Yazar: admin

  • İnkaya Mağarası’nda 86 bin yıllık geçmiş araştırılıyor

    İnkaya Mağarası’nda 86 bin yıllık geçmiş araştırılıyor

    İlçeye bağlı Bahadırlı köyüne 2 kilometre mesafedeki Batı Anadolu’da keşfedilen ilk Paleolitik dönem mağarası olma özelliği taşıyan İnkaya Mağarası’nda, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Özer başkanlığındaki ekip tarafından yürütülen kazılar 10. sezonunda devam ediyor.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izniyle, Truva Bakır Madencilik ve T-Design Mühendislik Şirketi sponsorluğuyla Cumhurbaşkanlığı kararı kapsamındaki kazılarda bugüne kadar Orta Paleolitik Dönem’in sonu ile Üst Paleolitik Dönem’in başına tarihlenen 35 bini aşkın çakmak taşı ve bazalttan yontulmuş taş aletle bunlara ait parçalar gün yüzüne çıkarıldı.

    Araştırmalar, mağaranın yaklaşık 86 bin ila 22 bin 500 yıl önce insanlar tarafından kullanıldığını, bölgenin zengin su kaynakları ile taş ham maddesi ve besin olanakları sayesinde uzun süre yaşam alanı olarak tercih edildiğini ortaya koyuyor.

    İnkaya Mağarası'nda 86 bin yıllık geçmiş araştırılıyor

    Batı Anadolu’daki fosil insan varlığının ortaya konulmasının yanı sıra Anadolu ile Balkanlar arasındaki Paleolitik Çağ insanının karşılıklı göçlerine ışık tutulmasının amaçlandığı kazıda, bu yıl ilk kez jeofizik yer altı görüntüleme, termal drone, çevresel DNA (eDNA) ve optik tarihlendirme yöntemleri birlikte kullanılacak.

    “Kazılar mağaranın ana bölümünün batısındaki atölye alanında sürdürülecek”

    Kazı Başkanı Prof. Dr. İsmail Özer, AA muhabirine, bu yıl çalışmaların mağaranın üç farklı bölümünde yürütüleceğini söyledi.

    Kazıların ağırlıklı olarak mağaranın batısındaki “işlik” olarak değerlendirilen üretim alanında sürdürüleceğini belirten Özer, burada biriken dolgu toprağının kaldırılmasıyla bugüne kadar kapalı kalan batı girişinin ortaya çıkarılmaya başlandığını ifade etti.

    Özer, genişletilecek kazılar sayesinde mağara içerisindeki bozulmamış kültür katmanlarında ilk kez araştırma yapılmasının planlandığını dile getirdi.

    İnkaya Mağarası'nda 86 bin yıllık geçmiş araştırılıyor

    2026 yılı kazı çalışmalarının mağaranın en az 3 farklı alanında gerçekleştirileceğini belirten Özer, şöyle konuştu:

    “Kazılar ağırlıklı olarak mağaranın ana bölümünün batısındaki atölye alanında sürdürülecek. Bu mağara insanlarının üretim faaliyetlerini büyük oranda gerçekleştirdikleri ve sonrasında terk ettikleri bir alan. Şimdilik kalınlığı 3,5 metreyi aşan bir dolguya sahip. Bu alanda biriken atık toprak nedeniyle ağzı kapanan giriş açılmaya başlandı. Buradaki açmaların genişletilmesiyle ilk kez mağara içerisindeki bozulmamış katmanlarda da kazı çalışmalarının yapılması planlanıyor.”

    Özer, çevre düzenlemesi, buluntuların analizi ve alana gelen ziyaretçiler için bilgilendirme panolarının yerleştirilmesi gibi faaliyetler de yapacaklarını belirterek, şunları kaydetti:

    “Bu sezon kazılara jeofizik yöntemlerle yer altının görüntülenmesi, RGB ve termal drone ile alanın üç boyutlu haritalandırılması, çevresel DNA (eDNA) analizleriyle bölgenin paleoekolojisinin belirlenmesi ve optik uyarmalı lüminesans (OSL) analizleriyle yeni kazı alanlarının tarihlendirilmesi çalışmaları da eşlik edecek. Bu yıl gerçekleştireceğimiz bilimsel çalışmalar sayesinde kazının seyrini değiştirecek önemli bulgulara ulaşmayı hedefliyoruz.”

    İnkaya Mağarası’nda elde edilen buluntuların Türkiye’deki diğer Paleolitik mağara kazılarından farklı özellikler taşıdığına dikkati çeken Özer, bunların Balkan Paleolitiğiyle ilişkili olabileceğini ve Anadolu ile Balkanlar arasındaki tarih öncesi insan hareketlerine ışık tutmasının beklendiğini sözlerine ekledi.>>>AA

  • Türk havacılığında yolcu hedefi yükseldi

    Türk havacılığında yolcu hedefi yükseldi

    Türkiye’de hava yoluyla taşınacak yolcu sayısı hedefi, bu yıl için 258 milyon 669 bin 596’ya yükseltildi.

    AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğünün “Uçak, Yolcu, Yük Serisi ve Tahminleri Raporu” revize edildi.

    Bu kapsamda, geçen yıl direkt transit yolcular dahil 247 milyon 180 bin 962 olan hava yolu yolcu sayısının, bu yıl yaklaşık yüzde 4,6 artışla 258 milyon 669 bin 596’ya ulaşması öngörülüyor. Revizeden önceki hesaplamalarda yolcu sayısı 249 milyon olarak tahmin edilmişti.

    Gelecek yıl ise yolcu sayısının 271 milyon 743 bin 460’ı bulması bekleniyor.

    En büyük artış iç hatlarda olacak

    Geçen yıl 145 milyon 202 bin 376 olan dış hat yolcu sayısının bu yıl yüzde 3,6 artışla 150 milyon 432 bin 78’e çıkması öngörülüyor. Dış hat yolcu sayısının 2027’de ise 156 milyon 854 bin 99 olacağı tahmin ediliyor.

    Diğer yandan 2025’te 101 milyon 574 bin 184 olan iç hat yolcu sayısının ise bu yıl yüzde 6,1 artışla 107 milyon 774 bin 390 olarak gerçekleşmesi bekleniyor. İç hat yolcu sayısının 2027’de 114 milyon 398 bin 185’i bulacağı hesaplanıyor.

    Uçak trafiği artacak

    2025’te transit üst geçişler dahil 2 milyon 511 bin 726 olan uçak trafiğinin bu yıl 2 milyon 529 bin 8’e yükseleceği öngörülüyor. Uçak trafiğinin gelecek yıl 2 milyon 699 bin 624’e çıkacağı tahmin ediliyor.

    Bu kapsamda, iç hat uçak trafiğinin 2026’da 1 milyon 43 bin 705’i bulması bekleniyor. Dış hat uçak trafiği ise 973 bin 717 olarak tahmin edildi.

    Geçen yıl 583 bin 314 olan transit üst geçiş sayısının bu yıl 511 bin 586’ya gerilemesi, gelecek yıl 583 bin 838’e çıkması öngörülüyor.

    Türkiye geneli havalimanlarında geçen yıl 5 milyon 383 bin 836 tonu bulan yük hareketinin ise bu yıl 5 milyon 430 bin 838 tona ulaşacağı hesaplanıyor. Bunun 2027’de 5 milyon 637 bin 201 tona çıkması bekleniyor.>>>AA

  • Muğla’nın su ürünleri ihracatı ilk yarıda 422 milyon dolara ulaştı

    Muğla’nın su ürünleri ihracatı ilk yarıda 422 milyon dolara ulaştı

    Türkiye’nin deniz kültür balıkçılığı üretiminde önemli paya sahip Muğla’da, üretim miktarı ve ihracat hacmi artmaya devam ediyor.

    Tesislerde yetiştirilen balıklar, işleme merkezlerinde taze, soğutulmuş, dondurulmuş veya fileto olarak hazırlanıyor.

    Ürünler, iç pazarın yanı sıra ABD, Rusya ve Japonya başta olmak üzere 70’ten fazla ülkeye ihraç ediliyor.

    AA muhabirinin Muğla İl Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinden derlediği bilgilere göre, su ürünleri ihracatından elde edilen gelir geçen yılın ilk 6 ayına kıyasla yüzde 25 artışla yaklaşık 85 milyon dolar yükseldi. Bu dönemde ihraç edilen ürün miktarı ise yaklaşık 42 bin tona ulaştı. 6 aylık dönemde su ürünleri ihracatından 422 milyon dolar gelir elde edildi.

    İhracatta çipura, levrek ve alabalık ilk sıralarda yer alırken granyöz ve diğer deniz mahsulleri de dış pazarda talep görüyor.

    İl Tarım ve Orman Müdürlüğünden yapılan açıklamada, artışın tarımsal üretim ve dış ticaretteki olumlu gelişimi ortaya koyduğu belirtildi.

    Türkiye İhracatçılar Meclisinin (TİM) “İlk 1000 İhracatçı” listesinde Muğlalı firmaların yer aldığı vurgulanan açıklamada, üreticilerle birlikte hedefin ülke ekonomisine sağlanan katkıyı artırmak olduğu kaydedildi.

    Öte yandan, yetiştiricilikten paketleme, nakliye ve dalgıçlığa kadar farklı alanlarda yaklaşık 20 bin kişinin istihdam edildiği sektörün büyümeye devam ettiği ifade edildi.>>>AA

  • Hibrit HES’ler Avrupa’da 25 gigavatlık yenilenebilir enerji potansiyeli barındırıyor

    Hibrit HES’ler Avrupa’da 25 gigavatlık yenilenebilir enerji potansiyeli barındırıyor

    AA muhabirinin Londra merkezli düşünce kuruluşu Ember tarafından yayımlanan “Power on Tap” raporundan derlediği verilere göre, Avrupa Birliği’nin (AB) 2030 yenilenebilir enerji hedeflerinin karşılanabilmesi için mevcut şebeke kapasitesinde en az 120 gigavatlık ilave bağlantı kapasitesine ihtiyaç duyuluyor.

    Bağlantı kapasitesindeki yetersizlik, temiz enerji projelerinin şebeke bağlantı kuyruklarında beklemesine ve yatırımların yavaşlamasına neden oluyor.

    Avusturya, Bulgaristan, Fransa, İtalya, Portekiz, Romanya ve İspanya AB’deki toplam hidroelektrik kapasitesinin yüzde 71’ini oluşturuyor. Bu ülkelerin, mevcut hidroelektrik altyapısını kullanarak 2030’a kadar planladıkları yenilenebilir enerji kapasitesinin yüzde 18’ini ilave şebeke yatırımı yapmadan sisteme entegre edebileceği hesaplanıyor.

    Kapasite kullanım oranları iki katına çıkabilir

    Rapora göre, Avrupa’daki hidroelektrik santraller (HES) mevcut şebeke bağlantı kapasitesinin yalnızca yüzde 19’unu kullanıyor. Bu durum, şebeke bağlantılarının günün büyük bölümünde atıl kalmasına neden oluyor.

    “Kablo havuzu (cable pooling)” yöntemiyle aynı bağlantı noktasına rüzgar santrali eklenmesi halinde kullanım oranının yüzde 36’ya, güneş enerjisi santrali (GES) eklenmesi durumunda ise yüzde 31’e yükselebileceği hesaplanıyor.

    HES’lerle birlikte kullanılan yüzer GES’lerin de önemli avantajlar sunduğu vurgulanıyor. Suyun doğal soğutma etkisi sayesinde güneş panellerinin verimliliği artırılabiliyor. Rezervuarların kullanılmasıyla tarım ve orman arazileri üzerindeki arazi kullanım baskısı azaltılırken su yüzeyini kaplayan paneller buharlaşmayı sınırlandırarak su kaynaklarının korunmasına katkı sağlıyor.

    HES’lerin ağırlıklı olarak talebin yüksek olduğu sabah ve akşam saatlerinde, GES’lerin ise gün ortasında üretim yapmasının şebeke bağlantılarının gün boyunca daha dengeli kullanılmasına olanak sağlayabileceğine dikkati çekiliyor. Özellikle pompaj depolamalı HES’lerde güneş enerjisinden elde edilen fazla elektriğin suyu üst rezervuara pompalamak için kullanılmasının, temiz enerjinin depolanmasını kolaylaştırarak sistem esnekliğini artırdığı ifade ediliyor.

    Analiz edilen yedi ülke, AB’nin toplam 131 gigavatlık hidroelektrik kapasitesinin 93 gigavatını oluşturuyor. Kaynakların hibrit kullanım potansiyelinde yüzde 77’lik oranla Avusturya ilk sırada yer alırken Fransa ve İtalya da bu alanda öne çıkıyor.

    Düzenleme eksikliği yatırımları kısıtlıyor

    Rapora göre, hibrit projelerin sunduğu avantajlara karşın incelenen yedi ülke arasında yalnızca İspanya ve Portekiz’de bu alana yönelik özel yasal düzenlemeler bulunuyor.

    Ember Enerji Altyapıları Lideri Elisabeth Cremona, temiz enerji projelerinin bağlantı kuyruklarında uzun süre beklememesi gerektiğini belirterek, “Hibritleşme, şebeke tıkanıklığı yaşayan ülkeler için anında ve sıfır müdahale gerektiren bir çözüm sunuyor.” ifadesini kullandı.

    Raporda, enerji şebekelerindeki kapasite sorunlarının aşılması ve ağ genişletme maliyetlerinin azaltılması için “kablo havuzu” uygulamasının en etkili yöntemlerden biri olduğu vurgulanırken AB genelinde bürokratik engellerin kaldırılması ve hibrit projeler için izin süreçlerinin hızlandırılması çağrısı yapılıyor.>>>AA

  • Avrupa’da doğal gaz fiyatları yeniden ayrıştı

    Avrupa’da doğal gaz fiyatları yeniden ayrıştı

    Oxford Enerji Araştırmaları Enstitüsünün (OIES) raporuna göre, Avrupa’da uzun yıllar birbirine yakın seyreden doğal gaz fiyatları, Rusya’nın Ukrayna üzerinden Avrupa’ya gaz sevkiyatını durdurmasının ardından yeniden ayrıştı. Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) giriş noktalarına yakın ülkeler daha düşük fiyatlardan gaz temin ederken Orta ve Doğu Avrupa’da fiyatlar kalıcı biçimde daha yüksek seviyelerde oluşmaya başladı.

    LNG ithalatının yoğunlaştığı Fransa, Belçika, Hollanda ve İngiltere’deki ticaret merkezlerinde daha düşük fiyatlar oluşurken Almanya’nın doğusundan itibaren Orta ve Doğu Avrupa’daki merkezlerde fiyatlar kademeli olarak yükselmeye başladı.

    Fransa’nın TRF, Belçika’nın ZTP, Hollanda’nın TTF ve İngiltere’nin NBP ticaret merkezlerinde en düşük fiyatlar görüldü. Almanya’nın THE merkezi bunların üzerinde yer aldı, Çekya, Avusturya ve Slovakya’daki merkezlerde ise fiyatlar daha yüksek seviyelerde oluştu. Araştırmada, bu yapının LNG’nin ağırlıklı olarak Kuzeybatı Avrupa limanlarından sisteme girmesi ve gazın doğuya doğru taşınmasından kaynaklandığı vurgulandı. Bu eğilim 2026’nın ilk yarısında da devam etti.

    Avrupa gaz piyasası Rus gazındaki kayba rağmen işlem hacmi bakımından da büyümeyi sürdürdü. Avrupa’daki ticareti yapılan doğal gaz hacmi 2025’te önceki yıla göre yüzde 16 artarken fiziksel gaz talebi yüzde 8 yükseldi. Böylece, toplam işlem hacmi ilk kez 100 bin teravatsaat seviyesini aştı. Raporda, bu gelişmenin Avrupa gaz piyasasının yeni arz yapısına hızla uyum sağladığını gösterdiğine işaret edilerek, “Avrupa’nın ticareti yapılan doğal gaz piyasaları zorlu koşullar karşısında dayanıklılığını kanıtladı.” değerlendirmesine yer verildi.

    TTF küresel referans konumunu güçlendirdi

    Rapora göre, Hollanda merkezli TTF, Avrupa’nın açık ara en büyük doğal gaz ticaret merkezi olmayı sürdürdü.

    TTF’de işlem hacmi geçen yıl yüzde 14 artarken bu merkezdeki toplam işlem hacmi diğer sekiz büyük Avrupa gaz merkezinin toplamının 4,5 katına ulaştı. TTF ayrıca İngiltere’nin NBP merkezinin yaklaşık 9 katı, Almanya’nın THE merkezinin yaklaşık 20 katı ve İtalya’nın PSV merkezinin 52 katından fazla işlem hacmine sahip oldu.

    Avrupa’da gerçekleştirilen tüm doğal gaz işlemlerinin yüzde 81’i TTF üzerinden yapıldı. LNG ticaretinin artmasıyla Kuzey Amerika ve Asya’dan daha fazla piyasa katılımcısı TTF’de işlem yapmaya başladı ve TTF-Henry Hub fiyat farkına dayalı işlemler de giderek yaygınlaştı.

    Belçika yükselişe geçti

    Raporda dikkati çeken bir diğer gelişme ise Belçika’nın ZTP ticaret merkezi oldu. ZTP’de işlem hacmi 2025’te yüzde 165’in üzerinde artış gösterdi. Rapor, bu yükselişi Belçika’nın LNG ithalatındaki artış, İngiltere ve Fransa’dan gelen gaz akışının doğuya yönelmesi ve ülkenin Avrupa’nın önemli giriş noktalarından biri haline gelmesiyle ilişkilendirdi.

    Buna karşılık Rus gazına daha bağımlı olan Orta Avrupa’daki bazı ticaret merkezlerinde işlem hacimleri geriledi. Özellikle Slovakya’daki SVOB merkezinde işlem hacmi yüzde 77, Çekya’daki VOB’da ise yaklaşık yüzde 18 düştü. Rapora göre bu gerilemenin temel nedeni Rus gazı akışının kesilmesi sonrasında bölgedeki ticaret rotalarının değişmesi oldu.>>>AA

  • Türk F-16’ları Baltık semalarında 7/24 alarm görevinde olacak

    Türk F-16’ları Baltık semalarında 7/24 alarm görevinde olacak

    Anadolu Ajansı (AA) ekibi, NATO’nun Baltık Hava Polisliği görevi kapsamında Estonya’da konuşlanacak 5 F-16 savaş uçağı ile 76 personelin son hazırlıklarını Diyarbakır 8. Ana Jet Üs Komutanlığı’nda görüntüledi.

    Ağustos-Kasım döneminde yürütülecek görev kapsamında Türk pilotlar, Baltık hava sahasında 7 gün 24 saat esasıyla alarm-reaksiyon nöbeti tutarak olası hava sahası ihlallerine karşı hazır bekleyecek.

    Türk F-16'ları Baltık semalarında 7/24 alarm görevinde olacak

    Görev hakkında AA muhabirine bilgi veren Pars Filo Komutanı Hava Pilot Yarbay Özdemir, hava polisliği görevinin, NATO’nun müşterek hava sahasının korunması kapsamında gerçekleştirilen bir barış dönemi hava savunma faaliyeti olduğunu söyledi.

    Türk F-16'ları Baltık semalarında 7/24 alarm görevinde olacak

    Yarbay Özdemir, Baltık Hava Polisliğinin ise kendi savaş uçağı olmayan Baltık ülkeleri Estonya, Letonya ve Litvanya’nın hava sahasının korunması maksadıyla yapıldığını belirterek, şunları kaydetti:

    “Bu görev NATO’nun doğu kanadının savunması kapsamında stratejik olarak çok büyük önem arz etmektedir. Bu görev Türkiye’ye uluslararası alanda caydırıcılık, müttefik kuvvetlerle ortak çalışma ve stratejik güç kazandırma konularında önemli katkılar sağlayacaktır. Baltık Hava Polisliği, Türkiye’nin en köklü ve en büyük vurucu güçlerinden doğunun bekçileri 181’inci Jet Filo Komutanlığı Pars Filo’ya verilmiştir. Bu görevi Estonya Amari Hava Üssü’nde 5 uçak ve 76 personelle icra edeceğiz. Bu görev esnasında sınır ihlalleri ve tanımlanamayan hava araçlarına karşı 7/24 alarm-reaksiyon nöbeti tutacağız ve diğer müttefik ülkelerle ortak görevler icra edeceğiz. Pars Filo yurt dışı ve yurt içi görevlerde kendisini defalarca kanıtlamış bir filodur. Eğitim seviyemiz ve harbe hazırlığımız üst düzeydedir. Bu görevi de layıkıyla icra edeceğimize ve Türk bayrağını Baltık semalarında en iyi şekilde temsil edeceğimize olan inancımız tamdır.”

    Türk F-16'ları Baltık semalarında 7/24 alarm görevinde olacak

    “Bizi gökyüzünde bu seviyede tutan en önemli unsur, aldığımız zorlu, disiplinli ve aralıksız eğitimlerdir”

    Göreve büyük bir özveri ve disiplinle hazırlandıklarını belirten Pilot Üsteğmen Özmen ise NATO çatısı altında yürütecekleri Estonya Hava Polisliği görevi ve katıldıkları uluslararası tatbikatların, farklı coğrafyalardan müttefiklerle tek bir vücut olarak hareket edebilme kabiliyetlerine katkı sunduğunu söyledi.

    Pilot Üsteğmen Özmen, şöyle devam etti:

    “Bizi gökyüzünde bu seviyede tutan en önemli unsur, aldığımız zorlu, disiplinli ve aralıksız eğitimlerdir. Ancak şu asla unutulmamalıdır ki, bir savaş uçağının havalanması tek başına pilotun başarısı değildir. Arkasında gece gündüz çalışan bakım ekibinden kuleye, planlama subayından destek personeline kadar muazzam bir fedakarlık ve takım ruhu var. Bugün bu noktada olmak ve bu şerefli üniformayı taşımak isteyen kardeşlerime söyleyebileceğim en önemli söz, bu yol sarsılmaz bir disiplin, asla bitmeyen bir öğrenme tutkusu ve çelik bir irade ister. Bedeninizi ve zihninizi her zaman yüksek tutun. Bizler aldığımız yüksek standartlardaki eğitimle her zaman vatanımız ve müttefiklerimiz için her türlü göreve hazırız. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, ‘İstikbal göklerdedir.’ diyerek çizdiği vizyonun izinde sınırların ötesine geçmek ve bu gururu bizlerle yaşamak istiyorsanız gökyüzü sizleri bekliyor. Aramıza katılın.”

    Türk F-16'ları Baltık semalarında 7/24 alarm görevinde olacak

    NATO Hava Polisliği

    NATO Hava Polisliği, müttefik hava sahasının güvenliğini korumayı amaçlayan daimi bir barış zamanı görevi olarak ön plana çıkıyor. Kolektif bir görev olan hava polisliği, olası hava sahası ihlallerine hızlı bir şekilde müdahale etmeye hazır savaş uçakları ve mürettebatının 7 gün 24 saat sürekli varlığını içeriyor.

    Müttefikler arasında güçlü bir dayanışma göstergesi olan bu görev kapsamında, savaş uçağı kapasitesine sahip ülkeler, bu kapasiteye sahip olmayan ülkelerin hava sahasını güvence altına almaya yardımcı oluyor.

    NATO Baltık Hava Polisliği göreviyle ise Estonya, Letonya ve Litvanya’nın NATO’ya katıldığı 2004’ten bu yana Baltık semalarının güvenliği ittifak üyesi ülkeler tarafından sağlanıyor.

    Türk F-16'ları Baltık semalarında 7/24 alarm görevinde olacak

    Gerekli yeteneklere sahip NATO üyesi ülkeler, NATO’nun Baltık Hava Polisliği misyonuna gönüllü olarak katkıda bulunuyor ve bu sorumluluk dört ayda bir dönüşümlü olarak yürütülüyor.

    Misyonun 2004’teki konuşlandırılmasından bu yana, katılan NATO savaş uçakları Litvanya’daki Siauliai Hava Üssü’nde konuşlandırıldı.

    2014’ten beri ise Estonya’daki Amari Hava Üssü’nde de konuşlandırılan NATO uçakları, 2024’ten beri de Letonya’daki Lielvarde Hava Üssü’nde görev alabiliyor.

    Türk Hava Kuvvetleri ise NATO Hava Polisliği görevi kapsamında, 6 Temmuz-15 Eylül 2021 tarihleri arasında Polonya’da, 30 Kasım 2023-2 Nisan 2024 tarihleri arasında Romanya’da Geliştirilmiş Hava Polisliği görevlerini başarıyla tamamladı.

    Ağustos-Kasım 2026 tarihleri arasında Estonya’daki Amari Hava Üssü’nde görev alacak Türk Hava Kuvvetlerinin, Aralık 2026-Mart 2027 tarihleri arasında Romanya’da gerçekleştirilecek hava polisliği görevini üstlenmesi de planlanıyor.>>>AA

  • Türkiye’nin Suriye’ye ihracatı yılın ilk yarısında yüzde 26,4 arttı

    Türkiye’nin Suriye’ye ihracatı yılın ilk yarısında yüzde 26,4 arttı

    AA muhabirinin, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerinden derlediği bilgilere göre, yılın ilk yarısında Suriye’ye 3 milyon 182 bin 61 ton ürün gönderildi. İhracat miktarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36,6 arttı.

    Suriye’ye en fazla ihracat 103 milyon 879 bin dolarla değirmencilik ürünlerinde gerçekleştirildi. Bu sektörü 102 milyon 256 bin dolarla çimento, 80 milyon 107 bin dolarla elektrik ve enerji ürünleri izledi. Çimento ihracatındaki yüzde 116,8’lik artış öne çıktı.

    Suriye’ye yapılan ihracatta Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin payı 461 milyon 823 bin dolar olarak hesaplandı. Bölgenin ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre miktar bazında yüzde 34,6, değer bazında ise yüzde 11,4 arttı.

    Suriye’ye ihracattaki yükseliş sürüyor

    TİM Yönetim Kurulu Üyesi ve TİM Suriye Masası Başkanı Celal Kadooğlu, 2025’in Suriye pazarında yaklaşık yüzde 70’lik ihracat artışıyla tamamlandığını, 2026’da da yükseliş eğiliminin sürdüğünü söyledi.

    Bankacılık sisteminin uluslararası finansal sisteme entegrasyonunun, güvenlik koşullarındaki iyileşmenin ve İslahiye ile Nusaybin sınır kapılarının tam kapasiteyle hizmete alınmasına yönelik hazırlıkların ticarete olumlu katkı sağlayacağını belirten Kadooğlu​​​​​​​, “İki ülke üst yönetiminin karşılıklı olarak attığı olumlu adımlar, ortak geleceğimize dair hedeflerimizi pekiştiriyor.” dedi.

    Haziran ayında Suriye’de yürürlüğe giren yeni kararnameyle binden fazla üründe güncellenen gümrük vergilerinin iki ülkenin ortak ticaret vizyonu doğrultusunda yeniden değerlendirileceğine inandıklarını ifade eden Kadooğlu, bazı ürün gruplarında uygulanan yüksek tarifelerin ihracat maliyetlerini önemli ölçüde artırdığını dile getirdi.

    Kadooğlu, ton başına 1000 dolara ulaşan gümrük tarifelerinin 20 tonluk bir tır için ek masraflarla birlikte yaklaşık 25 bin dolarlık maliyet oluşturduğunu belirterek, bu yükün karşılıklı diyalogla makul seviyelere çekilmesinin hem Türkiye’nin ihracat potansiyelini artıracağını hem de Suriye’de ihtiyaç duyulan ürünlere daha uygun koşullarda erişim sağlayacağını kaydetti.

    İki ülke arasındaki ticaretin daha öngörülebilir ve sürdürülebilir hale gelmesi için gümrük tarifelerinin ortak menfaatler doğrultusunda yeniden düzenlenmesi ve serbest ticaret anlaşmasının yeniden yürürlüğe girmesinin önem taşıdığını sözlerine ekledi.>>>AA

  • Fed, temmuz toplantısına belirsizliklerin gölgesinde gidiyor

    Fed, temmuz toplantısına belirsizliklerin gölgesinde gidiyor

    ABD Merkez Bankasının (Fed) Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısı, 28-29 Temmuz’da gerçekleştirilecek.

    ABD’de açıklanan son veriler, enflasyon baskılarının hafiflediğine işaret ederken Orta Doğu’daki çatışmaların yeniden tırmanması ve petrol fiyatlarının yükselişe geçmesi, enflasyon görünümüne ilişkin değerlendirmelerde önemli bir risk unsuru olan enerji maliyetlerini yeniden gündeme taşıdı.

    Piyasalarda Fed’in gelecek haftaki toplantısında politika faizini sabit tutacağı beklentisi öne çıkarken enerji fiyatlarındaki yükseliş ve enflasyonun hedefin üzerinde seyretmeye devam etmesi nedeniyle faiz artışı ihtimali de göz ardı edilmiyor.

    CME Group verilerine göre 25 Temmuz itibarıyla piyasalar, Fed’in temmuz toplantısında politika faizini yüzde 3,5-3,75 aralığında sabit tutma ihtimalini yüzde 65,8, faiz artırımı ihtimalini ise yüzde 34,2 olarak fiyatlıyor.

    Fed’in yeni Başkanı Kevin Warsh’ın, göreve gelmesinin ardından yaptığı açıklamalarda fiyat istikrarını yeniden sağlama konusundaki kararlılığını vurgularken para politikasının gelecekteki seyrine ilişkin sınırlı yönlendirmede bulunması da belirsizliği artırıyor.

    Enerji maliyetlerindeki gerilemeyle yıllık enflasyon haziranda yavaşladı

    ABD’de açıklanan son ekonomik veriler, Fed’in temmuz toplantısında faizleri sabit tutacağı beklentisini destekleyen temel unsurlar arasında yer alıyor.

    ABD Çalışma Bakanlığının verilerine göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), haziranda aylık bazda yüzde 0,4 azalırken yıllık bazda yüzde 3,5 arttı. Böylece yıllık enflasyon, piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti.

    TÜFE, aylık bazda Mayıs 2020’den bu yana ilk kez düşüş kaydetti.

    Enerji maliyetleri, martta aylık yüzde 10,9, nisanda yüzde 3,8 ve mayısta yüzde 3,9 yükseldikten sonra haziranda yüzde 5,7 geriledi. Enerji endeksindeki düşüş, barınma ve gıda dahil diğer kalemlerdeki fiyat artışlarını dengeleyerek aylık TÜFE’deki gerilemenin temel belirleyicilerinden biri oldu.

    Enerji fiyatlarında aylık bazdaki düşüşe karşın enerji endeksi, haziranda yıllık bazda yüzde 15,7 arttı.

    Değişken enerji ve gıda fiyatlarını içermeyen çekirdek TÜFE ise haziranda aylık bazda yatay seyrederken yıllık bazda yüzde 2,6 yükseldi.

    Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) de haziranda aylık bazda yüzde 0,3 gerilerken yıllık bazda yüzde 5,5 artarak piyasa beklentilerinin altında kaldı.

    ABD’de tarım dışı istihdam ise haziranda 57 bin kişi artarak beklentilerin altında gerçekleşirken işsizlik oranı yüzde 4,2’ye geriledi. İstihdam artışındaki yavaşlamaya rağmen işsizlik oranındaki düşüş, iş gücü piyasasının genel olarak dirençli kaldığına işaret etti.

    Orta Doğu’da yeniden tırmanan gerilim petrol fiyatlarını yukarı çekiyor

    Orta Doğu’da yeniden artan tansiyon ve petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, ABD’de enerji maliyetlerine ilişkin endişeleri de yeniden gündeme taşıdı.

    Brent petrolün varil fiyatı geçen hafta mayıs ayından bu yana ilk kez 100 doların üzerini görürken ABD’de benzinin ortalama fiyatı da haziran ayından bu yana ilk kez 4 dolar seviyesini aştı.

    Amerikan Otomobil Birliği (AAA) verilerine göre, benzinin ülke genelindeki ortalama fiyatı 25 Temmuz itibarıyla galon başına 4,11 dolara yükseldi.

    ABD ile İran arasında çatışmaların durdurulmasına yönelik haziran ayında varılan mutabakatın ardından petrol fiyatlarındaki gerilemeyle benzinin ortalama fiyatı da galon başına 4 doların altına inmişti.

    “Fed’in bu yıl ve gelecek yıla girerken faiz oranlarını sabit tutmasını bekliyorum”

    Moody’s Analytics Başekonomisti Mark Zandi, AA muhabirine, “Fed’in bu yıl ve gelecek yıla girerken faiz oranlarını değiştirmeden sabit tutmasını bekliyorum.” dedi.

    Enflasyonun muhtemelen zirve yaptığına, enflasyon beklentilerinin iyi çıpalanmış göründüğüne ve iş gücü piyasasının zayıfladığına işaret eden Zandi, pek çok şeyin ABD ile İran arasındaki çatışmaların nasıl seyredeceğine bağlı olduğunu belirtti.

    Zandi, ABD Başkanı Donald Trump ile İran rejiminin gelecek haftalarda anlaşmaya varacağını, Hürmüz Boğazı’nın kademeli olarak yeniden açılacağını ve petrol fiyatlarının yılı varil başına 80 dolar seviyelerine yakın noktada tamamlayacağını varsaydığını, her iki tarafın da daha kalıcı anlaşmaya varması yönünde güçlü teşviklerin bulunduğunu ifade etti.

    Bununla birlikte savaşın sürmesi, petrol fiyatlarının yüksek kalması ve enflasyonun gerilememe riskinin de yüksek olduğuna dikkati çeken Zandi, ABD’de eylül ayının ilk haftasında kutlanacak İşçi Bayramı’na kadar durumun bu yönde olması halinde Fed’in eylül toplantısında faiz artırması ihtimalinin daha yüksek olacağını kaydetti.

    Zandi, yeni Fed Başkanı Warsh’ın ileriye dönük yönlendirme (forward guidance) konusunda eskisi kadar şeffaf olmayacağını açıkça ortaya koyduğunu belirterek, yatırımcıların Fed’in bir sonraki adımına ilişkin ipuçları arayacağını ve tahvil faizlerindeki oynaklığın artacağını ifade etti.

    Fed Başkanı Kevin Warsh’ın piyasalardan daha fazla sinyal alacağını da söylediğini anımsatan Zandi, bunun Hazinenin enflasyona endeksli tahvillerinden elde edilen başa baş enflasyon oranları gibi göstergelerin Fed’in faiz kararları için daha önemli bir gösterge haline gelmesi anlamına geldiğini dile getirdi.

    “Son TÜFE verileri, Fed’e rahatlaması için pek neden vermiyor”

    Fitch Ratings ABD Ekonomik Araştırmalar Başkanı Olu Sonola da “Son TÜFE verileri, Fed’e faiz oranlarını sabit tutması için iyi bir neden sunuyor ancak rahatlaması için pek neden vermiyor.” diye konuştu.

    Enflasyonun haziranda yavaşladığını ve iş gücü piyasasının iyi durumda kalmaya devam ettiğini belirten Sonola, buna karşın üretici fiyatları ve ithalat fiyatlarına ilişkin verilerin enflasyon baskılarının sürdüğüne işaret ettiğini anlattı.

    Sonola, “Orta Doğu’daki gelişmelerin enerji maliyetlerini yeniden yükseltme tehdidi oluşturmasıyla Fed’in gelecek hafta faiz oranlarını değiştirmemesini ve eylül ayına kadar bu eğilimi değerlendirmesini bekliyoruz.” dedi.

    Temel beklentilerinin Fed’in yılın geri kalanında faiz oranlarını sabit tutacağı yönünde olduğunu ifade eden Sonola, faiz artışı ihtimalinin de göz ardı edilemeyeceğini vurguladı.

    Sonola, dayanıklı iş gücü piyasasının politika yapıcıların enflasyona odaklanmaya devam etmeleri için alan sağladığını, Orta Doğu’daki çatışmanın tırmanması, petrol fiyatlarının yükselmeye devam etmesi ve çekirdek kişisel tüketim harcamaları endeksinin artışını sürmesi halinde Fed’in bu yılın ilerleyen dönemlerinde yeniden sıkılaştırmaya gitmek zorunda kalabileceğine işaret etti.

    Fed Başkanı Warsh’ın özellikle çekirdek enflasyonun hala yüksek seyretmesi ve Orta Doğu’daki gerilimin enerji fiyatları üzerinde yeni yukarı yönlü riskler yaratması nedeniyle haziran ayında TÜFE’deki yavaşlamayı kalıcı olarak değerlendirmesinin pek olası görünmediğini belirten Sonola, piyasaların Warsh’ın bu riskleri ne kadar güçlü bir şekilde vurgulayacağına ve hangi koşulların yeni faiz artışını tetikleyebileceğine odaklanacağını ifade etti.

    Sonola, Warsh’ın ileriye dönük sınırlı yönlendirme yapması halinde açıklanacak enflasyon verileri ve Orta Doğu’daki gelişmelerin para politikası görünümüne ilişkin en net sinyaller haline geleceğini vurguladı.

    “Fed’in sonraki toplantılarda faiz artırımına gitme ihtimali yüksek”

    American Enterprise Institute (AEI) Kıdemli Uzmanı Steven Kamin de “Enflasyonist baskıların hafiflediğine işaret eden haziran ayı TÜFE verilerinin, Fed’in temmuz toplantısında faizleri sabit tutmasını sağlamaya yeteceğini düşünüyorum.” dedi.

    İş gücü piyasasının görünüşe göre bir tür denge durumunda olması ve Orta Doğu’daki çatışmanın yeniden alevlenmesiyle petrol fiyatlarının yükselmesi nedeniyle Fed’in sonraki toplantılarda faiz artırımına gitme ihtimalinin de yüksek olduğunu belirten Kamin, enflasyonun birkaç yıldır Fed’in hedefinin üzerinde seyretmesi ve Warsh’ın enflasyon karşıtı duruşunu pekiştirmek istemesinin bu durumu bilhassa geçerli kıldığını ifade etti.

    “Faiz artışı beklemiyoruz”

    Oxford Economics ABD Başekonomisti Nancy Vanden Houten da Fed’in temmuz ayı toplantısının piyasa beklentileriyle çelişen öngörülerini değiştirmesini beklemediklerini dile getirdi.

    Houten, “Faiz artışı beklemiyoruz ancak Federal Açık Piyasa Komitesinin enflasyonun faiz indirimini gerektirecek kadar düşük bir seviyeye gerileyeceğini öngördüğümüz gelecek yılın eylül ayına kadar politika faizini sabit tutmasını bekliyoruz.” diye konuştu.

    Fed Başkanı Warsh’ın son dönemdeki tutumundan daha fazla veya daha az “şahin” bir tavır takınmasını beklemediklerini anlatan Houten, beklenenden iyi gelen son enflasyon verilerini not ederken ABD ile İran arasında yeniden tırmanan gerilimin enflasyon üzerinde yukarı yönlü risk oluşturduğuna dikkati çekeceğini düşündüğünü belirtti.>>>AA

  • Emtia piyasaları Orta Doğu’daki gerilimin gölgesinde karışık seyretti

    Emtia piyasaları Orta Doğu’daki gerilimin gölgesinde karışık seyretti

    ABD ile İran arasındaki çatışmaların şiddetlenmesi, Hürmüz Boğazı’ndan petrol sevkiyatının yavaşlaması ve Kızıldeniz güzergahında güvenlik risklerinin artması, enerji fiyatlarını yukarı taşıdı. Londra’da eylül vadeli Brent petrolün varil fiyatı hafta içinde 100 dolar seviyesini test etti.

    Petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyonu yeniden hızlandırabileceği endişesi, Fed’in faiz artırımlarına başlayabileceğine yönelik fiyatlamaları güçlendirdi.

    Para piyasalarında Fed’in temmuz toplantısında faiz artırma ihtimali yüzde 35,8’e, eylül toplantısına kadar artırım olasılığı yüzde 70,8’e çıktı.

    ABD’nin 2 yıllık tahvil faizi haftayı yaklaşık 16 baz puan artışla yüzde 4,35’te, 10 yıllık tahvil faizi yaklaşık 15 baz puan yükselişle yüzde 4,69’da tamamladı. Dolar endeksi de haftalık bazda yüzde 0,7 artarak 101,5 seviyesine ulaştı.

    ABD yönetiminin 60 ticaret ortağına yüzde 10 veya yüzde 12,5 gümrük vergisi uygulanacağını duyurması, küresel ticaret ve enflasyon görünümüne ilişkin endişeleri artırdı.

    Avrupa Merkez Bankası (ECB) ise üç temel politika faizini piyasa beklentileri doğrultusunda sabit tuttu. ECB Başkanı Christine Lagarde’ın Orta Doğu’daki enerji şokunun enflasyona etkilerinin henüz tam olarak ortaya çıkmadığına yönelik açıklamaları, faizlerin yüksek seviyelerde kalabileceği beklentilerini destekledi.

    Değerli metallerde karışık seyir görüldü

    Değerli metallerde yükselen ABD tahvil faizleri ve güçlenen dolar endeksi satış baskısı oluştururken önceki haftalarda yaşanan kayıpların ardından gelen tepki alımları ve kısa pozisyonların kapatılması fiyatları destekledi.

    Petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyonu artırarak ABD Merkez Bankasını daha sıkı para politikasına yöneltebileceği beklentisi, altındaki yükselişi sınırladı.

    Merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme amacıyla altın talebini sürdürmesi ise fiyatlar üzerinde yapısal destek oluşturmaya devam etti.

    Dünya Altın Konseyinin son verilerine göre, merkez bankaları, mayısta net 41 ton altın alırken bu alanda 18 tonla Polonya ve 10 tonla Çin öne çıktı. Özbekistan, Kazakistan ve Singapur da söz konusu dönemde rezervlerine altın ekledi.

    Konseyin 2026 Merkez Bankaları Altın Rezervleri Araştırması’na katılan merkez bankası yetkililerinin yüzde 89’u küresel altın rezervlerinin gelecek 12 ayda artmasını beklerken kendi kurumunun rezervlerini artıracağını belirtenlerin oranı yüzde 45 ile araştırma tarihinin en yüksek seviyesine çıktı.

    Gümüşte ise değerli metallerdeki tepki alımları ve kısa pozisyonların kapatılması fiyatları destekledi.

    Bu gelişmelerle birlikte değerli metallerde ons bazında fiyatlar gümüşte yüzde 4,1 ve altında yüzde 0,9 artarken paladyumda yüzde 0,4 ve platinde yüzde 0,2 geriledi.

    Baz metallerde karışık seyir izlendi

    Baz metallerde Çin kaynaklı arz ve talep gelişmeleri ile dolar endeksinin güçlenmesi fiyatlamalarda etkili oldu.

    Çin’in haziranda rafine bakır ithalatının 9 ayın en yüksek seviyesine çıkması, ithalat priminin yükselmesi ve Şanghay stoklarının Şubat 2024’ten bu yana en düşük seviyeye gerilemesi fiyatları destekledi.

    Alüminyumda Körfez Bölgesi’ndeki bazı tesislerde yeniden devreye alma çalışmalarının ilerlemesi, Çin’in artan ihracatı ve Endonezya’nın yükselen üretimi fiyatları baskılarken fiziki piyasa primlerinin yüksek kalması düşüşü sınırladı.

    Kurşunda Londra Metal Borsası stoklarının ayın ortasında 1970’ten bu yana en yüksek seviyeye ulaşmasının oluşturduğu arz fazlası görünümü satış baskısını artırdı. Buna karşılık, 22 Temmuz itibarıyla 65 bin 225 tonluk kurşuna ilişkin varantların iptal edilmesi ,düşüşün sınırlı kalmasına katkıda bulundu.

    Baz metallerde tezgah üstü piyasada geçen hafta libre bazında fiyatlar bakırda yüzde 1,3 artarken çinkoda yüzde 1,8, nikelde yüzde 1,8 ve kurşunda yüzde 0,6 geriledi. Alüminyumun fiyatı ise yatay seyretti.

    Brent petrolün fiyatı jeopolitik risklerle yükseldi

    Brent petrolde ABD ile İran arasındaki çatışmaların şiddetlenmesi, Hürmüz Boğazı’ndaki petrol akışının azalması ve Kızıldeniz güzergahında güvenlik risklerinin artması fiyatları yukarı taşıdı.

    Husilerin Suudi Arabistan’a ait tankerlere yönelik saldırıları, çatışmaların bölgedeki diğer enerji güzergahlarına yayılabileceği endişesini güçlendirdi.

    Basra Körfezi’ndeki petrol yükleme faaliyetleri gerileyerek önceki dönem ortalamasının altında kaldı. Bazı fiziki ham petrol türlerinin varil fiyatının 110 dolara yaklaşması da arz sıkışıklığının fiziki piyasaya yansıdığını gösterdi.

    ABD’de ticari ham petrol stoklarının 2 milyon varil, benzin stoklarının 800 bin varil artması yükselişi sınırladı. OPEC+ ülkelerinin eylül ayı için üretim hedefini günlük yaklaşık 188 bin varil artırabileceğine ilişkin haberler de arz endişelerini kısmen hafifletti.

    Doğal gazda ABD’deki sıcak hava tahminlerinin elektrik üretimi kaynaklı talebi artırması fiyatları destekledi. Buna karşılık stoklara 32 milyar fit küp gaz eklenmesi ve toplam stokların 3 trilyon 56 milyar fit küple 5 yıllık ortalamanın üzerinde kalması yükselişi sınırladı.

    Bununla birlikte, haftalık bazda Brent petrolün varil fiyatı yüzde 7,3, doğal gazın İngiliz termal birimi cinsinden fiyatı da yüzde 1 arttı.

    Tarım emtiaları karışık seyretti

    Tarım emtialarında Karadeniz’deki sevkiyat riskleri, ABD ve Avrupa’daki hava koşulları, ürün durumuna ilişkin veriler ve hasat faaliyetleri fiyatlamalarda belirleyici oldu.

    Rusya’nın Ukrayna limanlarına yönelik saldırıları ve bazı armatörlerin Ukrayna’nın Karadeniz limanlarına seferleri durdurması, buğday ve mısır sevkiyatlarının aksayabileceği endişesini artırdı.

    ABD Tarım Bakanlığı verilerinde mısırın iyi veya mükemmel durumdaki payının 1 puan, ilkbahar buğdayında ise bu oranın 5 puan gerilemesi fiyatları destekledi. Avrupa’daki sıcak hava dalgasının buğday ve mısır üretiminde kayba yol açtığına ilişkin tahminler de alımları güçlendirdi.

    Soya fasulyesinde sıcak ve kurak hava riski, ABD’nin açıkladığı yeni ihracat satışı ve yüksek petrol fiyatlarının biyoyakıt talebini desteklemesi etkili oldu. Ürün koşullarındaki 1 puanlık iyileşme ise yükselişi sınırladı.

    Bu gelişmelerle birlikte Chicago Ticaret Borsasında kile başına fiyatlar, mısırda yüzde 4,1, soya fasulyesinde yüzde 3,5 ve buğdayda yüzde 2,7 artarken pirinçte yüzde 0,3 geriledi.

    Yumuşak emtialarda satış baskısı öne çıktı

    Kahvede Brezilya hasadının ilerlemesi ve piyasaya ulaşan ürün miktarının artması, önceki yükselişlerin ardından kar satışlarını beraberinde getirdi.

    Şekerde Brezilya ve Hindistan’daki kuru havanın hasat faaliyetlerini hızlandırması ve küresel üretim görünümünün güçlü kalması satış baskısı oluşturdu. Yüksek petrol fiyatlarının etanol üretimini daha cazip hale getirmesi ise düşüşü sınırladı.

    Kakaoda Batı Afrika’dan piyasaya ulaşan ürün miktarının artması, yeni mahsul için olumlu hava koşulları ve fiziki talebin zayıf seyretmesi fiyatları baskıladı.

    ABD’de Intercontinental Exchange’te libre bazında fiyatlar pamukta yüzde 1,6 artarken kahvede yüzde 1,9 ve şekerde yüzde 0,5 geriledi. Kakaonun ton başına fiyatı ise yüzde 3,7 düştü.>>>AA

  • Kedinin, kaybettiği sahibine benzeyen ikiz kardeşini gördüğü anlar…

    Kedinin, kaybettiği sahibine benzeyen ikiz kardeşini gördüğü anlar…

    Kedinin, kaybettiği sahibine benzeyen ikiz kardeşini gördüğü anlar…

    📶https://kanal3.com.tr/
    Sosyal Medya Hesaplarımızı Takip Ederek Son Dakika Haberleri Alabilirsiniz;
    İnstagram : https://www.instagram.com/kanal3tv
    Facebook : https://www.facebook.com/kanal3tv
    X: https://x.com/kanal3tv
    Telegram : https://t.me/kanal3_tv
    Whatsapp : https://whatsapp.com/channel/0029VaFDm2rEKyZKvlSELq17
    Next : https://sosyal.teknofest.app/@kanal3tv

    #Kanal3AnaHaber #Kanal3Haber #Kanal3

  • Türkiye ilk yarıda kurutulmuş domatesten 60 milyon 989 bin dolar kazandı

    Türkiye ilk yarıda kurutulmuş domatesten 60 milyon 989 bin dolar kazandı

    Yıllık 14 milyon tonu aşan domates üretimiyle Çin ve Hindistan’ın ardından dünyanın üçüncü büyük üreticisi olan Türkiye’de yetiştirilen domatesler, taze tüketimin yanı sıra salça, sos ve kurutmalık olarak değerlendirilerek katma değere dönüştürülüyor.

    Üretimin çoğunluğunun Antalya, Mersin ve İzmir’de yapıldığı domateste katma değerli ürün olarak ilk sıralarda kurutulmuş domates yer alıyor.

    Birçok ilde hasat edilen domateslerin ihracat yolculuğu, temmuz ayında kavurucu güneş altında başlayan zorlu bir üretim süreciyle başlıyor.

    Tarlalardan kamyon ve traktörlerle kurutma alanlarına taşınan domatesler, işçiler tarafından tek tek ikiye bölünüyor. Müşteri talebine göre tuzlanan veya kükürtlenen domatesler yaklaşık bir hafta güneş altında bekletildikten sonra işleme tesislerinde temizlenip paketleniyor.

    Türkiye’nin farklı yerlerinde hazırlanan kurutulmuş domatesler, başta Avrupa ülkeleri ve ABD olmak üzere birçok pazarda makarna, pizza, salata ve hamburger gibi ürünlerde kullanılmak üzere sofralara ulaşıyor.

    Türkiye’nin kurutulmuş domatesi 91 ülkenin sofrasında

    AA muhabirinin Ege İhracatçı Birlikleri verilerinden derlediği bilgiye göre, Türkiye, ocak-haziran döneminde 91 ülkeye 18 bin 301 ton kurutulmuş domates ihraç etti. Bu ihracattan 60 milyon 989 bin dolar gelir sağlandı.

    Dönemde en fazla ihracat 16 milyon 53 bin dolarla ABD’ye yapılırken bu ülkeyi 8 milyon 864 bin dolarla İtalya ve 5 milyon 344 bin dolarla İngiltere takip etti.

    Torbalı Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdulvahap Olgun, AA muhabirine, ilçenin kuru domates üretimine öncülük ettiğini, bu yıl ürün bolluğu yaşandığını söyledi.

    Kurutulmuş domatesin önemli gelir sağladığına işaret eden Olgun, şunları kaydetti:

    “İhracatını yaptığımız kurutulmuş domates İtalya’da pizzada, soslarda ve makarnada kullanıyorlar. İtalya’nın makarnası meşhurdur. Makarnanın içinde Türkiye’den giden kuru domatesler var. Son dönemde Amerika Birleşik Devletleri ve Brezilya’da kurutulmuş domates tüketim artmaya başladı. Buralarda da hamburgerde kullanılıyor. Yılın ilk yarısında 60 milyon dolar seviyesinde bir ihracatımız söz konusu. Yıl sonunda 100 milyon dolarlık bir ihracat hedefimiz var.”

    15 kilogram yaş domatesten 1 kilogram kurutulmuş domates alınıyor

    İzmir’deki kuru domates üreticisi ve ihracatçısı Kemal Saygıner ise sabahın ilk ışıklarıyla başladıkları mesainin yoğun emek ve kavurucu sıcak altında sürdüğünü anlattı.

    Kurutulmuş domatesi ihraç edecekleri ülkelere göre hazırlandıklarını aktaran Saygıner, “Çok büyük bir emek, çok büyük bir gayret var. Sonrasında gideceği ülkelere, bölgelere göre burada kurutmalarını yapıp fabrikamıza gönderiyoruz. Ürünlerin kalitelerine göre bölümlere ayrılıp soğuk hava depolarımıza koyarak gelecek olan siparişlerimiz için bekletiyoruz. 15 kilo yaş domatesten ortalama 1 kilogram kuru domates çıkıyor.” ifadelerini kullandı.>>>AA

  • Türkiye’de YouTube aramalarına diziler damga vurdu

    Türkiye’de YouTube aramalarına diziler damga vurdu

    AA muhabirinin Google verilerinden yaptığı derlemeye göre, Türkiye’de internet trafiğinin çoğunluğu YouTube’da gerçekleşirken bu platformda en çok yapılan sorgular dikkati çekti.

    Dünyaya dizi ve film ihracatıyla adından söz ettiren Türkiye’de “YouTube üzerinde en çok yapılan sorgular” listesine diziler damga vurdu.

    Bu çerçevede ocak-haziran döneminde en çok yapılan aramalarda ilk 10’da 5 dizi öne çıktı. İlk sırada son dönemin ilgi çeken yapımlarından “Taşacak Bu Deniz” yer aldı, bunu “Yeraltı” izledi.

    Üçüncü sırada “şarkılar” ifadesi dikkati çekerken daha sonra “Manifest”, “Uzak Şehir”, “Minecraft” ve “Sevdiğim Sensin” aramaları sıralandı.

    Kullanıcıların en çok yaptığı sorgular arasında “şarkılar”ın yanı sıra “şarkı” ifadesinin de yer aldığı görüldü. Bunu “Eşref Rüya” ve “araba” sorguları izledi.

    Dizilere müzikler eşlik etti

    Geçen yılın aynı dönemiyle kıyaslandığında söz konusu dönemde yeni başlayan dizilerin ilk sıralara yükselmesi dikkati çekti. “Şarkılar”, “Uzak Şehir”, “Minecraft”, “şarkı” ve “Eşref Rüya” ifadeleri 2025’te de yer aldı.

    Bunların yanı sıra “yükselişteki sorgular” (bir önceki döneme kıyasla en fazla artış gösteren) incelendiğinde ise ilk 10’daki dizilerin yanı sıra “Daha 17”, “Kabe’de hacılar hu der Allah”, “Survivor”, “Delikanlı” ve “Daha İyi”nin bu listeye girdiği görüldü.

    – Dünyada “yükselişteki sorgular” listesine Türk etkisi

    YouTube’da en çok yapılan sorgular dünya genelinde incelendiğinde, Türkiye’nin aksine liste geçen yıla göre değişmedi.

    Bu kapsamda dünyada en çok “song”, “movie”, “video”, “songs” ve “dj” sorgularının yapıldığı belirlendi.

    “Yükselişteki sorgular” incelendiğinde ise bu yılın ocak-haziran döneminde ilk sırada dizisi de ilgi çeken “Yeraltı” araması öne çıkarken bunu “TikTok mashup 2026” ve “trending music” sorguları izledi.

    “Trending music” sorgusunu “Sevdiğim Sensin” ve “bairan song” ifadelerinin takip ettiği görüldü.>>>AA

  • Kaza anının güvenlik kamerası görüntüleri görenleri dehşete düşürdü

    Kaza anının güvenlik kamerası görüntüleri görenleri dehşete düşürdü

    Afyonkarahisar’da 20 yaşındaki otomobil sürücünün öldüğü kazanın ortaya çıkan güvenlik kamerası görüntüleri görenleri dehşete düşürürken, görüntülerde aracın taklalar atarak metrelerce sürüklendiği gözlendi.

    Kaza, Bolvadin ilçesine bağlı Hamdiye köyü yakınlarında meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, Ayberk Yılmaz (20) idaresindeki 41 E 8847 plakalı otomobil, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu kontrolden çıktı. Savrulan araç yol kenarındaki küçük bir tepeciğe çarptıktan sonra havalanarak takla attı ve yol kenarındaki tarım arazisine girdi. Kazada hurdaya dönen otomobilin sürücüsü ağır yaralandı.

    İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından Bolvadin Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Yılmaz, burada doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

    Öte yandan kazaya ilişkin güvenlik kamerası görüntüleri de ortaya çıktı. Görüntülerde otomobilin kontrolden çıktıktan sonra küçük bir tepeciğe çarpıp havalanarak takla attığı ve metrelerce sürüklendiği anlar yer aldı. Görüntüler kazanın şiddetini gözler önüne serdi.

    Kazanın ardından savcılık tarafından soruşturma başlatıldığı bildirildi.

  • KOBİ’lerin AR-GE projelerine dört koldan destek

    KOBİ’lerin AR-GE projelerine dört koldan destek

    AA muhabirinin TÜBİTAK’tan edindiği bilgiye göre, Türkiye’deki kuruluşların uluslararası araştırma ve yenilik işbirliklerine katılımını artırmak amacıyla “Yenilikçi KOBİ’ler için Avrupa Ortaklığı/Eurostars-3 Programı”nın 2026 yılı ikinci çağrısı açıldı.

    Programla, yenilikçi KOBİ’lerin AR-GE, yenilik kapasitelerini ve üretkenliklerini artırmalarına destek sağlanıyor.

    Çağrı kapsamında da yeni ürün geliştirilmesi, mevcut ürünlerin iyileştirilmesi, kalite ve standartların yükseltilmesi, maliyetleri azaltacak yeni tekniklerin oluşturulması ve üretim teknolojilerinin tasarlanmasına yönelik projeler bekleniyor.

    Çağrıyla, uluslararası AR-GE ve yenilik projeleriyle başvurmak isteyen Türkiye’de yerleşik KOBİ’lere destek verilecek.

    Koordinatörü bir KOBİ olmak üzere, en az iki Eurostars üyesi ülkeden kuruluşun yer aldığı uluslararası AR-GE projeleri aracılığıyla, kısa sürede piyasaya sürülebilecek ürün, süreç ya da hizmetin geliştirilmesi önem taşıyor.

    Programla özel sektör öncülüğünde üniversite ve kamu kuruluşlarının da katkı sunduğu ihtisaslaşmış AR-GE ve yenilik konsorsiyumlarının oluşturulması öngörülüyor. Böylece Türkiye’deki kuruluşların uluslararası teknoloji birikimine erişmesi, teknoloji transferinin hızlanması ve edinilen bilgi ile deneyimin özgün teknolojilere dönüştürülmesi hedefleniyor.

    Geliştirilecek ürünlerle uluslararası pazarlara erişimin ve ihracatın artırılması, ithalat bağımlılığının ve cari açığın azaltılmasına katkı sağlanması da amaçlanıyor.

    Çağrıya Türkiye’de yerleşik sermaye şirketleri, yükseköğretim kurumları, kamu araştırma merkez ve enstitüleri, eğitim ve araştırma hastaneleri ile araştırma altyapıları başvurabilecek.

    Aynı uluslararası projede Türkiye’den birden fazla kuruluşun bulunması halinde, Türk ortaklar ayrı ayrı değil, birlikte tek bir ulusal ön proje ve ikinci aşama proje başvurusu yapacak.

    Ortaklı başvurulara 850 bin avroya kadar bütçe

    Toplam bütçesi 4 milyon avro olan çağrıda, her bir Türk proje ortağının bütçesi 600 bin avroyu geçemeyecek. Türkiye’den birden fazla kurum veya kuruluşun ortak başvurusunda ise toplam proje bütçesi en fazla 850 bin avro olabilecek.

    Sermaye şirketi olmayan kurumların bütçe payı, toplam proje bütçesinin yüzde 50’sini ve 300 bin avroyu aşamayacak. Projelerin süresi en fazla 36 ay olacak.

    Destek oranı büyük ölçekli kuruluşlar için yüzde 60, KOBİ’ler için yüzde 75 olarak uygulanacak. Kamu idareleri, özel bütçeli idareler, vakıf üniversiteleri, eğitim ve araştırma hastaneleri ile kamu araştırma merkez ve enstitüleri yüzde 100’e kadar desteklenebilecek.

    Çağrıya uluslararası başvurular, 10 Eylül’de sona erecek.

    Ulusal ön proje başvuruları da 24 Eylül’de tamamlanacak. Uluslararası değerlendirmede kabul edilen projeler yeniden ulusal hakem değerlendirmesine alınmayacak.

    TEYDEB programlarıyla küçük ve orta boy işletmelere destek

    Öte yandan, TÜBİTAK Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığınca (TEYDEB) yürütülen Sanayi AR-GE Destek ile KOBİ AR-GE Başlangıç Destek programları kapsamında başvurular alınmaya başlandı.

    Programlarla, tüm sektör ve teknoloji alanlarında yeni ürün tasarlanması ve geliştirilmesi, mevcut ürünlerin iyileştirilmesi, ürün kalitesini artıracak veya maliyetleri azaltacak yeni teknikler ile üretim teknolojilerinin oluşturulmasına yönelik AR-GE ve yenilik projeleri desteklenecek.

    Sanayi AR-GE Destek Programı kapsamında KOBİ’lerin uluslararası pazarlara yönelik ürün geliştirme, yurt dışına bağımlı olunan alanlarda rekabetçi yerli teknolojiler kazanma ve güçlü ticarileşme potansiyeline sahip teknolojik ürünler ortaya çıkarma kapasitesinin artırılması amaçlanıyor.

    KOBİ AR-GE Başlangıç Destek Programı ile de özellikle AR-GE faaliyetlerine başlangıç aşamasındaki KOBİ’lerin sistematik proje yürütme yetkinliği kazanması, işletmelerde AR-GE ve yenilikçilik kültürünün yaygınlaşması, yerlileşmenin ve teknolojik rekabet gücünün artırılması hedefleniyor.

    İlk 5 projeye yüzde 75 destek

    Yeni dönemde Sanayi AR-GE Destek Programı kapsamında uygulanacak destek oranı, firmanın desteklenen proje sayısına göre kademeli belirlenecek.

    Firmaların desteklenen ilk 5 projesinde destek oranı yüzde 75, 6’ncı ve sonraki projelerinde yüzde 60 olacak. Her iki durumda da proje başına verilecek hibe desteği en fazla 20 milyon lira olarak uygulanacak.

    Çağrıya en fazla 24 ay süreli projeler sunulabilecek. Prototip veya klinik test gibi proje çıktısının ticari ürüne dönüşmesi için gereken çalışmalar nedeniyle projenin bu sürede tamamlanamaması durumunda destek süresi, değerlendirme sonucunda bir defaya mahsus olmak üzere en fazla yüzde 50 artırılabilecek. Toplam süre 36 ayı geçemeyecek.

    İki programda da firmaların daha önce TÜBİTAK tarafından desteklenen projelerinin ticarileşme performansı değerlendirmeye yansıtılacak.

    Başvurular yalnızca KOBİ niteliğindeki sermaye şirketleri tarafından yapılabilecek. Sanayi AR-GE Destek Programı için proje başvuruları 26 Ekim’de sona erecek.

    KOBİ AR-GE Başlangıç Destek Programı’nın çağrı kapanış tarihi ise 11 Kasım olarak belirlendi.>>>AA

  • Bazı bölgelerde etkisini gösteren kuvvetli yağış, vatandaşlara zor anlar yaşattı!

    Bazı bölgelerde etkisini gösteren kuvvetli yağış, vatandaşlara zor anlar yaşattı!

    Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarılarının ardından kentteki bazı bölgelerde etkisini gösteren kuvvetli yağış, vatandaşlara zor anlar yaşattı.

    Avrupa Yakası’nda Küçükçekmece, Beşiktaş, Bakırköy, Bahçelievler, Sultangazi ve Şişli ilçelerinde sağanak etkisini gösterdi.

    Başkentte sağanak hayatı olumsuz etkiledi

    D-100 kara yolunda sürücüler araçlarıyla trafikte ilerlemekte zorlandı.

    Bazı alt geçitlerin su basmasına neden olan yağış, bazı ilçelerde de yerini doluya bıraktı.

    Sultangazi Cebeci Mahallesi 2497’nci Sokak’taki bir daireyi ve Eski Habipler Mahallesi Eski Edirne Asfaltı Caddesi üzerindeki bir iş yerini su bastı.

    Selçuklu Bulvarı üzerinde biriken su nedeniyle araçlar ilerlemekte güçlük çekti.

    Gazi Mahallesi 1345’inci Sokak’ta ise yolda çökme meydana geldi ve sokak trafiğe kapatıldı.

    Gaziosmanpaşa Hürriyet Mahallesi’nde, bir aracın lastiği yolda meydana gelen çökme nedeniyle oluşan çukura düştü. Mahsur kalan aracın hareket etmesi için çevredeki vatandaşlar müdahalede bulundu.

    Anadolu Yakası’nda da Üsküdar, Sancaktepe, Pendik ve Kartal’da, sağanak, sabah saatlerinden itibaren aralıklarla etkisini göstermeyi sürdürüyor.

    Kartal Sahili’nde yağışın etkisiyle denizde kirlilik gözlendi. Yollarda biriken sular, hem vatandaşlara hem de sürücülere zor anlar yaşattı.

    Yağmura hazırlıksız yakalananlar, ıslanmamak için korunaklı alanlara ve otobüs duraklarına sığındı. Bazıları da çareyi kafalarına poşet geçirmekte buldu.

    Yağışın etkili olduğu bazı bölgelerde trafikte yoğunluk yaşandı.

    Metrekareye 57 kilogram yağış

    İstanbul Büyükşehir Belediyesinden (İBB) yapılan açıklamaya göre, sağanağa karşı Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) koordinasyonunda ekipler, 5 bin 638 personel ve 2 bin 74 araçla sahadaki çalışmalarını sürdürüyor.

    Ölçümlere göre en fazla yağış, Şile’nin Darlık Köyü’nde metrekareye 57 kilogram olarak kaydedildi. Üsküdar’da 30 kilogram, Eyüpsultan’da 26 kilogram, AKOM istasyonunda 23 kilogram ve Şişli’de 21 kilogram yağış ölçüldü.

    Yağışların ilerleyen saatlerde, saatte 20 ila 50 kilometre hızla esecek kuvvetli rüzgarla birlikte etkisini artırması bekleniyor. Özellikle Avrupa Yakası Boğaz çevresi ile Anadolu Yakası genelinde gök gürültüsü, şimşek ve kuvvetli yağışların akşam saat 17.00’ye kadar etkili olacağı, gece boyunca ise aralıklarla hafif yağışların görülebileceği tahmin ediliyor.

    Bazı bölgelerde etkisini gösteren kuvvetli yağış, vatandaşlara zor anlar yaşattı!

    Güngören’de sağanak nedeniyle suyla dolan alt geçit tek yönlü ulaşıma kapatıldı

    Eski Londra Asfaltı Caddesi’nde bulunan alt geçidi sağanak nedeniyle su bastı.

    Yağışın etkisiyle kısa sürede su seviyesinin yükselmesi nedeniyle araçlar ilerlemekte güçlük çekti.

    İhbar üzerine bölgeye belediye ekipleri sevk edildi.

    Alt geçidin bulunduğu cadde Edirne istikametinde tek yönlü ulaşıma kapatıldı.

    Belediye ekiplerinin, alt geçitte biriken suyun tahliyesine yönelik çalışmaları devam ediyor.

    Bazı bölgelerde etkisini gösteren kuvvetli yağış, vatandaşlara zor anlar yaşattı!

    Şişli’de alt geçidi su bastı

    Kentte etkisini gösteren sağanak dolayısıyla Zincirlikuyu’daki alt geçidi su bastı.

    Alt geçidin trafiğe kapatılması nedeniyle bölgede araç yoğunluğu yaşandı.

    İhbar üzerine olay yerine itfaiye ile İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) ekipleri sevk edildi.

    Ekiplerin, biriken suyu tahliye etmesiyle alt geçit yeniden araç trafiğine açıldı.

    Üsküdar’daki Gastronomi Sokağı’nı su bastı

    Uncular Caddesi’nde bulunan Gastronomi Sokağı’nı yoğun yağışın etkisiyle su bastı.

    Yükselen su seviyesi, sokaktaki bazı kafe ve restoranların girişlerine kadar ulaştı.

    İhbar üzerine olay yerine gelen belediye ekipleri, yağmur suyunu vidanjör yardımıyla tahliye etti.

    Kafe işletmecisi Feride Benna Taşcı, yağmurun ardından kısa sürede sokağı su bastığını, sokakta bulunan rögarın taştığını anlatarak, yetkililerden bu duruma çözüm bulmalarını istedi.

    Öte yandan, sağanağın ardından Salacak Sahili’nde suyun renginin kahverengiye dönüştüğü görüldü.

    Serik’te sağanak ve hortum hasara yol açtı

    Antalya’nın Serik ilçesinde etkili olan sağanak ve hortum, evlerde, seralarda ve ağaçlarda hasara yol açtı.

    İlçeye bağlı Pınarcık Mahallesi’nde aniden başlayan sağanak, ilerleyen saatlerde hortuma dönüştü. Dar bir alanda etkili olan hortum nedeniyle bir evin çatısı ile 4 naylon örtülü sera zarar gördü.

    Mahalle mezarlığında ise fırtınanın etkisiyle iki ağaç kökünden sökülerek devrildi.

    Bölgede hasar tespit çalışmalarının sürdüğü öğrenildi.

    Bazı bölgelerde etkisini gösteren kuvvetli yağış, vatandaşlara zor anlar yaşattı!

    Çorum

    Kentte gece saatlerinden itibaren başlayan gök gürültülü sağanak, aralıklarla devam etti.

    Öğle saatlerinde etkisini artıran yağış nedeniyle kent merkezindeki bazı cadde ve sokaklarda su birikintileri oluştu.

    Yağışla birlikte hava sıcaklığında hissedilir derecede düşüş yaşandı.

    Kentte serin ve yağışlı havanın pazar günü de devam etmesi bekleniyor.

    Bazı bölgelerde etkisini gösteren kuvvetli yağış, vatandaşlara zor anlar yaşattı!

    Yozgat

    Kent merkezinde etkili olan sağanak, hayatı olumsuz etkiledi.

    Yozgat Belediyesi ve AFAD ekipleri, su baskını yaşanan ev ve iş yerleri ile su birikintisi oluşan yollarda çalışma başlattı.

    Sürücüler trafikte ilerlemekte güçlük çekerken yayalar da suyla kaplanan cadde ve sokaklarda yürümekte zorlandı.

    Yozgat Belediye Başkanı Kazım Arslan, Aşağınohutlu Mahallesi’nde su baskını meydana gelen evlerde incelemede bulundu.

    Bazı bölgelerde etkisini gösteren kuvvetli yağış, vatandaşlara zor anlar yaşattı!

    Burada gazetecilere açıklama yapan Arslan, kent merkezinde 4 evde su baskını yaşandığını söyledi.

    Su baskınlarının, çukurda kalan bölgelerde inşaat alanlarından taşınan taş ve molozların mazgalları tıkaması nedeniyle meydana geldiğini belirten Arslan, belediye ekiplerinin gerekli tedbirleri aldığını ve bölgedeki çalışmaların sürdüğünü kaydetti.

    Öte yandan, merkeze bağlı Lök köyünde etkili olan dolu ve sağanak, hububat ekili alanlara zarar verdi.

    Osmaniye

    Sabah saatlerinde etkili olan sağanak nedeniyle araç sürücüleri trafikte ilerlemekte güçlük çekti.

    Kentteki bazı cadde ve sokaklarda su birikintisi oluştu.

    Musa Şahin Bulvarı’ndaki Devlet Bahçeli Alt Geçidi, biriken su nedeniyle trafiğe kapatıldı.

    Bazı bölgelerde etkisini gösteren kuvvetli yağış, vatandaşlara zor anlar yaşattı!

    Amasya

    Kentte dün akşam saatlerinden bu yana süren yağış, etkisini artırdı. Yağış nedeniyle bazı caddeler ve köprü altları suyla doldu, araçlar güçlükle ilerledi.

    Kent genelinde derelerin debisi yükseldi, bazı noktalarda taşkın meydana geldi. Yolu kaplayan su birikintisi nedeniyle sürücüler farklı güzergahlara yönlendirildi.

    Yağışın etkisini aralıklarla gösterdiği kentte, AFAD, polis ve belediye ekipleri, tıkanan mazgalları açmak için çalışma yürüttü.

    Bursa

    Kentte etkili olan sağanağa hazırlıksız yakalanan vatandaşlar, otobüs duraklarına ve iş yerlerine sığınarak yağıştan korunmaya çalıştı.

    Karacabey ilçesindeki sahilde hortum oluştu. Fırtına nedeniyle bir işletmenin bahçesindeki mobilyalar savruldu.

    Olay anı güvenlik kamerasınca kaydedildi.

    Kastamonu

    Kastamonu’nun Doğanyurt ilçesinde etkili olan sağanak birçok noktada su baskınlarına ve taşkınlara neden oldu.

    Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarı verdiği bölgede kuvvetli yağışların ardından ilçe merkezinden geçerek Karadeniz’e dökülen Meset Çayı’nın debisi yükseldi.

    Meteorolojiden alınan bilgiye göre, metrekareye 150 kilogramın üstünde yağış alan ilçede birçok noktada su baskınları meydana geldi, taşkınlar oluştu.

    “Patpat” olarak tabir edilen tarım aracı da ilçe merkezindeki cami bahçesine ulaşan sel sularının içinde kaldı.

    Tedbir amaçlı bölgede konuşlandırılan AFAD ve Doğanyurt Belediyesi ekipleri, su baskınlarının yaşandığı noktalarda tahliye için çalışma başlattı.>>>AA

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, vefatının 10. yılında Prof. Dr. Halil İnalcık’ı andı

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, vefatının 10. yılında Prof. Dr. Halil İnalcık’ı andı

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, “Tarihçilerin Kutbu Prof. Dr. Halil İnalcık Hocamızı vefatının 10’uncu yılında rahmetle ve hürmetle yad ediyorum.” ifadesine yer verdi.>>>AA

  • “Yarısı Bizden kampanyasında başvuruları yıl sonuna bırakmayın” uyarısı

    “Yarısı Bizden kampanyasında başvuruları yıl sonuna bırakmayın” uyarısı

    Kamuoyunda “Kentsel Dönüşüm Kanunu” olarak bilinen 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 2012 yılında yürürlüğe girmesiyle Türkiye’de kentsel dönüşüm sürecinde yeni bir dönem başladı.

    O tarihten bu yana İstanbul’da kentsel dönüşüm kapsamına alınan bağımsız bölüm sayısı 1 milyon 274 bini aştı. Bunlardan 998 bininin yapımı tamamlandı. Temmuz ayı itibarıyla İstanbul’un 39 ilçesinde dönüşüm süreci devam eden bağımsız bölüm sayısı ise 276 bini geçti.

    Son dönemlerde dönüşümün hızlanmasını sağlayan desteklerden birisi de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hayata geçirilen “Yarısı Bizden” kampanyası oldu. Bu kapsamda 376 bin 212 bağımsız bölüm dönüşüm sürecine dahil edildi.

    Kampanya çerçevesinde konutlar için 875 bin lira hibe, 875 bin lira düşük faizli kredi ve 125 bin lira taşınma desteği verilirken, iş yerleri için bu rakam toplamda 1 milyon olarak belirlenmişti. 31 Aralık 2026’ya kadar uzatılan kampanyadan bu tarihe kadar ev ve iş yerlerini riskli yapı olarak tespit ettiren tüm vatandaşlar faydalanabilecek.

    Uzmanlar, “Yarısı Bizden” kampanyasının yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle evini kentsel dönüşüme sokmayı planlayan vatandaşların, başvuru ve proje süreçlerini hızlandırmaları yönünde uyarıda bulundu.

    “Son günleri beklemek hak kaybına neden olabilir”

    Kentsel Dönüşüm ve Şehircilik Vakfı (KENTSEV) Başkanı Haldun Ersen, deprem gerçeğinin bulunduğu İstanbul’da güvenli konutlarda yaşamanın artık zorunlu olduğunu belirterek, Yarısı Bizden kampanyasının vatandaşların eski ve riskli yapılarını yenileyebilmeleri için önemli bir devlet desteği sunduğunu söyledi.

    Kampanyadan faydalanmak isteyenlerin 31 Aralık’a kadar başvurması gerektiğine işaret eden Ersen, şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Kampanyanın yıl sonunda sona erecek olması mevcut desteklerden yararlanmak isteyen ancak süreci erteleyen vatandaşlarımızın dikkat etmesi gereken husustur. Kentsel dönüşüm süreçleri, kat malikleri arasında anlaşma sağlanması, teknik incelemeler, proje hazırlıkları ve resmi başvurular gibi zaman alan aşamalardan oluşuyor. Bu nedenle son günleri beklemek hak kaybına veya başvuru yoğunluğu nedeniyle gecikmelere neden olabilir. Bugün atılacak adım güvenli ve depreme dayanıklı konuta kavuşmanızı sağlayabilir.”

    “Bugün atılacak her doğru adım binlerce insanın hayatını kurtarabilir”

    Şehircilik, Kentsel Dönüşüm ve Entegre Tesis Yönetim Derneği Başkanı Hüseyin Kılınçarslan da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının dönüşüm konusundaki kararlılığını ve toplumsal farkındalığın artışını memnuniyetle karşıladıklarını dile getirdi.

    Kentsel dönüşüm süreçlerinin hızlanması için kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliğinin önemini vurgulayan Kılınçarslan, “Bakanlıklarımızın, valiliklerimizin ve belediyelerimizin bu alanda çalışan nitelikli sivil toplum kuruluşlarını sürecin daha etkin bir parçası haline getirmesi, hem vatandaşlarımızın doğru bilgilendirilmesine hem de dönüşüm süreçlerinin daha hızlı, sağlıklı ve güvenilir ilerlemesine büyük katkı sağlayacaktır.” dedi.

    Kılınçarslan, Yarısı Bizden kampanyasının yıl sonuna kadar süreceğini anımsatarak, “Deprem beklemiyor, dolayısıyla zaman kaybetme lüksümüz yok. Bugün atılacak her doğru adım, yarın binlerce insanın hayatını kurtarabilir. Bu nedenle kampanyadan faydalanmak isteyenler başvuru sürecini yıl sonuna bırakmamalı.” ifadelerini kullandı.

    “Kat irtifakı sonrası süre işlemeye başlıyor”

    Gayrimenkul hukukçusu Çiğdem Kezer ise kampanyada başvuru sürelerinin kaçırılmaması gerektiğine dikkati çekerek, kat irtifakı kurulduktan sonra başvurular için 1 yıllık hak düşürücü süre bulunduğunu söyledi.

    Başvuru yapılan bağımsız bölümde ikamet edenlerin kira yardımı ile 125 bin liralık taşınma desteği arasında tercih yapması gerektiğini, iki destekten aynı anda yararlanılamadığını kaydeden Kezer, birden fazla bağımsız bölümü bulunan malikler için hibe desteğinin yalnızca ilk konut için geçerli olduğunu anlattı.

    Kezer, kampanya kapsamında kullandırılan kredilerin geri ödemelerinin yapı ruhsatının alınmasından iki yıl sonra başladığını ve 10 yıla kadar vadelendirilebildiğini kaydederek, ilk yıl faiz uygulanmadığını, sonraki yıllarda ise ödemelerin TÜFE’nin yarısı oranında güncellendiğini anlattı.

    Çiğdem Kezer, kira yardımı başvurularında da binanın yıkımının ardından 1 yıllık başvuru süresinin bulunduğuna işaret etti.>>>AA

  • Küresel piyasalar merkez bankalarının faiz kararlarına odaklandı

    Küresel piyasalar merkez bankalarının faiz kararlarına odaklandı

    Geçen hafta Orta Doğu’da yeniden yükselen jeopolitik tansiyonun enerji maliyetlerini yukarı çekeceği endişeleri varlık fiyatları üzerinde etkili olmaya devam etti. ABD-İran geriliminin Hürmüz Boğazı dışında enerji arzında önemli diğer güzergahlara yayılma riskiyle petrol fiyatlarındaki yükseliş bu hafta da sürdü. Brent petrolün varil fiyatı 21 Mayıs’tan bu yana ilk kez 100 doları gördü.

    Analistler, ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarını genişletmesi ve çatışmaların kara harekatına dönüşmesi halinde, başta enerji arzı olmak üzere küresel ticaret akışlarında aksaklıklar yaşanabileceğini, bunun da gıda tedarik zincirleri üzerinde ilave baskı oluşturabileceğini belirtti.

    Artan petrol fiyatları küresel çapta enflasyonist baskıların daha da güçlenebileceğine yönelik korkuları körükledi. Bu durum merkez bankalarına yönelik “şahin” beklentilerin artmasına yol açtı. Fed’e ilişkin tahminler, yıl sonuna kadar 2 faiz artışı ihtimalleri çevresinde yoğunlaştı.

    Analistler, para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in bu ayki toplantısında politika faizini yüzde 66 ihtimalle sabit bırakması beklendiğini ifade ederken, bankanın eylül veya ekim toplantılarının birinde atacağı şahin adımın ardından aralıkta da ilave faiz artışı yapacağına ilişkin tahminlerin yüzde 80’e çıktığını söyledi.

    Gelecek hafta Fed’in faiz kararı, Fed Başkanı Warsh’ın sözle yönlendirmelerindeki tonlaması ve ileriye dönük fiyat istikrarı mesajları piyasaların ana odak noktasını oluştururken, ABD’deki büyüme, kişisel tüketim harcamaları verileri ve önemli teknoloji şirketlerinin finansal sonuçları yakından takip edilecek.

    Öte yandan ABD’de Donald Trump yönetimi, zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamada ve bu yasağı etkin şekilde uygulamada yetersiz kaldıkları gerekçesiyle 1974 tarihli Ticaret Yasası’nın 301. Bölümü kapsamında yürütülen soruşturmalar sonucunda ülkenin 60 ticaret ortağına yüzde 10 veya yüzde 12,5 oranında gümrük vergisi uygulanacağını duyurdu.

    Trump yönetiminin son hamlesi, ABD Yüksek Mahkemesi’nin Uluslararası Acil Ekonomik Yetkiler Yasası’na (IEEPA) dayandırılarak uygulanan tarifelerin yasaya aykırı olduğuna hükmetmesinin ardından 24 Şubat’ta 122. Bölüm kapsamında devreye sokulan 150 gün süreli yüzde 10 oranındaki geçici küresel tarifelerin süresinin dolmasına kısa süre kala geldi.

    Donald Trump, ayrıca Avrupa Birliği’nin (AB) Amerikan teknoloji şirketlerine uyguladığı para cezalarını eleştirerek, Birliğe karşı 301. Bölüm kapsamında soruşturma başlatılacağını ve tarife uygulanabileceğini açıkladı.

    Diğer taraftan, hızlanan bilanço sezonunda geçen hafta ABD’li önemli teknoloji şirketlerinin finansal sonuçları takip edildi. Bu şirketlerin büyük bölümünün beklentileri aşan finansal sonuçlar açıklamasına karşın, gelecek dönemde artırmayı planladıkları sermaye harcamalarının karlılığa ne ölçüde katkı sağlayacağına ilişkin soru işaretleri varlığını korudu.

    Analistler, Alphabet, Tesla, IBM ve Intel’in geçen hafta açıkladığı bilançoların ardından gelecek hafta Microsoft, Meta, Amazon ve Apple’ın finansal sonuçlarının izleneceğini belirtti.

    Enflasyon beklentilerinin yukarı yönlü katılık kazanması ve Fed’in faiz patikasına yönelik tahminlerle tahvil piyasalarındaki satış baskısı durulmadı. Geçen hafta ABD’nin 2 yıllık tahvil faizi yüzde 4,38 ile 12 Şubat 2025’ten bu yana zirve seviyesini test etti. ABD 10 yıllık tahvil getirisi de yüzde 4,72’ye çıkarak yaklaşık 17 ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

    ABD’nin 2 yıllık tahvil faizi haftayı önceki haftaya göre yaklaşık 16 baz puan artışla yüzde 4,35’te, ABD 10 yıllık tahvil faizi yaklaşık 15 baz puan yükselerek yüzde 4,69’da tamamladı.

    Dolar endeksi haftalık bazda yüzde 0,7 artışla 101,5 seviyesine çıkarken, ABD yönetiminin uygulamaya aldığı tarifelerin küresel ticaret gerilimlerini artırabileceği endişeleriyle altının onsu ise haftayı pozitif tarafta kapattı. İki hafta üst üste değer kaybeden altının onsu, geçen haftayı yüzde 0,9 yükselişle 4 bin 55 dolardan tamamladı.

    Güçlü kalmaya devam eden dolar, yükselen tahvil faizleri ve Fed’e yönelik şahin öngörüler altının ons fiyatını baskıladı. Altının onsu haftayı yüzde 1,3 değer kaybıyla 4 bin 119 dolarda tamamladı. Brent petrolün varil fiyatı ise yüzde 9,9 artışla 96,8 dolara çıktı.

    New York borsası negatif seyretti

    ABD’de pay piyasaları geçen hafta negatif seyretti. Haftalık bazda New York borsasında S&P 500 yüzde 0,61, Nasdaq endeksi yüzde 2,13 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,38 düştü.

    Kurumsal tarafta bilanço detaylarına bakıldığında Alphabet’in yılın ikinci çeyreğindeki geliri, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 24 artarak 119,8 milyar dolara yükseldi. Şirketin net karı da aynı dönemde yüzde 298 artışla 112,1 milyar dolara ulaştı. Alphabet, geçen yılın ikinci çeyreğinde 28,2 milyar dolar net kar elde etmişti.

    IBM de 2026 yılının nisan-haziran dönemine ilişkin bilançosunu açıkladı. Buna göre, şirketin yılın ikinci çeyreğinde elde ettiği gelir, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 1 artarak 17,2 milyar dolara ulaştı. Şirketin net karı ise ikinci çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1 azalarak 2,17 milyar dolara geriledi.

    IBM’in Üst Yöneticisi Arvind Krishna, şirketin gelir artışını ve karlılığını hızlandırmak, yapay zeka ile otomasyon yoluyla şirket genelinde verimliliği artırmak ve inovasyonu hızla ticarileştirmeye yönelik yatırımları yoğunlaştırmak için adımlar attıklarını belirtti.

    Diğer yandan ABD’li elektrikli otomobil üreticisi Tesla’nın net karı, bu yılın ikinci çeyreğinde yıllık bazda yüzde 5 azalışla 1,11 milyar dolara geriledi. Şirketin toplam geliri ikinci çeyrekte yıllık bazda yüzde 26 artarak 28,2 milyar dolara ulaştı. Tesla, 2025’in aynı döneminde 22,5 milyar dolar gelir elde etmişti.

    ABD’li çip üreticisi Intel’in geliri, bu yılın ikinci çeyreğinde yıllık bazda yüzde 25 arttı. Şirket, bu yılın üçüncü çeyreğindeki gelir beklentisinin 15,8 milyar ile 16,8 milyar dolar aralığında olduğunu bildirdi. İkinci çeyrek finansal sonuçlarının beklentileri aşmasına rağmen Intel’in hisseleri yüzde 7,9 değer kaybetti.

    Gelecek hafta pazartesi dayanıklı mal siparişleri, Dallas Fed imalat aktivite endeksi, salı toptan stoklar, Richmond Fed sanayi endeksi, Conference Board tüketici güven endeksi, çarşamba Fed’in faiz kararı, Fed Başkanı Warsh’ın açıklamaları, perşembe büyüme, kişisel tüketim harcamaları (PCE) fiyat endeksi, haftalık işsizlik maaşı başvuruları, cuma Michigan tüketici güven endeksi verileri takip edilecek.

    Avrupa’da BoE’nin faiz kararı yatırımcıların odağında

    Avrupa borsaları, geçen hafta İtalya hariç alıcılı seyrederken, gelecek hafta için gözler İngiltere Merkez Bankasının (BoE) para politikası kararına çevrildi.

    Geçen hafta Avrupa Merkez Bankası (ECB), 3 temel politika faizini piyasa beklentileri doğrultusunda sabit bıraktı.

    Karar sonrası değerlendirme yapan ECB Başkanı Christine Lagarde’ın, Orta Doğu’daki savaş nedeniyle yaşanan enerji şokunun enflasyona ilişkin tam etkilerinin henüz ortaya çıkmadığını söylemesi, mevcut risklerin bölge geneline daha belirgin şekilde hissedilebileceğine yönelik korkuları körükledi.

    Lagarde, kararın oybirliğiyle alındığı bilgisini paylaşarak önümüzdeki haftalarda gelişmeleri ve gelecek verileri çok yakından takip etmek için uygun bir konumda oldukları sonucuna vardıklarını bildirdi.

    Enflasyon görünümüne yönelik risklerin yukarı yönlü olduğu ve enerji şokunun daha da şiddetlenebileceği uyarısında bulunan Lagarde, bunun diğer fiyatlar ve ücretler üzerindeki etkisinin beklenenden daha güçlü olabileceğini belirtti.

    Lagarde, enerji şokunun ikinci tur etkilerinin ortaya çıkabileceğine ilişkin riskleri de özellikle yakından izlediklerinin altını çizerek, “İkinci tur etkiler konusunda endişeliyiz ancak şu aşamada ikinci tur etkilerin ortaya çıktığına ilişkin belirgin işaretler görmüyoruz.” dedi.

    Halihazırdaki riskler çerçevesinde piyasalarda ECB’nin eylül toplantısında faiz artışına gitmesi bekleniyor.

    Bölgede geçen hafta açıklanan verilere göre, İngiltere’de yıllık enflasyon haziranda yüzde 2,6 ile yüzde 2,7 olan beklentilerin altında gerçekleşti. Enflasyon, Mart 2025’ten beri görülen en düşük seviyede ölçüldü.

    Öte yandan Avrupa Birliği (AB) üyeleri, Ukrayna’nın 2026 ve 2027 yıllarındaki acil savunma ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik 90 milyar avroluk kredi programına İngiltere’nin katılmasına onay verdi.

    Bu gelişmelerle geçen hafta İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 1,31, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,40 ve Almanya’da DAX endeksi yüzde 1,17 artarken, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,15 düştü.

    27 Temmuz’da başlayacak haftada pazartesi Almanya’da IFO iş ortamı güven endeksi, perşembe Avro Bölgesinde büyüme, işsizlik oranı, tüketici güven endeksi, BoE faiz kararı, Almanya’da enflasyon, büyüme, çarşamba Avro Bölgesi’nde sanayi üretimi, perşembe İngiltere’de sanayi üretimi, cuma Avro Bölgesi’nde enflasyon, Almanya’da işsizlik oranı verileri karşılanacak.

    Asya’da gözler BoJ’un kararında

    Asya borsalarında geçen hafta Güney Kore hariç pozitif bir seyir öne çıkarken, Orta Doğu’da jeopolitik gelişmelerin yanı sıra yapay zekada yatırım ve harcamaların artabileceğine yönelik beklentilerin sürmesi risk iştahını destekledi. Gelecek hafta ise Japonya Merkez Bankasının (BoJ) faiz kararı yatırımcıların odağında olacak.

    Bununla birlikte bölgede açıklanan makroekonomik veriler de yakından takip edildi. Japonya’da açıklanan enflasyon verileri hızlanmaya işaret etti.

    Ülkede haziranda yıllık enflasyon yüzde 1,7 ile beklentilere paralel gerçekleşse de önceki aya göre yükseliş gösterdi. Ayrıca yüksek petrol fiyatlarının ekonominin geneline de yansımaya başlamasıyla ülkede çekirdek enflasyon haziran ayında yüzde 1,6 olarak gerçekleşti ve mayıs verisine göre hızlandı.

    Japonya’da dış ticaret üst üste iki aydır açık vermeye devam etti. Ülkede ihracat haziranda yüzde 19,3, ithalat yüzde 25,4 arttı. İthalattaki artışın etkisiyle ülkede dış ticaret dengesi 406,9 milyar yen (yaklaşık 2,5 milyar dolar) açık verdi.

    Bu arada Çin’de kredi faiz oranları sabit bırakıldı. Ulusal Bankalar Arası Fon Merkezi, 1 yıllık kredi faiz oranını yüzde 3’te, 5 yıllık kredi faiz oranını ise yüzde 3,5’te sabit tuttu.

    Söz konusu gelişmelerle haftalık bazda Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,91 düşerken Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,67, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 1,33, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,63 yükseldi.

    Gelecek hafta pazartesi Çin’de sanayi karları, cuma Japonya’da BoJ’un faiz kararı, Tokyo TÜFE, işsizlik oranı, sanayi üretimi, perakende satışlar, Çin’de imalat sanayisi ve hizmet sektörü PMI verileri takip edilecek.

    TCMB politika faizini değiştirmedi

    Yurt içinde geçen hafta satış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da, BIST 100 endeksi haftalık bazda yüzde 0,27 düşüşle 13.943,87 puandan kapandı.

    Geçen hafta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37’de sabit tuttu. Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranının yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranının da yüzde 35,5’te sabit tutulduğu bildirilen duyuruda, “Enflasyonun ana eğilimi, haziran ayında sınırlı bir miktar gerilemiştir. Öncü veriler ana eğilimin temmuz ayında geçici olarak yükseleceğini ima etmektedir.” ifadesine yer verildi.

    Öte yandan TCMB, ödemeler dengesi istatistiklerinde revizyona gitti.

    Ödemeler Dengesi Finans Hesabı’nın belirli kalemleri, Ödemeler Dengesi ve Uluslararası Yatırım Pozisyonu İstatistikleri’nin veri kalitesini artırmak amacıyla yürütülen idari kayıtlara dayalı mikro veri temelli analizlerinden elde edilen sonuçlar doğrultusunda revize edilecek.

    Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notuyla ilgili bir karar almazken ülkeye ilişkin periyodik incelemesini tamamladığını bildirdi. Kuruluştan yapılan açıklamada, bunun bir kredi notu değişikliği anlamına gelmediği ve kısa vadede bir kredi notu eylemi gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair bir gösterge niteliği taşımadığı belirtildi.

    Açıklamada, Türkiye’nin kredi notunun, ülkenin büyük, çeşitlendirilmiş ve dinamik ekonomisi ile düşük kamu borcu yükü tarafından desteklendiği kaydedildi.

    Dolar/TL, haftayı önceki haftalık kapanışın yüzde 0,4 üzerinde 47,3350’den tamamladı.

    Gelecek hafta yurt içinde perşembe ekonomik güven endeksi, işsizlik oranı, cuma dış ticaret dengesi takip edilecek.>>>AA

  • Gençlerbirliği Kulübünde başkanlığa yeniden Haydar Arda Çakmak seçildi

    Gençlerbirliği Kulübünde başkanlığa yeniden Haydar Arda Çakmak seçildi

    Başkent kulübünün genel kurul toplantısı, Kocatepe Kültür Merkezi’nde yapıldı.

    Seçime tek aday giren Haydar Arda Çakmak, genel kurulda alınan açık oylama kararının ardından Gençlerbirliği Kulübünde yeniden başkan oldu.

    Kısa sürede yeniden genel kurul yaptıklarını hatırlatan Çakmak, yaptığı konuşmada, “Yönetim içerisinde fikir ayrılıkları olabilir, herkesin görüşüne saygımız var. Keşke bu görüş ayrılığına düşen arkadaşlar kulübümüzü bugün genel kurula götürmeselerdi de daha uygun bir zamanda yapsaydık. Çünkü bugün Gençlerbirliği’nin çözmesi gereken yüzlerce problemi var. İnanın genel kurul, Gençlerbirliği gündeminde en son olması gereken gündem maddesi. Hiçbir şekilde şu anda Gençlerbirliği’nin buna zaman ve vakit ayırmaması lazımdı. Maalesef bunu yaptık. Ama inşallah bugünden itibaren yeni yönetimimizle daha güçlü bir şekilde Gençlerbirliği’ni hak ettiği yerlere getireceğiz. Konuşmalar oldu, kırgınlıklar oldu. Bir hatam varsa ben kendi şahsım adına herkesten özür diliyorum. Bugün itibarıyla Gençlerbirliği’nde kırgınlıklar, kavgalar bitmiştir. Ben kendi adıma herkesi affediyorum, herkesten de af diliyorum.” ifadelerini kullandı.

    Haydar Arda Çakmak başkanlığındaki yeni yönetim kurulunda şu isimler yer alıyor:

    Arif Ölmez, Gün Emre İçer, Tolga Arslan, Mehmet Doğru, Hüseyin Şen, Ahmet Turgut, Gökhan Kavlak, Cevdet Toptaş, Şevder Oyman, Hacı Mehmet Altınok, Hüseyin Yalçın, Habip Aktaş, Oktay Banlı, Latif Orhan, İbrahim Ethem Koşar, Seçkin Altınel, Arslan Atar, Tarık Demirelli, Enes Altınışık, Kadir Özgün Keskin, Cihat Murat Kahramaner, Tayfun Bağlan, Murat Ilıkan, Bahri Kavak.

    Öte yandan genel kurulda yönetim ve denetim kurulu raporları ibra edildi.>>>AA

  • “Kökbörü Müsabakaları ve Geleneksel Atlı Spor Gösterileri” yapıldı

    “Kökbörü Müsabakaları ve Geleneksel Atlı Spor Gösterileri” yapıldı

    Türkiye Geleneksel Atlı Spor Dalları Federasyonu (TGASDF) ve İbradı Belediyesi ortaklığında gerçekleştirilen “Kökbörü Müsabakaları ve Geleneksel Atlı Spor Gösterileri”nde konuşan Dünya Etnospor Birliği Başkanı Bilal Erdoğan, kökbörünün Anadolu’nun geleneksel sporları arasında yer almadığını, Orta Asya’daki soydaşların ise en popüler geleneksel sporlarından biri olduğunu söyledi.

    Geleneksel sporlar yolculuğuna 2015’te başladıklarını belirten Erdoğan, “Etnospor birliğini kurduk, dünyanın en büyük geleneksel sporlar çatı kuruluşuyuz. Anadolu’daki ciriti biz Orta Asya’daki soydaşlarımıza tanıtalım, Orta Asya’daki soydaşlarımızın kökbörü sporunu da Anadolu’ya tanıtalım dedik. Kırgız kardeşlerimiz kendi aralarından zaten kökbörü oynuyorlardı, kökbörü bilmeyen takımlarımız da öğrendiler.” diye konuştu.

    Dünyanın karışık bir süreçten geçtiğini, savaşlar ve soykırımların yaşandığını kaydeden Erdoğan, tarihten gelen güçlü mirasla dünyada olup bitenlere sessiz kalınamayacağını ve milletçe güçlü olmak gerektiğini ifade etti.

    “Bizi biz yapan değerler yaşadığı sürece biz oluruz”

    Kültürün, inancın, gelenek ve göreneklerin yaşatılması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Kültür, yemeğimize, sporumuza, giysimize ve her şeyimize yansır. Onun için biz eskiye dair adetlerimizi, gelenek ve göreneklerimizi ne kadar gelecek nesillere taşırsak o kadar bizi biz yapan değerleri yaşatma şansımız olur. Gavurun gelenek, göreneğini yapalım, müziğini dinleyelim, dansını yapalım, gavurun her şeyini yapalım, o zaman bizi biz yapan her şeyi kaybederiz. Gavur düşmanlığından değil, bizim gelenek, göreneğimiz bize, onun gelenek göreneği ona değerli. Bizi biz yapan değerler yaşadığı sürece biz oluruz. Onun için biz geleneksel sporlarımız etrafında hem geleneksel kıyafetlerimizi hatırlayıp yaşatıyoruz hem de geleneksel müziklerimizi yaşatıyoruz.”

    "Kökbörü Müsabakaları ve Geleneksel Atlı Spor Gösterileri" yapıldı

    Erdoğan, geleneksel sporlarla ilgilenen çocukların ailelerinden olumlu geri dönüşler almaya başladıklarını dile getirdi.

    TRT’nin yaptığı diziler sayesinde Türk tarihinin şanlı dönemlerinin hatırlatıldığını belirten Erdoğan, bu dizileri izlerken gurur duyduklarını ve zaman zaman hayıflandıklarını, ancak bunun yerine özgüvenle ve cesaretle bir şeyler yapmak gerektiğini söyledi.

    "Kökbörü Müsabakaları ve Geleneksel Atlı Spor Gösterileri" yapıldı

    Yeni nesillere bir şeyler aktarmak için harekete geçmek gerektiğini vurgulayan Erdoğan, şunları dile getirdi:

    “Gençlere inancımızı, kültürümüzü, gelenek ve göreneklerimizi, değerlerimizi de aktaralım. Tarihteki şanlı büyüklerimizin hayatlarını da öğrensinler, isimlerini de öğrensinler, bütün büyüklerimizin gölgesinde onların ilhamıyla büyüsünler, onlar gibi olmak istesinler, cesur, doğru, çalışkan olmak istesinler. İşte o zaman dünyadaki bu bozuklukları, çürümüşlükleri, zulümleri bitirecek bir nesil bu topraklardan neşet edecektir, yetişecektir. Ben yetişmeye başladığına inanıyorum ve şahidim. Ben bunun için çalışıyorum, bugün bu mesajları vermek için geldim. Belki buradaki gençlere dokunur diye geldim. Sizler de bu mesajı bugün burada olmayanlara aktarın. Kendi mahallenizde sokağınızda, evinizde çocuklarınıza kültürümüze ait olanları nasıl sevdirerek yaşatabiliriz diye çalışın. Milletçe hep birlikte siyasetin konusu olmadan bunlara sarılmamız gerektiğini düşünüyorum. O zaman yeniden bu millet neymiş bütün dünyaya gösteririz diye düşünüyorum.”

    TGASDF Başkanı Hakan Kazancı ise bundan 10 sene önce Etnospor Birliği adı altında bir kuruluşla yola çıktıklarını ve Türkiye’de geleneksel sporları ele aldıklarını kaydetti.

    "Kökbörü Müsabakaları ve Geleneksel Atlı Spor Gösterileri" yapıldı

    Etnospor Birliğiyle Türkiye’de geleneksel spor dallarının olduğunu belirten Kazancı, “Bize ait olan değerleri, sporları, kültürleri gelecek olan nesillere özünü değiştirmeden aktarmamız gerekiyor. Biz bunun için yola çıktık ve hamdolsun onu bugün burada kökbörü ligimiz yoktu ama şimdi İbradı’da ligini kurarak başlatmış olduk, buraya nasip oldu. Burada emeği geçen herkese teşekkür ederim.” ifadelerini kullandı.

    Etkinliğe Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, Antalya Valisi Hulusi Şahin, İbradı Belediye Başkanı Hatice Sekmen, İl Emniyet Müdürü Sabit Akın Zaimoğlu, sporcular ve vatandaşlar katıldı.

    Etkinlik kapsamında sporcular geleneksel atlı spor gösterileri yaptı.>>>AA

  • İstilacı değil, yerli tür!

    İstilacı değil, yerli tür!

    Yükseköğretim Kurulundan (YÖK) yapılan yazılı açıklamada görüşlerine yer verilen Özkan, toplumda çekirgelerin yüksek katlara çıktığı, uçtuğu, zıpladığı, büyük bacakları bulunduğu ve insanlara zarar verebileceği yönünde korku oluştuğunu belirtti.

    Özkan, çekirgelerin bir ülkeden diğerine, şehirler arasında, hatta kıtadan kıtaya göç edebildiğini anlatarak, bugün dünyada tespit edilmiş 10 binden fazla çekirge türü bulunduğunu, bunların 150’den fazlasının Türkiye’de yaşadığını kaydetti.

    Bazı çekirge türlerinin toplu yaşadığını ve olağanüstü çoğalma yeteneğine sahip olduğunu da aktaran Özkan, istilacı bir sürünün yemyeşil bir alanı 15-20 saniyede karartıp, bitki örtüsünü ortadan kaldırabileceğini ancak bunun her zaman gerçekleşmeyeceğini vurguladı.

    Özkan, mevcut durumda endişe edilecek bir tablo bulunmadığının altını çizerek, “Yapılan çalışmalarda bunun istilacı bir tür olmadığı görülüyor. ‘İstilacı’ diyebilmemiz için Türkiye’de yaşamayan, egzotik bir tür olması gerekir. Bu yerli bir tür. Dolayısıyla şu anda çiftçilerin korkacağı bir durum söz konusu değil. Ancak çiftçilerimiz böcekleri sürekli izlemeli, yoğunluk ekonomik zarar eşiğine geldiğinde gerekli mücadele yapılmalı.” ifadelerini kullandı.

    Artışın nedeni sıcaklık ve yağış

    Çekirge sayısındaki artışın, “göç” ya da “istila” olarak yorumlanmaması gerektiğini ifade eden Özkan, böceklerin soğukkanlı (poikilotermal) canlılar olduğunu ve sıcaklıktan çok etkilendiğini bildirdi.

    Popülasyondaki yükselişin iki temel nedeninin ani sıcaklık artışı ile yıl içindeki yağış ve nem artışı olduğunu belirten Özkan, “Bir-iki santigrat derece sıcaklık artışı bile böceklerin olağanüstü çoğalması için yeterli. Yağış ve sıcaklık, böceklerin sayısının hızla artmasına neden oldu.” bilgisini verdi.

    Özkan, bir santigrat derecelik artışın böcek popülasyonunu üç ile beş kat artırabileceğini kaydetti.

    Popülasyonlardaki ani iniş ve çıkışların, özellikle istilacı türlerde, ekolojik dengenin bozulduğuna ve küresel iklim değişikliğinin etkilerine işaret edebileceğini vurgulayan Özkan, çevrenin kirletilmemesi ve karbon salınımının azaltılması gerektiğini belirtti.

    Özkan, ekolojik dengenin bozulmasının istilacı türleri ve aşırı popülasyon artışlarını beraberinde getirebileceğini, bundan en fazla insanın zarar göreceğini ifade etti.

    Bilinçsiz ilaçlama direnç gelişimine yol açabilir

    Vatandaşlara korkmamaları tavsiyesinde bulunan Özkan, çekirgelerin insanlar için zehirli olmadığını ve insanlara saldırmadığını belirterek, bazı çekirgelerin bitkilerle, bazılarının ise diğer böceklerle beslendiğini, etçil türlerin dahi insanlara yönelmediğini vurguladı.

    Çekirgelerin binalara girmesini önlemek için sineklik kullanılabileceğini aktaran Özkan, evde görülen çekirgeler için hemen tarım ilacı kullanılmaması gerektiğini belirtti. Özkan, bilinçsiz ilaçlamanın direnç gelişimine yol açarak, sorunu büyütebileceği uyarısında bulundu.

    Prof. Dr. Cem Özkan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ekonomik zarar eşiği geçildiğinde gerekli müdahaleler yapılacaktır. Tarımsal alanda popülasyon çok artarsa kayıplar olabilir, bu konuyla Tarım ve Orman Bakanlığı ilgileniyor. Şu anda panik olacak bir şey yok. Sıcaklık geçince denge kurulacak.10-15 gün içinde çekirge sorununun kendiliğinden azalacağını düşünüyorum.”

    Çekirge artışıyla aynı dönemde martı ve karga sayısının da yükseldiğine işaret eden Özkan, canlıların birbirleriyle denge içinde olduğunu, böcek olmadığında kuşların da olmayacağını söyledi.

    Özellikle İstanbul’daki durumun bir süre izlenmesi gerektiğini belirten Özkan, kuşların çekirgelerle beslenmesiyle bozulan dengenin yeniden kurulacağını ifade etti.

    Özkan, iklim değişikliği nedeniyle böceklerin dünya genelinde kendilerine daha uygun bölgelere göç ettiğini vurgulayarak, sıcaklık arttıkça Türkiye’de daha önce bulunmayan türlerin de gelebileceğini, benzer durumun bitkiler için de geçerli olduğunu sözlerine ekledi.>>>AA

  • Uzmanlardan yaz tatilinde çocukların doğa ve aile büyükleriyle vakit geçirmesi önerisi

    Uzmanlardan yaz tatilinde çocukların doğa ve aile büyükleriyle vakit geçirmesi önerisi

    Okulların yaz tatiline girmesiyle birlikte aileler tatil planlarını yapmaya başlarken, uzmanlar çocukların uzun süre ekran başında kalmasının ve doğadan, köy yaşamından, akrabalık ilişkilerinden uzaklaşmasının gelişimleri üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirtiyor.

    Ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte tüm tatili otellerde geçirmesinin, çocukların sosyal, kültürel ve duygusal gelişimleri açısından bazı eksikliklere yol açabileceğini kaydeden uzmanlar, yaz döneminin aile bağlarını güçlendirmek, aile büyükleriyle vakit geçirmek ve çocukları farklı deneyimlerle buluşturmak için fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

    Etik ve Toplumsal Değerler Uzmanı Prof. Dr. Esra Akın, AA muhabirine, yaz tatili dendiğinde aklına “otel tatili” gelenlerin artık çok fazla olduğunu söyledi.

    Uzmanlardan yaz tatilinde çocukların doğa ve aile büyükleriyle vakit geçirmesi önerisi

    Türkiye’nin hemen hemen her şehrinde çeşitli müze ve kültür merkezleri olduğunu vurgulayan Akın, çocukların yıl boyunca telefon ve televizyon ekranlarına hapsolduğunu, onların başka hayatlarla empati kurabilmesi için sanatsal faaliyetlerin öne çıkarılması gerektiğini dile getirdi.

    Akın, ailece izlenecek bir tiyatro oyunu veya birlikte gidilecek bir konserin, çocuklara unutamayacakları anlar yaşatabildiğini ifade etti.

    Büyükanne, büyükbaba, amca, teyze gibi kavramların bir çocuğun hayatındaki kolonlar olduğuna dikkati çeken Akın, yaz tatilinin, ihmal edilen bu kavramlarla barışmak ve yakınlaşmak için fırsat olabileceğini kaydetti.

    “Özellikle gençlerimiz dedeleriyle, nineleriyle daha çok vakit geçirmeli”

    Prof. Dr. Akın, yaz tatilinin, manevi değerlerin içselleştirilmesinde fırsat olarak değerlendirilmesini tavsiye ederek, “Özellikle gençlerimiz dedeleriyle, nineleriyle daha çok vakit geçirmeli. Onların hayat tecrübelerini dinlemeli, kendi hayatına ders olarak almalı. Bu pratik, gençlerin hayatta daha özgüvenli ve daha bilinçli yürümelerini sağlayacaktır.” dedi.

    Yaz tatilinin sanki her gün denizde, havuzda geçmesi gerekliymiş gibi algılanmasının doğru olmadığını kaydeden Akın, bireyler kent hayatına gömüldüğü için bir süre sonra köy kavramından uzaklaşıldığını aktardı.

    Akın, son yıllarda teknolojik gelişmelerin etkisiyle ciddi değişimler yaşandığını, bu değişimin bireylerin dinlenme seçeneklerini, tatile olan bakış açılarını ve bu bağlamdaki kararlarını da etkilediğini belirtti.

    Ailelerin yaz sürecine dair planlamalarını daha çok dinlenme ve eğlenme odaklı yaptıklarını aktaran Akın, “Oysa hem aileler için hem de çocuklar için tatil sadece eğlenmenin, dinlenmenin olduğu alanlara değil, özellikle bireysel gelişimi, sosyalleşmeyi, kültürleşmeyi, aile bağlarının güçlenmesini, yeni alışkanlıklar, hobiler edinebilmeyi, farklı kültürlere iştirak edebilme gibi ya da memleketimizde farklı şehirleri ziyaret edebilme gibi birçok seçenekte de değerlendirilmesi gerekir.” diye konuştu.

    Esra Akın, çocukların tüketim odaklı yetiştirildiğini belirterek, tatil planlamalarının da bu şekilde yapılmasının çocukların anlam-değer dünyasını olumsuz etkilediğini, bu şekilde eğlence, haz odaklı tüketime yönelik bir algı oluştuğunda sorumluluktan, sosyalleşme ve kültürel edimlerden yoksun çocukların yetiştiğini anlattı.

    Modernleşmeyle beraber aile ve kültürel değerlerde bir aşınma ve zayıflama da görüldüğünü dile getiren Akın, bunun da ciddi kültürel kopuşlar meydana getirdiğini, bunun önüne geçmenin yollarından birinin de çekirdek aile ile geniş aile ve komşular arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinden geçtiğini söyledi.

    Akın, kitap okumak, resim yapmak, tiyatroya gitmek, sanatın herhangi bir dalıyla uğraşmak ve bu anlamda etkileşimler içerisinde olmanın, çocuklarda kişilik gelişimine ve farkındalık geliştirmelerine katkı sağlayacağını ifade etti.

    Çocukların doğayla, toprakla, hayvanlarla iç içe olabileceği bir alana dokunabilmesinin onlarda hem fiziksel hem de ruhsal yönden olumlu değişim ve gelişimler sağladığını kaydeden Akın, şöyle devam etti:

    “Özellikle çevre bilincinin gelişmesi, hayvan sevgisinin şekillenmesi, üretmenin anlamlılığı, üretirken gösterilen sabrın değeri gibi birçok noktada farklı başlıklarda farkındalıklar oluşturmasına neden olacaktır ve özellikle de dikkat dağınıklığı, öğrenme güçlüğü, anksiyete, gerçeklik algısında değişim gibi bugün teknolojinin yarattığı birçok olumsuz etkiler de evlatlarımızda görülmeyecek. Doğayla iç içe olan çocuklarımızda, yani hareket halinde olan çocuklarımızda fiziksel aktivitenin getirdiği yine fizyolojik bağlamda da olumlu sonuçlar ortaya çıkacaktır.”

    “Ekrandan uzak tutmak çocuğun sosyal gelişimi için ön koşuldur”

    Çocuk Gelişim Uzmanı ve Psikolog Filiz Yıldırım ise yaz tatilinin sadece dinlenme süreci olmadığını belirterek, sadece otel, deniz, havuz gibi aktivitelerle zaman geçiren çocukların öğrenme süreçlerinden koptuğuna dikkati çekti.Uzmanlardan yaz tatilinde çocukların doğa ve aile büyükleriyle vakit geçirmesi önerisi

    Yıldırım, 3 aylık tatil sürecinde öğrenmeye ve gelişmeye uzun süre ara vermenin çocuklarda gerileme yaşattığını vurgulayarak, “Çocuk, eylülde okullar açıldığında yüzde 30 öğrenme kaybıyla okula başlar. Araştırmalar bunu gösteriyor. O nedenle yaz tatilini sadece dinlenme süreci olarak düşünmek çok yanlıştır. Çocuğu yüzde 30 geriletir. Her gün kitap okumak, bitirdiği yılın konularına göz gezdirmek, çok değil ama her gün belli bir miktar öğrenme sürecine devam etmek, tatil kitaplarından, ders videolarından bir şeyler izlemek, yazmak çocuğun zihnini, beynini öğrenme sürecinde yolda tutar.” ifadesini kullandı.

    Tatil döneminin, çocuğun ve ailenin birlikte kaliteli vakit geçirebileceği çok güzel bir fırsat olduğunu anlatan Yıldırım, ancak sürekli ekran başında otelde, havuzda vakit geçiren çocuğun sosyal gelişimden, kültürlenme fırsatından mahrum kaldığını aktardı.

    Çocuğun sosyal becerilerinin gelişmesi için öncelikle sosyal ortamlara girmesi, insanlarla etkileşim içinde olması gerektiğine işaret eden Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ekrandan uzak tutmak çocuğun sosyal gelişimi için ön koşuldur. Çocuk ekran başında toplumdan aileden uzaklaşır, bir yalnızlık içinde ekranın esiri olur. Çocuğu ekrandan uzak tutmak için ona ekranın yerine geçebilecek, fiziksel, zihinsel ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılayabilecek ortamlar sunmak gerekir. Aile ile birlikte geçirilecek vakit, oyunlar, kutu oyunları, doğada insanlarla, aile ile arkadaşlarla buluşma, aile büyükleriyle bir araya gelme, teyzelerle dayılarla kuzenlerle bol bol vakit geçirme, bunların hepsi çocuğun sosyalleşmesi için çok güzel fırsatlardır.”

    Bunun yanı sıra çocuğu sadece tüketen bir kimlik olarak değil, aynı zamanda çevresine, ailesine bulunduğu şehre, dünyaya katkı sunan bir kimlik olarak yetiştirmek gerektiğini kaydeden Yıldırım, “Sokaktaki hayvanlara yaz sıcağında su vermek, beslemek, yaşadığı çevrede ihtiyaç sahibi canlıları fark etmek ve gücü ölçüsünde yardım etmek, ağaçlara, kuşlara, doğaya dikkatini çekmek, yaşadığı dünya ile etkileşim içinde bir çocuk yetiştirmek çok önemlidir.” değerlendirmesinde bulundu.

    Yıldırım, kuşaklar arası iletişimin çocukların kimlik gelişiminde önemli rol oynadığını vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “Eğer çocuğun dedesi ninesi hayattaysa, yaşıyorsa bu o çocuk için çok büyük bir şanstır. Kendi büyüklerini görmek, onlara sarılmak, onlarla sohbet etmek, hayatın içinden damıtılmış o güzel anıları dinlemek bir çocuk için çok önemli kaynaktır. Bir çocuk köklerinden beslenerek büyür ve bir yetişkin olur. Kökleri ile iletişim halinde olmak çok değerlidir. O nedenle okul döneminde ziyaret edemediğimiz uzaktaki aile büyüklerine yaz tatilinde mutlaka gitmek, onlarla vakit geçirmek onların elinden yemek yemek, bir çocuğun sinir sistemine çok büyük katkıdır.”>>>AA

  • 1500 yıl önceki depremin izleri kazı yapılan caddede tespit edildi

    1500 yıl önceki depremin izleri kazı yapılan caddede tespit edildi

    Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) koordinasyonunda ve İÇDAŞ AŞ’nin ana sponsorluğunda yürütülen kazılar, kentin Roma dönemine ilişkin yeni veriler sunuyor.

    Troya Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan, AA muhabirine, çalışmaların bu yıl Helenistik ve Roma dönemi aşağı kentinde yoğunlaştırıldığını söyledi.

    Kazılara “Geleceğe Miras Projesi” kapsamında devam ettiklerini anlatan Aslan, bu seneki verilerin kent tarihi açısından dönüm noktası olduğunu dile getirdi.

    Çalışmaları 4 farklı noktada sürdürdüklerini anlatan Aslan, şöyle konuştu:

    “Kazılarını sürdürdüğümüz Roma dönemi aşağı şehri o yıllarda çok önemli ve görkemli bir dönemi yaşıyor. Özellikle Augustus’un milattan önce 20’lerde Troya’yı ziyareti sonrasında bu kentin görkemi biraz daha artıyor. Kentteki Roma caddesi çok büyük bir cadde. Birbirine paralel olarak kuzey-güney, doğu-batı yönünde görkemli caddeler söz konusu. Bu caddelerin sağında ve solunda hem villalar hem dükkanlar yer alıyor. Hem kaledeki ziyaretçiyi aşağı şehre yönlendirmek açısından hem de buradaki aşağı şehrin planıyla ilgili bazı ayrıntıları bulma açısından kazılara başladık.”

    Aslan, kalenin içinde agora alanında ve dört farklı yerde de kazıların devam ettiğini hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tarihi kayıtlardan bildiğimiz kadarıyla Roma dönemi kenti Troya aslında iki büyük depremle yok oluyor. Son büyük tahribat milattan sonra 500’lerde meydana geliyor. Bu caddedeki izlerden de Roma dönemindeki o depremlerin caddeyi de oldukça önemli bir şekilde tahrip ettiğini görüyoruz. Deprem Troya’yı yıkıyor. Son büyük yıkımın Troya’da yaklaşık 1500 yıl önceki depremle gerçekleştiğini biliyoruz. Bunu da buradaki izlerde Roma caddesi kalıntılarında oldukça açık bir şekilde görebiliyoruz.”

    Bulguların, Roma döneminin sonundaki depremlerin kentte oluşturduğu tahribatı desteklediğini belirten Aslan, Troya’nın önceki dönemlerde yaşanan depremlerin ardından yeniden inşa edildiğini ancak geç Roma dönemindeki büyük depremlerden sonra yerleşimin eski canlılığına kavuşamadığını söyledi.

    Prof. Dr. Aslan, Troya’da yerleşim tarihinin yaklaşık milattan önce 3000’lerden milattan sonra 500’lere kadar sürdüğünü ifade ederek farklı dönemlerde yaşanan depremlere rağmen kentin uzun yıllar iskan edildiğini, son büyük depremlerin ardından ise yaşamın sona erdiğini sözlerini ekledi.>>>AA

  • Türkiye’nin eğitimli arama kurtarma kapasitesi 3 yılda 10 katın üzerine çıktı

    Türkiye’nin eğitimli arama kurtarma kapasitesi 3 yılda 10 katın üzerine çıktı

    AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin afetlere hazırlık ve müdahale gücünü artırmak amacıyla AFAD tarafından yürütülen 100 bin kişilik Arama Kurtarma Ekibi Projesi’nde hedef aşıldı.

    Proje kapsamında kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarının arama kurtarma ekiplerine verilen eğitimlerle ulusal ölçekte afetlere müdahale edebilecek eğitimli personel havuzu genişletildi.

    Eğitimli ulusal arama ve kurtarma personeli sayısı 2023’te 15 bin 250 iken, bu yıl 160 bin 13’e ulaştı.

    Böylece Türkiye’nin eğitimli ulusal arama ve kurtarma kapasitesi son 3 yılda 10 katın üzerine çıktı. Arama kurtarma ekiplerinin uygulamalı eğitimlerinde kullanılan parkur sayısı da 125’e yükseldi.

    Geçen yıl 889 olan afetlerde görev alan müdahale ve destek araçlarının sayısı ise 1304’e ulaştı. Böylece araç kapasitesinde 415 araçlık, yaklaşık yüzde 47 artış sağlandı.

    AFAD, 5 bin 339 olaya doğrudan müdahale etti

    AFAD ekipleri, 1 Ocak-16 Temmuz döneminde Türkiye genelinde meydana gelen 5 bin 339 afet ve acil durum olayına müdahalede bulundu.

    Bu dönemde 2 bin 366 sel ve su baskını, 883 orman yangını, 492 heyelan ve 305 fırtına meydana geldi, Türkiye’de büyüklüğü 4 ve üzerinde 119 deprem kaydedildi, 63 çığ, 30 yıldırım düşmesi ve 5 maden kazası yaşandı.

    “Afetlere karşı hazırlığımızı her geçen gün güçlendiriyoruz”

    İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin eşsiz doğal ve coğrafi zenginliklerinin yanı sıra deprem, sel, heyelan, orman yangını ve çığ gibi farklı afet türlerinin yaşanabildiği bir coğrafyada bulunduğunu belirtti.

    Bu coğrafi gerçeğin afetlere karşı sürekli hazırlıklı olmayı zorunlu kıldığını vurgulayan Çiftçi, AFAD’ın eğitimli insan kaynağını, teknik altyapısını ve müdahale imkanlarını her geçen gün geliştirdiğini ifade etti.

    Çiftçi, şunları kaydetti:

    “Afet yönetiminde başarı elbette yalnızca olay anındaki müdahaleyle değil, önceden oluşturulan güçlü bir hazırlık kapasitesiyle mümkündür. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığımız, büyük bir özveriyle yürüttüğü eğitim, koordinasyon ve kapasite geliştirme çalışmalarıyla ülkemizin her noktasında afetlere hazırlık gücünü artırmaktadır. Kamu kurumlarımız ve sivil toplum kuruluşlarımızla birlikte oluşturduğumuz bu güçlü yapıyı daha da ileri taşıyarak vatandaşlarımızın ihtiyaç duyduğu her anda en hızlı ve etkili şekilde yanlarında olmayı sürdüreceğiz.”>>>AA