Kategori: murat akarçay

  • BEN ÇOK ÜZÜLDÜM SİZDE ÜZÜLMEYE HAZIR OLUN AFYON

    BEN ÇOK ÜZÜLDÜM SİZDE ÜZÜLMEYE HAZIR OLUN AFYON

    Az sonra okuyacağınız detayların ardından lütfen kimse çıkıp da “konumuz bu mu kaldı?” demesin. Çünkü ben bir Gazeteci olarak  inandığım ve sahada bizzat gözlemlediğim her konuyu kamuoyu adına kamu kuruluşlarının bilgisine sunar, gereğinin yapılmasını talep ederim. Müspet ya da menfi sonuç alınana kadar da bir talebin peşini bırakmadan, zaman zaman sayfamdan hatırlatır; konunun muhataplarıyla temasımı telefon ve ziyaretlerle sürdürür, yazdığım her satırın arkasında durur ve süreci okuyucularım adına yakından takip ederim. Zaten EKONOMİA’nın en belirgin farkı da tam olarak budur. Bu nedenle bugünkü yazıyı lütfen vicdan muhasebesiyle okuyun. Kendi terazinizde tartın, öyle karar verin. Hadi buyurun.  Şimdi yavaş yavaş hem okumaya hem de üzülmeye başlayalım.

    BEN DE BİR ENGELLİ EVLADIYIM ASLINDA

    Rahmetli babamın doğuştan sol elinde bir parmağı eksikti. Rahmetli annem de yine doğuştan bel kayması ile dünyaya gelmiş bir insandı. Gariplerim, evlendiklerinden iki yıl sonra doğan abim için dokuz ay boyunca gece gündüz dua etmişler. En büyük korkuları, hafif de olsa iki engelli insandan bir engelli bebek dünyaya gelmesiymiş. Abim doğduktan sonra, hikâyeyi bilen doğum doktorunun müjdesiyle büyük bir mutluluk yaşamışlar. Kendi aralarında, tabir-i caizse abimi “iki körün bir değneği” diye sevdikleri bir ifadeyle anmışlar. Yıllar içerisinde ablam ve benim de engelsiz doğmamızla mutlulukları daha da artmış. Allah yattıkları yerde dinlendirsin inşallah her ikisini de.

    BU NEDENLE BEN ENGELLİLERE KARŞI ÇOK HASSASIMDIR

    Yukarıda anlattığım gerçeğe dayalı olarak engelli insanlara karşı hassasiyetim oldukça yüksektir. Kesinlikle tavizim yoktur empati denilen kavramada ihtiyaç duymamışımdır. Çünkü hafifte olsa iki engelli bir insanın evladı olmak bunun cevabıdır. Yıllarca engelli insanların tümüne “sakat” ifadesinin kullanılmasını hep yadırgamışımdır. Zaman içinde toplumsal vicdanın da gelişmesiyle bu ifadelerin yerini daha saygılı bir dilin alması beni ayrıca mutlu ediyor. Yaklaşık üç hafta önce, dernek isimlerinde yer alan “sakatlar” ifadesinin “engelliler” vb. şekilde değişmesini temenni ettiğim ve Dernek Başkanlığını naif, yardımsever yapısıyla yürüttüğüne inandığım Faruk Özkara’nın yaptığı “Türkiye Sakatlar Derneği Afyonkarahisar Şubesi”’ ni ziyaret ettim. İşte şimdi anlatacağım gerçekler, tam da bu ziyaret sonrası gazeteci gözümle kaleme alındı. Hızla devam edelim.

    ALLAH VAR, UZUN ZAMANDIR GİTMİYORDUM

    Allah var, Faruk Başkan’ın yanına uzun zamandır gitmiyordum. En son çarşıdaki dernek dükkânlarından Fuar Alanı’na taşındıklarını o gün öğrendim. Tarif alıp fuar alanına gittiğimde derneklerinin, birleştirilerek genişletilmeye çalışılmış aşağıda fotoğrafını gördüğünüz iki konteynırdan oluştuğunu gördüm ve açıkçası ciddi anlamda şaşırdım. Bir an, deprem bölgelerinde gördüğümüz geçici konteynır yapılarını hatırladım. Küçük ve dar bir alanda masa, sandalye ve mutfağın iç içe geçtiği bir düzen vardı. Açıkçası üzüldüm, içim acıdı. İnanıyorum ki sizlerin de acıdı. Devam edelim.

    İŞİN GARİP TARAFI NE BİLİYOR MUSUNUZ

    Engelli bireyler için oldukça sınırlı bir alan oluşturulmuş. Konteynır kapısı dar olduğu için tekerlekli ve akülü sandalyelerin önemli bir kısmı içeriye giremiyor. İçeriye giriş mümkün olsa bile, içeride rahat hareket edilebilecek geniş bir alanın bulunmadığı açıkça görülüyor. Isınma ise elektrikli ısıtıcı ile sağlanmaya çalışılıyor. Önceki dernek yerinde doğalgaz sistemi ve parke bir zemin bulunduğunu bildiğim için mevcut durumun daha sınırlı imkânlar sunduğu net şekilde anlaşılıyor.

    BEN ŞOK OLDUM, HADİ SİZ DE BUYURUN ŞİMDİ

    Konteynır içinde bulunan mini mutfak için su hattı çekilmiş olması olumlu bir detay. Sıkı durun şimdi. Engelliler Derneğinde en yakın lavabo ve tuvalet yaklaşık 200-300 metre civarında yürüme mesafesinde bulunuyor. Dileyen herkes yerinde gözlemleyebilir. Engelsiz biri olarak benim için bile bu mesafe hissedilirken, engelli bireyler açısından ne kadar zorlayıcı olabileceğini takdirlerinize ve gözlerinizi kapatarak empatinize bırakıyorum. Başlı başına bu kabul edilebilir bir şey değil zaten.

    AFYON MECLİSLERİNİN VE EŞRAFININ BİLGİSİNE

    Bu şehirde yaşayan insanların da benimle aynı duyarlılığı taşıdığına yürekten inanıyorum. Çeşitli derneklerin bulunduğu Ataköy Mahallesi’nde belirlenen bir yerleşim alanı bulunuyor. Bahsettiğimiz derneğin yönetici ve üyelerinin belirlenen alana gitmeleri de kendi içlerinde büyük bir çoğunlukta fikirsel ve bedensel olarak oldukça zor görünüyor. Bu nedenle önümüzdeki günlerde yapılacak olan Afyonkarahisar Belediye Meclisi, Afyonkarahisar İl Genel Meclisi, Afyonkarahisar Ticaret ve Sanayi Odası Meclisleri dâhil tüm kurum meclislerinin toplantılarında bu konu ile ilgili gündem dışı konu olarak değerlendirilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. Bu şehrin ticaret, sanayi, borsa STK kuruluşları, esnaf odaları, iş insanları ve hayırseverlerinin; engelli vatandaşlarımızın daha uygun şartlarda bir araya gelebileceği bir ortam oluşturulması noktasında destek vereceğine kalpten inanıyorum. Bu konuda atılacak her adımın büyük bir değer taşıyacağı kanaatindeyim.

    NE YAPILABİLİR DERSENİZ ÇOK BASİT

    Fuar alanında yer sorunu olmadığı görülüyor. Tek katlı, 80–100 metrekarelik prefabrik bir yapının bu dernek için oldukça uygun bir çözüm olabileceğini düşünüyorum. Maliyet açısından 1 milyon TL’nin altında olan bu tür bir desteğin, şehirdeki iş insanları ve kurumlar için rahatlıkla ulaşılabilir olduğunu iyi biliyorum. Bu noktada bir farkındalık oluşturmak adına bu yazıyı kaleme alma vesilesi bana; en kısa zamanda bu yüreği güzel insanlarımızı mutlu etme vesilesi bu şehrin olsun İnşallah.

    BÖYLE BİR SENET NE YAZIK Kİ YOK

    Hiç kimsenin hayatı boyunca engelli olmayacağına dair bir garantisi yok. Bir engelli bireyin temel ihtiyaçları için, hatta lavabo ve tuvalet ihtiyacı için uzun mesafeler kat etmek zorunda kalması 750 bini aşan nüfusuyla Afyonkarahisar’da yaşayan hepimizin durup düşünmesi gereken bir durumdur. Bu durumun yani bir konteynır derneğin bu şehre yakışmadığını açık ve net olarak görüyorum. İstense yarın çözülebilecek bir eksiktir bu şehrin güç dinamikleri için bu konu. Bu nedenle ilgili herkesin, Dernek Başkanı Faruk Özkara ile iletişime geçerek çözüm üretme noktasında kendilerine katkı sunmasını temenni ediyorum. İletişim konusunda ayrıca bende yardımcı olabilirim. Hadi inşallah güzel haberlere diyelim. Olması gerekeni ivedilikle bu şehrin engelli güzel yüreklerine hediye edelim.

  • TEZ VE RESMİ RAPORLARA GÖRE AFYONKARAHİSAR

    TEZ VE RESMİ RAPORLARA GÖRE AFYONKARAHİSAR

    26 yıldır bu şehirdeyim. Ekonomi muhabirliği köklü bir gazeteci olduğum için şehrin ekonomik alt yapısını yıllardır gözlemleyen şanslı gazetecilerden birisiyim. Bu güzel Afyonkarahisar’ı yıllardır anlatıyoruz. Sucuk diyoruz, kaymak diyoruz, termal diyoruz. Biz Afyon’u anlatıyoruz ama Afyon’un gerçeklerini değil. Şimdi okuyacağınız bu yazı, titizlikle irdelediğim üniversite tezleri, resmi raporlar ve yine resmi verilerden harmanlayarak ve hiçbir şahsi yorum katmadan, akademik görüşlerin en basit anlatımıyla EKONOMİA sayfası okuyucularımızın bilgisine hazırladığım bir araştırma dosyasıdır.

    AFYONKARAHİSAR ZENGİN BİR ŞEHİR AMA

    Evet, ama diyorum çünkü şundan dolayı: Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) rakamlarına göre yıllık hasıla İlimizde 8.637 dolar, Türk Lirası cinsinden 336.256 TL. 2024 verilerine göre Türkiye’de 44. sırada yer alıyor. TR 33 Bölgesi ve TÜİK raporlarına baktığımızda, Ege Bölgesi’nin tümünde de en düşük kişi başına hasıla ne yazık ki Afyonkarahisar’a ait. Kesinlikle bunu nüfusa göre düşünmeyelim. Nüfusu bizden fazla olan iller de bu pay yüksek seviyelerde olabiliyor. Peki “neden?” sorusunun cevabı nedir derseniz; cevap tümüyle tek bir noktada saklı: Sanayi ve üretim… Başka bir yerde aramayın cevabı.

    RAPORLARA GÖRE SORUN ŞU

    Toprağının altında mermer var. Tarlasında haşhaş var. Kesimhanelerde tonlarca et kesiliyor, toprağının altında sıcak su var. Milyarlarca adet yumurta üretiliyor, şekerleme ve lokum dillere destan. Ama sonuç? Türkiye ortalamasının altında gelir. Sorun şu: Birçok üniversite tezinde karşımıza net bir fikir çıkıyor; o da bu şehrin zenginliğini işleyememesi. Bakın, büyükbaş hayvancılık güçlü, kırmızı et üretimi yüksek. Ama ne oluyor? Canlı hayvan ya da karkas et olarak çıkıyor. Yani katma değer, yani işlenerek markalaşmış ve üzerine marka değerinin eklenerek karın yükseldiği sistem oluşmuyor. Mevcut bu noktada ciddi marka değerine sahip olan işletmelerimizin pazar payları, il GSYH sisteminde bir porsiyon pirinç pilavının içerisinde bir tatlı kaşığı gibi kalıyor. Önemli olan, bir porsiyon pirinç pilavının hepsini bu şekilde olmasını sağlamak. İşte birçok bilimsel görüş bunu ifade ediyor.

    TÜM SİSTEM İÇİN AYNI DİYEBİLİRİZ

    Anlatmış olduğum yukarıdaki sistem, bugün yumurta sektöründe, süt ürünleri sektöründe de bulunuyor. Öte yanda güzel olan ise şekerleme sektöründe son yıllarda ulusal markalaşma noktasında güzel adımlar görmemiz. Afyon lokumunun ününün artık Türkiye’den sonra küresel anlamda da çıkması, bu sektöre olumlu katkı sağladı. Aynı şekilde haşhaş ürünleri ve inovasyonları son yıllarda ciddi anlamda güzel gidiyor.

    MERMERCİLER ÇOKTAN FARK ETTİ

    Mermer sektörüne gelince, onlarda uzun yıllar boyunca mermerin işlemesini yapıp yurt dışına göndermekle devam etti. Yıllar boyunca ciddi anlamda para kazanıldı. Taş dediğiniz şeye bakış, bizden daha değerli yurt dışında. Yaklaşık son 15 yıldır bu noktada mermer sektörü üretirken çok gözlem yaptı ve araştırdı. Burada büyük bir emekle işlenen ürünleri yurt dışında daha yüksek bir ücrete satıldığını gördü ve markalaşmanın önemi burada ön plana çıktı. Bakınız, Afyon mermer sektörünün bilinen markaları bugün dünyanın dört bir tarafındaki fuarlara çıkarma yapıyor. Kendi markalarını küresel bir marka haline getirme noktasında ciddi çaba sarf ediyorlar. İşte bu ivmenin tüm sektörlerimize kayması şart. İşte o zaman üretim daha fazla artacak, istihdam artacak, kişi başına GSYH daha yukarı çıkacak.

    ÜRETİM VAR AMA MARKALAŞMA DAHA FAZLA OLMALI

    Yani Afyon’da üretim var ama değer üretimi yani marka noktasında daha fazlalaşma yok. Toptan satayım, birkaç sağlam alıcım olsun, riske girmeyeyim noktasında bir işleyişimiz var. Gelelim daha derine: Yer altı suları sessizce çekiliyor. Her yıl metre metre aşağı iniyor. Peki biz ne yapıyoruz? Daha fazla sondaj, daha fazla tüketim. Termal şehir diyoruz. Âmâ bazı kaynaklarda debi düşüyor, sıcaklık azalıyor. Altımızdaki zemin bile yavaş yavaş değişiyor. Hadi oradan diyenler araştırsın; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verileri açık ve net; her şey orada yazılı.

    BU ŞEHİRDE ŞU VAR

    Afyon’un değişmez net bir gerçeği var: Bu şehir yüksek riski sevmez, yatırım yapar ama güvenli yapar. Büyütmez, korur. Arsa alır, ev alır. Kazancı daha fazla üretime ve büyümeye tümüyle aktarsa her şey değişir; ama dediğim gibi risk almayı sevmez. Son olarak, 26 yıldır bu şehirde yaşayan bir ekonomi muhabiri gazeteci olarak net gözlemimi ifade ederek yazının sonunu bağlayayım: Bu şehir çalışır. Bu şehir üretir. Bu şehir ayakta durur. Ama bu şehir, kendini böyle bir kavşak zenginliği karşısında büyütmez; onu da yavaş yavaş yapmak ister. Kimse gücenmesin lütfen ama böyle.

  • AZIN BAŞINDA OLANI, ÇOĞUN BİLMESİ İYİDİR AFYON.  OKUDUĞUNUZDA “O KADAR MI” ARTIK DİYECEKSİNİZ

    AZIN BAŞINDA OLANI, ÇOĞUN BİLMESİ İYİDİR AFYON. OKUDUĞUNUZDA “O KADAR MI” ARTIK DİYECEKSİNİZ

    Bu hafta sizlere Türkiye Halk Sağlığı ile ilgili çok ilginç, dikkat çekici veri ve bilgiler paylaşacağım. Bu yazı ile bilinçli ve bilgi donanımlı okuyucu olmanıza değerli bir katkı nezdinde zihninizde bir başka açıdan bir harita ya da bir fotoğraf karesi oluşturacağım. Zaten her hafta Salı günleri yayınladığımız ve ilgiyle takip ettiğinizi yürekten hissettiğim EKONOMİA Sayfamızın temel amaçlarından biriside aralıklarla çeşitli veri ve araştırmaları en akıcı bir dille size aktararak bilinçaltı bilgi skalanıza bir tutam katkı sağlamak.

    HAZIRSANIZ EĞER BAŞLAYALIM ANLATMAYA

    Az sonra okumaya devam edeceğiniz bazı rakamlar, Ülkemizin de bağlı olduğu Uluslararası Dünya Sağlık Örgütü ve Türkiye rakamlarını derleyen Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan 2024 Türkiye Resmi Sağlık İstatistikleri çalışmasından derlenmiştir; yorum değil, tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Bugün pek fazla Afyon verileri paylaşamayacağız. Ülke geneli yoğunlukta olacak. Afyon nasıldır acaba sorusunun cevabını bazı bölümlerde kullanacağım yüz bin nüfusa oranla açıklaması ya da pratik matematikle nüfus oranı hesaplamasıyla az çok kafanızda oluşturabilirsiniz.

    PRATİK ANLATIMLA ÖNCE ŞUNLAR..

    Sağlık ve Tıp Biliminde İNSİDANS-PREVALANS –EPİDEMİYOLOJİ diye 3 nokta vardır. İnsidans risk altındaki sağlıklı bireylerin belirli sürede belirli bir hastalığa yakalanma yüzdesini ifade eder. Prevalans ise bir sağlık olayının bir yıl içerisindeki takvim aylarındaki vaka sayısını ifade eder. Epidemiyoloji ise meydana gelen sağlık olaylarının detaylı olarak inceleyen, yol haritası, tedavi yöntemi ve daha birçok süreci takip eden bir Bilim Dalıdır. Gördüğünüz üzere ağır tıp diliyle anlatmadım. Her okuyucunun anlayacağı en pratik bir dille anlatmaya çalıştım. Devam edelim..

    KANSER NOKTASINDA TÜRKİYE DÜNYADA KAÇINCI?

    Başlık oldukça merak uyandırıcı. Dünyadaki toplam Ülke sayısına göre bakarsanız rakam sizi tedirgin edebilir ama Türkiye’nin toplam nüfusunun birçok Ülkeden büyük olmasına göre bakarsanız daha gerçekçi bakmış olursunuz. Kanser oluşum ve sayı sıralamasında Türkiye, Dünya Sağlık Örgütü’nün “yüz bin” nüfusa göre yaptığı karşılaştırmalı istatistiklere göre her iki cinsiyet açısından Dünya’da 51. sırada yer alıyor. Erkeklerde kanser hastalığı oluşumundan 43. sırada olan Ülkemiz kadınların kanser oluşumu açısından 61. sırada yer alıyor. İkisinin ortalaması noktasında Dünyada 51. sırada yer alıyor. Anlaşılacağı üzere Türkiye’de erkekler daha fazla kanser riski taşıyor. Dünyada 1. sırada hangi Ülke var derseniz erkek, kadın ve tümü noktasında cevabı Avustralya.

    PEKİ, BU KONUDA BİR SAYI VAR MI?

    Tabi ki var. Dünya Sağlık Örgütü bu istatistiği Dünyada yaşayan her bir “Yüz Bin” Nüfusta bir sayı ile barem yapıyor. Bu barem Ülkelerdeki vaka sayısı ortalamasını ifade ediyor. Bu formüle göre Türkiye’de yaşayan her Yüz Bin erkekten ortalama 273.7 sine kanser teşhisi konuyor. Kısaca Yüz bin kişide, 273.7 erkek diyerek kavrayabilirsiniz. Öte yanda yine Türkiye’de her Yüz Bin Kadın nüfustan 192,3’üne kanser teşhisi konuluyor diyebilirsiniz. Bu oranlar dünya nüfusu sıralamasına göre dizildiğinde Türkiye’nin, Dünya genelindeki Ülkeler arasında 51. sırada yer aldığını bize ifade ediyor. 

    KANSER TÜRLERİNDEKİ HARİTAMIZ NEDİR DERSENİZ?

    Türkiyede yaşayan kadınlar açısından baktığımızda rekor tabi ki tahmine edileceği gibi göğüs kanserleri. Ülkemizde yaşayan her “Yüz Bin” kadından, 46.8 kadınımız bu hastalıkla mücadele ediyor. Kadınlarda ikinci sıra 24.6 kadın ile Tiroit kanseri, 16.4 kadın ile Kolon kanseri, 14.3 Rahim, 6.9 Yumurtalık ve 13.5 kadın ile Akciğer kanserinden oluşuyor. Erkeklerde rakamlar ise daha ürkütücü. Ülkemizde her Yüz Bin erkekten 68’i Akciğer, 35,3’ü prostat, 23,9’u Kolon, 22,6’sı Mesane, 16,6’sı Mide ve 10,3’ü Pankreas kanseri ile mücadele ediyor.

    SİZLERİ DAHA DÜŞÜNDERECEK BİR BAŞKA BİLGİ VEREYİM Mİ?

    Şimdi yazacağım bu satırları daha dikkatli okuyun hatta üzerinden iki sefer daha geçin. Göğüs ve Tiroit kanseri Ülkemizde bayanlarda rekor kıran bir kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. 15-24 yaş aralığında düşük sayılarda görülen bu kanser türlerinin ikisi özellikle 25-49 yaş arasındaki bayanlarda zirve yapıyor. 50-74 arasında Tiroit sayısı azalırken Göğüs kanseri ihtimali yükseliyor. Buradan şu sonuç çıkıyor. Uzman hekimlerin genel tarama önerileri doğrultusunda, 20’li yaşlardan itibaren kadınlarımızın 30 yıl boyunca tiroit takibini dikkatli yapmaları gerekiyor. Erkeklerde ise Akciğer, prostat ve pankreas kanserleri zirvedeki tür olarak karşımıza çıkıyor. 15-24 yaş aralığında erkeklerde bu kanserler pek görülmüyor. 25-49 yaş arasında harekete geçmeye başlayan bu 3 tür kanser özellikle 50 yaş ve üzerindeki erkeklerde pik yapıyor. 50-74 yaş arası erkeklerde özellikle akciğer ve prostat kanseri tırmanışa geçerken 75 ve üstünde ana zirve görülüyor. Bu iki kanserin arkasından iddialı bir rakamla kolon kanseri geliyor. Sonuçta erkeklerin kanserle ilgili yaş avantajları biraz daha kadınlara göre yaş açısından geç olsa da daha fazla kayıpları yanında getiriyor. Kısaca her bir kanser türü tehlikeli ama önemli olan tek gerçek erken teşhis.

    ÜZGÜNÜM GERÇEKTEN LÜTFEN BENİ AF EDİN OKUYUCULARIM

    Üzgüm gerçekten sizlere bu mübarek Ramazan ayında hatta Bayrama 10 gün kala bu rakamları vermekten. İşin acı gerçeğinde bu konuya karşı daha bilinçli bir toplum olmamız gerekiyor. Bende bu noktada sorumlu ve araştırmacı bir Gazeteci olarak bu verilerle sizlerde biraz daha dikkat ve sosyal farkındalık oluşturma adına zihninizde önemli bir pencere açmak zorundayım. Lütfen tekrar Af edin. Kanser teşhisi noktasında Devletin neden bu kadar hassas olduğunu ve uzmanların önerileri doğrultusunda yapılan taramalarla konunun ne kadar ciddiyetle ele alındığını bu rakamlarla kavramanızı rica ediyorum sizlerden. Dikkat ederseniz verdiğim rakamlarda Lösemiye henüz girmedik. Çünkü özellikle çocuklar ve lösemi konusu başlı başına bir yazı niteliği oluşturacak nitelikte çünkü. Diğer hastalıklara daha hiç saymıyorum. Her şeyin başı sağlık vesselam.

    AFYON RAKAMLARINI NASIL BİLECEĞİZ SORUSU

    Sağlık Bakanlığı Türkiye Sağlık İstatistikleri verilerinde İlimiz rakamları verilmiyor. Bu noktada Kamu bilgisine açık rakamlar olup olmadığını bilmiyoruz. Eğer kamu paylaşımına açıklığı noktasında bir serbestlik söz konusuysa, Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürü Sayın Hakkı Öztürk’ün de uygun görmesi hâlinde bu verileri sayfamızda sizlerle paylaşmamız noktasında her türlü kolaylığı EKONOMİA Sayfamıza sağlayacağını düşünüyorum. Böyle bir veri aktarımı olursa bana ilerleyen haftalarda muhakkak bir yazı konumuz olacaktır. Sağlıcakla kalın lütfen.

  • ŞU RAMAZANDA BİRAZ CANINIZI SIKACAĞIM  AMA ANLATMAK ZORUNDAYIM

    ŞU RAMAZANDA BİRAZ CANINIZI SIKACAĞIM AMA ANLATMAK ZORUNDAYIM

    İLK ÖNCE TEŞEKKÜR EDEYİM

    Geçtiğimiz günlerde bir okuyucu dostum aradı ve şunu dedi: “Bazı yazılarında vermiş olduğun istatistik verilerini Afyon’da birçok gazetede veriyor. Senin verdiklerinde daha basit anlatım ve akılda kalıcı ayrıntılar görüyoruz. Düşün, önceden verdiğin hastane ve ilaç verilerini 88 yaşında babama bile okuduğumda; ‘ver bakayım telefonu’ diyerek gözlüklerini takarak okudu. Teşekkür ediyorum bu noktada bizleri bilgilendirdiğin için,” dedi. Ben de teşekkür ettim kendisine. Ne yazık ki bugün işte o verilerin en bilindik simalarından birisi olanlarla canınızı sıkacağım bu mübarek Ramazan ayının ilk haftasında; bundan dolayı üzgünüm. Şimdiden helal edin hakkınızı lütfen.

    HAZIR OLMADIĞINIZI BİLİYORUM AMA BAŞLAYALIM

    Biraz sonra aktaracağım veri ve orantıların içerisinde özel sektör, sanayici, tüccar gibi tüzel kişilerin kullandığı ticari krediler yok. Yani bu rakamın içerisinde ticari borçlar da vardır demeyin; yok çünkü. Sizlere vereceğim rakamlar direkt bireysel, şahsi borçlardan oluşuyor. Yani Afyon’un tümünde yaşayan, yolda gezen sen, o, ben gibi direkt vatandaşların borcu. Hazır olmadığınızı ve birazda olsa moralinizin bozulacağını biliyorum ama yine de başlayalım. Hadi buyurun.

    CİDDİ ANLAMDA BORÇ YÜKÜN ARTTI AFYON

    Her eğitim seviyesinden vatandaşların anlaması açısından bireysel yani şahsi banka borçlarının tümü; taşıt, konut ve tüketici kredileri, KMH yani kredili mevduat hesapları ve bireysel kredi kartları borçlarının tümünün toplamından oluşur. Bu noktada, Afyonkarahisar’da yaşayan gerçek kişi yani şahısların 2025 yılı sonu itibarıyla tüm bankalara yukarıda bahsetmiş olduğum kalemlerde toplam borç stoku, yani borcun tümü, 37 milyar 756 milyon 896 bin Türk lirası olarak gerçekleşti. Borcun ciddi olarak algılanması açısından şöyle bir pratik örnek vereyim: Toplam Afyon da yaşayan bireysel vatandaş bankalar borcunu il nüfusu olan 751.808 kişiye bölersek, her bir Afyonlu vatandaşın 50 bin 219 TL borçlu olduğunu düşünebiliriz. Bu orantıya soyut nüfusta kişi başına düşen borç denir ama somut açısından karşılığı yoktur. Verinin algıda kavranması için kullanılır. Velhasıl, borç vatandaş açısından büyük, sevgili Afyon. Tekrar ediyorum bu rakamda il ticari kredileri kesinlikle yok.

    KREDİ KARTI BORCUMUZ BAŞI ÇEKİYOR

    Peki, iki paragraf yukarıda vermiş olduğumuz kalemlerde en büyük borç hangi kalemin derseniz; tabii ki ülke genelinde cevap ilimiz için de aynı olacak. Afyon’un kredi kartı borcu, 2025 yılı sonu itibarıyla 17 milyar 773 milyon 612 bin Türk lirası olarak BDDK veri tabanlarında yerini almış durumda.  Bir başka açıdan, İlimizde 2024 yılına göre kredi kartları borçları yüzde 50 oranında arttı. Bu nokta da, 2025 yılında biraz fazla cırt cırt geçirdik POS’lardan kredi kartlarını demek daha doğru olur. Neden arttı sorusunun cevabını aramaya gerek yok. Herkesin kendi geçerli sebepleri var sonuçta. Öte yanda, 2024 yılı sonu il kredi kartları borcu, 2025 yılına göre yaklaşık 6 milyar TL daha azdı. Kredi kartlarına borç ödeme alışkanlığımızı ve bu kalemdeki ödenmemiş batık borçları önümüzdeki haftalarda ayrıntılı ele alacağız.

    KONUT KREDİLERİ VE TAŞIT KREDİLERİN İSE İLGİNÇ AFYON

    2025 yılı boyunca Afyon’da kullanılan konut ve taşıt kredilerinde farklı bir tablo ile karşılaşıyoruz. 2025 yılında konut kredi faizleri yüksek seyretmesine rağmen Afyon, konut kredilerine net olarak toplam 3 milyar 464 milyon 431 bin TL borçlandı. 2025 yılında işlerimiz kötüydü diyen bir müteahhit olduğunu pek düşünmüyorum; sektörde işlerin kötü olduğunu söyleyen çok kişi duymadım zaten. Taşıt kredileri ise oldukça farklı bir şekilde, 2025 yılında ilimizde düşüş yaşadı. Taşıt kredileri için 238 milyon 175 bin TL araç kredilerine bağlandı.

    TÜKETİCİ VE KMH KREDİLERİN UÇMUŞ DURUMDA AFYON

    İşin en farklı kısmı burası işte. 2025 yılı boyunca tüketici ve KMH kredilerinin rakamı 16 milyar 280 milyon 678 bin TL olarak BDDK kayıtlarında yerini aldı. Aynı kredi kartında olduğu gibi en büyük artış yaklaşık 6 milyar TL ile bu iki grupta meydana geldi. Yani 2024 yılına göre 2025 yılında 6 milyar TL daha fazla tüketici ve KMH kredisi kullanıldı Afyon’da. Sonuç olarak 2025 yılı, bir önceki yıla göre taşıt kredisi hariç diğer bireysel gerçek kişi kredi borçlanmalarının arttığı yıl oldu.

    HADİ İNŞALLAH GELİN BİR DUA BIRAKALIM ŞİMDİ

    Son olarak, tüm bahsettiğimiz bu kalemlerde toplam borç miktarına karşın takipteki alacaklarda tabii ki artış var. Bu rakamları da ilerleyen haftalarda başka bir yazıda anlatalım. Mübarek Ramazan ayında sizleri daha fazla, sonuçta borç olan rakamlara boğmaya gerek yok. Net olarak şunu söyleyebilirim: Afyonkarahisar evet borçlu ama birçok ile göre takibe düşen borç noktasında geride. Bu, doğal olarak ilimiz borcunun arkasında durduğunun mesajını veriyor. Bu tümüyle sevinilecek bir şey değil kesinlikle. Borçtur neticede. İnşallah hiç kimsenin borcunun olmadığı günlere doğru yol almak dileğiyle. Ramazan ayınız tekrar mübarek olsun. Haftaya söz güzel bir konu bulmaya çalışırım.

    Not: Bu yazıdaki veriler BDDK’nın kamuya açık istatistiklerinden derlenmiştir.

  • HADİ BAKALIM AFYON 1402 NEDİR ACABA?

    HADİ BAKALIM AFYON 1402 NEDİR ACABA?

    En son geçtiğimiz hafta yayınlamış olduğumuz “Afyonkarahisar kaç sefer hastaneye gitmiş olabilir ve reçete yazdırmış olabilir” konulu yazımızın yayınlandığı gün çok telefon ve mesaj aldım. Öncelikle bu araştırma dosyası ile göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ediyorum. Son haftalarda en çok okunan ve birçok gruplarda link paylaşımı yapılarak binlerce insana ulaşan bir yazı oldu. Tekrar teşekkürler.

    DEDİLERKİ BİZİ TARUMAR ETTİN

    3 yıldır yazılarımı sürekli takip eden okuyucularımızdan geçtiğimiz hafta yoğunlukta şu mesajı aldım. “Son 3 haftadır yazdığın araştırma yazıları ile bizleri resmen tarumar ettin. Dağıldık, kaldık pek bilmediğimiz ya da gözümüzden kaçan Afyonkarahisar verileriyle, bizleri önümüzdeki hafta bir haftalığına vitesi düşürerek bir dinlendir Allah’ını seversin diyerek telefon açtılar ve mesaj attılar.” İşin aslında bende dinlenmeyi hem de dinlendirmeyi düşünüyordum zaten bu hafta. Biliyorsunuz 2 gün sonra Ramazan ayına başlıyoruz. Allah bu aylara hepimizi tekrar tekrar kavuştursun. Gelin sizlere bu hafta aklınızda kalacağını düşündüğüm değişik ve ilginç bilgilerle Ramazan ayını anlatayım. Allah şimdiden tüm İslam Aleminin Ramazan ayını hayırlı eylesin haydi buyurun lütfen başlayalım.

    9.AY ANLAMINI TAŞIR ASLINDA

    Eski Hicri takvimde 9. Ayın karşılığıdır aslında Ramazan. Miladi takvime göre Eylül ayının karşılığı gibi pratik olarak düşünebilirsiniz. İslam inancımıza göre Kuran-ı Kerimin ilk inmeye başladığı olarak ay olarak kabul edilir. Astrolojik olarak Ay’ın hilal olarak görülmeye başlaması ve bu sürecin 29-30 gün sürmesinin karşılığıdır. Oruç tutmak ve Teravih Namazı maneviyat zenginliğinin karşılığıdır.

    KELİME ANLAMI KURU SICAKTIR

    Etimoloji Bilimine göre yani kelime bilimi esasına göre Ramazan kelimesinin kuru sıcak anlamına gelen RAMAD ve güneşin çok ısıttığı yer anlamını taşıyan RAMDA kelimelerinden türeyerek Ramazan ismini aldığı bilimsel olarak kabul edilmektedir. RAMAZAN kelimesinin Arap yarımadasında ki Ülkelerde Latin alfabesi karşılığı RAMADAN olarak ifade edilir ve yazılır.

    33 YIL OLARAK BİLİNEN DÖNGÜ NEDİR

    Ramazan ayı Hicri takvim esasına göre bir tarihsel döngüye sahiptir. En son Hazreti Ömer’in Halifeliği döneminde düzenlenen Hicri takvim esasına göre düzenlenmiştir. Hicri Takvim bir “AY” takvimi olduğu için bugün kullandığımız Miladi takvime göre bazı aylarda günler 10-11-12 gün daha kısadır. Bunun sonucunda her yıl Ramazan ayı Miladi takvime göre öne kayar ve bu döngü 33 yılda bir ilk noktasına gelir. 33 yıl olarak bilinen döngünün net karşılığı budur.

    2026 YILINDA 1402.Cİ SEFER YAŞANACAK

    Ramazan ayı ve bayramı Hicretin 2. Yılında indirilmiştir ve o günden bugüne kadar 11 ayın sultanı makamıyla İslam Dinine mensup Müslümanlar tarafından huzur içinde yaşanmaktadır. Hicretin 2. yılını Miladi takvime çevirdiğimizde 624 yılına ulaşırsınız. 2026 yılından 624 yılını çıkardığınızda günümüz takvimine göre 2026 Ramazan ayı ve bayramının 1402. ci kez yaşanacağını ifade edebiliriz.

    1993 DOĞUMLULAR İLK KEZ NEYİ YAŞAYACAK

    Ramazan ayının 33 yıllık döngü mantığına göre 1993 doğumlu olan kişiler Ramazan ayının Şubat ayına gelmesini ilk kez görerek ve hatırlayarak yaşayacaklar. 1993 doğumlu olan nesil ilk kez 2026 Ramazan ayında İLAHİ döngüyü tamamlayacaklar. Bu mantıkla bugün 66 yaşında olanlar ikinci kez 99 yaşında olanlar 3. kez döngüyü tamamlamış olacaklar. Allah hepimize başta sağlık ve afiyetle en az 3 kez, 33 döngüsünü tamamlamayı ve yaşamayı nasip-kısmet eylesin.

    20226-2027 ŞUBAT AYINDA 2 RAMAZAN

    Miladi takvim esasına göre Şubat ayında başlayacak 2 Ramazan ayı göreceğiz. Bunlardan birincisi 2 gün sonra 19 Şubat 2026 da başlayacak olan Ramazan ayı ve 20 Mart 2026 tarihinde kutlayacağımız Ramazan Bayramı olacak. Aynı aylar takvimine göre 2027 Ramazan ayı 8 Şubat 2027 tarihinde başlayacak ve Ramazan Bayramı 8 Mart 2027 tarihinde kutlanacak.

    EN FARKLI RAMAZAN 2031 YILINDA OLACAK

    Evet Allah hepimize ömür verirse en farklı Ramazan ayı 2031 yılında yaşanacak. Değişen yıl içinde iki döngü birden 2031 yılında yaşanacak. Kısaca 15 Aralık 2031 yılında Ramazan ayı başlayacak ve bir diğer yıl olan 13 Ocak 2032 tarihinde Ramazan Bayramı kutlanacak. 2032 Yılı aynı zamanda aynı yıl içinde bir Ramazan Bayramı ve sonunda Ramazan ayının başladığı yıl olacak. Bu süreç 2030-2033 yılları arasında teorik olarak devam edecek. Ayrıca, 2033 Ramazan Bayramının Ocak ayının ilk günleri olacağını yılbaşı akşamının iftara denk geleceğini Diyanet İşleri Başkanlığının uzun vadeli Dini günler takviminden incelediğimi ve gördüğümü ifade edeyim. En doğru ve net şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı bizlere zamanı gelince açıklayacaktır. Zihninizde farklı bir Ramazan ayı bilgileri ile bilgi donanımınıza bir nebze katkı sağladığımı düşünüyorum. Allah sevabını bana yazsın İnşallah.

    ŞİMDİDEN HAYIRLI OLSUN HEPİMİZE

    Şimdiden tüm okuyucularım ve halkımızın iki gün sonra başlayacak olan Ramazan ayımızı kutluyorum. Cenab-ı Allah hayırlara vesile etsin ve tekrar nasip eylesin İnşallah. Ayrıca, Ülkemiz başta olmak üzere tüm inananlara mağfiret ihsan eylesin. Vatanımızı her türlü kötülükten korusun.

  • AFYON KAÇ KEZ HASTANEYE GİTMİŞ VE KAÇ REÇETE YAZDIRMIŞ OLABİLİR?

    AFYON KAÇ KEZ HASTANEYE GİTMİŞ VE KAÇ REÇETE YAZDIRMIŞ OLABİLİR?

    Yaklaşık bir süredir çok değişik veriler üzerinde bir araştırma yapıyordum. Verileri almış olduğum resmî kurum olan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nın resmî web sitesinde yer alan verilerde Türkiye geneli sonuçları ayrıntılı bir şekilde görebilirken, bu verilerin Afyonkarahisar ve diğer iller açılımına ulaşamıyordum. İstatistik bilimi alanında uzman, değerli bir akademisyen dostumdan Türkiye rakamlarının Afyonkarahisar nüfusuna orantılanması noktasında yardım istedim. Kendisiyle bir süredir istatistiksel orantı çalışmaları yürüttük ve gerçeğe yakın olabileceğini öngördüğümüz sonuçlara ulaştık.

    Az sonra sizlere ayrıntılı bir şekilde ileteceğim olası orantısal veriler nezdinde Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı dilerse doğru verileri bizlerle paylaşabilir ya da yazımızı, araştırmacı gazetecilik kapsamında orantısal noktada yapılmış bir analiz çalışması olarak değerlendirebilir. Kısaca bu çalışmanın Afyonkarahisar orantısal verileri bölümü, resmî verilerin yerine geçme iddiası taşımamakta olup; kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla hazırlanmış, herhangi bir kişi, kurum veya kuruluş hakkında kesin veri iddiası içermeyen istatistiksel bir analizdir.. Bu bilgiyi, ilgili kurumun İl Müdürlüğü ve Ankara Başkanlığı nezdinde paylaşmış olalım ve ayrıntılara geçelim.

    BUYURUN ÖNCELİKLE TEMELDEN BAŞLAYALIM

    Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı nezdinde 1, 2. ve 3. basamak sağlık kuruluşları adı altında bir sistem bulunuyor. 1.basamak içerisinde Aile Sağlığı Merkezleri (ASM), Toplum Sağlığı Merkezleri (TSM), Ana-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezleri, Verem Savaş Dispanserleri ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri yer alıyor. 2.basamakta ise devlet hastaneleri, özel hastaneler ve belirli bir dalda uzmanlaşmış hastaneler bulunuyor.  Son grup olan 3. basamakta ise eğitim ve araştırma hastaneleri, üniversite hastaneleri ve şehir hastaneleri yer alıyor. Bu bilgiyi, bilinçli ve donanımlı bir vatandaş olarak bilmenizin önemli ve kıymetli olduğunun altını çizelim

    HAZIR MISINIZ ŞAŞIRMAYA VE “YOK ARTIK” DEMEYE?

    O zaman bilgi açısından belki de ilk kez karşılaşacağınız ve şaşkınlık içinde kalacağınızı düşündüğüm verilere giriş yapalım. Sizlere aktaracağım veriler; 2025 yılının Ocak–Ekim ayları dönemine ait 10 aylık Türkiye geneli resmî veriler ile bizim oluşturduğumuz 10 aylık verilerin orantısal tahminlerinden oluşmaktadır. Kısaca, bundan sonra okuyacağınız Türkiye verilerini resmî SGK verileri; Afyonkarahisar ile ilgili vereceğim bilgileri ise orantısal tahmini analiz verileri olarak algılamanızı ve ayırt etmenizi ÖNEMLE rica ediyorum.

    2025 YILININ İLK 10 AYINDA KAÇ REÇETE YAZILDI SİZCE?

    Türkiye genelinde SGK tarafından açıklanan resmî rakamlara göre, 2025 yılının ilk 10 ayında ülke genelinde toplam 419 Milyon 642 Bin adet reçete yazıldı. Tekrar ediyorum; 2025 yılının Kasım ve Aralık aylarına ait rakamlar bu sayıya dâhil değil ve açıklandığında eklenecek. Yani bireysel olarak 2025 yılının ilk 10 ayında kaç kez reçete aldıysanız, siz de bu sayıya dâhilsiniz. Aile hekimlerinden diğer hastanelere kadar geniş bir yelpazede düzenlenen resmi reçete sayıları bu şekilde karşımıza çıkıyor. Rakam korkunç değil mi? İsterseniz, dozajı biraz daha artırarak devam edelim.

    ÖNCE DERİN BİR NEFES ALIN VE 10 AYDA ÖDENEN İLAÇ PARASINA BAKIN

    Derin bir nefes aldığınızı varsayarak aktarmaya devam edeyim. Resmî SGK verilerine göre, 2025 yılının ilk 10 ayında Türkiye genelinde düzenlenen 419 Milyon 642 Bin adet ilaç reçetesi için eczanelere toplamda 335 milyar 342 milyon 964 bin TL ilaç fatura ödemesi yapıldı. İşte tam olarak hastalandığımızda söylediğimiz “Allah devlete zeval vermesin” cümlesinin rakamsal karşılığı budur. Zaman zaman ilaç katılım paylarına kızsak da, ödediğimiz o paralar bu ödemeye dâhil değil.

    SAĞLIK OCAKLARI HARİÇ HASTANE BAŞVURU SAYISI İÇİN HAZIR OLUN

    Şaşkınlığınızın bir kat daha artacağına biliyorum ama paylaşmak zorundayım. 2025 yılının ilk 10 ayında, altını çizerek belirtiyorum; aile hekimleri hariç olmak üzere devlet, üniversite, şehir ve özel hastanelere yapılan toplam başvuru sayısı 570 Milyon 222 Bin adet olarak gerçekleşti. Rekor başvuru sayısı 468 milyon 993 bin muayene ile devlet ve şehir hastanelerine ait. Üniversite hastanelerine 50 milyon 607 bin, özel hastanelere ise 50 milyon 622 bin muayene başvurusu yapıldı. Bu noktada sizleri daha fazla şaşırtmamak adına SGK tarafından hastanelere yapılan toplam ödeme rakamını vermiyorum. Ancak bu tutarın, eczane ilaç ödemelerinden oldukça daha yüksek olduğunu ifade etmem yeterli olacaktır diye düşünüyorum.

    BİR DERİN NEFES DAHA ALIN, ÇÜNKÜ AFYON ORANTILARINA GEÇİYORUZ

    Yazının başında da belirttiğim gibi, Türkiye verileri SGK tarafından açıklanan resmî verilerdi. Afyonkarahisar rakamları ise il nüfusu baz alınarak yapılan istatistiksel orantılanma sonucu öngördüğümüz tahmini rakamlardan oluşuyor. Hazırsanız buyurun Afyonkarahisar’a geçelim.

    İLİMİZDE TAHMİNEN 3 MİLYON 746 BİN REÇETE YAZILMIŞ” DİYEBİLİRİZ

    Evet, manşette gördüğünüz gibi; 2025 yılının ilk 10 ayında Türkiye geneli toplam reçete sayısı, Türkiye nüfusu üzerinden Afyonkarahisar nüfusuna simüle edildiğinde, ilimizde yaklaşık 3 Milyon 746 Bin adet reçetenin düzenlendiğini orantısal ve tahmini olarak ifade edebilirim.

    3 MİLYAR TL’YE YAKIN İLAÇ ÖDEMESİ GERÇEKLEŞMİŞ OLABİLİR

    Afyonkarahisar il genelinde toplam 272 adet eczane bulunduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Bir önceki paragrafta belirttiğimiz orantısal reçete sayısını, Türkiye geneli ilaç ödeme tutarları üzerinden Afyonkarahisar nüfus oranına uyarladığımızda, yaklaşık 2 Milyar 990 Milyon TL seviyesinde bir ilaç ödemesinin gerçekleşmiş olabileceğini öngörebiliriz.

    5 MİLYON CİVARINDA HASTANE BAŞVURUSU ORTAYA ÇIKIYOR

    Yaptığımız analiz çalışmasına göre, yine aynı yöntemle 2025 yılının ilk 10 ayında ilimizde sağlık ocakları hariç yaklaşık 5 milyon civarında hastane başvurusu yapılmış olabileceğini rahatlıkla ifade edebiliriz. Bu analizde en yüksek başvuru sayısının devlet hastanelerine ait olduğu, üniversite ve özel hastanelerin ise birbirine oldukça yakın rakamlarla takip ettiğini öngörüyoruz. Öte yanda orantıların hem başvuru hem de hastane faturaları nezdindeki ayrıntılarına girmeyi gerekli görmüyorum. Çünkü bu çalışma bir analizdir ve cevap hakkı doğurabilecek bir durum oluşmasını kesinlikle istemiyorum.

    İLGİNÇ RAKAMLARLA YAZININ SONUNA GELELİM

    Afyonkarahisar, Türkiye nüfusunun yüzde 0,87’sini oluşturuyor. Orantısal olarak Türkiye sağlık harcamalarının yaklaşık yüzde 0,89’u İlimizde oluşuyor. Türkiye genelinde kişi başına yıllık sağlık sistemi başvuru sayısı 6,63 kişi olarak karşımıza çıkarken, Afyonkarahisar’da bu rakamın orantısal olarak bu değere yakın seyrettiğini söyleyebilirim. Ülke genelinde kişi başına düşen sağlık harcaması 5 bin 005 TL olarak hesaplanırken, yaptığımız orantısal analize göre bu tutarın ilimizde kişi başı çok az daha yüksek olduğunu belirtebilirim. Reçete edilen ilaçlarda ağırlığın; kronik hastalıklar, sürekli kullanılan ilaçlar ve yaşlı nüfusa bağlı artıştan kaynaklandığını net ifade edebilirim. Son olarak, 2025 yılının ilk 10 aylık reçete ödemelerine baktığımızda, ilimizdeki tüm eczanelere aylık ortalama yaklaşık 300 ile 350 milyon TL civarında bir ödeme yapılmış olabileceğini tahminen öngörebiliriz.

    10

  • O YETKİYİ SİZE AKSAKALLI DEDELER Mİ VERDİ ?  SÖYLEYİN BAKALIM.   

    O YETKİYİ SİZE AKSAKALLI DEDELER Mİ VERDİ ? SÖYLEYİN BAKALIM.  

    KONUYA YAVAŞTAN GİRİŞ YAPALIM

    Manşete bakarak birazcık merak unsuru oluştuğunu biliyorum. Özellikle manşeti çok dikkat çekici seçmemin ana sebebi daha çok okuyucu kişiye ulaşarak az sonra bahsedeceğimiz konuda farkındalık oluşmasına katkı sağlamak. Manşetin konusunu açtıkça ana konuyu daha iyi anlayacaksınız zaten. Sürücü Ehliyetlerinden bahsediyorum yani Devlet tarafından motorlu araç kullanmamıza izin verilen belgeden bahsediyorum.

    GELELİM AKSAKALLI DEDELER KONUSUNA

    Ehliyet almak için her ay İlimizde yüzlerce insan sürücü kurslarına kaydını yaptırıyor. Bu nokta da eğitim alarak sınava girmek için bir ücret ödüyorlar. Ücretler belirli gelir grubu için basit, belirli gelir gurubu için ağır olmuş olsa da tek amaç ehliyet belgesine sahip olmak. İşte bu nokta da kurslarda verilen müfredat eğitiminin ardından yasal olarak belirlenmiş olan direksiyon eğitimleri başlıyor. Her bir kursa ait olan araçlarda belirli bir saat boyunca direksiyon eğitimi alıyorlar kursiyerler. İşte bu nokta da henüz heyecan ve acemilik faktörü üzerlerinde olan kursiyerlerin en büyük sıkıntısı o anda başlıyor.  Peki, ne derseniz o sıkıntının sebebi hemen cevap vereyim. Acemi şoför sıfatıyla kursiyerler trafikteyken,  kendi ehliyetlerini aynı şekilde böyle bir eğitim ve sınavla değil de; mecazi anlamda bir ifadeyle aksakallı dedelerden aldığını düşünen saygısız sürücüler kursiyerlerin en büyük sıkıntısı.

    SÜRÜCÜ ADAYI ARAÇLARINDA TÜM UYARILAR VAR

    Bakınız şimdi ehliyeti aksakallı dedelerden aldıklarını düşünen arkadaşlar. Devlet direksiyon eğitimi alan kursiyerlerin kullanacağı motorlu araçları yönetmelikler gereği olabildiğince fazla işaretlerle trafiğe çıkarmış. Yasal olarak önünüzde böyle bir araç seyir halindeyken takip mesafeniz sizin hızınızın en az yarısı ve daha fazla olması gerekirken; siz bu kursiyerlerin kullandıkları araçların taa dibine kadar girerek onların heyecanla hata yapmalarına neden sebebiyet veriyorsunuz. Buna hakkınız var mı? Empati yapın sizde öyleydiniz. Aksakallı dedeler vermedi o ehliyeti sizlere. Sizlerde ya kurslardan aldınız ya da daha geçmişte Emniyet Müdürlüğünden aldınız. NOKTA…

    ÖZELLİKLE DOLMUŞ ŞÖFÖRLERİMİZE SESLENİYORUM

    Daha yakın zamanda iki gözümün şahit olduğu bir kareye evimin de yakın olduğu Şeyh Şamil Bulvarında denk geldim. Kavşaktan kuralınca çıkan bir sürücü adayı sağ tarafta yol alırken arkasında bir dolmuş kornaya basıyor, dolmuşun mesafesi 1 metre bile değil sürücü kursu aracıyla. Neden kornaya bastı derseniz;  sağ tarafta durakta bekleyen müşteriler var onları alacağı için. 30 saniye geç al cezamı yersin sevgili dolmuş şoförü kardeşim.  O esnada acemi sürücü adayı o çaldığın korna ile aracı stop ettirse sende o kadar yakın mesafeden vursan suçlu sen olacaksın. Sadece siz değil tüm sürücüler lütfen sürücü kursu araçları ile takip mesafenizi koruyun, onları bir heyecanla hataya sevk etmeyin. Bu konuda İlimiz Şoförler Odası Başkanlığı ve Dolmuş Durak Başkanlarını dolmuş şoförlerini bu konuda uyarmaları noktasında okuyucularımız ve kamuoyu yararı adına ricada bulunuyorum.

    ŞİKÂYETÇİ OLANLAR VE SÜRÜCÜ KURSLARINA

    Bilindiği üzere İl Trafik Komisyonu tarafından Afyonkarahisar’da belirlenmiş olan 2 adet sürücü adayı eğitim ve sınav güzergâhı bulunuyor. Bu güzergâhlar resmi bir komisyon tarafından belirlenmiş alanlar. Öyle kafanıza göre belirlenen bir alan değiller. Bu nedenle lütfen özellikle belirli takvimde sınavların yapıldığı günlerde evlerimizin önü kalabalık oluyor, yok orada dubalar sürekli sabit duruyor, rahatsız oluyoruz ya da şikâyetçiyiz gibi toplumsal saygı dışında bir bakışa kapılmayın. Öte yanda Sürücü Kursları hocalarının kursiyerlere en fazla sınavda başarısız olma ve sınav geçememe hataları şu bölümlerde gerçekleşiyor;  sınav zamanına kadar imkânınız varsa yakınlarınızın araçlarında onların gözetiminde şu parkurları daha fazla pratik yaparak ilerletin demeleri daha iyi olacaktır. Birinci sınavdan kalsın, nede olsa ikinci hakları var diyerek; kursiyerlerin özgüvenlerinin kırılmasına ve maddi anlamda ek bir yük bindirilmesine pek müsaade etmesinler lütfen. Ayrıca her gün yüzlerce yeni motorlu aracın trafiğe dâhil olduğu bir Ülke de, 16-17 saat direksiyon dersi bence çok az bu konu tekrar Bakanlık tarafından masaya yatırılmalı.

    KURSİYERLERİN VALİ HANIMDAN ÖZEL RİCALARI VAR

    Bu yazı dosyasını araştırma safhasında 10 dan fazla sürücü adayı kursiyer ile görüştüm. Genel olarak üzerlerindeki en büyük sorun etkeni, sınavlarda 2 kişilik sınav komisyonu üyeleriyle araca bindiklerinde kendilerini saran ve üstesinden gelemedikleri heyecan. Kursiyerler bu nokta da, bizleri içten ve candan anlayacağına inanıyoruz dedikleri; Afyonkarahisar Valisi Kübra Güran Yiğitbaşına bir ricalarını benden iletmemi istediler. Kursiyerler, Vali Hanımdan, Afyonkarahisar İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Miraç Sünnetçi ile görüşerek komisyon üyelerinin sınav başlamadan önce kursiyerleri heyecanlanmama konusunda daha fazla telkin ve rahatlatmaları noktasında ilgili şube müdürlüğü ile görüşerek destek olması ricasında bulunuyorlar. Merak etmeyin kursiyer arkadaşlar, Vali Hanım ricanızı mutlaka sayfamız aracılığıyla duyacaktır ve talebinizi sizler için değerlendirecektir.

    SON RİCAMIZDA İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜNDEN

    Öte yanda bu konuda yaptığım araştırmada, AB Ülkeleri ve ABD de yapılan sürücü sınavlarında en büyük dikkat edilen faktörün akan trafikteki dikkatli sürüş ve direksiyon hâkimiyeti becerisi üzerine kurulu olduğunu gördüm. Bizim direksiyon sınav sistemimizde belirlenen kuralların çoğundan geçilip sadece paralel parkta, ya da normal park hatası gibi maddelerden sınavda öğrenci bırakılmamalı diye düşünüyorum. Park etme becerisi tüm direksiyon eğitimlerinin verildiği 16 saatlik bir eğitimle değil sürekli olarak kullanımla pekişecek bir beceridir sonuçta. Özellikle paralel parkı 20 yıldır araç kullanan bir insanın bile hatasız kolay kolay geçeceğini sanmıyorum. Bu noktada İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz, İlimiz nezdinde, Ülke geneli Sınav Yönetmeliği değerlendirilmesi açısından böyle bir talep olduğunu, Bakanlığın ilgili Genel Müdürlüğü ile paylaşırlarsa ayrıca mutlu oluruz.

  • BU ZİHNİYET BAZILARIMIZDA OLDUKÇA;  ÇOKKK İŞİMİZ VAR BUNLARLA AFYON

    BU ZİHNİYET BAZILARIMIZDA OLDUKÇA; ÇOKKK İŞİMİZ VAR BUNLARLA AFYON

    Bu hafta uzunca bir yazı yazmayacağım. Bazen fotoğraf kareleri de, cümlelerle anlatılmak istenenleri anlatır okuyuculara. Manşeti görüp; bunu bende yapıyorum diyenler hiçte kusura bakmasın. Bu gazetecinin yazdıkları doğru mu diye bir an için düşünsün. Bizler bu şehrin gazetecileri olarak Afyonkarahisar şehir merkezinin otopark sorununu yakinen bilirken, yine de temcit pilavı gibi yöneticilerin gündemlerine çözümler ve projeler üretilsin diye sürekli veririz. Lakin her şeyi Kamudan beklemekte doğru değil. Bilinçli ve anlayışlı toplum olma noktasında da biz bu Ülke ve Şehir de yaşayanlarında Kamuya yardımcı olması gerekmektedir. Aşağıda verdiğim 4 fotoğrafa bakın lütfen.

    Bu arada fotoğraflar yaklaşık 1ay önce çekilmiş olup geçen zaman içerisinde bu görüntüler belki de kalkmış olabilir. Bu nedenle fotoğrafların il genelinde daha birçok sokak ve caddede benzer örnekleri olabileceği noktasında genel bir örnek olarak algılanmasını önemle ve özellikle rica ediyorum.

    BUNA HAKKINIZ VAR MI?

    Siz şimdi, kamunun yani halkın ortak kullanımına ait olan, mülkiyeti ilgili resmi kurumların yani Devletin uhdesinde olan ücretli açık otopark alanlarının dışında kalan ücretsiz araç park edilebilecek ana cadde ve ara sokaklara hangi hakla fotoğraflarda gördüğünüz çeşitli materyalleri koyarak hak ihlali yapabilirsiniz? Buna hakkınız var mı? Hukuken kesinlikle yok. Hakkınız olmayan bir nokta da peki neden ana cadde ve ara sokaklar üzerinde bu şekilde park yerlerini keyfiniz için kapatıyorsunuz. Kamuya ait alanlar, herkesin ortak kullanımına açıktır; kimsenin kişisel mülkü değildir. Bu husus Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve ilgili birçok çeşitli Kanunlarda açıkça belirtilmiştir. Kısaca bu zihniyet bu şehirde bazılarımızda oldukça daha çok işimiz var sizlere doğruyu kavratmak noktasında.

       

    AFYON SÜREKLİ BÜYÜYEN BİR ŞEHİR

    Böyle kadim bir şehrin yaşayanları bencil olamaz ve olmamalı. Lütfen bu alışkanlıktan vazgeçin.  Bu şehir daha fazla nasıl gelişir, kalkınır diye tüm kurum-kuruluşların çaba sarf ettiği ve üzerine daha ne koyabiliriz diye mesai harcadığı sürekli büyüyen bir kent Afyonkarahisar. Bu nokta da, böyle bir şehrin cadde ve sokaklarını, gelişmekte olan Afrika Ülkeleri gibi görerek kendi kişisel istekleriniz nezdinde keyfi bir şekilde kullanamazsınız. Buna hiç birimizin hakkı yok çünkü.  Unutmayın lütfen. Sürekli olarak araç sayısı bu şehir de artıyor ve otopark sıkıntısı artık zirve noktasında bu şehirde.

     

    ŞİMDİ VERECEĞİM RAKAMA DİKKAT EDİN

    Resmi rakamlara göre sadece 2025 Temmuz ayı itibarıyla Afyonkarahisar şehir merkezi, ilçeler, beldeler ve köylerinde trafikte olan toplam araç sayısı Türkiye İstatistik Kurumu  resmi verilerine göre 311 Bin 769 adet. Belirttiğim bu araç nüfusunun en fazla yüzde 40’ının yani 124.700 adet aracın İl merkezinde olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca bu rakamın üzerine her ay yeni giriş yapan araçları eklediğinizde bugün sorun yumağı haline gelen otopark problemi nur topu gibi kucağımızda her geçen gün daha da büyüyor. Bu noktada yapmamız gereken tek şey keyfi olarak cadde ve ara sokaklarda bir tek araç yeri dahi olsa kendi işyerimin önü, kendi evimin önü gibi sahiplenmemektir. Bu tür davranışlar park yeri arayan araçlar için hem daha fazla yakıt tüketimine bağlı masraf hem de karbon emilimi noktasında doğaya ciddi bir zarardır. Hızlı bir şekilde bu alışkanlığımızdan vazgeçelim.

     

    RESMİ KURUMLAR LÜTFEN HAREKETE GEÇEBİLİRSE

    Bu yazımda belirtmiş olduğum konuyu aynı zamanda resmi bir dilekçe nezdinde, İlimiz de hangi Resmi Kuruluşlarının görev alanındaysa Makamlarının bilgi ve değerlendirmelerine EKONOMİA sayfamız okuyucuları ve kamuoyu yararı adına ricada bulunuyorum.  Lütfen ilgili kurumlar ivedilikle ücretli otopark alanlarının dışında kalan cadde ve ara sokaklardaki hukuki olmayan araç park etme keyfiyetine yani bu vurdumduymazlığa karşı müdahale etsinler. Kanunların ilgili kurumlara vermiş olduğu her türlü caydırıcı nitelikte yaptırımları uygulayarak bu güzel şehirde, bu gereksiz alışkanlığın önüne geçilmesini sağlasınlar. Yapılan denetleme çalışması bir seferle kalmasın lütfen. Periyodik olarak aralıklarla devam ederek; Kamu ciddiyeti ve kararlığı gösterilerek, bu konuda toplumsal şehir kültürünün oluşumuna katkı sağlasınlar.  Gereğini ilgili Kamu Kuruluşlarından işbu saygılarımla; başta şahsım,  EKONOMİA Sayfası okuyucuları ve İlimiz Kamuoyu yararına arz ediyorum.

  • NEDİR BU DOLAR DERİNLEMESİNE BİR BAKALIM

    NEDİR BU DOLAR DERİNLEMESİNE BİR BAKALIM

    Dolar, uluslararası finans sisteminin temel taşlarından biri olarak kabul edilen, dünya genelinde en yaygın kullanılan rezerv para birimidir. ABD tarafından çıkarılan ve “USD” kısaltmasıyla gösterilen bu para birimi, hem hükümetler hem de bireyler tarafından farklı ekonomik işlemlerde tercih edilir. Yatırım, dış ticaret ve emtia fiyatlaması gibi alanlarda da merkezi bir rol oynar. ‘’USD nedir?’’ sorusunun yanıtı bu bağlamda sadece bir para birimi değil, aynı zamanda küresel ekonomik gücün simgesi olduğu yönünde verilebilir.

    USD Ne Demek?

    “USD ne demek?” sorusunun cevabı yalnızca teknik bir açıklamadan öte, finansal sistemdeki etkilerini de kapsar. İngilizce “United States Dollar” ifadesinin kısaltması olan USD, ABD’nin resmi para birimidir. Bu kısaltma, döviz piyasalarında doların tanımlanmasında standart bir kod olarak kullanılır. Uluslararası finansal işlemlerde USD kodu, Amerikan dolarının açık bir biçimde tanımlanmasını sağlar. USD ne demek sorusu genellikle finansal piyasalarda yatırım yapan bireyler veya uluslararası ticaret yapan firmalar tarafından merak edilir. Bu tanım, para birimlerinin uluslararası düzeyde karışıklık yaşamadan tanımlanması açısından büyük önem taşır.

    USD ve Dolar Arasındaki İfade Farkı

    USD ve dolar terimleri çoğu zaman birbiriyle aynı anlamda kullanılsa da teknik anlamda aralarında küçük farklar vardır. “Dolar” genel bir ifade iken, “USD” spesifik olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin resmi para birimini tanımlar. Kanada Doları için CAD, Avustralya Doları için AUD kısaltmaları kullanılır. USD ifadesi, Amerikan dolarını diğer ülke dolarlarından ayırmayı sağlar. Bu ayrım, döviz kurlarının doğru bir şekilde belirlenmesinde ve finansal raporlamalarda karışıklığı önlemek açısından son derece gereklidir.

    1792 Yılında kullanılmaya başlandı

    ABD doları, Amerika Birleşik Devletleri tarafından basılır ve dünya ekonomisindeki rezerv para birimidir. İlk kez 1792 yılında yürürlüğe giren Coinage Act ile kullanılmaya başlanmıştır. ABD doları, yalnızca fiziksel banknot ve madeni para olarak değil, aynı zamanda elektronik ortamda da yoğun biçimde kullanılır. Bu özelliği sayesinde küresel ticaretteki hacmini artırmış ve yatırımcıların gözünde güvenli liman statüsü kazanmıştır. Ekonomik kriz dönemlerinde bile doların güçlü kalmasının temel nedeni, ABD ekonomisinin küresel ölçekteki etkisidir.

    ABD Merkez Bankası ve Doların Değeri

    ABD doları, Federal Reserve yani Amerikan Merkez Bankası tarafından kontrol edilir. Federal Reserve, faiz oranlarını belirleyerek ve piyasaya likidite sağlayarak doların değerini doğrudan etkiler. Enflasyon, işsizlik oranları ve ekonomik büyüme gibi göstergelere göre aldığı kararlar, doları hem ulusal hem de uluslararası düzeyde etkiler. Merkez bankasının para politikaları, yatırımcı güveni üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir. Faiz artışı doların değerini yükseltirken, faiz indirimi değer kaybına yol açabilir. Bu nedenle doların değeri, sadece arz-talep dengesiyle değil, aynı zamanda merkez bankası politikalarıyla da belirlenir.

    Dolar Çeşitleri Nelerdir?

    Doların farklı biçimlerde kullanılabilmesi, onun çeşitliliğini ortaya koyar. Dolar yalnızca fiziksel para olarak değil, aynı zamanda dijital ortamda ya da yatırım araçlarında da karşımıza çıkar. Bu çeşitlilik, bireylerin ve kurumların ihtiyaçlarına göre farklı dolar türlerini kullanabilmesini sağlar. Günümüzde hem günlük harcamalarda hem de yatırım işlemlerinde kullanılan dolar çeşitleri, teknolojik gelişmelerle birlikte giderek daha da çeşitlenir.

    Fiziki Dolar

    Fiziki dolar, banknot ve madeni para şeklinde bulunan geleneksel Amerikan parasıdır. Günlük alışverişlerde, seyahatlerde ve nakit ödemelerde yaygın olarak kullanılır. Fiziki dolar, dünya genelinde döviz bürolarından temin edilebilir. Turizmde yaygın olarak tercih edilen bu para birimi, özellikle döviz kurunun dalgalandığı dönemlerde yatırım aracı olarak da değerlendirilir. Fiziki doların taşınabilir olması ve birçok ülkede kabul edilmesi, onu pratik bir ödeme aracı haline getirir.

    Dijital Dolar ve Dolar Cinsinden Menkul Kıymetler

    Dijital dolar, fiziksel karşılığı olmayan, elektronik ortamda tutulan dolar birimlerini ifade eder. Banka hesaplarında görülen dolar bakiyeleri buna örnektir. ABD Hazine bonoları gibi menkul kıymetler de dolar cinsinden fiyatlandığı için bu kapsamda değerlendirilir. Dijital dolar; online alışverişlerde, para transferlerinde ve döviz işlemlerinde yoğun biçimde kullanılır. Günümüzde dijital doların kullanım alanı genişlemiş, hatta bazı merkez bankaları doğrudan dijital para projeleri geliştirmeye başlamıştır.

  • OSMANLI OLSAYDI DOLAR KURU OLMAZMIŞ; İYİ Mİ! BUYRUN HEP BİRLİKTE HİKAYE’YE

    OSMANLI OLSAYDI DOLAR KURU OLMAZMIŞ; İYİ Mİ! BUYRUN HEP BİRLİKTE HİKAYE’YE

    Bu yazıyı pas geçmeyin lütfen mutlaka sonuna kadar okuyun ve whatsapp hatlarınızdan linki eş ve dostlarınızla paylaşarak daha çok kişiye ulaşmasını sağlayın. Bu yazıyla bilgisel toplumsal dokumuzun nerelere doğru eksi yönde hareket ettiğine sizlerin şahitlik yapmasını istiyorum çünkü. Toplum olarak, okumaktan ve araştırmaktan uzaklaşıp, reels videolarına ne kadar yoğunlaşırsak sanal medya bilgini olduğumuzu sanıyor, balon patlatma oyunları ve boş vakit kaybı ile internet icatlarına takılıyoruz. Aslında gerçek anlamda bilgisiz bir toplum olabilme yönünde ciddi adımlarla ilerliyoruz.

    BEN O ESNADA ŞOK; BİLDİĞİNİZ GİBİ DEĞİL!

    Baya bir zaman önce bir dostun işyerinde 4 kişi oturuyoruz. Sohbet ortamında tanıştığımız 65 ya da biraz üstünde bir usta abimiz döviz kurları niye böyle konusunun tam ortasında “Osmanlı olsaydı, dolar kuru olmazdı; ne güzel dirhem varmış, Osmanlı dizilerinde görüyoruz demez mi?”  Ben o esnada şok geçirdim. Ata Demirer misali içimden “eyva eyva” dedim. Hemen ardından usta böylemi inanıyorsun gerçekten diye sordum kendisine; evet sonuna kadar öyle diye cevap verdi. Ardından, Babanız kaç yaşında dedim. Vefat etti 1935 doğumluydu dedi bana. Keşke yaşarken kendisine aklınıza gelip de bu dediğinizi söyleseydiniz gerçek cevabı verirdi size diye cevap verdim. Ortam birden buz kesti. Üçerden toplam 6 göz bana baktı kaldı. Benim elimde kahve fincanı bende öyle kaldım.

    BİR ANDA NASIL KIZDI BANA BİR GÖRSENİZ

    Ardından bir anda kızdı bana usta. Baktım gözler yerinden fırlayacak. Cahil miyim ben dedi. Bunumu söylüyorsun bana diyerek devam etti. Rahmetli babam ilkokul mezunu çiftçilik yapan bir insandı. Sağ olsun beni okutabildiği kadar okuttu. Afyon Şeker Fabrikasından makine ustası olan emekli bir insanım diye cevap verdi. Ardından siz ecdadımızı bizlere anlatan Osmanlı dizilerine takmışsınız herhalde. Bizlere geçmişi anlatıyor; ne var bunda. Ben sadece bir yorum yaptım biraz önce dedi. Baktım bana hiddetlenmeye başladı. Bende ardından bir sakinleş usta dedim. Bak dedim benim yanı başımda da Osmanlı dizileri hayranı bir kayınpederim var oda senin gibi hayran, soluksuz izliyor dedim bu tür dizileri. Sizlere bir şeyleri anlatma konusunda şerbetliyim ben dedim. Ardından eyvallah tamam buyur dinliyorum dedi, bende anlatmaya başladım.

    BAHSETTİĞİM NESİL İLE ÂŞIK ATMAYALIM DEDİM

    Babanızın da dâhil olduğu 1920-1940 doğumlu nesil var ya dedim, bizler kesinlikle o nesil ile âşık atmayalım diye başladım cümleme. Ardından şöyle devam ettim. Çünkü o nesil imkânsızlıklar içinde hep okudu. Ne geçerse ellerine okudu ve ciddi anlamda bilge bir toplum oldular dedim. Eğer kendisi gerçekten yaşasaydı bugün sizin Osmanlı olsaydı dolar kuru olmazdı sözünüze gülerdi bu söyleminiz için dedim. Neden dedi? O nesil ne biliyormuş o kadar yoksulluk ve imkânsızlıklar içinde dedi? O nesil bugün senin, benim ve bugünün gençlerinin bilmediği birçok temeli biliyordu dedim. Onların tek çaresi okumaktı, Cumhuriyetin en önemli ve değerli 3 kuşağıydı onlar dedim ve devam ettim.

    BAK USTA BU KISMI İYİ DİNLE DEDİM

    Bahsettiğimiz neslin çocukluk ve gençlik dönemlerinde sadece Radyoları vardı oda her evde yoktu. Televizyonun evlerine gelmesine daha 30 yıl vardı. En yaşlısı en erken 50 yaşında, en genci daha 30 lu yaşların sonuna doğru ilk çıkan siyah beyaz televizyona ardından renkli televizyona sahip oldular. O yaşlarına kadar geriye tek kalan gazeteler, mecmualar ve kitaplardı. Onlarda mum ışığında buldukları her bir basılmış eseri, çocukları da aynı mum ışığında okuma yazmayı geliştirmekle uğraştılar ve bıkmadan okudular dedim. Bugün hala 1920-1940 neslinin doluluk ve bilgeliği üzerine birçok üniversitede tez ve araştırma konuları yapılıyor dedim. Ardından sakinleşerek; evet haklısın rahmetli babam da gerçekten çok bilirdi, anacığımda öyleydi dedi. Ben cümleye başladığımda sonuna kadar parlamayıp bir dinleseler bu amcalar daha iyi olacakta; bana hep böyleler denk geliyor şansıma. Tipimden mi kaynaklı yoksa ses tonumdan mı bilemedim ben. Aslında onlarla aynı gemideyim.

    LAKİN BU DİZİLERİN BAŞINDA BİR İFADE YER ALIR

    Benim yetişmem gereken bir yer olduğu için sohbet o esnada bitti. Müsaade isterken; devam etseydin bir yere bağlamadan gidiyorsun dedi bana usta. Bende bağlayacağım usta haberin olacak merak etme dedim ve oradan ayrıldım. Şimdi buradan bağlamaya başlayalım. Her Osmanlı Dizisi başında ekrana verilen “bu dizideki hikâyeler ve karakterler tarihten ilham alınarak kurgulanmıştır” ibaresi yer alır. Bundaki amaç dizinin uzun soluklu devam etmesi üzerine kurulu senaryosal konu artırımı yapılmasının bir göstergesidir. Bu noktada yapımcı, senarist ve yayıncı tv kuruluşu hayali kurguları beyan eder. Bu doğrultuda bazı bilgileri kendi zihninizde yanlış yorumlamadan ya da kendini fazlasıyla inandırmamanız gerekir dizilere. Unutmayın en doğru bilgiler güvenirliği olan tarih kitapları ve varlığıyla onur duyduğumuz ve sahibi olduğumuz ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığına bağlı birim olan Osmanlı Devlet Arşivleridir.

    GELELİM SEVGİLİ USTANIN DİRHEM KONUSUNA

    Gelelim ifade ettiğin DİRHEM konusuna. Sohbette belirtmiş olduğun “Osmanlı olsaydı, dolar kuru olmazdı; ne güzel dirhem varmış” konusu diye bir yorum tümüyle bilgisizlik ürünün bir söylem ve düşüncesidir. Çünkü Dirhem Osmanlı’nın para birimi değil ölçü birimiydi. “400 Okka, 1 Dirhem” deyimi bunun karşılığıdır. İslam hukukunda gümüş sikkelere ayrıca dirhem denirdi oda gramının sabit olmasıyla eş değerdi. Bugün nasıl bir bebek altını ya da gram altın aynı gramdaysa dirhemi oluşturan gümüşün gramı da sabitti. Gerçek şu ki dirhem yoğunlukta bir ölçü birimiydi. İşte sevgili usta babanız yaşasaydı bilir di dediğim; babanızın dirhemin ölçü birimi olduğunu bilmesiydi dediğim.

    YAZIYI ŞÖYLE NOKTALANDIRALIM

    Osmanlının ilk parası “akçe” adını taşıyordu. 1688 yılına kadar akçe sistemi kesintisiz devam etti. 1844 yılından, 1923 e kadar Osmanlı Para Birimi olan “Osmanlı Lirası” vardı, “mecidiye, guruş ve para” Osmanlı lirasının alt para birimleriydi. Dünya’da ölçü birimiyle karşılaştırılan ya da değer biçtirilen bir döviz kuru sistemi yok. Yani 0.1 gram altın ya da gümüş karşılığı 1 Dolar diye tabir yoktur. Aynı şekilde dirhemde olmayacağı gibi. Son olarak 1840 yılından itibaren Osmanlı dış ticarette Dolar kullanmaya başlamıştır sevgili usta. Bir Dolar ise 0.222 Osmanlı Lirasına denk geliyordu. Onun için kitaplara dönmeliyiz acil olarak. Yoksa hızla cahilleşeceğiz hep birlikte.

  • EN PRATİK ANLATIMLA  EKONOMİYE DAİR BİR KAÇ BİLGİ, KARA PARA AKLAMA NEDİR?

    EN PRATİK ANLATIMLA EKONOMİYE DAİR BİR KAÇ BİLGİ, KARA PARA AKLAMA NEDİR?

    Son yıllarda sık sık duyduğumuz ve sosyal medya fenomenleri üzerinde yapılan soruşturmalarından kulağımıza çalınan “Kara Para Aklama”yı en pratik anlatımla bilmeyen okurlarımız için şu şekilde ifade edebiliriz. Kara para, yasa dışı  faaliyetler  sonucu  elde  edilen  para, mal veya değerler olarak  tanımlanmaktadır. Suç sayılan faaliyetlerden elde edilen gelirlerin genellikle nakit olması nedeniyle serbestçe ve kısa sürede kullanılmaları mümkün değildir ve finansal sisteme dâhil edilmeleri gerekmektedir. Bu noktada, parayı aklamak adına birçok formül vardır. Paravan şirketler üzerinden kesilen faturalar bunların en başında gelen klasik bir girişimdir. Devletler kara para aklama ile son yıllarda gelişen yazılım teknolojileri ve bankacılık sistemleri veri ve hareketlerini yakın takibe alarak kara para ile mücadele etkin çaba sarf etmektedir. Dünya’da her yıl 1 Trilyon Dolar’dan fazla yasadışı gelir sonucu elde edilen paranın finansal sistemlerde aklanmaya çalışıldığı tahmin edilmektedir.

    DOĞRUDAN YABANCI YATIRIM NEDİR?

    Sürekli haberlerde duyduğumuz bir söz vardır. “Doğrudan Yabancı Yatırım” Anlamını bilmeyenler için en pratik şekilde anlatalım. Yatırımcının yerleşiği olduğu ekonomi dışındaki bir ekonomide bir işletmenin yönetimini kontrol ettiği veya yönetiminde söz sahibi olduğu uzun vadeli bir yatırım şeklidir. Doğrudan yabancı yatırımda, yatırımcının işletmenin sermayesinde %10 veya daha fazla paya sahip olması veya yönetimde söz sahibi olması esastır. Örnek olarak, Türk şirketlerine yabancı yatırımcıların talip olması sonrasında satılması yada ortak olmaları noktasında söz sahibi olan hisse kısmının  ortak olan yabancı şirketlerin elinde bulunması ve yönetimde dolaylı söz sahibi olmalarıdır.

    MERKEZ BANKASI MÜDAHALESİ

    Özellikle son zamanlarda ani yükselişe geçen döviz kurlarından sonra haberlerde sıkça duyduğunuz Merkez Bankası Müdahalesi, Merkez bankalarının kısa ve uzun dönemli para politikaları amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik olarak piyasalarda alım-satım yapma işlemidir. Pratik olarak ben buradayım basın frene yada çekin ayağınızı gazdan gibi bir durumdur. Müdahale ile müdahale edilen, döviz ve faiz gibi değişkenlerin piyasa fiyatlarının politika öngörülerindeki düzeylere düşürülmesi / yükseltilmesi  bu noktada hedeflenir. Müdahale yöntemleri farklılık gösterebilir. Merkez bankaları taraf olup kendilerini göstererek doğrudan ve açık olarak piyasalara müdahale edebilecekleri gibi dolaylı olarak da müdahale edebilirler. Benzer şekilde, merkez bankası müdahaleleri zaman ve miktar açısından önceden bildirilebileceği gibi, herhangi bir bildirimde bulunulmaksızın da gerçekleştirilebilir.

    DEVALÜASYON TAM OLARAK NEDİR?

     

    En pratik anlatımla kur rejiminde, ulusal paranın yabancı paralar karşısındaki değerinin azalmasını ifade eder. Örneğin, 1 Türk lirasının, 1 ABD doları karşısındaki değerinin 2,0TL’den 2,2 TL’ye düşmesi, Türk lirasının ABD doları karşısında %10 değer kaybetmesi (ABD dolarının değer kazanması) anlamını taşır. Türkiye ekonomisi 1990 yıllarda devalüasyonlara alışık olmayan ve ciddi devalüasyonlarda hasarlar olan bir ekonomiye sahipti İnşallah Türk Lirasının Döviz karşısında değerli olacağı yıllar duasıyla.

    İLK PARAYA ÇOK ŞAŞIRACAKSINIZ

    Ticaret kavramı, insanların, ihtiyaçlarını karşılama arzusu sonucu ortaya çıktı. ilkel toplumlardan bu yana varlığını geliştirerek sürdürdü. İlk defa 15. yüzyılda kavram olarak Ticaret  konuşulmaya başlasa da günümüzde kullandığımız anlamda ilk defa 18. yüzyılda tanımlandı ve kullanılmaya başlandı. 20. yüzyılda, sanayi ve teknolojide yaşanan gelişmeler ticaret hayatının kurallarını koydu. Peki para nasıl ortaya çıktı? Paranın ilk kullanımının kişilerin fazla ürettikleri malları, ihtiyaç duyduklarıyla değiştirmeye başlaması alışkanlığı ile ortaya çıktığı düşünülüyor. İlk çağlarda insanlar, ödemede heyecan sağlayan ve o dönemde çok değerli kabul edilen deniz kabuklarını para olarak kullanmaya başladı. Ardından, küçük semboller, madalyonlar ve Lidyalıların ilk parası gibi değişim araçlarını kullanmaya başladılar. Bu gelişmeler kısa sürede para kullanımını beraberinde getirdi ve bugün anladığımız anlamda ticaret şekillenmeye başladı. Kâğıt para kullanımı ilk defa M.S. 806 yılında ortaya çıktı, bundan önce deri ve ipek üzerine basılmış paralar kullanılıyordu.

    ÇEKİRDEK ENFLASYON NEDİR

    ÇEKİRDEK ENFLASYON” cümlesi bu terimi ilk kez duyan bir çok kişi için  nedir bu çekirdek enflasyon sorusunu oluşturdu. Hatta bana watsaptan bazı dostlar çekirdek enflasyonu en pratik şekilde yazabilir misin dediler bende tamam dedim. Çekirdek Enflasyon, başta İktisatçı Akademisyenler, Ekonomi Yönetimi ve ekonomi profesyonellerinin bilimsel olarak yakından bildiği ve takip ettiği bir enflasyon ölçüm şeklidir. Türkiye’de Tüik tarafından ölçülen ve aylık oranlarla toplam yıllık orana doğru giden yüzdesel bir rakamdır. En pratik anlatımla Merkez Bankasının Para Politikalarını belirleme noktasında en iyi yol gösteren bir karnedir. Gelişmiş Ülkeler için yıllık enflasyon oranından daha çok takip edilen,  gelişmekte olan Ülkeler için yıllık enflasyon ile birlikte aynı anda takip edilen bir enflasyon takip bilimidir. Akademik anlamda para politikasının etkisinin sınırlı olduğu, kontrol dışı olarak tanımlanan gıda ve enerji gibi kalemlerin dışarıda bırakıldığı mal ve hizmetlerdeki fiyat artış hızıdır. Bir başka deyişle merkez bankasının doğrudan kontrolü altında olmayan gıda ve enerji gibi kalemlerin manşet enflasyondan çıkarılmasıyla elde edilen enflasyon oranına çekirdek enflasyon denir. Tüik tarafından her ay  6 ana alt kalemde takip edilir ve mevsimsel şartlara göre değişkenlik gösterir. Çekirdek enflasyon düşüşü, ana enflasyon oranına etki eder bu nedenle Merkez Bankasının Para Politikaları kararları anlamında takip ettiği daha çok teknik bir terimdir çekirdek enflasyon. Birkaç satır yukarıda yazdığım “Manşet Enflasyon” ise sık sık duyduğunuz TÜFE’nin ekonomistler arasında kullanılan bir diğer adıdır.

  • BEN BİR PROJEYMİŞİM; İYİ Mİ? BİR DE SAĞLAM PARA ALMIŞIM ADAMLARDAN

    BEN BİR PROJEYMİŞİM; İYİ Mİ? BİR DE SAĞLAM PARA ALMIŞIM ADAMLARDAN

    2 hafta önce “2.Belediye Çarşısı, 55 Mülk Sahibi ve Burcu Köksal” başlıklı kaleme aldığımız yazımızı sayfamızın okuyucuları hatırlayacaktır. İlk sefer sayfamızla tanışan okuyucularımızda Gazete 3 Web Sitesinde şahsıma ait olan Yazarlar sayfasından bu yazıya rahatlıkla ulaşabilirler. Okuyucularımız iyi bilir. Her hafta salı sabahları yayınlanacak olan yazımın ön tanıtım ilanını her pazar akşamı sosyal medya hesaplarımdan yaparım. İlginç bir şekilde bu yazının ilanını, pazar akşamı yapmamla birlikte; korkunç bir telefon trafiğine maruz kaldım. Yüzde 100 dolu olan telefonumun şarjı bitene kadar yoğun bir telefon ve Whatsapp trafiğiyle mücadele ettim. Anlattığım bu yoğun telefon ve Whatsapp trafiği içinde bana o gün gelen 8-10 telefon görüşmesinden sadece bir telefon görüşmesine takılı kaldım. 2 haftadır aklıma geldikçe gülmeye devam ettiğim bu telefon görüşmesine takılma vaziyetim hala devam ediyor. Şimdi diyorsunuz ki bize de anlat da hep birlikte gülelim. Hadi buyurun.

    BEN ASLINDA BİR PROJEYMİŞİM; İYİ Mİ?

    Yukarıda bahsettiğim Pazar akşamı yeni yazı ilanını yayınladıktan sonra gelen yoğun telefonlardan birisinde bende kayıtlı olmayan bir telefon aradı beni. Kendisinin ismini tabi ki şimdi burada paylaşmayacağımı okuyucularım iyi bilir. Bende telefonu kayıtlı olmayan ama aslında tanıdığım üstat halimi hatırımı sorduktan sonra telefonda sıralamaya başladı ifadelerini. Konuşmasının başında bana; biz biliyoruz sen bir projesin aslında dedi. Yazdığın yazılar takip ediliyor, ilgi çekiyor, whatsap numaralarından paylaşım fazlalığı yapıyor, kendi yazı gündemin oluşuyor ve müspet-menfi sonuca ulaşıyorsun. Kesinlikle sen bir projesin dedi. Bende kendisine gülerek dedim ki, ne projesiymişim ben; Amerikan projesiymişim dedim. Sen gülüyorsun bu dediğime diyerek anlatmaya devam etti. Bakın konu nereye geldi..

    DEDİKODULAR KURULTAYLA BİTMİŞ BEN DEVREYE GİRMİŞİM

    2 Aralık Salı günü yayınladığımız “2.Belediye Çarşısı, 55 Mülk Sahibi ve Burcu Köksal” adlı yazının tanıtım ilanını; 30 Kasım Pazar akşamı, 55 Mülk Sahibi ve Burcu Köksal manşeti ve etiketiyle kendi sosyal medya hesaplarından yayınladım.. O gün CHP’ nin, Ankara’da Olağan Kurultayının son günüymüş meğerse. Aylardır Burcu Köksal, Ak Partiye geçecek, geçmeyecek dedikoduları parti meclisi listesinin ortaya çıkmasıyla birlikte o akşam son bulmuş. Çöpe atılmış ve bu dedikoduyu çıkaranların elinde patlamış. Ardından aynı akşam hızlı bir şekilde aslında sözde PROJE olan ben tarafından, 55 Mülk Sahibi ve Burcu Köksal konulu tanıtım ilanı ile başka bir algı devreye sokulmak istenmiş. Baksanıza ben neymişim ya. Vallahi-Billahi korktum kendimden.

    ARADAKİ AYRACI GÖRSE SORUN YOK

    İşin garip, komik ve gerçek tarafı şu.  Tanıtım ilanında belirttiğim “55 Mülk Sahibi ve Burcu Köksal” cümlesini bu üstat aradaki “ve” kelimesini görmeyerek ya da görmek istemeyerek “55 Mülk Sahibi Burcu Köksal” diye okumuş ve algılamış, iyimi? Sözde PROJE olan ben, Burcu Köksal’ın, Ak Partiye geçiş dedikoduları bittikten sonra 55 Mülk Sahibi Burcu Köksal diye bir algı operasyonunu başlatmışım. Ne zaman tetikçi kalemşor gazeteci olduysam onu da bilmiyorum tabi. Aslında bu üstat manşeti kendi görmek istediği gibi okumasa, sakince okuma kabiliyetini göstermiş olsa 55 Mülk Sahibi ve Burcu Köksal cümlesindeki “ve” ayracını görecek, kavrayacak ve anlayacak ama yok istediği gibi göreceği için yapacak bir şeyde yok. Sevgili üstada dilimin döndüğü kadar takıldığı yeri anlattıktan sonra kendisi ben dikkat etmedim tekrar bakayım diyerek kapattı telefonu ve bir daha da aramadı. Sanırım tanıtım ilanında belirttiğimiz “ve” ayracını buldu, okudu ve tespit etti ŞÜKÜR

    KÖRÜ, KÖRÜNE HER ZAMAN İYİ DEĞİLDİR

    Bir partili olarak kendi partisinden olan bir Belediye Başkanını sonuna kadar desteklemek şüphesiz güzel bir davranıştır.  Ama bu destek kesinlikle körü, körüne olmamalı bence. Körü, körüne olursa bir şeyi okurken gözler bir anda şaşı olabilir, kamaşabilir ya da aradaki iki harflik bir kelimeyi eksik gösterebilir gözler sana sevgili üstat. Diğer organlarımız gibi gözler de önemlidir. Göz sağlığını, körü körüne bir parti uğruna yanlış kullanarak yormana gerek yok bence. Bu arada sevgili üstat, hiçbir zaman sayfamda Afyonkarahisar içi siyasete girmediğimi hatırlatayım. Bana bahsettiğin dedikodular ile ilgili bir tek yazı bile yazmadım ben. Çünkü siyaset yazısal ilgi alanım içinde değil. Uzun lafın kısası şu. Ben Burcu Hanım hakkında Belediye Başkanlığını ilgilendiren konuları ara ara sayfamda kamuoyu adı ve ricasıyla yazıyor ve gündeme getiriyorum. Herkesin bildiği bu noktayı lütfen artık sende bilirsen mutlu olurum. Umarım artık benim bir proje olmadığıma bu yazıdan sonra sende ikna olmuşsundur sevgili üstat. Yine de Proje kardeşinden selamlar sana.

    GELELİM ADAMLARDAN SAĞLAM PARA ALMA KONUSUNA

    Geldi mi arka arkaya gelir diye bir tabir vardır; bilirsiniz. Aynı o hesap. Yukarıda bahsettiğim 2 Aralık’ta yayınladığımız yazının gününde, bizim mahalleden yani basın mahallesinden iki ermiş dostum beni arayarak şunu dedi bana. “Abi, 2. Belediye çarşısındaki 55 esnaftan bu yazı için kaç para aldın hele diğeri ise afyon usulü dene döküldü mü dene abi bu yazıdan sana dedi.”  İşin garip yanı daha gençler. Emekli olsalar da gazeteciliği bıraksalar diyeceğim ama öyle bir şansımda yok aksine. Sevgili iki meslektaş arkadaşım; parayla haber yapılmaz, köşe yazısı yazılmaz. Sizlerin para karşılığında övme ya da dövme noktasındaki habercilik anlayışınız gelişmiş olunca; her okuduğunuz haberde gözlerinizde 200 TL’lik banknotlar oluşması gayet normaldir. 2.Belediye çarşısı esnaflarının dükkânları, atölyeleri, işletmeleri yıkılmış, insanlar 2-3 yıldır mağdur. Belediye Başkanı Burcu Köksal ve Belediye Meclisi sesimizi duysun bizi çağırsın; 10 dakika konuşma hakkı versin, bizler her türlü görüşme zeminine hazırız demişler…  Bende bunun üstüne çıkıp bana dene verirseniz olur diyeceğim. Öylemi?  Doğup büyüdüğüm Eskişehir’den, Afyonkarahisar’a geldiğim tam 26 yıl olmuş. Bu zamana kadar bu şehirde, sizin kafanızda gazetecilik yapmamayı bana nasip etmeyen; ALLAH’IMA İNANIN SONSUZ HAMD VE ŞÜKÜRLER OLSUN.

    ŞİMDİDEN BİR ÖMÜR BOYU MUTLULUKLAR DİLİYORUM

    Afyonkarahisar’da çok sevdiğim, zeytin tüccarlığı yapan ve bir süre önce vefat eden değerli bir abim Rahmetli Yusuf Kaya’nın oğlu İhsan Kaya’nın söz ve nişan törenine katıldım. İhsan, babasının erken ölümü ile tüm işleri ve ailenin yükünü yüklenen yüreğini ve azmini takdir ettiğim genç tüccarlardan birisi. Şimdiden kendisine İlerleyen yakın aylarda bir ömür boyu birlikteliğe evet diyecekleri nişanlısı Kezban Uçmak ile mutluluklar diliyorum. Bu vesileyle, Rahmetli Yusuf Kaya’yı bu vesileyle tekrar anıyor; başta eşi Fatma Kaya ayrıca Hasan ve Hatice Uçmak’a bu güzel aile birlikteliğinin hayırlı olmasını dileyerek Allah torun sevdirmeyi nasip etsin diyorum. Bu arada nişan töreninde bir süredir görmediğim Özerler Ailesinden sevgili Rıfat Özer’i görme fırsatım oldu. EKONOMİA Sayfası okuyucuları adına Sevgili İhsan ve Kezban’a mutluluklar diliyorum. Yolunuz ve bahtınız açık olsun.

  • BİZ ŞUHUT İLÇESİNE SÜS HAVUZU YAPMADIK; ŞUHUTLU ŞEHİT VE GAZİLERİN MÜZESİNİ YAPTIK SAYIN BAŞKAN. – Son Dakika Haberleri

    BİZ ŞUHUT İLÇESİNE SÜS HAVUZU YAPMADIK; ŞUHUTLU ŞEHİT VE GAZİLERİN MÜZESİNİ YAPTIK SAYIN BAŞKAN. – Son Dakika Haberleri

     

    EVLADIM GİBİ OLAN İKİ ÇALIŞMAM VARDIR BU DÜNYA DA

    Birkaç kez 2 yıldır EKONOMİA Sayfasında yazdığım yazılarda konu bağlantıları geldikçe ifade ettim. Şahsımı yakından tanıyan insanlarında bildiği gibi doğup, büyüdüğüm Eskişehir’den 26 yıl önce Afyonkarahisar’a Dünya Gazetesi Bölge Temsilcisi olarak geldikten sonra yıllar içerisinde ayrıca Afyonkarahisar’a fikir ve proje üretimini yaparak kazandırmaya vesile olduğum iki değerli çalışma vardır. Onlardan birincisi Afyonkarahisar Merkezde 2017 yılında hayata geçirdiğimiz Türkiye’nin ilk Yumurta Müzesi ve 2021 yılında Şuhut İlçesin de hayata geçirdiğimiz Şuhutlu Şehit ve Gaziler Hatıra Merkezi projesi. Bu nokta da, bu iki proje şahsımın kendi öz evlatları gibidir. Çünkü bu projeler başta büyük bir emek, iş birliği, organizasyon, inanç ve bir azmin eseridir. Kısaca bu Şehrin Kültür hayatına Gazetecilik mesleğimle birlikte hayal gücümü katarak vesile olduğum iki önemli yağmur damlasıdır. Bu doğrultuda, İlimiz Eski Valilerinden Mustafa Tutulmaz, Şuhut Belediye Başkanı Recep Bozkurt ve İş İnsanı Mehmet Kumartaşlı’ya katkıları için yürekten teşekkür ediyorum.

     

     

    BAŞKANI BİR ARAYIM DEMEKLE BAŞLADI HERŞEY

    Muhittin Özaşkın, Mhp den seçilen şu anda ki Şuhut Belediye Başkanı. Aynı zamanda Eğitimci, tarih alt yapısı oldukça zengin bir Öğretmen kendisi. Başkan beye, geçtiğimiz Ağustos ayının ikinci haftası telefon açarak Makama ziyarete gelmek istediğimi belirttim ve ziyaret ettim. Sohbet esnasında, 2021 yılında faaliyete geçirdiğimiz Şuhutlu Şehit ve Gaziler Hatıra Merkezi projesinin daha fazla gelişimi için ne yapabiliriz; bu projeyi Şuhut İlçesi için tasarlayan bir insan olarak daha fazla tanıtma noktasında üzerime düşeni yapmaya hazırım başkanım dedim. İnanın hepsi bu kadar.

     

    ŞUHUTLU İNSANLARDAN HİÇ BAKILMIYOR DİYE DUYDUM DEDİM

    Manşette gördüğünüz gibi aynısını dedim Başkana. 20 Yıldan fazla Şuhut’u bilir, gidip gelirim.  En az yılda 2-3 düğün, doğum ya da cenazeye giderim. Bireysel aile dostluklarım çok fazladır Şuhut İlçesinde. Bu nokta da Şuhutlu Şehit ve Gaziler Hatıra Merkezine Belediye hiç bakmıyor diye duyumlar alıyorum Şuhutlu çeşitli dostlardan. Başkanım biraz orayla hep birlikte ilgilenelim mi dedim kendisine. Başkan bey bu söylediğim cümleyi bir aldı ve farklı bir konuma çevirdi ki gerisini sormayın gitsin. Sanırım eşref saatine de denk gelmedik Başkan Hocanın, şansızlık bu ya. Karşılıklı baya bir cümlelerin belini büktük. Öğrencilerde bazen fikirler nezdin de Hocalar ile tartışır diyelim geçelim.

    16 AYDIR  BEN SİZDEN ŞUNU BEKLEDİM SEVGİLİ BAŞKAN

    2024 yılında göreve geldiğinizin ikinci ayında Makamınızda size yaptığım hayırlı olsun ziyaretimde sizden şunu bekledim Sevgili Başkan. “Murat bey, benden önceki Belediye Başkanımızla el ele vererek İlçemize çok özel bir eser kazandırmaya vesile olmuşsunuz. Şuhut ve Büyük Taarruz önemi açışından baktığımızda İlçemizdeki Atatürk Evinden sonra ziyaretçiler için ikinci önemli bir destinasyon kazandırılmış İlçemize. Biliyorsunuz Ben başta MHP liyim ve tarihçi özelliği olan bir eğitimciyim hatta kardeşim Şuhut Yerel Tarih Araştırmacısı. Bu yönüm hep birlikte bu projeye daha farklı değerler katmaya yarar sağlayacaktır. Bana 1 yıl müsaade edin ben yeni Belediye Başkanı olarak hem İlçeyi hem de Belediyeyi tanıyayım sonra o güzel esere daha neler katabiliriz, hep birlikte değerlendirelim merak etmeyin; demenizi bekledim.” O gün bunu demediğiniz gibi üzgünüm, geriye dönük 16 ay içerisinde çeşitli vesileyle 3 kez ziyaret ettiğim Hatıra Merkezinin genel nizam ve temizliğini de ne yazık ki bıraktığınızı ve atıla bırakmaya başladığınızı içim burkularak gördüm.

     

    MAZGALLARIN İÇİNDEN YABANİ OTLAR ÇIKMIŞTI

    Mesela biz Hatıra Merkezi Avlusunda bulunan gülleri çok özel bir ırk olduğu için İlçe dışından getirttik. Diktik ve düzenli olarak Park Bahçeler Ekiplerine bakımlarını teslim ettik. Her çiçek sezonu oradaki saksılara aynı ekipler Hatıra Merkezinde içinde çiçek alımı yapıp yeni çiçekler ekerken; bugün güllerin kuruduğu, saksılarda yabani otların bittiği hatta mazgalların içerisinden bile otların boy verdiği bir yer olmuş orası. Temizlik ekiplerinin haftada bir gelerek meydan temizliğini severek yaptığı, Belediye itfaiyesinin belli zamanlarda ana avlu ve cam salonu yıkadığı bir sistem vardı orda. Kademe ekipleri bir yer akmasın, kokmasın diye mekik dokurlardı orada. Ne yazık ki önceden Belediyeniz tarafından rutin yapılan bu işlem ve bakımların hepsi sonlandırılmış Sevgili Başkan.

     

    FOTOĞRAFTA BULUNAN TAŞLARA İYİ BAKIN SAYIN ÖZAŞKIN

    Şehit ve Gazi bilinçlerinin daha fazla oluşması adına biz proje kapsamında orayı ziyaret eden İlk-Orta ve Lise Öğrencilerine beyaz taşlar koyduk. Lütfen fotoğraf içinde yer alan taşların üzerindeki mesajları dikkatle okuyun. Bir Eğitimci olarak orayı gezen öğrencilerin Şuhutlu Şehit ve Gaziler Hatıra Merkezi konusunda duyarlı olduklarını zaten fark edeceksiniz. Sizden sadece az bir şey duyarlılık rica ediyoruz hepsi bu kadar.  Şuhutlu Şehit ve Gaziler Hatıra Merkezinin mevcut alanın temizliğinden, bakım onarımı ve peyzajına kadar bir dizi destek bekliyoruz. Kısaca, önceden yapıldığı gibi sistematik, sürekli tekrarlayan, haftalık takvimde yapılan işlemleri bekliyoruz. Bu sistemi ezbere bilen birçok Yönetici arkadaş hala sizle çalışmaya devam ediyor, onlar biliyor bu işleyişi. Kısaca mevcudu korumaya ve gelecek nesillere aktarılmasına yardımcı olun sizden istediğim sadece bu.

    BU ARADA YÜREKTEN BİR TEŞEKKÜRÜ İLETEYİM

    Bu arada size bu ziyaretimden bir iki gün sonra ve yaklaşan Zafer Haftası öncesi Hatıra Merkezinde genel bir temizlik harekâtı başlattığınız ve saksıları çiçeklendirdiğiniz için teşekkürler. 25 Ağustos etkinliklerinde Şuhut’a geldiğimde Hatıra Merkezin de gözlemlerim beni mutlu etti.  Sizden ricam bu bakım ve çalışmaların önceden olduğu gibi haftalık yapılması talimatını vermeniz. Mümkünse lütfen mazgallardan ve ana avlu taşları arasından yabani otlar boy vermesin artık. Şuhutlu Şehit ve Gazilere yakışan şekilde yemyeşil ve tertemiz olsun sürekli orası. Şuhut Merkez ve 37 Köyünün Şehit ve Gazilerinin isimleri orada temsil ediliyor çünkü.

     

    ASLINDA SİZİN YAPTIĞINIZI YAPIYORUM YANLIŞ ANLAMAYIN

    Uzun sözün özeti, siz nasıl Şuhut Belediyesinin bütçelerine dürüstçe sahip çıkıyorsanız; bende evladım gibi gördüğüm Şehit ve Gazi Hatıra Merkezine sahip çıkıyorum Sayın Başkan. Aslında sizin yaptığınızı yapıyorum ben. Eğer bu projeyi aynı zamanda bir Gazeteci olmayıp yapmış olsaydım bile; bu serzeniş ve emeğime sahip çıkışımı bir şekilde iletirdim size. Kısaca, Şuhut İlçesinde manevi değeri yüksek olan bir hizmete emek verdiğim için tüm çabam ve serzenişim. Fark aynı zamanda Gazetecide olunca sayfamda kaleme almam ve bu satırlara dökmem;  hepsi bu kadar. Bu vesileyle, EKONOMİA Sayfası okuyucuları, Şuhut Halkı, Şuhutlu ve Afyonkarahisar’lı  tüm Şehit Aileleri ve Gazileri ve Afyonkarahisar Kamuoyu adına, ŞUHUTLU Şehit ve Gaziler Hatıra Merkezine ilginizi bu konuda fazlasıyla ve ziyadesiyle bundan sonra göstereceğinize yürekten inanıyor; ilerleyen dönemlerde bu ricamız ile ilgili göstereceğiniz hassasiyetinize dair teşekkür yazılarımızı bu sayfada yayınlamaktan duyacağım memnuniyet ve taahhüdü bilgilerinize sunuyorum.

     

    ŞÜKÜR TEKRAR KAVUŞTURANA SİZLERE

     

    EKONOMİA Sayfamız da verdiğimiz iki aylık bir dinlenme zamanından ardından tüm kıymetli okuyucularımıza en derin selam ve sevgilerimi sunuyorum. Bugün başladığımız 2025-2026 yeni yazı sezonumuzda kısmetse 2026 yılı Temmuz ayı sonuna kadar “Afyonkarahisar Adına Her şey” sloganı ile her hafta kendi gündemimizi oluşturmaya ve eksiklerin tamamlanması noktasında Kurum ve Kuruluşlardan Kamuoyu adına arz ve rica etmeye devam edeceğiz.  Tabi ki yanlışa yanlış, doğruya doğru ve takdir edilecek tüm her şeyin hakkını vererek; tarafsız – objektif ve kendi kalemimizin nezaket ve çizgisinden gram ödün vermeden her hafta Salı sabahları yazmaya Gazete 3 sayfalarında devam edeceğiz. Yeni yazı sezonumuz hayırlı olsun İnşallah. Cenabı Allah iki yıldır yazdığımız yazılarda sizlere karşı beni utandırmadığı gibi; bu yılda bizleri sizlere utandırmasın. Müsaadelerinizle ilk yazımızla birlikte konumuza giriş yapalım. Hadi buyurun. Allah Kalemimizi açık etsin.