Kategori: Futbol

  • FUTBOLDA FANATİZME HAYIR

    FUTBOLDA FANATİZME HAYIR

    Bir çocuğun gözyaşı, hiçbir galibiyete değmez…

    Onun adı Göktuğ… Birkaç gündür hep yüreğimizde bir sızı olmuştu Göktuğ’a yapılan… Gençlerbirliği maçında fanatik bir maganda yüzünden forması çıkartıldı. Daha küçücük bir çocuktu oysa… Kin bilmez, nefret bilmez, tek amacı gönül verdiği takımı yürekten desteklemek… Bu onun en büyük hakkıydı elbette… O olayın yaşandığı anda kendisini koruyan polis abisi, Komiser Yardımcısı Uğur Yurduseven ile Fenerbahçe taraftarını selamladı. Fenerbahçeli Göktuğ, Lyon maçı öncesinde polisin omzunda tribünler tarafından alkışlandı.  O çok mutlu olmuştu. Bizler de çok mutlu olduk.

    Sahaya çıkmadan polis abisine söylediği sözler ise yüreğimize dokundu. “Abiler kızacak mı, bir şey olacak mı?” diye sormuş. Küçücük bir çocuğun yüreğine böylesi korku vermek çok kötü… O yüzden diyorum ki fanatizme hayır… fanatizme hayır… fanatizme hayır… Bu tür kişilerin stadyumlara alınmamasını rica ediyorum tüm yetkililerden…

    ++++

    FUTBOL; DOSTLUKTUR, KARDEŞLİKTİR, PAYLAŞMAKTIR

    Futbol…

    Kimi zaman 90 dakikalık bir mücadele, kimi zaman da milyonları aynı heyecanda buluşturan ortak bir dildir.

    Aynı tribünde olmasak da aynı sevince ortak olabildiğimiz ender alanlardan biridir.

    Çünkü futbol; dostluktur, kardeşliktir, paylaşmaktır.

    Ne yazık ki son günlerde yaşanan bazı olaylar, bu ruhun giderek zedelendiğini gösteriyor. Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçı öncesinde küçük bir çocuğun giydiği forma nedeniyle formasını çıkarmaya zorlanması, yalnızca o çocuğu değil, vicdan sahibi herkesi derinden yaralamıştır.

    Oysa çocukların dünyasında forma sadece sevdikleri takımın rengidir. Onlar için rekabet nefret değil, heyecan demektir. Büyüklerin oluşturduğu öfke ikliminin en masum yürekleri incitmeye hakkı yoktur.

    ++++

    1. ADAMLAR DA ZEKİ, ÇEVİK VE AHLAKLI OLMALI

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.” sözü, bugün belki de en çok tribünlerde hatırlanmalı diye düşünüyorum. Çünkü spor ahlakı yalnızca futbolcunun değil, tribündeki taraftarın da sorumluluğudur. Taraftar, sahadaki 12. adamdır. Oyuncusunu desteklerken rakibine de saygı duyan, çocukların yüzünü güldüren, centilmenliği elden bırakmayan gerçek taraftardır.

    Bugün ülkemizin farklı şehirlerinde, farklı takımları tutuyor olabiliriz. Farklı kültürlerden, farklı düşüncelerden geliyoruzdur. Ama bizi birbirimize düşman yapacak hiçbir forma rengi yoktur. Aynı bayrağın altında yaşayan, aynı vatanın evlatlarıyız. Dilimiz, inancımız, kökenimiz ya da tuttuğumuz takım ne olursa olsun, ortak değerimiz insanlıktır. Fanatizm, sevgiyi nefrete dönüştürdüğü anda spor olmaktan çıkar. Kazanılan kupalar bir gün tozlu raflara kalkar, atılan goller unutulur. Ama ağlayan bir çocuğun hafızasında bıraktığınız iz yıllarca silinmez. Bu yüzden futbolu yeniden çocukların gözlerindeki heyecanla hatırlamalıyız.

    ++++

    FANATİZM DEĞİL; VİCDAN, KARDEŞLİK VE İNSANLIK

    Rakibimizi düşman değil, oyunun bir parçası olarak görmeliyiz. Tribünlerde küfür yerine alkışın, nefret yerine saygının ve öfke yerine kardeşliğin sesi yükselmelidir. Çünkü hiçbir derbi, hiçbir şampiyonluk, hiçbir galibiyet bir çocuğun gülümsemesinden daha değerli değildir. Futbolun gerçek kazananı; rakibine saygı duyan, centilmenliği elden bırakmayan ve çocukların gözyaşına sebep olmayan taraftardır. Bugün hepimizin ihtiyacı olan şey daha fazla fanatizm değil; daha fazla vicdan, daha fazla kardeşlik ve daha fazla insanlıktır.

    ++++

    BU ARTIK SON OLSUN, ÇOCUKLAR FARKLI RENKLERİYLE GÜLSÜN

    Ne yazık ki bu ilk olay da değil. Geçmişte de farklı takımların taraftarı olan çocukların benzer şekilde üzüldüğü, tribünlerde gereksiz gerginliklerin yaşandığı olaylara tanıklık ettik.

    Oysa çocukların kalbinde rekabet değil, yalnızca futbol sevgisi vardır.’

    Galatasaray da bizimdir, Fenerbahçe de bizimdir, Beşiktaş da bizimdir, Trabzonspor da bizimdir. Anadolu’nun dört bir yanında mücadele eden tüm kulüpler de bizimdir.

    Çünkü bunlar aynı ülkenin renkleri, aynı milletin ortak değerleridir.

    Forma renkleri bizi ayırmak için değil, futbolun güzelliğini yaşatmak içindir. Unutmayalım; çocukların gülümsemesi, tribünlerde atılan tüm sloganlardan daha kıymetlidir.

    Futbol aşkıyla yaşayalım… Ama saygı çerçevesinde…

    Sevgiyle kalın… Umutla kalın…

  • SON DÜDÜK ÇALDIĞINDA

    SON DÜDÜK ÇALDIĞINDA

    Bir ay boyunca hayatımızın ritmi değişti…

    Kimimiz sabahın ilk ışıklarında ekran başına geçti, kimimiz gece yarısını bekledi.

    Kahveler biraz daha uzun içildi, dost sohbetleri biraz daha koyulaştı. Aynı dili konuşmayan milyonlar, aynı sevinçte ayağa kalktı, aynı hayal kırıklığında sessizliğe büründü.

    İşte Dünya Kupası’nın en büyük büyüsü buydu.

    SON DÜDÜK ÇALDIĞINDA

    Bir topun peşinden koşan yirmi iki futbolcudan çok daha fazlasını izledik. Kimi zaman yılların emeğini, kimi zaman çocukluk hayalini, kimi zaman da bir ülkenin gururunu gördük sahada.

    Küçük ülkelerin devleri devirdiği maçlar izledik.

    Favorilerin çaresiz kaldığı gecelere tanıklık ettik.

    Son dakikada gelen gollerle milyonların aynı anda çığlık attığını, kaçan penaltılarla aynı anda iç çektiğini gördük.

    SON DÜDÜK ÇALDIĞINDA

    Bir ay boyunca dünya, futbolun etrafında döndü.

    Ve şimdi…

    Son düdük çaldı.

    Kupa sahibini buldu.

    Statların ışıkları birer birer söndü.

    Tribünlerdeki o tarifsiz uğultu yerini sessizliğe bıraktı.

    SON DÜDÜK ÇALDIĞINDA

    Belki de Dünya Kupası’nın en hüzünlü tarafı budur. Daha dün başlamış gibi gelir ama göz açıp kapayıncaya kadar biter. Günlerdir alıştığınız maç saatleri bir anda takvimden silinir. Akşam olunca eliniz farkında olmadan kumandaya uzanır ama ekranda artık o heyecan yoktur.

    Geride sadece güzel anılar kalır.

    Unutulmayacak goller…

    Yıllarca konuşulacak kurtarışlar…

    Yeni doğan yıldızlar…

    Ve futbolun neden “dünyanın ortak dili” olduğunu bir kez daha hatırlatan o eşsiz atmosfer…

    Dünya Kupası, sadece bir spor organizasyonu değil…

    SON DÜDÜK ÇALDIĞINDA

    O; farklı kıtalardan gelen insanların aynı heyecanda buluştuğu, savaşların, sınırların, dillerin ve renklerin doksan dakikalığına anlamını yitirdiği büyük bir insanlık buluşmasıdır.

    Belki tuttuğumuz takım kupayı kazanamadı.

    Belki favorimiz erken veda etti.

    Belki final istediğimiz gibi sonuçlanmadı.

    Ama geriye dönüp baktığımızda, kazanan yalnızca bir ülke olmadı.

    Kazanan futbol oldu.

    Kazanan dostluk oldu.

    Kazanan ekran başında ailesiyle maç izleyen çocuklar, aynı golde birbirine sarılan insanlar, farklı formalar içinde aynı oyuna âşık milyonlar oldu.

    SON DÜDÜK ÇALDIĞINDA

    Şimdi yeniden ligler başlayacak.

    Transfer haberleri, derbiler, Avrupa kupaları derken futbol yine hayatımızın içinde olacak.

    Ama Dünya Kupası’nın yeri her zaman ayrı kalacak.

    Çünkü onun heyecanı dört yılda bir gelir.

    Beklemesi uzun, özlemi büyük, vedası ise her zaman biraz hüzünlüdür.

    Son düdük çaldı…

    Kupa kaldırıldı…

    Madalya töreni bitti…

    Ama tribünlerden yükselen o ses, çocukların bahçelerde kurduğu hayallerde yaşamaya devam edecek.

    Çünkü futbolun en güzel tarafı, biten her hikâyenin ardından yeni bir hikâyeye kapı aralamasıdır.

    SON DÜDÜK ÇALDIĞINDA

    Ve biz biliyoruz ki…

    Bir gün yine statlar dolacak.

    Yine ilk düdük çalacak.

    Yine dünyanın dört bir yanında milyonlar aynı anda nefesini tutacak.

    O güne kadar…

    Hoşça kal Dünya Kupası.

    Bize sadece futbol değil, paylaşmanın, heyecanlanmanın ve birlikte sevinebilmenin ne kadar güzel olduğunu bir kez daha hatırlattığın için teşekkürler.

    ++++

    SON DÜDÜK ÇALDIĞINDA

    ERKEN VEDA, ERKEN SESSİZLİK

    Futbol bazen doksan dakikadan ibaret değil…

    Bazen aylarca süren bir heyecandır, sokaklara asılan bayraklardır, çocukların sırtına geçirdiği kırmızı-beyaz formalardır. Dünya Kupası işte tam da böyle bir duyguydu.

    Bizim hikâyemiz ise ne yazık ki kısa sürdü.

    Ay-yıldızlı forma bu kez hayalini kurduğumuz kadar uzağa gidemedi. Daha fazlasını bekliyorduk. Çünkü bu ülke, 2002’de dünyanın üçüncüsü olmuş bir takımın çocuklarıyla büyüdü. Rüştü’nün kurtarışlarını, İlhan Mansız’ın altın golünü, Şenol Güneş’in kenardaki sessiz duruşunu unutmadık. O yaz, sadece futbol oynamamıştık; dünyaya “Biz de varız” demiştik.

    Aradan yıllar geçti. Nesiller değişti, futbol değişti, dünya değişti. Ama bizim Dünya Kupası özlemimiz hiç değişmedi.

    Bu turnuvada da umutluyduk. Belki kupaya uzanamazdık ama en azından uzun bir yolculuk yapmak istiyorduk. Her maçta biraz daha büyüyen bir hikâyeye tanıklık etmeyi hayal ettik. Ne yazık ki bu hikâye beklediğimizden çok önce son buldu.

    Elbette futbolun doğasında kazanmak da var, kaybetmek de… Kimse her turnuvada şampiyon olamaz. Ancak bizi üzen, elenmekten çok eksik kalan o mücadele hissiydi. Çünkü Türk futbolunu seven milyonlar, yenilgiyi affeder; ama umutsuzluğu affetmez.

    Sevgiyle kalın… Umutla kalın…

    SON DÜDÜK ÇALDIĞINDA

  • Dünya Kupası’nın gölgesinde bir gerçek

    Dünya Kupası’nın gölgesinde bir gerçek

    Dünya Kupası’nda artık son viraja girdik…

    Milyonlarca futbolseverin haftalardır nefesini tutarak takip ettiği dev organizasyonda yarı final heyecanı yaşanıyor. Kupaya uzanacak takım henüz belli değil ama bu turnuva şimdiden futbol tarihine unutulmaz sayfalar ekledi.

    Bir Dünya Kupası daha bize gösterdi ki futbol artık sadece yıldızlardan ibaret değil. Disiplin, takım ruhu, mücadele ve doğru planlama; milyonlarca euroluk kadrolardan çok daha değerli hale geldi. Turnuvanın başında favori gösterilen birçok ülke evine erken dönerken, kimsenin şans vermediği ekipler tüm dünyanın alkışını topladı.

    ++++

    AMA HANGİSİ? İSPANYA, İNGİLTERE VE ARJANTİN…

    Fransa yine istikrarını ortaya koydu, İspanya yıllardır özlediği futbol aklını yeniden sahaya yansıttı, İngiltere “Bu kez olabilir” dedirtti, Arjantin ise her zamanki tutkusuyla son ana kadar mücadeleyi bırakmadı. Her biri farklı hikâyeler yazdı.

    Bu Dünya Kupası’nın belki de en büyük kazananı futbolun kendisi oldu. Çünkü artık hiçbir maç başlamadan kazanılmıyor. Küçük denilen ülkeler büyükleri korkutuyor, yıldız isimler tek başına maç kazandıramıyor. Sahada savaşan, inanan ve vazgeçmeyen ekipler ayakta kalıyor.

    ++++

    BİZİM İÇİMİZDEKİ EN BÜYÜK BURUKLUK

    Bizim için ise bu turnuvanın en buruk yanı Türkiye’nin erken vedası oldu. 2002 Dünya Kupası’nın o unutulmaz bronz madalyasını yaşayan nesil olarak yeniden aynı heyecanı yaşamak, ay-yıldızlı formayı yarı finalde hatta finalde görmek istedik. Ne yazık ki hayallerimiz bu kez de erken sona erdi. Ancak futbolun güzelliği de burada… Her biten turnuva, bir sonraki için yeni umutlar doğuruyor.

    Şimdi gözler yarı finalde… Artık hata yapma lüksü yok… Bir anlık dalgınlık, bir kurtarış, bir gol ya da uzatma dakikalarında gelen tek bir dokunuş; yılların emeğini ya şampiyonluğa taşıyacak ya da tarihin tozlu sayfalarına bırakacak.

    Kupayı hangi ülke kaldırır bilinmez. Ama bu organizasyon bir kez daha gösterdi ki Dünya Kupası sadece bir futbol turnuvası değildir. O; umutların, gözyaşlarının, sevinçlerin, hayal kırıklıklarının ve milyonları aynı duyguda buluşturan eşsiz bir hikâye…

    Şimdi geriye sadece üç maç kaldı…

    Ve ardından dört yıl sürecek büyük bir özlem başlayacak.

    ++++

    2002 RUHU NEREDE?

    Dünyanın en iyi futbolcuları, en güçlü teknik adamları ve milyonlarca taraftarın hayalleri artık sadece birkaç maça sığmış durumda…

    Biz ise yine ekran başındayız.

    İşte insanın canını en çok acıtan da bu…

    Ne zaman Dünya Kupası gelse, hafızamız bizi istemeden 2002 yılına götürüyor. Şenol Güneş yönetimindeki o mütevazı ama yürekli kadro… Rüştü’nün kurtarışları, Bülent Korkmaz’ın fedakârlığı, Hasan Şaş’ın bitmek bilmeyen enerjisi, İlhan Mansız’ın unutulmaz altın golü, dünya kupası tarihine geçen goller…

    O takım, sadece maç kazanmadı.

    Bir milleti yeniden futbola inandırdı.

    Aradan tam 24 yıl geçti. Dünya değişti, futbol değişti, teknoloji değişti. Ama değişmeyen tek şey, Türk futbolunun bir türlü ilerleyememesi oldu.

    ++++

    ALT YAPIYI KONUŞUYORUZ AMA GEREKEN YATIRIMI YAPMIYORUZ

    Her turnuva öncesi büyük hedefler konuşuyoruz.

    “Bu kez farklı olacak” diyoruz. Sonra yine aynı hayal kırıklıkları…

    Sorun sadece teknik direktör değil. Sorun sadece futbolcu da değil.

    Sorun, yıllardır günü kurtarmaya çalışan futbol anlayışımızdır.

    Alt yapıyı konuşuyoruz ama gereken yatırımı yapmıyoruz.

    Gençlere güvenelim diyoruz ama iki kötü maçta kenara çekiyoruz.

    Yabancı oyuncu kuralını her sezon değiştiriyoruz.

    Hakem tartışmaları bitmiyor…

    Yöneticiler birbirleriyle kavga ediyor.

    Futbol konuşmak yerine, futbolun dışındaki her şeyi konuşuyoruz.

    Sonra da neden Dünya Kupası’nda yokuz diye üzülüyoruz.

    ++++

    ANADOLU’NUN DÖRT BİR YANINDA KEŞFEDİLMEYİ BEKLEYEN NİCE GENÇ VAR

    Bugün yarı finale kalan ülkelere bakın. Hiçbiri tesadüfen burada değil. Yılların planlaması, sabrı ve emeği var. İspanya yıllarca alt yapısına yatırım yaptı. Fransa onlarca genç yeteneği sistem içinde yetiştirdi. İngiltere eleştirildi ama vazgeçmedi. Arjantin ise futbol kültürünü hiçbir zaman kaybetmedi.

    Biz ise hâlâ günü kurtarmanın peşindeyiz. Oysa bu ülkenin yeteneği eksik değil.

    Sokakta top oynayan çocuklarımız hâlâ var. Anadolu’nun dört bir yanında keşfedilmeyi bekleyen nice genç var. Eksik olan; onlara inanacak sistem, sabır ve vizyon.

    2002’nin başarısı tesadüf değildi. O kadro, formanın ağırlığını biliyordu. Ay-yıldızın sorumluluğunu hissediyordu. Belki dünyanın en pahalı oyuncuları değillerdi ama dünyanın en büyük yüreklerinden birine sahiptiler.

    Bugün yeniden o ruha ihtiyacımız var. Çünkü başarı, sadece para ile gelmiyor.

    Başarı; inançla, disiplinle, adaletle ve emekle geliyor.

    Dünya Kupası bir kez daha bize futbolun sadece 90 dakikadan ibaret olmadığını gösteriyor.

    Kupayı kim kazanacak bilmiyoruz. Ama bizim asıl kazanmamız gereken şey, kaybettiğimiz 2002 ruhudur. İşte o ruhu yeniden bulduğumuz gün… Sadece Dünya Kupası’na katılan değil, kupayı kaldırmayı hayal eden bir Türkiye’yi yeniden izleriz.

    Ve inanıyorum ki, o gün geldiğinde milyonlarca insanın gözlerinden aynı cümle dökülecek:

    “İşte beklediğimiz Türkiye geri döndü.”

    Sevgiyle kalın… Umutla kalın…

  • ÇOK İSTEDİK AMA OLMADI

    ÇOK İSTEDİK AMA OLMADI

    2002’nin gölgesinde yarım kalan hayal…

    2002… Türk futbolunun hafızasına altın harflerle kazınmış bir yıldı bizim için… Japonya ve Güney Kore’de oynanan Dünya Kupası’nda ay-yıldızlı formamız, sadece bir milli takım forması değildi; 85 milyonun umuduydu. Brezilya’ya kafa tutan, Güney Kore’yi devirip dünya üçüncüsü olan o kadro, hepimize “Biz de yapabiliriz” duygusunu miras bıraktı.

    Aradan yıllar geçti.

    Her Dünya Kupası geldiğinde, içimizde aynı heyecan yeniden filizlendi. Belki bu kez… Belki yeniden…

    ++++

    “ACABA 2002 RUHU GERİ DÖNER Mİ?”

    2026 Dünya Kupası da işte o umutlardan biriydi. Uzun yılların ardından yeniden Dünya Kupası sahnesinde olmak bile başlı başına büyük bir mutluluktu. Tribünlerde kırmızı-beyaz denizi, ekran başında milyonlar, sosyal medyada tek yürek olan bir ülke… Herkesin aklında aynı soru vardı: “Acaba 2002 ruhu geri döner mi?”

    Ne yazık ki dönmedi.

    Sahaya çıkan futbolcularımız mücadele etti, ter döktü, ancak futbol bazen sadece istemekle olmuyor. Eksiklerimiz, hatalarımız ve kırılma anlarında yaptığımız yanlış tercihler bizi turnuvaya erken veda etmek zorunda bıraktı.

    Belki de en çok can yakan, elenmekten ziyade kurulan hayallerin yarım kalmasıydı.

    Çünkü bu millet, Dünya Kupası’nı sadece izlemek istemiyor. Bu millet yeniden dünyanın en büyük futbol sahnesinde söz sahibi olmak, yeniden çeyrek finalleri, yarı finalleri konuşmak, yeniden İstiklal Marşı’nı milyonlara dinletmek istiyor.

    2002’nin çocukları bugün yetişkin oldu. O gün televizyon başında gözleri dolan nesil, şimdi kendi çocuklarına İlhan Mansız’ı anlatıyor. O başarı, nesiller arasında aktarılan bir futbol masalına dönüştü.

    Belki de sorun tam burada…

    Biz hâlâ 2002’yi özlüyoruz ama yeni bir 2002’yi inşa etmek için uzun vadeli planlara, altyapıya ve istikrara aynı kararlılıkla sarılamıyoruz. Dünya futbolu değişiyor, gelişiyor; biz ise zaman zaman geçmişin güzel anılarıyla avunuyoruz.

    Yine de umudu kaybetmemek gerekiyor.

    Çünkü bu forma, bu arma ve bu ülke daha büyük başarıları hak ediyor. Belki bugün olmadı. Belki 2026’da hayallerimiz erken sona erdi. Ama Türk futbolu, 2002’de gösterdiği gibi yeniden ayağa kalkabilecek potansiyele sahip.

    O kupaya uzanmayı gerçekten çok istemiştik.

    Bu kez olmadı…

    Ama bir gün, yine aynı heyecanla, aynı inançla “Biz neden şampiyon olmayalım?” diyebileceğimiz günlerin geleceğine inanmak istiyoruz.

    Çünkü bazı hayaller ertelenir, vazgeçilmez.

    Sevgiyle kalın… Umutla kalın…

  • Onuachu ve Shomurodov, gol krallığı zirvesinde

    Onuachu ve Shomurodov, gol krallığı zirvesinde

    Sezon sonunda gol krallığı yarışında zirveyi iki isim paylaştı. Paul Onuachu ile Eldor Shomurodov, attıkları 22’şer golle sezonun en golcü oyuncuları oldu. Gol krallığı yarışında Anderson Talisca 19 golle üçüncü sırada yer alırken, Victor Osimhen ve Mohamed Bayo 15’er gol kaydetti.

    RAMS BAŞAKŞEHİR’İN ÖZBEK FUTBOLCUSU ELDOR SHOMURODOV, EYÜPSPOR KARŞISINDA ATTIĞI GOLLE TRENDYOL SÜPER LİG’DEKİ GOL SAYISINI 15’E ÇIKARDI VE KRALLIK YARIŞINDA NİJERYALI FUTBOLCU PAUL ONUACHU’YU YAKALADI. (SAYCAN SAYIM/İSTANBUL-İHA)
    TRABZONSPOR’UN NİJERYALI GOLCÜSÜ PAUL ONUACHU, FATİH KARAGÜMRÜK İLE OYNANAN ZİRAAT TÜRKİYE KUPASI YARI FİNAL İKİNCİ MAÇINDA SAKATLANARAK OYUNDAN ÇIKTI. (SAMET YALÇIN/İSTANBUL-İHA)

    ASİST KRALI MARCO ASENSİO OLDU

    Sezonun asist lideri ise Marco Asensio oldu. İspanyol yıldız, yaptığı 12 asistle takımının hücum gücüne önemli katkı sağladı. Barış Alper Yılmaz 11 asistle ikinci sırada yer alırken, Yunus Akgün, Qazim Laçi ve Florent Hadergjonaj 9’ar asistle listenin üst sıralarında bulundu. Takım istatistiklerinde sezonun en üretken ekibi Galatasaray oldu. Sarı-kırmızılı ekip sezonu 77 golle tamamlarken, Fenerbahçe 74 golle ikinci sırada yer aldı. Trabzonspor 61, Beşiktaş ise 59 gol kaydetti. Savunma performanslarında ise Kayserispor, kalesinde gördüğü 61 golle ligin en fazla gol yiyen takımı oldu.

    PAS BAŞARISINDA GALATASARAY ZİRVEDE

    Pas yüzdesi istatistiklerinde de Galatasaray yüzde 87 ile ilk sırada yer aldı. Trabzonspor ve Fenerbahçe yüzde 86’lık oranlarla sarı-kırmızılı ekibi takip etti. Disiplin istatistiklerinde ise Pedro Pereira 11 sarı kartla sezonun en fazla kart gören oyuncusu oldu. 2025-2026 sezonu, yüksek tempolu maçları, bol gollü karşılaşmaları ve bireysel yıldız performanslarıyla Süper Lig tarihinin dikkat çeken sezonları arasında yer aldı.

    2026 SEZONU GOL KRALLIĞI TABLOSU

    Paul Onuachu (Trabzonspor) – 22 gol

    Eldor Shomurodov (Rams Başakşehir) – 22 gol

    Anderson Talisca (Fenerbahçe) – 19 gol

    Victor Osimhen (Galatasaray) – 15 gol

    Mohamed Bayo (Gaziantep FK) – 15 gol

    Mauro Icardi (Galatasaray) – 14 gol

    Felipe Augusto (Trabzonspor) – 13 gol

    Juan (Göztepe) – 11 gol

    Ernest Muçi (Trabzonspor) – 11 gol

    Marco Asensio (Fenerbahçe) – 11 gol

    ASİST KRALLIĞI SIRALAMASI

    Marco Asensio (Fenerbahçe) – 12 asist

    Barış Alper Yılmaz (Galatasaray) – 11 asist

    Yunus Akgün (Galatasaray) – 9 asist

    Qazim Laçi (Çaykur Rizespor) – 9 asist

    Florent Hadergjonaj (Alanyaspor) – 9 asist

    Orkun Kökçü (Beşiktaş) – 8 asist

    Vaclav Cerny (Beşiktaş) – 8 asist

    Alexandru Maxim (Gaziantep FK) – 7 asist

    Wagner Pina (Trabzonspor) – 7 asist

    Oleksandr Zubkov (Trabzonspor) – 7 asist

    Asensio’nun liderliği, Fenerbahçe’nin hücum gücünün sadece gol atmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda üretkenlik açısından da ligin en üst seviyesinde olduğunu ortaya koydu.

    EN ÇOK GOL ATAN TAKIMLAR

    Galatasaray – 77 gol

    Fenerbahçe – 74 gol

    Trabzonspor – 61 gol

    Beşiktaş – 59 gol

    Rams Başakşehir – 58 gol

    Samsunspor – 46 gol

    Çaykur Rizespor – 46 gol

    Gaziantep FK – 43 gol

    Göztepe – 42 gol

    Konyaspor – 42 gol

    Bu veriler ışığında sezonun en üretken takımı Galatasaray olurken, onu çok yakın bir farkla Fenerbahçe takip etti. İki dev kulüp, hücum istatistiklerinde lig standardını belirleyen ekipler oldu.

    EN ÇOK GOL YİYEN TAKIMLAR

    Zecorner Kayserispor – 61 gol

    Gaziantep FK – 58 gol

    Antalyaspor – 55 gol

    Fatih Karagümrük – 54 gol

    Çaykur Rizespor – 52 gol

    Kasımpaşa – 49 gol

    Konyaspor – 48 gol

    Gençlerbirliği – 47 gol

    Samsunspor – 45 gol

    Eyüpspor – 45 gol. >>>Ferhat YÜKSEL  

  • Şuhut Hisarspor’un genç yetenekleri Keşkek Evi’nde moral depoladı

    Şuhut Hisarspor’un genç yetenekleri Keşkek Evi’nde moral depoladı

    Çiğ köfte eşliğinde samimi dakikalar

    Şuhut Keşkek Evi’nde gerçekleştirilen çiğ köfte etkinliği, yoğun antrenman temposuyla ter döken sporcular için keyifli bir mola oldu. Kulüp Başkanı Mesut Çelikkanat, Altyapı Sorumlusu Abdülkadir Zeybek ve Teknik Direktör Furkan Demir’in öncülüğünde bir araya gelen gençler, yeşil sahalardaki disiplinlerini sofranın samimiyetiyle birleştirdi.

    AFYONKARAHİSAR ŞUHUT HİSARSPOR’UN ALTYAPI TAKIMLARI, DÜZENLENEN SOSYAL ETKİNLİKTE BİR ARAYA GELEREK HEM MORAL DEPOLADI HEM DE TAKIM RUHUNU PEKİŞTİRDİ. (ONUR DAL/AFYONKARAHİSAR-İHA)
    Afyonkarahisar Şuhut Hisarspor’un altyapı takımları, düzenlenen sosyal etkinlikte bir araya gelerek hem moral depoladı hem de takım ruhunu pekiştirdi.

    Teknolojiden uzak sporla iç içe bir nesil

    Etkinlikte söz alan Başkan Çelikkanat ve Teknik Direktör Demir, bu tür buluşmaların sadece moral kaynağı olmadığını, aynı zamanda çocukları dijital bağımlılıklardan uzak tuttuğunu vurguladı. Genç sporcuların telefon ve tablet gibi alışkanlıklar yerine arkadaşlık bağlarını güçlendirmesinin önemine dikkat çeken yönetim, emeği geçen herkese teşekkür etti.

    AFYONKARAHİSAR ŞUHUT HİSARSPOR’UN ALTYAPI TAKIMLARI, DÜZENLENEN SOSYAL ETKİNLİKTE BİR ARAYA GELEREK HEM MORAL DEPOLADI HEM DE TAKIM RUHUNU PEKİŞTİRDİ. (ONUR DAL/AFYONKARAHİSAR-İHA)
    Afyonkarahisar Şuhut Hisarspor’un altyapı takımları, düzenlenen sosyal etkinlikte bir araya gelerek hem moral depoladı hem de takım ruhunu pekiştirdi.

    Geleceğin yıldızlarına motivasyon aşısı

    Genç sporcuların neşesinin yüzlerine yansıdığı program, altyapı oyuncularının motivasyonunu en üst seviyeye çıkardı. Sahadaki performanslarını sosyal bağlarla destekleyen Şuhut Hisarspor, bu organizasyonla altyapıda sadece sporcu değil, aynı zamanda birbirine bağlı bireyler yetiştirme hedefini bir kez daha kanıtladı.>>>İHA

  • Fenerbahçe, zirve yarışını sürdürüyor

    Fenerbahçe, zirve yarışını sürdürüyor

    Maçtan dakikalar

    1. dakikada Fenerbahçe’nin sol kanatta kazandığı serbest vuruşu kullanan Asenesio’nun ortasına iyi yükselen Talisca’nın kafa vuruşunda meşin yuvarlak kaleci Gökhan Değirmenci’de kaldı.
    2. dakikada Petkovic’in pasında ceza sahası sol çaprazında topla buluşan Rivas, uygun pozisyonda topu üstten dışarı gönderdi.
    3. dakikada Can Keleş’in ceza sahası sağ çaprazından sol ayakla yaptığı orta şut karışımı vuruşta falso alan top, uzak direğin yanından az farkla auta çıktı.
    4. dakikada Fenerbahçe’nin hızlı gelişen atağında Asensio’nun sol kanattan ortasına gelişine En Nesyri’nin şutunu savunma çizgiden çıkardı. Alvarez’in dönen topa müsait pozisyonda sert şutunda meşin yuvarlak kaleci Gökhan Değirmenci’de kaldı.

    45+1’de Fenerbahçe öne geçti. Ceza sahası dışında topla buluşan Asensio’nun sert şutunda meşin yuvarlak sol üst köşede üst direğin içine çarparak ağlarla buluştu: 0-1.

    Mücadelenin ilk yarısı Fenerbahçe’nin 1-0’lık üstünlüğüyle tamamlandı.

    İKİNCİ YARI

    1. dakikada sağ kanattan topu ileri taşıyan Can Keleş’in ceza sahası içine yerden ortasında Petkovic gelişine vurdu. Ederson meşin yuvarlağı güçlükle kornere çeldi.
    2. dakikada Ahmet Oğuz’un sol köşeden kullandığı korner atışında Show kafayı vurdu. Meşin yuvarlak uzak direğe çarparak auta gitti.
    3. dakikada Fenerbahçe farkı 2’ye çıkardı. Orta sahadan aldığı topla hızla ilerleyen Semedo, sağ çaprazdan ceza sahasına girdikten sonra topu yerden altıpas içine gönderdi. Nene’nin gelişine vuruşunda meşin yuvarlak ağlarla buluştu: 0-2.

    Fenerbahçe karşılaşmadan 2-0 galip ayrıldı.

    ALİ GÜRBÜZ: DİĞER EKSİKLERİMİZİ DE BİR, İKİ GÜN İÇİNDE TAMAMLAMAYI PLANLIYORUZ

    Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi ve Basın Sözcüsü Ali Gürbüz, transfer sürecine ilişkin, “Elimizden geleni yapıyoruz, zamanımız çok azaldı. 3 tane transferimiz olmuştu. Diğer eksiklerimizi de bir, iki gün içinde tamamlamayı planlıyoruz.” dedi. Turka Araç Muayene Kocaeli Stadı’nda oynanan Kocaelispor-Fenerbahçe karşılaşmanın ardından basın mensuplarına açıklama yapan Gürbüz, zor bir deplasman olacağını bildiklerini ve maç boyunca korakor bir mücadele olduğunu söyledi. Takıma her zaman güvendiklerini ifade eden Gürbüz, sarı-lacivertli oyuncuların kendilerini mahcup etmediğini söyledi. Gürbüz, mücadelenin sonunda üç puanı aldıklarını ve önlerindeki maçlara bakacaklarını belirtti. Maç esnasında zaman zaman yaşanan gerginliklere ilişkin ise Gürbüz, “Bu tür gerginlikler, maç esnasında tansiyonun yükseldiği zamanlar olur. Çok önemli değil, herhangi bir sakatlık, kaza bela olmadan maçı tamamlamış olmakta önemli birşey. Her iki takımın taraftarlarını, futbolcularını, teknik heyetini tebrik ediyoruz. İyi bir mücadele oldu, seyir zevki de yüksekti. Bol pozisyonlar da oldu.” ifadelerini kullandı.

    Bir gazetecinin, “Transfer dönemi bittiğinde eksiksiz bir kadro kurmuş olacak mısınız?” sorusunu yanıtlayan Gürbüz, “Elimizden geleni yapıyoruz, zamanımız çok azaldı. 3 tane transferimiz olmuştu. Diğer eksiklerimizi de bir, iki gün içinde tamamlamayı planlıyoruz.” dedi. N’Golo Kante transferine yönelik soruyu cevaplayan Gürbüz, “Son dakika bir gelişme olursa sizlere de bilgi vereceğiz. Şu an bir sorun yok. Gelecek, gidecek olan futbolcuları bir, iki gün içerisinde açıklayacağız. Perşembe gününe kadar listeyi bildirmemiz lazım. 6’nında da Türkiye’de biityor. En kısa zamanda açıklayacağız. Lig uzun bir maraton. Maratonun yarısını geçtik. Gittikçe boyu kısalıyor. Elimizden geldiğince bu mücadelenin içinde kalmaya çalışıyoruz. Sezon sonunda şampiyon olacağız. Buna inanıyoruz.” diye konuştu.

    DOMENİCO TEDESCO: FENERBAHÇE OLARAK BİZİM BELLİ BİR KİMLİĞİMİZ VAR VE ONU SAHAYA YANSITMAK İSTİYORUZ

    İyi bir takıma karşı oynadıklarını ifade eden Tedesco, Kocaelispor’un kendilerine çok fazla problem yarattığını, maça iyi bir giriş yapmakta zorlandıklarını kaydetti. Tedesco, İsmail Yüksek’in bugün iyi oynadığını, onun üzerinde çok fazla fiziksel yük olduğunu dile getirerek, bu kadar çok iyi orta saha oyuncusuna sahip oldukları için mutlu olduklarını bildirdi.

    Bir basın mensubunun, “Ligin ikinci yarısında kendi kurduğunuz takımla mücadele edeceksiniz. Ne düşünüyorsunuz?” sorusu üzerine Tedesco, Fenerbahçe’den teklif aldığında ilk olarak takıma baktığını söyledi. Tedesco, başarılı olabileceğini düşündüğü için Fenerbahçe’ye geldiğini ifade ederek, “Takımımdan çok mutluyum. Tabii ki transfer pazarında bir şeyler yapabilirsek o şeyleri yapabilmek için her zaman hazır olacağız. Transfer penceresi henüz kapanmadı. Son kararımı, son düşüncemi transfer penceresi kapandıktan sonra söylerim. Sanırım Türkiye’de 6’sında kapanıyor transfer penceresi ama her zaman olduğu gibi dedikodular hakkında yorum yapamam. Çünkü resmi bir bilgim yok.” ifadesini kullandı.

    “HER ZAMAN KENDİ DNA’MIZI SAHAYA YANSITMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Gazetecinin “Kocaelispor’un özelliklerini dikkate alarak özel bir çalışma yaptınız mı?” sorusuna ilişkin Tedesco, Kocaelispor’a karşı burada oynamanın zor olduğunu kaydetti. Tedesco, taraftarın da Kocaelispor’a önemli destek verdiğini belirterek, şöyle konuştu: “Bizler her oynadığımız maçtan önce rakibin güçlü yanlarını analiz ediyoruz. Oyuncularımıza açıklıyoruz, gösteriyoruz. Nasıl savunma yapmalıyız? Nasıl ikili baskı yapmalıyız? Nasıl önde baskı yapmalıyız? Çünkü bizler her zaman önde baskı yapmak istiyoruz. Bunları tabii ki oyuncularımıza anlatıyoruz. Bizim için önemli olan bir şey var ki o da Fenerbahçe olarak bizim belli bir kimliğimiz var ve onu sahaya yansıtmak istiyoruz. Kimle oynadığımızın hiçbir önemi yok. Kocaelispor’la da Trabzonspor’la da veya bir İstanbul derbisi de oynuyorsak bizim için fark etmiyor. Her zaman kendi DNA’mızı sahaya yansıtmaya çalışıyoruz.” Bugün takım olarak yeterince iyi bir performansı sahaya yansıtamadıklarını ifade eden Tedesco, adam adama markajda problemler yaşadıklarını bildirdi.

    Tedesco, daha fazla topla oynamak istediklerini dile getirerek, şunları kaydetti: “Takım bugün çok fazla uzun top oynadı. Bizim oyuncularımızdan istediğimiz bir planımız var. Onların bildikleri, bizim onlara anlattığımız bir plan var ama her zaman bu plana körü körüne sadık olmaları gerekmiyor. Eğer oyuncular maç içerisinde farklı bir şey görüyorlarsa onlardan akıllı olmalarını ve bu durumu analiz etmelerini beklerim. Onlar bunları saha içerisinde en iyi şekilde görüyorlar. Eğer bu şekilde yapmasaydık sonuç farklı olabilirdi. Ne mutlu ki taktiksel esneklik gösterebilecek oyunculara sahibiz. Bugün savunma arkasına sürekli koşular yapmayı denedik. 20. dakikada oyuna istediğimiz şekilde başlayamadığımız için biraz daha dikine uzun toplar oynamayı tercih ettik. Bunu yapmasaydık kazanamayabilirdik.”

    “SİDİKİ CHERİF, GENÇ VE YETENEKLİ BİR OYUNCU”

    Basın mensubunun “Yeni oyuncularla oyun mu değişecek yoksa aynı oyun mu oynanacak?” sorusu üzerine Tedesco, her zaman oyunlarını geliştirmek istediklerini söyledi. “Bizim oyunumuzun temelinde topa sahip olmak, oyunu kontrol etmek ve atak yapmak var.” diyen Tedesco, sözlerini şöyle sürdürdü: “Günün sonunda elimizdeki oyuncu profillerine göre de adapte olmamız gerekiyor. Şu anda takımımıza Sidiki Cherif katıldı. Kendisi genç ve yetenekli bir oyuncu. Bize istediğimiz o tempoyu katacak, arkaya koşuları yapabilen, sırtı dönük oynayan, bağlantı yapabilen bir oyuncu. Kendisi genç bir oyuncu. Ona güvenmemiz gerekiyor. Çok daha gelişecektir. Matteo ve Musaba zaten takıma adapte oldular. Bizler mutluyuz. Yeni gelen oyuncuları konuşmak güzel ama en başından beri burada olan oyuncuları da tebrik etmemiz gerekiyor. Çünkü çok fazla enerji sarf ediyorlar. Arka arkaya maçlar oynuyoruz. Avrupa Ligi, kupa, lig maçları… Yeni gelen oyuncular da buraya çok hızlı bir şekilde adapte oluyorlar. Bu da gösterir ki takım her zaman yeni gelen oyunculara yardım ediyor. Bu da takımda herkesin iyi bir karakterde olduğunu gösteriyor.”

    SELÇUK İNAN: ÜZGÜNÜM AMA MUTLUYUM ÇÜNKÜ OYUNCULARIMIZ GERÇEKTEN FAZLASIYLA MÜCADELE ETTİLER

    Yedikleri golün ardından oyundan kopmadıklarını vurgulayan İnan, şunları kaydetti: “İkinci yarıda da yine baskılı oynamaya çalıştık, önde pres yaptık, pozisyonlar bulduk, topa sahip olduk, goller kaçırdık ve ‘atıyoruz’ derken yine bir geçişten gol yedik. İki tane birbirinin aynı iki devre maalesef iki sıfır kaybettik. Üzgünüm tabii oyuncularımızın bu mücadelesinin karşılığı bu olmadığı için. Üzgünüm ama mutluyum çünkü oyuncularımız gerçekten fazlasıyla mücadele ettiler. Özveriyle mücadele ettiler ve stada gelen taraftarlarını mutlu etmek için elinden geleni yaptılar. Sadece skor alamadılar. Onlar adına da üzgünüm.” İnan, kadro tercihine yönelik bir soru üzerine, Fenerbahçe’nin savunma arkasına atılan toplarda zaman zaman sıkıntı yaşadığını bildiklerini ve bu nedenle karşılaşmaya Can ile başlamasının planlı bir tercih olduğunu aktardı.

    Gol yollarında yaşanan sıkıntıya da değinen İnan, şunları söyledi: “Gol yollarında sıkıntı yaşadığımız zaten ortada ama görevim elimizde olan oyuncuları bir şekilde geliştirmek, onlardan skor katkısı almak. Bu yönde de yapabileceğim tek şey her gün onları çalıştırmak, eksiklerini göstermek ve en nihayetinde de onlardan skor beklemek. Transferler her zaman isteniyor ama şu anda zaten transfer yapamıyoruz. Bir tane oyuncu alabildik, o da kontenjan nedeniyle 2005 doğumlu. Şu anda istesek de zaten transfer yapamıyoruz. Ama dediğim gibi sadece kendi oyuncularımın üzerinde nasıl bir gelişim sağlayabilirim onu düşünüyorum. Çalışıyorum, gerçekten çalışıyorum. Oyuncularımız da çok çalışıyor, çok istiyorlar. Şu an için olmuyor ama elbet bir gün olacak. Öyle zamanlar gelecek ki sahada her şeyi yapacaksınız, mücadele edeceksiniz, baskılı oynayacaksınız ama yine de skoru alamayacaksınız demiştim. Bugün o günlerden biri oldu ama yani bu şehirde yaşıyorsanız bugün maçı izlemeye geldiyseniz skor dışında her şeyden bence mutlu olmanız gerekiyor. Çünkü gerçekten oyuncular çok iyi mücadele ettiler ve bu gelen taraftarları mutlu edemedikleri için içeride çok üzgünler. Sadece bunu söyleyebilirim.” Bir pozisyon sonrası hakeme itiraz ettiği gerekçesiyle sarı kart görmesine ilişkin de konuşan İnan, fair play anlayışına her zaman önem verdiğini belirterek, top kendilerindeyken oyunun durmasına rağmen topun rakip takım tarafından kendilerine verilmemesini eleştirdiğini söyledi. >>>AA

  • 1923 Afyonkarahisar spor kulübü hazırlık maçında gövde gösterisi yaptı

    1923 Afyonkarahisar spor kulübü hazırlık maçında gövde gösterisi yaptı

    Antalya kampını tamamlayarak ligin ikinci yarısı için hazırlıklarını sürdüren Bilecik temsilcisi Söğütspor’u ağırlayan 1923 Afyonkarahisar Spor Kulübü, maçın başından sonuna kadar oyun üstünlüğünü elinde tuttu. Taraftarların da ilgi gösterdiği hazırlık mücadelesinde Afyon ekibi, kurduğu baskı ve bulduğu organize ataklarla rakip fileleri 3 kez havalandırdı.

    SÖĞÜTSPOR HAZIRLIK MAÇLARINA DEVAM EDİYOR (CEM KAAN TOKA/BİLECİK-İHA)
    Bölgesel Amatör Lig (BAL) temsilcisi Söğütspor, Antalya kampının ardından oynadığı hazırlık maçlarıyla göz doldurdu.

    lig öncesi moral depoladı

    Dostça geçen mücadelenin sonunda 1923 Afyonkarahisar Spor Kulübü, sahadan 3-1’lik galibiyetle ayrılan taraf oldu. Sergilenen hırslı futbol ve kondisyon seviyesi, teknik heyeti ve yönetimi lig maçları öncesinde memnun etti. Afyon sporu adına umut verici bir tablo çizen kulüp, bu sonuçla zorlu maraton öncesi moral depolamış oldu.