Yazar: admin

  • Özel bireyler ve aileleri iftarda buluştu

    Özel bireyler ve aileleri iftarda buluştu

    Düzenlenen iftar programına Afyonkarahisar Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Serteser, Afyonkarahisar Valiliği İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürü Abdurrahman Özdilekler, Gül Anneler Derneği Onursal Başkanı Halise saygı ve STK temsilcileri ile çok sayıda davetli katıldı.

    Programda özel bireyler ve aileleri hem iftar yaptı hem de birlikte vakit geçirerek dayanışma ve birlik mesajı verdi.
    Geleneksel iftar programları devam edecek
    Programda konuşan Afyonkarahisar Down Sendromlular Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Fatma Mert, dernek olarak her yıl düzenledikleri iftar programlarını geleneksel hale getirdiklerini belirterek katılımcılara teşekkür etti. Mert, özel bireylerin toplumsal hayatta daha görünür olması ve ailelerin bir araya gelerek dayanışma içinde olması amacıyla bu tür etkinlikleri sürdüreceklerini ifade etti.
    İftar programı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Dolayısıyla pasta kesilmesi ve hatıra fotoğrafları çekilmesiyle sona erdi

  • İsrail’in Lübnan’a Saldırılarında Can Kaybı Artıyor: 2 Mart’tan Bu Yana 394 Kişi Hayatını Kaybetti

    İsrail’in 2 Mart’ta başlattığı yoğun saldırılar Lübnan genelinde devam ederken, can kaybı ve yaralı sayısının artmaya devam ettiği bildirildi.

    Lübnan Sağlık Bakanı Reken Nasreddin düzenlediği basın toplantısında, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybedenlerin ve yaralananların sayısına ilişkin son bilgileri paylaştı.

    Can kaybı 394’e yükseldi

    Sağlık Bakanı Nasreddin, İsrail’in 2 Mart’tan bu yana Lübnan’a düzenlediği saldırılarda 83’ü çocuk olmak üzere toplam 394 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Saldırılarda yaralananların sayısının ise 1130’a yükseldiğini belirtti.

    Lübnan Sağlık Bakanlığı daha önce yaptığı açıklamada, saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısının 294, yaralı sayısının ise 1023 olduğunu duyurmuştu. Son açıklamayla birlikte ölü ve yaralı sayısının önemli ölçüde arttığı bildirildi.

    İsrail’in Lübnan’a saldırıları sürüyor

    İsrail ordusu 2 Mart’ta yaptığı açıklamada Lübnan’dan füze atıldığının tespit edildiğini ve bunun ardından ülkenin kuzey bölgelerinde sirenlerin devreye girdiğini duyurmuştu.

    Bu gelişmenin ardından İsrail ordusu Lübnan geneline yönelik geniş çaplı hava saldırıları başlattığını açıkladı. Saldırılarda başkent Beyrut da hedef alındı.

    İsrail ordusunun Lübnan’a yönelik saldırılarını hem havadan hem de denizden yoğun şekilde sürdürdüğü belirtilirken, Tel Aviv yönetimi kara işgalini genişletme kararı aldığını da duyurdu.

    The post İsrail’in Lübnan’a Saldırılarında Can Kaybı Artıyor: 2 Mart’tan Bu Yana 394 Kişi Hayatını Kaybetti first appeared on Kanal 3 Tv.

  • Tahran’da petrol depolarına saldırı sonrası gökyüzünü siyah duman kapladı

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları kapsamında başkent Tahran ve çevresindeki petrol depolama alanları hedef alındı. Saldırıların ardından petrol tesislerinde büyük yangınlar çıkarken, yükselen yoğun duman kentin gökyüzünü kapladı.

    Yangınların gece boyunca sürdüğü ve Tahran’ın birçok noktasından görülebildiği bildirildi. Sabah saatlerinde ise petrol depolama tesislerinden yükselen dumanların tüm şehrin semalarını siyah bulutlarla kapladığı görüldü.

    Tahran’da gökyüzünden kül yağdı

    Petrol depolarındaki yangınların ardından Tahran’da gökyüzünden kül yağdığı gözlendi. Yağan küllerin evlerin ve araçların yüzeyinde siyah bir tabaka oluşturduğu belirtildi.

    Yangının yol açtığı yoğun duman nedeniyle başkentte hava kirliliği de ciddi seviyeye ulaştı. İranlı yetkililer, vatandaşlara maske takmadan dışarı çıkmamaları yönünde uyarıda bulundu.

    Şehran petrol deposunda yangın sürüyor

    Tahran’ın kuzeybatısında bulunan Şehran petrol deposu saldırılarda ağır hasar aldı. Saldırının ardından depoda başlayan yangının halen devam ettiği bildirildi.

    Bölgede bulunan çok sayıda tanker ve araç kullanılamaz hale gelirken bazı evlerde de yangının sıçraması sonucu hasar oluştu. Petrol tesisine yakın bir sokakta bulunan 8 dükkanın tamamen yandığı ifade edildi.

    Petrol tesisinden yükselen yoğun dumanın Tahran’ın büyük bölümüne yayılmaya devam ettiği bildirildi.

    Benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluştu

    Petrol depolama alanlarının hedef alınmasının ardından Tahran’da yakıt tedariki konusunda endişe oluştu. Yetkililer, yakıt ikmal istasyonlarında kişisel kartlarla alınabilecek yakıt kotasını 30 litreden 20 litreye düşürdü.

    Sabah saatlerinden itibaren araçlarına yakıt almak isteyen İranlılar benzin istasyonlarına akın etti. Bu durum şehir genelinde uzun kuyrukların oluşmasına neden oldu.

    Araç sahipleri yakıt alabilmek için istasyonlarda uzun süre beklemek zorunda kaldı.

    İsrail Enerji Bakanı’ndan yeni saldırı mesajı

    İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, İsrail’de yayın yapan Radyo 103’e verdiği röportajda Tahran’daki petrol rafinerisine yönelik saldırının savaşın tırmanışına işaret ettiğini söyledi.

    Cohen, ilerleyen süreçte İran’daki enerji altyapısının daha yoğun saldırılarla hedef alınacağını ifade etti. İsrail yönetiminin belirlenen hedeflere ulaşmak için bir plan ve zaman çizelgesine sahip olduğunu öne sürdü.

    İsfahan’da çifte saldırı iddiası

    İran basınında yer alan haberlere göre ABD ve İsrail güçleri sabah saatlerinde İsfahan eyaletinde hava ve füze saldırıları düzenledi. Saldırıların İsfahan, Şahrıza ve Necefabad şehirlerini hedef aldığı belirtildi.

    Necefabad’da sivil bir noktaya düşen ilk füzenin ardından yardım ekipleri ve vatandaşların olay yerine geldiği sırada aynı noktaya ikinci bir füzenin daha isabet ettiği bildirildi.

    Saldırılarda en az 20 kişinin hayatını kaybettiği ve 50 kişinin yaralandığı aktarıldı.

    İsrail ordusu ise son 24 saat içinde İran’ın batısı ve merkezinde geniş çaplı saldırılar düzenlediklerini ve 400’den fazla hedefi vurduklarını açıkladı. Hedefler arasında balistik füze rampaları ve askeri üretim tesislerinin bulunduğu öne sürüldü.

    Sivil kayıplar artıyor

    İran’ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Said İravani, saldırıların başlamasından bu yana en az 1332 İranlı sivilin hayatını kaybettiğini açıkladı. Hayatını kaybedenler arasında yaklaşık 300 çocuğun bulunduğu bildirildi.

    İran Kızılayı ise saldırılarda 7 bin 943 konut, 1617 ticari birim, 32 sağlık merkezi ve 65 okulun hedef alındığını duyurdu.

    Başkent Tahran’da İnkılap Meydanı, Azadi Meydanı ve Nilüfer Meydanı gibi sivil nüfusun yoğun olduğu bölgelerin de bombalandığı belirtildi.

    Okul saldırısı için savaş suçu çağrısı

    İnsan Hakları İzleme Örgütü, 28 Şubat’ta İran’ın Minab kentindeki Şeceretü’t-Tayyibe Kız İlkokulu’na düzenlenen saldırının yasa dışı olduğunu açıkladı.

    Raporda, saldırının yüksek hassasiyetli güdümlü mühimmatlarla gerçekleştirildiğine dair bulgular bulunduğu belirtilerek olayın savaş suçu kapsamında soruşturulması gerektiği vurgulandı.

    İran Kızılayı, söz konusu saldırıda yaşları 7 ile 12 arasında değişen en az 165 öğrenci ve öğretmenin hayatını kaybettiğini bildirdi.

    İsrail’den İranlı üst düzey yetkililere tehdit

    İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada İran’daki üst düzey yetkililere yönelik saldırı tehdidinde bulundu.

    Adraee, İran Uzmanlar Meclisi’nin Kum kentinde toplanmasının beklendiğini belirterek yeni seçilecek lider ve toplantıya katılacak kişilerin de hedef alınabileceğini ifade etti.

    BAE’den saldırı iddialarına yalanlama

    Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail medyasında yer alan İran’daki bir su arıtma tesisine saldırı düzenlediği yönündeki iddiaları reddetti.

    BAE Federal Ulusal Konseyi Savunma İşleri Komitesi Başkanı Ali en-Nuaymi, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada söz konusu haberlerin gerçeği yansıtmadığını belirterek bu tür iddiaların provokasyon niteliği taşıdığını ifade etti.

    The post Tahran’da petrol depolarına saldırı sonrası gökyüzünü siyah duman kapladı first appeared on Kanal 3 Tv.

  • Afyonkarahisar’da tır yolcu minibüsüne çarptı: 11 yaralı

    Afyonkarahisar’da tır yolcu minibüsüne çarptı: 11 yaralı

    Afyonkarahisar’da tırın yolcu minibüsüne arkadan çarptığı trafik kazasında 11 kişi yaralandı.

    Kaza, Sultandağı ilçesi Çamözü köyü yakınlarında meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, Güven Akşehir firmasina ait yolcu minibüsü yol kenarında yolcu indirmek istediği esnada araca arkadan gelen ve sürücüsünün ismi belirlenemeyen 42 BEA 525 plakalı tır çarptı. Kazada 11 kişi yaralandı. Yaralılar kaza sonrası ihbarı üzerine bölgeye gelen ambulanslarla hastanelere kaldırıldı.

    Kaza sonrası araçların yoldan kaldırılması için yoğun uğraş verilirken bu esnada Afyonkarahisar-Konya karayolunun bir yönü yaklaşık 20 dakika trafiğe kapatıldı. Araçların kaldırılmasının ardından yoldaki trafik normale döndü.

    Kazanın ardından jandarma tarafından inceleme başlatıldı.

  • Japonlardan İran’daki çocuk katliamına dikkat çeken animasyon: 170 çocuğun hayatını kaybettiği bombardıman canlandırıldı

    Japonlar İran’da 170 Çocuğun Şehit Edildiği Bombardımanı Animasyonla Canlandırdı

    Japon animasyon sanatçıları ve yapımcılar, İran’da ABD -İsrail saldırısı sonucu gerçekleşen ve 170 çocuğun hayatını kaybettiği bombardımanı animasyon tekniğiyle yeniden canlandırdı. Savaşın siviller üzerindeki etkisini gözler önüne seren animasyon, özellikle çocukların yaşadığı trajediyi anlatmasıyla dikkat çekti.

    Kısa sürede sosyal medyada yayılan animasyon çalışması, savaşın yıkıcı yüzünü anlatan güçlü görselleriyle geniş kitlelerin ilgisini çekti.

    Bombardımanın Acı Tablosu Animasyona Taşındı

    Hazırlanan animasyonda, bombardıman sırasında yaşanan panik, patlamaların şehirde yarattığı yıkım ve sivillerin yaşadığı korku detaylı şekilde anlatılıyor. En dikkat çekici bölüm ise bombardıman sırasında hayatını kaybeden çocukların hikâyesinin görsel anlatımla aktarılması oldu.

    Animasyonu hazırlayan ekip, çalışmanın amacının savaşın gerçek yüzünü göstermek ve özellikle çocukların yaşadığı trajediyi unutturmamak olduğunu belirtti. Yapımda dramatik sahneler ve gerçek olaylardan esinlenen görüntüler kullanıldı.

    Savaşın Çocuklar Üzerindeki Etkisine Dikkat Çekildi

    Yapımcılar, animasyonun yalnızca bir sanat çalışması olmadığını, aynı zamanda savaşların siviller üzerindeki etkisini hatırlatmayı amaçlayan bir farkındalık projesi olduğunu ifade etti.

    Animasyonun yayınlanmasının ardından birçok kullanıcı sosyal medyada paylaşım yaparak savaşların en büyük bedelini çocukların ödediğine dikkat çekti.

    Uzmanlar ise animasyon ve görsel anlatım tekniklerinin savaşın yıkıcı sonuçlarını anlatmada güçlü bir araç olduğunu belirtiyor.

    Sosyal Medyada Geniş Yankı Uyandırdı

    Animasyon kısa sürede farklı platformlarda milyonlarca kişiye ulaştı. Özellikle savaş karşıtı mesajlar içeren sahneler, izleyenler üzerinde derin bir etki bıraktı.

    Birçok kullanıcı animasyonun savaşın acı gerçeklerini gözler önüne serdiğini belirterek çalışmayı paylaşırken, bazı kullanıcılar ise bu tür projelerin insanlık dramlarını hatırlatması açısından önemli olduğunu vurguladı.

    The post Japonlardan İran’daki çocuk katliamına dikkat çeken animasyon: 170 çocuğun hayatını kaybettiği bombardıman canlandırıldı first appeared on Kanal 3 Tv.

  • Alarm yokken insanlar nasıl uyanıyordu?

    İnsanlık, her saat başı metal pimler düşüren mumlardan Sanayi Dönemi’nde İngiltere’de kullanılan “knocker upper”lara kadar zamanında uyanmak için tarih boyunca çok sayıda yöntem geliştirdi. Özellikle karanlık kış aylarında iş başı saatine göre uyanmak hayati önem taşıyordu ve o dönemde erken uyarıcı saatler olsa da sıradan bir işçi için pahalıydı. Fabrikalar, işçileri uyandırmak ve çağırmak için düdükler ve çanlar kullanmayı denedi ancak bunlar genellikle güvenilir olmadı. Bunun yerine insanları uyandırmaya adanmış yepyeni bir meslek ortaya çıktı: “Knocker upper”lar.

    “Knocker upper” tüm gece ayakta kalıyordu

    Tarih bölümü doçenti Arunima Datta’ya göre “knocker upper” olan bir kişi sokak sokak ve bazen bütün mahalleleri dolaşarak pencereleri çalıyor, tıklıyor veya bezelye fırlatıyordu. Datta bir “knocker upper”ın görevini “Müşterilerinden yanıt alana kadar orada beklerdi, hareket etmezdi” diye anlatıyor. Aslında o dönemde “knocker upper”lara benzer çalışan insanlar dünyadaki pek çok toplulukta görev yapıyordu. Datta buna yönelik “Özellikle Ramazan ayında erken uyanıp sabah namazını kılmak ve imsak öncesi ilk öğünlerini almak zorunda olan Müslüman topluluklarda” örneğini sunuyor.

    “Knocker upper”lar tüm gece ayakta kalıyor ve insanları sıklıkla sabah 3’te uyandırmaya başlıyordu. Bir “knocker upper” 1876’da Bradford’daki bir evde saat 2’de çıkan yangını fark etmiş ve içeride derin uykuda olan aileyi uyandırarak hayatlarını kurtarmıştı.

    Benzer meslekler 19. yüzyılda diğer Avrupa ülkelerinde de ortaya çıktı. İtalya’da hooter’lar, Fransa’da ise reveilleur’lar vardı.

    Kişisel alarm saatleri yaygın olarak kullanılmadan önce insanlar genellikle doğal işaretler ve günlük rutinler aracılığıyla uyanıyordu. Avustralya’daki Sunshine Coast Üniversitesi’nde uyku sağlığı profesörü olarak çalışan Fatima Yaqoot, bu durumu “Gün ışığı en önemli sinyallerden biriydi. Sanayi öncesi pek çok toplumda günlük yaşam, gün doğumu ve gün batımı ritmine göre şekillenirdi; bu da doğal olarak sirkadiyen ritimleri oluşturuyordu” diye özetliyor.

    Sirkadiyen ritimler, uyku ve uyanma zamanlamasını belirliyor ve insanları uyutan ve uyandıran iki ana süreçten biri olarak kabul ediliyor. Diğeri ise gün boyunca uyku ihtiyacını artıran uyku basıncı. Yaqoot, bu süreci “Birlikte gece neden uykuya daldığımızı, uyumaya devam ettiğimizi ve sabah yeniden uyandığımızı anlamamıza yardımcı olurlar” şeklinde açıklıyor. İngiltere’deki Manchester Üniversitesi’nde tarih profesörü olan Sasha Handley ise “Sanayi öncesi dünyadaki herkesin sadece ışık ve karanlık döngüsüne göre yaşadığı tipik anlatıdan uzak dururdum. Bence bu doğru değil; çünkü insanların çalışması çoğu zaman geceye, hatta bazı görevlerin yılın belirli dönemlerinde yapılması gerektiğinde sabahın erken saatlerine kadar uzanır” diyor. Bunun yerine Handley insanların çalışma saatlerini düzenlemek için hem bedensel hem de teknolojik araçların bir karışımını kullandığına inanıyor.

    “Örneğin dini motivasyonlar, insanların yataklarının yanında saat tutma cihazlarını bulundurmalarının gerçekten önemli bir sebebiydi. Belirli bir saatte kiliseye gitmek ya da sabahın erken saatlerinde dualarını etmek istiyorlardı çünkü bunun onları Tanrı’ya daha da yaklaştıracağına inanıyorlardı”.

    O dönemde insanlar arasındaki uyku döngüleri farklı olabiliyordu. Sanayi öncesi çift fazlı uyku düzeni, gece boyunca iki kez uyumak, hala popüler bir fikir olarak kabul ediliyor. Fakat bazı akademisyenler teorinin kanıt temeline itiraz ediyor. Araştırmalar, dünyanın pek çok kültüründe hala çok fazlı uyku döngülerinin var olduğunu gösteriyor.

    Horozun ötmesi bir işaretti

    Uyanan hayvanların çıkardığı sesler, insanlığın ilk işitsel alarm saatleri olarak etiketleniyor. “Horozun şafakta öterek günün başladığını haber vermesi yaygın bir işaret” bilgisini veriyor Handley ve çanların da yaygın bir uyanma aracı olduğunu sözlerine ekliyor. Orta ve Batı Avrupa’da, orta çağ ve erken modern dönemde yaşamın kilise bölgesi (parish) etrafında organize edildiğini söylüyor ve insanların günlerini başlatmak ve düzenlemek için her saat başı çan çalan kişiye (bellringer) güvendiklerini anlatıyor.

    Öte yandan zamanın geçişini ölçmek için işaretlenmiş mum saatlerinin Antik Çin’de kullanıldığından da söz ediyor Handley: “Bazen öyle zekice tasarlanırlardı ki her saat başı bir çivi küçük bir metal tepsiye düşerdi”.

    Çin’de tütsü kullanılıyordu

    Çin’de zamanı tutmak için tütsü de kullanılıyordu; bazen iplerle asılmış metal toplar, altındaki tepsiye düşerek “gong” gibi ses çıkarırken 19. yüzyılda bir etnolog, Çin’de insanların kendilerini uyandırmak için tütsü çubuklarını ayak parmaklarının arasına yerleştirdiğini dahi kaydetmişti.

    Saat yapımı 17. yüzyılda önemli ölçüde ilerledi. İnsanların seyahat ederken kendi alarm saatlerini kendilerinin kurduğuna dair kanıtlar da var. İlk bilinen mekanik alarm saati 1787’de icat edildi, 1876’da ilk patent kaydı yapıldıktan sonra üretim daha yaygın hale geldi.

    1920’lere gelindiğinde alarm saatleri uygun fiyatlı olduğu için “knocker upper” mesleği de ortadan kalktı.

    The post Alarm yokken insanlar nasıl uyanıyordu? first appeared on Kanal 3 Tv.

  • İran ordusundan dikkat çeken açıklama: Savaşı 6 ay sürdürebilecek kapasiteye sahibiz

    İran ordusundan savaş kapasitesi açıklaması

    İran Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü Ali Muhammed Naini, İran’ın misilleme saldırılarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Fars Haber Ajansı’na konuşan Naini, İran Silahlı Kuvvetleri’nin savaş kapasitesine dair dikkat çeken ifadeler kullandı.

    Naini, İran Silahlı Kuvvetleri’nin mevcut operasyon temposunu koruyarak en az 6 ay sürecek yoğun bir savaşı sürdürebilecek kapasiteye sahip olduğunu söyledi.

    ABD ve İsrail hedeflerine saldırı iddiası

    Naini, ülkesinin ABD üsleri ve İsrail’e yönelik gerçekleştirdiği saldırılar hakkında da bilgi verdi. Açıklamasında ABD ve İsrail’e ait üs ve tesisler dahil olmak üzere 200’den fazla noktanın hedef alındığını belirtti.

    Saldırıların dağılımına ilişkin de bilgi veren Naini, İran’ın ateş gücünün yaklaşık yüzde 60’ının bölgedeki ABD üslerine, yüzde 40’ının ise İsrail hedeflerine yönelik kullanıldığını ifade etti.

    Yeni nesil füzeler kullanılabilir

    Naini, şu ana kadar gerçekleştirilen operasyonlarda ağırlıklı olarak birinci ve ikinci nesil füzelerin kullanıldığını dile getirdi. Gelecek aşamalarda ise daha gelişmiş, daha az kullanılan ve uzun menzilli füzelerle yeni bir saldırı stratejisinin uygulanabileceğini belirtti.

    Savaş planlayıcıları yanlış hesap yaptı iddiası

    Savaşın planlayıcılarının üç önemli konuda yanlış hesap yaptığını savunan Naini, İran liderine yönelik suikastın ardından ülkenin kısa sürede çökeceğinin düşünüldüğünü öne sürdü.

    Naini, savaşı planlayanların İran liderinin öldürülmesi halinde ülkenin 48 saat içinde çökeceğini, savaşın yalnızca 3 gün süreceğini ve İran’a karşı bölgesel ile uluslararası bir koalisyon kurulacağını hesapladıklarını ancak bu öngörülerin başarısız olduğunu ifade etti.

    ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları

    İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri, Tahran ile Washington yönetimleri arasında müzakereler devam ederken 28 Şubat’ta İran’a askeri saldırı başlattı.

    İran ise İsrail’in yanı sıra ABD üslerinin bulunduğu Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn başta olmak üzere bazı bölge ülkelerinde belirlediği hedeflere saldırılarla karşılık verdi.

    ABD ve İsrail saldırılarında İran lideri Ali Hamaney’in yanı sıra çok sayıda üst düzey yetkilinin hayatını kaybettiği bildirildi.

    İran Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Hüseyin Kermanpur ise ABD ve İsrail saldırılarında 926 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

    The post İran ordusundan dikkat çeken açıklama: Savaşı 6 ay sürdürebilecek kapasiteye sahibiz first appeared on Kanal 3 Tv.

  • Spotify açıkladı: Türkiye’de tüm zamanların en çok dinlenen kadın sanatçıları

    Sezen Aksu zirvede yer aldı

    Spotify Türkiye tarafından paylaşılan verilere göre Türkiye’de tüm zamanların en çok dinlenen kadın sanatçısı Sezen Aksu oldu. Türk pop müziğinin en etkili isimlerinden biri olarak kabul edilen sanatçı, yıllardır dinleyicilerden gördüğü yoğun ilgiyle listenin ilk sırasında yer aldı.

    Listede ikinci sırada Gülşen bulunurken üçüncü sırayı Hande Yener aldı. Dördüncü sırada Sertab Erener yer alırken beşinci sırayı Ebru Gündeş aldı. Böylece Türkiye müzik sahnesinde uzun yıllardır etkisini sürdüren bu isimler ilk beşi oluşturarak güçlü kadın sanatçılar arasında öne çıktı.

    Farklı müzik tarzları listede buluştu

    Spotify verilerine göre listenin devamında farklı müzik tarzlarını temsil eden birçok kadın sanatçı yer aldı. Altıncı sırada Simge bulunurken yedinci sıraya Zeynep Bastık yerleşti.

    Kendine özgü müzikal kimliğiyle dikkat çeken Melike Şahin sekizinci sırada yer aldı. Küresel müzik sahnesinin önemli isimlerinden Billie Eilish ise listede dokuzuncu sırada bulunarak ilk 10’daki tek uluslararası kadın sanatçı oldu.

    Listenin son sırasında ise zamansız hitleriyle nesiller boyunca dinleyicilerle buluşan Yıldız Tilbe yer aldı.

    Dinlenme artışları da dikkat çekti

    Spotify’ın paylaştığı verilere göre Türkiye’de son bir yılda dinlenme sayısını yüzde 7 binin üzerinde artıran Manifest dikkat çeken isimlerden biri oldu. Bunun yanı sıra Ebru Gündeş ve Şebnem Ferah da dinlenme sayılarında yüzde 80’in üzerinde artış yakalayarak öne çıkan sanatçılar arasında yer aldı.

    Spotify verilerine göre Türkiye’de tüm zamanların en çok dinlenen kadın sanatçıları listesi şu şekilde sıralandı:

    1. Sezen Aksu

    2. Gülşen

    3. Hande Yener

    4. Sertab Erener

    5. Ebru Gündeş

    6. Simge

    7. Zeynep Bastık

    8. Melike Şahin

    9. Billie Eilish

    10. Yıldız Tilbe

    The post Spotify açıkladı: Türkiye’de tüm zamanların en çok dinlenen kadın sanatçıları first appeared on Kanal 3 Tv.

  • İran’ın yeni dini lideri seçildi

    Ayatollah Mohsen Heidari Alekasir, dini liderin yerine geçecek kişinin büyük olasılıkla Washington’ın karşı çıktığı biri olacağını öne sürdü.

    İran’ın ABD için kullandığı “Büyük Şeytan” ifadesiyle anılan ABD’nin, bazı adayları alenen eleştirerek meclise istemeden de olsa “bir tür hizmet”te bulunduğunu söyledi. Sözleri, Donald Trump’ın din adamlarının Hamaney’in oğlu Müçtebe’yi halef olarak seçmesinin kabul edilemez olacağı yönündeki açıklamalarına gönderme yapıyor gibiydi.

    Heidari Alekasir, “Düşmanın karşı çıktığı birinin İran’a ve İslam’a daha çok fayda sağlaması muhtemeldir” dedi.

    İsrail ordusu, İran’ın merhum dini liderinin her halefini takip etmeye devam edeceği konusunda uyardı . Farsça olarak X adlı platformda yayınlanan bir gönderide İsrail ordusu, Hamaney’in yerine bir halef atamaya çalışan herkesi de takip edeceğini belirtti.

    Son günlerde 56 yaşındaki Mojtaba Hamenei, öne çıkan adaylardan biri olarak ortaya çıktı. Ancak eleştirmenler, bu hamleyi insan hakları örgütleri tarafından son aylarda en az 7.000 kişinin öldürülmesiyle suçlanan bir rejimi güçlendirmek olarak değerlendireceği için , atanması kesin olmaktan çok uzak . Ayrıca, babadan oğula geçiş, özellikle 1979’da monarşinin devrilmesiyle kurulan bir cumhuriyette, İran’ın Şii din adamları camiasında da hoş karşılanmıyor.

    İran anayasasına göre, 88 üyeli Uzmanlar Meclisi ülkenin en yüksek liderini seçmekle görevlidir. İran’ı 37 yıl yöneten Hamaney, 28 Şubat’ta Tahran’a düzenlenen ABD-İsrail saldırısında öldürüldü.

    Yeni lider atamak için yapılan din adamları toplantısı, İsrail ve İran arasındaki çatışmaların hafta sonu boyunca yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşti. İran’ın saldırıları Körfez genelindeki enerji altyapısını hedef alırken, İsrail’in saldırıları da İran içindeki petrol depolama ve yakıt tesislerini hedef aldı.

    İran’ın Pazar günü Körfez’e yönelik yeni bir saldırı dalgası yaşandı ; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn ve Kuveyt saldırılar bildirdi. Suudi Arabistan 15 insansız hava aracını ele geçirdiğini açıklarken, Bahreyn’deki saldırılar önemli bir tuz arıtma tesisinde “maddi hasara” yol açtı.

    The post İran’ın yeni dini lideri seçildi first appeared on Kanal 3 Tv.

  • Zaferin Sultanları set vermedi

    Zaferin Sultanları set vermedi

    Maça etkili başlayan Afyon Belediye Yüntaş, ilk sette rakibine üstünlük kurarak seti 25-22 kazandı ve karşılaşmada 1-0 öne geçti. İkinci sette de oyun üstünlüğünü sürdüren Zaferin Sultanları, seti 25-21 alarak skoru 2-0 yaptı. Üçüncü sette ise rakibine fazla şans tanımayan Afyon temsilcisi, 25-19’luk skorla seti kazandı ve mücadeleden 3-0 galip ayrıldı. >>>Mustafa BAYER

  • TRUMP’UN KÖTÜ SINAVI VE YENİ  DÜNYA DÜZENİ

    ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu alıkoyması (3 Ocak 2026) ve İran’a yönelik gerçekleştirdiği hava saldırıları (Mart 2026), Vesfalya Antlaşması ve modern uluslararası hukuk düzeninin temel taşlarını sarsan olaylar olarak kayıtlara geçti.

    1648 Vesfalya Antlaşması’nın en temel ilkesi, bir devletin sınırları içinde ne yaparsa yapsın, başka bir devletin ona müdahale edemeyeceğidir.(Kral kendi krallığının imparatorudur). Vesfalya sistemi, devletler arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde diplomasi masasınıkutsal” bir zemin olarak görürdü. Diplomasi, savaşın alternatifiydi.

    Modern uluslararası hukuk da, 1945 tarihli BM Şartı ile devletlerin egemen eşitliği ve toprak bütünlüğü ilkesi üzerine inşa edilmişti. (26 Haziran 1945’te San Francisco’da 50 ülke tarafından imzalanan ve 24 Ekim 1945’te yürürlüğe giren BM Şartı, Birleşmiş Milletler’in temel kurucu antlaşmasıdır. II. Dünya Savaşı sonrası uluslararası barış ve güvenliği sağlamak, insan haklarını korumak ve devletler arası işbirliğini geliştirmek amacıyla oluşturulan bu belge, Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisine sahip 5 daimi üyesini ‘ABD, eski SSCB, İngiltere, Fransa, Çin’ belirledi)

    VESFALYA ANLAŞMASI’NA GÖRE DURUM

    ABD ve İsrail’in “rejim değişikliği” hedefiyle başlattığı bu operasyonu Vesfalya Anlaşması kapsamında ele alırsak:

    1-Saldırı ile egemenlik bir hak olmaktan çıkıp, hegemonik güçlerin onayına bağlı bir “imtiyaz” haline getirmiştir.

    2- Cenevre’deki müzakereler devam ederken, yani masada el sıkışma ihtimali varken operasyon yapılması, diplomasiyi bir “çözüm aracı” olmaktan çıkarıp, bir “askeri aldatma” taktiğine dönüştürmüştür.

    3-Önce Maduro olayı ile yapılan denemeden sonra şimdi Ayetullah Ali Hamaney’in ailesiyle birlikte hedef alınarak öldürülmesi, “Siyasi Suikast”ı bir devlet politikası ve meşru bir savaş yöntemi olarak tescil etmiştir.

    BİRLEŞMİŞ MİLLETLER  (BM) ŞART’NA GÖRE DURUM

    Maduro Olayı: “Devlet Başkanı Bağışıklığı” ve “Kaçırma”

    ABD’nin Maduro’yu “narko-terörizm” iddiasıyla operasyon düzenleyerek New York’a getirmesi, şu temel ilkeleri ihlal etmektedir:

    BM Şartı Madde 2(4): Üye devletlerin, başka bir devletin siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet kullanmasını yasaklar. Bir devlet başkanının zorla alıkonulması, o devletin siyasi bağımsızlığına yönelik en doğrudan saldırıdır.

    Diplomatik Bağışıklık: Uluslararası teamül hukukuna göre, görevdeki devlet başkanlarıratione personae” (kişiye bağlı) dokunulmazlığa sahiptir. ABD mahkemelerinin Maduro’yu yargılama girişimi, egemen devletlerin birbirleri üzerinde yargı yetkisi kullanamayacağı ilkesini yok saymaktadır.

    Müdahale Etmeme İlkesi: BM’nin 2131 (XX) sayılı kararı, hiçbir devletin başka bir devletin iç işlerine müdahale edemeyeceğini vurgular.

    İran’a Yönelik Saldırılar: Meşru Müdafaa mı, Saldırganlık suçu mu?

    ABD ve müttefiklerinin İran’a yönelik bombardımanları, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı olmaksızın gerçekleştirildiğinden, hukuki açıdan bu durum şu riskleri barındırıyor:

    Meşru Müdafaa Sınırları (Madde 51): BM Şartı, kuvvet kullanımına yalnızca “silahlı bir saldırı gerçekleşmesi durumunda” ve BMGK önlem alana kadar izin verir. “Önleyici saldırı” doktrini, uluslararası hukukta hala tartışmalı ve çoğu zaman yasa dışı kabul ediliyor.

    Saldırganlık Suçu: Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) statüsünde tanımlanan saldırganlık suçu, bir devletin başka bir devlete karşı BM Şartı’nı açıkça ihlal eden kuvvet kullanımıdır. BMGK’nın beş daimi üyesinden biri olan ABD’nin bu eylemleri, konseyin “veto” yetkisi nedeniyle cezalandırılamasa da hukuken “yasa dışı” niteliğini korur.

    1. BM Güvenlik Konseyi’nin İşlevsizleşmesi

    Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK)’nın dünya barışını koruma görevi, daimi üyelerin bizzat çatışmanın tarafı olmasıyla tıkanmış durumda. Rusya ve Çin’in bu operasyonlara yönelik sert tepkileri ve ABD’nin veto gücü, uluslararası hukukun yaptırım gücünü zayıflatarak çok kutuplu bir kaos ortamına zemin hazırlıyor. 

    GİDİŞAT NEREYE DOĞRU EVRİLİYOR

    ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin hazırladığı rapora göre, İran’a yönelik geniş çaplı bir askeri saldırının bile rejimi devirmesi düşük ihtimal olarak değerlendiriliyor. The Washington Post’un aktardığı raporda, dini lider Hamaney’in öldürülmesine rağmen rejimin devamını sağlayacak mekanizmaların devreye gireceği belirtiliyor.                                                 Associated Press’in haberine göre, ABD istihbaratına yakın 2 yetkili, Rusya’nın İran’a, bölgede bulunan Amerikan savaş gemileri, uçakları ve askeri varlıklarıyla ilgili bilgiler sağladı öne sürüyor.

    Ayrıca, Trump’ın politikalarının Avrupa ülkelerini Çin’e yaklaştırdığı, yani Batı ittifakını salladı ve safların değişmesine neden olduğu iddia ediliyor.                                   

    TRUMP VE NETANYAHU TUZAĞA DÜŞTÜ

    Iraklı askeri analist SÜLEYMAN EL FAHD, savaşa ilişkin gelişmeleri özetle şöyle değerlendiriyor:

    İran, ABD’nin daha önce hiç tanık olmadığı kadar büyük eş zamanlı ve geniş çaplı bir karşı saldırı başlattı. Bölgedeki ABD askeri üsleri ağır bombardıman altına tutuldu. Wall Street Journal’a konuşan bir ABD’li yetkili, ordunun İran’ın kapasitesi karşısında şokta olduğunu belirtti. İran; Ürdün, Irak, Katar, BAE, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Kuveyt’teki tüm Amerikan üslerini hedef aldı İran’ın Körfez’deki ABD Üslerini Vurmaktaki asıl edefi eydi? En stratejik hedef, Körfez ve İsrail’in kuzeyindeki Amerikan radarlarını kör etmekti ve bu hedef başarıldı. Özellikle Katar’da bulunan, 5000 km menzilli ve balistik füzeleri takip etmek için kullanılan, 1.1 milyar dolar değerindeki bölgenin en büyük radarı FP-132 tamamen imha edildi. Böylece, İsrail ve ABD uçak gemileri korumasız ve şaşkın durumda kaldı. İnisiyatifi ele İran’ın siber saldırıları nedeniyle İsrail savunma sistemleri “kör” oldu. Şimdi, hassas, sıvı yakıtlı ve ağır harp başlıklı en tehlikeli füzeler doğru zamanı bekliyor. Jeopolitik Dengeler Alt Üst Oldu. Şu an Trump şokta; Amerikan ordusunun gururu kırıldı ve hayalet uçakları (stealth), İran radarları için kolay bir hedef haline geldi. Çin, ABD askeri varlıklarını izleyip İran’a bildirerek savaşın bir parçası haline geldi. Çin biliyor ki asıl hedef Pekin’i kuşatmak ve İpek Yolu’nu kesmek. BUGÜN SADECE MİLYARLARCA DOLARLIK RADARLAR DÜŞMEDİ, DÜNYANIN JEOPOLİTİK HARİTASI YENİDEN ÇİZİLDİ.

    TARİHE TANIKLIK EDİYORUZ.

    İsrailli gazeteci ve dünyanın en saygın Yahudilerinden biri olan ALON MİZRAHİ de, Telegram hesabından yaptığı açıklamada şöyle diyor:                                       İran, herkesin şaşkınlığına rağmen, Amerikan üslerini o kadar kapsamlı, o kadar büyük ölçekte ve o kadar kararlı bir şekilde yok ediyor ki, dünya buna hazır değil. İran, 4 gün içinde bölgedeki askeri hakimiyet alanını genişletmeyi başardı. ABD daha önce hiç böyle bir şey yaşamadı. Askeri durum o kadar ciddi ki, sansür bu savaşla ilgili neredeyse tüm yeni bilgileri engelliyor. Fark ettiyseniz, her geçen gün daha az bilgi alıyoruz. Bu savaşın ne kadar umutsuz olduğunu anlamak için, dördüncü günde Trump yönetiminden en akıl almaz öneri ve fikirleri duyuyorsunuz. ABD VE İSRAİL BU SAVAŞI KAYBETTİ.

    SONUÇ

    Sonuç olarak ÖNGÖRÜMÜ şöyle ifade edebilirim: İran’daki yönetim ve rejim  emperyalizmin bir ürünüdür. 1979 yılında İran’daki monarşik düzeni yıkıp, onun yerine teokratik bir düzen kuran Ayetullah Humeyni, onlarca yıl ABD, CIA ve NATO tarafından korunup kollandı. ABD’nin ve İsrail’in emperyalist çizgisi ise, dünyada zulümler, adaletsizlikler, yıkımlar ve sömürüye yol açtı.

    Gidişat şunu gösteriyor ki; bu savaş, BASKICI İRAN REJİMİNİN İNSAN HAKLARINA SAYGI YÖNÜNDE GEVŞEMESİNİ, DÜNYA DENGELERİNİN İSE YENİ BİR DÜZENE EVRİLMESİNİ SAĞLAYACAK. 

    remzidilan_48@hotmail.com

    The post TRUMP’UN KÖTÜ SINAVI VE YENİ  DÜNYA DÜZENİ first appeared on Kanal 3 Tv.

  • Savaşın Gölgesinde Turizm, Afyon’un Şifalı Suları

    Savaşın Gölgesinde Turizm, Afyon’un Şifalı Suları

    Ortadoğu’da Gerilim, Termal Turizmde Yeni Bir Dönem
    Ortadoğu yine kaynıyor.
    İran ile İsrail arasındaki gerilim her geçen gün daha yüksek sesle konuşuluyor. Dünya basını olası bir savaş senaryosunu tartışırken, küresel ekonomi ve enerji piyasaları kadar bir sektör daha dikkat kesilmiş durumda: turizm.
    Turizm sektörü dünyanın en hassas alanlarından biridir. Savaşın olduğu yere turist gitmez. Güvenlik algısı zayıflayan destinasyonlar kısa sürede listeden çıkar. Ancak turizm tamamen yok olmaz; yön değiştirir.
    Tarih bunu defalarca gösterdi.
    Bir bölgede kriz çıktığında turist başka bir ülkeye gider. Bir destinasyon zayıfladığında başka bir destinasyon yükselir. Bu yüzden küresel turizmde krizler çoğu zaman aynı zamanda yeni fırsatların da başlangıcıdır.
    Türkiye bu denklemin tam ortasında duran ülkelerden biridir.
    Türkiye’nin Sessiz Avantajı
    Ortadoğu’daki her gerilim Türkiye için çift yönlü bir etki yaratır. Bir yandan bölgesel risk algısı oluşur, diğer yandan turistler güvenli alternatifler aramaya başlar.
    Bu noktada Türkiye’nin güçlü bir avantajı vardır: turizm çeşitliliği.
    Türkiye sadece deniz turizmiyle ayakta duran bir ülke değildir. Bu topraklarda aynı anda;
    deniz turizmi
    kültür turizmi
    gastronomi turizmi
    doğa turizmi
    sağlık ve termal turizm
    varlığını sürdürebilir.
    İşte bu çeşitlilik kriz dönemlerinde Türkiye’nin sigortasıdır.
    Deniz Turizmi Dalgalanır, Termal Turizm Direnir
    Savaş ve siyasi gerilimler en çok kıyı turizmini etkiler. Akdeniz’de güvenlik algısı değiştiğinde tatil planları hızlıca değişebilir.
    Ancak turizmin bir alanı vardır ki krizlerden çok daha az etkilenir: termal turizm.
    Çünkü termal turizm;
    tatil değil sağlık arayışıdır,
    eğlence değil iyileşme ihtiyacıdır.
    Bu yüzden termal destinasyonların talebi daha stabil ilerler.
    Türkiye’de bu alanın en güçlü merkezlerinden biri ise tartışmasız Afyonkarahisar.
    Anadolu’nun Ortasında Bir Sağlık Merkezi
    Afyonkarahisar yalnızca bir şehir değil, aynı zamanda bir termal başkenttir.
    Şehrin etrafında yükselen termal tesisler yalnızca Türkiye’nin değil Avrupa’nın da dikkatini çeken bir altyapıya sahiptir.
    Özellikle;
    Hüdai Kaplıcaları
    Gazlıgöl Kaplıcaları
    Ömer Kaplıcaları
    gibi merkezler yüksek mineral değerine sahip sularıyla yıllardır şifa dağıtıyor.
    Romatizmal hastalıklardan kas ve eklem problemlerine kadar birçok sağlık sorununda tercih edilen bu sular, Afyon’u yalnızca bir turizm destinasyonu değil, aynı zamanda bir sağlık merkezi haline getiriyor.
    Afyon’un Asıl Gücü: Dört Mevsim Turizm
    Türkiye’nin sahil şehirleri yaz aylarında parlar. Ancak yaz bitince sezon da büyük ölçüde sona erer.
    Afyon ise farklıdır.
    Termal turizm;
    yazın da çalışır
    kışın da çalışır
    hafta sonlarında da doludur
    sağlık turizmiyle uzun konaklama yaratır.
    Yani Afyon turizmi yalnızca sezonluk değil, yılın tamamına yayılan bir ekonomidir.
    Bu da şehri turizm krizlerine karşı daha dayanıklı hale getirir.
    Yeni Bir Başlık: Ulaşım ve Zafer Havalimanı Fırsatı
    Ortadoğu’daki gerilim yalnızca turizm talebini değil, hava ulaşımını da doğrudan etkiliyor. Bölgedeki bazı hava sahalarının riskli görülmesi ve bazı uçuşların iptal edilmesi, havacılık sektöründe yeni rota arayışlarını gündeme getiriyor.
    Tam da bu noktada önemli bir potansiyel devreye giriyor:
    Zafer Havalimanı.
    Kütahya, Afyonkarahisar ve Uşak üçgeninde yer alan bu havalimanı, aslında Anadolu’nun en stratejik ulaşım noktalarından biridir.
    Özellikle Türk Hava Yolları ve diğer uluslararası havayolu şirketlerinin kriz dönemlerinde yeni ve güvenli alternatif rotalar oluşturması durumunda, Zafer Havalimanı bölgesel turizm için önemli bir avantaja dönüşebilir.
    Düşünün ki;
    Avrupa’dan gelen bir turist birkaç saatlik uçuşla Zafer Havalimanı’na inebilir, ardından yarım saat – bir saat içinde Afyon’daki termal tesislere ulaşabilir.
    Bu yalnızca bir ulaşım kolaylığı değil, aynı zamanda bölgesel turizm stratejisidir.
    Asıl Soru Şu
    Bugün Ortadoğu’da yaşanan gerilim dünya turizminin rotasını yeniden şekillendirebilir.
    Ancak mesele yalnızca kriz değildir. Asıl mesele şudur:
    Türkiye bu değişen turizm hareketini doğru okuyabilecek mi?
    Ve daha da önemlisi;
    Afyon gibi güçlü termal merkezler uluslararası sağlık turizminin merkezlerinden biri haline gelebilecek mi?
    Çünkü gerçek şu ki;
    Anadolu’nun ortasında sessizce kaynayan bu şifalı sular yalnızca Türkiye için değil, dünya turizmi için de büyük bir potansiyel taşıyor.
    Belki de artık Afyon’a yalnızca bir kaplıca şehri olarak değil,
    Avrupa’nın yeni sağlık turizmi merkezi olarak bakmanın zamanı gelmiştir.
    Ve belki de bu dönüşümün anahtarlarından biri;
    Afyon semalarına inecek yeni uçaklardır.

  • Sanayisinde ezber bozan çırak!

    Sanayisinde ezber bozan çırak!

    Sanayi sevgisi çocuklukta başladı

    Oto tamircisi babası İbrahim Tıraşoğlu’nun yanında henüz 10 yaşındayken anahtar tutmaya başlayan Selen, otomobillere olan tutkusu ağır basınca Anadolu Lisesi’ndeki eğitimini yarıda bırakarak Endüstri Meslek Lisesi’ne geçiş yaptı. 2025 yılında Ahilik Haftası’nda “Yılın Çırağı” seçilerek başarısını taçlandıran genç yetenek, okul çıkışlarında soluğu babasının tamirhanesinde alıyor.

    ANTALYA’DA BABASININ YANINDA OTO TAMİRCİLİĞİNİ ÖĞRENEN 17 YAŞINDAKİ MESLEK LİSESİ ÖĞRENCİSİ SELEN TIRAŞOĞLU, SANAYİ SİTESİNDE ARAÇLARIN BAKIMINDAN ŞANZIMAN SÖKÜP TAKMAYA KADAR BİRÇOK İŞİ YAPABİLİYOR. KÜÇÜK YAŞLARDAN BERİ BABASININ YANINDA BÜYÜYEN GENÇ KIZ, ÖNYARGILARI KIRARAK MESLEĞİNİ GELİŞTİRDİĞİNİ BELİRTEREK, “İLERİDE KENDİ TAMİRHANEMİ AÇMAYI ÇOK İSTİYORUM” DEDİ. (BEGÜM AKSOY – İBRAHİM SÖNMEZ/ANTALYA-İHA)
    Antalya’da babasının yanında oto tamirciliğini öğrenen 17 yaşındaki meslek lisesi öğrencisi Selen Tıraşoğlu, sanayi sitesinde araçların bakımından şanzıman söküp takmaya kadar birçok işi yapabiliyor. Küçük yaşlardan beri babasının yanında büyüyen genç kız, önyargıları kırarak mesleğini geliştirdiğini belirterek, “İleride kendi tamirhanemi açmayı çok istiyorum” dedi.

    Müşteriler önce şaşırıyor sonra tebrik ediyor

    Sanayiye gelen araç sahiplerinin başlangıçta bir kadın çırak gördüklerinde tereddüt ettiğini belirten Selen, işindeki hakimiyetini sergiledikten sonra tepkilerin hayranlığa dönüştüğünü ifade etti. “O tekerleği kaldırabilir misin?” diye soranların, iş bittiğinde kendi çocuklarını örnek göstererek kendisini tebrik ettiğini söyleyen Selen, bu durumun motivasyonunu artırdığını dile getirdi.

    ANTALYA’DA BABASININ YANINDA OTO TAMİRCİLİĞİNİ ÖĞRENEN 17 YAŞINDAKİ MESLEK LİSESİ ÖĞRENCİSİ SELEN TIRAŞOĞLU, SANAYİ SİTESİNDE ARAÇLARIN BAKIMINDAN ŞANZIMAN SÖKÜP TAKMAYA KADAR BİRÇOK İŞİ YAPABİLİYOR. KÜÇÜK YAŞLARDAN BERİ BABASININ YANINDA BÜYÜYEN GENÇ KIZ, ÖNYARGILARI KIRARAK MESLEĞİNİ GELİŞTİRDİĞİNİ BELİRTEREK, “İLERİDE KENDİ TAMİRHANEMİ AÇMAYI ÇOK İSTİYORUM” DEDİ. (BEGÜM AKSOY – İBRAHİM SÖNMEZ/ANTALYA-İHA)
    Antalya’da babasının yanında oto tamirciliğini öğrenen 17 yaşındaki meslek lisesi öğrencisi Selen Tıraşoğlu, sanayi sitesinde araçların bakımından şanzıman söküp takmaya kadar birçok işi yapabiliyor. Küçük yaşlardan beri babasının yanında büyüyen genç kız, önyargıları kırarak mesleğini geliştirdiğini belirterek, “İleride kendi tamirhanemi açmayı çok istiyorum” dedi.

    Kadın sürücülerin güven noktası oldu

    Sanayi ortamında bir kadın usta adayıyla karşılaşan kadın müşteriler, araçlarındaki sorunları Selen’e anlatırken kendilerini çok daha rahat hissettiklerini belirtiyor. “Bundan sonra hep sana geleceğiz” diyen müşterilerinden aldığı güçle çalışan Selen, özellikle motor mekaniği üzerine uzmanlaşmayı hedefliyor.

    ANTALYA’DA BABASININ YANINDA OTO TAMİRCİLİĞİNİ ÖĞRENEN 17 YAŞINDAKİ MESLEK LİSESİ ÖĞRENCİSİ SELEN TIRAŞOĞLU, SANAYİ SİTESİNDE ARAÇLARIN BAKIMINDAN ŞANZIMAN SÖKÜP TAKMAYA KADAR BİRÇOK İŞİ YAPABİLİYOR. KÜÇÜK YAŞLARDAN BERİ BABASININ YANINDA BÜYÜYEN GENÇ KIZ, ÖNYARGILARI KIRARAK MESLEĞİNİ GELİŞTİRDİĞİNİ BELİRTEREK, “İLERİDE KENDİ TAMİRHANEMİ AÇMAYI ÇOK İSTİYORUM” DEDİ. (BEGÜM AKSOY – İBRAHİM SÖNMEZ/ANTALYA-İHA)
    Antalya’da babasının yanında oto tamirciliğini öğrenen 17 yaşındaki meslek lisesi öğrencisi Selen Tıraşoğlu, sanayi sitesinde araçların bakımından şanzıman söküp takmaya kadar birçok işi yapabiliyor. Küçük yaşlardan beri babasının yanında büyüyen genç kız, önyargıları kırarak mesleğini geliştirdiğini belirterek, “İleride kendi tamirhanemi açmayı çok istiyorum” dedi.

    Hedef kendi tamirhanesini açmak

    Şu an şanzıman indirme ve ön düzen bakımlarını başarıyla yapan Selen Tıraşoğlu’nun en büyük hayali, gelecekte kendi tamirhanesinin sahibi olmak. Kız çocuklarının bu mesleğe kazandırılması gerektiğini savunan Selen, “Motorun parçalarını söküp takarken arızayı anlamak en zevkli iş. Kadınların bu sektörde sayısının artmasını ve önyargıların tamamen yıkılmasını istiyorum” dedi.

    İBRAHİM-SELEN TIRAŞOĞLU (BEGÜM AKSOY – İBRAHİM SÖNMEZ/ANTALYA-İHA)
    Antalya’da babasının yanında oto tamirciliğini öğrenen 17 yaşındaki meslek lisesi öğrencisi Selen Tıraşoğlu, sanayi sitesinde araçların bakımından şanzıman söküp takmaya kadar birçok işi yapabiliyor. Küçük yaşlardan beri babasının yanında büyüyen genç kız, önyargıları kırarak mesleğini geliştirdiğini belirterek, “İleride kendi tamirhanemi açmayı çok istiyorum” dedi.

    Babadan tam destek: Kızımla gurur duyuyorum

    1981 yılından beri mesleğin içinde olan baba İbrahim Tıraşoğlu, kızının bu yolu tamamen kendi isteğiyle seçtiğini vurguladı. Kızının başarısıyla gurur duyduğunu belirten usta baba, insanın sevdiği işi yapmasının ve kendi ayakları üzerinde durmasının hayattaki en büyük kazanım olduğunu ifade etti.

  • Kulu’da yeşil sahada anlamlı jest!

    Kulu’da yeşil sahada anlamlı jest!

    Öğrencilerden sahada görev yapan kadınlara çiçek

    Selçuk Üniversitesi Kulu Sağlık Bilimleri Fakültesi Sağlık ve Yaşam Topluluğu öğrencileri, maç başlamadan önce anlamlı bir etkinlik düzenledi. Gençler; sahada ter döken kadın hakem, güvenliği sağlayan kadın polis memurları ve sağlık personeli ile tribünleri dolduran kadın taraftarları unutmadı. Kadınlara günün anısına çiçek takdim eden öğrenciler, farkındalık oluşturdu.

    Futbolseverlerden büyük alkış

    Kulu İlçe Stadı’ndaki tribünlerden yükselen alkışlar, bu anlamlı jestin futbolseverler tarafından ne kadar takdir edildiğini gösterdi. Kadınların hayatın her alanında olduğu gibi sporda da varlıklarının ve emeklerinin önemine dikkat çekilen etkinlik, 1923 Afyonkarahisarspor ve ev sahibi ekip futbolcuları tarafından da ilgiyle takip edildi.

    KONYA’NIN KULU İLÇESİNDE, 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ DOLAYISIYLA BÖLGESEL AMATÖR LİG 7. GRUP’TA OYNANAN KULU BELEDİYESPOR İLE 1923 AFYONKARAHİSARSPOR KARŞILAŞMASINDA ANLAMLI BİR ETKİNLİK GERÇEKLEŞTİRİLDİ. (OĞUZHAN ERDOĞAN/KONYA-İHA)
    Konya’nın Kulu ilçesinde, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Bölgesel Amatör Lig 7. Grup’ta oynanan Kulu Belediyespor ile 1923 Afyonkarahisarspor karşılaşmasında anlamlı bir etkinlik gerçekleştirildi.

    Toplumsal farkındalık mesajı

    Sağlık ve Yaşam Topluluğu üyeleri, bu tür etkinliklerle kadın haklarına ve toplumsal eşitliğe dikkat çekmeyi hedeflediklerini belirtti. Maçın rekabet dolu atmosferi öncesinde yaşanan bu centilmence ve saygı dolu anlar, günün en güzel karelerinden biri olarak kayıtlara geçti.>>>İHA 

  • Rahatına düşkün bir bebek tabletini böyle izledi

    Rahatına düşkün bir bebek tabletini böyle izledi

    Rahatına düşkün bir bebek tabletini böyle izledi

    📶https://kanal3.com.tr/
    Sosyal Medya Hesaplarımızı Takip Ederek Son Dakika Haberleri Alabilirsiniz;
    İnstagram : https://www.instagram.com/kanal3tv
    Facebook : https://www.facebook.com/kanal3tv
    X: https://x.com/kanal3tv
    Telegram : https://t.me/kanal3_tv
    Whatsapp : https://whatsapp.com/channel/0029VaFDm2rEKyZKvlSELq17
    Next : https://sosyal.teknofest.app/@kanal3tv

    #Kanal3AnaHaber #Kanal3Haber #Kanal3

  • Tövbe kapısının açık olması ne anlama gelir? | İftara Doğru

    Tövbe kapısının açık olması ne anlama gelir? | İftara Doğru

    📶https://kanal3.com.tr/
    Sosyal Medya Hesaplarımızı Takip Ederek Son Dakika Haberleri Alabilirsiniz;
    İnstagram : https://www.instagram.com/kanal3tv
    Facebook : <a href=”https://www.facebook.com/kanal3tv” target=”_blank” rel=”nofollow”>https://www.facebook.com/kanal3tv
    X: https://x.com/kanal3tv
    Telegram : https://t.me/kanal3_tv
    Whatsapp : https://whatsapp.com/channel/0029VaFDm2rEKyZKvlSELq17
    Next : https://sosyal.teknofest.app/@kanal3tv

    #Kanal3AnaHaber #Kanal3Haber #Kanal3

  • Afyonkarahisar Kadın Platformu 8 Mart’ta alanlara çıktı: Yoksulluğa ve şiddete karşı özgürlük mücadelesi büyüyecek

    Afyonkarahisar Kadın Platformu 8 Mart’ta alanlara çıktı: Yoksulluğa ve şiddete karşı özgürlük mücadelesi büyüyecek

    Atatürk’ün vizyonu ve eşitlik vurgusu

    Platform adına yapılan açıklamada, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Dünyada her şey kadının eseridir” sözü hatırlatıldı. Türk kadınının seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere kazandığı hakların çağdaş bir toplumun temeli olduğu belirtilirken, bu kazanımların korunması ve daha ileriye taşınması gerektiği ifade edildi.

    Emeğin sömürülmesine ve çocuk işçiliğine tepki

    Eğitim ve çalışma hayatındaki sorunlara değinilen açıklamada, özellikle son dönemde tartışılan esnek çalışma modellerinin kadınların yükünü artırdığı savunuldu. Kamu eliyle ücretsiz kreş açılmasının devletin bir sorumluluğu olduğu hatırlatılırken, MESEM projeleri üzerinden kız çocuklarının ucuz iş gücü olarak kullanılmasının önüne geçilmesi çağrısı yapıldı.

    Şiddet ve cezasızlık politikalarına eleştiri

    Kadın cinayetlerindeki artışa dikkat çeken platform üyeleri, 2026 yılının ilk ayında 22 kadının katledildiğini belirterek İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun’un etkin uygulanmamasını eleştirdi. Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Fatmanur Çelik ve diğer şiddet mağdurlarının isimlerinin anıldığı açıklamada, “Laiklik, kadınların yaşam ve eşitlik güvencesidir” denildi.

    Dokuz maddelik çözüm çağrısı

    Afyonkarahisar Kadın Platformu, mücadelesini şu temel talepler üzerinden sürdüreceğini ilan etti: Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve caydırıcı tedbirlerin alınması. Güvenceli iş ve insanca yaşamaya yetecek ücret. Kadın istihdamını artıracak sosyal politikalar. Ücretsiz, nitelikli ve tam zamanlı kamu kreşleri. 8 Mart’ın kadınlar için ücretli izin günü sayılması. Demokratik, laik ve barış içinde bir ülke.

    Afyonkarahisar Kadın Platformu, açıklamasını “Yaşasın kadın mücadelemiz” sloganıyla sonlandırırken, kentteki tüm kadınları haklarına sahip çıkmaya davet etti.>>>HABER MERKEZİ

  • Alman Hukuk Sistemi tüm yönleriyle ele alındı

    Alman Hukuk Sistemi tüm yönleriyle ele alındı

    AKÜ Hukuk Fakültesi konferans salonunda gerçekleştirilen “Alman Hukukuna Giriş” Konferansı’nda, Kiel Üniversitesi Avrupa ve Uluslararası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Enstitüsü Eş Direktörü Prof. Dr. Caroline S. Rapatz, Alman hukukunun tarihi köklerinden modern yargı sistemine, anayasal güvencelerden hukuk eğitimindeki zorluklara kadar bilgilerin yer aldığı bir sunum gerçekleştirdi.

    AKADEMİK HAREKETLİLİKTE YENİ BİR DÖNEM

    Etkinliğin açılış konuşmasını yapan ve koordinasyonunu üstlenen AKÜ Hukuk Fakültesinden Dr. Öğretim Üyesi Özlem Burdurlu Ahlat, konferansın iki köklü üniversite arasında kurulan kalıcı akademik bağın ilk meyvesi olduğunu belirtti. Dr. Öğretim Üyesi Burdurlu Ahlat, Prof. Dr. Rapatz’ın ziyaretinin ardından kendisinin de iadei ziyaret kapsamında Kiel Üniversitesi’nde bilimsel çalışmalarda bulunacağını ve bu tür değişimlerin hem öğrenciler hem de akademisyenler için küresel ölçekte bir vizyon sunduğunu kaydetti.

    ALMAN ANAYASASININ TEMELİ: İNSAN ONURU VE EBEDİYET MADDESİ

    Konuşmasına Alman hukuk sisteminin sarsılmaz temeli olan anayasal çerçeveyle başlayan Prof. Dr. Rapatz, Almanya’da Anayasa’nın resmi olarak “Temel Kanun” (Grundgesetz) olarak adlandırılmasının tarihsel nedenlerini paylaşarak, bireyi devlet karşısında koruyan en güçlü kalkanın “İnsan onuru dokunulmazdır” ilkesi olduğunu ve Anayasa’nın ilk 20 maddesinin tamamen temel haklara ayrıldığını ifade etti. Ayrıca “Ebediyet Maddesi” (Ewigkeitsklausel) sayesinde demokrasi, federalizm ve insan onuru gibi temel ilkelerin hiçbir siyasi çoğunluk tarafından değiştirilemeyeceğini hatırlatan Rapatz, bu yapının hukuk sisteminin en büyük güvencesi olduğunu ifade etti.

    ALMAN HUKUK EKOLÜNDE KAMU VE ÖZEL HUKUK AYRIMI

    Prof. Dr. Rapatz, sunumunda Alman hukukundaki iki dev sütun olan Kamu Hukuku ve Özel Hukuk ayrımını teknik detaylarıyla analiz ederek, Almanya’da idare hukukunun bir sanat gibi icra edildiğini, Alman bürokrasisinin son derece teknik olmasına rağmen bu yapının vatandaşın haklarını en ince ayrıntısına kadar korumayı amaçladığını ve bina yönetmeliklerinden çevre koruma kurallarına kadar her şeyin bu disiplinli yapının bir parçası olduğunu belirtti. Özel hukukta tarafların eşitliği ilkesine vurgu yapan Rapatz, 1900 yılında yürürlüğe giren Alman Medeni Kanunu’nun (BGB) vatandaşın hayatındaki merkezi rolünü anlatırken taşınmaz mülkiyeti, sözleşmeler hukuku ve aile mal rejimleri konularında Türk ve Alman hukukları arasındaki benzerliklere ve ortak köklere değindi.

    HUKUK EĞİTİMİNDE “STRES TESTİ”: DEVLET SINAVLARI (STAATSEXAMEN) Rapatz, Almanya’da hukuk eğitimi ve mesleğe kabul süreçleri kapsamında Alman hukuk eğitiminin “genelci” bir yapıya sahip olduğunu belirterek, sistemi bir “stres testi” olarak tanımladı. Rapatz, öğrencilerin ilk yıllarda temel hukuki mantığı kavradığı ara sınav aşamasını, beş yıllık eğitimin sonunda tüm dalları kapsayan Birinci Devlet Sınavı’nın, ardından iki yıl süren ve hakimlikten avukatlığa kadar farklı kurumları kapsayan pratik eğitim döneminin (Referendariat) ve nihayetinde mesleğe tam yetkiyle başlamak için gereken İkinci Devlet Sınavı’nın zorluklarına ilişkin bilgiler paylaştı. Sürecin yıpratıcı olduğunu ifade eden Rapatz, buna rağmen zorlu maratonu başarıyla tamamlayan hukukçuların yüksek dayanıklılık ve derin bir hukuki nosyon kazandığını kaydetti.

    UZMANLAŞMIŞ YARGI VE KÜRESEL VİZYON

    Almanya’nın özgün yargı yapısı içinde yer alan İş, Sosyal, Mali ve İdari yargı gibi uzmanlaşmış mahkeme dallarının işleyişine de değinen Rapatz, özellikle İş Mahkemeleri’nde meslekten olmayan hakimlerin işçi ve işveren perspektifini kürsüye taşımasının toplumsal denge açısından kritik bir öneme sahip olduğunu aktardı. Soru-cevap bölümünde öğrencilerin uluslararası antlaşmaların normlar hiyerarşisindeki yeri ve mülkiyet hukuku hakkındaki sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Rapatz, Alman yargısının uluslararası taahhütlere “sözleşme dostu” bir yorumla yaklaştığını ve bu durumun Alman hukukunu küresel hukuk camiasının dinamik bir parçası haline getirdiğini belirtti. Etkinlik sonunda AKÜ Hukuk Fakültesi öğrencilerini Kiel Üniversitesindeki uluslararası lisansüstü programlara davet eden Rapatz, bu tür organizasyonların yeni nesil hukukçular için güçlü bir dostluk köprüsü kuracağını dile getirerek Dr. Öğretim Üyesi Özlem Burdurlu Ahlat ve üniversite yönetimine teşekkürlerini sundu. >>>Haber Merkezi

  • “Çare Cumhuriyet değerlerimizdedir”

    “Çare Cumhuriyet değerlerimizdedir”

    CHP Afyonkarahisar Kadın Kolları İl Başkanı Nazan Aksu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla İl Başkanlığı’nda açıklama yaptı. 8 Mart’ın tarihsel bir direniş olduğuna vurgu yapan Başkan Aksu, kadınların eşitsizlikle karşılaştığını ifade etti: “Bugün, tarihsel bir direnişin simgesi olan 8 Mart’ı; kadınların yaşam hakkının sistematik olarak tehdit edildiği, şüpheli ölümlerin karanlıkta bırakıldığı ve faillerin cezasızlıkla ödüllendirildiği bir dönemde karşılıyoruz. Şiddeti önlemekle yükümlü mekanizmaların işletilmemesi, kazanılmış haklarımıza yönelik aralıksız saldırılar ve bizlere hayatta kalmayı bir lütuf gibi sunan bu karanlık düzen bir tesadüf değildir. Ancak bilinmelidir ki; kadın düşmanı politikalara, derinleşen yoksulluğa ve bizi evlere hapsetmeye çalışan zihniyete karşı bizler; özgür ve eşit bir yaşamı örgütlemekten ve bu karanlığa dur demekten asla vazgeçmeyeceğiz. Bugün kadınlar sadece şiddetle değil; yoksullukla, güvencesizlikle ve görünmeyen emek sömürüsüyle de mücadele ediyor. Ev içi bakım yükü hâlâ büyük ölçüde kadınların omzunda. Çocuk, yaşlı, engelli bakımı kamusal bir sorumluluk olması gerekirken kadınların ‘doğal görevi’ gibi dayatılıyor. Kadınlar hem evde ücretsiz bakım emeği veriyor hem iş hayatında eşitsizlikle karşılaşıyor. Bu tabloyu kabul etmiyoruz.”

    “BİZİM YOLUMUZ, GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN YOLUDUR”

    Her zaman Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda olduklarını belirten Başkan Aksu, “Kadının ekonomik bağımsızlığı olmadan özgürlükten söz edilemez. Bu nedenle eşit işe eşit ücret talebimizi bir kez daha haykırıyoruz. Aynı işi yapan kadınların daha düşük ücret aldığı, terfilerde geri bırakıldığı, güvencesiz çalışmaya mahkûm edildiği bu adaletsiz düzen değişmelidir. Emeğimiz görünmez değildir, hakkımız pazarlık konusu değildir. Bizim yolumuz bellidir. Bizim yolumuz, kadını toplumsal yaşamın her alanında eşit gören, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkını pek çok Avrupa ülkesinden önce teslim eden Ebedi Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yoludur. Atatürk’ün ‘Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir’ sözü, bizim siyasi pusulamızdır” dedi.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN VAZGEÇMİYORUZ”

    Ülkeye eşitliği ve adaleti getireceklerinin altını çizen Aksu, “Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Genel Başkanımız sayın Özgür Özel’in liderliğinde; kadını sadece aile içinde değil, hayatın her karesinde güçlendiren, toplumsal cinsiyet eşitliğini kağıt üzerinde değil sokakta, iş yerinde ve Meclis’te var eden bir Türkiye mücadelesi veriyoruz.  Yerel yönetimlerimiz bunun en somut örneklerini ortaya koymaktadır. Belediyelerimizin açtığı kreşler, kadınların istihdama katılımının önündeki en büyük engellerden birini ortadan kaldırmaktadır. Kreş, kadınların çalışma hakkının teminatıdır. Çocuk bakımını yalnızca annenin sorumluluğu olarak gören anlayışı reddediyoruz. Kamusal, erişilebilir ve nitelikli bakım hizmetleri yaygınlaşmalıdır. Genel Başkanımızın vurguladığı gibi; eşitlik bir imtiyaz değil, en temel haktır. Ve biz haklarımızdan vazgeçmiyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz. 6284 sayılı kanun etkin ve eksiksiz uygulanacak, biz vazgeçmiyoruz. Eşit işe eşit ücret mücadelemizden vazgeçmiyoruz. Kadınların sırtına yüklenen ev içi bakım sorumluluğunun kamusal politikalarla paylaşılmasını istemekten vazgeçmiyoruz. Yoksulluğun en ağır yükünü taşıyan kadınların sesi olmaktan asla vazgeçmiyoruz. Kadınların özgür olmadığı bir toplumda, demokrasi sadece bir kelimeden ibarettir. Bizler Cumhuriyet Halk Partisi Kadın Kolları olarak; korkmadan, yılmadan, omuz omuza mücadele ederek bu ülkeye eşitliği de adaleti de getireceğiz” ifadelerine yer verdi.

    “ÇARE CUMHURİYET DEĞERLERİMİZDE, KURTULUŞ MÜCADELEMİZDEDİR”

    Başkan Aksu, “Bugüne, kadın mücadelesinin tarihine isimlerini yazdıran, New York’ta hakları için, eşit işe eşdeğer ücret almak için grev yapan, işverenin bu kadınların üzerine kapıyı kilitlemesinin ardından yanarak can veren 129 kardeşimizi anıyoruz. Bu kadınların direnişleri, bugün şiddete, eşitsizliğe ve karanlığa karşı yükselen her kadın sesinde yaşamaktadır. Bizler de onların bıraktığı yerden, korkmadan ve boyun eğmeden mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. 8 Mart, sadece bir anma günü değil, eşitliğe giden yolda bir isyan ve inşa günüdür. Yaşasın kadın dayanışması, yaşasın örgütlü mücadelemiz. Son sözümüz net ve bakidir. Çare eşitliktedir.  Çare Cumhuriyet değerlerimizde, kurtuluş mücadelemizdedir” dedi. >>>Haber Merkezi

  • “Kadınlarımızın daima yanında olmaya devam edeceğiz”

    “Kadınlarımızın daima yanında olmaya devam edeceğiz”

    Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) KAÇEP’ten sorumlu İl Başkan Yardımcısı Nesrin Çelikbilek ve KAÇEP üyesi kadınlar, Ankara ATO Congresium’da düzenlenen “Üç Hilalin Aydınlığında Altaylar’dan Tuna’ya Türk Kadını” temalı 8 Mart Dünya Kadınlar Günü programına katıldı. Programa MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de iştirak etti. Başkan Nesrin Çelikbilek yaptığı açıklamada, “Program kapsamında, Genel Başkanımız sayın Devlet Bahçeli’ye ‘Türk ve Türkiye Yüzyılında Kadın’ Türk kadınının tarihsel rolünü ve Türkiye Yüzyılı vizyonundaki yerini akademik bir perspektifle ele alan bir eser ve KAÇEP teşkilatlarımız adına el dokuması bir halı takdim edildi. Adana Olgunlaşma Enstitüsünün programa özel hazırladığı Türk devletleri kadın kıyafetlerinden oluşan defile düzenlendi. Milliyetçi Hareket Partisi, kadınların üstlendikleri yükün farkındadır ve buna sonsuza kadar saygı duyacaktır. Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli beyefendinin şu sözleri bizler için bir pusuladır. Türk kadını; evinde ana, işinde emekçi, toplumda öncü, devletinde sadık bir neferdir. Kadının üstlendiği sorumluluk, yalnızca aile içi rollerle sınırlı değildir. Türk siyasi ve toplumsal tarihi açıkça göstermektedir ki, Türk kadını gerektiğinde en ön safta yer alan, bedel ödeyen ve tarihsel sorumluluk üstlenen aktörlerdir. MHP KAÇEP teşkilatları olarak kadınlarımızın daima yanında olmaya; seslerini duyurmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor, Türk milletinin bütün kadınlarını sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum” ifadelerine yer verdi. >>>Haber Merkezi

  • İspanya’da İstiklal Marşı yankılandı!

    İspanya’da İstiklal Marşı yankılandı!

    Türkiye’ye ilk altın madalyayı getirdi

    800 metre finalinde sergilediği üstün performansla dikkat çeken Mehmet Emin Eğilmez, yarışı 1:55:47’lik derecesiyle ilk sırada tamamladı. Milli atlet, bu başarısıyla Türkiye’ye VIRTUS Dünya Salon Atletizm Şampiyonası tarihindeki ilk altın madalyasını kazandırarak adını spor tarihine altın harflerle yazdırdı.

    Şampiyonaya damga vurdu: 3 madalya birden

    Mehmet Emin Eğilmez’in İspanya’daki madalya avı sadece 800 metre ile sınırlı kalmadı. Şampiyona genelinde müthiş bir form grafiği çizen milli sporcu, organizasyonu 2 altın ve 1 bronz madalya ile tamamlayarak Türkiye’nin gururu oldu. Eğilmez’in bu başarısı, özel sporcular atletizm branşında Türkiye’nin uluslararası alandaki yükselişini bir kez daha kanıtladı.

    Ourense’de Türk bayrağı en üstte

    Dünya şampiyonluğunu kazandığı yarışın ardından büyük bir sevinç yaşayan Eğilmez, Türk bayrağıyla zafer turu attı. Milli sporcunun elde ettiği bu tarihi derece, hem teknik heyet hem de spor camiası tarafından büyük bir takdirle karşılanırken, başarısı gelecek organizasyonlar için büyük bir umut ışığı oldu.>>>İHA

  • CHP Gençlik Kolları’ndan kadınlara karanfil

    CHP Gençlik Kolları’ndan kadınlara karanfil

    Sevgi Yolu ve Tarihi Uzun Çarşı çevresinde gerçekleştirilen etkinlikte kadınların gününü kutlayan gençlik kolları üyeleri, kadınların toplumdaki emek ve katkısına dikkat çekti. Vatandaşlarla sohbet eden ekip, kadınların hayatın her alanında önemli bir rol üstlendiğini vurguladı. CHP Gençlik Kolları tarafından yapılan açıklamada, kadınların eşit, özgür ve güvenli bir yaşam sürmesi için mücadele etmeye devam edecekleri ifade edilirken, emek veren ve üreten tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlandı. >>>Haber Merkezi

  • Rize’de ilk yarı fırtınası: Çaykur Rizespor penaltı golüyle soyunma odasına önde gitti

    Rize’de ilk yarı fırtınası: Çaykur Rizespor penaltı golüyle soyunma odasına önde gitti

    Laçi penaltıdan hata yapmadı

    Karşılaşmaya baskılı başlayan taraf Çaykur Rizespor oldu. Maçın henüz 10. dakikasında gelişen atakta Mebude, ceza sahası içerisinde Doğukan Sinik’in müdahalesiyle yerde kalınca hakem Oğuzhan Aksu tereddütsüz penaltı noktasını gösterdi. Beyaz noktanın başına geçen Laçi, kaleciyi ters köşeye yatırarak takımını 1-0 öne geçirdi.

    Antalyaspor direğe takıldı

    Kalesinde gördüğü golün ardından beraberlik için yüklenen Antalyaspor, ilk yarının son bölümlerinde önemli fırsatlar yakaladı. 39. dakikada gelişen hızlı atakta Van de Streek’in pasıyla buluşan Doğukan Sinik’in sert şutunda meşin yuvarlak yan direğe çarparak auta gitti. Konuk ekip bu pozisyonla skoru eşitleme şansını değerlendiremedi.

    Kaleciler kalesinde devleşti

    Mücadelenin 32. dakikasında Rizespor’un Mihaila ve Ali Sowe ile yakaladığı üst üste net pozisyonlarda kaleci Julian yaptığı kurtarışlarla farkın açılmasını önledi. Karşı kalede ise Fofana, Ceesay’in kafa vuruşunda yerinde müdahalesiyle güven verdi. İlk yarının kalan dakikalarında başka gol olmayınca Rizespor devre arasına galip giren taraf oldu.>>>İHA 

  • Ege’de korkutan sarsıntı!

    Ege’de korkutan sarsıntı!

    Sarsıntı yerin 7 kilometre derinliğinde gerçekleşti

    AFAD tarafından yapılan açıklamada, depremin yerin yaklaşık 7 kilometre derinliğinde meydana geldiği belirtildi. Yüzeye yakın gerçekleşmesi nedeniyle sarsıntının hissedilme oranı artarken, vatandaşlar panikle ev ve iş yerlerinden dışarı çıktı. Manisa merkez ve ilçelerinde herhangi bir can veya mal kaybı olup olmadığına dair saha tarama çalışmaları başlatıldı.

    İzmir’de de büyük panik yaşandı

    Depremin merkez üssüne yakınlığı nedeniyle İzmir’de özellikle yüksek katlı binalarda oturan vatandaşlar sarsıntıyı net bir şekilde hissetti. Sosyal medya üzerinden paylaşılan mesajlarda İzmir genelinde sarsıntının endişe yarattığı görülürken, yerel yönetimler şu ana kadar intikal eden olumsuz bir durumun olmadığını duyurdu.

    Uzmanlar saha çalışmalarını sürdürüyor

    Güvenlik güçleri ve AFAD ekipleri, depremin ardından Manisa genelinde özellikle kırsal mahallelerde incelemelerini sürdürüyor. Valilik makamlarından yapılan ilk bilgilendirmelerde, asayişi olumsuz etkileyecek bir durumun saptanmadığı ancak artçı sarsıntılar konusunda vatandaşların dikkatli olması gerektiği hatırlatıldı.>>>HABER MERKEZİ