Kategori: Bilim & Teknoloji

  • Yeni OVP ile Türkiye’nin dijital dönüşümü hızlanacak

    Yeni OVP ile Türkiye’nin dijital dönüşümü hızlanacak

    AA muhabirinin, 2027-2029 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Program’dan (OVP) yaptığı derlemeye göre, dijital dönüşümün hızlandırılması için kaynakların daha etkin kullanılması sağlanacak.

    Programa göre, Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin (TR ETS) Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile uyumu güçlendirilerek emisyon yoğun sektörlerin yeşil dönüşümü ve ihracat rekabetçiliğine destek verilecek. İmalat sanayisinde yeşil ve dijital dönüşümlere yönelik sektör ve teknoloji düzeyindeki ihtiyaçlar belirlenecek ve destek mekanizmaları oluşturulacak.

    Sanayide yeşil dönüşümü hızlandırmak, temiz üretimi görünür kılmak ve firmaların yeşil finansa erişimini kolaylaştırmak amacıyla sektörel “Mevcut En İyi Teknikler” (MET-Endüstriyel tesislerde çevrenin bir bütün olarak korunmasını sağlayan en etkili, teknolojik ve ekonomik açıdan uygulanabilir yöntemler bütünü) doğrultusunda düzenlemelere yönelik faaliyetler yürütülerek ve gerekli insan kaynağı yetiştirilerek “Sanayide Yeşil Dönüşüm Belgelendirme” sürecine devam edilecek. Sanayi kaynaklı atık ısının etkin kullanılması amacıyla mevzuat düzenlemesi yapılacak.

    Elektrikli araç şarj istasyonları yaygınlaştırılacak

    “Ulaşımda Net Sıfır Emisyon Stratejisi ve Eylem Planı” tamamlanarak uygulamaya konulacak, entegre, verimli, güvenli, çevreye duyarlı akıllı ulaşım sistemleri teknoloji yol haritası oluşturulacak, ulaşımda emisyon azaltımı ve sürdürülebilirliğin sağlanmasıyla bağlantısallığın artırılması konularında projeler hayata geçirilecek.

    Elektrikli araç şarj istasyonlarının ülke genelinde yaygınlaştırılması sağlanacak. Lojistik sektöründe ağır ticari araçların elektrifikasyonunu desteklemek üzere yüksek kapasiteli şarj istasyonlarına yönelik ulusal plan hazırlanacak.

    İşletmelerin dijital dönüşüme yönelik kabiliyet ve kapasiteleri artırılacak. Kamu hizmetlerinin sunulmasında dijital teknolojilerin azami düzeyde kullanılması sağlanacak.

    Süper bilgisayar altyapıları geliştirilecek

    Dijital Dönüşüm Programı ile işletmelerin dijital dönüşüm yatırımları desteklenecek. Yapay zeka alanında Avrupa Birliği (AB) ile uyum gözetilerek ulusal mevzuat altyapısı geliştirilecek. Yapay zeka uygulamalarının ihtiyaç duyduğu süper bilgisayar altyapıları geliştirilecek ve Türk Ulusal Bilim e-Altyapısı (TRUBA) süper bilgisayarının kapasitesi artırılacak.

    Veri ekonomisine geçişi hızlandırmak üzere veri sahipliği ve paylaşım sorumluluklarıyla teknik yöntemlere ilişkin hususları da kapsayan ulusal politika çerçevesi hazırlanacak, veri yönetişimi çatı mevzuatı ve altyapısı oluşturulacak.

    Kamuda dijital dönüşümü hızlandırmak ve yeni nesil dijital teknolojilerden daha etkin şekilde faydalanmak üzere dijital devlet kurumsal mimarisine yönelik mevzuat altyapısı oluşturulacak.

    Yapay zeka destekli hizmet modelleri tasarlanacak

    Yerel yönetim kuruluşlarının bilişim yatırımlarına yönelik kaynak kullanımında etkinliğin artırılması amacıyla ortak yazılım bileşenleri ve paylaşımlı dijital altyapılar yaygınlaştırılacak, mükerrer sistem yatırımları azaltılacak. Söz konusu yönetimlerde veri temelli karar alma süreçlerini güçlendirmek amacıyla birlikte çalışabilirlik esasları ve ulusal mimari çerçevesinde bütünleşik dijital şehir yönetim altyapısı oluşturulacak, ortak platform yaklaşımıyla dijital belediyecilik hizmetleri yaygınlaştırılacak.

    Stratejik sektörlerde uluslararası akreditasyona sahip test ve uygunluk değerlendirme altyapıları geliştirilecek. Test, muayene, gözetim ve belgelendirme ile standardizasyon ve uygunluk değerlendirme süreçlerinde dijital dönüşüm hızlandırılarak yapay zeka destekli, veri odaklı, entegre hizmet modelleri geliştirilecek.

    Eğitimin tüm kademelerinde müfredatın ve altyapının dijital dönüşümünün geliştirilmesi sağlanacak, süreç odaklı ve yeterlik temelli bir dijital ölçme değerlendirme sistemi kurulacak.

  • Türksat 3A yayıncılıkta emekliye ayrılıyor: Yeni nesil uydulara geçiş başlıyor!

    Türksat 3A yayıncılıkta emekliye ayrılıyor: Yeni nesil uydulara geçiş başlıyor!

    Konuya ilişkin detaylı açıklamalarda bulunan D-Smart Genel Müdür Yardımcısı İsmail Yıldırım, geçiş sürecinin vatandaşlara ve yayıncılık sektörüne sağlayacağı avantajları aktardı.

    Çanak Anten Yönü Değişecek mi? Kimler İşlem Yapacak?

    Geçiş sürecinde vatandaşların en çok merak ettiği teknik detaylara açıklık getiren İsmail Yıldırım, çanak antenlerin yönünün değiştirilmesine gerek olmadığını vurguladı. Yayınlar aynı yörüngedeki yeni uydular üzerinden verileceği için fiziksel bir müdahaleye ihtiyaç duyulmayacak.
    Ekran başında kesinti yaşanmaması için izleyicilerin dikkat etmesi gereken hususlar ise şu şekilde sıralandı:
    • TKGS Kullanıcıları: Uydu alıcısında Türksat Kanal Güncelleme Sistemi (TKGS) bulunan ve aktif olan izleyicilerin hiçbir işlem yapmasına gerek kalmayacak. Kanal listeleri 16 Ağustos sabahı otomatik olarak güncellenecek.
    • Eski Model Uydu Alıcıları: Cihazında TKGS bulunmayan ya da aktif olmayan kullanıcıların, yeni frekansları yüklemek için basit bir manuel kanal taraması yapması gerekecek.
    • Platform Aboneleri (D-Smart vb.): D-Smart gibi platform abonelerinin herhangi bir işlem yapmasına gerek bulunmuyor; teknik düzenlemeler merkezden otomatik gerçekleştirilecek.

    Türksat 3A yayıncılıkta emekliye ayrılıyor: Yeni nesil uydulara geçiş başlıyor!

    Yeni Uyduların Sağlayacağı 3 Önemli Avantaj

    Türksat 3A’nın yerini alacak daha yüksek kapasiteli ve güçlü uyduların izleyicilere sunacağı yenilikler şöyle özetlendi:
    1. Daha Az Yayın Kesintisi: Kurulum ayarlarından kaynaklanan veya kötü hava şartlarında yaşanan anlık sinyal kayıpları ve yayın kesintileri minimum seviyeye indirilecek.
    2. Daha Çok 4K ve Ultra HD Yayın: Yeni uyduların sunduğu yüksek kapasite verimliliği sayesinde platformlarda ve serbest yayınlarda çok daha fazla 4K ve Ultra HD çözünürlükte içerik izlenebilecek.
    3. Geniş Kapsama Alanı: Genişleyen kapsama alanı sayesinde Türk televizyon yayınları dünyanın daha fazla ülkesine ve coğrafyasına kesintisiz ulaşma imkanı bulacak.
  • “Turquoise” kıyılardan yıldızlara “caretta caretta” köprü olacak

    “Turquoise” kıyılardan yıldızlara “caretta caretta” köprü olacak

    Akdeniz’in turkuaz sularında binlerce kilometre yol katettikten sonra doğduğu sahile dönen caretta caretta, Antalya’da düzenlenecek 77. Uluslararası Uzay Kongresi’nin (IAC 2026) yerel kimliğini ve uzay vizyonunu bir araya getirecek.

    Türkiye’nin uzay diplomasisindeki ve Milli Uzay Programı’ndaki vizyonunu küresel arenaya taşıyacak etkinlik, Uluslararası Uzay Federasyonu tarafından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda, Türkiye Uzay Ajansı ev sahipliğinde ve SAHA İstanbul eş ev sahipliğinde Antalya NEST Kongre Merkezi’nde yapılacak.

    Kongre için maskot olarak belirlenen caretta caretta da “From the Turquoise to the Stars” (Turkuazdan Yıldızlara) sloganıyla, Antalya kıyılarından uzayın derinliklerine uzanan keşif yolculuğunun simgesi olacak.

    "Turquoise" kıyılardan yıldızlara "caretta caretta" köprü olacak

    Yumurtlama dönemi dışında yaşamını denizde sürdüren caretta caretta, havadan oksijen almasına rağmen uzun süre su altında kalabilmesi, zorlu göç rotalarını aşması ve doğduğu sahili yıllar sonra yeniden bulabilmesiyle dikkati çekiyor. Türün uzun göç yolculuğu, insanlığın uzaya açılma serüveniyle benzerlik taşıyor. Her iki yolculuk da bilinmeyene doğru ilerlemeyi, zorluklara karşı dayanıklılığı, kararlılığı ve keşfetme arzusunu temsil ediyor.

    Caretta carettaların doğdukları sahile geri dönmesi ise uzay araştırmalarının merkezinde yine dünyanın bulunduğu mesajını veriyor. İnsanlığın uzak gezegenlere ve yıldızlara ulaşma hedefi, aynı zamanda asıl yuvası olan dünyayı koruma sorumluluğunu da beraberinde getiriyor.

    Antalya’nın yerel değerinden küresel mesaja

    Türkiye, caretta carettaların Akdeniz’deki en önemli yuvalama alanlarına ev sahipliği yapıyor. Antalya’nın Belek ve Kundu kıyılarının yanı sıra Yumurtalık, Anamur, Köyceğiz ve Dalyan sahilleri, türün neslinin devamı açısından kritik bölgeler arasında yer alıyor.

    "Turquoise" kıyılardan yıldızlara "caretta caretta" köprü olacak

    Kongrenin düzenleneceği Belek, Türkiye’de en fazla caretta caretta yuvasının bulunduğu kıyı alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Böylece kongrenin maskotu, yalnızca Antalya’yı temsil eden görsel bir unsur değil, etkinliğin gerçekleştirileceği bölgenin doğal mirasını dünyaya tanıtan güçlü bir sembol niteliği de taşıyor.

    Nesli tehlike altında bulunan caretta carettanın maskot olarak seçilmesiyle aynı zamanda sürdürülebilirlik, çevre bilinci, biyolojik çeşitliliğin korunması ve gelecek nesillere yaşanabilir bir gezegen bırakılması konularına dikkatin çekilmesi amaçlanıyor. Güçlü kabuğuyla kendisini korurken engin denizlerde özgürce yol alan caretta caretta, insanlığın dünyadaki köklerinden güç alarak sonsuz evrene açılmasını da simgeliyor.

    "Turquoise" kıyılardan yıldızlara "caretta caretta" köprü olacak

    Deniz kaplumbağası, sabır, azim ve umudun temsilcisi

    Binlerce kilometrelik göç rotasında karşılaştığı engellere rağmen hedefine ulaşan deniz kaplumbağası, sabır, azim ve umudun temsilcisi olarak 5-9 Ekim tarihlerinde IAC 2026’nın “The World Needs More Space” temasını, Antalya’nın doğal ve kültürel kimliğiyle buluşturacak.

    “Turkuazdan Yıldızlara” sloganıyla, Antalya’nın turkuaz kıyıları yolculuğun başlangıç noktası, uzay ise insanlığın ortak geleceği ve keşif ufku olarak konumlandırılacak.>>>AA

  • Türkiye’nin uygulamalı kuantum teknolojileri uluslararası çağrılarla geliştirilecek

    Türkiye’nin uygulamalı kuantum teknolojileri uluslararası çağrılarla geliştirilecek

    AA muhabirinin derlediği bilgiye göre kuantum hesaplama, haberleşme, algılama ve metroloji alanları, Türkiye’nin yüksek teknoloji gündeminde giderek daha fazla yer buluyor.

    Bu kapsamda öncelikle Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı altında oluşturulan toplam 300 milyon dolar destek bütçeli “HIT-Kuantum” adımı dikkati çekiyor. Çağrıyla araştırma merkezleri, üniversiteler ve özel sektörün kullanımına açık yüksek kapasiteli kuantum hesaplama altyapılarının kurulması, ölçeklenebilir donanım ve yazılım ekosisteminin geliştirilmesi, katma değerli çözümlerin ve nitelikli insan kaynağının artırılması hedefleniyor.

    Türkiye’deki kuantum altyapısının önemli ayaklarından birini TOBB, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (TOBB ETÜ) ile ASELSAN işbirliği oluşturuyor. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) koordinasyonunda yürütülen işbirliği kapsamında TOBB ETÜ Teknoloji Merkezi’nde Kuantum Teknolojileri Araştırma Laboratuvarı 2022’de hizmete açıldı. TOBB ETÜ, süper iletken kuantum elektroniği alanındaki çalışmalarının devamında Türkiye’nin ilk kuantum bilgisayarı olarak tanıttığı QuanT’ı Kasım 2024’te kamuoyuna sundu.

    ASELSAN ile SSB arasında Süper İletken Kuantum İşlemci Birimi (QPU) Geliştirilmesi Projesi’nin başlatılması da önemli adımlardan biri oldu.

    Diğer yandan TÜBİTAK Ulusal Metroloji Enstitüsü (UME), mayısta düzenlenen SAHA 2026’da rubidyum ve stronsiyum optik örgü saat prototipleriyle kuantum çip örneklerini sergiledi. Türkiye’nin uzay tabanlı zaman ve frekans teknolojileri alanındaki önemli projelerinden Rubidyum Atomik Frekans Standardı (RAFS), SpaceX Transporter-17 görevi kapsamında geçen hafta başarıyla uzaya fırlatıldı.

    TÜBİTAK’tan yeni çağrı

    TÜBİTAK’ın EUREKA Xecs 2026 Uygulamalı Kuantum Teknolojileri Çağrısı ile kuantum teknolojilerinin teknoloji hazırlık seviyesinin 4-5’ten 6-7’ye çıkarılması, özel sektör öncülüğünde üniversite ve kamu kuruluşlarının da yer aldığı ihtisaslaşmış AR-GE ve yenilik konsorsiyumlarının oluşturulması amaçlanıyor.

    Çağrı kapsamında en az iki EUREKA üyesi ülkeden kuruluşların yer aldığı ve bu kuruluşlardan en az birinin Avrupa Birliği üyesi veya Ufuk Avrupa’ya asosiye bir ülkeden olması şartını taşıyan projeler desteklenecek.

    Çağrının ilk başlığı olan kuantum algılama alanında, tıbbi teşhis ve görüntüleme, hassas navigasyon, jeolojik araştırmalar ve uzay uygulamalarında daha yüksek doğruluk ve hassasiyet sağlayacak sensör teknolojilerine odaklanılacak. Ölçüm elektroniği, boyut küçültme, üretilebilirlik ve makine öğrenmesi destekli çözümler de bu kapsamda değerlendirilecek.

    Kuantum metrolojisi alanında ölçüm altyapıları, test yöntemleri, doğrulama, sertifikasyon ve standardizasyon çözümleri desteklenecek. Kuantum haberleşme ve siber güvenlik projelerinde ise sistem performansının artırılması, mevcut iletişim altyapıları ve güvenlik çözümleriyle entegrasyon ile düşük maliyetli ve endüstriyel ölçekte uygulanabilir teknolojilerin geliştirilmesi öngörülüyor.

    Kuantum hesaplama için etkinleştirici elektronik bileşenler ve sistemler başlığında, kübitlerin başlatılması, kontrolü, kalibrasyonu, sinyal okuma ve yükseltme işlemlerine yönelik düşük gürültülü elektronik sistemler geliştirilecek. Kriyojenik veya oda sıcaklığında çalışan çözümler ile ilgili fotonik teknolojiler de çağrı kapsamında yer alıyor.

    Proje bütçesi 600 bin avroyu aşamayacak

    Program kapsamında ulusal çağrı bütçesi 3 milyon avro olarak belirlenirken bir projedeki Türk ortakların toplam proje bütçesi 600 bin avroyu geçemeyecek. Sermaye şirketi dışındaki kurumların bütçesi ise Türk ortakların toplam proje bütçesinin en fazla yüzde 30’u kadar olabilecek.

    Projeler en fazla 36 ay sürecek. Destek oranı büyük ölçekli kuruluşlar için yüzde 60, KOBİ’ler için yüzde 75 olacak. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, vakıf üniversiteleri, eğitim ve araştırma hastaneleri ile kamu araştırma merkez ve enstitülerinin uygun giderleri yüzde 100 oranında desteklenecek.

    Personel, seyahat, danışmanlık, hizmet alımı, alet, teçhizat, yazılım, yayın, malzeme ve sarf giderleri destek kapsamına alınacak. Konsorsiyumdaki kuruluşların birbirinden sağlayacağı bazı danışmanlık ve hizmet alımları ile ticarileşme aşamasına ilişkin giderler desteklenmeyecek.

    Uluslararası ön proje başvuruları 26 Kasım 2026’ya, tam proje önerileri ise 5 Mart 2027’ye kadar alınacak. Ulusal çağrı 8 Ocak 2027’de açılacak. Kuruluş bazlı ön kayıt için son tarih 30 Mart 2027, proje başvuruları için son tarih 31 Mart 2027 olarak belirlendi.>>>AA

  • Milli savaş yönetim sisteminden ilk NATO ihracat başarısı

    Milli savaş yönetim sisteminden ilk NATO ihracat başarısı

    HAVELSAN, CAm.ROMAN korvetinin Romanya’ya satışı kapsamında ihracat başarılarına bir yenisini ekledi.

    Romanya’ya ihracatı kapsayan sözleşme çerçevesinde gemiyle birlikte ADVENT de Romanya Deniz Kuvvetleri Komutanlığı kullanımına sunuldu.

    Böylece bugüne kadar Pakistan, Endonezya, Ukrayna, Katar, Umman, Nijerya, Malezya ve Şili gibi farklı kıtalardan ülkelere ihraç edilen ADVENT, ilk kez bir NATO müttefikinin envanterine girdi.

    Romanya’ya teslim edilen ADVENT, Türk donanmasında kullanılan ADVENT SYS’nin Romanya harekat ihtiyaçları için uyarlanmış versiyonu. ADVENT’in modüler mimarisi HAVELSAN’ın farklı müşteri profillerine uyarlanabilir çözüm üretme kapasitesini mümkün kılıyor.

    Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ile yakın işbirliği içinde geliştirilen ADVENT Savaş Yönetim Sistemi, tek bir gemiyi değil, birden fazla platformu aynı harekat resmi etrafında birleştiren kuvvet odaklı bir yaklaşımla tasarlandı. Sistem, tehdit değerlendirme, karar destek, hedef tespiti, silah ve sensör kontrolü gibi tüm operasyonel süreçleri kapsayarak komuta kademesine üst düzey farkındalık ve etkinlik sağlıyor.

    Çeşitli protokoller üzerinden müttefik kuvvetlerle birlikte çalışabilirlik sunan ADVENT, küçük botlardan büyük muharip gemilere, kara konuşlu komuta merkezlerinden insansız sistemlere kadar farklı ölçekteki platformlara uyarlanabiliyor. Su üstü, su altı ve hava harekat ortamlarındaki çok sayıda platformda kullanılıyor. İnsansız deniz araçları için özelleştirilen ADVENT ROTA görev yönetim sistemiyle bu kapsam daha da genişliyor.

    Milli savaş yönetim sisteminden ilk NATO ihracat başarısı

    Türk mühendisler tarafından milyonlarca satır koddan oluşan bir altyapı üzerine inşa edilen ADVENT, ilk olarak 2019 yılında Ada sınıfı korvet TCG Kınalıada’da hizmete girdi, sonrasında TCG Ufuk, TCG Anadolu ve CAm.ROMAN dahil olmak üzere giderek artan sayıda platforma entegre edildi.

    HAVELSAN, ADVENT’i son yıllarda yapay zeka entegrasyonuyla güçlendirilen “ADVENT AI” sürümüyle de geliştirmeye devam ediyor. Şirket sistemin farklı sürümlerini yeni ülkelere de sunmaya hazırlanıyor. Bu doğrultuda Romanya’ya yapılan ihracatın, ADVENT’in NATO coğrafyasındaki ilk adımı olarak gelecek dönemde benzer işbirliklerinin önünü açması bekleniyor.

    Romanya’ya teslim edilen gemi ile HAVELSAN, TÜBİTAK ile birlikte geliştirilen ve Türk Deniz Kuvvetlerinde ilk kez kullanılan YELKOVAN Elektronik Harp Sistemi, UNIROBOTICS firmasıyla geliştirilen TARGAN 12.7 mm otomatik, stabilize silah sistemi gibi pek çok yerli ve milli imkanlar ile üretilen sistemlerin de ihracının önünü açtı.

    Türkiye’nin ev sahipliğinde 7-8 Temmuz’da düzenlenecek Ankara Zirvesi’nde de Türk savunma sanayisi yeteneklerinin anlatılacağı toplantı ve etkinliklerde ADVENT’e yoğun ilgi gösterilmesi bekleniyor.

  • Yerli ve milli uydu için çalışmalar hızlanıyor

    Yerli ve milli uydu için çalışmalar hızlanıyor

    Bakan Uraloğlu, AA muhabirine, uydu teknolojileri, bilişim ve kablo hizmetlerinde Türkiye’nin bayrak taşıyıcısı konumundaki TÜRKSAT’ın sermayesi tamamen kamuya ait ticari bir şirket olduğunu söyledi.

    Şirketin uydu, kablo ve dijital dönüşüm olmak üzere üç stratejik alanda faaliyet gösterdiğini ifade eden Uraloğlu, kurumun hem uzaydaki hakların korunması hem de Türkiye’nin dijital altyapısının inşasında kritik bir rol üstlendiğini bildirdi. Uraloğlu, TÜRKSAT’ın, tamamı Türk mühendislerince geliştirilen Türksat 6A ile birlikte yüksek yörüngede hizmet veren 6 aktif haberleşme uydusuna sahip olduğu bilgisini verdi.

    Yerli ve milli uydu için çalışmalar hızlanıyor

    “Hedefimiz her alanda dünyada ilk 10’da yer almak”

    Stratejik bir alan olan uydu sektöründe Türkiye’nin varlık göstermesinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Uraloğlu, hedeflerinin her alanda dünyada ilk 10’da yer almak olduğunu dile getirdi.

    Uraloğlu, Asya’nın doğusundan Avrupa’nın batısına uzanan ve dünya nüfusunun üçte ikisini kapsayan dev bir coğrafyaya hizmet verdiklerine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

    “Uzaydaki yörünge hakları ülkelerin tapusu niteliğindedir. Ömürlü sistemler olan uydular için yeni yatırımların yapılması gerekiyor. Bu kapsamda yeni nesil Türksat 7A Projesi’nde süreci başlattık. Uydumuzu tamamen yerli ve milli imkanlarla, Türk uzay endüstrisinin gücüyle üretmeyi planlıyoruz. Yıl sonuna kadar çalışmalarına başlamayı planladığımız uydumuzu 2030 yılında hizmete almayı hedefliyoruz.”

    Türksat 7A hakkında

    TÜRKSAT’ın uzaydaki haberleşme kapasitesini artırma hedefi kapsamında Türksat 7A’ya ilişkin finansman desteğini kapsayan protokol, şirket ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Araştırmaları Merkezi Başkanlığı arasında 19 Haziran 2025’te imzalanmıştı.

    Söz konusu protokolle, Türksat 7A’nın yapım sürecine ilişkin Bakanlık tarafından sağlanacak desteğin çerçevesi belirlendi.

    2030’da hizmete alınması planlanan Türksat 7A uydusunun, daha yüksek veri kapasitesi, daha güçlü kapsama alanı ve esnek kaynak yönetim kabiliyetiyle Türkiye’nin dijital gelecek vizyonunun taşıyıcısı olması hedefleniyor.>>>AA

  • TAYFUN Blok-3 füzesi ilke imza attı

    TAYFUN Blok-3 füzesi ilke imza attı

    Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, milli imkanlarla geliştirilen TAYFUN füzesinin BLOK-3 versiyonunun, uzun menzilli hassas vuruş kabiliyetini daha da ileriye taşıyan test atışında hareketli hedefi tam isabetle vurarak sahadaki başarısını bir kez daha kanıtladığını bildirdi. Görgün, şu değerlendirmelerde bulundu:

    “TAYFUN füzemiz, ülkemizin caydırıcılığını güçlendiren stratejik kabiliyetlerimizden biri olarak güvenlik mimarimize önemli katkılar sunacak. Güçlü liderliği ve sarsılmaz desteği ile savunma sanayiimizin bugünlere erişmesinde tarihi rol üstlenen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ekosistemimizin tüm paydaşları adına şükranlarımı sunuyorum. Başta ROKETSAN ailesi olmak üzere bu başarıda emeği bulunan tüm alt yüklenicilerimizi, mühendislerimizi, teknisyenlerimizi ve Savunma Sanayii Başkanlığındaki çalışma arkadaşlarımı tebrik ediyorum. Türkiye Yüzyılı’nı inşa etme yolunda üstlendiğimiz emaneti daha da ileri taşımak için durmaksızın, tüm gücümüzle çalışmayı sürdüreceğiz.”

    ROKETSAN’dan yapılan paylaşımda da hipersonik hızlara ulaşarak, yüksek vuruş gücü ve hassasiyet sunan TAYFUN Blok-3 füzesinin, uzun menzilde ilk kez su üstü hareketli hedefi cerrahi hassasiyetle imha ettiği belirtildi. Paylaşımda, “Ürünlerimizin yeteneklerini her geçen gün artırıyor, stratejik caydırıcılığımızı güçlendirmeye devam ediyoruz! Ülkemize ve aziz milletimize hayırlı olsun.” ifadesine yer verildi.

    ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci de teste ilişkin şunları kaydetti:

    “Karadeniz’de TAYFUN yine çok sert esti. Uzun menzilde hareketli hedefi tam isabetle vuran TAYFUN Blok-3 füzemiz, arayıcı başlık entegrasyonuyla mühendislik kabiliyetlerimizin ulaştığı seviyeyi bir kez daha gösterdi. Dünyada sayılı örnekleri olan ve ülkemizde ise ilk kez gerçekleşen bu kritik başarıda emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.”

    Türkiye’de ilk, dünyada sayılı örneği bulunan yetenek

    Test kapsamında, düşman unsuru olarak belirlenen serbest gezen insansız deniz aracına/gemiye hipersonik hızlara ulaşan bir füze ile angajman uygulandı. Canlı harp başlığının kullanıldığı test kapsamında hedef arayıcı başlıkla kilitlendi ve başarıyla imha edildi. Atış testi ile ilk defa bir balistik füze tarafından denizdeki serbest gezen insansız deniz aracı/gemi hedef alındı ve tam bir başarı sağlandı.

    Atış ile Türkiye’de ilk kez, dünyada ise sayılı örneği bulunan bir balistik füzeye arayıcı başlık entegrasyonu gerçekleştirildi ve seyir halindeki su üstü hedef başarıyla vuruldu. Yaklaşık 7 metre boyundaki, küçük bir balıkçı teknesi temsili olan insansız deniz aracı, TAYFUN BLOK-3 tarafından çok yüksek hızda vurularak cerrahi hassasiyetle imha edildi.

    TAYFUN füzesi, roket, füze ve mühimmat teknolojileri firması ROKETSAN tarafından üretilen, derinlikteki hedeflerde etki yaratacak, güvenilirlik seviyesi yüksek bir füze sistemi olarak geliştirildi.

    Hipersonik seviyelere ulaşan seyir hızı sayesinde hava savunma sistemi tehditlerinden etkilenmeyen TAYFUN, yüksek vuruş hassasiyetiyle istenmeyen hasar durumlarının da önüne geçiyor.>>>AA

  • ASELSAN’dan yerli akıllı telefon hamlesi

    ASELSAN’dan yerli akıllı telefon hamlesi

    Savunma sanayisindeki haberleşme, kriptoloji ve mikroelektronik tecrübesini sivil alana taşımayı hedefleyen ASELSAN’ın geliştireceği telefonda yerli çip, yerli batarya ve yüksek güvenlikli iletişim altyapısının kullanılacağı belirtildi. Yeni nesil cihazın özellikle siber saldırı ve dinlemelere karşı üst düzey koruma sağlaması hedeflenirken, hem kamu kurumlarına hem de vatandaşlara güvenli bir alternatif sunması bekleniyor. Projeyle birlikte Türkiye’nin yüksek teknoloji üretim kapasitesinin güçlendirilmesi ve yerli teknoloji alanında önemli bir adım atılması amaçlanıyor. >>>Mustafa BAYER

  • İnternet kullanıcıları, yapay zekayı eğitiyor

    İnternet kullanıcıları, yapay zekayı eğitiyor

    Yapay zeka teknolojileri arasında insansı metinler üretebilen ChatGPT, Gemini ve Claude gibi büyük dil modelleri (LLM) günde çok sayıda insan tarafından kullanılıyor.

    Bu modellerin eğitilmesindeyse kitaplardan, internet sitelerinden, makalelerden ve diğer yazılı materyallerden elde edilen metinler kullanılıyor.

    Eğitim materyali, kamuya açık kaynaklardan toplanabilse de son dönemdeki tartışmalar, bu sürecin internet kullanıcılarının çevrim içi hareketlerinden derlenmesine yoğunlaşıyor.

    İnternette bir hizmete erişimden önce kullanıcının robot değil de insan olduğunu teyit etmeye yönelik “CAPTCHA” ve “reCAPTCHA” testleri, teknoloji firmaları için bir güvenlik önleminden daha fazlası olarak görülüyor.

    Kullanıcıların, önlerine sunulan görsellerdeki harfleri yazması veya belirli nesneleri ayırt etmesi gibi basit görevler isteyen bu testlerin, yapay zeka araçlarının eğitiminde kullanıldığı yıllardır tartışılıyor.

    Google’ın kullandığı testlerde sık sık yaya geçitleri, trafik lambaları ve taşıtlar gibi nesnelerin sorulması, bunlardan elde edilen verilerin yapay zeka destekli insansız araçlar için kullanıldığına yönelik iddiaların ortaya atılmasına neden oldu.

    Bir Google Cloud sözcüsü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “reCAPTCHA kullanıcı verileri, reCAPTCHA hizmetini iyileştirme dışında hiçbir amaç için kullanılmamaktadır ve bu durum, hizmet şartları sözleşmesinde açıkça belirtilmiştir.” ifadesini kullandı.

    CEP TELEFONUNDAKİ OYUNDAN GERÇEKÇİ DÜNYA HARİTASI

    Gündelik kullanımların yapay zeka eğitiminde kullanılması tartışmaları son günlerde oyunlar gibi başka alanlara da sıçradı.

    ABD merkezli Niantic firmasının 2016’da piyasaya sürdüğü ve kısa sürede pek çok ülkede büyük kitle kazanan “Pokemon Go” adlı oyun, son dönemde eleştirilerin odağında yer alıyor.

    Oyuncuların, “Pokemon” çizgi dizisindeki karakterleri, cep telefonlarındaki GPS ve kameralar aracılığıyla gerçek dünyada aradığı oyun, sokak görüntülerinden oluşan büyük bir veri havuzunun oluşmasını sağladı.

    MIT Technology Review dergisinin haberine göre, Niantic’in yapay zeka şirketi Niantic Spatial, oyuncuların biriktirdiği 30 milyar görseli kullanarak gerçek dünyanın gerçekçi sanal modelini üretti.

    Niantic, bu sayede kişilerin etrafındaki görüntülerin fotoğraflarını yükleyerek konumlarını haritada görmesini sağlayan bir teknoloji geliştirdiğini açıkladı.

    Firma ayrıca bu modellemeyi kullanarak GPS’in güvenilir olmadığı yerlerde robotların hareketini kolaylaştıracak bir teknoloji hedefliyor.

    Firmanın internet sitesinden Kasım 2024’te yapılan açıklamada da oyuncuların gerçek dünyayı tarayarak sunduğu verilerin kullanıldığı doğrulanmış ancak bu özelliğin “tamamıyla opsiyonel” olduğu vurgulanmıştı.

    KULLANICILAR, LLM’LERİN İYİLEŞTİRİLMESİNE DOĞRUDAN KATKI SAĞLIYOR

    İsviçre’deki Lozan Üniversitesinden Profesör Christian Peukert, AA muhabirine, yapay zekanın eğitiminde kullanılan materyaller ile internet kullanıcılarının güvenliği ve mahremiyeti arasındaki dengeleri değerlendirdi.

    Profesör Peukert, CAPTCHA testlerinin eski versiyonlarında kullanıcıların deşifre etmesi istenen kelimelerden birinin sistem tarafından bilindiğini, diğerinin ise bilinmediğini belirtti.

    Peukert, sistemin tanıdığı kelimenin, kullanıcının insan olduğunun doğrulanmasında kullanıldığını, bilinmeyen sözcüğe verilen yanıtın ise e-kitap uygulamaları gibi dijitalleşme çabaları kapsamında veri olarak depolandığını anlattı.

    Bunun “kullanıcıların, metin tanıma sistemlerinin iyileştirilmesine doğrudan katkıda bulunduğu” anlamına geldiğini vurgulayan Peukert, “Yapay zekanın eğitiminin büyük kısmı, kullanıcıların çoğunlukla fark etmeyerek internette ürettiği pasif verilere dayanıyor.” ifadesini kullandı.

    Christian Peukert, reCAPTCHA’nın haricinde internetteki verilerin yapay zeka eğitimi için kullanıldığı alanlara örnekler vererek, şunları kaydetti: “Reddit ve Twitter gibi sosyal medya platformları, dil modellerini eğiten büyük miktarlardaki metinleri sağlıyor. Instagram gibi görüntü platformlarında (paylaşımlara eklenen) açıklamalar ve etiketler, görsel verinin etiketlenmesine katkı sağlıyor. Google’daki aratmalar, dil anlama ve sıralama sistemlerinin geliştirilmesine yardımcı oluyor. Google Haritalar ve Waze gibi navigasyon uygulamaları, tahmin modellerinin eğitildiği hareket verilerini topluyor. Sohbet robotları ve sesli asistanlarla görüşmeler genelde kayıt altına alınıyor ve sistemleri iyileştirmede kullanılıyor.”

    GİZLİLİK VE GÜVENLİK AÇISINDAN ENDİŞELER

    Bu süreçlerin gizlilik ve güvenlik açısından sorunları olduğunu vurgulayan Christian Peukert, büyük ölçekli veri birikiminin “fişlemeye”, “sahte içeriklerin üretilmesine” ve “kullanıcıların kendileriyle rekabet eden sistemleri beslemesine” yol açabileceğini ifade etti.

    Profesör Peukert, bireysel tedbirlerin veri kullanımını azaltma konusunda tek başına yetmeyeceğinin altını çizerek “Eğitim için kullanılan verilerin çoğu çoktan toplanmış halde, kamuya açık şekilde veya sistemler arasında çoğaltılmış durumda bulunuyor. Veriler büyük veri kümelerine bir kere dahil edildiğinde kontrolü geri kazanmak zordur.” değerlendirmesinde bulundu.

    Öte yandan, Peukert, bu veri katkısının bazı faydaları da olduğuna işaret ederek insan kaynaklı verilerin dil teknolojileri, çeviri, erişilebilirlik araçları, bilimsel çalışmalar ve arama motorları gibi gündelik hizmetlerdeki kullanımını örnek gösterdi. >>>AA

  • K2 Kamikaze İHA ve Sivrisinek sahaya çıktı

    K2 Kamikaze İHA ve Sivrisinek sahaya çıktı

    Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen yeni nesil kamikaze İHA K2 ve dolanan mühimmat Sivrisinek, Keşan Uçuş Eğitim ve Test Merkezi’nde gerçekleştirilen demo faaliyetinde yapay zekâ destekli sürü otonomisi, GNSS’ten bağımsız seyrüsefer, otomatik hedef tespiti ve taarruz kabiliyetlerini sergiledi. K2 Kamikaze İHA ve Sivrisinek dolanan mühimmat, kamuoyunun karşısına ilk kez 5-9 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşecek SAHA 2026’da çıkacak.

    OTONOM SÜRÜ FORMASYONUYLA UÇTULAR

    17 Nisan’da gerçekleştirilen demo faaliyeti 5 adet K2 Kamikaze İHA’nın 5 dakika içerisinde gerçekleştirdiği sıralı kalkışlarla başladı. Havalanan platformlar, “sağ kademe”, “çizgi”, “V” ve “Turan” formasyonlarında devriye uçuşu yaptı. Bu sürece Baykar tarafından geliştirilen yeni platform olan 10 adet Sivrisinek dolanan mühimmat da dahil olarak K2 Kamikaze İHA’ların altında sürü oluşturdu. Bayraktar TB2, TB3 ve AKINCI TİHA ise sürü uçuşuna eşlik ederek operasyonu havadan görüntüledi.

    YAPAY ZEKA DESTEKLİ GÖRSEL NAVİGASYON

    Demo faaliyetinin önemli teknik noktalarından birini elektronik harp ortamlarına karşı geliştirilen çözümler oluşturdu. Yapay zeka destekli görsel navigasyon yazılımı kullanılarak GNSS’ten (Küresel Seyrüsefer Uydu Sistemleri) bağımsız, konum belirleme ve seyrüsefer yapabilme kabiliyeti gösterildi. GNSS bağımsız bir ortamda otonom seyrüsefer yeteneklerini başarıyla sergileyen K2 ve Sivrisinek Kamikaze İHA’lar yapay zeka destekli otomatik hedef tespiti ve otomatik taarruz yeteneklerini de sergiledi.

    OTONOM HEDEF TESPİTİ VE TAARRUZ

    Demo kapsamında Sivrisinek dolanan mühimmatlardan oluşan bir filo belirlenen koordinatlara dalış gerçekleştirdi. Sürüden ayrılan bir K2 Kamikaze İHA, belirlenen koordinata yüksek hızla dalış icra ederek pas geçti. Demo faaliyetinin son aşamasına ise farklı sınıflardaki 18 insansız hava aracından (5 K2, 10 Sivrisinek, 1 Bayraktar TB2, 1 TB3 ve 1 AKINCI) oluşan sürü grubu, “V” formasyonuyla bir araya gelerek uçuşu izleyen heyeti selamladı.

    YENİ NESİL DOLANAN MÜHİMMAT: SİVRİSİNEK

    Baykar tarafından geliştirilen yeni nesil dolanan mühimmat Sivrisinek, 1000 kilometreyi aşan menziliyle operasyonel derinliği üst seviyeye taşıyor. Yapay zekâ desteğiyle sürü içerisinde kesintisiz haberleşebilen Sivrisinek platformları, tespit edilen hedefleri kendi aralarında anlık olarak paylaşabiliyor. GNSS sinyallerinin bulunmadığı veya yoğun karıştırmanın olduğu zorlu ortamlarda dahi yapay zekâ tabanlı görsel konum bulma yeteneğiyle görev icra eden Sivrisinek, yüksek otonomi kabiliyetiyle muharebe sahasında gerçekleştirilecek stratejik görevlerde öne çıkıyor.

    İHRACAT ŞAMPİYONU

    Başlangıçtan bugüne tüm projelerini tamamen öz kaynakları ile yürüten Baykar, 2025 yılında da insansız hava aracı segmentinde dünyanın en büyük ihracatçısı olmaya devam etti. Geride bıraktığımız 3 yılda dünya SİHA pazarında liderliğini sürdüren Baykar, 2025 yılında ulaştığı 2.2 milyar dolarlık ihracat hacmiyle kendi rekorunu tazeledi. Son yıllarda gelirlerinin %90’ını ihracattan elde eden Baykar, Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatının lokomotifi oldu.

    DÜNYANIN EN BÜYÜK İHA ŞİRKETİ BAYKAR

    2023 ve 2024 yıllarında Türkiye’deki tüm sektörlerde en çok ihracat yapan ilk 10 firma arasına girerek İhracatın Şampiyonları Ödülü alan Baykar, 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarında Savunma Sanayi Başkanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre savunma ve havacılık sektörünün ihracat lideri oldu. 2023’te sektör ihracatının üçte birini tek başına yapan Baykar, 2024 yılında da savunma ve havacılık sektörü toplam ihracatının dörtte birini tek başına gerçekleştirerek Türkiye’yi küresel SİHA ihracat pazarında lider konuma taşıdı. Dünyanın en büyük insansız hava aracı şirketi olan Baykar, Bayraktar TB2 SİHA için 36 ülkeyle, Bayraktar AKINCI TİHA için ise şimdiye kadar 16 ülke ile olmak üzere toplam 38 ülkeyle ihracat anlaşması imzaladı. >>>DHA

  • Çocuklar için en güvenli dönem başlıyor!

    Çocuklar için en güvenli dönem başlıyor!

    Suç kaydı olanlar çocukların yakınına bile yaklaşamayacak

    Bakan Göktaş’ın açıkladığı en kritik düzenlemelerden biri, belirli suçlardan hüküm giymiş kişilerin çocuklarla temasını tamamen kesmeyi hedefliyor. Cinsel saldırı, çocuk istismarı, uyuşturucu, fuhuş, insan ticareti ve kasten öldürme gibi suçlardan kesinleşmiş mahkumiyeti bulunan şahıslar için şu yasaklar getirildi:

    • Okul, kreş, yurt ve spor tesisleri gibi çocukların yoğun bulunduğu yerlerde iş yeri açamayacaklar.

    • Bu alanlarda hiçbir şekilde çalışamayacak ve görev alamayacaklar.

    Sosyal medyaya 15 yaş sınırı ve yaş doğrulama şartı

    Dijital dünyayı çocukların gelişimine uygun hale getirmeyi amaçlayan yeni adımlar kapsamında, sosyal ağ sağlayıcıları için sert kurallar belirlendi. Buna göre; sosyal ağ sağlayıcıları artık 15 yaş altı çocuklara hizmet sunamayacak. Şirketler, bu yaş sınırını denetlemek için yaş doğrulama sistemleri dahil olmak üzere her türlü teknik tedbiri almakla yükümlü olacak.

    Oyun platformlarına sıkı denetim ve temsilci zorunluluğu

    Oyun dünyasındaki kontrolsüzlüğün önüne geçmek amacıyla 5651 sayılı Kanun’da kapsamlı değişiklikler yapılıyor. Yeni düzenleme ile şu adımlar atılacak:

    • Tanımlar Yapılıyor: Oyun, oyun dağıtıcısı, geliştirici ve platform tanımları hukuki statüye kavuşuyor.

    • Yaş Derecelendirmesi: Oyun platformları, tüm içerikleri yaş kriterlerine göre derecelendirerek sunmak zorunda kalacak.

    • Temsilci Zorunluluğu: Günlük erişimi 100 bini aşan oyun platformlarının Türkiye’de resmi temsilci bulundurması zorunlu hale getirilecek.

    Bu yeni düzenlemelerle birlikte Türkiye, çocukların fiziksel ve dijital ortamlardaki güvenliğini en üst düzeye çıkarmayı hedefliyor.>>>Şahan KARTAL 

  • 5G teknolojisi yapay zeka ekonomisini de hızlandıracak

    5G teknolojisi yapay zeka ekonomisini de hızlandıracak

    Yapay Zeka Politikaları Derneği (AIPA) Başkanı Zafer Küçükşabanoğlu, AA muhabirine, Türkiye’nin 5G’ye geçişinin yapay zeka teknolojilerine etkisine yönelik değerlendirmede bulundu. Türkiye’nin 5G teknolojisine geçişinin, ülke adına yalnızca bir iletişim altyapısı dönüşümü değil, aynı zamanda yapay zeka ve dijital ekonomi açısından yeni dönemin başlangıcı olduğuna işaret eden Küçükşabanoğlu, “Yeni nesil haberleşme altyapısının devreye alınmasıyla, veri temelli teknolojilerin daha hızlı gelişmesi ve ekonomik yapının daha yüksek katma değerli bir modele evrilmesi beklenmektedir.” Dedi. Küçükşabanoğlu, 5G teknolojisinin, sunduğu yüksek hız, düşük gecikme süresi ve aynı anda çok sayıda cihazın bağlantısına imkan tanıyan yapısıyla, yapay zeka uygulamalarının gerçek zamanlı çalışabilmesini mümkün hale getirdiğine dikkati çekti.

    5G İLE VERİ ÜZERİNDEN DEĞER OLUŞTURMA SÜREÇLERİ CİDDİ ÖLÇÜDE HIZLANACAK

    Söz konusu gelişmenin, yapay zekanın yalnızca analiz yapan teknoloji olmaktan çıkarak, anlık karar üreten ve operasyonları doğrudan yönlendiren sisteme dönüşmesini sağlayacağını ifade eden Küçükşabanoğlu, “5G ile başlayacak dönüşümün en önemli etkilerinden biri, ‘yapay zeka ekonomisi’ olarak tanımlanan yeni üretim modelinin hız kazanması olacak. 5G ile veri üretimi ve işleme yanında veri üzerinden değer oluşturma süreçleri ciddi ölçüde hızlanacak, işletmeler daha verimli, esnek ve rekabetçi hale gelecek. Yapay zeka destekli üretim sistemleri, otomasyon çözümleri ve akıllı karar mekanizmaları sayesinde maliyetler azalırken, üretkenlik ve kalite artacak.” diye konuştu. Küçükşabanoğlu, sanayi başta olmak üzere finans, lojistik, sağlık, perakende ve enerji gibi birçok sektörde yapay zeka temelli yeni iş modellerinin ortaya çıkmasının beklendiğini belirterek, bu sürecin yalnızca mevcut sektörleri dönüştürmekle kalmayacağını, aynı zamanda yeni girişim alanlarının oluşmasına, teknoloji odaklı yatırımların artmasına ve nitelikli istihdamın güçlenmesine katkı sağlayacağını anlattı.

    Küresel ölçekte değerlendirildiğinde, 5G ve yapay zeka birlikteliğinin ülkeler arasında yeni bir rekabet alanı oluşturduğuna işaret eden Küçükşabanoğlu, veri üretme, işleme ve anlamlandırma kapasitesinin, ekonomik gücün temel belirleyicilerinden biri haline geldiğini söyledi.

    Küçükşabanoğlu, 5G’ye geçişin, doğru stratejilerle desteklendiği takdirde Türkiye’nin küresel teknoloji yarışında daha güçlü bir konuma ulaşmasına önemli katkı sağlayacağını bildirdi.

    “5G İLE YAPAY ZEKA TEMELLİ ÇÖZÜMLER DAHA GENİŞ ALANLARA YAYILACAK”

    Türkiye’nin 5G’ye geçişini son derece önemli ve stratejik adım olarak gördüklerine dikkati çeken Küçükşabanoğlu, şunları kaydetti: “5G, yapay zeka teknolojileri için güçlü bir katalizör görevi görecek yapay zeka uygulamalarının hızını, kapsamını ve etkisini doğrudan artıracak. Bu gelişme, yalnızca teknolojik değil, ekonomik anlamda da yeni bir büyüme modelinin kapısını aralamaktadır. Yapay zeka artık ekonominin merkezinde konumlanmaktadır. 5G ile yapay zeka temelli çözümler daha geniş alanlara yayılacak. Türkiye’nin bu süreci doğru değerlendirmesi halinde yüksek katma değerli üretim ve teknoloji ihracatı açısından önemli sıçrama gerçekleştirebileceğini düşünüyoruz. Bu önemli dönüşümde emeği geçen başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Ulaştırma ve Altyapı Bakanımıza ve tüm paydaşlara teşekkür ediyoruz. Türkiye’nin dijital geleceği adına atılan bu adımın hayırlı olmasını diliyoruz.” >>>AA

  • 5G için telefonlarda şebeke ayarı gerekiyor

    5G için telefonlarda şebeke ayarı gerekiyor

    Mobil iletişimin 5. nesli olan 5G, önceki nesillere göre kablosuz ağ mimarisini temelden değiştiriyor. Dijital dünyadaki her şeyin birbiriyle anlık haberleşebilmesi için tasarlanan bu teknoloji, mobil ağların karşılayamadığı anlık tepki süresi ve yoğun bağlantı taleplerine de cevap veriyor.

    Ulaştığı hızla geçmiş teknolojilerden ayrılan 5G’de daha önceden megabitlerle ifade edilen hız, gigabit seviyelerine ulaşıyor.

    Türkiye 5G’ye geçiş için çalışmalarına uzun süredir devam ediyor. TBMM, stadyumlar gibi birçok alanda geçen yıl test çalışmaları kapsamında hizmete sunulan bu teknoloji, 1 Nisan itibarıyla ise ülke genelinde kullanılmaya başlanacak.

    5G ilk aşamada 81 il merkezinde devreye girecek, 2 yıl içinde ülkenin her noktasına yayılacak.

    Dolayısıyla ilk aşamalarda sadece şehir merkezlerinde olacak bu teknoloji, peyderpey genişleyecek.

    5G KULLANIMI İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

    Beşinci nesil mobil haberleşme için kullanıcıların en başta bu teknolojiye uyumlu bir cep telefonu ile uyumlu bir sim kartının olması gerekiyor.

    Halihazırda 4,5G teknolojisi ile uyumlu sim kartlar 5G ile de uyumlu iken daha önceki teknolojilere ait sim kartların güncellenmesi şartı bulunuyor.

    Uyumlu telefon ve sim karta sahip olunduktan sonra geriye bu teknolojiyi aktif etmek kalıyor. Türkiye’de bu hizmeti sunacak 3 operatörde de SMS ile veya operatörlerin mobil uygulamaları üzerinden 5G aktif edilebiliyor.

    Dördüncü ve son aşamada ise telefonun “Ayarlar”, “Hücresel” veya “Mobil Ağlar” kısmından şebekenin LTE veya 4,5G’den 5G’ye taşınması gerekiyor.

    Uyumlu telefon ve sim kart sahip, hem operatör hem de telefonda 5G sistemlerini aktif eden kullanıcılar ise 1 Nisan itibarıyla kapsama alanı içinde bu teknolojiyi kullanabilecek.

    TELEFONUN UYUMLU OLUP OLMADIĞI NASIL KONTROL EDİLİYOR?

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun açıklamasına göre Türkiye’deki 95 milyon civarında cep telefonundan 32 milyonu 5G’ye uyumlu görünüyor. Yaklaşık bir sene önce bu rakam 15 milyon civarında bulunuyordu. 5G’nin devreye girmesiyle bu rakamın artması bekleniyor.

    Bu kapsamda Apple telefonlarda iPhone 12 ve sonrası, Samsung telefonlarda da Galaxy S21 ve sonrasındaki telefonların uyumlu olduğu operatörler tarafından ifade edildi.

    Kullanıcılar Android ve iPhone telefonlarda “Ayarlar” menüsünden “Hücresel” veya “Mobil Ağlar” başlığı altında en yüksek teknoloji olarak LTE veya 4,5G yerine 5G’yi görüyorsa bu teknolojiye uyumlu telefonu olduğu anlamını taşıyor.

    Operatörlerin internet siteleri üzerinden de telefonlarının 5G uyumlu olup olmadığını tespit edebiliyor.

    5G BİRÇOK ALANDA FARKLILIK YARATACAK

    Bu teknolojiyi 1 Nisan itibarıyla hizmete sunacak 3 operatör de 5G uyumlu telefonlara yönelik kampanyalara odaklandı. Böylece kullanıcılar telefonunu güncelleyerek 5G’yi kullanmaya başlayabiliyor.

    Ancak 5G yüksek hızla birlikte yüksek veri kullanımını da beraberinde getiriyor. Bu, internet paketlerinin 4,5G teknolojisine göre daha hızlı tükenebileceği anlamını taşıyor. Operatörler ise yüksek kullanıma yönelik “sınırsız mobil internet” gibi seçeneklerle yeni paketler sunuyor.

    5G’nin daha hızlı internetin yanında, hayatın birçok alanında kritik değişiklikleri beraberinde getirmesi bekleniyor. Bu teknolojiyle büyük dosyaların saniyeler içinde inmesi, konser, stadyum, metro gibi kalabalık yerlerde bağlantı kopmalarının azalması ve mobil cihaz üzerinden başka elektronik araçlarla hızlıca iletişim kurulabilmesi mümkün olacak.

    Uzaktan ameliyatların robotlarla yaygınlaşması, 5G’nin 1 milisaniyenin altına düşen gecikme süresi sayesinde, bir cerrahın binlerce kilometre ötedeki bir hastayı robotik kollar yardımıyla, sanki yanındaymış gibi anlık tepkilerle ameliyat edebilmesi hedefleniyor.

    Ayrıca 5G, sanayi ve üretimde binlerce sensör ve robotun aynı anda çalışması, tarlaların sulanması ve sensörlerle izlenmesi imkanı sunuyor.

    Mobil oyunlarda gecikmenin düşmesiyle takılmaların azalması ve bulut tabanlı oyunların her yerde daha rahat oynanabilmesi de 5G ile mümkün olacak. >>>AA

  • TAYFUN ve SOM ile Türkiye’nin vuruş gücü yükseliyor

    TAYFUN ve SOM ile Türkiye’nin vuruş gücü yükseliyor

    ROKETSAN’ın NSosyal hesabından yapılan paylaşımda, “Üretimden teslimata, sahadaki gücümüz TAYFUN, SOM. Silahlı Kuvvetlerimizin caydırıcı gücü TAYFUN Balistik Füzemizin ve SOM Seyir Füzemizin seri üretim ve teslimatları planlandığı şekilde devam ediyor. Aziz milletimizin güven ve refahı için çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz.” ifadesine yer verildi.

    ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci de mutlak caydırıcılığın sahada olduğunu belirterek, “Tasarımdan üretime, her aşamasında Türk mühendisliğinin imzasını taşıyan sistemlerimizin seri üretim ve teslimatlarını sürdürüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

    TAYFUN füzesi, derinlikteki hedeflerde etki yaratacak, güvenilirlik seviyesi yüksek bir füze sistemi olarak geliştirildi. Atışa hazır hale gelme süresinin kısa olması ve ateş gücünün süratle kaydırılabilmesi, lojistik kolaylıklar ve harekat esnekliği sağlıyor. Bunun yanı sıra küresel konumlama sistemi karıştırmalarına karşı elektronik harp dayanımı da yüksek seviyede bulunuyor.

    TAYFUN, SEYİR HIZI SAYESİNDE HAVA SAVUNMA SİSTEMİ TEHDİTLERİNDEN ETKİLENMİYOR

    TAYFUN, hipersonik seviyelere ulaşan seyir hızı sayesinde hava savunma sistemi tehditlerinden etkilenmiyor ve yüksek vuruş hassasiyetiyle istenmeyen hasar durumlarının önüne geçiyor.

    Türkiye’nin en uzun menzilli ve milli imkanlarla üretilen balistik füzesi unvanını taşıyan TAYFUN, hava savunma füze sistemleri, yumuşak zırhlı ve zırhsız silah sistemleri, komuta kontrol merkezleri, askeri uçak hangarları, kritik askeri tesisler ve stratejik hedeflere karşı etkili oluyor.

    SOM ise muharebe sahası derinliklerinde yoğun bir şekilde korunan kara ve hareketli deniz hedeflerine karşı, hava savunma füze sistemlerinin menzili dışında, havadan karaya/satha kullanılan seyir füzesi olarak görev yapıyor.

    Menzili 250 kilometre olan, çeşitli harp başlıkları ve donanımlardan konfigürasyonları bulunan SOM, insanlı ve insansız hava platformlarıyla kullanılabiliyor.

    SOM, sabit kara hedefleri, su üstü hedefler, stratejik hedefler, sığınaklar, hava savunma bataryaları ve gemilere karşı etkinlik sağlıyor. >>>AA

  • Türk bilim insanları, çözüm arayışını sürdürüyor

    Türk bilim insanları, çözüm arayışını sürdürüyor

    Cumhurbaşkanlığının himayesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının uhdesinde ve TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda düzenlenen 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi, bu yıl 15 araştırma projesiyle sürüyor. Türk bilim insanları, zorlu koşullarda yürüttükleri çalışmalarla küresel iklimden yer bilimlerine, yakın uzay çalışmalarından biyolojik çeşitliliğe, sağlık ve tarımdan ekosistem dinamiklerine kadar pek çok sorunun yanıtını Beyaz Kıta’da arıyor. 10. Antarktika Bilim Seferi Lideri Prof. Dr. Ersan Başar, AA muhabirine yürütülen projelerin büyük önem taşıdığını belirterek, “Bilimsel çalışmaların etkin bir şekilde sürdürülmesi, lojistik süreçlerin titizlikle yönetilmesi, sahada emniyetin sağlanması ve elde edilen verilerin düzenli olarak raporlanması, güçlü bir yönetim ve koordinasyon gerektiriyor.” dedi. Her yıl Antarktika’nın yaz döneminde Lystad ve Marguerite körfezlerinde plankton ve pigment yapılarına yönelik incelemeler de gerçekleştirdiklerini dile getiren Başar, bu çalışmaların bölgedeki denizel ekosisteminin izlenmesi açısından önemli veriler sunduğunu vurguladı. Sefer lider yardımcısı Dr. Göksu Uslular da Horseshoe Adası’nda yürütülen jeolojik araştırmaların bölgenin yer bilimleri açısından büyük önem taşıdığını ifade ederek, “Adadaki kayaç türlerinin detaylı olarak incelenmesi, jeolojik evrimin ortaya konulması ve elde edilen bulguların uluslararası literatüre kazandırılmasına yönelik çalışmalarımız aralıksız sürüyor.” diye konuştu.

    HORSESHOE ADASI’NDA FLORA VE FAUNANIN KORUNMASI İÇİN ÖNLEMLER ALINDI

    Antarktika’da yürütülen bilimsel çalışmalar öncesinde flora ve faunanın korunmasına yönelik yeni biyogüvenlik adımları da atıldı. Kuş gribinin bölgeye taşınma riskine karşı, sefer ekibinde yer alacak araştırmacılar için geçen yıl hazırlanan özel sağlık ve kontrol protokolü uygulandı. Kutup Eğitim, Emniyet ve Sağlık Çalışma Grubu koordinasyonunda hazırlanan uygulama kapsamında, İstanbul Tıp Fakültesi Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp Anabilim Dalı tarafından bilim insanlarının sağlık değerlendirmeleri ve risk analizlerine ilişkin prosedürler belirlendi. Yetkililer, alınan önlemlerin yalnızca insan sağlığını değil Antarktika’nın hassas ekosistemini korumayı amaçladığını vurguladı.

    KATILIMCILARIN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ ARAŞTIRMALAR

    1. Antarktika Bilim Seferi’ne katılan Türk bilim insanları, 15 araştırma projesini hayata geçirdi. Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi M. Fahri Karabulut, “Antarktika Yarımadası Horseshoe Adası’nda GNSS (küresel navigasyon uydu sistemleri) ve İHA Ölçümleri ile Buzul ve Atmosfer Gözlem Çalışmaları” Projesi’yle “Küresel iklim değişikliğinin Antarktika buzulları ve atmosfer sisteminde yol açtığı değişimlerin düzeyi ve hızı nedir? Ayrıca bölgedeki toplam elektron içeriği (TEC), düşük maliyetli GNSS alıcıları ile hangi doğruluk düzeyinde izlenebilir?” sorularının cevabını aradı. Milli Savunma Bakanlığına bağlı Harita Genel Müdürlüğü (HGM) ve Türk Deniz Kuvvetleri Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı, seferde deniz ve kara üzerinde ölçümler gerçekleştirdi. HGM’den sefere katılan Muharrem İspekter, “Sabit GNSS İstasyonunun Bakım, Onarım ve GNSS Verilerinin Toplanması” başlıklı çalışmasıyla “Dismal ve Horseshoe adalarındaki yıllık jeodinamik hareketliliğinin ne kadar olduğunu” araştırdı. Türk Deniz Kuvvetleri Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığından Raşit Eren, “Antarktika Horseshoe Adası Hidrografik ve Oşinografik Mesaha Çalışmaları” Projesi kapsamında Horseshoe Adası’nın çevresinde deniz tabanının derinliğini ve yapısını üç boyutlu haritaladı. Eren, suyun sıcaklık, tuzluluk, basınç ve kirlilik gibi özelliklerini ölçerek daha doğru deniz haritalarının hazırlanmasına katkı sağlamayı ve Antarktika’da güvenli seyrüsefer ile bilimsel çalışmaları desteklemeyi de amaçladı. Seferde tıp personeli olarak yer alan Yusuf Eminnevabi de “Ekstrem çevre koşullarında koruyucu hekimlik, acil müdahale organizasyonu ve tıbbi risk yönetimi nasıl yapılandırılır?” sorusunun cevabını aradı. Bulgaristan Antarktika Enstitüsü ile işbirliği kapsamında sefere katılan Doç. Dr. Stoyan Georgiev ise “Horseshoe Adası’ndaki Mineralizasyonların Tektonik ve Magmatik Evriminin Yeniden Yapılandırılması ve Bu Süreçlerin İlişkisi” Projesi’yle “hidrotermal akışkanların ve bakır mineralizasyonlarının kaynağını hangi magmatik olayların oluşturduğunu” araştırdı.

    “YAKIN UZAY GÖZLEMLERİ” VE “KOZMİK MÜON AKISI” ÖLÇÜMLERİ YAPILDI

    Sefer katılımcısı Prof. Dr. Sertaç Öztürk, “Antarktika’da Kozmik Müon Akısı Ölçümü ve Güneş Aktivitelerinin Kozmik Müon Akısı Üzerinde Etkilerinin Araştırılması” başlıklı çalışmasıyla “Güneş aktiviteleri Antarktika’daki kozmik radyasyon miktarını nasıl değiştirir?” sorusunun cevabını aradı. Araştırma görevlisi Diğdem Yıldız da Prof. Dr. S. Umran İnan yürütücülüğünde yürütülen “Çok Düşük Frekans (VLF) Yakın Uzay Gözlemleri” Projesi kapsamında Palmer ve Horseshoe istasyonlarında yapılan VLF gözlemlerini karşılaştırarak şimşek kaynaklı elektromanyetik sinyallerin yakın uzayda nasıl yayıldığını araştırdı.

    KATILIMCILAR, SUCUL EKOSİSTEMLERİ ARAŞTIRDI

    Doç. Dr. Atilla Karataş, “Periglasiyal Göllerin Hidrografik Evrimi ve Siltasyon/Ötrofikasyon Süreçlerinin Horseshoe Adası (Antarktika) ve Üçdoruk Dağı (Türkiye) Gölleri Üzerinden Araştırılması” başlıklı projesiyle bu göllerin zamanla nasıl değiştiğini ve dipte biriken malzemeler ile besin artışının (ötrofikasyon) gölün gelişim süreciyle nasıl ilişkili olduğunu inceledi. Dr. Hicret Aslı Yalçın da “Horseshoe Adası’nda Bulunan 4 Farklı Göle Ait Biyoçeşitliliğin Metagenomik Yöntemle Belirlenmesi, İzlenmesi ve Değerlendirilmesi” başlıklı araştırmasıyla “Antarktika’daki göl sedimanlarında saklı mikrobiyal yaşamın çeşitliliği nedir? Bu çeşitlilik yıllara ve çevresel koşullara bağlı olarak nasıl değişmektedir?” sorusunun cevabını aradı. Öğretim üyesi Ayşegül Feray Gökdere de “Antarktika Yakın Çevresi (Horseshoe Adası) Son Buzul Çağından Günümüze İklim ve Manyetik Alan Değişimlerinin Göl Tabanı Sediman Karotlarıyla Araştırılması” başlıklı projesiyle Horseshoe Adası’ndaki göllerin tabanından alınan tortu örneklerini inceleyerek binlerce yıl boyunca iklimin nasıl değiştiğini, buzulların ne zaman ilerleyip geri çekildiğini, çevresel değişimlerin ve insan etkisinin ne zaman ve ne ölçüde gerçekleştiğini ve dünyanın manyetik alanının nasıl değiştiğini araştırdı. Öğretim üyesi Meltem Çelen de “Horseshoe Adasının Farklı Çevresel Ortamlarında Kalıcı Organik Kirleticilerin (KOK) Alansal Dağılımının, Ortamlar Arası Taşınım Eğilimlerinin ve Kaynaklarının Belirlenmesi” başlıklı araştırmasıyla “Horseshoe Adası’ndaki KOK dağılımının baskın kontrol mekanizması nedir? Küresel uzun menzilli taşınım mı yoksa yerel antropojenik etkiler ile atmosferik sirkülasyonun birleşik etkisi mi?” sorusunun cevabını aradı. Yüksek lisans öğrencisi Beyza Doruk da “Horseshoe Adası Bölgesindeki (Batı Antarktika) Potansiyel Zararlı/Toksik Fitoplankton Türlerinin Morfolojik ve Toksikolojik Karakterizasyonu” çalışmasıyla adanın çevresindeki zararlı ya da toksin üretebilen fitoplankton türlerinin neler olduğunu, bu türlerin toksin üretip üretmediğini ve ürettikleri toksinlerin düzeyinin ekosistem için risk oluşturup oluşturmadığını inceledi.

    YENİ ANTİVİRAL İLAÇ ADAYLARI ÜZERİNDE ÇALIŞMALAR YAPILDI

    Sefer katılımcısı Dr. Çağlar Sagun, “Antarktika Toprak Ekosistemindeki Mikroorganizmaların Topluluk Yapısının Belirlenmesi ve Biyogübre Olarak Kullanım Olanaklarının Araştırılması” Projesi’yle Antarktika topraklarındaki mikroorganizmaların yapısını inceleyerek zorlu koşullara nasıl uyum sağladıklarını araştırdı, bu bilgilerle gelecekte biyogübre olarak kullanılabilecek yeni çözümler geliştirmeyi amaçladı. Araştırma görevlisi Gözde Yeşiltaş İmamoğlu da “Kutup Bölgesinde Elde Edilecek Bazı Alglerden ve Bitkilerden Viral Proteazlara Karşı Potansiyel Yeni İlaç Aday Moleküllerin Araştırılması” başlıklı çalışmasıyla “Kutup ekosistemine özgü makroalg ve bitki türlerinden elde edilen doğal bileşikler, viral proteazları hedefleyerek yeni ve etkili antiviral ilaçların geliştirilmesine olanak sağlayabilir mi?” sorusunun cevabını aradı. >>>AA

  • Türk bilim insanları Antarktika’da

    Türk bilim insanları Antarktika’da

    1. Ulusal Antarktika Bilim Seferi, Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde ve TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda devam ediyor. Kutup ekosistemine özgü makroalg ve bitki türleri üzerinde yürütülen çalışmada doğal bileşiklerin viral proteazlara karşı etkisi inceleniyor ve araştırmacılar bu bileşiklerin yeni ve etkili antiviral ilaç adaylarının geliştirilmesine katkı sağlayıp sağlayamayacağını değerlendiriyor. Ekstrem koşullarda yaşamını sürdüren türlerin güçlü biyolojik özellikler barındırabileceği belirtiliyor.

    Öte yandan, Antarktika toprak ekosisteminde yaşayan mikroorganizmalar da ayrı bir araştırmanın konusunu oluşturuyor. Aşırı soğuk ve kurak şartlara uyum sağlamış bu mikroorganizmaların topluluk yapısı incelenerek, gelecekte biyogübre olarak kullanım olanakları değerlendiriliyor. Bilim insanları, Antarktika’da sefer kapsamında yürütülen çalışmaların yalnızca kutup ekosistemlerini anlamaya yönelik olmadığını, aynı zamanda insanlığın karşı karşıya olduğu sağlık ve sürdürülebilir tarım sorunlarına çözüm arayışının da bir parçası olduğunu ifade ediyor. Antarktika’da elde edilen her veri, yalnızca bu kıtayı değil, insanlığın geleceğini de yakından ilgilendiriyor.

    “YENİ MİKROBİYAL GÜBRELER GELİŞTİRMEYİ HEDEFLİYORUZ”

    Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Toprak, Gübre ve Su Kaynakları Merkez Araştırma Enstitüsü’nden araştırma projesiyle sefere katılan Dr. Çağlar Sagun, projelerinin değişen iklim şartlarında Antarktika topraklarındaki mikroorganizmaların topluluk yapılarını incelemek olduğunu aktardı. Sagun, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunlar arasından bakteri ve mantar türlerinin mikrobiyal gübre olma potansiyellerini inceledik. Gerçekleştirdiğimiz projenin incelemesi sonucunda elde edeceğimiz verilerle iklim değişikliğinin etkisine adapte olan organizmalardan yararlanarak iklim değişikliğine karşı savunma stratejileri ve yeni mikrobiyal gübreler geliştirmeyi hedefliyoruz.”

    “ALGLER VE BİTKİLERİN VİRAL PROTEAZLARA KARŞI ETKİNLİĞİNE BAKACAĞIZ”

    Gebze Teknik Üniversitesi’nden sefer katılımcısı Araştırma Görevlisi Gözde Yeşiltaş İmamoğlu ise Antarktika’da bulunan algler ve bitkilerden numune toplayacaklarını belirterek, bu algler ve bitkilerin viral proteazlara karşı etkinliğine bakacaklarını söyledi. İmamoğlu, soğuk iklim koşullarında yaşayan bu canlıların güçlü metabolitler üretebildiklerini dile getirerek, “Bu metabolitlerde insanlarda sağlık için tedavi yöntemi geliştirebilir mi? Olabilir mi? İmkanına bakacağız.” diye konuştu. Araştırma Görevlisi İmamoğlu, aldıkları numuneleri ekstrakte edip içeriğindeki biyoaktif etken molekülleri belirleyeceklerini ifade ederek, şunları aktardı: “Zaten hepimiz Kovid-19’dan virüslerin hayatımıza girişine alıştık ve burada ne kadar çaresiz olduğumuzu, imkanlarımızın ne kadar yetersiz olduğunu gördük. Biz de bu çalışmayla burada elde ettiğimiz bitki ve alglerin içeriğindeki biyoaktif etkenler nasıl bir tedavi, nasıl bir ilaç geliştirebilir bunun etkilerini inceleyeceğiz.” >>>AA

  • Türk Deniz Kuvvetleri, NATO’da önemli katkılar sağlıyor

    Türk Deniz Kuvvetleri, NATO’da önemli katkılar sağlıyor

    Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, “Bu tatbikata NATO’dan 11 ülke katılmakta. Biz de Anadolu Türk Deniz Kuvveti olarak çok maksatlı amfibi gemimiz TCG Anadolu, denizde ikmal muharebe destek gemisi TCG Derya, ilk milli ve yerli fırkateynimiz TCG İstanbul ve yarı ömür modernizasyonunu milli imkanlarla yapmış olduğumuz TCG Oruçreis fırkateynimizle katılıyoruz.” dedi.

    Oramiral Tatlıoğlu, ayrıca amfibi deniz piyade taburu hem denizde hem karada gidebilen zırhlı amfibi hücum araçları, su altı taarruz ve su altı savunma komandoları, helikopterler, insansız deniz araçları ve üç adet Bayraktar TB3 SİHA ile de katılım sağlandığını aktardı. Tatbikatta iki önemli husus bulunduğuna dikkati çeken Tatlıoğlu, “Birincisi Türk Deniz Kuvvetlerinin güç aktarım kabiliyetinin gösterilmesi.” ifadesini kullandı. Tatlıoğlu, TCG Anadolu gemisiyle 8 bin kilometreden fazla mesafeye deniz piyadeleri ve amfibi gücünün nakledildiğini belirtti.

    TB3’LER İLK KEZ NATO TATBİKATINDA KULLANILIYOR

    Tatlıoğlu, “İkinci önemli konu da TB3’leri ilk defa bir NATO tatbikatında kullanıyoruz. Ayrıca TB3’leri ilk kez bir amfibi harekatta kullanıyoruz. Bu NATO için de yeni bir doktrin. NATO içinde İHA’ları kullanarak yaptığımız ilk amfibi harekat.” diye konuştu. Oramiral, şöyle devam etti: “Sadece Baltık Denizi’nde değil, dünyanın her yerinde deniz kuvveti olarak varız. Anadolu Türk Deniz Kuvveti Baltık Denizi’nde, Somali Türk Deniz Görev Kuvveti Hint Okyanusu’nda tatbikatlar icra ediyor. Gemilerimiz Basra Körfezi’nde, Lübnan’ın batısında, Libya’nın kuzeyinde görev icra ediyor. Ayrıca Adriatik Denizi’nde İtalyanlarla bugün itibariyle eğitimler icra ediyoruz.” Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak Türkiye’nin jeostratejik konumunun güçlü bir deniz kuvvetlerine sahip olunmasını gerektirdiğini vurgulayan Tatlıoğlu, “Biz de çok güçlü bir deniz kuvvetleriyiz.” mesajını verdi. >>>AA

  • Bayraktar TB3 SİHA’dan NATO tatbikatında gövde gösterisi

    Bayraktar TB3 SİHA’dan NATO tatbikatında gövde gösterisi

    Baykar’dan yapılan açıklamaya göre, Türk savunma sanayisi deniz havacılığındaki önemli bir adımı daha başarıyla tamamladı. 2026 yılında NATO’nun en büyük ve kapsamlı tatbikatı olan Steadfast Dart 2026’nın deniz safhasında, TCG ANADOLU’da konuşlu bulunan Bayraktar TB3 SİHA, kısa pistten otonom havalanma kabiliyeti ve atış gücüyle bir kez daha rüştünü ispatladı. Tatbikat kapsamında gemide konuşlu bulunan ve kısa pistten sorunsuz şekilde kalkış yapan Bayraktar TB3, belirlenen su üstü hedefine yönelik gerçekleştirdiği ikili salvo MAM-L atışında hedefleri tam isabetle imha etti. Tatbikata katılan ülkelerin askerleri, milli SİHA’nın deniz hedeflerine yaptığı başarılı atışların ardından tam not verdi. Bayraktar TB3 SİHA, hedefleri tam isabetle bulan atışların ardından TCG ANADOLU’ya güvenli bir şekilde iniş yaparak faaliyeti başarıyla tamamladı.

    YURT DIŞINDA İLK OPERASYONEL GÖSTERİM

    Kısa pistli gemilerden kalkış-iniş yaparak operasyon icra edebilen dünyadaki ilk SİHA olma özelliği taşıyan Bayraktar TB3’ün bu faaliyeti, yurt dışındaki bir harekat alanında sergilediği ilk operasyonel gösterim olması sebebiyle stratejik bir önem taşıyor. TCG ANADOLU gemisinde halihazırda 3 adet Bayraktar TB3 SİHA görev yaparken, bu platformların Baltık Denizi gibi zorlu bir coğrafyada sergilediği performans NATO müttefikleri tarafından da büyük ilgiyle takip ediliyor. Tatbikatın ilerleyen aşamalarında Bayraktar TB3’lerin kabiliyetleri en üst seviyede sergilenmeyi sürdürecek. Planlamaya göre, önümüzdeki günlerde iki adet Bayraktar TB3 SİHA’nın, TCG ANADOLU’dan arka arkaya kalkış yaparak koordineli bir harekat icra etmesi de hedefleniyor. Bu safhada bir Bayraktar TB3 ile ikili salvo MAM-L atışı yapılırken, diğer Bayraktar TB3 platformunun ise tahrip gücü daha yüksek olan MAM-T mühimmatı ile atış gerçekleştirmesi öngörülüyor. Seçkin Gözlemci Günü’nde NATO üst düzey komuta kademesine yönelik özel bir uçuş gösterimi sunacak olan Bayraktar TB3’ün tatbikat kapsamına göre uzun menzilli uçuş görevi icra etmesi de olası senaryolar arasında yer alıyor. Bayraktar TB3 SİHA’ların konuşlu olduğu TCG ANADOLU ve beraberindeki Türk deniz görev grubunun Baltık Denizi’ndeki varlığı, savunma uzmanları tarafından müttefik savunma planları çerçevesinde caydırıcılığın en önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor.

    DÜNYANIN EN BÜYÜK İHRACATÇISI

    Başlangıçtan bugüne tüm projelerini tamamen öz kaynakları ile yürüten Baykar, 2025 yılında da insansız hava aracı segmentinde dünyanın en büyük ihracatçısı olmaya devam etti. Son 3 yılda dünya SİHA pazarında liderliğini sürdüren Baykar, 2025 yılında ulaştığı 2,2 milyar dolarlık ihracat hacmiyle kendi rekorunu tazeledi. Son yıllarda gelirlerinin yüzde 90’ını ihracattan elde eden Baykar, Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatının lokomotifi oldu. 2023 ve 2024 yıllarında Türkiye’deki tüm sektörlerde en çok ihracat yapan ilk 10 firma arasına girerek İhracatın Şampiyonları Ödülü alan Baykar, 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarında Savunma Sanayii Başkanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, savunma ve havacılık sektörünün ihracat lideri oldu. 2023’te sektör ihracatının üçte birini tek başına yapan Baykar, 2024 yılında da savunma ve havacılık sektörü toplam ihracatının dörtte birini gerçekleştirerek Türkiye’yi küresel SİHA ihracat pazarında lider konuma taşıdı. Dünyanın en büyük insansız hava aracı şirketi olan Baykar, Bayraktar TB2 SİHA için 36 ülkeyle, Bayraktar AKINCI TİHA için 16 ülke ile olmak üzere toplamda 37 ülkeyle ihracat anlaşması imzaladı. >>>AA

  • EREN ilk kez dünya sahnesine çıktı

    EREN ilk kez dünya sahnesine çıktı

    Türk savunma sanayisinin lider mühimmat, roket ve füze sistemleri üreticisi ROKETSAN, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da düzenlenen World Defense Show (WDS) 2026 fuarında geniş bir ürün çeşitliliği ile yer aldı. ROKETSAN, aralarında mini akıllı mühimmatlar MAM-C, MAM-L ve MAM-T, İHA-230 Havadan Karaya Balistik Süpersonik Füze, KARAOK Kısa Menzilli Tanksavar Silahı, Orta Menzilli Tanksavar Silah Sistemi OMTAS, ÇAKIR Seyir Füzesi, Stand-off Mühimmatı SOM, SUNGUR Hava Savunma Füze Sistemi, HİSAR-O Hava Savunma Füzesi, SİPER Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi’nin yer aldığı ürünleri sergiledi. Ayrıca BORA, TRG-230 TRG-300 füzeleri, Taktik Füze Fırlatma Sistemi KMC ve BURÇ Mobil Hava Savunma Sistemi de katılımcıların beğenisine sunuldu. ROKETSAN, Yüksek Hızlı Çok Amaçlı Dolanan Mühimmat EREN’i de fuarla birlikte ilk kez yurt dışında tanıttı.

    EREN, ROKETSAN tarafından 1 yıldan kısa süre içerisinde konsept aşamasından sahadaki vurucu güç aşamasına getirildi. Son olarak Bayraktar AKINCI ile atış testi gerçekleştirilen EREN’in bu yıl seri üretimine başlanması hedefleniyor. Yüksek Hızlı Çok Amaçlı Dolanan Mühimmat EREN’in, başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere dost ve kardeş ülkelerin gücüne güç katması amaçlanıyor. SİHA, helikopter, kara araçları, yer konuşlu sistemler ve deniz platformlarından atılarak düşük hızda seyreden hava unsurları, zırhlı/zırhsız yer hedefleri ve anti-personel olarak kullanılabilecek EREN, üstün güdüm yeteneği, uzun havada kalış süresi ve 100 kilometrenin üzerinde menziliyle bu alandaki önemli bir ihtiyacı karşılayacak. EREN’in kendileri için çok kıymetli bir mühimmat olduğunu vurgulayan ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci, şu değerlendirmelerde bulunmuştu: “Hem havadan yere, hem yerden yere, hem yerden havaya bazı hedeflere angaje olabilecek, maliyet etkin bir mühimmat hedefimiz vardı. EREN bu açıdan hem SİHA’larımızın vurucu gücüne çok ciddi katkı sağlayacak, hem de yerden, otonom araçlar, zırhlı araçlar üzerinden veya sığınaklar üzerinden çok ciddi bir angajmanı getirebilecek, maliyet etkin bir mühimmat. Bu mühimmat üzerindeki yapay zeka algoritmalarıyla, uçuş kontrolü konusundaki sensörleriyle, turbojet motorlu bir segmenti önümüzde açıyor. Bundan sonra insansız kara araçlarının, zırhlı araçların, İHA’ların, belki uçakların, bazı yakın hava savunma sistemlerinin üzerinde EREN’in entegrasyon çalışmaları devam edecek.” >>>AA

  • İHA’ların başarısı “sürü” ihracatının yolunu açıyor

    İHA’ların başarısı “sürü” ihracatının yolunu açıyor

    STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret AŞ Genel Müdürü Özgür Güleryüz, 5. Savunma ve Havacılık Sanayiinde Küresel Stratejiler Konferansı’nda soruları yanıtladı. Savunma ve havacılık sanayisi için 2025’in ihracatta rekorların kırıldığı bir yıl olduğunu ifade eden Güleryüz, “Çıta çok yükseğe çekildi. Beklenenden belki birkaç sene önce bu seviyeye gelmek belki çok düşünülmezken şu anda orayı yakaladık. Hem imzalanan yeni sözleşmelerle hem geliştirilen ürünlerle aslında gelecekte bu rakamların sektör açısından çok çok daha büyüyeceği ortada.” dedi. STM için ihracatı olmazsa olmaz gördüklerini dile getiren Güleryüz, özellikle son 3-4 yıldır cirolarının yüzde 65’ini ihracatın oluşturduğunu ifade etti. Geçen yıl Malezya ve Portekiz sözleşmeleri kapsamında deniz tarafında çok yoğun bir çalışma yürüttüklerini anlatan Güleryüz, şöyle konuştu: “Ama iş geliştirme faaliyetlerimiz de çok yoğun şekilde devam ediyor. Girdiğimiz ihaleler var, takip ettiğimiz projeler var. İnşallah yakın zaman içerisinde bunların bir ya da birden fazlasını projeye döndürmek gibi bir hedefimiz var. Askeri denizcilikte o anlamda çıtamız yüksek ve başarılı olacağımız konusunda da çok eminiz ve çok yoğun şekilde çalışmaya devam edeceğiz.”

    İHA’ların STM’nin bir diğer önemli faaliyet alanı olduğuna işaret eden Güleryüz, şu değerlendirmelerde bulundu: “İHA’larımızı ihraç ettiğimiz ülke sayısı giderek artıyor. 15’i geçmiş vaziyetteyiz. Bir diğer artı, daha önce ihracatını gerçekleştirdiğimiz ülkelerden aldıkları ürünlerle ilgili daha yüksek adetlerde talepler geliyor. Bu da aslında ürünlerimizin kalitesini ve sağlanan memnuniyeti göstermesi açısından bizleri çok mutlu ediyor. O anlamda doğru yolda olduğumuzu düşünüyoruz. Sürekli yeni teknolojiler ekleyerek, ürün portföyümüzü arttırarak ihracat konusunda çok yoğun şekilde çalışmaya devam ediyoruz.”

    SÜRÜ KONSEPTİ

    Sürü konseptinin anti-dron sistemlerine, savunma sistemlerine karşı gündeme geldiğine işaret eden Güleryüz, STM olarak bu alanda tek bir operatör tarafından 20 tane KARGU’nun kullanıldığı ve belirlenen hedefe farklı açılardan, yönlerden saldırı yapılabildiği bir kabiliyet gösterimi gerçekleştirdiklerini söyledi. STM olarak kendi öz kaynaklarıyla sürü konseptine yönelik çok uzun zamandır çalıştıklarını anlatan Güleryüz, şu bilgileri verdi: “Farklı zamanlarda sürü konseptimizi ve geliştirdiğimiz algoritmaların gösterimini yapmıştık ama yakın zaman içerisinde gerçekleştirilen gösterimde ilk kez bu sefer patlatmalı bir test yaptık ve oldukça başarılı oldu. Sürü geleceğin teknolojilerinden diye düşünüyoruz. Aslında insansız hava araçlarının birbirleriyle sürü olarak çalışması fazla çalışılan konular ama biz STM olarak insansız hava araçlarıyla insansız kara araçlarının sürü olarak çalışabilmesi, insansız deniz araçlarının hatta denizaltı dahi olmak üzere hibrit sürü konseptleri konusunda çalışmaya başladık. Bu anlamda da ileride çok daha farklı teknolojiler, çözümler oluşturacağız diye düşünüyoruz. Özellikle dost ve müttefik ülkelerle, devletimizin bize izin verdiği ölçüde ve Silahlı Kuvvetlerimizi her zaman ön planda tutarak belli teknolojileri paylaşma konusunda oldukça pozitifiz. O anlamda dost ve müttefik ülkelerde ihtiyaç duyulması kapsamında hani STM olarak hem onların ihtiyaçlarına yönelik platformlar tasarlama konusunda hem de mevcut platformlarımızın ihraç edilmesi konusunda yaklaşımımız her zaman pozitif. Sürü konseptinin de benzer şekilde ihracatını gerçekleştirmek konusunda beklentimiz yüksek diyebilirim.”

    KUANTUM ÇALIŞMALARI

    Özgür Güleryüz, STM’nin savunma sanayisindeki en kritik mühendislik şirketlerinden biri olduğunu söyledi. Ülkeye, olmayan şeyi kazandırmak gibi bir motivasyonları olduğunu vurgulayan Güleryüz, sürekli ileri mühendisliğe yatırım yaptıklarını ifade etti. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığının da hem günün ihtiyaçlarını karşılayacak projelerin geliştirilmesi hem de geleceğe yönelik adımların atılması konusunda AR-GE Daire Başkanlığı üzerinden oldukça vizyoner yaklaşımlar sergilediğine değinen Güleryüz, şunları kaydetti: “Kuantum teknolojileriyle ilgili Savunma Sanayii Başkanlığı AR-GE Daire ile bir sözleşme imzaladık. Özellikle ülkemizdeki kuantum teknolojileri konusunda üniversitelerde, farklı kurum ve kuruluşlarda yapılan çalışmaların bir portal üzerinden toplanması, ihtiyaçların bir araya getirilmesi, gelecek vizyonun hep beraber şekillenmesi, buna yönelik çalıştaylar yapılması ama bir taraftan yine bu proje kapsamında belli projelerin de projelendirilmesi hedefleniyor. Kuantum teknolojisi gelecekte mutlaka başta savunma olmak üzere birçok farklı alana etki edecek. STM olarak bizim de kuantum teknolojileri kapsamında belli çalışmalarımız var ama bunları da Başkanlığımız öncülüğünde koordine ederek geliştirmeye devam edeceğiz. Kuantumla da kalmayacağız. Ülke olarak savunma sanayinde gerçekten belli bir yere geldik. Artık mevcut teknolojileri takip eden değil teknolojilere yön verebilecek ülkelerden bir tanesiyiz. STM olarak biz de ülkemizin savunmadaki en önemli mühendislik firmalarından bir tanesi olarak ileri teknolojilere yatırım yapmaya sürekli devam edeceğiz.” >>AA

  • EREN göreve hazırlanıyor

    EREN göreve hazırlanıyor

    ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci, 5. Savunma ve Havacılık Sanayiinde Küresel Stratejiler Konferansı’nda AA muhabirinin sorularını yanıtladı. Geçen yılın tüm savunma sanayi için başarılarla dolu bir yıl olduğunu ifade eden İkinci, ilk defa 10 milyar dolar ihracat sınırının Türk savunma sanayisi tarafından geçildiğini söyledi. ROKETSAN’ın da buna katkısının yüksek olduğuna işaret eden İkinci, “2025 yılında ihracatımızı yüzde 50’nin üzerinde artırdık ve 750 milyon doların üzerinde ihracat rakamına ulaştık. Türk savunma sanayisinin yurt dışındaki ilgisi giderek artıyor ve bu pazardan pay alma şansı da yükseliyor. Yapmış olduğumuz ürünlerin özellikle er meydanı olan uluslararası pazarlarda ilgi görmesi aslında doğru yolda olduğumuzun ve ülkemize bu anlamda çok ciddi katkı sağladığımız en somut göstergeleri.” diye konuştu.

    FARKLI PLATFORMLARIN ORTAK SİLAHI

    Bayraktar AKINCI’dan yapılan EREN Yüksek Hızlı Çok Amaçlı Dolanan Mühimmat atışına ilişkin sorular üzerine İkinci, testte mühimmatın hedefini başarılı şekilde vurduğunu bildirdi. Bunun öncesinde birçok test gerçekleştirdiklerini ve açıklamadıklarını anlatan İkinci, şu değerlendirmelerde bulundu: “Genelde arada geliştirme için birçok test yapıyoruz. EREN bizim için çok kıymetli bir mühimmat. Hem havadan yere, hem yerden yere, hem yerden havaya bazı hedeflere angaj olabilecek, maliyet etkin bir mühimmat hedefimiz vardı. EREN bu açıdan hem SİHA’larımızın vurucu gücüne çok ciddi katkı sağlayacak, hem de yerden, otonom araçlar, zırhlı araçlar üzerinden veya sığınaklar üzerinden çok ciddi bir angajmanı getirebilecek, maliyet etkin bir mühimmat. Bu mühimmat üzerindeki yapay zeka algoritmalarıyla, uçuş kontrolü konusundaki sensörleriyle, turbojet motorlu bir segmenti önümüzde açıyor. Bu şu anlama geliyor, aslında bundan sonra insansız kara araçlarının, zırhlı araçların, İHA’ların, belki uçakların, bazı yakın hava savunma sistemlerinin üzerinde EREN’in entegrasyon çalışmaları devam edecek.” Birçok AR-GE çalışmasını ürüne yönelik olarak gerçekleştirdiklerini dile getiren Murat İkinci, sözlerini şöyle sürdürdü: “Onlarca proje var. Bu projeler için yılın neredeyse her günü sahada testlerle arkadaşlarımız koşturuyorlar. 2025 yılı içerisinde 850 günün üzerindeki bir süreyi arkadaşlarımız testlerde geçirmiş. Aynı anda birden fazla ekip farklı noktalarda farklı testleri götürüyor. Bu da bizim aslında hızlanmamız için çok gerekli olan bir şey ve bu hızı her geçen gün de artırmaya gayret gösteriyoruz. AR-GE projeleri, üretim, seri üretim ve bunların platformlara entegrasyonu çevrimini çok hızlı bir hale getirmek için var gücümüzle çabalıyoruz. EREN de bunlardan bir tanesi. 1 yıldan kısa bir süre içerisinde aslında EREN’i konsept aşamasından sahadaki vurucu güç aşamasına getirdik çok şükür. Bundan sonra da artık EREN, Silahlı Kuvvetlerimiz başta olmak üzere platformlarımızı kullanan dost ve kardeş ülkelerin gücüne güç katacak. Bu sene seri üretime başlıyoruz. Yaptığımız kalifikasyon atışıydı zaten. Bundan sonraki süreçte de hemen seri üretime başlayıp platformlara çoklu olarak takılmasını gerçekleştireceğiz inşallah.”

    “ASLA DURMUYORUZ, ÜRÜNLERİMİZİ YERİNDE SAYDIRMIYORUZ”

    Murat İkinci, ROKETSAN’ın 2026 yılı ürün kataloğuna ilişkin sorulara karşılık, “Aslında durmuyoruz. Ürünlerimizi olduğu yerde saydırmıyoruz. Ürünlerimizin üzerine daha da fazla özellik katmaya çalışıyoruz.” yanıtını verdi Testlerin, geliştirme süreçlerinin, üretimlerin var hızıyla devam ettiğini vurgulayan İkinci, şunları kaydetti: “Arkadaşlarımız neredeyse 24 saat esasıyla çalışıyorlar ki belirsizlik ortamında ülkemizin güvenliğine mümkün olduğunca üst seviyede katkı sağlayalım. Bu dostlarımıza kesinlikle güven veriyor. Düşmanlarımıza da bu alanda gerçekten yaptıklarımızı gösteriyor olmamıza bizim için gurur veriyor. Birçok sistemin özellikleri, menzilleri, harp başlıkları, üzerindeki sensörleri gelişmeye devam ediyor. Varyantlarla, üzerine eklemiş olduğumuz ek özelliklerle devam ediyor. Buradaki temel gaye bizim statik bir görüntü sergilemekten ziyade bütün ürünlerimizin üstündeki geliştirme, AR-GE faaliyetlerine devam edip dünyadaki benzer ürünlerin çok üzerine taşımayı hedefliyoruz. Teknolojik olarak geri kalmalarına kesinlikle izin vermek istemiyoruz. Katalog yenilenmelerinde de onların çıktısını görmek mümkün. Her sene de bu şekilde devam edecek. Mevcut ürünlerin üzerine koyarak yeni bloklarla, yeni varyantlarla, yeni özelliklerle ürünlerimizin çeşitliliğini ve başarım oranlarını var gücümüzle artırmaya gayret göstereceğiz.” >>>AA

  • Türkiye insansız deniz araçlarındaki ihracatını büyütüyor

    Türkiye insansız deniz araçlarındaki ihracatını büyütüyor

    İnsansız hava araçlarında (İHA/SİHA) elde ettiği küresel başarıyı denizlere taşıyan Türk savunma sanayisi, İDA alanında da dünyanın sayılı aktörlerinden biri haline geldi. Bu araçları üretip güvenlik güçlerinin envanterine katan Türk savunma sanayisi, aynı zamanda ileri seviye otonomi yazılımları ve geniş faydalı yük kabiliyetleriyle bu platformları ihraç eden bir konuma ulaştı. Ares Tersanesi ve ULAQ Global, Katar Sahil Güvenlik Komutanlığı ihtiyaçları için Türkiye’nin ilk silahlı insansız deniz aracı (SİDA) ihracatını gerçekleştirdi. Otonomi kabiliyetleriyle ön plana çıkan ULAQ SİDA’nın son kullanıcıyla operasyonel ortamda buluşması, sistemin teknoloji olgunluk seviyesini üst düzeye taşıdı, sahadan alınan olumlu kullanıcı geri bildirimleri sayesinde sistem farklı coğrafyalardaki potansiyel kullanıcıların da dikkatini çekti. Bu gelişme, ULAQ özelindeki iş geliştirme faaliyetlerinin hız kazanmasında belirleyici rol oynadı. Tüm bu gelişmeler ışığında, Ares Tersanesi ve ULAQ Global, Milli Savunma Bakanlığı izni çerçevesinde, yurt içi ve dışındaki birçok dost ve müttefik ülkeyle iş geliştirme faaliyetleri yürütüyor. Öncelik Türk Deniz Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik Komutanlığı ihtiyaçlarını karşılamak olmakla birlikte, Körfez coğrafyasında çeşitli ülkelerle farklı yeteneklere sahip ULAQ insansız deniz araçları özelinde görüşmeler devam ediyor. İş geliştirme faaliyetleri yalnızca Körfez ülkeleriyle sınırlı kalmayıp, Uzak Doğu ülkeleriyle de farklı iş modelleri üzerinde görüşülüyor. 2026 yılı boyunca yeni ihracat sözleşmelerinin kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor.

    PLATFORM İHRACATI FAYDALI YÜK VE ALT SİSTEMLERLE SÜRÜYOR

    Türk savunma sanayisi İDA’lardaki ihracat başarılarını bu yıl yeni sözleşmelerle çeşitlendiriyor. Onur Yüksek Teknoloji, yurt dışına teslim edilmek üzere yurt içinde yerleşik bir müşterisinden, İDA’lar için 1,4 milyon dolarlık Entegre Ses ve Veri Haberleşme Sistemi siparişi aldı. Söz konusu sipariş, aynı müşteri ile daha önce başarıyla tamamlanan bir projenin devamı ve yaygınlaştırılması niteliğini taşıyor. Bu alandaki bir diğer önemli gelişme ise ASELSAN özelinde yaşandı. ASELSAN, Asya Pasifik bölgesindeki müşterileri ile haberleşme sistemleri ve insansız deniz araçlarına yönelik faydalı yüklerin doğrudan satışına ilişkin toplam tutarı 171 milyon dolar olan ihracat sözleşmeleri imzaladı. ASELSAN’ın Asya-Pasifik pazarındaki yeni ihracat başarısı, Türk savunma sanayisinin bölgedeki etkisini pekiştirmesi açısından önem taşıyor. Sözleşmenin en dikkat çekici tarafını ise insansız deniz araçlarına yönelik faydalı yüklerin ihraç edilecek olması oluşturuyor. Türkiye MARLIN, SANCAR ve ULAQ gibi projelerle kazanılan İDA tecrübesi ile sadece platform olarak değil, bu araçların “beynini” ve “operasyonel gücünü oluşturan” alt sistemler/faydalı yükler bazında da dünya pazarına açılıyor. İDA’nın ekonomik ve stratejik değerinin büyük kısmını üzerindeki sensör, haberleşme ve silah sistemleri oluşturuyor. Türkiye’nin Asya-Pasifik pazarında bu yükleri “doğrudan satış” ile ihraç etmesi, sistemlerin küresel standartlarda rekabetçi olduğunu kanıtlıyor.

    Onur Yüksek Teknoloji’nin 1,4 milyon dolarlık siparişi ise sektördeki “ana yüklenici-alt yüklenici” ilişkisinin sağlıklı işlediğini ortaya koyuyor. Yurt içinde yerleşik bir müşteriden alınan bu tür siparişlerle, tersaneler yurt dışına İDA satarken yerli alt sistem üreticilerini de dünyaya taşıyor. Temin edilecek Entegre Ses ve Veri Haberleşme Sistemi, insansız araçların uzak mesafelerden komuta-kontrolü için kritik önemde bulunuyor. >>>AA

  • Yapay zekaya dikkat: UYDURMA KARARLAR ÜRETİYOR!

    Yapay zekaya dikkat: UYDURMA KARARLAR ÜRETİYOR!

    Yapay zeka araçlarına yüklenen bilgilerin veri tabanlarında saklandığına dikkat çeken Gebrecioğlu, bu durumun avukat-müvekkil gizliliğine aykırı olduğunu belirtti. Müvekkil bilgilerinin bu platformlara yüklenmesinin etik olmadığını vurgulayan Gebrecioğlu, verilerin ihtiyaç anında ulaşılabilir olmasının ciddi güvenlik açıkları oluşturduğunu ifade etti.

    Sorumluluk sahibi bir mekanizma yok

    Hukukun güven ve sorumluluk üzerine kurulu olduğunu hatırlatan Gebrecioğlu, avukatların hatalarından dolayı müvekkillerine karşı sorumlu olduğunu ancak yapay zekanın yaptığı bir hatada cezalandırılabilecek veya sorumluluk tutulabilecek bir sistemin bulunmadığını söyledi.

    YAPAY ZEKÂNIN HUKUK SEKTÖRÜNDEKİ ETKİLERİ VE BERABERİNDE GETİRDİĞİ RİSKLER TARTIŞILMAYA DEVAM EDİYOR. KONUYA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNAN AVUKAT SENA NUR GEBRECİOĞLU, YAPAY ZEKANIN GİZLİLİK İHLALLERİNDEN HATALI HUKUKİ METİNLERE KADAR PEK ÇOK NOKTADA CİDDİ RİSKLER BARINDIRDIĞINI VURGULADI. (EREN BERK YILDIZ – YAĞIZALP YATICI/ESKİŞEHİR-İHA)
    Eskişehir’deki avukat olan Sena Nur Gebrecioğlu, hukuk sisteminde kullanımı yaygınlaşan yapay zekâ uygulamalarının “uydurma kararlar” ürettiğini belirterek meslektaşlarını ve vatandaşları uyardı.

    Hayali dosya numaraları tehlikesi

    Vatandaşların yapay zekaya yazdırdığı dilekçelerde teknik yetersizlikler ve hatalı içtihatlar olduğunu belirten Gebrecioğlu, şu ifadeleri kullandı: “Yapay zeka, istediğimiz kararı vermek için var olmayan, uydurma kararlar üretebiliyor. Dosya ve esas numaralarını sorguladığımızda ya öyle bir kararın olmadığını ya da içeriğinin bambaşka olduğunu görüyoruz. Bu durumun mesleki sorumluluğu oldukça ağırdır.”

  • “Genç kardeşlerimiz Sabiha Gökçen’in izinde ilerlesinler”

    “Genç kardeşlerimiz Sabiha Gökçen’in izinde ilerlesinler”

    Gökyüzü serüvenine Bayraktar TB2 ile başlayan Ergin; “Bayraktar TB2, AKINCI ve KIZILELMA’yı uçuruyorum. KIZILELMA’nın yarının oyun kurucusu olduğunu söyleyebiliriz. Ülkemin menfaati için böyle bir sistemde yer almak benim için büyük bir gurur ve mutluluk. Özellikle genç kadın kardeşlerimiz, hayallerini ufkun ötesine taşımaktan vazgeçmesinler” dedi. Baykar tarafından yerli ve millî imkânlarla geliştirilen, Türkiye’nin ilk insansız savaş uçağı Bayraktar KIZILELMA, kabiliyetlerine her geçen gün bir yenisini ekliyor. KIZILELMA’nın uçuş testleri, Baykar Uçuş Eğitim ve Test Merkezi’nde aralıksız sürüyor. Gençlerin ve çocukların hayallerini ufkun ötesine taşıyan KIZILELMA’nın kadın pilotu Elif Ergin ise başarılarıyla herkese örnek teşkil ediyor. İnsansız hava aracı kariyerine Bayraktar TB2 ile adım atan Ergin; AKINCI TİHA’nın ardından bugün Bayraktar KIZILELMA’nın pilot ekip liderliğini yürütüyor. Aynı zamanda Baykar bünyesinde İHA pilot eğitmeni olarak görev yapan Ergin; AKINCI TİHA ve KIZILELMA projelerinde pilotluk eğitimleri veriyor. Eğitim süreci, sistemlerin detaylandırıldığı kapsamlı bir teorik sınavla başlıyor. Pilot adayları daha sonra simülasyon üzerindeki uygulamalı eğitime dahil ediliyor. Simülasyon testlerinde başarı sağlayan kursiyerler uçuş eğitimine katılmaya hak kazanıyorlar. Toplamda 5 ay süren zorlu süreci başarıyla tamamlayan adaylar pilotluk sertifikasının sahibi oluyor.

    “TEORİK EĞİTİM SONUNDA KURSİYERLERİ BİR SINAVA TABİ TUTUYORUZ”

    Elif Ergin, “Harita mühendisiyim aynı zamanda matematik eğitimi aldım. Coğrafi Bilgi Teknolojilerinde yüksek lisansımı yaptım. Bir süre yurt dışında çalıştım. Daha sonra buraya gelerek Baykar ailesine katıldım. Öncelikle Bayraktar TB2’de yer aldım. Burada teorik simülasyon ve uçuş eğitimlerini tamamladım. AKINCI faaliyetleri başladığında AKINCI ekibine dahil oldum. Şimdi de KIZILELMA’nın faaliyetlerini gerçekleştirmekteyiz. Bayraktar TB2, AKINCI ve KIZILELMA’yı uçuruyorum. Teorik eğitim aşamamız bulunmaktadır. Teorik eğitim sonunda kursiyerleri bir sınava tabi tutuyoruz. Bu sınavdan başarıyla geçenler simülasyon aşamasına geçmeye hak kazanıyorlar. Simülasyon eğitimlerini tamamladıktan sonra uçuş aşamasına geçiyoruz. En az 30 sorti olacak şekilde uçuş faaliyetlerimizi gerçekleştiriyoruz. Sortilerden her biri birer sınav niteliğindedir. Kursiyerlerimiz her bir görevi başarıyla gerçekleştirdikten sonra da mezun oluyorlar” ifadelerini kullandı.

    “KIZILELMA YARININ OYUN KURUCUSU OLDUĞU SÖYLEYE BİLİRİZ”

    5 yıldır İHA pilotluğu yaptığını belirten Ergin, “Ben yaklaşık 5 yıldır görev yapıyorum. Bugün AKINCI’ya baktığımız zaman operasyonel irtifası taşıdığı mühimmat kapasitesi hava da kalma süresi ve diğer pek çok teknik özelliği ile birlikte aslında vatan semalarımızda yorulmaz bir gözcü ve stratejik bir güç. KIZILELMA yarının oyun kurucusu olduğu söyleye biliriz. Ülkemin menfaati için böyle bir sitemde yer almak benim için büyük bir gurur ve mutluluk. Özellikle genç kadın kardeşlerimiz hayallerini ufkun ötesine taşımaktan vazgeçmesinler. Bu anlamda İstikbal Göklerdedir diye yolumuzu aydınlatan Ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in de izinde ilerlemeye devam etsinler” dedi. >>>İHA