Arama
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

MAKRODAN MİKROYU OKUMAK

Bu haberin fotoğrafı yok

Ukrayna’dan Tayvan’a İran’dan Venezuela’ya dünyanın neredeyse tamamında yaşanan irili ufaklı gelişmeler esas itibariyle yeni bir uluslararası sistemin doğum sancıları olarak ele alınıp değerlendirilmelidir. Nitekim 1873 paniği olarak adlandırılan 1871-1873 yılları arasında yaşanan gelişmeler Birinci Cihan Harbi ile neticelenmiş, 1929 ekonomik buhranı diğer faktörlerle birlikte İkinci Cihan Harbine neden olmuş ve en nihayetinde 1945’ten sonra dünyanın NATO ve Varşova Paktı ekseninde ikiye bölündüğü bir düzen ortaya çıkmıştır.

Bu çerçevede bugüne kadarki bilindik, tanıdık ve ders kitaplarında yazan; hukuk düzeni, para sistemi, uluslararası kuruluşlar ve devletler arası ilişkilerin temel parametreleri belirlenmiştir. 1991’de Sovyet Bloğunun dağılması ABD’nin liderliğindeki ittifakın tartışmasız üstünlüğü olarak lanse edilmeye çalışılmış ve bu güçler kendileri dışındaki ülkeleri kendi menfaatlerine hizmet edici “aparatlar” olarak görmeyi tercih etmiş, sistemin çizdiği çerçevenin dışına çıkmak isteyen ülkeleri başta ekonomik araçlar olmak üzere çeşitli araçlarla “cezalandırmaya” çalışmıştır.

Süreç bu şekilde ilerlerken 7 Mayıs 2000’de Rusya, Putin’in iş başına gelmesiyle hızlı bir toparlanma sürecine girmiş, Çin’de önceki yatırımlar 2000’li yılların başından itibaren meyvelerini vermeye başlamış ve Çin ekonomik / teknolojik olarak büyük ilerlemeler kaydetmiş, Türkiye 1960’lı yıllardan itibaren kronikleşmiş sorunlarından kurtularak sahip olduğu potansiyeli harekete geçirmeyi başarmış ve bu ülkelerdekine benzer gelişmeler bazı başka ülkelerde de gözlemlenmiştir.

ABD konut piyasasındaki riskli ipotekli konut kredileri balonun patlamasıyla dünya genelinde yaşanan en büyük finansal krizlerden birisi ortaya çıkmış, 15 Eylül 2008’de Lehman Brothers’ın iflas etmesiyle kriz derinleşmiş ve bu süreçte Yunanistan, Portekiz, İtalya vb. ülkelerin batma süreçleri konuşulmuştur. ABD para basma süreçleri ile şirketleri desteklemiş AB ise aynı yöntemle kendisine üye ülkeleri kurtarmaya çalışmıştır. En nihayetinde birkaç yıl süren bu çabalar kısa vadeli değerlendirmede olumlu neticeler vermiş şirketler ve ülkeler iflaslarını açıklamaktan kurtulmuştur.

Ama ve lakin 2008’de başlayan kriz orta ve uzun vadede atlatılamamış, başta savunma sanayi olmak üzere otomotiv vb. alanlarda yeni rakiplerin ortaya çıkması Batılı güçlerin adeta birbirine girmesine neden olmuştur. Küresel salgınla belirginleşen kavgada yıllardır aynı ittifakta olan ülkeler virüsten koruyucu en basit aparat olan maskeyi birbirlerinden çalacak seviyeye gelmiş, Batının sürükleyici gücü olan ABD’de Trump’ın iktidara gelmesiyle kavga daha da büyümüştür. Amiyane tabirle  Avrupa’ya “sizi biz koruyoruz, yeterince savunma harcaması yapmak yerine bu paraları sosyal devlet adı altında halkınıza dağıtıyorsunuz, külfete biz katlanıyoruz nimetlerden siz faydalanıyorsunuz” diyen ABD  başkanı, Avrupalı liderlerce önce dikkate alınmamış, Trump’ın benimsediği ve tüm diplomatik nezaketi ayaklar altına alarak deklare ettiği politikalar Avrupalıları yeni arayışlara itmiştir.

Bölgesel ve küresel denklemde yaşanan her yeni gelişme bu kavgayı tetiklemiş kapitalist sistemin kurucu devletleri uluslararası sistemdeki önemini giderek kaybetmeye başlamıştır. İsrail’in özellikle Gazze’de yürüttüğü ve literatürde benzeri görülmemiş derecede insanlık dışı olan faaliyetlerine göz yumulması dahası bütün bu katliamların desteklenmesi insan hakları ve demokrasi havariliği yapanların maskelerini düşürmüş, kişilerin/malların ve sermayenin serbest dolaşımı üzerine inşa edilmiş düzen yerini Yunanistan vb. gibi ülkelerin göçmen botlarını patlatarak Akdeniz’i bebek mezarlığı haline dönüştürdüğü düzene bırakmış, daha önce olduğu gibi kendi krizinin maliyelerini üçüncü ülkelere yayamayan Avrupa politika üretmekte zorlanmaya başlamıştır.

Kapitalist sistem “tıkalı damarlarını açmak için” kapitalizm tarihi boyunca bir takım araçlar geliştirmiş ancak bilindik olan bu araçlar yaşanan son gelişmeleri aşmaya yetmemiştir. Nitekim bilindik birinci araç özelleştirmeler aracılığıyla kamusal alanın ticarileştirilmesidir ve artık zaten özelleştirilecek neredeyse hiçbir şey kalmamıştır. İkinci araç teknolojik yapılanmadır ki burada Çin, Rusya, Türkiye gibi büyük rakipler doğmuş ve hegemonya kaybedilmiştir. Üçüncü araç devletin piyasaya müdahale etmesidir ki bu zaten yapılmıştır ve yapılmaya devam etmektedir. Bir diğer araç emek maliyetlerinin düşürülmesidir ve bu noktada tüm dünyada ücretli kesim tarih boyunca olmadığı kadar düşük seviyede milli gelirlerden pay almaktadır.

Sistemin kullandığı en etkili iki aracı bilerek sona bıraktım. Nitekim reel sektörde karlılık oranı düşen sermaye, finans piyasalarını manipüle etmeye yönelir ki şu an finans piyasalarında altın, petrol, kripto para vb. gibi alanlarda yaşanan günlük, saatlik hatta anlık oynakların nedeni budur. Bir diğer araç ise sistemin parçası olmayan coğrafyaları sisteme dahil etmektir. İşte  Venezuela’da yaşanan, İran’da yaşanmaya devam eden yakın zamanda Küba’da yaşanacak çatışmalar bu düşüncenin sahaya somut yansımadır.

The post MAKRODAN MİKROYU OKUMAK first appeared on Kanal 3 Tv.