Kategori: Afyon

  • Genç okçular, Kocatepe’de hedefi on ikiden vurdu

    Genç okçular, Kocatepe’de hedefi on ikiden vurdu

    Yoğun katılımla gerçekleşen müsabakalarda öğrenciler, geleneksel okçulukta hem bireysel hem de takım olarak hünerlerini sergiledi. Turnuva boyunca sporcuların gösterdiği performans izleyicilerden alkış toplarken, dereceye giren isimler yapılan final atışlarının ardından belli oldu. Müsabakaların sonunda başarılı olan takım ve sporculara madalya ve ödülleri takdim edildi. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü yetkilileri, organizasyona katılan tüm sporcuları tebrik ederek grup müsabakalarında başarılar diledi. Yetkililer, geleneksel sporların gençler arasında yaygınlaşmasının önemine dikkat çekerek bu tür etkinliklerin devam edeceğini belirtti. >>>Haber Merkezi

  • Şuhut’ta hastane tatbikatında ekipler zamanla yarıştı

    Şuhut’ta hastane tatbikatında ekipler zamanla yarıştı

    Şuhut Devlet Hastanesi’nde olası afet ve acil durumlara karşı hazırlık amacıyla Hastane Afet Planıyla ilgili olarak geniş katılımlı bir tatbikat gerçekleştirildi. Gerçeği aratmayan görüntülerin ortaya çıktığı tatbikatta ekipler zamanla yarıştı. Tatbikata Şuhut Belediyesi, İl ve İlçe Sağlık Müdürlüğü personelleri, AFAD ekipleri, Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE), ilçe emniyeti, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Aksa Doğalgaz ekipleri destek verdi. Senaryo gereği hastanenin arka bölümünde oksijen tüplerinin bulunduğu alanda önce patlama meydana geldi, ardından büyük çaplı bir yangın çıktı. Yangını ilk fark edip müdahale eden personel yaralanırken, yaralıya hastanede müdahale edildi. Yangının büyümesi üzerine Şuhut Belediyesi itfaiye ekipleri olay yerine gelerek yangına müdahale etti. Tedbir amacıyla cerrahi servis ile yoğun bakım ünitesindeki hastalar hastane bahçesine tahliye edildi. Yangın sırasında yaralananlara ve dışarıda görev sırasında kaza geçirerek hastaneye getirilen orman işçilerine Acil Serviste ve hastane bahçesinde kurulan çadırlarda müdahale edildi. Olası kargaşa senaryosunda ise tedavi olmak için ısrarcı davranan vatandaşa özel güvenlik ve polis ekipleri müdahale etti. Ayrıca hastane içerisinde kaybolduğu senaryosu oluşturulan bir kız çocuğu bulunarak ailesine teslim edildi. Yangının kontrol altına alınmasının ardından tatbikat başarıyla sona erdi.

    “HER OLASILIĞI CİDDİYE ALMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Tatbikat hakkında açıklamalarda bulunan Şuhut Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Soner Taşar, olası afet ve acil durumlara karşı hazırlıkları artırmak amacıyla tatbikatı başarıyla tamamladıklarını belirtti. Taşar, “Hem idaremiz hem de personelimiz olarak afet ve acil durumları büyük bir ciddiyetle ele alıyoruz. Bu süreci rutin bir uygulama olarak değil önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz. Tatbikat boyunca personelimizin bu ciddiyeti yansıttığını gördük. Afet anında hem hizmetin kesintisiz sürmesi hem de hızlı ve etkili müdahale büyük önem taşıyor. Her yıl senaryoları daha kapsamlı ve gerçekçi hale getirmeyi daha fazla birimin katılımını sağlamayı hedefliyoruz. Tatbikata katılan tüm ekipler gerçek bir afet durumu varmış gibi hızlı şekilde ihtiyaçlarımıza cevap verdi. Bu tatbikatın amacı da kurumlar arası koordinasyonun etkinliğini test etmekti. Destek veren tüm kurum ve personellere teşekkür ediyorum” dedi. >>>Haber Merkezi

     

  • 23 Nisan’ın tarihsel dönüşüm boyutu

    23 Nisan’ın tarihsel dönüşüm boyutu

    Abdullah Kaptan Konferans Salonunda düzenlenen konferansa; Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Sibel Yazıcı ile birlikte öğrenciler katıldı. Konferansta; Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Öğr. Gör. Gülden Yürektürk, “23 Nisan 1920 Egemenliğin Millete Devri: Siyasal ve Tarihsel Bir Analiz” konulu sunumunda ulusal egemenliğin tarihsel arka planı, Milli Mücadele’nin hazırlık evresi ve 23 Nisan 1920’de meclisin açılmasıyla yaşanan gelişmeleri anlattı. 23 Nisan 1920 tarihinin egemenliğin yön değiştirdiği, meşruiyetin yeniden tanımlandığı ve siyasi iktidarın temelinin kökten sarsıldığı bir tarihsel kırılma anı olduğunu söyleyen Yürektürk, “Egemenliğin kaynağı değişmiştir. Meşruiyetin dayanağı değişmiştir. Siyasi iktidarın örgütlenme biçimi değişmiştir. Bu değişim, geri dönülemez değişimdir. 23 Nisan 1920 sadece bir ‘açılış’ değildir. Aynı zamanda bir kopuş ve kuruluştur” dedi.

    MAGNA CARTA’DAN FRANSIZ DEVRİMİ’NE EGEMENLİK MÜCADELESİ

    Ulusal egemenliğin tarihsel arka planını anlatan Yürektürk, şunları söyledi: “Modern devlet anlayışının temelleri ve egemenliğin kaynağının sorgulanması süreci, şüphesiz 1215 tarihli Magna Carta ile başlatılabilir. Bu belge ile ilk kez bir kralın yetkileri sınırlandırılmış, bireyin hakları kavramsal düzeyde tanınmış ve egemenliğin kaynağı tartışmaya açılmıştır. Ardından 1648 Westphalia Antlaşması ile ulus-devlet sisteminin temelleri atılmış; egemenliğin yalnızca tanrısal bir kaynaktan değil, giderek halk iradesiyle ilişkilendirilebileceği fikri güç kazanmıştır. Egemenliğin monarşiden millete geçişinin felsefi altyapısı ise özellikle John Locke ve Jean-Jacques Rousseau tarafından oluşturulmuştur. Locke, egemenliğin halka ait olduğunu ve yönetime emanet edildiğini savunmuş; bu emanetin kötüye kullanılması durumunda halkın direnme ve hatta yönetimi değiştirme hakkına sahip olduğunu savunmuştur. Rousseau ise bu düşünceyi daha ileri taşıyarak egemenliğin bölünemez, devredilemez ve yanılmaz olduğunu, dolayısıyla yalnızca halka ait olabileceğini ifade etmiştir. Bu felsefi birikimin pratiğe dönüşmesi ise 1789 Fransız Devrimi ile gerçekleşmiştir.”

    “TÜRK İNKILABI, OSMANLI MODERNLEŞMESİNİN YÜZYILA YAYILAN BİRİKİMİ”

    Osmanlı-Türk tarihindeki monarşiden kopuş ve milli egemenliğe geçiş süreci hakkında bilgiler veren Yürektürk, konuşmasına şöyle devam etti: “Avrupa’da ortaya çıkan fikirler yalnızca Batı toplumlarını etkilememekle kalmamış, Osmanlı aydınları üzerinde de derin izler bırakmıştır. 19. yüzyıl boyunca Osmanlı entelektüelleri, Aydınlanma düşüncesini kendi toplumsal yapılarıyla uyumlu hale getirmeye çalışmışlardır. Bu süreçte gerçekleştirilen ıslahat hareketleri, doğrudan bir rejim değişikliği yaratmamış olsa da yapısal dönüşümün temelini oluşturmuş ve egemenliğin kaynağının sorgulanması, Türk inkılabını hazırlayan zemini meydana getirmiştir. Bu çerçevede III. Selim döneminde Batı ile kurulan ilişkiler, özellikle Fransa ile yapılan diplomatik temaslar ve Batı düşünce eserlerinin Türkçeye çevrilmesiyle birlikte yeni bir zihinsel açılım başlatmıştır. Ardından II. Mahmut döneminde bu zihinsel dönüşüm, devlet yapısında gerçekleştirilen köklü reformlarla desteklenmiş; merkezi otorite yeniden düzenlenmiş ve Avrupa’ya öğrenci gönderilerek yeni bir aydın kuşağı yerleştirilmiştir. Abdülmecid döneminde ise Batı kültürüyle temas daha da yoğunlaşmış, Fransızca bilen, Batı’yı doğrudan okuyabilen ve yorumlayabilen bir devlet adamı profili ortaya çıkmıştır. Tanzimat ile birlikte devletin hukuki yapısında önemli değişiklikler yapılmış, padişahın yetkilerinin sınırlandırma süreci, zamanla daha ileri bir aşamaya taşınarak, yeni bir aydın hareketi olan Genç Osmanlılar ortaya çıkmıştır. Genç Osmanlıların düşünsel birikimi ile I. Meşrutiyet ve II. Meşrutiyet ilan edilmiştir. Türk inkılabı, tarihin boşluğunda ortaya çıkmış ani bir kırılma değil; Osmanlı modernleşmesinin yüzyıla yayılan birikimi üzerine yükselen tarihsel bir devamlılığın ürünüdür.”

    “KONGRELERDE; ÖN PLANA ÇIKAN TEK BİR TEMEL İLKE ULUSAL EGEMENLİK”

    19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışıyla birlikte yeni bir dönem fiilen başladığını belirten Yürektürk, “Mustafa Kemal’in önderliğinde başlatılan bu süreç, kısa sürede bölgesel direniş hareketlerini aşarak, dalga dalga yayılan ulusal bir mücadeleye dönüşmüştür. Cepheler öncesi hazırlık evresi olarak adlandırdığımız bu dönemde Havza ve Amasya Genelgeleri ile Erzurum ve Sivas Kongrelerine baktığımızda, kongrelerin satır aralarında ön plana çıkan tek bir temel ilke görürüz; ulusal egemenlik” diye konuştu. Ulusal egemenliğin, yalnızca teorik bir ifade değil; aynı zamanda yürütülen mücadelenin yönünü belirleyen siyasi bir irade olduğunu kaydeden Yürektürk;  “Amasya Genelgesi bu sürecin adeta bir manifestosu, bir yol haritası ve aynı zamanda açık bir başkaldırı niteliğindedir. Erzurum ve Sivas Kongreleri ile daha da somut ve kurumsal bir nitelik kazanır. Erzurum Kongresi’nde bölgesel gibi görünen kararların aslında ulusal bir perspektife sahip olduğu görülürken; Sivas Kongresi ile bu hareket tamamen ulusal bir kimlik kazanmıştır” ifadelerini kullandı.

    “MİSAK-I MİLLİ’DEN MECLİSE: ULUSAL EGEMENLİĞİN İNŞASI”

    Yürektürk, Mustafa Kemal’in 108 gün boyunca Sivas’tan Milli Mücadele’yi yönettiğini Aralık 1919’da Ankara’ya geldiğini ifade ederek, şöyle konuştu: “Ankara bu tarihten itibaren hem askeri operasyonların koordine edildiği hem de siyasi örgütlenmenin yürütüldüğü stratejik bir merkez haline gelmiştir. Aynı dönemde gerçekleştirilen Meclis-i Mebusan seçimleri, milliyetçi kadroların İstanbul’daki parlamentoya güçlü bir şekilde girmesiyle sonuçlanmış ve Misak-ı Milli kabul edilmiştir. Ancak bu gelişme uzun ömürlü olmamış; 16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf kuvvetleri tarafından resmen işgal edilmesi ve Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasıyla yeni bir kırılma noktası ortaya çıkmıştır. Fakat bu durum beklenmedik bir dağılma yaratmamış, aksine dağınık enerjiyi merkezi bir iradeye dönüştürmüştür. Mustafa Kemal, bu gelişmeye hızlı ve kararlı bir şekilde yanıt vermiştir. Bir yandan valilere ve komutanlara gönderdiği genelge ile olağanüstü yetkilere sahip yeni bir meclisin Ankara’da toplanacağını bildirmiş, diğer yandan seçim çalışmaları başlatmıştır. 23 Nisan 1920 tarihi, rastlantısal bir gelişme değil; uzun bir hazırlık sürecinin birikiminin doğal ve kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkmıştır. TBMM’nin açılması, sıradan bir parlamento açılışı değil; egemenlik anlayışında köklü bir kırılmanın ilanıdır.” Konferans, soru cevap bölümün ardından sona erdi. >>>Haber Merkezi

  • Prof. Dr. Altıntaş’tan TBMM’nin kuruluşuna tarihi bakış

    Prof. Dr. Altıntaş’tan TBMM’nin kuruluşuna tarihi bakış

    Erdal Akar Konferans Salonunda düzenlenen, konuşmacı olarak Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Altıntaş’ın yer aldığı etkinliğe; Teknoloji Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayhan Erol, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gürsoy Şahin ile birlikte öğretim elemanları ve öğrenciler katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan konferansın açış konuşmasını Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gürsoy Şahin gerçekleştirdi. Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 106. yıl dönümünü anmak ve bu tarihi dönüm noktasının anlamını yeniden düşünmek üzere bir araya geldiklerini söyleyen Şahin, “23 Nisan 1920 hem yeni bir meclisin teşekkül ettiği hem de millet iradesinin egemenliğe dönüştüğü, bağımsızlık idealinin kurumsal bir kimlik kazandığı bir başlangıçtır. Bu anlamlı günde, geçmişin sorumluluğunu ve geleceğin yükümlülüklerini birlikte hatırlayarak verimli bir konferans geçirmeyi diliyorum” diye konuştu.

    “MUTLAK OTORİTE, HALK LEHİNE İLK KEZ MAGNA CARTA İLE SINIRLANDIRILIYOR”

    Açış konuşmasının ardından Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Altıntaş’ın “Türkiye Büyük Millet Meclisinin Açılması ve Meclisin Düşünce Yapısı” konulu konferansına geçildi. Yönetim sistemlerinin tarihsel evriminden bahseden Prof. Dr. Ahmet Altıntaş, insanlık tarihinin başlangıcından itibaren “kimin, hangi güçle yöneteceği” sorusunun temel tartışma konusu olduğunu ifade etti. Dünya tarihinde mutlak otoritenin halk lehine ilk kez 1215 yılında İngiltere’de imzalanan Magna Carta ile sınırlandırılmaya başlandığını kaydeden Altıntaş, “1789 Fransız İhtilali ile ‘cumhuriyet’ kavramı, dünya siyaset sahnesine çıkıyor. Montesquieu’nün ‘Kuvvetler Ayrılığı’ ilkesinin ve “Toplum Sözleşmesi” anlayışının, halk iradesinin yönetime yansımasındaki en önemli teorik dayanaklardır” diye konuştu.

    “OSMANLI DEVLETİ’NDE MERKEZİ YÖNETİM YAPISI MODERNLEŞTİRİLDİ”

    Osmanlı Devleti’nde padişahın yetkilerinin sınırlandırılması sürecinin temellerinin, Sened-i İttifak ile atıldığını ve II. Mahmud döneminde ayanlarla yapılan sözleşme ile padişahın görev ve sorumluluklarının ilk kez belirli ölçüde tanımlanmasına yol açtığını ifade eden Altıntaş, “Bu gelişmeler, 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile daha da kurumsallaştı. Tanzimat sürecinde kurulan Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye ve Encümen-i Daniş gibi meclisler aracılığıyla, padişahın yetki ve sorumlulukları yeniden düzenlendi. Aynı dönemde oluşturulan Hariciye, Dahiliye ve Adliye nezaretleriyle birlikte merkezi yönetim yapısı modernleştirildi. Geleneksel Kanun-ı Kadim anlayışının değişime açılmasıyla, devlet yönetiminde bakanlıklar üzerinden yetki paylaşımı öne çıktı. Böylece Osmanlı’da mutlak otoriteden daha sınırlı ve kurumsal bir yönetime geçiş süreci hız kazandı” dedi.

    “OSMANLI’DA FRANSIZ ETKİSİ VE MODERN YÖNETİM YAPISININ OLUŞUMU”

    Osmanlı Devleti’nde Tanzimat süreciyle birlikte yönetim yapısında köklü bir dönüşümün yaşandığını kaydeden Altıntaş, şunları söyledi: “Özellikle Fransız İhtilali’nin etkisiyle, bakanlıkların talimat, tebliğ ve kararnameleri büyük ölçüde Fransız modeline göre yeniden düzenlendi. Bu durum, Osmanlı’da yönetim anlayışının Fransız usulü çerçevesinde yeniden şekillendiğini ortaya koydu. Bu dönemde yalnızca idari yapı değil, toplumsal düzen de değişmeye başladı. II. Mahmud’a atfedilen ‘tüm tebaanın eşitliği’ vurgusu ve Mustafa Reşit Paşa’nın Tanzimat’ı eşitlik temelinde tanımlayan yaklaşımı, Müslüman–gayrimüslim ayrımının zayıfladığı ve daha eşitlikçi bir sisteme geçişin hedeflendiğini gösterdi. Yönetim reformları kapsamında Hariciye, Dahiliye ve diğer nezaretler Fransız bakanlık sistemi örnek alınarak yapılandırıldı. Bu dönüşüm, padişahın yetkilerinin dolaylı olarak sınırlandırılması anlamına gelirken, modern bürokrasiye geçişin de önünü açtı. Reformların sürdürülebilmesi için eğitim kurumlarına da ağırlık verildi. Mekteb-i Mülkiye-i Şahane, Mekteb-i Harbiye ve hukuk eğitimi veren okullar aracılığıyla yeni bir bürokrat ve yönetici sınıfı yetiştirilmeye başlandı. Bu süreçte Fransızca eğitimi yaygınlaşırken, Jean-Jacques Rousseau, Montesquieu, Voltaire ve Albert Sorel gibi düşünürlerin fikirleri Osmanlı aydınları üzerinde etkili oldu. Sonuç olarak Tanzimat dönemi, Osmanlı’da hem yönetim hem de toplum yapısının Batı, özellikle de Fransız etkisiyle yeniden şekillendiği bir modernleşme evresi olarak öne çıktı. Osmanlı Devleti’nde reform süreci, 1856’da ilan edilen Islahat Fermanı ile yeni bir aşamaya girdi. “Nizam tazeleme” olarak da değerlendirilen bu dönem, 1839’dan itibaren uygulanan Tanzimat reformlarının eksik ve aksayan yönlerinin yeniden düzenlenmesini amaçladı. Bu süreçte idari yapı daha da geliştirildi ve 1864’te çıkarılan Vilayet Nizamnamesi ile taşra yönetimi modern bir sisteme kavuşturuldu. Vergi toplama ve yerel yönetim düzenlemeleri yeniden şekillendirilerek merkezi otorite güçlendirildi.”

    “MECLİS-İ MEBUSAN VE MECLİS-İ AYAN İLE PARLAMENTER SİSTEMİN TEMELLERİ ATILIYOR”

    Osmanlı Devleti’nde anayasal ve parlamenter tecrübenin köklerinin, 1876’da Kanun-ı Esasi’nin ilanı ve II. Abdülhamid döneminde açılan Meclis-i Mebusan ile Meclis-i Ayan’a dayandığını kaydeden Altıntaş,  “Bu yapı, Osmanlı’nın meclisli yönetime geçişte önemli bir deneyim kazandığını ve modern Türkiye’deki parlamenter sistemin temellerinin daha önce atıldığını gösterir. Kanun-ı Esasi’de resmi dilin Türkçe olarak belirlenmesi, çok uluslu yapıya rağmen devletin kurucu unsurunu ve ortak zeminini tanımlayan önemli bir unsur olmuştur. Buna karşın, meclisin yapısı ve dönemin siyasi koşulları yönetilebilirlik sorunlarını da beraberinde getirmiş; bu nedenle II. Abdülhamid meclisi kapatarak anayasayı askıya almıştır” ifadelerini kullandı.

    1908’de II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti öncülüğünde başlayan dönemin monarşiden cumhuriyete geçişte bir ara aşama niteliği taşıdığını ifade eden Altıntaş, “II. Meşrutiyet’te ‘hürriyet, eşitlik, kardeşlik ve milliyetçilik’ gibi kavramlar öne çıkarken, Osmanlıcılık fikri doğrultusunda tüm unsurların eşit haklarla bir arada tutulması hedeflenmiştir. Ancak kısa sürede milliyetçilik hareketlerinin yeniden güç kazanması, özellikle Balkanlar’daki ayrılıkçı gelişmeler, bu idealin sürdürülebilir olmadığını ortaya koymuştur. Böylece Osmanlı’nın son döneminde edinilen bu anayasal ve parlamenter deneyimler, hem başarıları hem de sorunlarıyla Cumhuriyet’e giden sürecin önemli bir hazırlık aşaması olmuştur” diye konuştu.

    “DESANTRALİZASYON SÜRECİ BAŞLADI”

    19.yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında, dünyada yükselen ulus-devlet anlayışının Osmanlı Devleti’ni derinden etkilediğini ve milliyetçilik akımlarının güçlenmesiyle birlikte, farklı etnik ve dini gruplar eşit haklar verilse dahi bağımsızlık arayışına yöneldiğini söyleyen Altıntaş, “Bu süreç, ‘desantralizasyon’ yani çözülme ve ayrışma dönemi olarak kendini gösterdi. İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetimindeki Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa, bu dağılmayı önlemek için çeşitli politikalar geliştirse de başarılı olamadı. Özellikle Adana Olayları gibi gelişmeler, etnik grupların daha bağımsız hareket etme arayışlarını hızlandırdı. Osmanlı Devleti’nin sonunu belirleyen en önemli kırılma noktası ise I. Dünya Savaşı oldu” şeklinde konuştu.

    “OSMANLI’NIN DAĞILMA SÜRECİ VE MİLLİ MÜCADELE’NİN BAŞLANGICI”

    1.Dünya Savaşı öncesinde geniş bir coğrafyaya yayılan imparatorluğun, savaşın ardından büyük ölçüde toprak kaybına uğradığını kaydeden Altıntaş, “Sevr Antlaşması ile bu durum somutlaştı ve Osmanlı’ya çok dar bir coğrafya bırakılması öngörüldü. Bu gelişmelere karşılık olarak ortaya çıkan Türk Kurtuluş Savaşı, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının, dayatılan siyasi ve coğrafi sınırlamalara karşı yürüttüğü bir direniş hareketi oldu. Bu mücadele, yalnızca askeri bir savaş değil; aynı zamanda bağımsızlık, egemenlik ve ulus-devlet kurma iradesinin güçlü bir ifadesi olarak tarihte yerini aldı” ifadelerini kullandı.

    “MİLLİ MÜCADELE’NİN BAŞLANGICI VE ERZURUM–SİVAS KONGRELERİ SÜRECİ”

    Mustafa Kemal’in 1919’da Samsun’a çıkışıyla başlayan süreçte, Amasya Genelgesi ile ilk kez “İstanbul Hükümeti görevini yapamamaktadır, millet kendi kaderini kendisi belirleyecektir” tespitini ortaya koyduğunu ifade eden Altıntaş, “Bu, milli egemenlik fikrinin temelini oluşturdu. Ardından toplanan Erzurum Kongresi, ‘vatan bir bütündür, parçalanamaz’ ve ‘milli irade esastır’ ilkeleriyle direnişin çerçevesi belirlendi. Bu kongrede seçilen Heyet-i Temsiliye, fiilen bir hükümet gibi hareket ederek 1920’de meclis açılana kadar süreci yönetti. Sivas Kongresi ile tüm Anadolu’ya yayıldı ve direniş tek merkezde toplandı. Sivas’ta alınan ‘manda ve himaye kabul edilemez’ kararı ise, yalnızca siyasi değil ekonomik bağımsızlığın da hedeflendiğini açıkça ortaya koydu” dedi.

    “ANADOLU VE RUMELİ MÜDAFAA-İ HUKUK’TAN TBMM’YE GEÇİŞ”

    Sivas Kongresi’nde alınan “manda ve himaye kabul edilemez” kararının, yalnızca siyasi değil ekonomik bağımsızlığın da hedeflendiğini ortaya koyduğunu ve tam bağımsızlık anlayışının temelini attığını belirten Altıntaş, şunları söyledi: “Bu kongrede ayrıca tüm direniş güçleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çatısı altında birleştirildi; bu yapı ilerleyen süreçte 1923’te Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönüşecekti. Sivas’ın stratejik açıdan yetersiz kalması ve Damat Ferit Paşa’nın tehditleri nedeniyle, direnişin merkezi olarak demiryolu bağlantıları güçlü ve halk desteği yüksek olan Ankara tercih edildi. Heyet-i Temsiliye, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelerek Milli Mücadele’yi buradan yönetmeye başladı. Ancak bu dönem, Mustafa Kemal Atatürk için en zorlu süreçlerden biri oldu. 27 Aralık 1919 ile 23 Nisan 1920 arasındaki zaman diliminde lider kadro mevcut olmasına rağmen düzenli bir ordu, yeterli ekonomik kaynak ve oturmuş bir siyasi yapı henüz bulunmuyordu. Bu nedenle Ankara’da, hem askeri hem siyasi hem de kurumsal altyapının oluşturulmasına yönelik yoğun bir hazırlık süreci yürütüldü. Bu hazırlıkların sonucu olarak 23 Nisan 1920’de meclisin açılmasıyla birlikte, Milli Mücadele kurumsal bir zemine kavuşarak yeni Türk devletinin temelleri atılmış oldu.”

    “ANKARA SON DERECE YOKSUL VE ALTYAPIDAN YOKSUN BİR ANADOLU ŞEHRİ”

    Milli Mücadele’nin başlangıcında Ankara’nın son derece yoksul ve altyapıdan yoksun bir Anadolu şehri görünümünde olduğunu ifade eden Altıntaş, “Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye üyeleri burada konaklayacak yer bulamadıkları için Ziraat Mektebi’nde kalmış, yemeklerini kendi imkânlarıyla hazırlamışlardır. Aynı yokluklar Sivas ve Erzurum’da da yaşanmış; halk, elindeki sınırlı imkânlarla Milli Mücadele kadrolarına destek olmuştur” diye konuştu.

    Mustafa Kemal, İstanbul’da açılacak Meclis-i Mebusan için strateji belirlediğini ve milli hedeflerin kabul ettirilmesini istediğini söyleyen Altıntaş, konuşmasına şöyle devam etti: “Bu hedeflerin en önemlisi, 28 Ocak 1920’de kabul edilen Misak-ı Milli olmuştur. Misak-ı Milli ile milli sınırlar, bağımsızlık ve yeni devletin temel esasları ortaya konmuştur. Ancak bu kararlar İtilaf Devletleri’ni rahatsız etmiş ve 16 Mart 1920’de İstanbul’un İşgali gerçekleşmiştir. Bu gelişme, Ankara’da yeni bir meclis açılmasını zorunlu hale getirmiştir. Mustafa Kemal’in çağrısıyla İstanbul’dan gelen milletvekilleri ve Anadolu’dan seçilen temsilcilerle birlikte, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. İlk aşamada tüm milletvekilleri katılamasa da yaklaşık 120 vekille Meclis çalışmalarına başlamıştır. Sonuç olarak bu dönem, yokluk ve imkânsızlıklar içinde yürütülen bir bağımsızlık mücadelesinin aynı zamanda siyasi ve kurumsal temelinin atıldığı; milli egemenliğe dayalı yeni bir devletin doğuş sürecini temsil etmektedir. 1920’de Ankara, hem fiziki hem de siyasi açıdan son derece zor şartlar altında yeni bir devletin merkezi haline gelmeye çalışıyordu. Henüz tamamlanmamış olan meclis binası, büyük çabalarla hazır hale getirildi; Ali Fuat Cebesoy’un kolordusuna bağlı birlikler inşaatı hızlandırırken, şehirdeki okullardan getirilen sıralar ve masalar kullanıldı. Isınma bir sac sobayla sağlanıyor, aydınlatma ise tek bir gaz lambasıyla yapılıyordu. Çatısı eksik olan binanın kiremitleri, Ankaralıların evlerinden getirdikleri malzemelerle tamamlandı. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti de maddi destek sağlayarak meclisin açılmasına katkıda bulundu. Ancak zorluklar sadece maddi değildi. 10 Nisan 1920’de yayımlanan Dürrizade Fetvası ile Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak gibi liderler ‘hain’ ilan edilerek idamla cezalandırılmak istendi. Bu fetva, Anadolu’da çok sayıda isyanın çıkmasına yol açtı; özellikle Nallıhan, Beypazarı, Bolu, Düzce ve Gerede çevresindeki ayaklanmalar Ankara’yı doğrudan tehdit etti.”

    “TBMM’NİN AÇILIŞI VE İLK MECLİS ÇALIŞMALARI”

    23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Ankara’da büyük zorluklar ve manevi bir atmosfer eşliğinde açıldığını kaydeden Altıntaş, “Açılış öncesinde Hacı Bayram Camii’nde dualar edildi, hatimler ve Buhari okumaları yapıldı; ardından dini semboller eşliğinde Meclis binasına yürünerek kurbanlar kesildi. Meclis, en yaşlı üye olan Şerif Bey başkanlığında açıldı. 24 Nisan’da Mustafa Kemal Atatürk, yapılan oylamada büyük çoğunlukla Meclis Başkanı seçildi. Mecliste kabul edilen önergeyle, geçici değil kalıcı bir hükümet kurulması kararlaştırıldı” dedi.

    TBMM’NİN YÖNETİM MODELİ VE SİYASİ GRUPLAR

    Türkiye Büyük Millet Meclisinin açıldığı dönemde “Meclis Hükümeti Sistemi” ile çalışan oldukça güçlü ve doğrudan egemenliği elinde tutan bir yapıya sahip olduğunu kaydeden Altıntaş, şunları söyledi: “Bu sistemde yürütme yetkisi tek bir hükümette değil, doğrudan Meclis’in içinden seçilen İcra Vekilleri Heyeti aracılığıyla kullanılıyordu. Bakanlar, Meclis içinde adaylık ve oylama yoluyla seçiliyor; çoğunluğu alan kişi göreve geliyordu. Bu durum, klasik parlamenter sistemden farklı olarak doğrudan Meclis egemenliğine dayalı bir yapı oluşturuyordu. Meclis Başkanı olan Mustafa Kemal Atatürk, yürütme üzerinde mutlak bir atama yetkisine sahip değildi; kararlar kolektif irade ile şekilleniyordu. Bu nedenle sistem, teorik olarak oldukça demokratik bir görünüm taşıyordu. Dönemin Meclisi içinde farklı siyasi eğilimler de yer alıyordu. Birinci grup, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu olup Mustafa Kemal’i ve Milli Mücadele’yi koşulsuz destekliyordu. İkinci grup, saltanat ve hilafetin devamını savunan, ancak ülkenin bağımsızlığını da isteyen muhafazakâr milletvekillerinden oluşuyordu. Üçüncü grup ise daha radikal bir çizgide olup, Sovyet Rusya benzeri bir yönetim modelinin emperyalizme karşı daha etkili olabileceğini savunuyordu. Bu farklılıklara rağmen Meclis’in ortak paydası ‘önce vatanın kurtarılması’ ilkesiydi. Yani ideolojik ayrılıklar ikinci planda kalıyor, bağımsızlık hedefi birleştirici unsur oluyordu. Ancak savaşın ilerlemesi ve devletin kurumsallaşmasıyla birlikte bu farklı görüşler zamanla ayrışmaya başladı. İlk büyük anayasal düzenleme olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile devletin yapısı daha netleşti. Sürecin nihai sonucu ise 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin İlanı ile yeni rejimin kurulması oldu.” Konferans, soru cevap bölümünün ardından teşekkür belgesi takdimi ile sona erdi. >>>Haber Merkezi

  • “Bugün, 23 Nisan’da neyi kutlayacaklar?”

    “Bugün, 23 Nisan’da neyi kutlayacaklar?”

    Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Demokrat Lider Uysal, şu ifadeleri kullandı: “AKP iktidarında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Ulusal Egemenliğe atfedilen, Büyük Atatürk tarafından çocuklara armağan edilen 23 Nisan önceleri gizli, sonraları ise aşikar bir saldırı, bir gayret ile kutlanacak sebeplerini yitirdi. Mevcut ve Meclisi etkisiz kılan Hükümet Sistemi öncesinde ortaya çıkardıkları ‘fiili’ durumla, yani çoğunlukçu bir anlayış, baskıcı bir tutumla ve 12 Eylül’ün, darbecilerin güçlerini tahkim ettikleri siyasi partiler ve seçim kanunu ile Ulusal Egemenliğimizi ‘beyefendi’nin keyfine bağladılar. Büyük Atatürk uyarmıştı; Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felaketler kendi talih ve geleceklerini başka birisinin eline terk etmesinden kaynaklanmıştır.”

    “BU, EGEMENLİĞİ TAMAMEN BİR KİŞİNİN RIZASINA DEVRETME HALİDİR”

    Genel Başkan Uysal, bugün ülkede her sahada büyük bir çöküş yaşandığını ifade etti: “Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik, siyasi, adli, ahlaki ve idari krizin tek sebebi bu keyfiyet, bu, egemenliği tamamen bir kişinin rızasına devretme halidir. Dünya tarihinin gördüğü en şanlı mücadelenin sonunda, insanlık için en büyük armağanın hürriyet olduğunu bilerek Büyük Türk Milletine, kendi karakterine uygun biçimde hürriyeti teslim etmek, egemenliği Milletimizin umdesinde toplamak bu mücadelenin en başat mükafatıdır. Ancak bugün, Kurtuluş Savaşı’nda vatan sevgisi, Millet sevgisi ile mücadele edip bu mükafatı elde eden Türk Milleti’nden bu mükafat gasp edilmek istenmektedir. Nihayetinde bugün ülkede her sahada büyük bir çöküş yaşanmaktadır.”

    “ÇOCUKLARIMIZI KORUYAMAZ, KOLLAYAMAZ HALE GELDİLER”

    Gültekin Uysal, “Maalesef, sadece çocuklarımıza emanet etmekle mükellef olduklarını, bugünü kutlamamıza asıl vesile olan Yüce Meclisi değil bugünün armağan edildiği çocuklarımızı da koruyamaz, kollayamaz hale geldiler. Milletin vekalet verdiği kişilerin, bu vekaleti şahsi çıkar ve hesapları için başkasına devrettiği bir keyfiyetin acısını artık yitirilen canlarla Milletçe ödüyoruz. İşte bu noktada, bugünün Türkiyesi’nde Ulusal Egemenliğin, Meclisin kıymetini daha da iyi idrak ediyoruz. Bizlere düşen en temel görev başta bugünün armağan edildiği çocuklarımızı, çocuklarımızın canını, geleceğini, refahını teminat altına alacak olan egemenliğimizi güçlendirmek, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kuruluş ayarlarına döndürmek olmalıdır. Büyük Atatürk’ün ‘Millet ve memleket adına ve hesabına tek başvurulacak yer burasıdır; yani Yüksek Meclisinizdir. Bu yasal hakkı, bu milli hakkı, bu doğal hakkı hiçbir sebep ve bahane ile ve hiçbir düşünce ile, hiçbir kimseye ve hiçbir kurula terk edemeyiz’ sözlerini ve uyarılarını siyasetimize ve varlığımıza klavuz ederek hakkıyla kutlayacağımız günlere ulaşmak için çalışacağız. Ülkemizin bu iktidarla ve onun ‘ben dedim oldu’ anlayışı ile daha fazla maliyete katlanmamak için ivedilikle temsilde adaletin sağlandığı, Meclisin asli vasfına kavuştuğu bir düzenin tüm sorunlarımızın çözümü için nirengi noktası olduğunu biliyoruz” ifadelerini kullandı.

    “TAM DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE DİLEĞİ İLE”

    Genel Başkan Uysal, “Onca soruna sebep ekonomik krizin ve derin bir yoksulluğun en yüksek seviyede hissedildiği bugün, Ulusal Egemenlik Bayramımızda ekonominin en temel girdisinin ‘demokrasi’ olduğunu bir kez daha hatırlatıyor, çocuklarımız için kutlanacak bir geleceği kurmanın ancak egemenliği kullanabilmeleri ile mümkün olduğunu belirtmek istiyoruz. Çocuklarımızın, kardeşlik ve özgürlük duygularıyla güven içinde yaşayabilecekleri, özlemini duyduğumuz tam demokratik bir Türkiye dileği ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyor, bu günleri bize hediye eden başta Cumhuriyetimizin Kurucusu Büyük Atatürk olmak üzere bu mücadeleye emek veren mücadele arkadaşlarını saygı ile anıyoruz” dedi. >>>Ferhat YÜKSEL

  • Yurdunuseven, TBMM’de törenlere katıldı

    Yurdunuseven, TBMM’de törenlere katıldı

    TBMM’DE 23 NİSAN COŞKUSU

    23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 106’ncı yıl dönümü kapsamında Ankara’da bir dizi anlamlı tören ve program gerçekleştirildi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başkanlığında düzenlenen programlara, AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili ve TBMM Başkanlık Divanı Üyesi Av. İbrahim Yurdunuseven’de divan üyesi olarak katıldı.

    ANITKABİR’DE RESMİ TÖREN

    Programlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Atatürk Anıtı’nda gerçekleştirilen çelenk sunma töreniyle başladı. Ardından heyet, Anıtkabir’i ziyaret etti. Burada Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün huzuruna çelenk sunularak saygı duruşunda bulunuldu ve Şeref Defteri imzalandı.

    1. MECLİS’TE TARİHİ ANLAR

    Anıtkabir programının ardından TBMM heyeti, Milli Mücadele’nin karargâhı olan I. Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası’nda düzenlenen törene katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından TBMM Başkanı Kurtulmuş, Başkanlık Divanı üyeleriyle birlikte günün anlam ve önemine ilişkin konuşmasını gerçekleştirdi. Program, tarihi meclis binasının gezilmesiyle sona erdi.

    PROTOKOL KABULLERİ VE ÖZEL OTURUM

    Günün devamında gerçekleştirilen protokol kabullerine de katılan Yurdunuseven, TBMM Başkanı Kurtulmuş’a eşlik etti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki programlar, Genel Kurul’da düzenlenen 23 Nisan Özel Oturumu ile devam etti.

    MİLLİ EGEMENLİK VURGUSU

    Programlarda, milli egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğuna vurgu yapılırken, Gazi Meclis’in 106 yıllık köklü geçmişi bir kez daha hatırlandı. Geleceğin teminatı olan çocuklara armağan edilen bu anlamlı gün, büyük bir gurur ve coşkuyla kutlandı. >>>Haber Merkezi

  • Afyon’a Bereket yağdı!

    Afyon’a Bereket yağdı!

    Meteorolojinin uyarıları sonrası kentte beklenen yağış sabah erken saatlerde başladı. Etkili olan yağışa hazırlıksız yakalananlar zor anlar yaşadı. Yapılan değerlendirmelere göre yağışın gün boyu aralıklarla devam etmesi bekleniyor. Yağışla birlikte hava sıcaklıkları da hissedilir derecelere azalarak 9 derece seviyelerine düştü.>>>İHA 

  • Dünya Kupası heyecanı Afyonkarahisar’da

    Dünya Kupası heyecanı Afyonkarahisar’da

    Afyonkarahisar, uluslararası spor organizasyonlarına bir yenisini daha eklemeye hazırlanıyor. Ay-yıldızlı ekibimizin Kuzey İrlanda’yı konuk edeceği bu kritik karşılaşmanın şehrimizde yapılmasına öncülük eden Milletvekili Mehmet Taytak, konuyla ilgili açıklamalarda bulundu.

    Taytak, Türkiye’nin 2027 hedefleri doğrultusunda kadın futboluna verdiği önemi vurguladı. Taytak, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Afyonkarahisar’ımızın spor kenti kimliğine yakışır bir organizasyona daha ev sahipliği yapacak. A Milli Kadın Futbol Takımımızın Kuzey İrlanda ile oynayacağı bu dev maçı ilimize getirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Bu maç, sadece bir spor karşılaşması değil, aynı zamanda kadınlarımızın spordaki gücünün de bir göstergesi olacaktır. A Milli Kadın Futbol takımımıza şampiyonluk yolunda şimdiden başarılar dilerim.  Afyonkarahisar’lı tüm hemşehrilerimi bu tarihi büyük buluşmaya davet ediyorum.”

    AFYONKARAHİSAR SPORA DOYMUYOR

    Daha önceki dönemlerde de Afyonkarahisar’ın Futbol Kamp merkezi olması, gençlik merkezi yapımı, kapalı-açık spor sahalarının şehre kazandırılması ve bir çok spor alanındaki çalışmalara yoğun mesai harcayan Taytak’ın bu müjdesi Afyonkarahisar’ın spor alanına büyük katkı sağlayacak. >>>Haber Merkezi

  • Mustafa Arslan “Sumud Günlüğü” ile açık denizden seslendi!

    Mustafa Arslan “Sumud Günlüğü” ile açık denizden seslendi!

    Sisli gecelerde battaniyeli nöbet

    Denizin gündüz saatlerinde daha hırçınlaştığını belirten Arslan, açık güvertede tutulan gece nöbetlerinin zorluklarını paylaştı. Su geçirmez kıyafetler ve battaniyelerle soğuktan korunmaya çalıştıklarını ifade eden Arslan, teknenin kısıtlı imkanlarına rağmen kararlılıkla ilerlediklerini vurguladı. Güvertedeki tentenin gece soğuğuna karşı bir hükmünün kalmadığını belirten yazar, rotanın bir sonraki durağının İtalya olduğunu müjdeledi.

    “Belirsizlikler üzerine kurulu bir yolculuk”

    İtalya’daki varış noktasına yaklaşık iki günlük bir mesafede olduklarını kaydeden Arslan, bu yolculuğun doğasındaki belirsizliği şu sözlerle özetledi:

    “Belirsizlikler üzerine bir yolculuk bu yönüyle aslında bizimki. Hoş, bir saniye sonrasının ne olacağını kestiremediğimiz, hiçbir şeyin garantisinin olmadığı bir hayat yaşamıyor muyuz zaten?”

    Siyonizme karşı vahdet vurgusu

    Yolculuğun sadece fiziksel bir mesafe kat etmek olmadığını, aynı zamanda bir ömür muhasebesi olduğunu hatırlatan Arslan, insanlığın önceliklerini sorgulaması gerektiğini belirtti. Siyonizme karşı en büyük kalenin sarsılmaz bir inanç ve birlik (vahdet) olduğunu vurgulayan yazar, kurtuluş reçetesinin tüm beşeri ideolojileri bir kenara bırakarak birleşmekten geçtiğini ifade etti.

    Rotada İtalya var

    Hava şartlarına bağlı olarak İtalya’da bir süre bekleyebileceklerini belirten Mustafa Arslan, “Virabismillah” diyerek çıktıkları bu yolda asıl hedefin Gazze’nin sesine ses katmak olduğunu bir kez daha hatırlattı.>>>Şahan KARTAL 

  • Küçük müdürden okul arkadaşlarına bayram müjdesi!

    Küçük müdürden okul arkadaşlarına bayram müjdesi!

    Makam koltuğunda özgüven dolu başlangıç

    Güne büyük bir heyecanla başlayan minik müdür Koray Kurtarıcı, okul müdüründen görevi devraldıktan sonra ajandasındaki projeleri bir bir sıraladı. Makam koltuğunda sergilediği özgüvenle dikkat çeken Kurtarıcı, okulun sadece ders işlenen bir yer değil, aynı zamanda mutlu bir yaşam alanı olması gerektiğini vurguladı.

    “Daha fazla oyun, daha uzun teneffüs”

    Minik müdürün ilk icraatı, okul bahçesindeki oyun alanlarının genişletilmesi ve çocukların sosyalleşebilmesi için teneffüs sürelerinin yeniden düzenlenmesi talimatı oldu. Eğitim ve oyun dengesinin önemine dikkat çeken Koray Kurtarıcı, arkadaşlarına şu sözlerle seslendi:

    “Bugün bu koltukta oturmak benim için büyük bir gurur. Atatürk’ün biz çocuklara armağan ettiği bu bayramda, tüm arkadaşlarımın okulda daha mutlu olmasını istiyorum. Eğitim sadece ders değil, aynı zamanda birlikte eğlenmektir.”

    Öğretmenlerden minik müdüre tam not

    Okul yönetimi ve öğretmenler, 8 yaşındaki Koray’ın vizyoner yaklaşımları ve disiplinli tavrı karşısında memnuniyetlerini gizleyemedi. Temsili devir teslim töreni, çocukların yönetim süreçlerine dahil edilmesinin özgüven gelişimine katkısını bir kez daha gözler önüne sererken, okul bahçesinde bayram coşkusu ikiye katlandı.>>>İHA 

  • Milletvekili Arslan’dan “Sosyal Devrim” çıkışı

    Milletvekili Arslan’dan “Sosyal Devrim” çıkışı

    TBMM Genel Kurulu’nda Sosyal Hizmetler Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi üzerine söz alan AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Dr. Hasan Arslan, devletin şefkat şemsiyesini genişletecek devrim niteliğindeki maddeleri sıraladı. Özellikle çalışan anneler, koruyucu aileler ve çocukların dijital dünyadaki güvenliği üzerine odaklanan konuşma, Meclis’te büyük yankı uyandırdı.

    ÇALIŞAN ANNELERE BÜYÜK MÜJDE: İZİNLER 24 HAFTAYA ÇIKIYOR!

    Milletvekili Arslan, nüfus politikalarını desteklemek amacıyla kadın çalışanların doğum sonrası haklarında büyük bir iyileştirmeye gidildiğini belirtti. Arslan, “Kadın çalışanlarımızın doğum sonrası 8 hafta olan izin sürelerini 16 haftaya çıkarıyoruz. Böylece toplam izin süresi 24 haftaya ulaşarak, bebeğin anne şefkatine en çok ihtiyaç duyduğu dönem güvence altına alınıyor,” dedi. Ayrıca işçiler için babalık izninin de 10 güne çıkarılacağını müjdeledi.

    ÇOCUK GÜVENLİĞİNDE “SIFIR TOLERANS” DÖNEMİ

    Çocukların güvenliğinin “en keskin kırmızı çizgileri” olduğunu vurgulayan Dr. Hasan Arslan, ağır suçlardan hüküm giymiş kişilerin okul, kreş, yurt ve spor tesisi gibi alanlarda çalışmasının ve bu yerleri işletmesinin tamamen yasaklanacağını ifade etti.

    DİJİTAL DÜNYAYA SIKI DENETİM: 15 YAŞ SINIRI

    Dijital mecralardaki risklere dikkat çeken Arslan, yeni düzenlemeyle sosyal ağ sağlayıcıların 15 yaşından küçük çocuklara hizmet sunmasının engelleneceğini, 15 yaş üstü için ise güvenli ve ayrıştırılmış hizmet modelinin zorunlu hale getirileceğini açıkladı. Siber zorbalığa karşı zararlı içeriklere müdahale süresi ise azami 1 saate indiriliyor.

    DARÜLACEZE VE SOSYAL YARDIMLARA HUKUKİ GÜVENCE

    Konuşmasında Abdülhamid Han’ın mirası Darülaceze’nin güçlendirileceğine de değinen Arslan, şunları kaydetti: Darülaceze: Kurumun yurt dışında da faaliyet göstermesinin önü açılıyor ve bağışlara vergi muafiyeti getiriliyor. Koruyucu ailelere 10 günlük izin hakkı ve sigorta prim desteği sağlanıyor. Devlet korumasındaki gençlerin kamuda istihdamı için eğitim şartı getirilerek suistimallerin önüne geçiliyor.

    “DEVLETİMİZİN GÜÇLÜ KANATLARI ALTINDA DAHA GÜVENDE OLACAĞIZ”

    Konuşmasını Genel Kurul’u selamlayarak noktalayan Dr. Hasan Arslan, “Bu teklif; aile bütünlüğünü koruyan, çocuklarımıza güvenli bir gelecek sunan ve dezavantajlı vatandaşlarımızı devletimizin güçlü kanatları altında daha sıkı saran bir çalışmadır,” ifadelerini kullandı. Konuşmanın ardından Sosyal hizmetler kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi kabul edilerek yasalaştı. >>>Haber Merkezi

  • Burcu Köksal görevini devretti

    Burcu Köksal görevini devretti

    23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı coşkusu Afyonkarahisar Belediyesinde renkli görüntülere sahne oldu. Belediye Başkanı Burcu Köksal, büyük bir gururla makam koltuğunu minik başkana devrederek çocukların hayallerine ortak oldu.





  • “Güçlü Türkiye’nin temeli güçlü ailedir”

    “Güçlü Türkiye’nin temeli güçlü ailedir”

    Düzenlemeye göre, mevcut mevzuat kapsamında analık izni süresi dolmuş olsa dahi belirli şartları taşıyan annelere 8 hafta ilave analık izni verilmesi kararlaştırıldı. Yurdunuseven, alınan kararın aile yapısını güçlendiren önemli bir adım olduğunu belirterek, güçlü Türkiye’nin temelinin güçlü aile, güçlü ailenin temelinin ise fedakâr anneler olduğunu ifade etti. Milletvekili İbrahim Yurdunuseven paylaşımında şu ifadelere yer verdi: “Sosyal Hizmetler Kanunu kapsamında doğum yapan ve mevcut mevzuata göre analık izni süresi dolmuş olsa dahi belirli şartları taşıyan annelerimize 8 hafta ilave analık izni verilmesine ilişkin önergemiz, Gazi Meclisimizin Genel Kurulu’nda görüşülerek kabul edildi. Aileyi güçlendiren, annelerimizin yanında olan bu önemli adımın hayırlı olmasını diliyorum. Güçlü Türkiye’nin temeli güçlü aile, güçlü ailenin temeli ise fedakâr annelerimizdir.” >>>Haber Merkezi

  • “23 Nisan, tarihi bir dönüm noktasıdır”

    “23 Nisan, tarihi bir dönüm noktasıdır”

    “23 Nisan’ın millet iradesinin hâkim kılındığı ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun ilan edildiği tarihî bir dönüm noktası olduğunu belirten Başkan Sayın, mesajında şu ifadelere yer verdi: “Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinde, Cumhuriyete giden yolda önemli kararların merkezi ve açıldığı günden bu yana millet iradesinin yansımasının simgesi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının yıl dönümü olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı gururla kutluyoruz. 23 Nisan, millet iradesinin hâkim kılındığı ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun ilan edildiği tarihî bir dönüm noktasıdır. Bu anlamlı günün çocuklara armağan edilmesi, geleceğimizin teminatı olan nesillere duyulan güvenin güçlü bir ifadesidir. Mustafa Kemal Atatürk tarafından ortaya konulan bu yaklaşım, güçlü bir toplumsal ve ekonomik gelecek vizyonunu ifade etmektedir. Gerçek egemenlik, nitelikli, üretken ve sorumluluk sahibi bireylerle anlam kazanacaktır. AFSİAD Federasyonu ve AFSİAD olarak, kalkınmayı desteklerken insan odaklı bir yaklaşımı esas alıyor; rekabet gücü ve ekonomik istikrarın temelinde, eğitim, mesleki gelişim ile insan kaynağının niteliği olduğu bilinciyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu vesileyle başta milli egemenliğimizin mimarı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, vatanı için fedakârlık gösteren tüm kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyor; çocuklarımızın ve milletimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum.” >>>Emre TAŞPUNAR

  • Afyonkarahisar’da 106. yıl coşkusu! Çocuklar milli egemenliği şölenle kutladı

    Afyonkarahisar’da 106. yıl coşkusu! Çocuklar milli egemenliği şölenle kutladı

    Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan programda kürsüye çıkan İl Milli Eğitim Müdürü Miraç Sünnetci, günün anlam ve önemine dair bir konuşma yaptı. Sünnetci, 23 Nisan’ın milli iradenin tecelligahı olduğunu vurgulayarak tüm çocukların bayramını kutladı.

    Salonu dolduran vatandaşlar, öğrencilerin hazırladığı zengin programla keyifli anlar yaşadı. Özel Bahçeşehir Ortaokulu Müzik Korosu’nun şarkılarıyla başlayan etkinliklerde, TOKİ Mevlana Ortaokulu öğrencisi Zeynep Alya Obuz “23 Nisan”, Mareşal Fevzi Çakmak İlkokulu öğrencisi Belinay Çumak ise “Atatürk Çocuk Olmuş” isimli şiirleri okuyarak büyük alkış aldı.









    Kutlamalar kapsamında Yavuz Selim, Kazım Özer ve Merkez TOKİ ilkokullarının halk oyunları ekipleri sahne alarak Türkiye’nin dört bir yanından ezgileri sahneye taşıdı. Programda ayrıca çocuk haklarına yönelik bir sunum yapılarak günün sosyal önemine dikkat çekildi.

    Etkinliklerin finalinde ise tüm öğrencilerin ve protokolün katılımıyla 23 Nisan Şenlik Korteji düzenlendi. Renkli görüntülerin oluştuğu kortejle birlikte Afyonkarahisar’da 106. yıl coşkusu hafızalara kazındı.>>>Şerafettin KAZAK 

  • Protokolden 23 Nisan mesajları

    Protokolden 23 Nisan mesajları

    AFYONKARAHİSAR VALİSİ NACİ AKTAŞ

    23 Nisan 1920, aziz milletimizin kendi kaderine sahip çıkarak egemenliği ve bu egemenliğin sorumluluğunu kayıtsız şartsız üstlendiği, tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biridir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla birlikte, millet iradesi devlet yönetiminde en üstün değer olarak kabul edilmiş; bağımsızlık ve özgürlük mücadelemiz yeni bir safhaya taşınmıştır. Bu anlamlı gün, yalnızca meclisin açılışını değil; aynı zamanda millet egemenliğinin devlet hayatında nihai belirleyici hâle gelişini simgelemektedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 23 Nisan’ı çocuklara armağan etmesi ise, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza duyulan güvenin ve inancın en güçlü ifadesidir. Çocuklarımız; ülkemizin yarınlarını inşa edecek, milletimizin hedeflerini daha ileriye taşıyacak en kıymetli varlığımızdır. Bu doğrultuda, onların milli ve manevi değerlerine bağlı, sorumluluk sahibi, donanımlı ve bilinçli bireyler olarak yetişmesi büyük önem arz etmektedir. Çünkü güçlü bir gelecek; iyi yetişmiş, değerlerine sahip çıkan nesillerle mümkündür. Bugün bizlere düşen en önemli görev; ecdadımızdan miras aldığımız milli egemenlik anlayışını korumak, güçlendirmek ve gelecek nesillere en sağlam şekilde aktarmaktır. Bu duygu ve düşüncelerle; başta Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bağımsızlık uğruna canlarını feda eden tüm aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyor; başta çocuklarımız olmak üzere aziz milletimize sağlık, huzur ve esenlik diliyorum.

    TBMM BAŞKANLIK DİVANI ÜYESİ VE AK PARTİ AFYONKARAHİSAR MİLLETVEKİLİ İBRAHİM YURDUNUSEVEN

    Gazi Meclisimizin açıldığı bu anlamlı gün, millet iradesinin her türlü vesayetin üzerinde olduğunun tüm dünyaya ilan edildiği gündür. Türkiye Büyük Millet Meclisi, kurulduğu ilk günden bu yana milli iradenin tecelligâhı olmuş, demokrasimizin en güçlü teminatı olarak görevini sürdürmüştür. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklarımıza armağan ettiği bu anlamlı gün, geleceğimizin teminatı olan evlatlarımıza duyulan güvenin en büyük göstergesidir. Çocuklarımızın milli ve manevi değerlerine bağlı, donanımlı ve özgüvenli bireyler olarak yetişmesi, güçlü Türkiye hedefimizin en önemli yapı taşını oluşturmaktadır. Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda, çocuklarımızı çağın gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatmak, onları milli ve manevi değerlerine bağlı bireyler olarak yetiştirmek en büyük sorumluluğumuzdur. Güçlü, büyük ve lider Türkiye idealini ancak iyi yetişmiş nesillerle gerçekleştirebiliriz. Bu nedenle eğitimden bilime, teknolojiden kültüre her alanda çocuklarımıza daha güçlü bir gelecek sunmak için kararlılıkla çalışıyoruz. Aziz milletimiz, tarih boyunca olduğu gibi bugün de aynı inanç ve kararlılıkla istiklaline ve istikbaline sahip çıkmaktadır. Milli egemenliğimizin sembolü olan Gazi Meclisimizin çatısı altında, ülkemizi Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda daha güçlü yarınlara taşımak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, milli mücadelemizin tüm kahramanlarını rahmet ve minnetle anıyor; kıymetli hemşehrilerimizin ve geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en içten duygularımla kutluyorum.

    İYİ PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE AFYONKARAHİSAR MİLLETVEKİLİ HAKAN ŞEREF OLGUN

    Çocuklarımıza bırakacağımız en kıymetli miras, güçlü bir Cumhuriyet ve sarsılmaz değerlerdir. Çocuklarımızın sabah evlerinden çıkıp okullarına giderken hiçbir endişe taşımadığı, velilerimizin gözlerinin arkada kalmadığı bir Türkiye inşa etmek zorundayız. Eğitim kurumları; yalnızca bilgi verilen yerler değil, aynı zamanda çocuklarımızın hayatlarının emanet edildiği en güvenli alanlar olmalıdır. Ancak ne yazık ki son dönemde yaşanan acı olaylar, bu güvenliğin her yerde ve her koşulda sağlanamadığını bizlere göstermiştir. Bu kabul edilemez bir durumdur. Okullarımızda güvenlik zafiyetine asla yer olmamalıdır. Çocuklarımızın eğitim için gittikleri kurumlarda hayatlarını kaybetmediği, korku değil umut taşıdığı bir düzeni sağlamak devletin en temel görevidir. Çocuklarımızın güven içinde büyüdüğü, eğitim haklarını korkusuzca kullandığı, yarınlara umutla baktığı bir Türkiye için çalışmaya devam edeceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle, başta evlatlarımız olmak üzere aziz milletimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum.

    AK PARTİ AFYONKARAHİSAR MİLLETVEKİLİ ALİ ÖZKAYA

    Gazi Meclisimiz bu yönüyle tarihimizde müstesna bir yere sahiptir. 23 Nisan 1920’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Birinci Meclis üyeleri tarafından dualarla açılmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, milletimizin zor zamanlarda dahi iradesine sahip çıktığı en güçlü çatı olmuştur. Milletimiz, karşılaştığı her türlü zorluğu milli iradenin tecelligâhı olan Gazi Meclisimiz çatısı altında çözmeyi başarmış; 15 Temmuz hain darbe girişiminde de iradesine sahip çıkarak demokrasiye ve bağımsızlığına güçlü bir şekilde sahip çıkmıştır. Afyonkarahisar Milli Mücadelenin önemli dönüm noktalarındandır. Birinci Meclis’te görev alan Şükrü Çelikalay ve nice kahramanların memleketi olan Afyonkarahisar’ı TBMM’de temsil etmek ve onların aziz hatıralarını yaşatmak bizler için büyük bir onur vesilesidir. Çocuklarımızın daha güçlü ve müreffeh bir Türkiye’de yaşamaları için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Kahramanmaraş ve Siverek’te yaşanan, milletimizi derinden yaralayan elim hadiselerde hayatını kaybeden yavrularımıza Allah’tan rahmet, yaralı evlatlarımıza acil şifalar diliyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış yıl dönümü vesilesiyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Birinci Meclis’in üyeleri başta olmak üzere, bugüne kadar ülkemizin kalkınması, refahı ve huzuru adına görev yapmış tüm milletvekillerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; aziz milletimizin ve geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en kalbî duygularımla tebrik ediyorum.

    AK PARTİ AFYONKARAHİSAR MİLLETVEKİLİ HASAN ARSLAN

    “Gazi Meclisimizin açılışının 106. yılında, ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesinin sarsılmaz savunucusu olmaya devam ediyoruz. Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu bayramı çocuklara armağan etmesi, onlara olan güveninin ve verdiğimiz değerin en somut göstergesidir. Bu yıl 23 Nisan’ı ne yazık ki tam bir neşe içerisinde kutlayamıyoruz. Şanlıurfa Siverek ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen, evlatlarımızı ve öğretmenlerimizi hedef alan menfur olaylar neticesinde hayatını kaybeden yavrularımız, öğretmenimiz ve yaralanan öğrencilerimiz var. Bir hekim olarak, o küçük bedenlerin maruz kaldığı bu acı tablo kalbimi parçalıyor. Hayatını kaybeden öğretmenimize, evlatlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum. Hastanelerde tedavi gören yaralı yavrularımızın durumunu yakından takip ediyoruz; dualarımız onlarla. Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın neşeyle koşması gereken okul koridorlarının hüzne boğulması kabul edilemez. Devletimiz, bu olayların faillerinin hak ettiği cezayı alması ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için tüm imkanlarıyla seferberdir. Bu buruk iklimde, TBMM’nin açılış yıl dönümünü kutluyor; tüm dünya çocuklarının barış ve güven içinde yaşayacağı bir gelecek temenni ediyorum.

    MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ AFYONKARAHİSAR MİLLETVEKİLİ MEHMET TAYTAK

    Milletimizi ortak düşünce ve değerlerde buluşturan, Cumhuriyetimizin kuruluşunda ve milli egemenliğin tesis edilmesinde önemli bir görev üstlenen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 106. yıldönümü ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı milletçe kutlamanın büyük onur ve gururunu yaşıyoruz.  Neredeyse tüm memleketimizin işgal edildiği o günlerde Türk milletinin esas karakterinin bağımsızlık olduğunu bizlere hatırlatan ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve kahraman silah arkadaşlarının Anadolu’da başlattığı diriliş önce Gazi Meclis ile ardından da bu sene 106. yılını yaşadığımız Büyük Taarruz ile zafere dönüşmüştür. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk başkanı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza bu bayramı onlara armağan etmiştir. Egemenliğimizin teminatı, çocuklarımız bu cennet vatanın hem sahipleri hem de emanetçilerisiniz. Geleceğimiz sizlerin omuzlarında yükselecek, milli ruh sizlerle yaşamaya devam edecektir. Bu duygu ve düşüncelerle, bütün Dünyada ki çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı yürekten kutluyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni necip Türk Milletimize emanet eden başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, İlk Meclis’in tüm mebuslarını, kurucu kahramanları ve vatanımızın bekası için canlarını tereddütsüz feda eden şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

    AFYONKARAHİSAR BELEDİYE BAŞKANI BURCU KÖKSAL

    23 Nisan; aziz milletimizin kendi kaderine sahip çıkarak egemenliği kayıtsız şartsız millete emanet ettiği, tarihimizin en onurlu dönüm noktalarından biridir. Bu anlamlı günün, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza bayram olarak armağan edilmesi ise, milletimizin yarınlara olan inancının en güçlü ifadesidir. Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara duyduğu güven ve inanç, bizlere de büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Bizler, Cumhuriyetimizin değerlerine bağlı, özgür düşünebilen, çağdaş ve bilinçli nesiller yetiştirmek için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Afyonkarahisar Belediyesi olarak; çocuklarımızın eğitimden sosyal hayata, kültürden spora kadar her alanda desteklenmesi, kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir ortamda büyümeleri için çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki; çocuklarına değer veren bir millet, geleceğine de sahip çıkar. Sevgili çocuklar; sizler, bu güzel ülkenin umudu, yarınların mimarlarısınız. Cumhuriyetimizin kazanımlarını koruyacak, ülkemizi daha aydınlık yarınlara taşıyacak olan sizlersiniz. Bu bilinçle kendinizi en iyi şekilde yetiştirmeniz en büyük temennimizdir. Bu duygu ve düşüncelerle, başta çocuklarımız olmak üzere aziz milletimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyor; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kurtuluş kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. Afyonkarahisar’ımızda nice 23 Nisanları coşkuyla ve gururla kutlamak dileğiyle… >>>Ferhat YÜKSEL

  • Bayat MYO’da “Beden Dili ve Etkili İletişim” anlatıldı

    Bayat MYO’da “Beden Dili ve Etkili İletişim” anlatıldı

    Bayat MYO Konferans Salonunda düzenlenen seminerde; Öğr. Gör. Dr. Fevzi Arda Ölmez, öğrencilerin iş görüşmelerinden sosyal çevredeki ilişkilerine kadar her alanda beden dillerini nasıl daha profesyonel bir şekilde kullanabilecekleri üzerine bir sunum yaptı.  Ölmez, iletişimin sadece kelimelerden ibaret olmadığını, jest ve mimiklerin mesajın iletilmesinde kritik önemi olduğunu belirtti. Seminer, soru cevap bölümünün ardından sona erdi. >>>Haber Merkezi

  • Hukuk Fakültesi’nde “İdare Mahkemesi Hakimliği” semineri

    Hukuk Fakültesi’nde “İdare Mahkemesi Hakimliği” semineri

    Hukuk Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen seminere; Afyonkarahisar İdare Mahkemesi Başkanı İslam Kaya, Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcıları Dr. Öğretim Üyesi Hasibe Sena Akkışla ve Dr. Öğretim Üyesi Hakan Kaşka ile personel ve öğrenciler katıldı.

    HMGS VE İYÖS SINAVLARI

    Seminerde; Afyonkarahisar İdare Mahkemesi Üyesi Hakim Talip Tekyıldırım, “İdare Mahkemesi Hakimliği”ni anlattı. Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı (HMGS) ve İdari Yargı Ön Sınavının (İYÖS) yürürlüğe girdiğini söyleyen Tekyıldırım, “İYÖS, hukuk fakültesi mezunu olmayan adaylar için öngörülmüştür. Buna karşılık HMGS ise hukuk fakültesi mezunları açısından 2547 sayılı Kanun kapsamında bir ön koşul haline getirilmiştir. Bu çerçevede, hâkimlik sınavlarına başvurabilmek için iktisat ve maliye gibi alanlardan mezun olan adaylar İYÖS’e girecek; hukuk fakültesi mezunları ise hukuk mesleklerine giriş sınavı olan HMGS’ye katılacaktır. Sizler de bu kapsamda HMGS’ye gireceksiniz” dedi.

    İdare Mahkemesi Hakimliği sınavı hakkında bilgiler veren Tekyıldırım, şunları söyledi: “ÖSYM tarafından hazırlanan sınavlarda, sınav tekniği açısından çok büyük bir farklılık bulunmamaktadır. Kendi dönemimizden örnek vermek gerekirse, sistem farklı kategorilere ayrılmıştı. Otuz beş yaş ve altındaki hukuk mezunu adaylar için farklı gruplar bulunmaktaydı. Ayrıca, üç yıl ya da beş yıl gibi değişen sürelerde avukatlık tecrübesine sahip olan adaylar da belirli kategorilerde değerlendirilirdi. Bu adaylar hem idari yargı hem de adli yargı hâkimliği sınavlarına girme hakkına sahipti. Ancak günümüzde avukatlıktan idari yargıya geçiş imkânı büyük ölçüde sınırlandırılmıştır. Bunun temel nedeni, idari yargı hâkimliği kadrolarının oldukça sınırlı olmasıdır. Buna karşılık adli yargı hâkimliği ve savcılık kadroları sayıca daha fazladır. Sınav sistemi ise dört ayrı oturumdan oluşmaktaydı. Bunlardan biri anayasa hukuku gibi temel hukuk alanlarını kapsayan genel bir oturumdur. Bunun dışında idari yargıya özgü bir oturum ve adli yargıya özgü ayrı bir oturum da bulunmaktadır. Yeni sistemde ise bu yapıya ek olarak Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı getirilmiştir. Buna göre adaylar, öncelikle HMGS’de belirlenen baraj puanını geçmek zorundadır. Ancak bu şartı sağladıktan sonra hâkimlik ve savcılık sınavlarına başvurma hakkı elde edilebilecektir.”

    “İDARİ YARGI 3, ADLİ YARGI 5 BÖLGEYE AYRILIYOR”

    İdari yargı hâkimliği ile adli yargı hâkimliği arasındaki farkları anlatan Tekyıldırım, şöyle konuştu: “İdari yargı hâkimlikleri, işin niteliği gereği yalnızca il merkezlerinde bulunan idare mahkemelerinde görev yapar. İlçeler büyük olsalar bile, idari mahkeme bulunmaz. Geçmişte Türkiye’nin yaklaşık yarısında idari mahkeme yokken, günümüzde büyük ölçüde yaygınlaşmış; sadece birkaç ilde henüz kurulmamıştır. Zamanla bu illerde de açılması beklenmektedir. İdari yargıda görev yerleri, sosyoekonomik gelişmişlik düzeyine göre üç bölgeye ayrılır. Birinci bölge; İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya gibi büyük şehirleri kapsar. İkinci bölge; Balıkesir, Kayseri gibi orta ölçekli şehirlerden oluşur. Üçüncü bölge ise özellikle Doğu, Güneydoğu ve Doğu Karadeniz’deki illeri kapsar. Afyonkarahisar’da üçüncü bölgede yer almaktadır.  İş yükü bölgelere göre değişiklik gösterebilir; genellikle üçüncü bölgelerde iş yükü daha az olsa da bazı istisnalar olabilir. Adli yargı hâkimliğinde ise sistem daha farklıdır. Adli yargı beş bölgeye ayrılmıştır ve görev yerleri sadece il merkezleriyle sınırlı değildir; ilçe düzeyinde de mahkemelerde görev yapılabilir. Bu nedenle coğrafi dağılım daha geniş ve çeşitlidir. Her iki yargı kolunun da kendine özgü zorlukları ve avantajları bulunmaktadır. Tercih sürecinde kişisel beklentiler, çalışma koşulları ve mesleki ilgi alanları belirleyici olur.” Seminer, soru cevap bölümün ardından sona erdi. >>>Haber Merkezi

  • Geleceğe fidan dikip nefes oldular

    Geleceğe fidan dikip nefes oldular

    Etkinliğe; AKÜ Sürdürülebilirlik Topluluğu Danışmanı ve Sandıklı MYO Seracılık Programı Öğretim Görevlisi Dr. Funda Özüsoy, Sandıklı Orman İşletme Müdürü Zeynep Altan, Ağaçlandırma Şefi Aygül Kabakçı Kerimoğlu, akademik personel, Orman İşletme Müdürlüğü personeli ile öğrenciler katıldı.

    “AĞAÇLANDIRMA FAALİYETLERİ SADECE BİR ÇEVRE PROJESİ DEĞİL, BİR ZORUNLULUKTUR”

    Sandıklı Orman İşletme Müdürü Zeynep Altan yaptığı açış konuşmasında orman varlığının korunmasının hayati önem taşıdığını belirtti. Altan, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak için dikilen her bir fidanın, aslında iklim krizine karşı vurulan bir mühür olduğunu söyledi. Altan “Özellikle son yıllarda artış gösteren orman yangınları, ekosisteme ciddi zararlar veriyor ve karbon dengesini bozuyor. Ağaçlandırma faaliyetleri sadece bir çevre projesi değil, bir zorunluluktur” dedi. Doğayı korumak kadar, tehlike anında doğru refleksi göstermenin de önemli olduğunu kaydeden Altan, şunları söyledi: “Çevrenizde, ormanlık alanlarda veya kırsalda en ufak bir duman ya da şüpheli bir durum fark ettiğinizde lütfen vakit kaybetmeden Alo 112 Acil Çağrı Merkezini arayın. Unutmayın ki erken ihbar, bir orman yangınının felakete dönüşmeden kontrol altına alınmasındaki en kritik halkadır. Bu numara, yeşil vatanımızı korumak için sizin en hızlı iletişim aracınızdır; bu bilinci yaymak ve hattı gereksiz yere meşgul etmemek de her bir vatandaşımızın ve öğrencimizin temel görevidir.”

    “HER FİDAN; KARBON AYAK İZİMİZİ AZALTMA NOKTASINDA, SİMGESEL AMA STRATEJİK BİR ADIMDIR”

    AKÜ Sürdürülebilirlik Topluluğu Danışmanı ve Sandıklı MYO Seracılık Programı Öğretim Görevlisi Dr. Funda Özüsoy ise sürdürülebilirliğin, sadece çevresel bir duyarlılık değil; ekolojik, ekonomik ve toplumsal katmanları olan makro düzeyde bir yönetim stratejisi olduğunu belirtti. Özüsoy, “AKÜ Sürdürülebilirlik Topluluğu olarak temel motivasyonumuz, teorik bilgiyi sahaya indirgeyerek ‘ekosistem okuryazarlığı’ yüksek bireyler yetiştirmektir. Bugün toprakla buluşturduğumuz her fidan, karbon ayak izimizi azaltma noktasında simgesel ama stratejik bir adımdır” dedi.

    “FİDAN DİKME ETKİNLİĞİNİ, GELENEKSEL HALE GETİRMEYİ PLANLIYORUZ”

    ‘Bir Mezun Bir Fidan’ projesiyle, akademik başarının ancak doğayla uyumlu bir gelecek vizyonuyla taçlandığında anlam kazanacağını kaydeden Özüsoy, “Fidan dikme etkinliğini, her yıl yapmayı ve geleneksel hale getirmeyi planlıyoruz. Bu yıl 100 adet fidanı toprakla buluşturduk. Bu noktada da bu vizyonu paylaştığımız ve gerek bölge konusunda gerekse fidan konusunda maddi manevi desteklerini esirgemeyen proje ortağımız Sandıklı Orman İşletme Müdürlüğü’ne teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu. Etkinlik, toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.​ >>>Haber Merkezi

  • İİBF’de tarımda ekonomik fırsatlar konuşuldu

    İİBF’de tarımda ekonomik fırsatlar konuşuldu

    Prof. Dr. Sabri Bektöre Konferans Salonunda gerçekleştirilen, İİBF Dekanı Prof. Dr. Gökhan Demirtaş ile akademik personel ve öğrencilerin katıldığı konferansta; Afyonkarahisar İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Kırsal Kalkınma ve Örgütlenme Şube Müdürü Metin Demir, Tarım Orman Gençlik Konseyi Afyonkarahisar Koordinatörü Enes Kelem ve Afyonkarahisar İl Tarım ve Orman Müdürlüğünde Hayvan Sağlığı, Yetiştiriciliği ve Su Ürünleri Şube Müdürü Veteriner Hekim Halil İbrahim Koku konuşmacı olarak yer aldı.

    “GIDA GELECEĞİN PETROLÜDÜR”

    Tarım Orman Gençlik Konseyi Afyonkarahisar Koordinatörü Enes Kelem konuşmasında tarımın, dünya genelinde stratejik bir noktaya geldiğini belirtti. Çiftçiliğin toplumdaki algısının değişmesi gerektiğini belirten Kelem, “Gıda, insanoğlunun var oluşundan beri stratejiktir. Bill Gates gibi isimler bugün tarım arazisi satın alıyor. Bizler üniversite okuyup tarımla uğraşanları ‘Yeşil Yakalılar’ olarak görüyoruz” dedi. Çiftçiliğin ‘3. sınıf’ bir sektör gibi görüldüğünü söyleyen Kelem, “Avukatlar, diyetisyenler isimlerinin önüne ünvanlarını yazabiliyorsa, biz de ‘çiftçi ‘yazabilmeliyiz. Çiftçilik, iş bulamadığı için yapılacak bir iş değildir; gıda geleceğin petrolüdür” diye konuştu.

    “BİRÇOK YATIRIM KONUSUNDA HİBE DESTEĞİ SAĞLANIYOR”

    Afyonkarahisar İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Kırsal Kalkınma ve Örgütlenme Şube Müdürü Metin Demir, Tarım ve Orman Bakanlığının genç girişimcilere sunduğu hibe paketlerinin detayları hakkında bilgi verdi. Demir, Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı’nın temel amacının tarımsal üretimi sanayi ile bütünleştirmek olduğunu belirterek yatırım başlıklarının geniş bir yelpazeye yayıldığını söyledi. Demir, “Yağ ve un fabrikalarından bitkisel ürün yetiştiriciliğine kadar pek çok alanda hibe desteği sunuluyor” dedi. Demir ayrıca, tarım eğitimi almış genç girişimciler için destek oranının yüzde 70 seviyesine ulaştığını kaydetti.

    “TÜRKİYE, TARIM VE HAYVANCILIKTA; İLERİ BİR SEVİYEDE”

    Hayvan Sağlığı Şube Müdürü Ali İbrahim Koku ise Türkiye’de tarım ve hayvancılığın teknolojik altyapı ve bilgi birikimi bakımından ileri bir seviyede olduğunu belirtti. Coğrafi konum ve toplumsal genetiğin tarımla iç içe olduğunu söyleyen Koku, toplumun büyük bir kesiminin çiftçi kökenli olduğunu kaydetti. Koku, belirli bir yaştan sonra köy yaşamına duyulan özlemin bu köklerden kaynaklandığını belirterek, “Genetik kodlarımız sebebiyle hepimiz aslında potansiyel birer çiftçiyiz. Özellikle dünya genelinde stratejik bir öneme sahip olan buğday, ilk olarak bizim topraklarımızda yetiştirilmiş ve buradan yaygınlaştırılmıştır” dedi.

    “HİÇ PARASI OLMAYAN BİR GENÇ, BİR İŞLETME SAHİBİ OLABİLİR”

    Kamuoyunda tarım ve hayvancılığın gerilediğine dair yanlış bir algı oluştuğuna değinen Koku, sektörün mevcut durumunun sanılanın aksine iyi durumda olduğunu ifade etti. Koku, “Türkiye’de tarım ve hayvancılığın ‘bittiği’ yönündeki söylemler gerçeği yansıtmıyor. Sektör; teknolojik altyapısı, bilgi birikimi ve sağladığı maddi kazanç noktasında oldukça iyi bir noktadadır” diye konuştu. Hayvancılığın karlı ve finansman kolaylığı olan bir iş olduğunu kaydeden Koku, “10 milyon liralık bir yatırımın 7 milyonunu devlet hibe ediyor. Kalan 3 milyon lira için ise faizsiz kredi imkânı sunuluyor. Yani cebinde hiç parası olmayan bir genç bile bugün devletin imkânlarıyla modern bir işletme sahibi olabilir” ifadelerini kullandı. Konferans, soru cevap bölümünün ardından sona erdi. >>>Haber Merkezi

  • “Geleceğin mimarı sizsiniz”

    “Geleceğin mimarı sizsiniz”

    Prof. Dr. Sabri Bektöre Konferans Salonunda gerçekleştirilen konferansa; İİBF Dekanı Prof. Dr. Gökhan Demirtaş, Dekan Yardımcıları Doç. Dr. Ali Balkı, Dr. Öğretim Üyesi Hale Fulya Kaya ile birlikte öğretim elemanları ve öğrenciler katıldı.

    “KURUMSAL AKREDİTASYON VE KALİTE KÜLTÜRÜ VURGUSU”

    Turizm Fakültesi Öğretim Üyesi ve Kalite Elçileri Topluluk Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Umut Kemeç, gerçekleştirdiği sunumda kalite ve akreditasyonun yükseköğretim kurumları açısından stratejik bir öneme sahip olduğunu belirtti. Kemeç, kalitenin sadece hataları tespit etmek veya kusur aramak olmadığını, aksine iyi işleyen süreçlerin dahi “nasıl daha iyi olabilir?” sorusuna odaklanan, sorun ortaya çıkmasını beklemeden gelişimi önceleyen bir anlayış olduğunu belirterek, “Afyon Kocatepe Üniversitesi, bulunduğu bölgede diğer yükseköğretim kurumlarından sahip olduğu 5 yıllık tam kurumsal akreditasyon ile ayrışıyor. Bu başarı, program akreditasyonu süreçlerine de yansıyor” dedi. Program akreditasyonunun yalnızca bir belge değil, sürekli iyileştirmeyi esas alan dinamik bir süreç olduğuna dikkat çeken Kemeç, PUKÖ (Planla, Uygula, Kontrol Et, Önlem Al) döngüsünün etkin şekilde işletilmesinde öğrenci geri bildirimlerinin kritik rol oynadığını ifade etti. Ayrıca fakülte bünyesinde yürütülen geri bildirim sistemleri ile üniversite genelinde uygulanan anketlerin kalite süreçlerinin sağlıklı işlemesi açısından büyük önem taşıdığını söyledi.

    “GELECEĞİN MİMARI SİZSİNİZ”

    Kalite Elçileri Topluluğu Başkanı Ayşenur Yıldırım ise konuşmasında eğitimin ortaklaşa üretilen bir değer olduğuna dikkat çekerek kalite elçilerinin yönetim ile öğrenciler arasında bir köprü görevi üstlendiğini ifade etti. Yıldırım, öğrencilerin kalite süreçlerine katılımının yalnızca bir hak değil, aynı zamanda diplomanın değerini artıran önemli bir sorumluluk olduğunu vurguladı.

    “FAKÜLTEDE AKREDİTASYON SÜRECİ DEVAM EDİYOR”

    İİBF Dekanı Prof. Dr. Gökhan Demirtaş ise Fakültede İktisat, Maliye, İşletme ve İngilizce İşletme programları olmak üzere dört programda akreditasyon sürecinin aktif olarak işletildiğini söyledi. Demirtaş, öğrencilerin aktif katılımının kalite güvencesi sisteminin başarısı açısından büyük önem taşıdığını da sözlerine ekledi. Konferans, soru cevap bölümün ardından sona erdi. >>>Haber Merkezi

  • AKÜSEM’de iki eğitim tamamlandı

    AKÜSEM’de iki eğitim tamamlandı

    “KURUMSAL EĞİTİM PROGRAMI”

    AKÜSEM tarafından, BOTAŞ Tekstil İşletmeleri A.Ş. personeline yönelik gerçekleştirilen kurumsal eğitim programı ile çalışanların mesleki bilgi ve farkındalıklarının artırılması hedeflendi. Eğitim kapsamında; Dr. Öğretim Üyesi Hakan Kaşka, Dr. Öğretim Üyesi Yunus Yılan, Arş. Gör. Dr. Zehra Alp ve Arş. Gör. Nilay Kaşka tarafından endüstri ilişkileri, iş hukuku ve sendikalar hukuku çerçevesinde örgütlenme özgürlüğü, ayrımcılık yapmama ilkesi ve yöneticilerin çalışanlarla etkili iletişimi konuları ele alındı.

    “PERAKENDE SATIŞ ELEMANI EĞİTİMİ”

    Aynı zamanda AKÜSEM tarafından A101 zincir marketlerinde göreve başlayacak çalışanlara yönelik “Perakende Satış Elemanı Eğitimi” de verildi. Eğitim kapsamında; Prof. Dr. Şuayıp Özdemir, Doç. Dr. Ersan Mertgenç, Dr. Öğretim Üyesi Onur Kafadar, Dr. Öğretim Üyesi Tuğrul Bayat ve Dr. Öğretim Üyesi Yunus Yılan tarafından perakende satış süreçleri, iş sağlığı ve güvenliği, ürün ve stok yönetimi, lojistik süreçler, müşteri ilişkileri yönetimi, etkili iletişim, satış teknikleri ve işyeri davranış kuralları gibi konularda bilgi verildi. Çalışanların işe uyum süreçlerinin desteklenmesi ve hizmet kalitesinin artırılmasının hedeflendiği programda; eğitim sonunda katılımcılara sertifikaları takdim edildi.

    EĞİTİM PROGRAMLARI, DEVAM EDİYOR

    İleri dönemde gerçekleştirilecek olan Aile Danışmanlığı, Muhasebe Paket Programları, Sığırlarda Ayak Sağlığı ve Uygulamalı Tırnak Bakım Kursu ile çeşitli Kurumsal ve Sektörel Eğitim programlarına yönelik kayıtlar ise devam etmektedir. İlgili eğitimlere katılmak isteyen adaylar, AKÜSEM aracılığıyla başvurularını sürdürebilmektedir. Eğitimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan AKÜSEM Müdürü Doç. Dr. Ender Baykut, Afyon Kocatepe Üniversitesinin, kamu kurumları ve özel sektör iş birlikleri çerçevesinde gerçekleştirdiği nitelikli eğitim faaliyetleriyle hem kurumların gelişimine hem de nitelikli iş gücünün yetiştirilmesine katkı sunmayı sürdürdüğünü belirtti. Program, katılımcıların sertifikalarının teslim edilmesinin ardından sona erdi. >>>Haber Merkezi

  • AKÜ’de “Yaşam Boyu Spor” etkinliği başladı

    AKÜ’de “Yaşam Boyu Spor” etkinliği başladı

    Barış Manço Şölen Alanında Spor Bilimleri Fakültesi Rekreasyon Bölümü Öğr. Gör. Hüseyin Can Kay danışmanlığında öğrenciler tarafından geliştirilen projede; toplumun her kesimine hitap eden fiziksel aktiviteler yer alacak. Etkinlik hakkında bilgiler veren SBF Rekreasyon Bölümü Öğr. Gör. Hüseyin Can Kay, “Yaşam Boyu Spor / Herkes İçin Spor dersi kapsamında; her salı saat 10.30’da Barış Manço Şölen Alanında bir araya geleceğiz. Programımız tüm öğrenci ve personelimize açık. Programda sabah jimnastiği, pilates ve yoga gibi herkesin rahatlıkla katılabileceği egzersizler bulunuyor. Yaş, deneyim ya da fiziksel seviye fark etmeksizin katılımı teşvik ediyoruz” dedi.

    “SPORU GÜNLÜK YAŞAMIN BİR PARÇASI HALİNE GETİRMEYİ HEDEFLİYORUZ”

    İnsanların yapmak isteyip de çeşitli nedenlerle ertelediği fiziksel aktiviteleri görünür kılmak ve erişilebilir hale getirmek istediklerini söyleyen Kay, “Katılımcılara ilk adımı atmaları için cesaret vermeyi amaçlıyoruz. Aynı zamanda üniversite öğrencilerinin sosyal sorumluluk bilincini geliştirmeyi ve gönüllü katılım kültürünü güçlendirmeyi hedeflediğimiz etkinliği; düzenli olarak gerçekleştirerek, sporun günlük yaşamın bir parçası haline gelmesini ve toplum genelinde farkındalık oluşturulması bekliyoruz” diye konuştu. >>>Haber Merkezi

    default

  • Vali Aktaş’a ziyaret!

    Vali Aktaş’a ziyaret!

    Bilecik Valisi Faik Oktay Sözer’in gerçekleştirdiği temaslarda, iller arası iş birliğinin geliştirilmesi, bölgesel konular ve yürütülen kamu hizmetleri ele alındı. Görüşmelerde ayrıca kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesine yönelik hususlarda değerlendirmelerde bulunuldu. Karşılıklı görüş alışverişi şeklinde geçen temaslarda, kamu hizmetlerinin daha etkin ve verimli yürütülmesine yönelik iş birliği imkânları da masaya yatırıldı.
    Vali Faik Oktay Sözer, misafirperverlikleri dolayısıyla Afyonkarahisar Valisi Dr. Naci Aktaş ve Kütahya Valisi Musa Işın’a teşekkür ederek, “Bölgesel iş birliğinin artırılması, kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi ve kamu hizmetlerinin daha etkin yürütülmesi adına verimli temaslarda bulunduk” dedi.>>>İHA