Kategori: Ferhat Yüksel

  • FUTBOLDA FANATİZME HAYIR

    FUTBOLDA FANATİZME HAYIR

    Bir çocuğun gözyaşı, hiçbir galibiyete değmez…

    Onun adı Göktuğ… Birkaç gündür hep yüreğimizde bir sızı olmuştu Göktuğ’a yapılan… Gençlerbirliği maçında fanatik bir maganda yüzünden forması çıkartıldı. Daha küçücük bir çocuktu oysa… Kin bilmez, nefret bilmez, tek amacı gönül verdiği takımı yürekten desteklemek… Bu onun en büyük hakkıydı elbette… O olayın yaşandığı anda kendisini koruyan polis abisi, Komiser Yardımcısı Uğur Yurduseven ile Fenerbahçe taraftarını selamladı. Fenerbahçeli Göktuğ, Lyon maçı öncesinde polisin omzunda tribünler tarafından alkışlandı.  O çok mutlu olmuştu. Bizler de çok mutlu olduk.

    Sahaya çıkmadan polis abisine söylediği sözler ise yüreğimize dokundu. “Abiler kızacak mı, bir şey olacak mı?” diye sormuş. Küçücük bir çocuğun yüreğine böylesi korku vermek çok kötü… O yüzden diyorum ki fanatizme hayır… fanatizme hayır… fanatizme hayır… Bu tür kişilerin stadyumlara alınmamasını rica ediyorum tüm yetkililerden…

    ++++

    FUTBOL; DOSTLUKTUR, KARDEŞLİKTİR, PAYLAŞMAKTIR

    Futbol…

    Kimi zaman 90 dakikalık bir mücadele, kimi zaman da milyonları aynı heyecanda buluşturan ortak bir dildir.

    Aynı tribünde olmasak da aynı sevince ortak olabildiğimiz ender alanlardan biridir.

    Çünkü futbol; dostluktur, kardeşliktir, paylaşmaktır.

    Ne yazık ki son günlerde yaşanan bazı olaylar, bu ruhun giderek zedelendiğini gösteriyor. Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçı öncesinde küçük bir çocuğun giydiği forma nedeniyle formasını çıkarmaya zorlanması, yalnızca o çocuğu değil, vicdan sahibi herkesi derinden yaralamıştır.

    Oysa çocukların dünyasında forma sadece sevdikleri takımın rengidir. Onlar için rekabet nefret değil, heyecan demektir. Büyüklerin oluşturduğu öfke ikliminin en masum yürekleri incitmeye hakkı yoktur.

    ++++

    1. ADAMLAR DA ZEKİ, ÇEVİK VE AHLAKLI OLMALI

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.” sözü, bugün belki de en çok tribünlerde hatırlanmalı diye düşünüyorum. Çünkü spor ahlakı yalnızca futbolcunun değil, tribündeki taraftarın da sorumluluğudur. Taraftar, sahadaki 12. adamdır. Oyuncusunu desteklerken rakibine de saygı duyan, çocukların yüzünü güldüren, centilmenliği elden bırakmayan gerçek taraftardır.

    Bugün ülkemizin farklı şehirlerinde, farklı takımları tutuyor olabiliriz. Farklı kültürlerden, farklı düşüncelerden geliyoruzdur. Ama bizi birbirimize düşman yapacak hiçbir forma rengi yoktur. Aynı bayrağın altında yaşayan, aynı vatanın evlatlarıyız. Dilimiz, inancımız, kökenimiz ya da tuttuğumuz takım ne olursa olsun, ortak değerimiz insanlıktır. Fanatizm, sevgiyi nefrete dönüştürdüğü anda spor olmaktan çıkar. Kazanılan kupalar bir gün tozlu raflara kalkar, atılan goller unutulur. Ama ağlayan bir çocuğun hafızasında bıraktığınız iz yıllarca silinmez. Bu yüzden futbolu yeniden çocukların gözlerindeki heyecanla hatırlamalıyız.

    ++++

    FANATİZM DEĞİL; VİCDAN, KARDEŞLİK VE İNSANLIK

    Rakibimizi düşman değil, oyunun bir parçası olarak görmeliyiz. Tribünlerde küfür yerine alkışın, nefret yerine saygının ve öfke yerine kardeşliğin sesi yükselmelidir. Çünkü hiçbir derbi, hiçbir şampiyonluk, hiçbir galibiyet bir çocuğun gülümsemesinden daha değerli değildir. Futbolun gerçek kazananı; rakibine saygı duyan, centilmenliği elden bırakmayan ve çocukların gözyaşına sebep olmayan taraftardır. Bugün hepimizin ihtiyacı olan şey daha fazla fanatizm değil; daha fazla vicdan, daha fazla kardeşlik ve daha fazla insanlıktır.

    ++++

    BU ARTIK SON OLSUN, ÇOCUKLAR FARKLI RENKLERİYLE GÜLSÜN

    Ne yazık ki bu ilk olay da değil. Geçmişte de farklı takımların taraftarı olan çocukların benzer şekilde üzüldüğü, tribünlerde gereksiz gerginliklerin yaşandığı olaylara tanıklık ettik.

    Oysa çocukların kalbinde rekabet değil, yalnızca futbol sevgisi vardır.’

    Galatasaray da bizimdir, Fenerbahçe de bizimdir, Beşiktaş da bizimdir, Trabzonspor da bizimdir. Anadolu’nun dört bir yanında mücadele eden tüm kulüpler de bizimdir.

    Çünkü bunlar aynı ülkenin renkleri, aynı milletin ortak değerleridir.

    Forma renkleri bizi ayırmak için değil, futbolun güzelliğini yaşatmak içindir. Unutmayalım; çocukların gülümsemesi, tribünlerde atılan tüm sloganlardan daha kıymetlidir.

    Futbol aşkıyla yaşayalım… Ama saygı çerçevesinde…

    Sevgiyle kalın… Umutla kalın…

  • Dünya Kupası’nın gölgesinde bir gerçek

    Dünya Kupası’nın gölgesinde bir gerçek

    Dünya Kupası’nda artık son viraja girdik…

    Milyonlarca futbolseverin haftalardır nefesini tutarak takip ettiği dev organizasyonda yarı final heyecanı yaşanıyor. Kupaya uzanacak takım henüz belli değil ama bu turnuva şimdiden futbol tarihine unutulmaz sayfalar ekledi.

    Bir Dünya Kupası daha bize gösterdi ki futbol artık sadece yıldızlardan ibaret değil. Disiplin, takım ruhu, mücadele ve doğru planlama; milyonlarca euroluk kadrolardan çok daha değerli hale geldi. Turnuvanın başında favori gösterilen birçok ülke evine erken dönerken, kimsenin şans vermediği ekipler tüm dünyanın alkışını topladı.

    ++++

    AMA HANGİSİ? İSPANYA, İNGİLTERE VE ARJANTİN…

    Fransa yine istikrarını ortaya koydu, İspanya yıllardır özlediği futbol aklını yeniden sahaya yansıttı, İngiltere “Bu kez olabilir” dedirtti, Arjantin ise her zamanki tutkusuyla son ana kadar mücadeleyi bırakmadı. Her biri farklı hikâyeler yazdı.

    Bu Dünya Kupası’nın belki de en büyük kazananı futbolun kendisi oldu. Çünkü artık hiçbir maç başlamadan kazanılmıyor. Küçük denilen ülkeler büyükleri korkutuyor, yıldız isimler tek başına maç kazandıramıyor. Sahada savaşan, inanan ve vazgeçmeyen ekipler ayakta kalıyor.

    ++++

    BİZİM İÇİMİZDEKİ EN BÜYÜK BURUKLUK

    Bizim için ise bu turnuvanın en buruk yanı Türkiye’nin erken vedası oldu. 2002 Dünya Kupası’nın o unutulmaz bronz madalyasını yaşayan nesil olarak yeniden aynı heyecanı yaşamak, ay-yıldızlı formayı yarı finalde hatta finalde görmek istedik. Ne yazık ki hayallerimiz bu kez de erken sona erdi. Ancak futbolun güzelliği de burada… Her biten turnuva, bir sonraki için yeni umutlar doğuruyor.

    Şimdi gözler yarı finalde… Artık hata yapma lüksü yok… Bir anlık dalgınlık, bir kurtarış, bir gol ya da uzatma dakikalarında gelen tek bir dokunuş; yılların emeğini ya şampiyonluğa taşıyacak ya da tarihin tozlu sayfalarına bırakacak.

    Kupayı hangi ülke kaldırır bilinmez. Ama bu organizasyon bir kez daha gösterdi ki Dünya Kupası sadece bir futbol turnuvası değildir. O; umutların, gözyaşlarının, sevinçlerin, hayal kırıklıklarının ve milyonları aynı duyguda buluşturan eşsiz bir hikâye…

    Şimdi geriye sadece üç maç kaldı…

    Ve ardından dört yıl sürecek büyük bir özlem başlayacak.

    ++++

    2002 RUHU NEREDE?

    Dünyanın en iyi futbolcuları, en güçlü teknik adamları ve milyonlarca taraftarın hayalleri artık sadece birkaç maça sığmış durumda…

    Biz ise yine ekran başındayız.

    İşte insanın canını en çok acıtan da bu…

    Ne zaman Dünya Kupası gelse, hafızamız bizi istemeden 2002 yılına götürüyor. Şenol Güneş yönetimindeki o mütevazı ama yürekli kadro… Rüştü’nün kurtarışları, Bülent Korkmaz’ın fedakârlığı, Hasan Şaş’ın bitmek bilmeyen enerjisi, İlhan Mansız’ın unutulmaz altın golü, dünya kupası tarihine geçen goller…

    O takım, sadece maç kazanmadı.

    Bir milleti yeniden futbola inandırdı.

    Aradan tam 24 yıl geçti. Dünya değişti, futbol değişti, teknoloji değişti. Ama değişmeyen tek şey, Türk futbolunun bir türlü ilerleyememesi oldu.

    ++++

    ALT YAPIYI KONUŞUYORUZ AMA GEREKEN YATIRIMI YAPMIYORUZ

    Her turnuva öncesi büyük hedefler konuşuyoruz.

    “Bu kez farklı olacak” diyoruz. Sonra yine aynı hayal kırıklıkları…

    Sorun sadece teknik direktör değil. Sorun sadece futbolcu da değil.

    Sorun, yıllardır günü kurtarmaya çalışan futbol anlayışımızdır.

    Alt yapıyı konuşuyoruz ama gereken yatırımı yapmıyoruz.

    Gençlere güvenelim diyoruz ama iki kötü maçta kenara çekiyoruz.

    Yabancı oyuncu kuralını her sezon değiştiriyoruz.

    Hakem tartışmaları bitmiyor…

    Yöneticiler birbirleriyle kavga ediyor.

    Futbol konuşmak yerine, futbolun dışındaki her şeyi konuşuyoruz.

    Sonra da neden Dünya Kupası’nda yokuz diye üzülüyoruz.

    ++++

    ANADOLU’NUN DÖRT BİR YANINDA KEŞFEDİLMEYİ BEKLEYEN NİCE GENÇ VAR

    Bugün yarı finale kalan ülkelere bakın. Hiçbiri tesadüfen burada değil. Yılların planlaması, sabrı ve emeği var. İspanya yıllarca alt yapısına yatırım yaptı. Fransa onlarca genç yeteneği sistem içinde yetiştirdi. İngiltere eleştirildi ama vazgeçmedi. Arjantin ise futbol kültürünü hiçbir zaman kaybetmedi.

    Biz ise hâlâ günü kurtarmanın peşindeyiz. Oysa bu ülkenin yeteneği eksik değil.

    Sokakta top oynayan çocuklarımız hâlâ var. Anadolu’nun dört bir yanında keşfedilmeyi bekleyen nice genç var. Eksik olan; onlara inanacak sistem, sabır ve vizyon.

    2002’nin başarısı tesadüf değildi. O kadro, formanın ağırlığını biliyordu. Ay-yıldızın sorumluluğunu hissediyordu. Belki dünyanın en pahalı oyuncuları değillerdi ama dünyanın en büyük yüreklerinden birine sahiptiler.

    Bugün yeniden o ruha ihtiyacımız var. Çünkü başarı, sadece para ile gelmiyor.

    Başarı; inançla, disiplinle, adaletle ve emekle geliyor.

    Dünya Kupası bir kez daha bize futbolun sadece 90 dakikadan ibaret olmadığını gösteriyor.

    Kupayı kim kazanacak bilmiyoruz. Ama bizim asıl kazanmamız gereken şey, kaybettiğimiz 2002 ruhudur. İşte o ruhu yeniden bulduğumuz gün… Sadece Dünya Kupası’na katılan değil, kupayı kaldırmayı hayal eden bir Türkiye’yi yeniden izleriz.

    Ve inanıyorum ki, o gün geldiğinde milyonlarca insanın gözlerinden aynı cümle dökülecek:

    “İşte beklediğimiz Türkiye geri döndü.”

    Sevgiyle kalın… Umutla kalın…

  • ÇOK İSTEDİK AMA OLMADI

    ÇOK İSTEDİK AMA OLMADI

    2002’nin gölgesinde yarım kalan hayal…

    2002… Türk futbolunun hafızasına altın harflerle kazınmış bir yıldı bizim için… Japonya ve Güney Kore’de oynanan Dünya Kupası’nda ay-yıldızlı formamız, sadece bir milli takım forması değildi; 85 milyonun umuduydu. Brezilya’ya kafa tutan, Güney Kore’yi devirip dünya üçüncüsü olan o kadro, hepimize “Biz de yapabiliriz” duygusunu miras bıraktı.

    Aradan yıllar geçti.

    Her Dünya Kupası geldiğinde, içimizde aynı heyecan yeniden filizlendi. Belki bu kez… Belki yeniden…

    ++++

    “ACABA 2002 RUHU GERİ DÖNER Mİ?”

    2026 Dünya Kupası da işte o umutlardan biriydi. Uzun yılların ardından yeniden Dünya Kupası sahnesinde olmak bile başlı başına büyük bir mutluluktu. Tribünlerde kırmızı-beyaz denizi, ekran başında milyonlar, sosyal medyada tek yürek olan bir ülke… Herkesin aklında aynı soru vardı: “Acaba 2002 ruhu geri döner mi?”

    Ne yazık ki dönmedi.

    Sahaya çıkan futbolcularımız mücadele etti, ter döktü, ancak futbol bazen sadece istemekle olmuyor. Eksiklerimiz, hatalarımız ve kırılma anlarında yaptığımız yanlış tercihler bizi turnuvaya erken veda etmek zorunda bıraktı.

    Belki de en çok can yakan, elenmekten ziyade kurulan hayallerin yarım kalmasıydı.

    Çünkü bu millet, Dünya Kupası’nı sadece izlemek istemiyor. Bu millet yeniden dünyanın en büyük futbol sahnesinde söz sahibi olmak, yeniden çeyrek finalleri, yarı finalleri konuşmak, yeniden İstiklal Marşı’nı milyonlara dinletmek istiyor.

    2002’nin çocukları bugün yetişkin oldu. O gün televizyon başında gözleri dolan nesil, şimdi kendi çocuklarına İlhan Mansız’ı anlatıyor. O başarı, nesiller arasında aktarılan bir futbol masalına dönüştü.

    Belki de sorun tam burada…

    Biz hâlâ 2002’yi özlüyoruz ama yeni bir 2002’yi inşa etmek için uzun vadeli planlara, altyapıya ve istikrara aynı kararlılıkla sarılamıyoruz. Dünya futbolu değişiyor, gelişiyor; biz ise zaman zaman geçmişin güzel anılarıyla avunuyoruz.

    Yine de umudu kaybetmemek gerekiyor.

    Çünkü bu forma, bu arma ve bu ülke daha büyük başarıları hak ediyor. Belki bugün olmadı. Belki 2026’da hayallerimiz erken sona erdi. Ama Türk futbolu, 2002’de gösterdiği gibi yeniden ayağa kalkabilecek potansiyele sahip.

    O kupaya uzanmayı gerçekten çok istemiştik.

    Bu kez olmadı…

    Ama bir gün, yine aynı heyecanla, aynı inançla “Biz neden şampiyon olmayalım?” diyebileceğimiz günlerin geleceğine inanmak istiyoruz.

    Çünkü bazı hayaller ertelenir, vazgeçilmez.

    Sevgiyle kalın… Umutla kalın…