Kategori: Gündem

  • En çok kazandıran meslekler belli oldu: İşte listesi

    En çok kazandıran meslekler belli oldu: İşte listesi

    Türkiye’de 2026 yılının en yüksek kazanç sağlayan meslek grupları Boğaziçi Enstitüsü‘nün gerçekleştirdiği güncel araştırmayla belli oldu. Çalışma hayatında gelir dengelerini ve sektör bazlı kazançları ortaya koyan araştırmada, ilk 10 sıra ve aylık ortalama gelirler dikkat çekti.

    Zirvenin Sahibi Noterlik Oldu

    Araştırma sonuçlarına göre, aylık ortalama 456 bin TL gelirle noterlik Türkiye’nin en çok kazandıran mesleği unvanını elde etti. Noterliği sırasıyla hava ulaşımının ve teknoloji dünyasının gözde meslekleri takip etti:
    • 2. Sıra: Pilotluk — 350 bin TL
    • 3. Sıra: Yazılım Mühendisliği — 348 bin TL

    Sigorta Uzmanlığı ve Hukuk Üst Sıralarda

    Ekonomik güvencelerin ve risk yönetiminin önem kazandığı dönemde sigorta uzmanlığı, aylık ortalama 270 bin TL gelirle listenin 4’üncü sırasında yer alarak dikkat çeken bir çıkış yakaladı. Avukatlık ise 264 bin TL ile 5’inci sıradaki yerini aldı.
    Sağlık ve finans sektörünün temsilcilerinden eczacılık 242 bin TL ile 6’ncı, doktorluk ise 230 bin TL ortalama gelirle 7’nci sırada listeye girdi.

    2026’nın En Çok Kazandıran 10 Mesleği ve Gelir Tablosu

    Boğaziçi Enstitüsü’nün araştırmasına göre en yüksek gelir sağlayan 10 meslek ve aylık ortalama kazançları şu şekilde sıralandı:
    1. Noterlik: 456.000 TL
    2. Pilotluk: 350.000 TL
    3. Yazılım Mühendisliği: 348.000 TL
    4. Sigorta Uzmanlığı: 270.000 TL
    5. Avukatlık: 264.000 TL
    6. Eczacılık: 242.000 TL
    7. Doktorluk: 230.000 TL
    8. Yönetim Danışmanlığı: 210.000 TL
    9. Mali Müşavirlik: 200.000 TL
    10. Petrol Mühendisliği: 190.000 TL
  • Trendyol Süper Lig’de 7-16. haftaların programı açıklandı

    Trendyol Süper Lig’de 7-16. haftaların programı açıklandı

    Türkiye Futbol Federasyonundan yapılan açıklamaya göre ligin ilk yarısı, 21 Aralık Pazartesi günü oynanacak 16. haftanın son maçıyla tamamlanacak.

    Açıklanan haftaların programı şöyle:

    7. Hafta

    9 Ekim Cuma:

    20.00 Galatasaray-Kasımpaşa (RAMS Park)

    10 Ekim Cumartesi:

    13.30 Gençlerbirliği-Amed Sportif Faaliyetler (Eryaman)

    16.00 Corendon Alanyaspor-Erzurumspor FK (Alanya Oba)

    16.00 Samsunspor-Trabzonspor (Samsun Yeni 19 Mayıs)

    19.00 Çaykur Rizespor-Fenerbahçe (Çaykur Didi)

    11 Ekim Pazar:

    13.30 TÜMOSAN Konyaspor-Başakşehir FK (MEDAŞ Konya Büyükşehir)

    16.00 Gaziantep FK-Arca Çorum FK (Gaziantep)

    19.00 Beşiktaş-Kocaelispor (Tüpraş)

    12 Ekim Pazartesi:

    20.00 Eyüpspor-Göztepe (Esenyurt Necmi Kadıoğlu)

    8. Hafta

    16 Ekim Cuma:

    20.00 Arca Çorum FK-Çaykur Rizespor (Çorum Şehir)

    17 Ekim Cumartesi:

    13.30 Erzurumspor FK-Eyüpspor (Erzurum Kazım Karabekir)

    16.00 Amed Sportif Faaliyetler-TÜMOSAN Konyaspor (Diyarbakır)

    16.00 Gençlerbirliği-Galatasaray (Eryaman)

    19.00 Fenerbahçe-Corendon Alanyaspor (Chobani)

    18 Ekim Pazar:

    13.30 Kasımpaşa-Samsunspor (Recep Tayyip Erdoğan)

    16.00 Kocaelispor-Göztepe (Kocaeli)

    19.00 Başakşehir FK-Gaziantep FK (Başakşehir Fatih Terim)

    19 Ekim Pazartesi:

    20.00 Trabzonspor-Beşiktaş (Papara Park)

    9. Hafta

    23 Ekim Cuma:

    20.00 Corendon Alanyaspor-Kocaelispor (Alanya Oba)

    24 Ekim Cumartesi:

    13.30 Eyüpspor-Kasımpaşa (Esenyurt Necmi Kadıoğlu)

    16.00 Gaziantep FK-Erzurumspor FK (Gaziantep)

    19.00 Samsunspor-Amed Sportif Faaliyetler (Samsun Yeni 19 Mayıs)

    25 Ekim Pazar:

    16.00 TÜMOSAN Konyaspor-Gençlerbirliği (MEDAŞ Konya Büyükşehir)

    19.00 Göztepe-Arca Çorum FK (İsonem Park Gürsel Aksel)

    26 Ekim Pazartesi:

    19.00 Çaykur Rizespor-Trabzonspor (Çaykur Didi)

    19.00 Beşiktaş-Başakşehir FK (Tüpraş)

    21.30 Galatasaray-Fenerbahçe (RAMS Park)

    10. Hafta

    30 Ekim Cuma:

    20.00 TÜMOSAN Konyaspor-Galatasaray (MEDAŞ Konya Büyükşehir Belediye)

    31 Ekim Cumartesi:

    13.30 Erzurumspor FK-Arca Çorum FK (Erzurum Kazım Karabekir)

    16.00 Kocaelispor-Çaykur Rizespor (Kocaeli)

    19.00 Fenerbahçe-Göztepe (Chobani)

    1 Kasım Pazar:

    13.30 Amed Sportif Faaliyetler-Eyüpspor (Diyarbakır)

    16.00 Trabzonspor-Gaziantep FK (Papara Park)

    16.00 Başakşehir-Samsunspor (Başakşehir Fatih Terim)

    19.00 Kasımpaşa-Beşiktaş (Recep Tayyip Erdoğan)

    2 Kasım Pazartesi:

    20.00 Gençlerbirliği-Corendon Alanyaspor (Eryaman)

    11. Hafta

    6 Kasım Cuma:

    20.00 Gaziantep FK-Kasımpaşa (Gaziantep)

    7 Kasım Cumartesi:

    13.30 Eyüpspor-Kocaelispor (Esenyurt Necmi Kadıoğlu)

    16.00 Samsunspor-TÜMOSAN Konyaspor (Samsun Yeni 19 Mayıs)

    19.00 Göztepe-Başakşehir (Isonem Park Gürsel Aksel)

    19.00 Galatasaray-Amed Sportif Faaliyetler (RAMS Park)

    8 Kasım Pazar:

    13.30 Çaykur Rizespor-Erzurumspor FK (Çaykur Didi)

    16.00 Arca Çorum FK-Fenerbahçe (Çorum Şehir)

    18.30 Corendon Alanyaspor-Trabzonspor (Alanya Oba)

    21.00 Beşiktaş-Gençlerbirliği (Tüpraş)

    12. Hafta

    21 Kasım Cumartesi:

    13.30 Gençlerbirliği-Gaziantep FK (Eryaman)

    16.00 Amed Sportif Faaliyetler-Çaykur Rizespor (Diyarbakır)

    16.00 Galatasaray-Samsunspor (RAMS Park)

    19.00 Kocaelispor-Fenerbahçe (Kocaeli)

    22 Kasım Pazar:

    13.30 Erzurumspor FK-Göztepe (Erzurum Kazım Karabekir)

    16.00 Kasımpaşa-Corendon Alanyaspor (Recep Tayyip Erdoğan)

    16.00 TÜMOSAN Konyaspor-Beşiktaş (MEDAŞ Konya Büyükşehir Belediye)

    19.00 Trabzonspor-Eyüpspor (Papara Park)

    23 Kasım Pazartesi:

    20.00 Başakşehir-Arca Çorum FK (Başakşehir Fatih Terim)

    13. Hafta

    27 Kasım Cuma:

    20.00 Çaykur Rizespor-Kasımpaşa (Çaykur Didi)

    20.00 Corendon Alanyaspor-TÜMOSAN Konyaspor (Alanya Oba)

    28 Kasım Cumartesi:

    16.00 Samsunspor-Gençlerbirliği (Samsun Yeni 19 Mayıs)

    19.00 Gaziantep FK-Amed Sportif Faaliyetler (Gaziantep)

    29 Kasım Pazar:

    13.30 Arca Çorum FK-Kocaelispor (Çorum Şehir)

    16.00 Eyüpspor-Başakşehir (Esenyurt Necmi Kadıoğlu)

    19.00 Fenerbahçe-Erzurumspor FK (Chobani)

    30 Kasım Pazartesi:

    19.00 Göztepe-Trabzonspor (Isonem Park Gürsel Aksel)

    21.00 Beşiktaş-Galatasaray (Tüpraş)

    14. Hafta

    4 Aralık Cuma:

    20.00 Galatasaray-Çaykur Rizespor (RAMS Park)

    5 Aralık Cumartesi:

    13.30 TÜMOSAN Konyaspor-Gaziantep FK (MEDAŞ Konya Büyükşehir Belediye)

    16.00 Amed Sportif Faaliyetler-Corendon Alanyaspor (Diyarbakır)

    19.00 Başakşehir-Fenerbahçe (Başakşehir Fatih Terim)

    6 Aralık Pazar:

    13.30 Erzurumspor FK-Kocaelispor (Erzurum Kazım Karabekir)

    16.00 Gençlerbirliği-Eyüpspor (Eryaman)

    16.00 Beşiktaş-Samsunspor (Tüpraş)

    19.00 Trabzonspor-Arca Çorum FK (Papara Park)

    7 Aralık Pazartesi:

    20.00 Kasımpaşa-Göztepe (Recep Tayyip Erdoğan)

    15. Hafta

    11 Aralık Cuma:

    20.00 Arca Çorum FK-Amed Sportif Faaliyetler (Çorum Şehir)

    12 Aralık Cumartesi:

    13.30 Erzurumspor FK-Kasımpaşa (Erzurum Kazım Karabekir)

    16.00 Corendon Alanyaspor-Samsunspor (Alanya Oba)

    19.00 Eyüpspor-Galatasaray (Esenyurt Necmi Kadıoğlu)

    13 Aralık Pazar:

    13.30 Kocaelispor-Gençlerbirliği (Kocaeli)

    16.00 Çaykur Rizespor-Başakşehir (Çaykur Didi)

    16.00 Göztepe-TÜMOSAN Konyaspor (Isonem Park Gürsel Aksel)

    19.00 Fenerbahçe-Trabzonspor (Chobani)

    14 Aralık Pazartesi:

    20.00 Gaziantep FK-Beşiktaş (Gaziantep)

    16. Hafta

    18 Aralık Cuma:

    20.00 Amed Sportif Faaliyetler-Göztepe (Diyarbakır)

    20.00 Kasımpaşa-Fenerbahçe (Recep Tayyip Erdoğan)

    19 Aralık Cumartesi:

    13.30 TÜMOSAN Konyaspor-Eyüpspor (MEDAŞ Konya Büyükşehir Belediye)

    16.00 Başakşehir-Erzurumspor FK (Başakşehir Fatih Terim)

    19.00 Galatasaray-Corendon Alanyaspor (RAMS Park)

    29 Aralık Pazar:

    13.30 Gençlerbirliği-Arca Çorum FK (Eryaman)

    16.00 Samsunspor-Gaziantep FK (Samsun Yeni 19 Mayıs)

    19.00 Beşiktaş-Çaykur Rizespor (Tüpraş)

    21 Aralık Pazartesi:

    20.00 Trabzonspor-Kocaelispor (Papara Park)>>>AA

  • Ezgi Yen kimdir? Şikayet paylaşımları gündem oldu

    Ezgi Yen kimdir? Şikayet paylaşımları gündem oldu

    Sosyal medya platformu X’te (Twitter) “@ezgiyenn” kullanıcı adıyla paylaşım yapan Ezgi Yen’in, Getir uygulaması üzerinden sipariş ettiği Hayat Su ile ilgili paylaşımı kısa sürede günün en çok konuşulan konuları arasına girdi. “Premium” ürün yerine standart ürün gönderildiğini ve kendisinden 25 TL fazla ücret alındığını belirten Yen, Getir Destek hesabından yanıt aldı. Ancak tartışma bununla sınırlı kalmadı.

    Eski Paylaşımları Ortaya Çıktı: “Adeta Şikayetvar Profili!”

    Paylaşımın viral olmasının ardından X kullanıcıları Ezgi Yen’in geçmiş gönderilerini incelemeye başladı. Profilde yıllar boyunca bankalardan kargo şirketlerine, Dyson’dan Şişli Belediyesi’nin kar küreme çalışmalarına, sinema bileti iadelerinden mağaza alışverişlerine kadar onlarca kuruma yönelik sert şikayet ve taleplerin yer aldığı görüldü.
    Kullanıcılar esprili bir dille Yen’in profilini “canlı şikayet takip sistemi” ve “Şikayetvar hesabı” olarak nitelendirdi.

    Destek Veren de Oldu, Eleştiren de: 25 TL İçin Şikayet Edilir mi?

    Gündeme oturan olay sosyal medyayı ikiye böldü:
    • Eleştirenler: 25 TL gibi küçük bir tutar için bu kadar uğraşılmasının abartılı olduğunu ve kurumların gereksiz yere meşgul edildiğini savundu.
    • Destek Verenler: Miktar ne olursa olsun tüketicinin hakkını aramasının son derece doğal olduğunu, küçük mağduriyetlerin göz yumuldukça büyük haksızlıklara dönüştüğünü belirtti.
    Gelen tepkilerin ardından geri adım atmayan Ezgi Yen, yaptığı yeni paylaşımlarda küçük miktarlardaki haksızlıklara ses çıkarılmamasının şirketleri vurdumduymazlaştırdığını savunarak hakkını aramaya devam edeceğini vurguladı.

    Tartışma Ekşi Sözlük’e Taşındı: Ezgi Yen Kimdir?

    X’te başlayan tartışma kısa sürede Ekşi Sözlük’e de sıçradı. Hakkında açılan başlık altında yüzlerce yorum yapılan Yen’in profil bilgilerine göre; İstanbul Üniversitesi ve Üsküdar Üniversitesi’nde eğitim aldığı, ayrıca Adli Bilimler alanında yüksek lisans yaptığı öğrenildi.

  • Dusan Vlahovic itirafı: “Oyuncu peşinde koşan biri değilim”

    Dusan Vlahovic itirafı: “Oyuncu peşinde koşan biri değilim”

    Beşiktaş’ın kadrosuna katarak yaz transfer dönemine damga vurduğu Sırp santrfor Dusan Vlahovic hakkında İtalya’dan ses getiren bir açıklama geldi. İtalya Serie A devi Juventus’un CEO’su Giovanni Carnevali, İtalyan radyosu Radio Anch’io Sport‘a verdiği röportajda Sırp yıldızın takımdan ayrılış sürecini ilk kez bu kadar net bir dille paylaştı.

    “Ben Oyuncu Peşinde Koşan Biri Değilim”

    Vlahovic ile kişisel olarak hiç görüşmediğini belirten Carnevali, kulübün sunduğu şartlar kabul görmeyince ısrarcı olmadıklarını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
    “Onunla hiç konuşmadım. Kulübe geldiğimde Vlahovic’e kabul etmediği ve ekonomik açıdan son derece önemli bir teklif yapıldığını biliyordum. Ben oyuncu peşinde koşan biri değilim. Vlahovic’in Juventus formasına saygılı olduğunu tahmin ediyorum ancak teklif kabul edilmediyse, benim için bu konu orada kapanmıştır.”

    “Genç Oyuncularla Yola Devam Edeceğiz”

    Kadrolarındaki genişliğe ve sakatlık sorunlarına değinen İtalyan yönetici, takımın mevcut yapısıyla yola devam edeceğini belirterek açıklamalarını şöyle tamamladı:
    • Geniş Kadro Vurgusu: “Juventus, bünyesinde birçok önemli oyuncuyu barındıran mükemmel bir kulüp.”
    • Sakatlık Şanssızlığı: “Uzun süreli sakatlıklar yaşamış olsak da elimizdeki kaliteli isimlerle çalışmaya kararlılıkla devam ediyoruz.”
    • Gelecek Vizyonu: “Elimizde çok yetenekli genç oyuncular var ve bu isimlerle gelecekte ne inşa edebileceğimizi planlamamız gerekiyor.”
  • Denizbank emekli promosyon ücreti ne kadar? ING, Garanti BBVA ve banka banka Liste

    Denizbank emekli promosyon ücreti ne kadar? ING, Garanti BBVA ve banka banka Liste

    Eylül 2026 döneminde emekli maaş promosyonları yeniden güncellendi. Emekli maaşını taşıyan veya promosyon taahhüdünü yenileyen vatandaşlar için bankalar hem yalın nakit promosyon hem de fatura talimatı, kredi kartı harcaması ve referans ödülleriyle promosyon rakamlarını rekor seviyelere çıkardı.

    DenizBank Emekli Promosyonu Ne Kadar?

    DenizBank, maaşını 3 yıl süresince bankadan alma taahhüdü veren emeklilere toplamda 20.000 TL ile 30.000 TL arasında değişen promosyon fırsatı sunuyor:

    • 0 – 9.999 TL Maaş: Toplam 20.000 TL’ye varan ödeme
    • 10.000 – 14.999 TL Maaş: Toplam 24.000 TL’ye varan ödeme
    • 15.000 – 19.999 TL Maaş: Toplam 27.000 TL’ye varan ödeme
    • 20.000 TL ve Üzeri Maaş: Toplam 30.000 TL’ye varan ödeme
      (KMH kullanımı, 2 adet otomatik fatura talimatı ve kredi kartı aktifliği gibi ek şartlar içerir).

    Eylül 2026 Bankaların Güncel Emekli Promosyon Tutarları

    Maaşını farklı bankalara taşımayı düşünen emekliler için öne çıkan bankaların Eylül ayı güncel promosyon teklifleri:
    • ING: 15.000 TL koşulsuz nakit promosyonun yanı sıra ek ödül ve ürünlerle toplamda 32.000 TL’ye varan ödeme.
    • Türkiye Finans: Maaşa göre 18.000 TL ile 32.000 TL arasında promosyon ve bonus imkanı.
    • Garanti BBVA: 15.000 TL’ye varan nakit promosyon, ek Bonus Kart ve sigorta fırsatlarıyla toplamda 25.000 TL’ye varan kazanç.
    • İş Bankası: 15.000 TL’ye varan nakit promosyona ek; fatura talimatı ve MaxiPuan ödülleriyle toplam 25.000 TL’ye varan fırsat.

    • Albaraka Türk: Maaşa göre 21.400 TL’ye varan promosyon, referans kampanyalarıyla birlikte toplamda 30.000 TL’ye kadar çıkıyor.
    • Akbank: Maaş tutarına göre 6.250 TL ile 15.000 TL arasında nakit promosyon ödemesi.
    • Halkbank: Maaşa göre 8.000 TL ile 12.000 TL arası nakit promosyon.
    • Ziraat Bankası: SGK emeklilerine maaş aralığına göre 5.000 TL ile 12.000 TL arasında promosyon desteği.
  • Afyonkarahisar Belediyesi adına sahte e-postayla dolandırıcılık girişimi

    Afyonkarahisar Belediyesi adına sahte e-postayla dolandırıcılık girişimi

    Belediyeden yapılan açıklamada, dolandırıcıların belediyenin logosu, vergi numarası ile Belediye Başkanı, başkan yardımcıları ve birim müdürlerinin isimlerini izinsiz kullanarak sahte “satın alma formları” hazırladığı ve bunları e-posta yoluyla gönderdiğinin tespit edildiği bildirildi.

    Söz konusu e-postaların ve sahte satın alma taleplerinin belediyeyle herhangi bir ilgisinin bulunmadığı belirtilirken, kimliği belirsiz kişi veya kişiler hakkında gerekli yasal sürecin başlatıldığı kaydedildi.

    Belediye, vatandaş ve firmalardan bu tür e-postalara itibar etmemelerini, sahte formlar üzerinden herhangi bir ödeme yapmamalarını ve kişisel ya da kurumsal bilgilerini paylaşmamalarını istedi. Şüpheli bir iletişimle karşılaşılması halinde ise herhangi bir işlem yapılmadan belediyenin resmi iletişim kanalları üzerinden doğrulama yapılması gerektiği belirtildi.

    Alımlar sadece EKAP üzerinden

    Açıklamada ayrıca belediyenin tüm mal ve hizmet alımlarının yalnızca Elektronik Kamu Alımları Platformu (EKAP) üzerinden gerçekleştirildiği hatırlatıldı. Gerekli bilgilendirme ve teklif talep formlarının ise yalnızca belediyeye ait resmi kurumsal e-posta adresleri aracılığıyla iletildiği vurgulandı.

  • LGBT ve cinsiyetsizlik söylemlerine ilişkin bilinçlenme uyarısı

    LGBT ve cinsiyetsizlik söylemlerine ilişkin bilinçlenme uyarısı

    “Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü”, “İnsansız Dünya Transhümanizm” kitaplarının da yazarı olan Dağ, AA muhabirine, LGBT, cinsiyetsizlik ve “queer” (geleneksel cinsiyet ve kimlik anlayışını sorgulayan) akımlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    İnsan bedeninin biyolojik gerçekliğinden koparılarak keyfi şekilde biçimlendirilmek istendiğini belirten Dağ, bedeni “manipüle edilebilir ham madde” olarak gören tekno-kültürel bir akılla karşı karşıya olunduğunu söyledi.

    Dağ, insanın bedensel ve biyolojik gerçekliğinin görmezden gelinerek özgürlükçülük adına sınırların ortadan kaldırıldığını vurgulayarak, “Kim olduğunu keşfeden, özneden çok sermayenin ve enformasyonun güdülediği, kim olacağını sürekli üreten özne sorunuyla karşı karşıyayız. Sabit bir aidiyet olan bedenin yerini, tercih edilerek değiştirilebilen bedene sahip özneler, matah gibi gösterilmek isteniyor. Bedene dair sınırsızlık-hadsizlik, özgürleşme olarak sunuluyor.” ifadesini kullandı.

    Kapitalizmin insanı yeniden tanımlayarak üzerinde yeni bir tahakküm biçimi kurduğunu belirten Dağ, “İnsan bedeninin sınırlarının muğlaklaştırılması, LGBT ve cinsiyetsizlik sorununu doğurdu. İnsanın aidiyetini bozarak insanın bedenini oyun hamuruna dönüştürme arzusu, ciddi toplumsal bir sorundur. Toplumsalı bozacak olan bu tür oluşumlara karşı tedbirli ve temkinli olunması gerekmektedir.” diye konuştu.

    “Beden yeniden tasarlanmak isteniyor”

    Dağ, LGBT ile transgenderizm (cinsiyet kimliğinin biyolojik cinsiyetten farklı olabileceğini savunan yaklaşım) ve transhümanizm (teknolojiyle insanın biyolojik sınırlarını aşmayı amaçlayan yaklaşım) arasındaki ilişkiye değinerek, şöyle devam etti:

    “Beden, biyolojik sınırlar ve cinsiyet ontolojisi üzerinden yeniden tasarlanmak isteniyor. Bu üçünde de biyolojik beden, sınırları aşındırılarak değiştirilebilir. Transgenderizm, cinsiyet ve kimlik üzerinde dönüşüm sağlamaya çalışırken transhümanizm, yaşlanma, hastalık, ölümlülük ve bedensel yetersizlikleri aşmak ister. Transgenderizm, biyolojik cinsiyetin sınırlarını sosyo-kültürel ve medikal müdahalelerle dönüştürmeye, transhümanizm, bu dönüşümü teknoloji aracılığıyla insan bedeninin ve türünün bütün biyolojik sınırlarına yaymaya çalışır. Transgenderizm, biyolojik sınırları biyolojik çalışmalar ve sosyo-kültürel söylemlerle transhümanizm ise teknolojiyle aşılmasını hedefler. Transgenderizmde, zihin ve iradeyle bedensel gerçekliğin önüne geçerek bedenin yeniden biçimlendirilebilir nesne olduğu tezi var. Biyoteknoloji, hormon tedavileri, cerrahi müdahaleler, genetik mühendisliği ve nöroteknolojiler, bedenin dönüştürülmesi için imkan olarak görülüyor. Bu teknolojiler, kadın-erkek düalitesini aşan akışkan ve cinsiyet-sonrası kimlik tasarımlarını gündeme getiren post-cinsiyetçi yaklaşımlar için bir imkan.”

    Dağ, üremenin teknolojikleştirilmesiyle beden ve üreme arasındaki geleneksel bağların çözüldüğüne dikkati çekerek, “Bedenin sınırlarının genişletilebileceği fikri, tekno-kültürel dönüşümle birleşiyor. Cinsellik, sanal gerçeklik, sextech, dijital kimlikler ve yapay zeka destekli ilişkiler bağlamında dönüştürülmek isteniyor. Cinsellik, biyolojik bedenden koparılarak insan ilişkileri de ayrıştırılıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

    “Ananevi terbiye geleneğimizi yaşatmalıyız”

    Cinsel kimlik karmaşasının insanın kaldıramayacağı en büyük yüklerden biri olduğunu vurgulayan Dağ, bu yükün altına girmemek için toplumun güçlü felsefi ve ahlaki bir zemine sahip olması gerektiğini ifade etti.

    Dağ, özellikle gençlerin eleştirel medya okuryazarlığı kazanmaları ve LGBT, cinsiyetsizlik ve “queer” akımlarına ilişkin propagandaların farkına varmaları gerektiğini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Güçlü psikososyal destek mekanizmalarına ihtiyacımız olduğu gibi ananevi terbiye geleneğimizi yaşatmalıyız. Öncelikle ontolojik ve ahlaki temelimiz, fıtrat bilinci kazandırmak olmalı. Bireyin yaratılışı ve biyolojik hakikati unutturulmamalı. Geçici duygular, psikolojik dalgalanmalar veya hevesler, biyolojik hakikatin önüne geçirilmemeli. Akıl ve irade terbiyesiyle nefsi sapkın yönelimleri, tasfiye edilebilir. Sapkın dijital platformlar, ahlaki veya hukuki tavırla etkisiz hale getirilmeli. İnsanın bedeni konusunda gelgit yaşamaması için irade ve manevi bilinci güçlendirilmelidir. Çocuklar, biyolojik cinsiyetine uymayan rol ve davranışlara maruz bırakılmamalı. Başta mahremiyet eğitimi olmak üzere, sağlıklı şahsiyet gelişimi sağlanmalı. Kadın-erkek gerçekliğinin varlık sürdüğü hayat, merkezde olmalı. Medya ve piyasanın işbirliğiyle dejenere ettiği kimlik modellerini, şüpheyle karşılamak gerekir.”

    “Bedene ve cinsiyete ilişkin sürekli arayışlar, beyhudedir”

    Prof. Dr. Dağ, İslamiyet’in konuyla ilgili bakış açısı hakkında bilgi vererek, “İslam düşüncesi doğayı, insanı ve hayatı rastlantısal ve kaotik algılamaz, ölçü ve denge üzerine kurulu bir nizamı esas alır. İnsan, ruh ve bedenin bileşimi olan tesadüfi bir varlık değildir. Varoluşsal gayesi ve ahlakiliği olan insan, fıtrat üzerine yaşar. Yer ve gök ne kadar gerçeklik ise kadın-erkek cinsiyeti o kadar hakikattir.” diye konuştu.

    Dağ, insanın kendi bedeninin mutlak sahibi olmadığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

    “Bedenini korumak ve yaratılış gayesine uygun biçimde emanet olduğunun bilinciyle hareket etmesi gereken insan, beden aidiyetini tehdit eden saldırılara karşı önlem almalı ve biyolojiyi muğlaklaştırarak anlamsızlaştırmak isteyen kötü niyetlerin farkında olmalı. Bedensel gerçekliği inkar etmeden kadın-erkek düalitesine sadık kalarak fıtratıyla cebelleşmemeli. İnsan, sınırlarını bilen ve kendi gerçekliğiyle ilişki kuran bir varlıktır. Özgürlüğün insan bedeninin sınırlarını genişleterek bir ham maddeye yani oyun hamuruna dönüştürmesi olduğu söylemi, insan için hiç de hayırlı değil.”

    İnsanın biyolojik gerçekliğine ve fıtratına sadık kalarak hayatta anlamlı bir varoluş oluşturabilmesi gerektiğinin altını çizen Dağ, “Bedene ve cinsiyete ilişkin sürekli arayışlar, beyhudedir. İnsanı gerçekten özgürleştirecek olan, biyolojisinin ve fıtratının gerçekliğine sadık kalmaktır. İnsanı sınırsızca yeniden üretilebilir bir projeye indirgeyen tekno-kültürel nihilizmin insana vereceği bir şey yok. Asıl imkan, insanın kendi bedenine sadık kalarak doğadaki gerçekliğine sahip çıkmasıdır.” ifadelerini kullandı.

    Dağ, cinsel kimlik karmaşası girdabından çıkabilmenin yollarına değinerek, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Hisleri karmaşıklaşmış kişilerin eylemleri de ölçüsüzleşir. Cinsel kimlik bocalamalarının nedeni, iradenin zayıflaması ve aklın nefsi dürtülere mağlup olmasıdır. Göz ve zihin, temiz şeylerle meşgul edilerek manevi ve güçlü bilinç tahkim edilmeli. Kimlik karmaşası derinleşirse cerrahi operasyonlar veya ömür boyu süren hormon tedavilere maruz kalınabilir. Geri dönüşü olmayan aceleci müdahaleler, bedensel bütünlükle kişiliği de yıkar. Zihinsel sükuneti ve ruh sağlığını muhkem kılacak ortamlar tercih edilmeli. Çocuklar, biyolojik fıtratlarına uymayan rol modellere maruz kalmamalı. Çocukların mahremiyet sınırlarına ihtimam gösterilmeli. Dijital mecraların, marjinal kültürel ve siyasi akımların özendirici ve meşrulaştırıcı söylemlerine, zihinsel mesafe konulmalı. Kişiler, kendilerini bu yönelimlere iten çevrelerden uzak durmalı. Güçlü aile desteği ve yapıcı sosyal bağlarımızı tahkim etmeliyiz. Bu eğilimdeki bireyleri yalnızlaştırarak depresyona ve tecride mahkum etmeyip bu girdaptan selametle çıkması sağlanmalı.”>>>AA

  • DTÖ’den dünya ekonomisi için reform çağrısı

    DTÖ’den dünya ekonomisi için reform çağrısı

    Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Kamu Forumu’nda bu yıl “Dünya ticareti için kritik bir dönüm noktası” başlığıyla yayımlanan Dünya Ticaret Raporu 2026’nın detaylarını paylaştı.

    Buna göre, çok taraflı ticaret sisteminde yaşanan aksaklıklara rağmen küresel mal ticaretinin yaklaşık yüzde 72’si DTÖ kuralları çerçevesinde gerçekleşiyor. Ancak 2 yıl önce yüzde 80 seviyesinde olan bu orandaki düşüş, sistemin ciddi bir baskı altında olduğunu gösteriyor.

    DTÖ’nün kurulduğu 1995’ten beri üyeleri arasındaki ticaretin yaklaşık yüzde 140 arttığı tahmin edilirken, bu tarihte küresel ticaretin yaklaşık yüzde 23’ünü oluşturan düşük ve orta gelirli ekonomilerin payının 2024 sonu itibarıyla yüzde 45’e yükseldiği hesaplanıyor. Bu artış, ticaret sisteminin küresel ekonomiyi daha açık ve kapsayıcı hale getirme konusundaki başarısının en net işaretlerinden biri olarak görülüyor.

    Küresel hizmet ihracatının yaklaşık yüzde 55’ini oluşturan dijital hizmetler ise 2005’ten beri dünya ticaretinin doğasının değiştiğini ortaya koyuyor.

    DTÖ raporu, bu gelişmelerin yanı sıra küresel ticaret sisteminin geleceğine ilişkin 3 senaryo sunuyor.

    Bu senaryolardan ilki, kapsamlı pazar taahhütleri, dijital ticaret ve hizmetler alanındaki yeni çok taraflı kurallar, daha geniş üyelik yapısı, açık ticaret ve güvenlik kaygıları arasında denge kuran “özenle tasarlanmış bir çerçeve” aracılığıyla DTÖ kurallarının güçlendirildiği ticaret sistemini baz alıyor.

    Bu senaryoya göre, güçlendirilmiş çok taraflı ticaret sisteminin 2050’ye kadar küresel GSYH’yi yüzde 2,9 ve küresel ihracatı da yüzde 17,9 artırabileceği tahmin ediliyor. GSYH’deki bu büyüme, 3 trilyon dolarlık ekonomik kazanıma karşılık geliyor.

    Halihazırda dünya ticaretindeki payı yüzde 1’in altında olan en az gelişmiş ülkeler için ise güçlendirilmiş çok taraflı ticaret sisteminin kazanımlarının daha yüksek olacağı hesaplanıyor. Söz konusu senaryo kapsamında, gümrük vergileri ve diğer ticaret maliyetlerindeki düşüşlerden elde edilecek faydalar sayesinde bu ülkelerin GSYH’sinin yüzde 7,7 artabileceği değerlendiriliyor.

    Ticaret işbirliğinin jeopolitik bloklar etrafında şekillendiği “parçalanmış bir ticaret sisteminin” baz alındığı ikinci senaryoya göre ise, küresel GSYH’nin yüzde 5,1 ve ihracatın yüzde 18,6 düşebileceği tahmin ediliyor.

    Raporun üçüncü senaryosu, çok taraflı işbirliğinin yerini serbest ticaret anlaşmaları ağına bıraktığı bir sistemi baz alıyor. Buna göre de, küresel ekonomik büyümenin yüzde 6,9 ve ihracatın yüzde 26,9 azalabileceği hesaplanıyor.

    Bu kapsamda, çok taraflı işbirliği ve ticaret kurallarının zayıflamasının küresel GSYH’de yüzde 10’a varan potansiyel fırsat kaybına yol açabileceği ifade ediliyor.

    DTÖ, küresel ticaret sisteminin modernize edilmemesi ve reform için harekete geçilmemesinin dünya ekonomisine maliyetinin oldukça yüksek olacağı uyarısında bulunurken, söz konusu reformun nasıl olması gerektiğine ilişkin bir yönlendirmede bulunmuyor.

    “DTÖ üyeleri, reform çalışmalarına aktif olarak katılıyor”

    Raporda görüşlerine yer verilen DTÖ Genel Direktörü Ngozi Okonjo-Iweala, çok taraflı ticaret sisteminin 80 yılda büyük faydalar sağladığını belirterek, küresel mal ticaretinin yüzde 72’sinin DTÖ kuralları çerçevesinde gerçekleştiğini kaydetti.

    Bu sistemin liderlik ettiği işbirliğinin ekonomik büyümeyi desteklediğini ve üye ülkeler arasında barışa katkı sağladığını dile getiren Okonjo-Iweala, “Küresel ticaret ortamı önemli ölçüde değişti, ancak sistemin temel mantığı, yani tüm ekonomilerin tek taraflı hareket etmek yerine işbirliği yapmalarının daha yararlı olduğu düşüncesi, bugün de her zamanki kadar geçerli. DTÖ üyeleri, mevcut durumun bir seçenek olmadığını tam olarak kabul ederek, şu anda reform çalışmalarına aktif olarak katılıyor. Çok taraflı ticaret sistemi daha önce de onarıldı ve yenilendi. Bunun tekrar yapılabileceğine inanıyorum.” ifadelerini kullandı.

    Sistem, dünya ekonomisindeki değişimlere “uyum sağlamalı”

    DTÖ Başekonomisti Robert Staiger, düzenlenen basın toplantısında, rapordaki bulguların öngörüden ziyade senaryo simülasyonları olduğunun altını çizerek, ticarette farklı işbirlikleri ve jeopolitik parçalanma halinde hangi sonuçların söz konusu olabileceğini ortaya koymaya çalıştıklarını anlattı.

    Bu kapsamdaki verilerin “DTÖ’nün dünya ticaretini şekillendirmede önemli bir güç olmaya devam ettiğini gösterdiğini” söyleyen Staiger, “Günümüzde çok taraflı ticaret sisteminin karşı karşıya olduğu baskıların çoğu, kısmen sistemin kendi başarısının birer sonucu. Bu başarı, sistemin temel ilkelerinin sağlam olduğunu gösteriyor ancak bu ilkelerin uygulanması, sistemin yaratılmasına katkıda bulunduğu dünyaya da uyum sağlamalı. Bu ilkelerin hayata geçirilmesini sağlayan kural, taahhüt ve uygulamalar, dünya ekonomisine aynı hızda uyum sağlamadı.” dedi.

    DTÖ'den dünya ekonomisi için reform çağrısı

    Staiger, bu nedenle ticaret sisteminde reforma ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek, DTÖ’nün kasıtlı olarak bir reform planı önermediğini ve bu tercihlerin üye ülkelere ait olduğunu söyledi.

    Raporun çok taraflı ticaret sisteminin değişmeden korunması gerektiğini savunmadığını kaydeden Staiger, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Rapor, bu sistemin uyum sağlaması gerektiğini savunuyor. Burada görev, bozuk olanı onarmak, modası geçmiş olanı güncellemek, işe yarayanı korumak ve işbirliğini yeni gerçekliklere göre uyarlamak olarak tanımlanıyor. Senaryolar kapsamındaki paylaştığımız rakamlar, uyum sağlamanın önemini gösteriyor. Sistem hala önemli faydalar sağlamaya devam etse de, küresel ekonomi değişti ve bu değişime başarılı şekilde yanıt vermenin ekonomik bir önemi var. Dünya ticaret sistemi kritik bir dönemeçte. Bunun nedeni işbirliğinin önemini yitirmiş olması değil, işbirliğinin artık çok daha zorlu koşullar altında işlemesi gerektiği.”>>>AA

  • Yunanistan’da alarm: Listede Ege Adaları var

    Yunanistan’da alarm: Listede Ege Adaları var

    Yunanistan’da meteorolojik koşullar ve kuvvetli rüzgarlar nedeniyle orman yangınları riski en üst seviyelere tırmandı. Yunanistan İtfaiye Teşkilatı tarafından yayımlanan “Yangın Risk Tahmin Haritası”na göre, 15 Eylül 2026 Salı günü ülke genelinde 10 farklı bölgede yangın riski “yüksek” (3. Seviye) olarak açıklandı.

    Yüksek Risk İlan Edilen 10 Bölge

    İtfaiye yetkililerinin radarında olan ve yangın tehlikesinin 3. seviyeye çıkartıldığı kritik bölgeler şunlar:
    • Ege Adaları: Midilli, Sakız, Sisam (Samos), Nikarya (Ikaria), İskiri (Skyros) ve Psara adaları.
    • Ada Grupları: Kiklad Adaları (Cyclades) ve On İki Ada (Dodecanese).
    • Anakara Bölgeleri: Başkent Atina’yı da kapsayan Attika bölgesi ile Eğriboz (Evia) adasının bazı kesimleri.

    Vatandaşlara ve Turistlere Acil Çağrı

    Yangın riskinin yüksek olduğu bölgelerde yetkililer teyakkuza geçerken, vatandaşlara ve bölgedeki turistlere dikkatli olmaları yönünde uyarılar yapıldı. Açık alanda ateş yakılmaması, anız ve bahçe temizliği yapılmaması gerektiği vurgulanırken, duman veya yangın fark edilmesi durumunda vakit kaybetmeden itfaiye ekiplerine bildirimde bulunulması istendi.
  • Batık geminin kaptanının cenazesine ulaşıldı

    Batık geminin kaptanının cenazesine ulaşıldı

    Marmara Denizi’nin Silivri açıklarında, 2 Eylül’de meydana gelen kazanın ardından Sahil Güvenlik Komutanlığı, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı unsurlarınca sürdürülen arama-kurtarma çalışmaları kapsamında denizde bulunan erkek cesedinin “Tuğberk İmamoğlu” gemisinin birinci kaptanı Yaşar Kayhan’a ait olduğu tespit edildi.

    Olay

    Yaklaşık 18 mil açıkta meydana gelen kazada, Kocaeli’den Aliağa’ya giden “Alsu” isimli ticari gemi ile İskenderun Limanı’ndan Karadeniz Ereğli’ye seyreden “Tuğberk İmamoğlu” adlı gemi çarpışmış, kazanın ardından “Tuğberk İmamoğlu” batmıştı.

    Kazanın 4’üncü gününde Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ait kurtarma gemisi TCG Akın’ın gelişmiş sonar sistemleri ve uzaktan kumandalı su altı aracı (ROV) desteğiyle enkazın yeri tespit edilmiş, bu bölgede dalış ile tarama faaliyetleri yoğunlaştırılmıştı.

    Başsavcılıktan yapılan açıklamada, şunlar kaydedilmişti:

    “2 Eylül’de Marmara Denizi’nde ticari faaliyette bulunan ‘M/T Alsu’ ile ‘Tuğberk İmamoğlu’ isimli gemilerin çatışması ve 10 kişilik mürettebatı bulunan ‘Tuğberk İmamoğlu’ isimli geminin batmasıyla sonuçlanan olaya ilişkin Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülmekte olan soruşturma kapsamında, yürütülen arama ve kurtarma faaliyetleri sırasında, çatma bölgesine yaklaşık 5 kilometre mesafede bir cansız erkek bedenine ulaşılmıştır. Cansız bedenin kazada kaybolan mürettebattan birine ait olup olmadığının belirlenmesi, kimlik tespitinin yapılması ve kesin ölüm sebebinin saptanması amacıyla Adli Tıp Kurumu’na sevki sağlanmıştır.”

    Açıklamada, yürütülen soruşturma kapsamında maddi gerçeğin her yönüyle açığa çıkarılması amacıyla gerekli tüm işlemlerin titizlikle sürdürüldüğü belirtilmişti.>>>AA

  • HÜRKUŞ-II’ye askeri tip sertifikası

    HÜRKUŞ-II’ye askeri tip sertifikası

    Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) tarafından yapılan açıklamaya göre, HÜRKUŞ-II için 12 ayrı sertifikasyon disiplininde yürütülen çalışmalar kapsamında 1790 sertifikasyon gereksinimi doğrulandı, 950 kanıt dokümanı teknik açıdan incelendi ve toplam 153 sertifikasyon testi gerçekleştirildi.

    HÜRKUŞ-II Askeri Tip Sertifikası’nın yayımlanması dolayısıyla düzenlenen törenle, Türkiye’nin hava platformlarını yalnızca tasarlama ve üretme değil, test etme, doğrulama, uçuşa elverişliliğini değerlendirme ve sertifikalandırma alanlarında ulaştığı milli yetkinlik de ortaya konuldu.

    HÜRKUŞ-II için yürütülen çalışmalar sonucunda Askeri Tip Sertifikası, 9 Eylül’de SSB ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı personelinden oluşan Sertifikasyon Kurulu tarafından verildi.

    Sertifika ile Türkiye’de yerli olarak geliştirilen bir hava platformu için uluslararası standartlara uygun, tamamen milli insan kaynağına dayalı bir askeri tip sertifikasyon süreci ilk kez başarıyla tamamlanmış oldu.

    HÜRKUŞ-II'ye askeri tip sertifikası

    “Kendi teknik otoritemizi ve sertifikasyon kültürümüzü de inşa ediyoruz”

    Açıklamada görüşlerine yer verilen SSB Başkanı Haluk Görgün, HÜRKUŞ-II’nin Askeri Tip Sertifikası’nın Türk havacılık sanayisi açısından teknik olduğu kadar stratejik bir eşik niteliği taşıdığını vurguladı. Görgün, açıklamasında şunları kaydetti:

    “9 Eylül 2026, Türk havacılık sanayimiz açısından teknik olduğu kadar stratejik bir eşiktir. HÜRKUŞ-II’nin Askeri Tip Sertifikası, Türkiye’nin kendi hava aracını tasarlama, üretme, test etme, doğrulama ve sertifikalandırma yetkinliğinin somut bir göstergesidir. Bu belge, çok yoğun bir mühendislik, test ve doğrulama emeğinin sonucudur. Biz yalnızca hava platformları geliştirmiyor, bu platformların güvenilirliğini kendi insanımızla doğrulayacak teknik otoriteyi, metodolojiyi ve sertifikasyon kültürünü de inşa ediyoruz. HÜRKUŞ-II’de kazandığımız sertifikasyon tecrübesi, gelecekteki milli hava platformlarımız için kalıcı bir yetkinliğe ve güçlü bir kurumsal hafızaya dönüşecektir. HÜRKUŞ-II’nin kanatlarında, kendi tasarımına, kendi testine ve kendi teknik yetkinliğine güvenen bir Türkiye’nin iradesi vardır. Bu kabiliyeti daha ileriye taşımaya kararlıyız. Sürece katkı sunan SSB Kalite-Test ve Sertifikasyon ekiplerimize, Hava Kuvvetleri Komutanlığımıza, Milli Savunma Bakanlığımıza, TR Uçuşa Elverişlilik ve TUSAŞ ekiplerine, görev alan bütün mühendis ve uzmanlarımıza teşekkür ediyorum.”

    HÜRKUŞ-II'ye askeri tip sertifikası

    Milli uzmanlık birikimi ortak çalışmada buluştu

    HÜRKUŞ-II’nin sertifikasyon faaliyetleri, farklı kurumlardan uzmanların müşterek teknik çalışmasıyla yürütüldü.

    Süreçte SSB Kalite-Test ve Sertifikasyon Daire Başkanlığından 7 uzman, SSB adına sertifikasyon panellerinde TR Uçuşa Elverişlilik (TRUE) firmasından 16 sertifikasyon uzmanı, Hava Kuvvetleri Komutanlığından 5 uzman ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı adına sertifikasyon panellerinde Milli Savunma Bakanlığından 12 sertifikasyon uzmanı görev yaptı.

    Yüklenici TUSAŞ ise çalışmalara 40 Uçuşa Elverişlilik Uzmanı ve 10 Tasarım ve Üretim Organizasyon Onayı Uzmanı ile katıldı.

    Böylece tasarımdan üretime, doğrulamadan teknik değerlendirmeye uzanan sertifikasyon sürecinde Türkiye’nin farklı kurum ve kuruluşlarında oluşan uzmanlık birikimi ortak bir yapı altında buluşturuldu.

    12 sertifikasyon disiplininde bütüncül değerlendirme

    HÜRKUŞ-II Projesi’nde sertifikasyon çalışmaları 12 ayrı disiplin altında yürütüldü. Aviyonik, elektronik donanım, elektrik sistemleri ve elektromanyetik ortam etkileri, itki-yakıt, insan faktörleri, kabin emniyeti, sistem emniyeti, sürekli uçuşa elverişlilik, uçak sistemleri, uçuş performansı, yapısal ve yazılım alanları ayrı sertifikasyon panellerinde değerlendirildi.

    Bu çalışmalar kapsamında 283 panel toplantısı ve çalıştay gerçekleştirildi. Yazılım ve elektronik donanım faaliyetlerine destek veren alt yüklenici firmalara yönelik 225 denetim yapıldı.

    Sertifikasyon sürecinde ayrıca 1790 sertifikasyon gereksinimi doğrulandı, 950 sertifikasyon kanıt dokümanı ilgili paneller bünyesinde teknik açıdan incelendi ve değerlendirildi.

    HÜRKUŞ-II'ye askeri tip sertifikası

    153 sertifikasyon testi gerçekleştirildi

    Sertifikasyon planlarında tanımlanan doğrulama faaliyetleri kapsamında HÜRKUŞ-II üzerinde 38 laboratuvar testi, 71 yer testi ve 44 uçuş testi gerçekleştirildi.

    Böylece farklı doğrulama seviyelerinde toplam 153 sertifikasyon testi tamamlandı.

    Test ve doğrulama faaliyetleriyle hava aracının ilgili sertifikasyon gereksinimlerini karşılayıp karşılamadığı teknik kanıtlarla değerlendirildi ve Askeri Tip Sertifikası’na temel oluşturan kapsamlı kanıt altyapısı oluşturuldu.

    Projeyle kazanılan kabiliyetin, gelecek hava platformlarının tasarım, test, doğrulama ve sertifikasyon süreçlerinde Türkiye’nin milli yetkinliğini daha ileri seviyeye taşıması hedefleniyor.>>>AA

  • Apple TV Türkiye’ye geliyor!

    Apple TV Türkiye’ye geliyor!

    Günün zorlu koşullarında yaşam mücadelesi veren bir vatandaşın sergilediği merhamet örneği, insanlığa adeta ders verdi. Zor şartlar altında sokakta yaşamını sürdürmeye çalışan evsiz bir adam, binbir güçlükle temin ettiği bir kap yemeği tek başına yemek yerine yanına yaklaşan sokak kedisiyle paylaştı.

    Merhametin Büyüklüğü İmkânlarla Ölçülmez

    Kendi imkânsızlıklarına ve içinde bulunduğu zor koşullara rağmen elindekini sadık bir dostla bölüşen vatandaşın bu davranışı, çevredeki vatandaşlar tarafından büyük bir hayranlıkla karşılandı. Yemeğini lokma lokma minik dostuna yediren adamın samimiyeti ve şefkati izleyenleri duygulandırdı.

    Sosyal Medyada Takdir Topladı

    Görüntülerin kısa sürede yayılmasıyla birlikte binlerce kullanıcı merhametin, imkânla değil yürekle ilgili olduğunu vurgulayan yorumlarda bulundu. Paylaşmanın ve empati kurmanın önemini bir kez daha hatırlatan bu anlar, günün en çok konuşulan ve iç ısıtan gelişmeleri arasında yer aldı.
  • TÜMER METİN’DEN BOMBA FENERBAHÇE VE LUKAKU YORUMU! | “Bizim ligin oyuncusu değil!”

    TÜMER METİN’DEN BOMBA FENERBAHÇE VE LUKAKU YORUMU! | “Bizim ligin oyuncusu değil!”

    Trendyol Süper Lig’de Fenerbahçe’nin deplasmanda Gaziantep FK ile 0-0 berabere kaldığı karşılaşmanın ardından yankılar sürmeye devam ediyor. Mücadeleyi Tivibu Spor ekranlarında değerlendiren eski milli futbolcu ve yorumcu Tümer Metin, sarı-lacivertli ekibin Belçikalı santrforu Romelu Lukaku’ya son derece sert eleştiriler yöneltti.

    “Lukaku Yetersiz, Belçika Milli Takımı’nı Talan Etti”

    Belçikalı yıldızın sahada sergilediği futbolu ve fiziki durumunu hedef alan Tümer Metin, oyuncunun kariyerini de sorgulayarak şu ifadeleri kullandı:
    “Lukaku yetersiz. Lukaku’nun kilosunu da konuşursun… Bana kalırsa kariyerini de konuşun. Belçika Milli Takımı’nı talan etti bu adam. Altın jenerasyon denen takım, Lukaku yüzünden bir şey olamadı.”

    “Bizim Ligimizin Santrforu Değil”

    Oyun yapısının Trendyol Süper Lig’in sertliğine ve temposuna uyum sağlayamadığını savunan Tümer Metin, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:
    “Napoli’de bir oynadığı dönem, parladığı dönem. Bana kalırsa gerisi hep böyleydi. Bizim ligimizin oyuncusu değil bana kalırsa, bizim ligin santrforu değil.”
    Fenerbahçe’de hücum hattındaki performansı tartışma konusu olan Lukaku’nun önümüzdeki haftalardaki durumu merak konusu olurken, sarı-lacivertli camiadaki eleştiriler giderek tırmanıyor.
  • Gelibolu’da tarihi keşif: 4 bin 200 yıllık duvar

    Gelibolu’da tarihi keşif: 4 bin 200 yıllık duvar

    Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izni, Çanakkale Valiliğinin desteği ve İÇDAŞ’ın sponsorluğunda “Geleceğe Miras Projesi” kapsamında Tarihi Gelibolu Yarımadası’nda yer alan Maydos Kilisetepe Höyüğü’ndeki kazı çalışmaları devam ediyor.

    Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Göksel Sazcı başkanlığındaki ekip, ilçe merkezinde denize yakın konumdaki kazıların 17’nci yılında, 7 metre derinlikte savunma duvarını gün yüzüne çıkardı.

    Kazı Başkanı Prof. Dr. Göksel Sazcı, AA muhabirine, 2026 kazı dönemine 1 Temmuz’da başladıklarını ve eylül sonuna kadar sahadaki faaliyetleri sürdüreceklerini söyledi.

    Gelibolu'da tarihi keşif: 4 bin 200 yıllık duvar

    Bu yıl iki ayrı alanda çalışma yürüttüklerini belirten Sazcı, 2010 yılında başladıkları kazılarda 4 temel hedef belirlediklerini dile getirdi.

    Sazcı, birinci hedeflerinin yerleşim yeri içinde kalan höyüğü hem fiziki olarak koruma altına almak hem de yerel halkı bilgilendirip eğitime dahil ederek alanın korunması gereken bir kültür varlığı olduğunu onlara bunu öğretmek olduğunu aktararak, “Bunu başardık sanırım. Burada kazılara başladığımız günden bu yana herhangi bir tahribat söz konusu olmadı.” dedi.

    İkinci hedeflerinin ise Erken Demir Çağı (Karanlık Çağ) dönemine yönelik araştırmalar olduğunu ifade eden Sazcı, bu yıl söz konusu dönemi yakalamak adına özel bir alanda çalıştıklarını ve döneme ait kalıntılar ile yıkıntıları kısmen ortaya çıkardıklarını kaydetti.

    Gelibolu'da tarihi keşif: 4 bin 200 yıllık duvar

    “MÖ ikinci binde Trakya ve Doğu Avrupa ile ilişkiler ortaya çıkarıldı”

    Üçüncü önemli hedeflerinin bölgenin milattan önce (MÖ) ikinci bindeki siyasi durumunu ve Homeros’un anlattığı dönemin bölgedeki yapısını anlamak olduğuna dikkati çeken Sazcı, şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Bu konuyla ilgili önceki yıllarda araştırdığımız alanlarda önemli sonuçlar elde ettik. Bölgede daha önce bilinmeyen kültür unsurlarını ortaya çıkardık. Özellikle MÖ ikinci binde bölgenin Trakya ve Doğu Avrupa ile ilişkisi bilinmiyordu. Kazıda ortaya çıkardığımız buluntularla bölgenin Bulgaristan’dan Romanya’ya kadar olan ilişkileri hakkında yeni yorumlar yapabiliyoruz. O açıdan da mutluyuz, yani istediğimiz sonucu elde ettik.”

    Gelibolu'da tarihi keşif: 4 bin 200 yıllık duvar

    Sazcı, dördüncü hedeflerinin ise Troya’da iyi bilinmeyen ve İlk Tunç Çağı’ndan Orta Tunç Çağı’na geçişi karakterize eden “Troya III-IV-V” dönemlerini araştırmak olduğunu vurguladı.

    Önceki yıllarda höyüğün kuzeybatı kısmında bu dönemle ilgili buluntular elde ettiklerini hatırlatan Sazcı, şöyle devam etti:

    “Bu yıl da uzun yıllardır araştırma yaptığımız bir alanda yaklaşık 7 metrelik dolgu kazarak İlk Tunç Çağı’na ait savunma duvarına ulaştık. Duvarın yaklaşık 4 metrelik bir uzantısını burada ortaya çıkarmış olduk. 2 metreden biraz daha fazla yüksekliğe sahip bir taş temeli olduğunu, üzerinde de kerpiç üst yapısının bulunduğunu tespit ettik. Yine kazılarımızda zamanla bu duvarın yükseltilerek işlevini yitirene kadar kullanımda kaldığını gördük. Bu savunma duvarı milattan önce 2100-2200 yıllarına tarihleniyor. Yani yaklaşık 4 bin 200 yıllık bir yaşı var bu duvarın.”

    Gelibolu'da tarihi keşif: 4 bin 200 yıllık duvar

    Maydos yerleşiminin deniz kenarında yer aldığına işaret eden Sazcı, karaya bakan taraftaki çalışmalarda daha önce kuzeybatı kısmında farklı dönemlere ait surlar bulduklarını, bu kez de güneybatı kesiminde savunma duvarını gün yüzüne çıkardıklarını söyledi.

    “Troya ile aynı boyutlara sahip, henüz yüzde 5’i incelendi”

    Prof. Dr. Sazcı, 17 yıldır sürdürdükleri kazı çalışmalarında alanın henüz yaklaşık yüzde 5’lik kısmını inceleyebildiklerini belirterek, şunları kaydetti:

    “Yüzdeye vuracak olursak daha yolun çok başındayız. 17 yıldır çalışıyoruz ama benim tahminim henüz alanın yüzde 5’i incelenmiştir. Buranın tamamı için benim ömrüm yetmez, öğrencilerimin de yetmez, onların öğrencilerinin de yetmez. Çok büyük bir alan. Gelibolu Yarımadası’nın en büyük höyüğü. Burası Troya’daki Hisarlık Tepesi ile aynı boyutlara sahip. Troya 150 yıldır belki daha fazla süredir kazılıyor. Oranın da en fazla yüzde 20’lik alanının kazıldığını tahmin ediyorum.”>>>AA

    Gelibolu'da tarihi keşif: 4 bin 200 yıllık duvar
  • Kadavradan rahim nakli sayesinde dünyaya gelen Ömer Özkan eğitim hayatına ilk adımı attı

    Kadavradan rahim nakli sayesinde dünyaya gelen Ömer Özkan eğitim hayatına ilk adımı attı

    Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde 2011’de Prof. Dr. Ömer Özkan başkanlığındaki ekip tarafından kadavradan rahim nakledilmesinin ardından gördüğü tedavi sonucunda 2020’de anne olan Sert, oğlunun eğitim hayatına ilk adımı atmasının mutluluğunu yaşadı.

    Mersin’in Anamur ilçesinde ikamet eden Sert, bir özel okulun ana sınıfına başlayan oğlunun heyecanına ortak oldu.

    Annesiyle okula giden Ömer Özkan Sert, öğretmen ve arkadaşlarıyla bir araya geldi.

    Kadavradan rahim nakli sayesinde dünyaya gelen Ömer Özkan eğitim hayatına ilk adımı attı

    “Umudumuzu asla kaybetmedik”

    Derya Sert, AA muhabirine, uzun süren tedaviyle oğlunu kucağına aldığında tarif edilemez duygular yaşadığını söyledi.

    Hastanedeki nakil sürecini anlatan Sert, “Birkaç doktora gitmiştik. ‘Rahim olmadığı için anne olamazsın’ denilmişti ama umudumuzu asla kaybetmedik. Önce Allah, ardından Ömer ve Özlenen Özkan hocalar sayesinde çok şükür şu an oğlum 6 yaşında ve ana sınıfına başladı.” dedi.

    Sert, oğlunun “Okula Uyum Haftası”nı başarılı geçirdiğini belirterek, şöyle konuştu:

    “Daha dün gibi aslında. Dün tulumlarını, zıbınlarını ütülüyordum, 6 yıl geçti. Şimdi ana sınıfına başladı. Şimdi giyeceği kıyafetleri kendi seçiyor, onları ütülüyorum. O daha çok babasının izinden gitmek istiyor. Babası oto tamircisi. Rabb’im nereyi uygun görürse artık. Çocuk olduğu için değişiyor aslında ‘Bugün polis, yarın asker, öbür gün doktor olacağım’ diyor. Sağlıklı olsun, derslerinde gayet başarılı. Biz her daim onun yanındayız, ne olmak isterse arkasındayız.”

    Kadavradan rahim nakli sayesinde dünyaya gelen Ömer Özkan eğitim hayatına ilk adımı attı

    Sert, oğluna adını verdiği, nakli gerçekleştiren Prof. Dr. Ömer Özkan ve Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ile sağlık çalışanlarına teşekkür etti.

    Ömer Özkan da okula başladığı için sevinçli olduğunu ifade ederek, “Boyama yapıyor, ders çalışıyorum. Okula geldiğim için çok mutluyum, heyecanlıyım. Burada güzel vakit geçiriyorum. Büyünce araba ustası olacağım, arabaları tamir edeceğim. Özlenen anne (Prof. Dr. Özlenen Özkan) ve adaşımı (Prof. Dr. Ömer Özkan) çok seviyorum.” diye konuştu.

    Kadavradan rahim nakli sayesinde dünyaya gelen Ömer Özkan eğitim hayatına ilk adımı attı

    “Evimizin bir ferdi gibi”

    Operasyonda yer alan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan da tedavi sürecinin 15 yıl önce başladığını anımsattı.

    Özkan, kendilerine başvuran Sert’in “Anne olamazsın” denilen bir hasta olduğuna dikkati çekerek, “Rahim nakli operasyonuyla onunla beraber bizim de serüvenimiz başladı. Bu, dünyada kadavradan ilk rahim nakliydi ve bizim Derya’yı bebek sahibi yapma çabamız 9 yıl kadar uzun süreç aldı.” ifadelerini kullandı.

    Ömer Özkan’ın hayatındaki gelişmeleri yakından takip ettiklerini dile getiren Rektör Özkan, şunları kaydetti:

    “Bizim evimizin bir ferdi gibi, Ömer Özkan’ın fotoğrafları burada çocuklarımın yanında. Çocuğun dünyaya gelmesine vesile olmak gerçekten çok büyük mutluluk. Aslında bir mucize baktığınızda, Allah’ın mucizesine biz vesile olduk açıkçası. Sonuç olarak ‘Gebe kalamayacaksın, hiçbir zaman anne olamayacaksın’ denen bir hastaya, Ömer Özkan hocanın önderliğinde bambaşka bir yol açıldı. Dünyada bu anlamda bir çığır oldu açıkçası. Bu anlamda çok kıymetli elbette bizim için hem manevi hem bilimsel olarak. Umuyorum ne yaparsa yapsın insanlık ve ailesi için hayırlı bir insan olur, güzel şeyler yapar.”

    Rahmi olmadığı için hamile kalamayan Derya Sert’e 23 yaşındayken, Prof. Dr. Ömer Özkan’ın başkanlığındaki ekip tarafından 8 Ağustos 2011’de 7 saat süren operasyonla kadavradan rahim nakledilmişti. Sert’in, uzun süren tedavilerin ardından 4 Haziran 2020’de hamileliğin 28. haftasında dünyaya getirdiği 760 gram ağırlığındaki oğluna Prof. Dr. Ömer Özkan’ın adı verilmişti.>>>AA

  • Gülistan Doku soruşturmasında 4 zanlı daha tutuklandı

    Gülistan Doku soruşturmasında 4 zanlı daha tutuklandı

    Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı doğrultusunda emniyet koordinasyonunda yürütülen soruşturma kapsamında 6. dalga operasyonunda gözaltına alınan 11 şüpheliden 5’inin işlemleri tamamlandı.

    Şüpheliler sağlık kontrolünün ardından Erzurum Adliyesi’ne getirildi.

    Savcılıktaki ifadelerinin ardından zanlılardan 4’ü tutuklanma, 1’i ise adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle hakimliğe sevk edildi.

    Hakimlik, savcılığın talebine uyarak 4 zanlının tutuklanmasına, 1’inin adli kontrolle serbest bırakılmasına karar verdi.

    Böylelikle Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yürütülen soruşturmada tutuklu sayısı 36’ya yükseldi. Diğer 6 şüphelinin ise işlemleri sürüyor.

    Soruşturma kapsamında, 7 ilde eş zamanlı 6. dalga operasyonu düzenlenmiş, delillerin karartılması ve soruşturma sürecine müdahale edildiği gerekçesiyle aralarında emekli ve görevdeki emniyet mensuplarının da bulunduğu 11 şüpheliye yönelik gözaltı, arama ve el koyma işlemleri başlatılmıştı.>>>AA

  • 40 ülkeden adli tıp uzmanı Antalya’da buluşacak

    40 ülkeden adli tıp uzmanı Antalya’da buluşacak

    Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından Antalya’daki Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Tesisleri’nde 21-27 Eylül tarihlerinde düzenlenecek Uluslararası 21. Adli Tıp Günleri Kongresi’ne, Türkiye’nin yanı sıra 40 ülkeden adli tıp ve adli bilimler alanında uzmanlar, akademisyenler, yargı mensupları, kamu kurumlarının üst düzey temsilcileri ile uluslararası kuruluşların yöneticileri katılacak.

    Kongrede, adli tıp uygulamalarının yanı sıra yapay zeka ve adli bilimler, dijital deliller ve dijital adli incelemeler, deepfake teknolojileri, yeni nesil psikoaktif maddeler ve uyuşturucuyla mücadele, adli DNA ve yeni nesil dizileme teknolojileri, kitlesel felaketlerde kimliklendirme, insan hakları, tıbbi uygulama hataları, maluliyet değerlendirmeleri, trafik kazaları ve otonom araçlar, adli psikiyatri, çocukların adli değerlendirilmesi, adli patoloji, adli radyoloji, virtopsi, adli bilimlerde kalite ve standardizasyon ile uluslararası işbirliği gibi güncel konular ele alınacak.

    40 ülkeden adli tıp uzmanı Antalya'da buluşacak

    “Ülkemizin ve dünyanın önde gelen adli tıp ve adli bilimler uzmanları Antalya’da buluşacak”

    ATK Başkanı Dr. Hızır Aslıyüksek, AA muhabirine, Adli Tıp Kurumunun yaklaşık iki asırdır Türkiye’de bilirkişi hizmeti sunduğunu, 1917 yılından itibaren de Adalet Bakanlığına bağlı olarak hizmet verdiğini söyledi.

    Şu an kurumda yaklaşık 1000 adli tıp uzmanı ve toplam 3 bin 500 personel bulunduğunu belirten Aslıyüksek, kurumun 2025 yılında 966 bin, 2026 yılının ilk 6 ayında ise 506 bin dosyayı sonuçlandırdığını kaydetti.

    Aslıyüksek, İstanbul’da 6 bin, Türkiye genelinde de yıllık ortalama 30 bin otopsi işlemi yapıldığını ve adli mercilere bildirildiğini, kurumun 81 ilde 16 grup başkanlığıyla hizmet verdiğini dile getirdi.

    Adli Tıp Kurumunun dünyada önde gelen kurumlar arasında olduğunu anlatan Aslıyüksek, Birleşmiş Milletlerin uyuşturucuyla ilgili yaptığı bir araştırmada, incelenen 17 laboratuvar arasında uyuşturucuyla ilgili toksikoloji laboratuvarları açısından Adli Tıp Kurumunun dünyada ilk üçte yer aldığının bildirildiğini ifade etti.

    Dr. Aslıyüksek, son zamanlarda uyuşturucuyla mücadele konusunda Adli Tıp Kurumunun önemli bir görev ifa ettiğini, Türkiye’de yaklaşık 400 bin cezaevi hükümlüsünün üçte birinin uyuşturucu suçlarından dolayı cezaevinde bulunduğunu belirterek, şunları kaydetti:

    “Bu yüzden hem dünyada hem ülkemizde uyuşturucuyla mücadele konusunda Adli Tıp Kurumu olarak biz de Uluslararası 21. Adli Tıp Günlerinin ana temasını ‘Dünyada Bağımlılık ve Bilirkişilik’ olarak belirledik. 21-27 Eylül arasında Antalya ATGV Sosyal’de yaklaşık 40 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilecek etkinlikte 127’si yerli, 48’i yabancı konuşmacı yer alacak. Ülkemizin ve dünyanın önde gelen adli tıp ve adli bilimler uzmanları Antalya’da buluşacak.” diye konuştu.

    Kongrede 7 gün boyunca 28 oturum düzenleneceğini belirten Aslıyüksek, “125 panelist dünyadaki son gelişmeleri tartışacak, Türkiye’deki yeni adli tıp ve adli bilimler uzmanları ile adli tıp uzmanlık eğitimi öğrencileri de bu tartışmalara katılarak son gelişmeleri dinleyecek.” dedi.

    “İlk kez bu kadar geniş çaplı bir kongre düzenlemekteyiz”

    Aslıyüksek, kongreye yargı mensuplarının da katılacağını kaydederek, “Ayrıca Yargıtay üyelerimiz, her daireden en az bir üye ve daire başkanı olmak üzere Danıştay üyelerimiz, Anayasa Mahkemesi üyelerimiz, hukuk ve tıp fakültesi adli tıp ana bilim dalları hocalarımız ile dünyadaki son gelişmeleri Antalya’da bir hafta boyunca tartışacağız.” dedi.

    Kongrede 23 bilimsel ve 5 sözlü bildiri oturumu olmak üzere toplam 28 oturum yapılacağını aktaran Aslıyüksek, “Dünyada bağımlılık ve bilirkişilik, adli toksikoloji ve bilirkişilik, insan hakları ve adli bilimler, adli travmatoloji, adli trafik, dünyada adli tıp ve adli bilimler, kitlesel felaketlerde adli tıp hizmetleri, adli genetik, adli bilişim, adli patoloji, Türk Devletleri Teşkilatı bünyesindeki adli tıp ve adli tıp kurumu ve adli bilim kurumlarındaki son gelişmeler, adli belge inceleme, adli radyoloji, sağlık hukuku, maluliyet, adli psikiyatri ve adli tıp uzmanlık eğitimiyle, yapay zeka ile ilgili dünyadaki son gelişmeleri bu 28 oturumda tartışacağız.” ifadelerini kullandı.

    Aslıyüksek, kongrenin Türkiye’de yapılmasının önemli olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:

    “Bu kongrenin, bugüne kadar Türkiye’de adli tıp ve adli bilimler alanındaki ülkemizin ev sahibi olduğu en geniş çaplı bir kongre olma hüviyeti var. Asya’dan, Avrupa’dan, Afrika’dan, Avustralya’dan ve Amerika’dan 5 farklı kıtadan toplam 40 ülke katılmakta. Bu oturumlarda dünyadaki en iyi adli bilimler ve adli tıp uzmanlarını Antalya’ya getirerek, ülkemizdeki adli tıp, adli bilimler alanındaki tüm genç ve yeni uzmanlarla buluşturmayı hedefliyoruz. İlk kez bu kadar geniş çaplı bir kongre düzenlemekteyiz. Bugün itibarıyla 831 kişi katılımcı olarak katılmakta. Ayrıca TÜBİTAK’tan, Sağlık Bakanlığı’ndan yaklaşık 50 üniversitemizin hocalarından, ayrıca Jandarma Kriminal Başkanlığı, Polis Kriminal Başkanlığının uzmanları ile diğer kurumlar katılmakta.”

    Anadolu Ajansının (AA) kongrenin iletişim sponsoru olmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Aslıyüksek, AA’nın kongreyi Türkiye’ye ve dünyaya 13 farklı dilde duyuracağını söyledi.

    Aslıyüksek, 40 ülkeden misafirlerin de AA aracılığıyla farklı dillere ulaşmasının sağlanacağını belirterek, bu katkısından dolayı teşekkür etti.>>>AA

  • Bütçe uygulama sonuçları açıklandı

    Bütçe uygulama sonuçları açıklandı

    Hazine ve Maliye Bakanlığı, ağustos ayına ilişkin bütçe uygulama sonuçlarını açıkladı.

    Buna göre, ağustosta bütçe gelirleri geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 28,5 artarak, 1 trilyon 654 milyar 910 milyon liraya yükseldi. Bütçe giderleri de yüzde 37,8 artışla 1 trilyon 642 milyar 58 milyon liraya ulaştı.

    Ocak-ağustos döneminde ise bütçe gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36 artışla, 10 trilyon 854 milyar 652 milyon liraya çıktı. Bütçe giderleri de aynı dönemde yüzde 36,8 yükselerek, 12 trilyon 162 milyar 740 milyon lira oldu.

    Merkezi yönetim bütçesi, ağustosta 12 milyar 852 milyon lira fazla, ocak-ağustos döneminde 1 trilyon 308 milyar 88 milyon lira açık verdi.>>>AA

  • Afyoncu: Aile hayatımızı korumamız lazım

    Afyoncu: Aile hayatımızı korumamız lazım

    Dijital platformlarda LGBT’ye ilişkin içeriklerin görünürlüğünün artması, bunların çocuklar ve aile yapısı üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmaları da beraberinde getiriyor.

    MSÜ Rektörü Prof. Dr. Afyoncu, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, son yıllarda özellikle Batı’da dijital platformlar üzerinden ciddi bir LGBT propagandası yürütüldüğünü ifade etti.

    LGBT propagandasını, toplumların geleneksel yapısının ve aile düzeninin bozulmasına yönelik bir süreç olarak nitelendiren Afyoncu, bunun Batı’da yaşandığını ve Türkiye’ye de taşınmaya çalışıldığını dile getirdi.

    Kimliklerin cinsiyetsizleştirilmeye ve LGBT’nin normalleştirilmeye çalışıldığını belirten Afyoncu, şunları kaydetti:

    “Dünya çok ciddi bir LGBT propagandası altında. Ama ülkemizde Allah’a şükür devlet yetkilileri bugüne kadar buna izin vermedi. Bunun yayılmasına, topluma nüfuz etmesine bundan sonra da izin verilmemesi lazım. Çünkü aile en kutsal değerimizdir. Aileyi tehdit eden en önemli unsurlardan birisi LGBT’dir. Eğer aile ve toplum ortadan kalkarsa, toplumun bütün değerleri de ortadan kalkar. Onun için LGBT’yi toplumda yaymaya yönelik her türlü girişime devlet yetkililerinin engel olması lazım.”

    Afyoncu: Aile hayatımızı korumamız lazım

    Afyoncu, LGBT propagandası yapılmaması ve toplumun bu tür içeriklere maruz bırakılmaması gerektiğini vurgulayarak, onur yürüyüşleri gibi etkinliklerle konunun görünür hale getirildiğini ve topluma dayatılmaya çalışıldığını ifade etti.

    “Batı dünyasını maalesef LGBT çok ciddi şekilde işgal altına almış durumda”

    Konunun bir diğer önemli ayağının da yabancı diziler olduğuna işaret eden Afyoncu, Netflix gibi dijital platformlardaki hemen hemen her dizide LGBT ile ilgili unsurlara yer verildiğini, bunların FBI ve polis temalı yapımlar gibi farklı türlerdeki dizilerde de görüldüğünü söyledi.

    Afyoncu, dizilere LGBT içeriklerinin dahil edilerek normalleştirilmeye çalışıldığını anlatarak, “Orada iki kadını bir karı koca hayatında yaşar gibi gösteriyor. İki erkeği de böyle gösteriyor. Buradaki en büyük tehlike şu, bunun normal olduğuna insanlar inandırılmaya çalışılıyor. Bu normal değil. Bu toplum kodlarına aykırı. Türklerin de aykırı, bütün dünyanın da aykırı. Hristiyanların da aykırı. Fakat Hristiyan ve Batı dünyasını maalesef LGBT çok ciddi şekilde işgal altına almış durumda.” diye konuştu.

    ABD’de Joe Biden döneminde LGBT propagandasının yoğun şekilde yürütüldüğünü belirten Afyoncu, Donald Trump’ın göreve gelmesiyle bunun engellenmesine yönelik adımlar atıldığını, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de LGBT’yi tehdit olarak gördüğünü dile getirdi.

    Afyoncu, Türkiye’de de benzer bir yaklaşım bulunduğunu kaydederek, “Bu Türklüğe karşı bir tehdittir. Bu Türk milletine karşı bir tehdittir. Bana göre insanlığa karşı da bir tehdittir. Burada bunun zorla insanlara dayatılmasına hepimizin engel olması lazım.” ifadelerini kullandı.

    LGBT’nin normalleştirilmesine yönelik içeriklere karşı öncelikle devletin tedbir alması ve aile hayatını teşvik eden yapımların artırılması gerektiğini vurgulayan Afyoncu, geçmişte Amerikan dizilerinde kalabalık ailelerin konu edildiğini, Türkiye’de de “Ekmek Teknesi” gibi aile hayatını merkeze alan dizilerin ekrana geldiğini hatırlattı.

    “Çocukların maruz kaldığı şey artık televizyon değil oyunlar”

    Prof. Dr. Afyoncu, bu hassasiyetin oyunlara da yansıması gerektiğine dikkati çekerek, “Çocukların maruz kaldığı şey artık televizyon değil, oyunlar. Oyunların içeriğinde şiddet ve benzeri unsurlar da var. Şimdi burada önemli olan kimliğin cinsiyeti. Erkek erkektir, kadın kadındır. Bunlar eşittir, hakları eşittir ama ayrı kimliklerdir. Bu iki kimlik bir araya geldiği zaman aile oluyor. Normal olan budur. Bunun topluma anlatılması ve eğitim camiasında da buna yer verilmesi lazım.” dedi.

    Bazı belediyelerin zaman zaman LGBT’ye yönelik faaliyetler yürüttüğünü ve bunların engellenmesi gerektiğini belirten Afyoncu, konunun doğrudan ders olarak ele alınmasına gerek olmadığını, normal toplum ve aile hayatının anlatılmasının yeterli olduğunu ve topluma aykırı unsurların dayatılmasına izin verilmemesi gerektiğini kaydetti.

    Afyoncu, LGBT içeriklerinin dizilerin içine gündelik hayatın doğal bir parçası gibi yerleştirildiğini ve bunun çocukların algısını etkileyebileceğini belirterek, “Ailemizi ve aile hayatımızı korumamız lazım. Bunun da önündeki en önemli tehditlerden biri de LGBT’dir.” diye konuştu.>>>AA

  • Kaçkarlar’da 1972’den kalan tarihi not bulundu

    Kaçkarlar’da 1972’den kalan tarihi not bulundu

    CAMADAN Dağcılık ve Kış Sporları İhtisas Kulübü Başkanı Metin Çolak ve kulüp üyeleri, geçen yıl Kaçkar Dağları’na düzenledikleri tırmanış etkinliğinde üzerinde taş bulunan teneke konserve kutusundaki kağıtta “20-8-72, Spedizione CAI Pordenone Italy, Quota 3510, Enzo Laconca, Giovanni Martin” notunu buldu.

    Çolak, iletişime geçtiği İtalya Alpin Kulübü’nün yetkililerine notun fotoğraflarını iletti.

    Kulüp yetkilileri de bu durum karşısında Türk dağcılara teşekkür amacıyla şube kurucularından Silvano Zucchiatti’nin anısına 2006’da yayımlanan bir kitap ve teşekkür mektubu gönderdi.

    Kaçkar Dağları’na 1972’de tırmanan Zucchiatti ve ekibinin o yıllarda çektikleri fotoğraflar, notlar ve haritaların yer aldığı kitap, Türk dağcılar için önemli bir kaynak oldu.

    Ekibin o dönemde 35 tırmanış gerçekleştirdiğini ve 19 zirveye not bıraktığını öğrenen Türk dağcılar, notları bulmak için Kaçkar Dağları’nın farklı noktalarına tırmanış planı oluşturdu.

    Kaçkarlar'da 1972'den kalan tarihi not bulundu

    Bugüne kadar haritadaki 4 zirveye tırmanan Türk dağcılar, Kaçkar Dağları sınırları içerisinde yer alan bir zirvede ilaç kutusu buldu.

    Ekip üyeleri, kutu içerisindeki notta, “Koşan Dağ 3350 m. İki ana zirve… Ağustos 1972 CAI Pordenone Ekspedisyonu İTALYA” yazdığını tespit etti.

    İtalya Alpin Kulübü’ne ulaşan dağcılar, notun aynı gruba ait olduğunu öğrendi.

    “Amacımız Türk-İtalyan dostluğunu devam ettirmek”

    CAMADAN Dağcılık ve Kış Sporları İhtisas Kulübü Başkanı Metin Çolak, AA muhabirine İtalya’daki dağcıların kendilerine verdikleri bilgiler doğrultusunda hareket ettiklerini söyledi.

    Kendilerine gönderilen kitapta İtalyan dağcıların çizdikleri harita sayesinde bazı noktaları tespit ettiklerini belirten Çolak, “Biz bu kitaptaki haritalar üzerinden tekrar çıkışlar yapmaya başlayınca ikinci notumuzu bulduk. Bir efervesan tablet kutusu içerisinde bulduğumuz bu not ıslaktı. Orada açamadık, yanımızda getirdik. Kuruttuktan sonra açınca Silvano’nun el yazısıyla o not karşımıza çıktı. İtalyan muhataplarımız da buna çok mutlu oldu. Amacımız Türk-İtalyan dostluğunu devam ettirmek.” diye konuştu.

    Kaçkarlar'da 1972'den kalan tarihi not bulundu

    AA’nın haberi uluslararası basının ilgisini çekti

    İlk notun bulunmasının ardından Anadolu Ajansının yaptığı haberin uluslararası alanda dikkat çektiğini aktaran Çolak, “Anadolu Ajansının ilk notla ilgili yaptığı haber ulusal, uluslararası dağcılık toplumunda da çok ilgi gördü. Biz haberleri Endonezya’dan, İspanya’dan, Sırbistan’dan takip ettik. Bunları arşivledik. İtalyan dostlarımız bu kadar olumlu tepki geleceğini kendilerinin de beklemediklerini bize yazdıkları mektupta anlattılar.” ifadelerini kullandı.

    Çolak, ayrıca Kaçkar Dağları’nda Dilek Dağı olarak adlandırdıkları zirveye, Silvano Zucchiatti ve Sisto Degan’ı anmak için Türkçe ve İtalyanca yazılı bir tabela diktiklerini kaydetti.

    Kulüp üyesi Hakan Demirci ise kendilerine gönderilen kitapta zirve faaliyetlerinin yanı sıra yöre insanının yaşamına dair önemli fotoğrafların da yer aldığını belirtti.

    Fotoğraflardaki insanlara ulaşabilmeyi amaçladıklarını ifade eden Demirci, “O insanlara ulaşabilirsek belki onların son hallerini, o tepelere yeniden bakıp tekrar fotoğraflarını çekerek karşılaştırmalı bir fotoğraf sergisi açmayı düşünüyoruz.” dedi.

    Kaçkarlar'da 1972'den kalan tarihi not bulundu

    15 zirvede not arayacaklar

    Demirci, İtalyan dağcıların çıktığı 4 zirveye ulaştıklarını, 15 zirvede ise tırmanış gerçekleştireceklerini aktardı.

    İlk notu tesadüfen bulduklarına değinen Demirci, şunları kaydetti:

    “Ondan sonra yapılan görüşmeler ve yazışmalar neticesinde bize o döneme ait raporlar geldi. Bu raporlarda 19 tırmanışın ilk kez gidilen zirveler olduğu ifade edildi. Bu 19 zirvenin tamamına da ilk çıktıkları için zirve notları bıraktıklarını İtalyan dostlarımız teyit ettiler. Biz de onların ayak izlerini takip etmek istediğimizi kendilerine ilettiğimizde çok mutlu oldular. Gönderdiğimiz her notun, her materyalin teyidini özellikle İtalya’dan alıp ondan sonra biz burada kendi müzemizle ilgili envantere katmayı düşünüyoruz. Kendileri de bu anlamda bize oldukça yardımcı oluyorlar.”>>>AA

    Kaçkarlar'da 1972'den kalan tarihi not bulundu
  • “Sıfır atık” ilk kez COP gündemine taşınıyor

    “Sıfır atık” ilk kez COP gündemine taşınıyor

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar, AA muhabirine, COP31 hazırlıkları, Türkiye’nin eylem gündemindeki öncelikleri ve iklim müzakerelerinde öne çıkması beklenen başlıklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    COP31’e iki aydan az süre kaldığını anımsatan Hasar, hazırlık sürecinde taraf ülkelerle yoğun diplomasi trafiği yürüttüklerini belirtti.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum ile çeşitli temaslarda bulunduklarını anlatan Hasar, zirvede hangi başlıkların konuşulacağına ilişkin diplomatik çalışmaların yanı sıra organizasyonun lojistik altyapısına yönelik hazırlıkların sürdüğünü söyledi.

    COP süreçlerinin “müzakere” ve “eylem” gündemi olmak üzere iki temel bölümden oluştuğunu dile getiren Hasar, COP31’de 60’ın üzerinde kararın ele alınacağını ifade etti.

    Hasar, COP31’in ilk haftasında bütün ülkelerin teknik heyetlerinin bir araya gelerek müzakereler yürüteceğini, ikinci haftada ise ülkelerin bakanlarının devreye girmesiyle ortak paydada uzlaşı aranacağını kaydetti.

    Adil geçiş mekanizması

    Halil Hasar, COP31’in müzakere gündeminde “uyum finansmanı”, “azaltım çalışma programı” ve “adil geçişin” önemli başlıklar arasında olduğunu belirtti.

    Adil geçiş mekanizmasının hayata geçirilmesine yönelik kararlar alınmasının kendisini en çok heyecanlandıran konulardan biri olduğunu dile getiren Hasar, bu yönde alınacak kararların, COP31’in sonraki COP’lara bırakacağı önemli miraslardan biri olabileceğini söyledi.

    Prof. Dr. Hasar, COP31’in eylem gündeminde Türkiye açısından öne çıkan başlıklardan birinin de sıfır atık olduğunu vurgulayarak, “Sıfır atık çok önemli bir gündem. Sıfır atık ilk kez bir COP sürecine alınıyor. Sıfır atığın emisyon azaltımına katkısı gündeme gelecek.” diye konuştu.

    Organik atıklardan kaynaklanan metan emisyonlarının azaltılmasının bu kapsamda ele alınacağını dile getiren Hasar, metanın atmosfere bırakılmadan yakalanarak faydalı bir enerji kaynağına dönüştürülmesine ilişkin konuların görüşüleceğini bildirdi.

    Hasar, sıfır atık yaklaşımının kaynak tasarrufuna da katkı sunduğunu, ikincil ham maddelerin yeniden sanayi ve imalat süreçlerinde kullanılmasının COP31 gündeminde yer alacağını ifade etti.

    Ülkelerin, COP31’den farklı öncelik ve beklentilerinin bulunduğunu belirten Hasar, ülkelerin özel şartlarının alınacak kararlarda dikkate alınmasını beklediğini kaydetti.

    “Bütün ülkelerin bunu sahiplenmesi önemli”

    COP31’de öne çıkacak konulardan birinin “kayıp ve zarar fonu” olacağını belirten Hasar, fon kapsamında ihtiyaç duyan gelişmekte olan ülkelere sağlanan katkının istenilen seviyeye ulaşmadığına dikkati çekti.

    Uyum finansmanının da önemli gündem maddeleri arasında bulunduğunu söyleyen Hasar, uyum fonunun ölçeği ve miktarının artırılmasına yönelik karar alınmasının önemini vurguladı.

    İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı önlem alınmasını sağlayacak kararların da COP31’de önem taşıyacağına işaret eden Hasar, 2035’e kadar küresel elektrifikasyonda yüzde 35 seviyesine ulaşılmasının hedeflendiğini söyledi.

    Hasar, şunları kaydetti:

    “2035 yılına kadar yüzde 35 elektrifikasyon hedefi küresel ölçekte olacak, her ülke için ayrı ayrı belirlenmiş bir hedef değil. Dünyanın bazı bölgelerinde elektrifikasyon oranları yüksek seviyelerdeyken, başka bölgelerinde elektriğe erişemeyen toplumlar da var. Bu nedenle küresel ölçekte yüzde 35’lik hedefin sağlanması ve bütün ülkelerin bunu sahiplenmesi önemli.”

    “Finansla birlikte teknolojiyi de oluşturmamız lazım”

    COP31’i bir “Uygulama COP” olarak ortaya koyduklarını belirten Hasar, Paris Anlaşması’nın ikinci 10 yıllık dönemine girildiğini, ilk 10 yılda ülkelerin taahhütlerini verdiğini ve çok sayıda karar alındığını hatırlattı. Hasar, “Paris Anlaşması’nın ikinci 10 yıllık döneminde artık uygulamanın başlaması gerekiyor. Ama uygulamak için en önemli nokta finans. Finansla birlikte teknolojiyi de oluşturmamız lazım.” dedi.

    Hasar, finans ve teknoloji konusunda önemli kararlar alınmasının yalnızca COP31’in başarısı olmayacağını, bunun dünyanın geleceği açısından da önem taşıdığını söyledi.

    Ekim ayında Pasifik’te düzenlenecek Pre-COP’un, COP31 öncesindeki önemli hazırlık aşamalarından biri olduğuna işaret eden Hasar, küçük ada devletlerinin iklim değişikliğinin etkilerini doğrudan yaşadığına dikkati çekti.

    Trabzon’da düzenlenen “Okyanus ve Denizler Zirvesi”nin bu sürecin hazırlıklarından biri olduğunu dile getiren Hasar, New York’taki toplantılarda COP31’in eylem ve müzakere gündemindeki önemli başlıkların ele alınacağını kaydetti.

    Pre-COP’ta bir gün “eylem gündeminin”, iki gün ise “müzakere başlıklarının” tartışılacağını, tarafların tutumlarının burada yakından izleneceğini belirten Hasar, “Oraya gelen tarafların ve ülkelerin tutumları izleniyor, takip ediliyor, notlar tutuluyor. Ondan sonraki ay ise yoğun bir diplomasi trafiğiyle sorunlu olan ya da kafalarda şüphe bulunan konuları temizlemeye çalışacağız.” dedi.>>>AA

  • Hürmüz krizi petrol piyasasını sıkıştırıyor

    Hürmüz krizi petrol piyasasını sıkıştırıyor

    ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) verilerine göre, Hürmüz Boğazı’ndan geçen ham petrol ve diğer petrol sıvılarının miktarı 2025’in son çeyreğinde günlük ortalama 21,6 milyon varilden bu yılın ikinci çeyreğinde 4,9 milyon varile kadar geriledi.

    Söz konusu dönemde, Hürmüz’deki petrol akışı yaklaşık yüzde 77 azalırken, Suudi Arabistan’ın petrolünü Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı’na ulaştıran Doğu-Batı hattının alternatif ihracat güzergahı olarak önemi arttı. Hattın 10 Eylül’deki saldırıların ardından tedbiren kapatılması, ülkenin petrolünü uluslararası piyasalara ulaştırabileceği çıkış rotaları üzerindeki baskıyı artırdı.

    Hat üzerinden Yanbu’ya ulaştırılan Suudi petrolü, buradan farklı pazarlara sevk edilebiliyor. Kuzeye yönelen tankerler Süveyş Kanalı ve Mısır’daki SUMED Boru Hattı üzerinden Akdeniz ve Avrupa pazarlarına ulaşırken, Asya’ya yönelik sevkiyatlarda Kızıldeniz’in güneyindeki Babulmendeb Boğazı önem taşıyor.

    EIA verilerine göre, Babulmendeb’den geçen ham petrol ve diğer petrol sıvılarının miktarı 2025’in son çeyreğinde günlük 5,4 milyon varil seviyesindeydi. Bu miktar yılın ikinci çeyreğinde 8,1 milyon varile yükseldi.

    Süveyş Kanalı ve SUMED Boru Hattı üzerinden taşınan petrol miktarı ise yılın ikinci çeyreğinde günlük 5,8 milyon varil seviyesinde gerçekleşti. EIA, Babulmendeb’deki artışta Suudi petrolünün Hürmüz’den Doğu-Batı Boru Hattı üzerinden Yanbu’ya yönlendirilmesinin etkili olduğunu belirtiyor.

    Tanker takip verileri de Hürmüz’deki kısıtlamalarla birlikte Yanbu üzerinden yapılan sevkiyatların arttığını gösteriyor. Vortexa verilerine göre, Yanbu’daki ham petrol ve kondensat yüklemeleri ağustosta günlük 3,2 milyon varil seviyesinden eylül başında günlük 3,7 milyon varile yükseldi.

    Ancak Doğu-Batı hattının devre dışı kalması, Suudi Arabistan’ın doğusundaki petrolün Yanbu’ya taşınmasını sınırlıyor ve Süveyş Kanalı ile SUMED Boru Hattı, Petroline’ın tek başına yerini doldurabilecek bir alternatif oluşturmuyor. Bu durumda, Suudi petrolünün uluslararası piyasalara ulaştırılmasında, Körfez’deki ana ihracat terminallerinin kullanılması ve geçişlerin mümkün olduğu ölçüde Hürmüz Boğazı üzerinden yapılması seçeneği ağır basıyor.

    3-4 milyon varil kesinti yaşanabilir

    Eski OPEC ülke temsilcisi ve Enerji Ekonomisti Afshin Javan, AA muhabirine, Suudi Arabistan’ın petrolde operasyonel esnekliğe sahip olduğunu, ancak mevcut koşullarda temel kısıtın giderek üretim kapasitesinden lojistik kapasiteye kaydığını söyledi.

    Doğu-Batı Boru Hattı’nın günlük yaklaşık 7 milyon varil taşıma kapasitesine sahip olduğunu aktaran Javan, bunun yaklaşık 2 milyon varillik bölümünün batı kıyısındaki rafinerilerde ve elektrik üretiminde kullanıldığını, teorik olarak ihracata sunulabilecek yaklaşık 5 milyon varillik kapasite bulunduğunu söyledi. Javan, hattın devre dışı kalmasının bu kapasiteyi risk altında bıraktığını ifade etti.

    Javan, Hürmüz’den kısmi geçişlerin devam etmesi ve Petroline boru hattındaki kesintinin kısa sürmesi halinde fiili etkinin sınırlı olacağına işaret etti.

    Hürmüz’deki kısıtlamaların sürmesi ve hattın uzun süre devre dışı kalması halinde Suudi petrol ihracatında günlük yaklaşık 3-4 milyon varillik fiili kesinti yaşanabileceğini aktaran Javan, gerçek etkinin Hürmüz üzerinden sevkiyatın ne kadar sürdürülebileceğine bağlı olacağını kaydetti.

    Javan, Suudi Arabistan’ın Asya, Akdeniz ve Kuzeybatı Avrupa’daki stoklarının kısa vadede müşteri teslimatlarını destekleyebileceğini, ayrıca gemiden gemiye transferler, kargoların yeniden yönlendirilmesi ve diğer lojistik tedbirlerin ilave esneklik sağlayabileceğini dile getirdi. Javan, bunların büyük bir ihracat koridorunun kalıcı ikamesi olamayacağını vurguladı.

    Hürmüz ve Babulmendeb’deki güvenlik riskleri ile Petroline’ın devre dışı kalması durumunun uzun süre devam etmesi halinde temel darboğazın üretimden ziyade petrolün uluslararası piyasalara ulaştırılması olacağını belirten Javan, uzun süreli ve birkaç milyon varillik bir kesintinin petrol fiyatlarında yukarı yönlü baskıyı ve piyasa oynaklığını artırabileceğini ifade etti.

    Yanbu’daki stoklar kesintinin etkisini kısa süreli sınırlayabilir

    Middle East Economic Survey Yayın Editörü Jamie Ingram ise Petroline hattındaki geçici kesintinin Kızıldeniz’deki ihracat terminallerinde bulunan stoklar sayesinde bir süre yönetilebileceğini anlattı.

    Ingram, Körfez terminallerinden yapılan ihracatın günlük 3 milyon varilin üzerine çıkarılmasının lojistik açıdan zor olduğuna dikkati çekti.

    Bu durumun ulusal petrol şirketi Saudi Aramco’yu petrolün sınırlı sayıdaki tankerle Hürmüz üzerinden taşınmasını sağlayacak “mekik” yöntemini kullanmaya zorladığını anlatan Ingram, bu operasyonlarda kullanılabilecek tanker havuzunun da sınırlı olduğunu dile getirdi.

    Ingram, operasyonların büyüklüğü nedeniyle Füceyre ve Sohar açıklarında da artan lojistik kısıtlar bulunduğunu ifade ederek, Aramco’nun Doğu-Batı hattını nispeten kısa sürede daha düşük kapasiteyle yeniden devreye alabileceğini, asıl riskin saldırıların tekrarlanması olduğunu vurguladı.

    Yanbu’nun, çatışma boyunca Aramco’nun en önemli petrol ihracat tesisi olmayı sürdürdüğünü belirten Ingram, “Sorun tek bir darboğaz değil. Sistem bir bütün olarak önemli ölçüde esneklik göstermiş olsa da ciddi baskı altında. Yeni kesintiler daha fazla üretim kısıntısını zorunlu hale getirebilir.” değerlendirmesinde bulundu.

    Danışmanlık şirketi Helios Advisory’nin Ortağı Flavio Inocencio da Doğu-Batı hattının, Hürmüz’deki kısıtlamalara karşı önemli alternatiflerden biri olduğunu, Süveyş ve SUMED dahil diğer seçeneklerin hattın yerini tamamen alamayacağını belirtti.

    Yanbu’daki mevcut petrol stoklarının, boru hattından yeni akış sağlanamaması halinde yaklaşık bir hafta yeterli olabileceğine dikkati çeken Inocencio, kesintinin uzaması ve ihracat imkanlarının daralması halinde Suudi Arabistan’ın üretimini daha da kısıtlamak zorunda kalabileceğini aktardı.

    Inocencio, Hürmüz’deki kısıtlamalarla birlikte Babulmendeb çevresindeki güvenlik risklerinin artmasının, fiziki petrol piyasasındaki sıkışıklığı daha da belirgin hale getirebileceğini kaydetti.>>>AA

  • Uzman uyardı: Yangın riski henüz bitmedi

    Uzman uyardı: Yangın riski henüz bitmedi

    Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yılmaz Çatal, AA muhabirine, bu yıl yağışların geçmiş yıllara göre olumlu seyretmesinin bitki örtüsü ve toprak nemine katkı sağladığını söyledi.

    Bu durumun, Türkiye’de yangın açısından genel tabloyu bir miktar iyileştirdiğini vurgulayan Çatal, “Ancak bu durum yangın sezonunun sona erdiği anlamına gelmiyor. Özellikle yüksek sıcaklık, düşük bağıl nem ve kuvvetli rüzgarın aynı anda görüldüğü günlerde, birkaç saat içinde yangın davranışı çok hızlı değişebiliyor.” dedi.

    Çatal, özellikle Batı Avrupa’nın, erken ve şiddetli sıcak hava dalgalarının baskısı altında zorlu bir yaz geçirdiğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

    “Türkiye’deki olumlu tablo kırılgandır. Sezonun en kritik bölümünün ağustos-eylül dönemi olduğunu dile getirdik. Çünkü yağışlı sezonda, orman ve tarım alanlarında, orman içi boşluklarda çok miktarda ot ve çalı gelişimiyle yangın için ideal yanıcı madde ortamları oluşmuştur.”

    “Yaz koşulları eylülde de devam edebiliyor”

    Orman yangınlarının yüzde 90’a yakın kısmının insan kaynaklı olduğuna işaret eden Çatal, meteorolojik avantajın tek başına güvence olmadığını dile getirdi.

    Çatal, yangın başına düşen alan, büyük yangın sayısı, müdahale süresi ve riskli günlerdeki meteorolojik koşulların birlikte izlenmesi gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:

    “Güney ve Batı Anadolu’daki illerimizde ağustosta mevsim normallerinin üzerinde sıcaklık gördük. Bu, yanıcı maddenin yangına hazır hale gelmesine sebep oldu. ‘Yağış geldi, risk bitti’ yaklaşımı doğru değil. Yağışın ülkemizin neresinde olduğu çok belirleyicidir. Kuzey Anadolu’da yağış olması, Güney Anadolu’da kuru poyraz rüzgarlarına sebep olmaktadır. Bu da yangınlara karşı söndürme çalışmalarını zorlaştırmaktadır. Özellikle Ege ve Akdeniz kuşağında sonbahara girerken riskin tamamen ortadan kalktığını düşünmemek gerekiyor. Bazı bölgelerde yaz koşulları eylülde de devam edebiliyor. Bu nedenle yangına hassas bölgelerde teyakkuz ve önleyici tedbirlerin meteorolojik koşullara göre kademeli biçimde sürdürülmesi önemli.”

    Çatal, riskli meteorolojik günlerde tarımsal faaliyetlerden sanayi tesislerine, enerji nakil hatlarından orman-kırsal alan arayüzlerine kadar risk kaynaklarının daha sıkı denetlenmesi gerektiğine dikkati çekerek, “Bu dönemde, orman yangınını söndürücü mekanizmalar değil topyekün süreç yönetilmelidir. Muhtarlıklara görev verilmeli, kolluk kuvvetlerine yön verilmesi sağlanmalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.

    Türkiye’de 2026 sezonunun erken aşamada daha iyi görünmesinde meteorolojik koşulların yanı sıra yangınla mücadele kapasitesindeki artışın da etkili olduğunu vurgulayan Çatal, şunları kaydetti:

    “Meteorolojik veriler, geçmiş yangınlar, arazi yapısı ve insan hareketliliğini bir araya getiren dinamik risk haritaları daha etkin kullanılmalıdır. Yapay zeka destekli erken tespit, kamera, uydu ve İHA sistemleri özellikle kritik bölgelerde yaygınlaştırılmalıdır. Yangınların sık görüldüğü orman-kırsal alan yerleşim sınırlarında özel risk yönetimi uygulanmalıdır. İklim bilimciler Akdeniz Havzası’nın küresel ortalamadan daha hızlı ısınacağını öngörüyor. Önümüzdeki yıllarda yalnızca söndürme kapasitesini artırmak yeterli olmayacaktır. Asıl başarı, yangının çıkmasını önlemekte ve riski en aza indirecek önleyici ormancılık uygulamalarını hayata geçirmektedir.”

    “Yanıcı madde yükü ve sürekliliği önemli ölçüde arttı”

    Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Bilgili de orman yangınları açısından riskli dönemin devam ettiğini belirterek, yağışların fazla olmasının avantaj sağlarken yangın riskini ortadan kaldırmadığını söyledi.

    Bu yıl yağışlarla birlikte ülke genelinde yoğun bir otlanma ve ölü örtü birikiminin gerçekleştiğine dikkati çeken Bilgili, “Bu durum, ormanlardaki yanıcı madde yükünü ve sürekliliğini önemli ölçüde artırmıştır. Yanıcı madde miktarındaki bu artış, yangının başlaması, büyümesi ve gelişerek tehlikeli olmasına zemin hazırlamaktadır.” dedi.

    Bilgili, yanıcı madde neminin yüzde 10’un altına inmesi durumunda kuvvetli rüzgarla birlikte kontrol edilemez yangın davranışlarının görülebildiğini ifade etti.

    Özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde temmuz ortası ile ağustos başı arasındaki hava durumunun orman yangınları için en kritik dönem olduğuna işaret eden Bilgili, söz konusu dönemde çok sayıda yangın çıkmasının muhtemel olduğunu bildirdi.

    Bilgili, yangınların yarıdan fazlasının ihmal ve dikkatsizlik sonucu gerçekleştiğini, bu tablonun önleme çalışmalarının ne kadar kritik olduğunu gösterdiğini dile getirdi.

    Yangına hassas bölgelerde yaşayan halkın, yangın öncesi alınacak tedbirler, yangın anında yapılacaklar ve tahliye planları konusunda eğitilmesi gerektiğini vurgulayan Bilgili, “Özellikle anız yakma, bahçe atıklarını temizleme ve piknik ateşi yakma gibi geleneksel uygulamaların yangın tehlikesi yüksek dönemlerde ne kadar büyük risk oluşturduğu anlatılmalıdır. Yangınların çıkmasını önlemeye yönelik tedbirlerle yangınlara karşı hazırlıklı olma ve mücadele faaliyetlerinin planlanması, yangına hassas bölgelerde yaşayan hedef kitlelerin sosyal, ekonomik ve kültürel ihtiyaç ve beklentilerini de içine alan bir düşünce çerçevesinde yapılmalıdır.” diye konuştu.

    “Kontrollü yakma uygulamaları yaygınlaştırılmalı”

    Bilgili, Türkiye’de özellikle son yıllarda yangınla mücadelede önemli başarılar elde edildiğini ama etkin mücadelenin tehlikeyi ortadan kaldırmadığını belirterek, şu değerlendirmede bulundu:

    “Politika ve stratejilerde yeniden düzenlemeye gidilerek, alevlerle mücadele kadar yangınların önlenmesi ve hazırlıklı olma planlamalarına öncelik verilmelidir. Yangınlarla ilgili planlamalar bilimsel bir temele oturtulmalı ve özel fonlarla desteklenmelidir. Yangınlarla mücadelede, özellikle dolaylı müdahale stratejisi kapsamında, kontrollü yakma uygulamalarının yaygınlaştırılması gerekmektedir. Ormanlardaki yanıcı madde problemine etkin çözümlerin bulunması ve uygulanması, gelecekteki başarıların devamı için hayati önem taşımaktadır. Ülkemiz şartlarında mücadelede hava aracı tercihlerinde ilk sırada helikopterlere yer verilmelidir.”>>>AA

  • Çin’de zayıf iç talep büyümeyi baltalamaya devam ediyor

    Çin’de zayıf iç talep büyümeyi baltalamaya devam ediyor

    Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Çin’de ağustos ayına ilişkin perakende satışlar, yıllık yüzde 0,4 artsa da beklentilerin altında kalırken, önceki aya göre azaldı. Ülkede ağustos ayına ilişkin sabit sermaye yatırımları ise yüzde 7,2 azalışla beklentilerden kötü geldi.

    Bunun yanı sıra Çin’de ağustos ayına yönelik işsizlik oranı yüzde 5,3’le beklentilerin üzerine çıktı. Ülkede ağustos ayına ilişkin sanayi üretimi yüzde 5,2 arttı. Söz konusu veriler, ülkede büyümenin iç talep kaynaklı unsurlarında zayıflamanın sürdüğünü gösterirken, ekonomiyi desteklemek amacıyla ilave mali ve parasal adımlar atılabileceğine ilişkin beklentileri de güçlendirdi.

    Özellikle tüketim ve yatırımlarda görülen ivme kaybının Pekin yönetiminin büyüme hedeflerine ulaşmasını zorlaştırabileceği değerlendirilirken, daha fazla mali destek için hükümet üzerindeki baskının artabileceği öngörülüyor.

    Çin ekonomisi büyüme baskılarıyla karşı karşıya kalmaya devam ediyor

    ING Group Çin Başekonomisti Lynn Song, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Çin’de iç talebin düşük olması nedeniyle tüketim ve yatırımın zayıf seyrettiğini belirtti.

    Güçlü dış talebin sanayi faaliyetlerini desteklediğini ifade eden Song, “Bugünkü veriler, Çin ekonomisinin ağustos ayında da aşağı yönlü büyüme baskılarıyla karşı karşıya kalmaya devam ettiğini gösteriyor. Beklenmedik derecede güçlü bir eylül ayı yaşanmadığı takdirde, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) artışının üçüncü çeyrekte de durgun kalması muhtemel ve yıllık yüzde 4,5’lik tahminimiz ile 2026 için yüzde 4,6’lık tahminimiz aşağı yönlü görünüyor. Politika desteği bugüne kadar oldukça sınırlı kaldı. Sonuç olarak, büyüme ve yatırım ivmesinin durgun kalmaya devam ettiğini görüyoruz.” dedi.

    Song, ülkede dış talebin güçlü kalması ve Çin’in kendi teknoloji ve sanayi alanındaki iyileştirmelerinin büyümeyi desteklemeye devam etmesiyle sanayi faaliyetlerinde olumlu gelişmeler yaşandığını kaydetti.

    Çin ekonomisindeki farklılıkların giderek arttığına işaret eden Song, yüksek teknoloji ve dış talebe odaklı sektörlerin iyi performans göstermeye devam ettiğini, diğer kategorilerin ise çoğunun düşük performans sergilediğini söyledi.

    Lynn Song, perakende satışlardaki yavaşlamanın, tüketimin zayıf olduğunu gösterdiğini belirterek, şu değerlendirmede bulundu:

    “Otomobil satışları, perakende satışları en çok aşağı çeken kalem oldu ve yıllık bazda yüzde 18,5 azaldı. Güçlü ihracata rağmen, Çin hem en büyük elektrikli araç üreticisi hem de en büyük tüketicisi konumunda ve iç talebin düşüşü bu yıl otomobil sektörünü olumsuz etkiledi. Mobilya satışları da daralma bölgesinde (eksi yüzde 7,9) kalmaya devam ederken, ev aletleri satışları yıllık bazda yüzde 2,3’lük bir artışla Eylül 2025’ten bu yana ilk pozitif kez büyüme kaydetti. Altın fiyatlarındaki ağustos ayı toparlanmasına rağmen, altın ve mücevher satışları yıllık bazda yüzde 17,5’le keskin bir düşüş göstererek son 4 ayın en düşük seviyesine geriledi. İki kategori güçlü büyüme göstererek trendin dışında kaldı. Tüketimi desteklemek için alınan son önlemler arasında tüketici kredilerine yönelik faiz oranı sübvansiyonları yer alıyor. Bunların genel tüketim büyümesi üzerinde en iyi ihtimalle mütevazı bir etkiye sahip olması bekleniyor. İlerleyen dönemde, perakende satışlarda bir miktar istikrar görebiliriz, ancak daha önemli bir toparlanma muhtemelen ek destek gerektirecektir.”>>>AA