genel Meclisi, Afyonkarahisar Ticaret ve Sanayi Odası Meclisleri dâhil tüm kurum meclislerinin toplantılarında bu konu ile ilgili gündem dışı konu olarak değerlendirilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. Bu şehrin ticaret, sanayi, borsa STK kuruluşları, esnaf odaları, iş insanları ve hayırseverlerinin; engelli vatandaşlarımızın daha uygun şartlarda bir araya gelebileceği bir ortam oluşturulması noktasında destek vereceğine kalpten inanıyorum. Bu konuda atılacak her adımın büyük bir değer taşıyacağı kanaatindeyim.

    NE YAPILABİLİR DERSENİZ ÇOK BASİT

    Fuar alanında yer sorunu olmadığı görülüyor. Tek katlı, 80–100 metrekarelik prefabrik bir yapının bu dernek için oldukça uygun bir çözüm olabileceğini düşünüyorum. Maliyet açısından 1 milyon TL’nin altında olan bu tür bir desteğin, şehirdeki iş insanları ve kurumlar için rahatlıkla ulaşılabilir olduğunu iyi biliyorum. Bu noktada bir farkındalık oluşturmak adına bu yazıyı kaleme alma vesilesi bana; en kısa zamanda bu yüreği güzel insanlarımızı mutlu etme vesilesi bu şehrin olsun İnşallah.

    BÖYLE BİR SENET NE YAZIK Kİ YOK

    Hiç kimsenin hayatı boyunca engelli olmayacağına dair bir garantisi yok. Bir engelli bireyin temel ihtiyaçları için, hatta lavabo ve tuvalet ihtiyacı için uzun mesafeler kat etmek zorunda kalması 750 bini aşan nüfusuyla Afyonkarahisar’da yaşayan hepimizin durup düşünmesi gereken bir durumdur. Bu durumun yani bir konteynır derneğin bu şehre yakışmadığını açık ve net olarak görüyorum. İstense yarın çözülebilecek bir eksiktir bu şehrin güç dinamikleri için bu konu. Bu nedenle ilgili herkesin, Dernek Başkanı Faruk Özkara ile iletişime geçerek çözüm üretme noktasında kendilerine katkı sunmasını temenni ediyorum. İletişim konusunda ayrıca bende yardımcı olabilirim. Hadi inşallah güzel haberlere diyelim. Olması gerekeni ivedilikle bu şehrin engelli güzel yüreklerine hediye edelim.

  • FENOMENLER MALİYE’NİN TAKİP RADARINDA

    FENOMENLER MALİYE’NİN TAKİP RADARINDA

    Sosyal medya fenomenlerinin artık yalnızca beğeni ve takipçi sayılarıyla değil, vergi kayıtlarıyla da gündemde olduğunu duyuyoruz. Maliye Bakanlığı, dijital içerik üreticilerini finansal açıdan “takip” etmeye başladı. Peki bunun arkasında ne var?

    Fenomenlerin kazançları çoğu zaman reklam, sponsorluk ve iş birliklerinden oluşuyor. Ancak bu gelirler çoğunlukla resmi kayıtlara yansımıyor. Maliye Bakanlığı’nın amacı, kayıt dışı ekonomiyi azaltmak ve tüm gelirleri vergi denetimine tabi tutmak. Kısaca: “Siz gelir elde ediyorsunuz, ama vergi ödemiyorsunuz” uyarısı.

    Vergi Adaleti noktasında dijital kazançlar artık geleneksel iş gelirleri kadar ciddi. Vergi yükümlülüğünün sadece işletmeler ve çalışanlarla sınırlı kalmaması hedefleniyor. Kayıt Dışı Ekonomi ile Mücadele: Sosyal medyada milyarlarca TL’lik reklam harcaması dönüyor; bunun bir kısmı vergiden kaçıyor.

    Şeffaflık ve Denetimler açısından fenomenler üzerinden yapılan harcamaların ve kazançların şeffaflaşması, ekonomik sistemin güvenilirliğini artırıyor. Gelirlerini doğru beyan etmeyen fenomenlerin tespit edilmesi, dijital ekonomi vergi tabanının genişletilmesi, kayıt dışı ekonomiyi küçültmek ve vergi adaletini sağlamak bu noktada en büyük hedef.

    Fenomenler İçin Bilgilendirme yaparsak şunları belirtelim. Sponsorluk, reklam ve iş birliklerinden elde edilen gelirler artık resmi olarak beyan edilmeli.Bir mali müşavir veya muhasebeciyle çalışmak, hem cezaları önler hem de vergi avantajlarından yararlanmayı sağlar. Gelirler doğru beyan edildiğinde, uzun vadede dijital iş modeliniz daha sürdürülebilir ve güvenilir olur.

    Sonuç olarak, Sosyal medya fenomenleri artık sadece içerik üreticisi değil, birer dijital girişimci konumunda. Maliye Bakanlığı’nın adımı, onları korkutmak değil; ekonomiye entegrasyon ve şeffaflık sağlamak amacını taşıyor. Fenomenler için mesaj net: “Takip edilmek sadece sosyal medyada değil, mali tablolarınızda da olacak.”

  • TEZ VE RESMİ RAPORLARA GÖRE AFYONKARAHİSAR

    TEZ VE RESMİ RAPORLARA GÖRE AFYONKARAHİSAR

    26 yıldır bu şehirdeyim. Ekonomi muhabirliği köklü bir gazeteci olduğum için şehrin ekonomik alt yapısını yıllardır gözlemleyen şanslı gazetecilerden birisiyim. Bu güzel Afyonkarahisar’ı yıllardır anlatıyoruz. Sucuk diyoruz, kaymak diyoruz, termal diyoruz. Biz Afyon’u anlatıyoruz ama Afyon’un gerçeklerini değil. Şimdi okuyacağınız bu yazı, titizlikle irdelediğim üniversite tezleri, resmi raporlar ve yine resmi verilerden harmanlayarak ve hiçbir şahsi yorum katmadan, akademik görüşlerin en basit anlatımıyla EKONOMİA sayfası okuyucularımızın bilgisine hazırladığım bir araştırma dosyasıdır.

    AFYONKARAHİSAR ZENGİN BİR ŞEHİR AMA

    Evet, ama diyorum çünkü şundan dolayı: Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) rakamlarına göre yıllık hasıla İlimizde 8.637 dolar, Türk Lirası cinsinden 336.256 TL. 2024 verilerine göre Türkiye’de 44. sırada yer alıyor. TR 33 Bölgesi ve TÜİK raporlarına baktığımızda, Ege Bölgesi’nin tümünde de en düşük kişi başına hasıla ne yazık ki Afyonkarahisar’a ait. Kesinlikle bunu nüfusa göre düşünmeyelim. Nüfusu bizden fazla olan iller de bu pay yüksek seviyelerde olabiliyor. Peki “neden?” sorusunun cevabı nedir derseniz; cevap tümüyle tek bir noktada saklı: Sanayi ve üretim… Başka bir yerde aramayın cevabı.

    RAPORLARA GÖRE SORUN ŞU

    Toprağının altında mermer var. Tarlasında haşhaş var. Kesimhanelerde tonlarca et kesiliyor, toprağının altında sıcak su var. Milyarlarca adet yumurta üretiliyor, şekerleme ve lokum dillere destan. Ama sonuç? Türkiye ortalamasının altında gelir. Sorun şu: Birçok üniversite tezinde karşımıza net bir fikir çıkıyor; o da bu şehrin zenginliğini işleyememesi. Bakın, büyükbaş hayvancılık güçlü, kırmızı et üretimi yüksek. Ama ne oluyor? Canlı hayvan ya da karkas et olarak çıkıyor. Yani katma değer, yani işlenerek markalaşmış ve üzerine marka değerinin eklenerek karın yükseldiği sistem oluşmuyor. Mevcut bu noktada ciddi marka değerine sahip olan işletmelerimizin pazar payları, il GSYH sisteminde bir porsiyon pirinç pilavının içerisinde bir tatlı kaşığı gibi kalıyor. Önemli olan, bir porsiyon pirinç pilavının hepsini bu şekilde olmasını sağlamak. İşte birçok bilimsel görüş bunu ifade ediyor.

    TÜM SİSTEM İÇİN AYNI DİYEBİLİRİZ

    Anlatmış olduğum yukarıdaki sistem, bugün yumurta sektöründe, süt ürünleri sektöründe de bulunuyor. Öte yanda güzel olan ise şekerleme sektöründe son yıllarda ulusal markalaşma noktasında güzel adımlar görmemiz. Afyon lokumunun ününün artık Türkiye’den sonra küresel anlamda da çıkması, bu sektöre olumlu katkı sağladı. Aynı şekilde haşhaş ürünleri ve inovasyonları son yıllarda ciddi anlamda güzel gidiyor.

    MERMERCİLER ÇOKTAN FARK ETTİ

    Mermer sektörüne gelince, onlarda uzun yıllar boyunca mermerin işlemesini yapıp yurt dışına göndermekle devam etti. Yıllar boyunca ciddi anlamda para kazanıldı. Taş dediğiniz şeye bakış, bizden daha değerli yurt dışında. Yaklaşık son 15 yıldır bu noktada mermer sektörü üretirken çok gözlem yaptı ve araştırdı. Burada büyük bir emekle işlenen ürünleri yurt dışında daha yüksek bir ücrete satıldığını gördü ve markalaşmanın önemi burada ön plana çıktı. Bakınız, Afyon mermer sektörünün bilinen markaları bugün dünyanın dört bir tarafındaki fuarlara çıkarma yapıyor. Kendi markalarını küresel bir marka haline getirme noktasında ciddi çaba sarf ediyorlar. İşte bu ivmenin tüm sektörlerimize kayması şart. İşte o zaman üretim daha fazla artacak, istihdam artacak, kişi başına GSYH daha yukarı çıkacak.

    ÜRETİM VAR AMA MARKALAŞMA DAHA FAZLA OLMALI

    Yani Afyon’da üretim var ama değer üretimi yani marka noktasında daha fazlalaşma yok. Toptan satayım, birkaç sağlam alıcım olsun, riske girmeyeyim noktasında bir işleyişimiz var. Gelelim daha derine: Yer altı suları sessizce çekiliyor. Her yıl metre metre aşağı iniyor. Peki biz ne yapıyoruz? Daha fazla sondaj, daha fazla tüketim. Termal şehir diyoruz. Âmâ bazı kaynaklarda debi düşüyor, sıcaklık azalıyor. Altımızdaki zemin bile yavaş yavaş değişiyor. Hadi oradan diyenler araştırsın; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verileri açık ve net; her şey orada yazılı.

    BU ŞEHİRDE ŞU VAR

    Afyon’un değişmez net bir gerçeği var: Bu şehir yüksek riski sevmez, yatırım yapar ama güvenli yapar. Büyütmez, korur. Arsa alır, ev alır. Kazancı daha fazla üretime ve büyümeye tümüyle aktarsa her şey değişir; ama dediğim gibi risk almayı sevmez. Son olarak, 26 yıldır bu şehirde yaşayan bir ekonomi muhabiri gazeteci olarak net gözlemimi ifade ederek yazının sonunu bağlayayım: Bu şehir çalışır. Bu şehir üretir. Bu şehir ayakta durur. Ama bu şehir, kendini böyle bir kavşak zenginliği karşısında büyütmez; onu da yavaş yavaş yapmak ister. Kimse gücenmesin lütfen ama böyle.

  • AZIN BAŞINDA OLANI, ÇOĞUN BİLMESİ İYİDİR AFYON.  OKUDUĞUNUZDA “O KADAR MI” ARTIK DİYECEKSİNİZ

    AZIN BAŞINDA OLANI, ÇOĞUN BİLMESİ İYİDİR AFYON. OKUDUĞUNUZDA “O KADAR MI” ARTIK DİYECEKSİNİZ

    Bu hafta sizlere Türkiye Halk Sağlığı ile ilgili çok ilginç, dikkat çekici veri ve bilgiler paylaşacağım. Bu yazı ile bilinçli ve bilgi donanımlı okuyucu olmanıza değerli bir katkı nezdinde zihninizde bir başka açıdan bir harita ya da bir fotoğraf karesi oluşturacağım. Zaten her hafta Salı günleri yayınladığımız ve ilgiyle takip ettiğinizi yürekten hissettiğim EKONOMİA Sayfamızın temel amaçlarından biriside aralıklarla çeşitli veri ve araştırmaları en akıcı bir dille size aktararak bilinçaltı bilgi skalanıza bir tutam katkı sağlamak.

    HAZIRSANIZ EĞER BAŞLAYALIM ANLATMAYA

    Az sonra okumaya devam edeceğiniz bazı rakamlar, Ülkemizin de bağlı olduğu Uluslararası Dünya Sağlık Örgütü ve Türkiye rakamlarını derleyen Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan 2024 Türkiye Resmi Sağlık İstatistikleri çalışmasından derlenmiştir; yorum değil, tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Bugün pek fazla Afyon verileri paylaşamayacağız. Ülke geneli yoğunlukta olacak. Afyon nasıldır acaba sorusunun cevabını bazı bölümlerde kullanacağım yüz bin nüfusa oranla açıklaması ya da pratik matematikle nüfus oranı hesaplamasıyla az çok kafanızda oluşturabilirsiniz.

    PRATİK ANLATIMLA ÖNCE ŞUNLAR..

    Sağlık ve Tıp Biliminde İNSİDANS-PREVALANS –EPİDEMİYOLOJİ diye 3 nokta vardır. İnsidans risk altındaki sağlıklı bireylerin belirli sürede belirli bir hastalığa yakalanma yüzdesini ifade eder. Prevalans ise bir sağlık olayının bir yıl içerisindeki takvim aylarındaki vaka sayısını ifade eder. Epidemiyoloji ise meydana gelen sağlık olaylarının detaylı olarak inceleyen, yol haritası, tedavi yöntemi ve daha birçok süreci takip eden bir Bilim Dalıdır. Gördüğünüz üzere ağır tıp diliyle anlatmadım. Her okuyucunun anlayacağı en pratik bir dille anlatmaya çalıştım. Devam edelim..

    KANSER NOKTASINDA TÜRKİYE DÜNYADA KAÇINCI?

    Başlık oldukça merak uyandırıcı. Dünyadaki toplam Ülke sayısına göre bakarsanız rakam sizi tedirgin edebilir ama Türkiye’nin toplam nüfusunun birçok Ülkeden büyük olmasına göre bakarsanız daha gerçekçi bakmış olursunuz. Kanser oluşum ve sayı sıralamasında Türkiye, Dünya Sağlık Örgütü’nün “yüz bin” nüfusa göre yaptığı karşılaştırmalı istatistiklere göre her iki cinsiyet açısından Dünya’da 51. sırada yer alıyor. Erkeklerde kanser hastalığı oluşumundan 43. sırada olan Ülkemiz kadınların kanser oluşumu açısından 61. sırada yer alıyor. İkisinin ortalaması noktasında Dünyada 51. sırada yer alıyor. Anlaşılacağı üzere Türkiye’de erkekler daha fazla kanser riski taşıyor. Dünyada 1. sırada hangi Ülke var derseniz erkek, kadın ve tümü noktasında cevabı Avustralya.

    PEKİ, BU KONUDA BİR SAYI VAR MI?

    Tabi ki var. Dünya Sağlık Örgütü bu istatistiği Dünyada yaşayan her bir “Yüz Bin” Nüfusta bir sayı ile barem yapıyor. Bu barem Ülkelerdeki vaka sayısı ortalamasını ifade ediyor. Bu formüle göre Türkiye’de yaşayan her Yüz Bin erkekten ortalama 273.7 sine kanser teşhisi konuyor. Kısaca Yüz bin kişide, 273.7 erkek diyerek kavrayabilirsiniz. Öte yanda yine Türkiye’de her Yüz Bin Kadın nüfustan 192,3’üne kanser teşhisi konuluyor diyebilirsiniz. Bu oranlar dünya nüfusu sıralamasına göre dizildiğinde Türkiye’nin, Dünya genelindeki Ülkeler arasında 51. sırada yer aldığını bize ifade ediyor. 

    KANSER TÜRLERİNDEKİ HARİTAMIZ NEDİR DERSENİZ?

    Türkiyede yaşayan kadınlar açısından baktığımızda rekor tabi ki tahmine edileceği gibi göğüs kanserleri. Ülkemizde yaşayan her “Yüz Bin” kadından, 46.8 kadınımız bu hastalıkla mücadele ediyor. Kadınlarda ikinci sıra 24.6 kadın ile Tiroit kanseri, 16.4 kadın ile Kolon kanseri, 14.3 Rahim, 6.9 Yumurtalık ve 13.5 kadın ile Akciğer kanserinden oluşuyor. Erkeklerde rakamlar ise daha ürkütücü. Ülkemizde her Yüz Bin erkekten 68’i Akciğer, 35,3’ü prostat, 23,9’u Kolon, 22,6’sı Mesane, 16,6’sı Mide ve 10,3’ü Pankreas kanseri ile mücadele ediyor.

    SİZLERİ DAHA DÜŞÜNDERECEK BİR BAŞKA BİLGİ VEREYİM Mİ?

    Şimdi yazacağım bu satırları daha dikkatli okuyun hatta üzerinden iki sefer daha geçin. Göğüs ve Tiroit kanseri Ülkemizde bayanlarda rekor kıran bir kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. 15-24 yaş aralığında düşük sayılarda görülen bu kanser türlerinin ikisi özellikle 25-49 yaş arasındaki bayanlarda zirve yapıyor. 50-74 arasında Tiroit sayısı azalırken Göğüs kanseri ihtimali yükseliyor. Buradan şu sonuç çıkıyor. Uzman hekimlerin genel tarama önerileri doğrultusunda, 20’li yaşlardan itibaren kadınlarımızın 30 yıl boyunca tiroit takibini dikkatli yapmaları gerekiyor. Erkeklerde ise Akciğer, prostat ve pankreas kanserleri zirvedeki tür olarak karşımıza çıkıyor. 15-24 yaş aralığında erkeklerde bu kanserler pek görülmüyor. 25-49 yaş arasında harekete geçmeye başlayan bu 3 tür kanser özellikle 50 yaş ve üzerindeki erkeklerde pik yapıyor. 50-74 yaş arası erkeklerde özellikle akciğer ve prostat kanseri tırmanışa geçerken 75 ve üstünde ana zirve görülüyor. Bu iki kanserin arkasından iddialı bir rakamla kolon kanseri geliyor. Sonuçta erkeklerin kanserle ilgili yaş avantajları biraz daha kadınlara göre yaş açısından geç olsa da daha fazla kayıpları yanında getiriyor. Kısaca her bir kanser türü tehlikeli ama önemli olan tek gerçek erken teşhis.

    ÜZGÜNÜM GERÇEKTEN LÜTFEN BENİ AF EDİN OKUYUCULARIM

    Üzgüm gerçekten sizlere bu mübarek Ramazan ayında hatta Bayrama 10 gün kala bu rakamları vermekten. İşin acı gerçeğinde bu konuya karşı daha bilinçli bir toplum olmamız gerekiyor. Bende bu noktada sorumlu ve araştırmacı bir Gazeteci olarak bu verilerle sizlerde biraz daha dikkat ve sosyal farkındalık oluşturma adına zihninizde önemli bir pencere açmak zorundayım. Lütfen tekrar Af edin. Kanser teşhisi noktasında Devletin neden bu kadar hassas olduğunu ve uzmanların önerileri doğrultusunda yapılan taramalarla konunun ne kadar ciddiyetle ele alındığını bu rakamlarla kavramanızı rica ediyorum sizlerden. Dikkat ederseniz verdiğim rakamlarda Lösemiye henüz girmedik. Çünkü özellikle çocuklar ve lösemi konusu başlı başına bir yazı niteliği oluşturacak nitelikte çünkü. Diğer hastalıklara daha hiç saymıyorum. Her şeyin başı sağlık vesselam.

    AFYON RAKAMLARINI NASIL BİLECEĞİZ SORUSU

    Sağlık Bakanlığı Türkiye Sağlık İstatistikleri verilerinde İlimiz rakamları verilmiyor. Bu noktada Kamu bilgisine açık rakamlar olup olmadığını bilmiyoruz. Eğer kamu paylaşımına açıklığı noktasında bir serbestlik söz konusuysa, Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürü Sayın Hakkı Öztürk’ün de uygun görmesi hâlinde bu verileri sayfamızda sizlerle paylaşmamız noktasında her türlü kolaylığı EKONOMİA Sayfamıza sağlayacağını düşünüyorum. Böyle bir veri aktarımı olursa bana ilerleyen haftalarda muhakkak bir yazı konumuz olacaktır. Sağlıcakla kalın lütfen.

  • YASTIK ALTINDAKİ PARANIN HESABI ÇOK BÜYÜK RAKAM

    YASTIK ALTINDAKİ PARANIN HESABI ÇOK BÜYÜK RAKAM

    Jeopotilik endişelerin de etkisiyle 5,000 doların üzerine yükselen altın, çoğu yastık altı olmak üzere Türkiye’deki toplam altın varlığını da, 1.5 trilyon dolarlık toplam GYSH’nin yarısına ulaştırdı. Bu sürecin yarattığı servet artışı ve harcama etkisi ise dezenflasyonu yavaşlatan bir etken oldu.

    Altın fiyatlarının, nadiren görülen %80’e yakın rekor artış gösterdiği son 1 yılda altın kaynaklı servet etkisi ise 300 milyar doların üzerine çıktı. Servet etkisi başta otomotiv ve konut olmak üzere harcama kanalı ile iç talebin istenen ölçüde yavaşlamamasına neden oldu. Para politikasının kontrol alanı dışında kalan bu etki zaten kırılgan olan dezenflasyonu yavaşlatan önemli bir etken oldu.

    Merkez Bankası, Türkiye’deki altının 600 milyar dolar ile büyük bölümünün yastık altı – yani hanehalkı ve şirketler tarafından bankacılık sistemi dışında tutulan – altından oluştuğunu hesaplıyor. Ekonomistlerin hesaplamaları da benzer yönde.

    Bu durum, Türklerin altını güvenli, taşınabilir ve somut bir servet koruma aracı olarak görme geleneğinin de bir yansıması. Düğünlerde takılan ve nesilden nesile aktarılan altın hem dini nedenlerle hem de enflasyondan korunmak için yıllardır ülkedeki bir numaralı yatırım tercihi.

    Altında yıllardır görülmeyen bu sert yükseliş ise servet etkisiyle harcamaları artıran bir etken oldu. Ekonomistler ve Merkez Bankası, bunun dezenflasyon sürecini karmaşık hale getirdiğini söylüyor.

    Sadece Ocak ayında, altın fiyatları dolar bazında yaklaşık %25 yükseldi ve sadece bir ayda Türkiye’deki altın kaynaklı servet etkisi 80 milyar dolar oldu. Kısaca, yastık altında büyük bir servet var.

  • EVLERDE ÜRETİM YAPIP SATIYORSANIZ BU YAZIYA TIKLAYIN

    EVLERDE ÜRETİM YAPIP SATIYORSANIZ BU YAZIYA TIKLAYIN

    Günümüzde artık daha fazla ayakta kalmak için evlerde üretilen bir çok el emeği ürünlerin satışları yapılıyor. Güvenilir ve ilgili şartları taşıdığında hesaplı bir alışveriş olarak görülen bu model ile ilgili bilinmesi gerekenler var. Bilinmesi gerekenler bu ürünleri satın alanlar ile ilgili değil üretenlerle ilgili. Onun için evlerde üretim yapan üreticiler lütfen aşağıda iletmiş olduğumuz iki adet görseli parmaklarıyla büyüterek yada masa üstü bilgisayardan bu sayfayı açarak dikkatlice incelesinler. Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan bu iki görsel evlerde üretim yapan üreticiler için vergisel yükümlülük ve muaflar için pratik açıdan bir rehber niteliği taşıyor. Grafikler aşağıda bilginize sunulmuştur.