Kategori: Köşe Yazıları

  • Eğitim, kültür ve bilgi aydınlığa açılan en geniş penceredir

    Eğitim, kültür ve bilgi aydınlığa açılan en geniş penceredir

    Bugünkü yazımızda Pazar günü yapılan İYİ Parti Afyonkarahisar İl Kongresi, Afyon Mali Müşavirler Odası’nın Ağaçlandırma Seferberliği ve Öğretmenler Günü ile ilgili gündemi paylaşalım.

    Başkan Bolluğu

    Pazar Günü Uydukent’te yer alan Derya Düğün Salonundayız.
    Hemen her kongrede olduğu gibi salona gelenleri davul zurna ekibi karşılıyor.
    Ülkede her iki kişiden birisinin başkan olduğunu bilen davul zurna ekibi her gelenin önüne geçiyor ve ‘Başkanım Hayırlı Olsun’ diyerek bahşiş bekliyor.
    Özelikle takım elbiseli ve kravatlı olanlara daha fazla ilgi gösteriyor ve bahşişi kapıyor.
    Dogrusu salon çok iyi organize edilmiş. Turk Bayrağı Atatürk ve Genel Başkan Musavat Dervişoğlu posterleri yer alıyor.
    Zaten Derya Düğün Salonu böylesi toplantılar ve organizasyonlar adına biçilmiş bir kaftan.
    Tek göze çarpan ise protokolde olan bir konuk saygı duruşu ve istiklal marşı esnasında başındaki şapkası oldu.

    Alper Yağcı Yoktu

    Salona girişte çok sayıda dost ve tanıdık ile selamlaşıyoruz. Siyasi tercihlerini bilmediğim fazlaca kişinin kongre salonunda olduğunu görüyorum.
    İYİ Parti Kongresinde çok sayıda genç ve kadın var.
    Oldukça şık giyimli kadınlar kongreyi izlemeye gelmiş. Bazıları küçük çocuğunu kucağına almış. Hatta çocuk arabası ile salonda yerlerini alan gençleri görüyorum.
    MHP ve Saadet Partisi dışında ilimizdeki tüm siyasi parti temsilcileri ve başkanları salonda.
    Göremediğim geçen seçimde Belediye Başkanı Adayı Alper Yağcı.
    IYI Parti Kongresine Belediye Başkanı Burcu Köksal’ı temsilen ise Kemal Demirkırkan katıldı.
    Şunu eklemek lazım….
    Yerel seçimlerde İYİ Parti’nin, CHP Adayı Burcu Köksal’a yoğun destek verdiği biliniyor.
    Yağcı da bu yüzden olmamıştır.
    Kongre başlarken İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Hakan Şeref Olgun’a partililerce ilgi fazlaca. Divan Başkanlığına Tekirdağ Milletvekili, basından tanıdığımız Genel Başkan Yardımcısı Sercan Taşçı seçildi. Yine İYİ Parti Milletvekili Hasan Toktaş da salonda.
    Tüm ilçe Başkanları ayrı ayrı tanıtılıyor. STK temsilcileri de tanıtımda yerlerini alıyor.

    Mısırlıoğlu yine döktürdü

    Mali Müşavirler Odasının Ağaç Dikme Töreni dolayısıyla İYİ Parti Kongresinden erken ayrılıyorum. Ama gazetecilikte haber takip elzem olması sebebiyle İYİ Parti İl Başkanı Muhammet Mısırlıoğlu’nun konuşmasını paylaştığı videoyu izliyorum.
    Mısırlıoğlu’nu izlerken, yıllar önce canlı izlediğim Ata Demirer geliyor aklıma.
    İnanın ki Ata ile şov konusunda yarışır bizim Muhammet Başkan.
    Kulaklıklı mikrofon ile gezinerek, ellerini açarak sesini yükselterek salona coşku veriyor.
    Allah var, ilimizdeki il başkanları arasında en fazla çalışan il başkanıdır Muhammet Mısırlıoğlu. Her hafta basın açıklamaları yaparak ülke ve il gündemindeki konulara İYİ Parti’nin bakışını anlatır.
    Böylesine yoğun ilgi ve çalışma olmasına rağmen, sandıkta İYİ Parti’nin bir arpa boyu yol almadığını görünce seneler önceki bir siyasetçi geliyor aklıma. Rahmetli Osman Bölükbaşı.
    Bölükbaşı’nın mitingleri dolu ve coşkulu geçer.
    Seçimde oy çıkmayınca, Osman Bölükbaşı seçmenlere şöyle demişti; ‘Sizin harmanınız büyük de, taneniz çıkmıyor… ‘
    Konuşmalar sonrası İYİ Parti’nin yeni yönetimi ve diğer kurulları da belirlendi.
    Şimdi ülke seçmenlerinin yüzde 50’si kadın ve yüzde 30’a yakını ise genç.
    İYİ Parti listesinde kadın ve genç isimlerin daha fazla olmasını beklerdim doğrusu.

    Fidanlar Ağaca
    Ağaçlar Ormana

    Afyonkarahisar Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası ülkemizde yaşanan orman yangınlarına dikkat çekmek adına Susuz mevkiinde ağaçlandırma seferliğine girdi.
    Önce bir rakam vereyim.
    Son 10 yılda
    28 bin orman yangını,
    29 bin 500 kırsalda yangın çıktı.
    Bu yangınlarda toplam 255 bin hektar alan yandı.
    2025’te 2 bin 800 orman,
    4 bin kırsal olmak üzere 6 bin 800 yangın çıktı, bu yangınlarda toplam 80 bin hektar alan yandı.
    İşte böylesi bir ortamda mevsimi de olduğundan yüzlerce fidanlar toprakla buluştu.
    ASMM Oda Başkanı Erdal Sayar, emeği geçen arkadaşlarını ve katılımcıları kutlayarak ormanlarımıza sahip çıkılmasının önemine vurgu yaptı.
    Emeğe geçenler deyince Sinem Hocaoğlu ve Oda Sekreteri Yusuf Tür’ün gayretli çalışmalarını ekleyelim
    Ancaj katılım azdı. Mali Müşavirler sanırım ağaç dikme yerine tatil veya piknik yapmayı tercih etti.
    Bu arada tören alanında ağaç, orman ve yeşil deyince emeği fazlaca olan Veysel Hocamı ağaç dikerken aradım.
    Prof. Dr. Veysel Eroğlu Mali Müşavirleri başta Başkan Erdal Sayar’ı böylesi duyarlığından dolayı kutladı. Ağaçlandırmanın önemine vurgu yaptı.

    Öğretmenim canım benim
    canım benim
    bilsen seni severim

    Pazartesi günü Öğretmenler Günü kutlaması oldu.
    Her sene olduğu gibi nakaratlı sözler söylendi. Öğretmenlerin ışık ve başımızın tacı olduğundan dem vuruldu.
    Şimdi eğitime bakalım….
    Daha önce eğitimde 52. sırada olan ilimizde son 3 yıldır her sene 2-3 basamak çıkmaya devam ediyor.
    Bu iyiye işaret.
    İlimizde 10 bin 600’e yakın öğretmen 858 okulda 147 bin öğrenciye ders veriyor.
    Ülke genelinde ise bu rakam 1 milyon 200 bin öğretmen ve 16 milyon öğrenci. Bu rakamlar neredeyse bir ülke nüfusu…
    İllerin eğitimdeki başarıları şöyle;
    Ankara 1, Eskisehir 2’nci olduğu bu sonuçlara göre komsu illerimiz Konya 9.,
    Burdur 12.,
    Uşak 15.,
    Isparta 22.,
    Kütahya 37. sırada
    Dünyadaki sıralama: Finlandiya birinci
    Güney Kore,
    Hollanda,
    Danimarka ve İngiltere.
    Şöyle bir maziye gidelim…
    Biz liseden mezun olduğumuzda yaklaşık 40 kişilik sınıftan üniversiteyi kazanan en fazla ¾ öğrenci olurdu.
    O dönem açık öğretim, meslek yüksek okulu vs yok ve tekli sınav sistemi var.
    Kazanılan üniversiteler de öyle eli boş mezun veren değil, gerçek anlamda üniversite.
    Özel üniversite falanda yok.
    Ve bazılarına çok ilginç gelir. Afyon’da ÖSYM sınavı da yok. Denizli Eskişehir, İzmir, Ankara gibi illerde girilirdi sınavlara.
    Üniversiteye yerleşemeyenler ise genelde polis ve askeri okula giderdi.
    Kızlar ise bankacı olurdu.
    Burayı da kazanamayanlar ise bir dönem Ecevit, bir dönem Milliyetçi Cephe iktidarları zamanlarında eğitim veren Eğitim Enstitüsüne giderdi.
    Burada eğitim 2 yıldı ama 3 ay içinde 2 senelik eğitimi vererek ülkeye öğretmen yetiştirdiler.
    İşte bu öğretmenlerimizin bir çoğu da mesleklerinden emekli oldular.
    Son soze gelince
    Eğitim, öğrenci, öğretmen, veli, idare, sivil toplum ve diğer paydaşlarla olur.
    Eğitim, bilimsel süreçlerin bütünüdür.
    Eğitim, adaletli olmayı gerektirir.
    Eğitim, şeffaflık ister.
    Eğitim liyakat ister.
    Baş öğretmen Mustafa Kemal Atatürk ne demişti bir asır evvel
    ‘Eğitim, kültür ve bilgi aydınlığa açılan en geniş penceredir.’
    Bu vesileyle ebediyete intikal eden hocalarımıza Allah tan rahmet diliyorum.
    Öğretmenler Gününüz kutlu olsun…

  • BEYAZ BASTONUN SESİ

    BEYAZ BASTONUN SESİ

           Sevgili Okurlarım,

    Hızla akan şehir hayatında, çoğu zaman etrafımızdaki küçük detayları fark etmeden ilerleriz. Ancak bazı semboller vardır ki, bir durup düşünmemizi, daha duyarlı ve anlayışlı olmamızı gerektirir. İşte bunlardan biri de, görme engelli bireylerin bağımsızlık ve güvenlik sembolü olan Beyaz Baston’dur.

    Beyaz Baston, az gören veya görme engelli bir kişinin, çevresindeki engelleri ve yolunu algılaması için kullanılan hayati bir yardımcı olmanın çok ötesindedir. O, aynı zamanda topluma güçlü bir mesaj iletir: “Ben buradayım, lütfen dikkat edin ve öncelik tanıyın.” Bu baston, sahibinin dünyayı keşfetme, sosyal hayata katılma ve kendi başına hareket etme özgürlüğünün en önemli nişanesidir. Kullanıcısına özgüven ve bağımsızlık kazandırırken, aynı zamanda toplumsal eşitliğin ve saygının da bir simgesidir.

     Gelelim Beyaz Bastonun Doğuş Hikayesine…

    Beyaz Bastonun modern anlamdaki kullanımı, bir ihtiyaçtan ve farkındalık arayışından doğmuştur. Geleneksel olarak görme engelliler baston kullanıyordu, ancak bu bastonlar trafikte ve kalabalıkta yeterince dikkat çekmiyordu.

          Hikaye, 1921 yılında İngiltere’de bir trafik kazası sonucu görme yetisini kaybeden fotoğrafçı James Biggs’e dayanır. Biggs, sürücüler tarafından daha kolay fark edilebilmek için bastonunu beyaza boyamıştır. Bu basit ama dahi fikir, kısa sürede yayıldı. 1930’larda Fransa’da başlayan kampanyalarla uluslararası bir bağımsızlık sembolü haline geldi. Artık beyaz renk, karanlığa karşı bir uyarı ve görünürlük çağrısıydı.

    Kısaca Beyaz Bastonumuzun Özelliklerinden Bahsedecek Olursak;

    Beyaz Baston, geleneksel bastonlardan farklıdır. Hafif, katlanabilir ve ucunda zeminle sürekli temas sağlayan, engelleri ve yüzey değişikliklerini algılamaya yarayan özel bir top ya da tekerlekçik bulunur. Bu baston, kullanıcısının bir adım ötesindeki dünyayı “görmesini” sağlar, düşme, çarpma ve yaralanma risklerini azaltır.

    Bu sembolün önemini tüm dünyaya duyurmak ve toplumsal duyarlılığı artırmak amacıyla, her yıl 15 Ekim Dünya Beyaz Baston Güvenlik Günü olarak kutlanır. Bu özel gün, görme engelli bireylerin bağımsız seyahat etme haklarını ve güvenliğini sağlamanın önemini vurgular. ABD’de başlayan ve Uluslararası Körler Federasyonu tarafından benimsenen bu önemli gün, devletlerin ve toplumların bu konudaki sorumluluklarını hatırlatır.

    Topluma Mesajımız;

       Sevgili okurlarım, görme engelli bir bireyin beyaz bastonla yürüdüğünü gördüğünüzde lütfen unutmayın: O, rehberliğe muhtaç, güçsüz bir insan değil; tam tersine, bağımsızlığını ilan etmiş, hayatına cesaretle devam eden güçlü bir bireydir.

     Sizden isteğimiz çok basit:

       Görünür Olana Saygı: Beyaz Baston taşıyan birini gördüğünüzde, özellikle trafikte ve dar alanlarda, yavaşlayın, sesli bir uyarı yapın ve onlara geçiş önceliği tanıyın. Beyaz Baston, “Dur ve yol ver” demektir.

        Yardım Ederken Sorun: Doğrudan koluna yapışmak yerine, “Yardımcı olmamı ister misiniz?” diye sorarak izin isteyin. Unutmayın, rehberliğe ihtiyaçları olup olmadığına kendileri karar vermelidir.

      Engelsiz Çevre İçin Sorumluluk: Kaldırımları, yolları ve toplu taşıma araçlarını, beyaz baston kullanıcıları için güvenli ve erişilebilir hale getirmek hepimizin sorumluluğudur. Kaldırıma park edilmiş bir araç, açık bırakılmış bir rögar kapağı, dikkatsizce konulmuş bir eşya, onlar için aşılmaz bir engel, hatta hayati bir tehlike olabilir.

       Beyaz Baston, sadece körlüğün değil, aynı zamanda bağımsızlığın, özgürlüğün ve toplumsal dayanışmanın da rengidir. Gelin, sadece 15 Ekim’de değil yılın her günü, bu beyaz sembolün bize fısıldadığı duyarlılık ve empati çağrısına kulak verelim.

    Ankara’dan Yükselen Yürüyüş ve Toplumsal Adalet Çağrısı

    Geçtiğimiz 15 Ekim, takvimlerde Dünya Beyaz Baston Güvenlik Günü olarak işaretliydi. Ancak bu tarih, Ankara’da sadece bir anma günü olmaktan öte, görme engelli vatandaşlarımızın haklarını haykırdığı, kararlılıkla yürüdüğü bir eylem gününe dönüştü. Onların bastonları, bu kez sadece yolları değil, toplumsal vicdanın derinliklerini yokladı.

    Başkent Ankara’da, 15 Temmuz Kızılay Milli İrade Meydanı’nda toplanan görme engelli bireyler, sivil toplum kuruluşları, aktivistler ve onlara destek veren duyarlı vatandaşlar, Beyaz Bastonlarıyla yürüyüş gerçekleştirdi.

    Bu yürüyüşe özellikle Türkiye Körler Federasyonu, Altı Nokta Körler Derneği, Türkiye Görme Engelliler Derneği, Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği ve Gören Kalpler Görme Engelliler Eğitim ve Spor Vakfı gibi sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve üyeleri önderlik etti.

    ***

    Yürüyüş, görme engellilerin günlük yaşamda karşılaştığı aşılmaz engellere dikkat çekmeyi amaçlıyordu. Ellerindeki dövizlerle ve sloganlarla hem vatandaşlara hem de yerel ve merkezi yönetimlere güçlü bir mesaj iletildi: “Engel bedende değil, duyarsız çevrededir!”

    Basın Açıklamasından Önemli Başlıklar

    Grup adına yapılan basın açıklamasında, Beyaz Bastonun yalnızca bir araç değil, özgürlüğün, bağımsızlığın ve güvenliğin sembolü olduğunun altı çizildi. Türkiye Körler Federasyonu Başkanı gibi yetkili isimlerin dile getirdiği sorunlar ve talepler, ülkemizdeki erişilebilirlik sorununun boyutunu gözler önüne serdi:

       “Beyaz Baston Yasası İstiyoruz!”: En önemli talep, birçok medeni ülkede olduğu gibi, Beyaz Bastonun anlamını, kullanım standartlarını ve bu baston sahiplerine tanınan yasal hakları (özellikle trafikteki öncelik hakkını) netleştiren bir yasal düzenlemenin, yani bir      “Beyaz Baston Yasası”nın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılmasıydı.

       Erişilebilirlik Sorunu: Açıklamalarda, görme engellilerin yolunu gösteren sarı hissedilebilir yüzeylerin (sarı takip çizgilerinin) birçoğunun standartlara uygun olmadığı, plastik malzemeden yapıldığı ve mevsim şartlarında deforme olarak yeni kaza riskleri yarattığı vurgulandı.

    Kentsel Engeller: Kaldırımlara gelişi güzel yerleştirilen reklam panoları, ağaçlar, mantarlar ve zincirler, görme engellilerin bastonla güvenli hareket etme yeteneklerini doğrudan tehdit eden unsurlar olarak gösterildi. Ayrıca toplu taşıma araçlarındaki sesli anons sistemlerinin sıkça çalışmaması da ulaşım özgürlüklerini kısıtlayan bir diğer temel sorundu.

    Yerel Yönetimlere Çağrı: Başkentteki yürüyüşte, yerel yönetimlere de çağrılar yapılarak, vaat edilen erişilebilirlik projelerinin hızla hayata geçirilmesi ve denetimlerin artırılması talep edildi.

       Toplumsal Duyarlılığın Adresi: Empati

    Bu yürüyüş ve basın açıklaması, biz gören bireylere çok önemli bir görev yüklüyor. Beyaz Baston Günü’nün genel toplumsal mesajı şudur: “Görme engelli birey, toplumun eşit ve aktif bir parçasıdır.” Onların bağımsız hareket etme hakkı, temel bir insan hakkıdır.

    Bizler;

    Yollarda Beyaz Baston gördüğümüzde sadece durmakla kalmayıp, o kişinin güvenli geçişini sağlamalıyız.

    Yardım teklifimizi saygıyla sunmalı ve kişinin kabul etmesi durumunda koluna girmesini teklif ederek rehberlik etmeliyiz. Bastona dokunmak, onun dünya ile kurduğu bağı zedeleyebilir.

    Beyaz Baston, sahibinin bağımsızlığının güvencesi olduğu kadar, tüm toplumun duyarlılık testidir. Ankara’da atılan her adım, bize daha eşit, daha güvenli ve daha adil bir dünya inşa etme sorumluluğunu hatırlatmıştır. Engelleri kaldıran insani erdemlerimizdir.

      Sağlıcakla,

       Her Birey İçin Mottom!!

      “ HAYATI ENGELSİZ SAYIN!” 

  • SUCUK MÜZESİ

    SUCUK MÜZESİ

    Dostlar Meclisi’nin Başkanı sn. Ahmet Değer Konya, “Şu saatte, Zafer Müzesi önünde toplanıyoruz.” Yeter mi? yetmez tabi! Daha sonra pek çok hatırlatmalar ama gene de bir iki dakika geç kaldım belirtilen saate. Diyeceksiniz ki; bir iki dakikanın ne önemi var. Eskidendi o deseniz de Ahmet bey için çok önemlidir; denilen saatte toplanmak, bir arada olmak.

    Cümbür cemaat yola düştük. Şakalaşmalar, takılmalar gırla… Maksat muhabbet olsun, yoksa vakit boşa geçiyor. İnsan hem öğreniyor hem de öğrendiklerini depoluyorsun farkında olmadan; günün birinde çıkıveriyor ortaya…

    Öğle yemeğini Sucuk Müzesi’nin yemekhanesinde yedik.

    Çok leziz yemekler hazırlamışlar! Dostlar Meclisi’nin geleneği; her yemekten sonra Yasin-i şerif okunur, dualar edilir. Kocaşaban ailesinin rahmete erenlerine, Afyon’a hizmet etmiş gönlü güzel insanlarına ve Cumhuriyeti kuran, bu cennet vatanı bizlere bırakan, başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına, tüm şehitlerimize dualar edildi…

    Benim gençliğimde marka olarak iki kasap vardı; Cumhuriyet Kasabı ve İpek Kasabı. Hala ikisi de hizmet vermeye devam ediyorlar…

    Rahmetli kasap Ahmet başkaydı; Afyon’un eşrafı, politikacıları onunla beş on dakikalığına başlayıp, saatler süren muhabbetine doyamazlardı. Rahmetli Ahmet bey de yaratılıştan, köklü aileden aldığı görülmeyen ama hissedilen “Sevgi helezonları” vardı onu kuşatan. Afyon’un gündemi sanki orada belirlenirdi. Şimdi genç kuşakta aynı izde yola devam ediyor…

    Kaşgarlı Mahmut Divan-u Lugati’t Türk’te sucuğun yapılışına değinir: baharat, pirinç, et dönülür bumbar yapılırmış. Hatta suğuk sözcüğü zamanla sucuk’a dönüşmüş.

    Şimdi de etlerin, baharatlarla karıştırılıp, bağırsağa doldurulmasıyla devam ediyor.

    Afyon, Kayseri uzun yıllar rekabet içindeler… Sucukta yıllardır onların önüne geçtik. Pastırmada ise kafa kafaya bir yarış sürmekte. Bu konuda uzman bir arkadaş geçen hafta misafirim oldu; Cumhuriyet pastırması ikram ettik: bu daha leziz, çünkü pastırmanın içindeki çemen oranı tarifsiz bir tat bıraktı damağımda! Ne diyelim hayırlı olsun. Bu sözcüğü onun ağzından duymak benim gururum oldu.

    Müze 1060 metrekarelik bir alana kurulmuş. 1920 yılından beri işletme hizmetini sürdürüyor. Firma o yıldan beri kullandığı tüm araç ve gereçten örnek olarak müzeye koymuşlar. Çocukların ilgisini çekebilecek boğa ve inek bibloları onları bekliyor.

    1943 model, taşımada kullandıkları bir araç sanki fabrikadan yeni çıkmış görünümüyle sizleri selamlıyor, siz bakmasanız bile.

    Afyon eski sebze halinde bir dünyamız vardı. Su içme bahanesiyle onu görmeye gider, avucumuza akan suyu kana kana içer, içimiz huzur dolardı. Zaman zam da onun çevresinde oynardık.

    Hal yıkıldıktan sonra kayboldu diye hayıflanırdık! yine Onu görkemli haliyle karşımda bulmak benim için büyük sürpriz oldu. Gençliğime, çocukluğuma götürdü beni…

    Afyon ve Kayseri yarışa dursun daha önce Anadolu’nun bir çok ilinde de sucuk imalatı yapılmış.

    Eskişehir’in Dövme Sucuğu, Aydın’ın Deve Sucuğu, Tokat’ın Bez Sucuğu bunlara örnek… Avrupa’da sosis ve salam iki binlik reçete!…

    Konfüçyüs:

    “Duydum unuttum

    Gördüm hatırladım

    Yaptım öğrendim” demiş yüz yıllar öncesinden.

    Afyonlu Kocaşaban Ailesi, atalarından gördüklerini unutmamış, hatırladıklarını uygulamış Cumhuriyet Sucuğu markasını tanıtmış tüm dünyaya. Almanya’da imalathane açtıklarını basından izlemiştim. Atalarımız ne demiş: “Uzayan kol bizden olsun.” Yine atalarımız: “Kıskanmayalım, çalış senin de olur” demiş. Bunları gerçekleştirecek yetişmiş personelde var: Yol alalım nurlu ufuklara…

    Müzeyi 30 bin kişinin ziyaret ettiğini yazılı kaynaklardan öğrendim.

    Ben, Kocaşaban Ailesinin Miras Kültürüne hizmet olarak algıladım. Genç kuşağın Anadolu Kaplanları Yavuz ve Mehmetler kolay gelsin, yolları açık ve bereketli olsun.

    Mutlu kalınız….

  • Devlet ev sahibi, vatandaş kiracısı oluyor… Çok güzel bir haber

    Devlet ev sahibi, vatandaş kiracısı oluyor… Çok güzel bir haber


    ÇOK DİKKATLİ OLMAK GEREKİYOR

    Sosyoloji Uzmanları bu projede çok dikkatli olunması gereğini düşünürken dar gelirli ailelerin göz önünde bulunmasını talep ediyorlar. Önceliğin bu zamana kadar ev sahibi olmamış emekli ya da çalışan 55 yaş sonrası ve 70 yaş aralığı özellikle emeklileri de kapsaması tavsiyesinde bulunuyorlar. Bu noktada Tapu İşleri Müdürlüğü nezdinde başvuru yapan bu şartlardaki emeklilere öncelik verilmesinin büyük bir eksiği kapatacağını ifade ediyorlar.

    ÖNCELİK KRİTERİNDE SEÇİCİ OLMALI

    Önceden bir evi olan öncelikli hak verilecek olan Şehit Aileleri ve Gazilere bu proje kapsamında araştırılarak seçilmesini ve önceliğin uzun yıllar Devlet adına kamuda ya da özel sektörde çalışmış ve hiç ev sahibi olamamış ama yüksek kiralardan dolayı maaşlarını kiraya vermek zorunda kalan emeklilere bu hakkın öncelikle tanınmasını tavsiye ediyorlar.

    YÜZYILIN PROJESİ OLACAK
    Ankara’da “AK Parti Ekonomi İşleri Başkanlığı Eğitim Programı”na katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan burada yaptığı konuşmada 500 bin yeni sosyal konut inşa edileceğini duyurdu. ‘Yüzyılın Konut Projesi’ adı verilen proje ile Cumhurbaşkanı Erdoğan inşa edilen konutların ucuza vatandaşlara kiraya verileceğini müjdeledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamasında şehit yakınlarına, gazilere, 3 çocuklu ailelere ve engelli vatandaşlara öncelik verileceğini duyurarak yüksek kiraların önüne geçileceğini belirtti.

    CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN AÇIKLAMALARI ŞU ŞEKİLDE

    Depremin yaralarını hızla sarmaya devam ediyoruz. Bugüne kadar cari fiyatlarla 3.6 trilyon liralık yani 90 milyar dolarlık harcama yaptık. Geçen ay Malatya’da 304 bininci afet konutumuzun anahtarını hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik. 2025 yılı sonunda da toplamda 453 bin bağımsız bölümü teslim ederek deprem bölgemizi inşallah ayağa kaldırmış olacağız.


    UCUZ KİRALAMA DÖNEMİNİ BAŞLATIYORUZ

    Halen yüksek seyreden kiralar ve konut fiyatları ile ilgili bir projeyi hayata geçiriyoruz. Bundan sonra kira konusunda işin planlamasını devlet yapacak. Yani ‘vatandaş gelsin kendisi kiraya versin ve yüksek kiralarla orada vatandaşı sömürsün’ bunlara fırsat vermeyip devlet olarak bu sosyal konutları kiraya verip inşallah ucuz kiralama sürecini biz başlatacağız.

    DAR GELİRLİ AİLELERE NEFES ALDIRACAĞIZ

    ‘Yüzyılın Konut Projesi’ ile 81 ilimizde toplam 500 bin konut inşa edeceğiz. Şehit yakınlarına, gazilerimize, 3 çocuğu olan ailelerimize ve engelli vatandaşlarımıza öncelik sağlayacağız. Türkiye’de ilk kez kiralık konut projesini TOKİ ile hayata geçireceğiz. Sosyal konutların bir kısmını uygun şartlarla kiralayacak, bilhassa dar gelirli ailelerimize nefes aldıracağız. Konut projemiz sadece sosyal projelerde değil enflasyonla mücadelede elimizi güçlendirecek. İnşallah ekim ayına doğru bu proje ile ilgili detayları paylaşacağız.

  • DAĞDA YAŞAM AİLESİ ve BELEDİYE BAŞKANI BURCU KÖKSAL;   KESİN VE NET BİLMİYORDUR KONUSU..

    DAĞDA YAŞAM AİLESİ ve BELEDİYE BAŞKANI BURCU KÖKSAL; KESİN VE NET BİLMİYORDUR KONUSU..

    Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal kesin ve net bilmiyordur konusuna az sonra geleceğiz. Ben öncelikle sizlere müthiş bir başarı hikâyesini anlatayım. Türk Sosyal Medya Dünyasında yakından takip edilen bir aile var. Ailenin adı “Dağda Yaşam Ailesi.” Ailenin vitrin yüzü İlkay Tınastepe. İlkay’ın annesi Hanım Anne takipçiler tarafından yakından biliniyor. Tüm sosyal medya platformlarında ailenin 500 bine yakın takipçisi var. Aile, Afyonkarahisar, Tınaztepe Kasabasından 5 km çıkışta Zafer Yolu Mevkide yer alan doğa ile iç içe bir noktada yaşıyor. Yerleşkenin önünde bir dere akıyor, ormandan her çeşit kuş sesi, dağlardan gelen değişik bir rüzgâra ev sahipliği yapıyor. Ziyarete gidenler için yorgunluk kavramı kısa bir süre izine çıkarken, dinlenme modu hızlı bir şekilde devreye giriyor. Geçtiğimiz hafta Dağda Yaşam Ailesini, Sevgili İlkay ve annesini ziyaret ettim. Müthiş misafirperverlikleri için kendilerine teşekkür ediyorum. Gerçekten benim için çok özel ve değerli saatlerdi. Sağ olsunlar, yüreklerine sağlık.

    SEVGİ ASLINDA SINIRSIZ HOŞ GÖRÜDEN GEÇİYOR.

    Dağda Yaşam Alanı yerleşkesinde yaşayan tüm hayvanlar o kadar barış içinde yaşıyor ki buda aslında bize sevgi ve değer kavramını gösteriyor. Mesela, yerleşkenin tüm kedileri, alanın genel korumasını yapan tüm Sivas Kangal ve diğer köpek birkaç köpek ırkıyla sağlam arkadaşlar baya baya kankiler. Tavuk, Ördek ve Kazların ortak derdi yem saatlerinin gelmesi ve iç içe verilen yemleri birbirlerine zarar vermeden tüketmeleri. Bir Tavus Kuşu var ki sormayın; ahali içinde en farklı canlı benim, burası benim tapulu malım der gibi yerleşkenin her yerinde fır fır dolanıyor. Küçükbaş ailelerin durumu bir başka güzel. Tüm yavru keçiler ve kuzular insana o kadar alışık ki kucağınıza sevmek için aldığınızda bıraksanız kucağınızda uyuyup kalacaklar. Yerleşkede geçirdiğim 4 saatte huzurun sadece sevgi ve sınırsız hoş görüden geçtiği mesajını aldım orada ve gerçekten ruhen dinlendim.

    BU AİLENİN YAPTIĞI ASLINDA BİR GİRİŞİM

    Dikkat ederseniz toplumda eskiye özlem konusunda bilinçaltı bir iç çekiş var. Bunun yanında doğal yaşam ve gıdaya erişim noktasında hızla büyüyen bir talep var. Yıllardır bu bağlamda ürettiklerini satmaya çalışarak ayakta kalmaya çalışan Dağda Yaşam Ailesinin en küçük ferdi İlkay Tınastepe bundan 3 yıl önce sosyal medyadan kendimizi duyurmaya çalışalım ve Türkiye’nin her yerine üretmiş olduğumuz ürünleri ulaştıralım şeklinde bir girişimcilik hayali kuruyor. Dağda Yaşam isminin tescili ile işe başlayan İlkay Tınastepe, tüm izin ve vergi yükümlülüklerini içeren işletme kaydı ve açılışlarını yaptıktan sonra yola koyuluyor. Bu hayal için attığı ilk adıma, Türk Halkının doğaya olan özlemi de eşlik edince günden güne çektiği videolar ile izlenen ve her gün gerçek takipçilerin arttığı bir açıya geliniyor. Bu noktada ünlü Komedyen Ata Demirer, Şarkıcı Alişan ve daha birçok tanınmış sanatçının İlkay’ın videolarını paylaşarak takip desteği vermesi ile Afyonkarahisar merkezli Dağda Yaşam Ailesi bugün 500 binden fazla gerçek takipçiye ulaşan bir noktaya geliyor.

    İLKAY’IN AFYON YÖNETİCİLERİNDEN TEK BİR RİCASI VAR

    Yerleşkede yaptığımız sohbette bunu duyduğumda çok üzüldüm gerçekten. Afyonkarahisar tanıtımı için milyonlarca lirayı her yıl harcarken aslında kendi içimizdeki güçlerimizi görmediğimizi fark ettim. Mesela İlkay Tınastepe’nin en büyük sıkıntısı şu. Kendisi diyor ki, Dağda Yaşam Takipçilerimizin destekleriyle her yıl birçok festival, fuar ve Televizyon programlarına davet ediliyoruz. Hepsine ne yazık ki harcama giderleri nezdinde gidemiyoruz. Takipçilerimizin genel yapısında paylaşım yaptığımız videoların özü gereği Afyonkarahisar lezzetleri, tarımı ve hayvancılığı var. Bu noktada bizi Afyon mutfağı ve tarıma dayalı ürünleri noktasında bir bilinçaltıyla takip ediyorlar. İlimiz dışındaki tüm davetlere katılma noktasında ulaşım ve konaklama giderlerinde aile sermayemiz ve rızkımız olan kazançtan aktarma yapıyorum. Davetlerin sayısının artması ile bir noktadan sonra maddi anlamda altından kalkamıyorum. Son olarak geçtiğimiz Hafta TRT1 de yayınlanan Sanatçı Alişan’ın programına katılmak için Valimiz Kübra Güran Yiğitbaşı’nın sağladığı katkıları unutamam, maddi imkânsızlık nezdinde gitmeme kararı aldığımız bu programa kendisinin kurumlardan sağladığı destekler ile katıldık ve İlimizi tanıttık. Sağ Olsun.

    VALİMİZ, BELEDİYE BAŞKANIMIZ VE ODALARIMIZ BİZİ DESTEKLESİN

    İlkay Tınastepe şu şekilde anlatmaya devam ediyor. Bu bağlamda İlimiz Yöneticilerinden maddi destek istemiyorum sadece İlimizi tanıtmak için davet edildiğimiz yerlere ulaşım ve konaklama desteğini bekliyorum. Ben şehrimizi tanıtıyorum ekstra bir ücret istemiyorum. Allah nasibimizi veriyor zaten. Ben bu şekilde bir sosyal medya imkânım varken, İlimiz Yöneticilerinin destekleriyle daha fazla İlimizi dışarıda tanıtmak istiyorum. Vali Hanım, Belediye Başkanı Hanım, Ticaret ve Sanayi Odası ve özellikle Ticaret Borsası Başkanlarımızın bizi bu noktada desteklemelerini rica ediyorum. Diğer bir hayalim ise İlimiz oldukça büyük bir yüzölçümüne sahip. İlçelerimiz ve köylerimizin yaşamlarını da takipçilerimle paylaşmak istiyorum. Bu noktada tüm İlçe Kaymakamları ve Belediye Başkanlarının bizleri İlçe ve köylerinde çekimler için davet etmelerini bize her türlü desteği vererek İlimizin tanıtımına daha fazla katkı sağlamayı hayal ediyorum diyor. Bu fikrin detaylarını en kısa zamanda Dağda Yaşam Yerleşkelerine ziyaret yapacağını kendilerine haber verdiren Afyonkarahisar Valisi Kübra Güran Yiğitbaşı’na aktaracağını ifade ediyor. Bu ifadelerin üzerine yapılacak tek bir şey var. İlkay’ın bahsettiği kurumlar hemen İlkay’a telefonla ulaşıp bizlere detayları anlat demesi gerekiyor. Bu nokta da eksik değil fazlasının yapılacağına inanıyorum zaten.

    BURCU KÖKSAL’IN KESİN HABERİ YOKTUR KONUSU

    İlkay Tınastepe’nin annesi tanıyanlar kendisini “Hanım Anne” olarak biliyorlar. Kendisi iletişime son derece açık, görünüşü aile içinde lider bir insan. Kadın başarısına çok değer veriyor. Bu noktada Burcu Köksal’ın göreve başlamasının üzerinden bir süre geçtikten sonra Hanım Anne ve İlkay Tınastepe Dağda Yaşam Ailesi adına ortak bir tanıdık referansıyla, Burcu Köksal’ın Makamına hayırlı olsun ziyareti için gidiyorlar. Makam o kadar dolu ki 10 ar kişi, 10 ar kişi içeriye giriliyor. 2.5 saat boyunca Makamda sıra bekleyen Dağda Yaşam Ailesi birde üstüne görevliden “ Başkan Hanıma, İş Başvurusu ricasında bulunmak için mi geldiniz sözünü duyunca şok oluyorlar.“  Hanım Anne, “kızım şükürler olsun bizim işimiz, gücümüz var; Başkan Hanıma sadece hayırlı olsuna gelmiştik diyor. Ardından kıyafetimize bakıp öylemi yorumladı acaba bu kızcağız diyerek içinden geçirip,  5 dakika için 2,5 saattir bekletiyorsunuz” dedikten sonra kalkıp oradan ayrılıyorlar. Afyonkarahisar Belediyesi Özel Kaleminde randevu noktasında bir sorun olduğunu zaten bir Gazeteci olarak hem yakinen hem de çok ama çok iyi biliyorum. Şirin Özel Kalem Müdüremiz hanımefendi bundan sonra biraz daha dikkatli olacaktır. Bu doğrultuda Başkan Burcu Köksal’ın bu aktardığım yaşanmışlık notu ile ilgili bilgisinin olmadığını kesin ve net tahmin ediyorum. Hatta bu yazıdan sonra Burcu Köksal’ın Dağda Yaşam Ailenin gönlünü ivedilikle alacağına da yürekten inanıyorum.  Çünkü Başkan Hanımı uzun yıllardır tanıyan ve takip eden bir Gazeteciyim.

  • CAM TAVANLARI KIRAN TEKERLEKLER

    CAM TAVANLARI KIRAN TEKERLEKLER

     Bazı hayatlar vardır; sadece yaşanmaz, aynı zamanda bir meydan okumadır. Kübra Denizci Keskin’in hikayesi de tam olarak böyle: Adeta bir zorluk müzesinin orta yerinde, hayata meydan okuyan, parmakla gösterilecek bir cesaret abidesi. Onun adını duyduğunuzda aklınıza sadece bir ralli pilotu gelmez; direksiyon başındaki bir psikolog, tekerlekli sandalyedeki bir özgürlük savaşçısı ve en önemlisi, “engel” kelimesinin sadece bir harf yığını olduğunu kanıtlayan bir kadın gelir.

    2004 yılında yaşadığı talihsiz bir kaza, Kübra’nın hayatının rotasını kökten değiştirdi. Omurilik yaralanması… Gözlerindeki parlaklık, hız ve adrenalin tutkusuyla dolu genç bir kadının, tüm hayatının bir anda “kısıtlama” kelimesinin gölgesine düşmesi…

    Çoğu insan için bu, yolun sonu, hayallerin kilitlenmesi anlamına gelebilirdi. Ancak Kübra, o en karanlık anda bile, ruhunun frenini patlatmayacağını biliyordu. O, yolun sadece şekil değiştirdiğine inandı.

    Ralli İle Özgürlüğün Tanımını Yaptı

        Hayat, ona yürüme özgürlüğünü elinden almıştı ama Kübra, bu kaybın yerine bambaşka bir özgürlük inşa etti: Ralli. Tekerlekli sandalyeden inip özel tertibatlı yarış aracının direksiyonuna geçtiğinde, sadece bir koltuğa oturmuş olmuyor, tüm dünyayı ayağa kaldırıyordu. Çünkü onun için ralli, sadece hız yapmak değil; vücudunun ona çizdiği limitleri, bizzat ruhunun elleriyle aşmak demekti.

    O, dünyada bu denli zorlu bir sporu yapan tek engelli kadın ralli pilotu ünvanına sahip. Bu ünvan, sadece bir gurur nişanesi değil; her bir virajda, her bir zorlu zeminde, yılmaz bir iradenin somut kanıtıdır. Avrupa Ralli Şampiyonası’nın prestijli Barum Yarışı’nda kadınlar pilotlar birincisi olarak podyuma çıktığında, orada sadece Kübra’nın değil, azmin, tutkunun ve tüm zorluklara rağmen yeniden ayağa kalkabilmenin bayrağı dalgalanıyordu. O an, bir kadının gücünün sınırları zorladığının, hatta o sınırları yeniden çizdiğinin en çarpıcı kanıtıydı.

    Verilmek istenen mesaj: Cesaret Bulaşıcıdır

      Kübra’nın hikayesi, sadece spor sayfalarının bir başarısı değil, ruhlarımıza gönderilen derin, subliminal bir mesajdır. Bu mesaj diyor ki: “Senin için engel olarak görünen ne varsa, aslında o senin en güçlü başlangıç çizgin olabilir.” O, sadece bir otomobili değil, toplumdaki tüm önyargıları ve “yapamazsın” fısıltılarını da süren bir pilot. Klinik psikolog kimliğiyle de, zihinsel dayanıklılığın, fiziksel güçten çok daha güçlü bir motor olduğunu ispatlıyor.

    ***

    Onun gözlerindeki o derin, azimli bakış, hepimize şunu fısıldıyor: Zorluklar, yolunuzu kesmek için değil, sizi daha farklı bir güzergaha yönlendirmek için vardır. Eğer bir hayaliniz varsa, onu gerçekleştirecek yola her zaman bir erişim rampası bulursunuz.

    Kübra Denizci  Keskin, hızı ve tutkusuyla yolları titretirken, azmiyle de kalpleri sarsıyor. O, tekerlekli sandalyenin bir son değil, daha hızlı bir başlangıç noktası olduğunu tüm dünyaya kanıtlayan,  Türkiye’nin gurur tablosudur. Onun her yarışı, sadece bir spor mücadelesi değil, hepimize ilham veren, göz yaşartıcı bir yaşam dersidir.

    Sizce Kübra’nın hikayesindeki “imkansız” kelimesini en çok ezen başarı, hangisidir?

    Dünyada Kübra’nın başarılarına benzer yaşamlar mutlaka vardır. Bunlardan çıkartabileceğimiz, hayatımıza uyarlayabileceğimiz noktaları tekrar gözden geçirmeye ne dersiniz?

    Hayattaki engelleri kaldırmak için sizin “Ne kadar gaza basmanız gerekiyor”

  • GÜLÜP-OYNAYANLAR

    GÜLÜP-OYNAYANLAR

    Yahudi’nin vahşetine dünya âlem göz yumdu.

    Amerikası,Avrupası zulmün arkasında durdu.

    Vicdanlar kurudu,insanlık çoktan unutuldu.

    İmanlı gözlerden akan yaşlar sel oldu.

    Ağlıyor,ağlıyor, peygamberler yurdu topraklar.

    Aç,susuz can veriyor,masum yavrular.

    Allah rızası için uyanın,derin uyuyanlar.

    Neredesiniz Hz.Davutlar,Hz.Süleymanlar.

    Muhteşem Mescid-i Aksa’yı yapanlar.

    Nemrut’lara, Firavun’lara meydan okuyanlar.

    Ebrehe’nin ordusunu durduranlar.

    İman gücünü hayata taşıyamayan Müslümanlar.

    Unutmayın gülüp oynayanlar.

    Bu dünyanın sonunda,bir hesap soran var.

  • 2015 yılında yazdığım bir yazı. Aradan 10 yıl geçmiş , nerelere gelmişiz  siz  değerlendirin sevgili okurlarım.

    2015 yılında yazdığım bir yazı. Aradan 10 yıl geçmiş , nerelere gelmişiz  siz  değerlendirin sevgili okurlarım.

    Sadece köpekler mi “can dostlarımız”. Tabi ki değil. Kuşlar, balıklar, kediler ve daha bir çok

    hayvanlar… Kediler deyince Eskişehir’de olan bir olay aklıma geliveriyor! Mustafa Can Aksoy adlı

    üniversite öğrencisi, sokakta gördüğü bir  kediyi, evine getiriyor. İlk günler, kendisine oldukça iyi

    davranıyor üniversiteli arkadaşı. Minnet duygusuyla yaklaşıp mırıldanıp duruyor kedicik. Bir gün hiç

    beklemediği şekilde kötü davranıyor kediciğe! İşkence edip, kanlar içinde bırakıyor, videoya çekip,

    facebook’ta  paylaşıyor görüntüleri. İnsanın kanını donduran görüntüler, çok tepki aldı! Mahkeme üç

    ay hapis cezasıyla cezalandırdı caniyi.

    4 Ekim günü, hayvanları koruma günü. 1822 de İngiltere’de  Hayvan koruma Birliği düşünüyor

    hayvanları korumayı. Aynı amaçla Hollanda da Hayvan Koruma Federasyonu 4 Ekim Gününü,

    Hayvanları Koruma Günü olarak kabul ediyor. Sonra da tüm dünya kabul ediyor… Bizde 5199 sayılı

    Yasa, hayvanlara zarar verenleri cezalandırıyor.

    Ankara Büyük Şehir Belediyesi, Kurtuluş Parkın’da 4 ekim gününü etkinliklerle kutladı. Bir tarafta

    K-9 köpekleriyle suçluyu yakalama tatbikatı, diğer tarafta anne ve babalarıyla gelmiş çocuklara, oyun

    hamuru ile “hayvan figürü” yapma yarışması. Çocuklar için mutlu bir Pazar yaşatmış Ankara Büyük

    Şehir Belediyesi. Çocuklar mutlu olunca, anne ve babalar daha çok mutlu oluyorlar…izninizle hayvan

    haklarına hep beraber bir bakalım:

    “HayvanHaklarıBildirgesi
    15 Ekim 1978’de Paris UNESCO evinde ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi
    1.       Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.
    2.       Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan , öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez.Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma, ve korunma hakları vardır.
    3.       Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.
    4.       Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üretme hakkına sahiptir. Eğitim amaçlı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır.
    5.       Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bir türden olan bütün hayvanlar uyumlu bir biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir.
    6.       İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek acımasız ve aşağılık bir davranıştır.
    7.       Bütün çalışan hayvanlar iş süresi ve yoğunluğunun sınırlandırılması ve güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.
    8.       Hayvanlara fiziki ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi, bilimsel, ticari ve başkaca biçimlerdeki her türlü deneyler için de durum böyledir.
    9.       Hayvan beslenmek için yetiştirilmişse de bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalıdır.
    10.    Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır.
    11.    Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur.
    12.    Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir soykırım, yani bir suçtur.
    13.    Hayvan ölümüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanın öldürüldüğü şiddet sahneleri sinema ve televizyonda yasaklanmalıdır.
    14.   Hayvanları koruma ve savunma kuralları, hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır.Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır.”

    Can dostlarımızı sevelim ki, sevinelim…

    Mutlu kalınız…

  • İHRACAT İTHALATIN HIZINA YETİŞEMİYOR

    İHRACAT İTHALATIN HIZINA YETİŞEMİYOR

    Dış ticaret dengesi, doğrudan uygulanan makroekonomik politikalardan etkileniyor. Türkiye’de son dönemde kredi kanalları sıkı tutuluyor. İç talebin kontrol altına alınması açısından bu adımlar faydalı görülebilir; ancak imalat sanayi ve dolayısıyla ihracatçı sektörler için olumsuz sonuçlar doğuruyor. Krediye erişimdeki zorluklar, üretim kapasitesini sınırlandırıyor. Öte yandan, döviz kurlarının görece stabil seyretmesi ve TL’nin değerli kalması, ithal malları ucuz hale getirirken, uluslararası piyasalarda fiyat avantajı kayboluyor. Bu durum, ihracatçının küresel pazarlarda güçlü bir çıkış yakalamasını zorlaştırıyor. Sonuçta dış ticaret açığı büyümeye devam ediyor. Yılın bitmesine üç ay kala dış ticaret açığı 67 milyar dolar civarında gerçekleşmiş durumda. Makroekonomik görünüm, para ve kur politikalarında yakın vadede bir değişiklik olmayacağına işaret ediyor. Bu nedenle, dış ticaret açığındaki olumsuz seyrin orta vadede de sürmesi kuvvetle muhtemel.

    **

    Bununla birlikte, imalat sanayinde bazı olumlu gelişmeler de gözden kaçmamalı. Orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracatında yılın ilk dokuz ayında dikkat çekici bir artış var. Yüksek teknolojili ürün ihracatı yüzde 12.7, orta-yüksek teknolojili ürün ihracatı ise yüzde 9.9 arttı. Bu, sektörün dinamizmine işaret ediyor. Ancak tüm bu artışlara rağmen yüksek teknolojili ürünlerin toplam imalat sanayii ihracatı içindeki payı yalnızca yüzde 3.6 seviyesinde kalıyor. Yani nicel artış var ama nitel ağırlık hala sınırlı.

    **

    Bir başka sorun da ihracatta pazar çeşitliliğinin yetersizliği. Toplam ihracatın yaklaşık yüzde 47’si ilk on ülkeye yöneliyor. Daha da önemlisi, sadece Almanya, İngiltere ve ABD üçlüsüne yapılan ihracat toplamın yüzde 20’sine karşılık geliyor. İlk dokuz ayda yapılan 200.6 milyar dolarlık ihracatın 41 milyar doları bu üç ülkeye gitmiş durumda. Böyle bir yoğunlaşma, küresel ekonomideki dalgalanmalara karşı Türkiye ihracatını kırılgan hale getiriyor. Dünya ekonomisinin yavaşladığı, korumacı politikaların arttığı bir dönemde bu bağımlılığın riski daha da yüksek.

    **

    Tüm bu veriler, ihracatın tabana yayılmasının ve çeşitlendirilmesinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye’nin hem ürün çeşitliliğini artırması hem de yeni pazarlara yönelmesi gerekiyor. Katma değeri yüksek, teknoloji yoğun ürünlerin ihracattaki payının artırılması bu sürecin temel şartı. Özellikle KOBİ’lerin dış pazarlara açılmalarını kolaylaştıracak politika araçlarının devreye alınması şart. KOBİ’lerin ihracat imkanlarının genişletilmesi, sadece ihracatı tabana yaymakla kalmayacak; aynı zamanda dış ticaret dengesinin daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasına da katkı sağlayacaktır. Bölgesel kalkınma ajanslarının destekleri, Eximbank kredilerinin yaygınlaştırılması ve serbest ticaret anlaşmalarının artırılması bu noktada kritik öneme sahip.

    **

    Türkiye ekonomisi uzun süredir yüksek dış ticaret açığı ve cari açık sorunlarıyla karşı karşıya. Enerji bağımlılığının azaltılması, ithal girdi oranının düşürülmesi, katma değerli üretimin artırılması ve ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi, bu döngüyü kırmak için olmazsa olmaz adımlar. Aksi halde ihracat artmaya devam etse bile ithalatın hızı daha yüksek olacak ve dış ticaret açığı kronik bir sorun olmaktan çıkamayacak. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin temel sınavı, ihracatını yalnızca miktar olarak değil, kalite ve çeşitlilik açısından da yukarı taşımak olacak. Bunun için politika setinde para ve kur politikalarının ötesinde sanayi, tarım ve maliye politikalarının koordineli şekilde devreye girmesi gerekiyor. Doğru adımlar atılırsa, dış ticaret açığı sorunu azaltılabilir ve Türkiye’nin küresel ticaretteki kırılganlığı önemli ölçüde düşürülebilir.

     

                                                                                                                                 03.10.2025

                                                                                                        Prof. Dr. Erdal DEMİRHAN