Kategori: farkındalık

  • Güven toplumun inşası eğitimi gerçekleştirildi

    Güven toplumun inşası eğitimi gerçekleştirildi

    Şiddetin nedenleri ve çözüm yolları

    Psikolog Elmas Aybike Yılmaz tarafından verilen eğitimde şiddet döngüsü üzerine dikkat çekici bilgiler paylaşıldı. Yılmaz, personelin günlük hayatta ve iş yaşamında kullanabileceği öfke ile stres yönetimi, sağlıklı iletişim yöntemleri ve kriz anlarında baş etme mekanizmaları hakkında detaylı sunum yaptı.

    Hukuki boyut ve koruyucu tedbirler

    Programın ikinci bölümünde Avukat Merve Tuğba Ablak, kadına yönelik şiddetin yasal boyutu hakkında katılımcıları bilgilendirdi. Ablak, mevcut yasal düzenlemeler, başvuru mekanizmaları ve şiddet mağdurları için sunulan koruyucu tedbirlerin önemine değindi.

    Kurumsal farkındalığın önemi

    Şiddetin önlenmesinde kurumların ve çalışanların farkındalığının kritik rol oynadığı belirtilen eğitim, personelden gelen soruların yanıtlanmasıyla sona erdi. Bu tür eğitimlerin güvenli bir toplum yapısının inşası için devam edeceği vurgulandı.>>>Haber MERKEZİ 

  • Öğrencilere trafik kültürü aşılanıyor

    Öğrencilere trafik kültürü aşılanıyor

    Eğitimlerde, Trafik Jandarmasının görev ve sorumlulukları başta olmak üzere; trafik işaret ve levhalarının anlamları, araçlarda güvenli yolculuk ve emniyet kemeri kullanımının önemi, araçlara binme ve inme kuralları detaylı şekilde anlatıldı. Ayrıca öğrenciler, güvenli oyun alanlarının seçimi, trafikte dikkat edilmesi gereken hususlar, yayaların uyması gereken kurallar ve karşıdan karşıya geçişlerde dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgilendirildi. Seminerlerde özellikle yaya geçitleri ve okul geçitlerinin doğru kullanımı üzerinde durularak, trafik kazalarının önlenmesinde farkındalığın önemi vurgulandı. Afyonkarahisar İl Jandarma Komutanlığı, trafik güvenliğinin sağlanması ve bilinçli nesiller yetiştirilmesi amacıyla eğitim ve bilgilendirme çalışmalarını aralıksız sürdüreceğini bildirdi. >>>Haber Merkezi

  • Parmak Uçlarındaki Işıktan; Bağımsızlığın Simgesine

    Parmak Uçlarındaki Işıktan; Bağımsızlığın Simgesine

    Sevgili Okurlarım;

      2026 ya merhaba derken ajandamın ilk sayfalarını hak ve erişilebilirlik bilinciyle dolduruyorum.2026 yılının, dijitalden, fiziksel alanlara kadar her noktada tam erişilebilirliğin sağlandığı, fırsat eşitliğinin önündeki tüm bariyerlerin kalktığı bir dönüm noktası olmasını temenni ediyorum. Bu yıl ki ilk yazımda aydınlık bir geleceğe hep birlikte bakıyoruz.

    ​  Bu yazımda “Görme Engelli Bireyler” için ocak ayındaki iki önemli günü “Farkındalık” oluşturmak için kaleme aldım.

    Ocak ayının ilk yarısı, görme engelli bireyler için yılın ilk günleri olmasından çok daha fazlasını ifade eder. 4 Ocak’ta parmak uçlarımızla dünyayı keşfetmemizi sağlayan “Dünya Braille Günü’nü”, hemen ardından 7-14 Ocak’ta ise özgürlüğümüzün ve güvenliğimizin simgesi olan “Beyaz Baston ve Görme Engelliler Haftası’na” dikkat çekiyoruz. Bu iki tarih, görme engellilerin toplumsal hayattaki iki temel direğini temsil eder: Bilgiye erişim ve hareket özgürlüğü.

    Şimdi bu özel günlere ve görme engelliler için önemine bakalım.

    ​  4 Ocak: Karanlığı Aydınlatan Altı Nokta

    ​  Gözlerinizi kapatıp yazının ve bilginin olmadığı bir dünya hayal edin… 1800’lerin başında görme engelliler için bu bir gerçekti. Ancak 4 Ocak 1809’da doğan Louis Braille, henüz 15 yaşındayken geliştirdiği altı noktalı kabartma sistemle bu karanlığı dağıttı. Bugün “4 Ocak Dünya Braille Günü”, sadece bir alfabeyi kutlama günü değildir; bilginin engellenemez olduğunun, bir görme engellinin dünyayı okuyarak, yazarak ve öğrenerek değiştirebileceğinin kanıtıdır.

    ​ Braille, parmak uçlarımıza birer göz armağan etmiştir. Ancak bugün dijitalleşen dünyada Braille’in yanına ekran okuyucuları ve dijital becerileri de ekleyerek, bu ışığı daha da büyütmek zorundayız.

    ​    7-14 Ocak ise Bağımsızlığın Beyaz Simgesidir.

    ​  Bilgiyle donanan bireyin bir sonraki adımı, sokağa çıkmak ve hayata karışmaktır. İşte burada devreye 1921’de James Biggs’in fark edilmek için bastonunu beyaza boyamasıyla başlayan Beyaz Baston girer. Beyaz baston bir “kusur” göstergesi değil, bir “bağımsızlık” beyanıdır. Bir görme engelli beyaz bastonunu eline aldığında dünyaya şunu söyler: “Kendi yolumu kendim çizebilirim, yeter ki önümdeki yapay engelleri kaldırın.”

    ​Braille Alfabesi ve Beyaz Baston Neden Önemli? ve Neler Yapmalıyız?

    Toplum olarak sormamız gereken soru şudur: Bir görme engelli Braille alfabesiyle eğitim alabiliyor mu? Beyaz bastonuyla sokakta güvenle yürüyebiliyor mu?

    Bunlara kısa konu başlıkları ile göz atacak olursak;

     * Erişilebilir Şehirler: Sarı çizgiler süs değildir; onlar bizim navigasyonumuzdur. Bu çizgilerin üzerine araç park etmek veya eşya koymak, bir insanın özgürlüğüne kilit vurmaktır.

     * Dijital Okuryazarlık: 21. yüzyılda Braille alfabesinin yanına dijital yetkinlikleri de koymalıyız. Görme engelliler teknoloji sayesinde artık her zamankinden daha güçlü.

     * İstihdam ve Üretim: Görme engelli bireyler, uygun koşullar sağlandığında sadece tüketen değil, dijital dünyada ve iş hayatında değer üreten profesyonellerdir. İş koçluğu ve mesleki eğitimlerle bu potansiyeli açığa çıkarmalıyız.

    Topluma Genel Anlamda Mesajımız Şu Olmaktadır:Engel Olma, Fark Et!”

    Görme engellilik, dört duvar arasına hapsolmak demek değildir. Bizler; okullarda, ofislerde, sanat galerilerinde ve caddelerdeyiz. 4 Ocak Louis Braille’in mirası olan “bilgi” ve 7-14 Ocak’ta  beyaz bastonun mirası olan “hareket” gücüyle buradayız.

    ​ Sizden acıma duygusu değil, hak temelli bir yaklaşım ve duyarlılık bekliyoruz. Bizim için en büyük engel, aşamadığımız basamaklar değil, aşılamayan önyargılardır. Gelin, bu Ocak ayında bir söz verelim:

    Şehirlerimizi parmak uçlarıyla okunacak kadar şeffaf, beyaz bastonla gezilecek kadar güvenli hale getirelim.

    ​ Hemen hemen tüm yazılarımda vurguladığım gibi; Bir toplumu uygar kılan şey, en dezavantajlı halkasına sunduğu imkanlardır.

    ***

    ​  Peki, bu özel ve bir o kadar da önemli günleri sadece bir hafta boyunca kutlamak ve farkında olmak yeterli mi? “Elbette hayır.” Gerçek duyarlılık, bu farkındalığı bir yaşam biçimi haline getirmekten geçer. Bir görme engellinin dünyasına dokunmak ve hayatını kolaylaştırmak aslında sandığınızdan çok daha basit adımlarla mümkün hale gelecektir.

    Bildiğimiz ama görme engelliler için olmazsa olmazımız uygulamalar.

       – Fiziksel Engelleri Birlikte Kaldıralım:

    Sarı kılavuz çizgiler birer dekorasyon değildir; onlar birer “yol”dur. Bu yolların üzerine araç park etmek, dükkan tezgahı koymak veya çöp bırakmak, o yolu kullanan bir bireyin özgürlüğünü elinden almaktır. Unutmayın, sizin için küçük bir dikkatsizlik, bizim için aşılması imkansız bir uçurum olabilir.

     – Dijital Dünyada Bize Yer Açın:

    Günümüzde bilgiye erişim artık ekranlarda. Web sitelerinizi, mobil uygulamalarınızı ve sosyal medya paylaşımlarınızı ekran okuyucu programlara uyumlu (erişilebilir) hale getirmek, toplu taşıma araçları ve asansörlerin, Akıllı Işıklar,Akıllı Duraklar, Banka vb yerlerde sesli yönlendirme olması Louis Braille’in başlattığı o ışığı dijital çağa taşımaktır. Görsellerinize ekleyeceğiniz basit bir “alt metin” (sesli betimleme), bir görme engellinin o görseli zihninde canlandırmasını sağlar.

    ​  -“Acımak” Yerine “Eşitlik” Sağlayalım

    Toplumdaki en büyük engel, maalesef engellilere duyulan “yardıma muhtaç birey” algısıdır. Bizler acınmak değil, eşit fırsatlara sahip olmak istiyoruz. Eğitimde fırsat eşitliği, işe alımlarda yetenek bazlı değerlendirme ve sosyal hayatta tam katılım hakkı… Görme engelli bir bireyin mühendis, avukat, yazılımcı,gazeteci veya sanatçı olabileceği bir dünya, hepimizin ortak başarısı olacaktır.

    ​   –Engellilerle Doğru İletişim Kurun

    Bir görme engelliye yardım etmek istediğinizde; önce ona sorun, cevabını bekleyin ve nasıl yardım edebileceğinizi öğrenin. Kolundan tutup sürüklemek yerine, kolunuzu teklif edin. Bizler için en büyük destek, bağımsızlığımıza duyulan saygıdır.

    ​  -En Önemlisi de Engellilere Kalbin Gözüyle Bakabilmek.

    ​ Beyaz bastonun tıktık sesleri sokaklarda yankılanırken, bu sesin bir “bağımsızlık senfonisi” olduğunu fark edin. 4 Ocak’ın o gizemli altı noktasıyla örülen bilgi köprüsünden hep birlikte geçelim.

    ​ Toplumsal duyarlılık; sadece eksiklikleri görmek değil, o eksiklikleri tamamlama iradesini göstermektir. Gelin, bu haftayı bir dönüm noktası yapalım. Şehirlerimizi sadece gözle görülen değil, gönülle hissedilen ve herkes için adil olan birer yaşam alanına dönüştürelim.

    Çünkü bizler; görmediğimiz için değil, engellendiğimiz için kısıtlanıyoruz. Engelleri kaldırın, gerisini bize bırakın.

    Unutmayın ki; Engel Yoktur! Engellenen Vardır.

    Hayatı Engelsiz Sayın…

  • EKİM’DEN, KASIM’A İNSANLIK KÖPRÜSÜ

    EKİM’DEN, KASIM’A İNSANLIK KÖPRÜSÜ

    Sevgili Okurlarım;

    Takvim yaprakları, Cumhuriyetimizin coşkusundan yeni çıkmışken, 29 Ekim’de başlayan Kızılay Haftası ile 3 Kasım’da start alan Organ Bağışı ve Nakli Haftası’nın kesiştiği önemli ve kritik bir döneme işaret ediyor. Bu günler, sadece birer anma değil; birbirine kenetlenmiş, eşsiz bir insani dayanışma ,vicdanın ve yaşamın mirasını temsil ediyor.

    Bu haftadaki yazımı bu haftaların amacı, önemi ve farkındalık bilinci misyonu üzerine  sosyal sorumluluk almamız  gerektiğini anlatmaya çalışacağım. İyi okuma lar.

    Hayatın ikinci şansına açılan tarihler arasında, 3-9 Kasım ve Kalbimizdeki Umut

    Şu an bu satırları okurken, Türkiye’de binlerce insan bir listede, nefes almak, yürümek, yaşamak için bir telefon sesini bekliyor. Böbrek yetmezliği, kalp hastalığı, karaciğer sirozu… Onların hepsi, bir meçhul kahramanın ‘Evet’ diyeceği o kritik karara bağlı. Bu bekleyiş, ertelediğimiz hayatların, yitirilen umutların ve tükenen zamanın ağırlığını hissettirir. Oysa organ bağışı, bir insanın diğerine sunabileceği en büyük armağandır:

    İkinci bir hayat. Bir can yitirilirken, başka bir cana can katmak… Bundan daha yüce, daha anlamlı bir miras olamaz. Beyin ölümü gerçekleşen birinin kalbi, böbreği veya karaciğeri, toprak altında çürümesi yerine, bir başka insana “ikinci bir doğum günü” armağan edebilir.

    ***

    Organ bağışı sorumluluk gerektiren bir karardır. Bu karar, genellikle en acı ve zor anda, yaslı aileden bekleniyor. Bu nedenle, en büyük sorumluluk hayattayken bize düşüyor: Kararımızı net bir şekilde ifade etmeliyiz. Ailemize, sevdiklerimize dönüp cesurca şunu söylemeliyiz:

    “Benim hayatım sonlandığında, organlarım başka bir hayatı kurtarsın istiyorum. Bu benim vasiyetimdir.”

    Organ bağışı konusundaki çekinceler genellikle dini inançlardan kaynaklanıyor. Oysa Diyanet İşleri Başkanlığı net bir şekilde organ bağışının caiz olduğunu, aksine bunun en büyük hayırlardan biri sayıldığını belirtiyor. Kalbin, böbreğin, karaciğerin vb. organların toprak altında çürümesi yerine, bir başka insanın vücudunda yaşamaya devam etmesi, sadece tıbbi bir olay değil, aynı zamanda manevi bir hediyedir.

         “Konuşulan” Bağış, “Kurtarılan” Hayat Olsun…

     

       Ne yazık ki istatistikler organ bağışı konusunda bizim acı  gerçeğimizi adeta yüzümüze bir şamar gibi vuruyor: Türkiye’de organ bağış oranları hâlâ çok düşük. Neden? Çoğu zaman bilgi eksikliği değil, ‘konuşulmamış bir karar’ yüzünden.

     

    ***

          İnsaniyetin Teminatı: Kızılay Haftası (29 Ekim – 4 Kasım)

     

    3 Kasım’ın içine denk gelen, 29 Ekim’de başlayıp 4 Kasım’a kadar süren Kızılay Haftası ise, organ bağışının bireysel ve yaşamsal kurtuluşuna ek olarak, toplumun geniş kesimlerine yayılan kolektif yardımlaşmanın simgesi olmuştur.

    Türk Kızılay’ı: Sadece kan bağışı çadırları değil, afetlerde  ilk koşan, savaşta yarayı saran, yoksullara gıda ulaştıran, yani insanlığın olduğu her yerde elini uzatan dev bir gönüllüler ordusudur. Kızılay, dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin, felaket anlarında devlet ile millet arasında köprü kurmaktadır. Onun için Kızılay haftasında, Kızılay’ın yürüttüğü o devasa yardım ağının farkına vararak, bu ağa destek olalım.

       Unutmayalım ki, bir ünite kan bağışı (Kızılay’ın temel misyonlarından sadece biri), bazen bir organ nakli kadar kritiktir; ameliyatta olan bir hastanın hayata tutunmasını sağlar. Kızılay’a destek olmak, çorbada tuzumuzun olması, sadece vicdani bir görev değil, aynı zamanda ulusal bir sorumluluğumuzdur.

    Mirasımız İyilik Olsun!

    Ekim’in sonunda başlayıp Kasım’ın ilk haftasına yayılan bu dönem, bize insan olmanın en temel erdemlerini hatırlatıyor: Merhamet ve Paylaşım.

    Organ bağışı ile bir kişinin hayatına ikinci bir şans verelim.

      Kızılay’a destek ile toplumun en zor anlarına güven ve umut taşıyalım.

     Bu iki haftanın ortak mesajı aynıdır .”Beklemeyin, harekete geçin!”

    Gelin hep birlikte, bu yıl bu iki önemli haftayı sadece takvimde kutlamakla kalmayalım. Ailemizle organ bağışını konuşalım, en yakın kan bağışı noktasına gidelim ve Kızılay’ın yardım kampanyalarına destek olalım.

       Geleceğe bırakabileceğimiz en değerli miras ne mal ne de mülktür; en değerli miras, kurtardığımız ve dokunduğumuz hayatlar olsun.

    Unutmayın! organ bağışı yapmanın bir bedeli yoktur, ancak ertelemenin bedeli bir insanın hayatıdır.

       3-9  Kasım’ı sadece bir farkındalık bilinci ile, hayatları değiştiren kararların alındığı, sessiz çığlıkların umut dolu bir nefese dönüştüğü bir dönüm noktası yapalım. Kalbimizdeki merhamet, bir başkasının kalbinde atmaya devam etsin!

     Hayat Kimseyi Organ Nakli beklemek Zorunda Bırakmasın…Bırakırsa da bağışçıları çok olsun.

    ** Organ Bağışı hakkında detaylı bilgileri, İl Sağlık Müd., Devlet ve Üniversite Hastaneleri, Toplum Sağlığı Merkezlerinden öğrenebilirsiniz.