Kategori: insan hakları

  • İnsanlık sadece sosyal medyada mı kaldı!

    İnsanlık sadece sosyal medyada mı kaldı!

    Orta Doğu son zamanlarda adeta bir kan ve gözyaşı gölüne döndü. İsrail’in saldırılarında bugüne kadar yüz binden fazla insan; çocuk, kadın, yaşlı demeden hayatını kaybetti. Dünya bu vahşete sadece seyirci kalırken, insanlık tarihi en büyük sınavlarından birinden geçiyor. Yaklaşık 2 milyar Müslüman’ın yaşadığı dünyada, Müslümanlar toplam nüfusun yüzde 25’ini oluşturuyor. Ancak acı olan şu ki, birçok İslam ülkesi bu zulme karşı sessizliğini korurken, Türkiye her fırsatta bu vahşeti en yüksek tondan dünyaya haykırmaya devam ediyor.

    SOSYAL MEDYA VİCDAN RAHATLATMA ARACI MI?

    İnsanlığın artık gerçek dünyadan kopup dijital bir evrene hapsolduğunu üzülerek görüyoruz. Bugün 12 yaşındaki çocuktan en yaşlımıza kadar herkesin elinde bir akıllı telefon var. İnsanlar hayatlarını bu ekranlarda yaşıyor, geçimlerini buradan sağlıyor, beğeniler ve paylaşımlarla dünyayı takip ediyor. Ancak Orta Doğu’da insanlar katledilirken, sosyal medya artık sadece vicdanları rahatlatmak için kullanılan yapay bir araç haline gelmiş durumda.
    Kullanıcılar “Kahrolsun İsrail” yazılı bir görseli beğenince veya kendi sayfalarında paylaşınca, insani görevlerini yerine getirdiklerini sanıyorlar. Bir tıklama ile o derinlerdeki sızıyı dindirip “ben üzerime düşeni yaptım” diyerek hayatlarına devam ediyorlar. Oysa dijital dünya, gerçeklerden her geçen gün biraz daha uzaklaşan koca bir hayal dünyasından ibaret.

    DİJİTAL VİCDAN NEDİR?

    Peki, son zamanlarda sıkça duyduğumuz bu dijital vicdan tam olarak nedir? Dijital vicdan; bireylerin, teknoloji devlerinin ve devletlerin dijital dünyada ahlaki ve insani sorumlulukla hareket etmesidir. Yapay zekadan algoritmalara, kişisel verilerin korunmasından sosyal medya kullanımına kadar her alanda “doğru ile yanlışın dijital versiyonu”dur. Teknoloji geliştikçe insan haklarına zarar vermemek, mahremiyeti korumak ve şeffaf olmak bir lüks değil, zorunluluk haline geldi.

    SANAL ZORBALIKTAN DİJİTAL ADALETE

    Sosyal medya platformları maalesef dijital vicdanın en çok yaralandığı yerler. Linç kültürü, nefret söylemleri, dezenformasyon ve dijital zorbalık bugün birer salgın gibi yayılıyor. Kullanıcı verilerinin ticari amaçlarla istismar edilmesi ise işin başka bir boyutu. Dijital vicdanın olmadığı bir gelecekte bizi neyin beklediğini tahmin etmek zor değil: Kişisel özgürlüklerin azaldığı, dijital diktatörlüklerin güçlendiği ve teknolojinin sadece sistemlerin çıkarına hizmet ettiği bir dünya.

    TEKNOLOJİ VİCDANLI OLDUĞU SÜRECE DEĞERLİDİR

    Gelecekte dijital vicdan kavramı yapay zekâ yasalarının ve eğitim sistemlerinin merkezinde yer alacak. Ancak bu bilinci küçük yaşlardan itibaren çocuklara aşılamalıyız. Medya okuryazarlığı ve dijital empati, en az matematik kadar önemli bir ders haline gelmelidir. Sonuç olarak dijital çağda vicdan, artık sadece bireysel bir mesele değildir. İnsanlığın geleceği, teknolojinin ne kadar akıllı olduğundan çok, onu kullanan ve yönetenlerin ne kadar vicdanlı olduğuna bağlı olacaktır. Unutmayalım ki, ekran başında gösterdiğimiz tepkiler bizi sadece “dijital bir vatandaş” yapar; asıl mesele o vicdanı hayatın her alanına taşıyabilmektir.
    Özellikle Filistin’de yaşanan soykırım ve insanlık dışı zulüm karşısında, küresel kamuoyunun büyük bir kısmının sadece “dijital vicdan” ile yetindiğini görmek en büyük yaramızdır. Sosyal medyada bir görsel paylaşarak görevini tamamladığını düşünen dünya, Gazze’deki gerçek çığlıkları dijital gürültünün arasında kaybediyor. İnsanlık, bu büyük acıya karşı sadece birer tıklama ile tepki vererek en ağır sınavında sınıfta kalmaya devam ediyor.

  • BİRLİKTE ESKİMEK AMA EKSİLMEDEN

    BİRLİKTE ESKİMEK AMA EKSİLMEDEN

    Koca bir yıl daha geride kaldı.

    2025; kan, gözyaşı, elem ve sıkıntıyla anılacak bir yıl oldu. Dünyada ve ülkemizde ekonomik sorunlar arttı.

    Bu yıl da zengin daha zengin oldu. Emekçi, emekli, dar ve sabit gelirli bir kez daha fakirleşti.

    Ve demokrasiyi mumla arar hâle geldik.

    Tek tek liste yapmanın anlamı yok; yaşadıklarımız zaten ortada.

    Herkes kendi çapında iyilikler, güzellikler yaşadı ama, olumsuzluklar çok daha fazlaydı.

    Ve ne yazık ki yaşamaya da devam ediyoruz…

    UMUDUNU YİTİRME

    Sararmış takvim yaprakları birer birer düşerken, yeni bir yıla yine de umutla girmeye çabalayacağız. Terörün olmadığı, ötekileştirmenin yaşanmadığı,

    İnsan haklarına ve demokrasiye sıkı sıkıya bağlı kalınan bir yıl olması umuduyla 2026’ya “merhaba” demek istiyoruz…

    Sürekli okuyucularım bilir; yazılarımın çoğunu

    “Mutlu ve aydınlık yarınlara” cümlesiyle bitiririm.

    Bu bir umuttur.

    Bir beklentidir.

    Olur…

    Olmaz…

    Ama ben umudu her daim yeşertirim. Yeşermesini yeğlerim.

    Çünkü;

    Umudunu yitiren bireyler ve toplumlar, geleceğe ışık tutamaz.

    Unutmayalım; en zifiri karanlığın ardından bile güneş doğar ve dünyayı pırıl pırıl aydınlatır.

    GÖKKUŞAĞI GÖRDÜN MÜ?

    Şöyle bir durup bakalım…

    Hayatta yaşadıklarımızın karşılığı gerçekte nedir?

    Para mı?

    Mevki mi?

    Makam mı?

    Hırs mı?

    Bunların peşinde koşarken farkına bile varmadığımız öylesine güzellikler var ki…

    Bu yıl senin için iyi geçti mi?

    Sağlıklı olduğuna sevindin mi?

    Sorusuna cevap arasak…

    Mesela;

    Hiç gün ışığıyla uyandın mı?

    Kaç kez güneşin doğuşunu izledin?

    Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldın?

    Kaç sabah yolda bir kediyi okşadın?

    Yeni doğmuş bir bebeğin parmağını sımsıkı tuttu mu hiç elin?

    Onu kokladın mı?

    Yaz gecelerinde gökyüzündeki yıldızların çokluğuna şaşırdın mı?

    Kaç kez gözlerinden yaş gelinceye kadar güldün?

    Hiç tek başına kalıp gökyüzüne bakarken gözlerin doldu mu?

    Yaşlı bir ağaca sarıldın mı bu yıl?

    Çimlere uzandığın oldu mu?

    Çocukluğundan kalan bir şarkıyı bağıra bağıra söyledin mi?

    Suda taş sektirdin mi?

    Kaç kez kuşlara yem attın?

    Bir çiçeği dalındayken kokladın mı?

    Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördün?

    Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı fark ettin mi?

    Kaç mektup aldın?

    Eski bir dostunu aradın mı?

    Aslında mutlu olduğunu kaç kez fark ettin bu sene?

    Belki de iyi bir yıl;

    Böyle küçük ama gerçek anlara bağlıdır.

    Yeni yılda bunları düşün…

    Bir sabah mutlaka güneşin doğuşunu izle.

    O muhteşem gün batımına tanıklık et.

    Yakamozu gör.

    Kışın karla kaplı beyaz örtü üzerinde dakikalarca yürü.

    Bahar yağmurunda ıslan; korkma, tuz değiliz, erimeyiz.

    Ve hiç düşünmeden uzanıver yemyeşil çimenlerin üzerine…

    Acele et…

    Çünkü er ya da geç,

    çimenler de yayılacak üzerimize…

    Yeni yıl girişinde bu sene beni en etkileyen görüntü Silivri önünde yakılan ateş etrafında okunan şiir ve söylenen türkülerdi.

    Tüm tutsaklar anısına…

    Üzüldüğüm ise yıldızlı otellerde alkol duvarını aşarak İzmir dağlarında çiçekler açtığını zannetmeye devam eden zevatların eğlence görüntüleri oldu.

    Ne diyelim herkes çapına göre davranıyor…

    Ve yazıya noktayı iki ustanın şiiri ile koyalım…

    Nazım Hikmet diyor

    Senelerle birlikte eskimek lazım

    Ama

    Eksilmeden.

    Kayıp vermeden…

    Cahit Sıtkı Tarancı ise der ki

    “Öyle bir yıl olsun ki;

    Ne zengin fakir,

    ne sen ben farkı olsun.

    Kış günü herkesin evi barkı olsun.

    Öyle bir yıl olsun ki;

    Yaşamak sevmek gibi gönülden

    olsun.

    Olursa bir şikayet ölümden olsun.

    O’da

    gençlerden uzak olsun”…

    Mutlu ve aydınlık yarınlar dileğiyle…