Kategori: gazete3

  • Saddam Hüseyin: Tikrit’ten idama uzanan demir yumruklu hayat!

    Saddam Hüseyin: Tikrit’ten idama uzanan demir yumruklu hayat!

    İktidarın bedeli: Kan ve baskı

    Saddam Hüseyin’in iktidar yılları, büyük savaşlar ve iç infazlarla şekillendi. Göreve gelir gelmez kendi partisi içindeki muhalifleri tasfiye ederek gücünü pekiştirdi. Kurduğu geniş istihbarat ağıyla toplumu baskı altında tutarken, kendisine karşı ses çıkaranları en ağır yöntemlerle susturdu. 1988’de Halepçe’de kendi halkına karşı kimyasal silah kullanmaktan çekinmeyerek binlerce sivilin ölümüne yol açan saldırılarla tarihe kara bir sayfa yazdı.

    Sekiz yıl süren hırs: İran-Irak savaşı

    1980 yılında, İran’daki İslam Devrimi’nin yarattığı kaosu fırsat bilen Saddam, bölgede liderlik iddiasıyla komşusuna savaş açtı. Batı’nın da desteğini alarak başlattığı bu savaş, sekiz yıl sürdü ve bir milyondan fazla insanın ölümüne mal oldu. Savaş bittiğinde iki ülke de ekonomik olarak çökmüş, ancak sınırlar değişmemişti. Bu başarısızlığın ardından gözünü Kuveyt’e diken Saddam, 1990’daki işgaliyle dünyayı karşısına alarak Körfez Savaşı’nın fitilini ateşledi.

    Sığınaktaki son ve hazin son

    2003 yılında ABD ve müttefiklerinin başlattığı operasyonla rejimi çöken Saddam, aylar süren firar hayatının ardından doğduğu yer olan Tikrit yakınlarında bir çukurda bulundu. Yakalandığında bitkin halde olan devrik lider, yargılandığı mahkemede insanlığa karşı işlediği suçlardan suçlu bulunarak 2006 yılında idam edildi. Üç evlilik yapan Saddam’ın Uday ve Kusay isimli oğulları da aynı operasyon sürecinde hayatlarını kaybetti.>>>Şahan KARTAL-AA

  • Ne oldum deme!  Ne olacağım de!!!

    Ne oldum deme! Ne olacağım de!!!

    Evlilik sonrası başlayan büyük çöküş

    1983 doğumlu eski modelin hayatı, 2014 yılında “Baywatch” dizisinin yıldızı Jeremy Jackson ile olan olaylı boşanmasının ardından altüst oldu. Bu süreçten sonra hızla dibe vuran Willison’ın hayatındaki kırılma noktaları şunlar:

    • Bağımlılık ve Kayıplar: Boşanma sonrası metamfetamin bağımlısı olan isim, 2016 yılında hem işini hem de evini kaybetti.

    • Psikolojik Sorunlar: Madde kullanımıyla birlikte tetiklenen paranoya ve sanrılar, ünlü ismin toplumdan uzaklaşmasına neden oldu.

    • Servetin Sonu: 2000’li yıllarda 1,6 milyon dolarlık serveti bulunan model, tüm birikimini bu süreçte tüketti.

    Yardım tekliflerini geri çeviriyor

    Fiziksel olarak tanınmaz hale gelen ve gününü elinde bir alışveriş arabasıyla çöplerden yiyecek toplayarak geçiren Willison, kendisine sunulan destekleri kabul etmiyor. 2018’den beri Los Angeles sokaklarını mesken tutan eski modelin durumu, bağımlılığın ve psikolojik rahatsızlıkların insan hayatını nasıl bir trajediye sürükleyebileceğini acı bir şekilde gözler önüne seriyor.>>>Şahan KARTAL 

  • 1 Mayıs’ın görünmeyen yüzü: yarım kalan hayatlar

    1 Mayıs’ın görünmeyen yüzü: yarım kalan hayatlar

    Ekmek kavgası uğruna verilen canların hikayesi

    Bugün takvimler 1 Mayıs’ı gösteriyor. Bizler için birer rakamdan ya da istatistikten ibaret gibi görünen o isimlerin her biri, aslında bir annenin evladı, bir çocuğun babası, bir evin umuduydu. Ekmek parası peşinde koşarken, rızkını ararken bir daha sevdiklerine sarılamayan o canları, bugün bir kez daha hürmetle ve hüzünle anıyoruz.

    İSİG Meclisi verilerine baktığımızda, her bir ismin ardında yarım kalmış bir hikaye ve dinmeyen bir sızı var:

    -Hayrettin Taş (45-50): İstanbul Beylikdüzü’nde beton mikserinin devrilmesi sonucu hayatını kaybetti. Muş Merkez Gökyazı Köyünden…

    -Furkan Alemdar (40): Aydın Köşk’te çalıştığı taş ocağında kolunu taş kırma makinesine kaptırması sonucu hayatını kaybetti. Samsun Termeli…

    -Serkan Yıldırım (13) ve Kasım Yıldırım (14): Okul temizliği için amcalarıyla komşu köyden gelen iki kuzen… Diyarbakır Ergani’de okul bahçesini temizlerken üzerlerine yıldırım düşmesi sonucu birlikte veda ettiler hayata.

    -Yüksel Arıcan (55): Kocaeli İzmit’te çalıştığı inşaatta yüksekten düşerek aramızdan ayrıldı.

    -Bilal Çakır (25): Ankara Etimesgut’ta çalışırken toprak kayması sonucu göçük altında kaldı. Siirt Kurtalan Saipbeyli Köyünden…

    -Cebrail Çiçek (35-40): Antalya’da çalıştığı inşaatta elektrik çarpması sonucu vefat etti. Dört çocuk babasıydı, Ağrı Patnoslu…

    -Engin Tuncay (17): Malatya Yeşilyurt’ta stajyer öğrenci olarak başladığı iş hayatında, henüz yolun çok başındayken yüksekten düşerek hayatını kaybetti.

    -Ferhat Boztepe (54): Malatya Doğanşehir’de kayısı bahçesinde ilaçlama yaparken traktör arasında sıkışarak can verdi.

    -Seyfettin Palaz (21): Kayseri Hacılar’da çalıştığı mobilya fabrikasında ezilme sonucu vefat etti.

    -Turgay Minaz (43): Antalya Finike’de mermer ocağında çalışırken loderden düşerek hayatını kaybetti.

    -İlhan Can Yalçın (20): Uşak Aktaş Köyü’nde bir evin güneş enerjisi sistemini tamir ederken elektrik akımına kapıldı.

    -Ramazan Küren (55): Manisa’da bir kanalizasyon hattı çalışması sırasında göçük altında kalarak can verdi.

    -Mahmut Dadaş (41): Hatay Erzin’de arızalanan tırını tamir etmeye çalışırken kupa ile dorse arasına sıkışarak hayatını kaybetti.

    -Suat Kulakçı (41): Zonguldak’ta yerin metrelerce altında, maden ocağında çalışırken elektrik çarpması sonucu vefat etti.

    -Zeki Karabulut (40): Kütahya Tavşanlı’da orman işçisi olarak çalışırken üzerine tomruk devrilmesi sonucu can verdi.

    -Mahmut Bozan (48): Eskişehir’de bir inşaatın 6. katından asansör boşluğuna düşerek hayatını kaybetti.

    -Semih Sinan Pelek (30): İstanbul’da bir dönercide kuryelik yaparken, bir siparişi yetiştirmeye çalıştığı sırada yola savrularak veda etti dünyaya.

    -Murat Bektaş (32): Şırnak’ta bir okul inşaatında mühendis olarak ölçüm yaparken toprak kayması sonucu hayatını kaybetti.

    -Dilek Turan (45): Aydın Efeler’de temizliğe gittiği evin camlarını silerken 5. kattan düşerek can verdi.

    -Miran Tutar (12): Batman’da bir çocuk… Ahırda inek sağarken elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti.

    Bu liste, bugün aramızda olamayan binlerce canın sadece bir kısmı. Her biri sadece işine gitmişti; akşam sofrada ailesiyle buluşmak, çocuklarının geleceğini kurmak, helal lokmasını kazanmak için. Bugün dualarımız, bu sessizce aramızdan ayrılan emek kahramanları için. Ruhları şad olsun.

  • Genç kızın özgürlük gözyaşları!

    Genç kızın özgürlük gözyaşları!

    Artık annemden bağımsız gezeceğim

    Törenin en dikkat çeken ismi, akülü sandalyesine kavuşan 22 yaşındaki Aleyna Hacıoğlu oldu. Doğuştan engelli olan genç kız, daha önce manuel sandalye kullandığı için annesine bağımlı olduğunu ancak yeni aracıyla özgürlüğüne kavuştuğunu dile getirdi. “Genç kızım, tek başıma da dolaşmak istiyorum” diyen Aleyna’nın sevincine, annesi Zeliha Hacıoğlu gözyaşlarıyla ortak oldu. Kızının mutluluğuyla duygulanan anne, “O mutlu olunca ben çok daha fazla mutlu oluyorum” diyerek duygularını paylaştı.

    BURSA’DA DÜZENLENEN ENGELLİ ARACI DAĞITIM TÖRENİNDE DUYGU DOLU ANLAR YAŞANDI. AKÜLÜ ARAÇLARINA KAVUŞAN ENGELLİ BİREYLERİN MUTLULUĞU TÖRENE DAMGA VURURKEN, ÖZELLİKLE 22 YAŞINDAKİ ALEYNA HACIOĞLU’NUN “ARTIK ANNEMDEN BAĞIMSIZ GEZECEĞİM” SÖZLERİ VE ANNESİ ZELİHA HACIOĞLU’NUN GÖZYAŞLARI YÜREKLERİ ISITTI. (ABDULLAH ÇİBİR/BURSA-İHA)
    Bursa’da düzenlenen engelli aracı dağıtım töreninde duygu dolu anlar yaşandı. Akülü araçlarına kavuşan engelli bireylerin mutluluğu törene damga vururken, özellikle 22 yaşındaki Aleyna Hacıoğlu’nun “Artık annemden bağımsız gezeceğim” sözleri ve annesi Zeliha Hacıoğlu’nun gözyaşları yürekleri ısıttı.

    80 engelli aracı sahiplerini buldu

    Türkiye Bulanıklılar Eğitim Kültür Sevgi ve Yardımlaşma Derneği (TÜMBULSEVDER) ile polis memuru Mustafa Şahin’in destekleriyle düzenlenen programda, 40’ı akülü ve 40’ı manuel olmak üzere toplam 80 araç ihtiyaç sahiplerine teslim edildi. TÜMBULSEVDER Genel Başkanı Selahattin Turan, bugüne kadar toplam 1046 engelli aracını sahiplerine ulaştırdıklarını vurgulayarak, “Engelli kardeşlerimizin yüreğine dokunmaya devam ediyoruz” dedi.

    40 yıl sonra gelen kolaylık

    Törende 40 yıl önce geçirdiği trafik kazası sonrası yürüme yetisini kaybeden Hasan Çelik de akülü aracına kavuşmanın heyecanını yaşadı. Çelik, artık kimseye ihtiyaç duymadan kendi başına camiye ve hastaneye gidebileceğini belirterek emeği geçenlere teşekkür etti.>>>İHA 

  • Anne Hathaway “Dünyanın En Güzel Kadını” seçildi

    Anne Hathaway “Dünyanın En Güzel Kadını” seçildi

    Güzellik sadece fiziksel değil, bir duruş meselesi

    People dergisi, Hathaway’e bu unvanı verirken sadece dış görünüşüne değil, yıllar içindeki kişisel gelişimine, sosyal duyarlılığına ve profesyonel başarılarına da dikkat çekti. Hollywood’un en prestijli isimlerinden biri olarak kabul edilen 43 yaşındaki oyuncunun, zamanın ötesindeki zarafeti derginin kapak yazısında vurgulandı.

    Estetik tartışmalarına felsefi dokunuş

    Hakkında çıkan estetik operasyon iddialarını dergiye verdiği özel röportajda reddeden Hathaway, güzellik kavramına dair derinlikli bir bakış açısı sundu. “Güzellik, içinde gerçeği barındırdığı sürece çirkinliği de içerebilir,” diyen ünlü yıldız, kendisi için güzelliğin her zaman bu gerçeklik çizgisinde yer aldığını belirterek doğal yaşlanma sürecine ve özgünlüğe verdiği önemi ifade etti.

    2026 Anne Hathaway yılı olacak

    Kişisel hayatındaki bu başarısını profesyonel alanda da taçlandıran Hathaway, 2026 yılına kelimenin tam anlamıyla damga vurmaya hazırlanıyor. Hayranlarının yıllardır beklediği “Şeytan Marka Giyer 2” (The Devil Wears Prada 2) başta olmak üzere, bu yıl içinde toplam beş farklı projeyle beyaz perdede boy gösterecek. Oyuncunun bu yoğun takvimi, Hollywood’daki etkisinin zirvede olduğunu kanıtlıyor.>>>HABER MERKEZİ 

  • Yıllar sonra setlere döndü! İlk kareler yayınlandı…

    Yıllar sonra setlere döndü! İlk kareler yayınlandı…

    Okuma provası milli gururumuz TCG İstanbul’da yapıldı

    TRT’nin dijital platformu tabii’de yayınlanacak olan dizinin hazırlıkları tüm hızıyla sürüyor. Üs Yapım imzalı projenin okuma provası, Türkiye’nin yerli ve milli imkanlarla üretilen savaş gemisi TCG İSTANBUL’da gerçekleştirildi. Yönetmen koltuğunda Yunus Ozan Korkut’un oturduğu dizinin senaryosunu ise Onur Böber kaleme alıyor.

    Gamze Özçelik “Türk Mühendis Zeynep” rolünde

    “Arka Sokaklar” dizisindeki Zeynep Komiser rolüyle hafızalara kazınan ancak uzun yıllar önce oyunculuğu bırakarak kendini insani yardım çalışmalarına adayan Gamze Özçelik, bu anlamlı projeyle setlere geri döndü. Özçelik, dizide Afrika’da görev yapan idealist bir Türk mühendisi olan Zeynep karakterine hayat verecek. Oyuncunun setlere dönüşü hayranları tarafından büyük bir sevinçle karşılandı.

    Yıldızlar geçidi: Güçlü oyuncu kadrosu

    Deniz Kuvvetleri’nin kahramanlıklarını ve operasyonlarını konu alacak dizinin kadrosu şimdiden dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Dizide Gamze Özçelik’e eşlik edecek isimler arasında; Cem Bender, Onur Seyit Yaran, Fırat Çelik, Aslıhan Güner, Ersin Arıcı, Mehmet Bozdoğan, Meltem Akçöl, Aras Şenol, Feriha Eyüboğlu ve Kayhan Açıkgöz yer alıyor.

    Deniz Kuvvetleri’nin gücü dijital platformda

    Operasyon Alesta, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modern imkanlarını ve denizcilerin zorlu yaşamını gerçekçi bir dille ekrana taşımayı hedefliyor. Milli Savunma Bakanlığı’nın lojistik ve teknik desteğiyle çekilen dizi, yerli yapımlar arasında prodüksiyon kalitesiyle ön plana çıkmaya aday görünüyor.>>>HABER MERKEZİ 

  • RTÜK’ten 4 yayıncı kuruluşa yaptırım

    RTÜK’ten 4 yayıncı kuruluşa yaptırım

    Ulusal 1 Kanal’a asılsız iddia cezası

    Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in bir basın toplantısında dile getirdiği, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni hedef alan “İsrail uçağımızı indirdi, 35 subayımızı şehit etti” şeklindeki iddialarını araştırma yapmadan ve alt yazılarla destekleyerek ekrana taşıyan Ulusal 1 logolu kanala yaptırım uygulandı. Milli Savunma Bakanlığı’nın şikayetini de değerlendiren Üst Kurul, yayıncının “doğruluk ve gerçeklik” ilkelerini ihlal ettiğine hükmetti.

    beIN SPORTS’a statta küfür engeli gelmedi

    Trendyol Süper Lig’de oynanan Trabzonspor-Galatasaray derbisinde stat hoparlörlerinden yükselen küfürlü tezahüratların yayına doğrudan yansıması beIN SPORTS’a ceza getirdi. RTÜK, yayıncı kuruluşun küfürlü ifadeler sırasında sesi kısmadığı, bipleme yapmadığı ve izleyiciyi koruyucu tedbirleri almadığı gerekçesiyle “dilin kaba ve argo kullanımı” maddesinden yaptırım kararı aldı.

    Beyaz TV’de mahremiyet ve buzlama ihlali

    Gündüz kuşağında yayınlanan “Esra Ezmeci ile Yeni Baştan” programında, cinayete kurban giden bir lise öğrencisinin cansız bedeninin yetersiz buzlanarak ekrana getirilmesi ve cinayetin ayrıntılı tasvir edilmesi ağır yaptırıma neden oldu. Üst Kurul, çocuk ve gençlerin zihinsel gelişimine zarar verebilecek bu içerik nedeniyle kanala idari para cezası verdi.

    Mahkumlar üzerinden haksız kazanca geçit yok

    Radyo Lider İzmir isimli istasyonda yayınlanan bir programda, cezaevindeki mahkumlar ve yakınlarından ücretli SMS hattı üzerinden mesaj toplanarak haksız kazanç elde edildiği tespit edildi. Yayınların cezaevlerindeki asayişi bozabilecek mahiyette olduğunu belirleyen RTÜK, “hukukun üstünlüğü ve adalet” ilkelerinin ihlal edildiği gerekçesiyle radyoya yaptırım uyguladı.>>>İHA-AA

  • Çelik yine yaptı yapacağını!

    Çelik yine yaptı yapacağını!

    Veresiye defterindeki borçlar tek tek ödendi

    Konya’daki programının ardından rotasını bir mahalle marketine çeviren Çelik, esnafla sohbet ettikten sonra veresiye defterini inceledi. Borcu olan vatandaşların ödemelerini tek tek yapan sanatçı, bakkaldaki tüm borçları sıfırladı. Çelik’in bu gizli kalması beklenen jesti, bakkalın camına asılan notla ortaya çıktı.

    Esnafın astığı not sosyal medyayı salladı

    Sanatçının marketten ayrılmasının ardından iş yeri sahibi, mahalleliye durumu duyurmak için dükkanın kapısına dikkat çeken bir not astı. Notta yer alan, “Sanatçı Çelik bey borcu olanların borcunu kapatmıştır. Borç yok, defter yok” ifadeleri, sosyal medyada hızla yayılarak binlerce beğeni aldı.

    Sanat dünyasında örnek davranış

    Çelik’in bu duyarlı davranışı sadece mahalle sakinlerini değil, tüm Türkiye’yi duygulandırdı. Sosyal medya kullanıcıları, ünlü şarkıcının bu hareketini “sanatçı duruşuna yakışan bir vefa örneği” olarak nitelendirdi. Birçok kişi, bu tür dayanışma hikayelerinin çoğalması gerektiği yönünde yorumlarda bulundu.>>>Şahan KARTAL 

    x

  • Mersin’de mermer tozuna gizlenen casusluk ağı: Mermer ocağı nasıl Mossad üssüne dönüştü?

    Mersin’de mermer tozuna gizlenen casusluk ağı: Mermer ocağı nasıl Mossad üssüne dönüştü?

    Derin perdeleme: Mermer bloklarındaki gizli bölmeler
    İstihbarat literatüründe “derin perdeleme” olarak adlandırılan bu yöntemde, ağır sanayi ve lojistik sektörünün maske olarak seçildiği belirtiliyor. İddialara göre, devasa mermer bloklarının X-ray cihazlarından detaylıca geçirilmesinin zorluğu, Mossad için eşsiz bir fırsat yarattı. Taşların içine açılan gizli bölmeler sayesinde drone parçaları, silahlar, patlayıcılar ve yüksek miktarda nakit paranın sınır ötesine sorunsuzca taşındığı iddia ediliyor.


    Bir maden mühendisinin casusluk profiline dönüşümü
    Hikayenin merkezindeki isim olan maden mühendisi Mehmet Budak Derya, görünüşte başarılı bir iş insanı olarak tanınıyordu. Ancak iddialara göre Derya’nın şebekeye dahil edilme süreci, Mossad’ın klasik “ego ve lüks” taktiğiyle başladı:
    • İlk Temas: Eylül ayında ofisine gelen şık giyimli bir adamın sunduğu reddedilemeyeceği ticari teklif.
    • Eğitim ve Lüks: Avrupa’daki lüks otellerde ağırlanma, pahalı hediyeler ve “özel kişi” hissettirilerek yapılan psikolojik manipülasyon.
    • Ajanlık Eğitimi: Derya’nın farkında olmadan Avrupa’da espiyonaj eğitimlerinden geçirilerek Türkiye’ye bir “uyuyan hücre” olarak gönderilmesi.
    Filistinli muhaliflerin içine sızma operasyonu
    Operasyonun ikinci aşamasında, Mossad subayı Louis’in talimatıyla Veysel Kerimoğlu isimli şahsın şirkette işe alındığı ileri sürülüyor. Filistin asıllı bir Türk vatandaşı olan Kerimoğlu’nun, mermer ticareti maskesi altında Gazze’deki kritik depoların fotoğraflarını çekip kriptolu kanallarla Mossad’a aktardığı, tüm maaş ve masraflarının ise Avrupa üzerinden elden teslim edilen Euro’larla karşılandığı iddia ediliyor.
    Kritik İddia: Tunus’taki suikastın izleri Mersin’de mi?
    Şebekenin, Hamas’ın insansız hava araçları baş mühendisi Muhammed Zuhri’ye malzeme satma bahanesiyle yaklaştığı öne sürülüyor. Bu “işaretleme operasyonu” sayesinde konumu deşifre edilen Zuhri’nin, Tunus’ta uğradığı suikastta Mersin’den gönderilen bu istihbarat ağının payı olduğu iddialar arasında.
    Yeni nesil casusluk: MS Modeli ve dijital tuzaklar
    Günümüzde casusluk faaliyetlerinin yöntem değiştirdiği vurgulanıyor. Artık saha ajanları yerine dijital platformlar üzerinden kurulan ağlar kullanılıyor:
    • İş İlanı Maskesi: Araştırma şirketi veya “gizli müşteri” ilanlarıyla ekonomik zorluk çeken sığınmacı ve vatandaşların ağa düşürülmesi.
    • Sadakat Testi: Basit veri toplama işleriyle başlayıp, zamanla GPS takma ve şantajla suç ortağı haline getirme süreci.
    • Yalan Makinesi: Mehmet Budak Derya’nın bile sadakatinin, farklı ülkelerde iki kez yalan makinesine (poligraf) bağlanarak test edildiği ileri sürülüyor.
    Mersin’deki mermer tozlarının arasına gizlendiği iddia edilen bu devasa ağ, istihbarat dünyasının ne kadar sofistike yöntemler kullanabildiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

    Kaynak: Bu haberdeki tüm iddialar facebook.com/1YigitAdam hesabının paylaşımlarına dayanmaktadır.>>>HABER MERKEZİ 

  • Usta komedyen Yasemin Yalçın KİMDİR!

    Usta komedyen Yasemin Yalçın KİMDİR!

    Karakterlerin efendisi: Yasemince dönemi

    1991 yılında En İyi Komedyen ödülüne layık görülen Yasemin Yalçın, kendi adını taşıyan Yasemince programıyla televizyon tarihine geçti. Yarattığı her tipleme adeta birer fenomene dönüştü. Özellikle huysuzluğuyla güldüren Sürahi Hanım, saf ama kurnaz Gülazer, koca dayağına mizahla direnen Kakılmış, çapkınlık peşindeki Şuayip, çocuk ruhlu Alican ve otoriter Başbayan karakterleri, toplumun her kesiminden karşılık buldu.

    Müzik dünyasında bir durak: Taht Kurmuşsun Kalbime

    Oyunculuk yeteneğinin yanı sıra sesiyle de dikkat çeken sanatçı, 2010 yılında farklı bir projede yer aldı. Suzan Kardeş’in hazırladığı Makyaj Odası Şarkıları albümü için stüdyoya giren Yalçın, “Taht Kurmuşsun Kalbime” adlı klasiği seslendirerek müzikseverlerden tam not aldı.

    Aile bağları ve zorlu mücadeleler

    Meslektaşı İlyas İlbey ile mutlu bir evliliği olan usta sanatçının Eylül Ateşler ve Eda İlbey adında iki kızı bulunuyor. Kızı Eda’nın şeker hastalığına yakalanması üzerine bir dönem kariyerine ara vererek tüm vaktini ailesine ayıran Yalçın, daha sonra “Oyunun Oyunu” adlı eserle sahnelere muhteşem bir dönüş yaptı.

    Sağlık durumu ve pes etmeyen ruhu

    Yasemin Yalçın, 2005 yılından bu yana tıpta kesin bir tedavisi bulunmayan ve şiddetli kas-bağ dokusu ağrılarıyla seyreden Fibromiyalji hastalığı ile mücadele ediyor. Bu zorlu sürece rağmen sanat aşkından ve üretmekten vazgeçmeyen sanatçı, hem yaşam enerjisiyle hem de profesyonel duruşuyla hayranlarına ilham vermeye devam ediyor.>>>Şahan KARTAL 

  • Fenomen Kübra Karaaslan neden öldü!

    Fenomen Kübra Karaaslan neden öldü!

    İkna çabaları sonuç vermedi

    Olay, köprü üzerinde seyir halindeki sürücülerin korkulukların kenarında bir kadın olduğunu fark etmesiyle başladı. İddiaya göre, aracını durdurarak korkulukları aşan Kübra Karaaslan’ı gören vatandaşlar hemen yardıma koştu. Çevredeki duyarlı sürücüler ve vatandaşlar, Karaaslan’ı kararından vazgeçirmek için uzun süre dil döktü. Ancak tüm ikna çabalarına ve müdahale girişimlerine rağmen genç kadın, kendini boşluğa bıraktı.

    KOCAELİ İLE YALOVA’YI BİRBİRİNE BAĞLAYAN OSMANGAZİ KÖPRÜSÜ’NDEN ATLAYARAK HAYATINI KAYBEDEN KADININ SOSYAL MEDYA FENOMENİ KÜBRA KARAASLAN OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI. ÇEVREDEKİLERİN İKNA ÇABALARINA YANIT VERMEYEN KARAASLAN’IN ATLADIĞI ANLAR CEP TELEFONU KAMERASINA YANSIDI. (ÖMER FARUK KIYAK/KOCAELİ-İHA)
    Kocaeli ile Yalova’yı birbirine bağlayan Osmangazi Köprüsü’nden atlayarak hayatını kaybeden kadının sosyal medya fenomeni Kübra Karaaslan olduğu ortaya çıktı. Çevredekilerin ikna çabalarına yanıt vermeyen Karaaslan’ın atladığı anlar cep telefonu kamerasına yansıdı.

    O anlar saniye saniye kaydedildi

    Köprü üzerinde yaşanan can pazarı, o sırada olay yerinde bulunan diğer vatandaşların cep telefonu kameralarına yansıdı. Sosyal medyada da paylaşılan görüntülerde, vatandaşların güvenli mesafeden Karaaslan ile konuşmaya çalıştığı, ancak fenomenin aniden kendini aşağıya bıraktığı görülüyor. İhbar üzerine olay yerine kısa sürede ulaşan deniz polisi ve sahil güvenlik ekipleri, yaptıkları çalışmada Karaaslan’ın cansız bedenine ulaştı.

    KOCAELİ İLE YALOVA’YI BİRBİRİNE BAĞLAYAN OSMANGAZİ KÖPRÜSÜ’NDEN ATLAYARAK HAYATINI KAYBEDEN KADININ SOSYAL MEDYA FENOMENİ KÜBRA KARAASLAN OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI. ÇEVREDEKİLERİN İKNA ÇABALARINA YANIT VERMEYEN KARAASLAN’IN ATLADIĞI ANLAR CEP TELEFONU KAMERASINA YANSIDI. (ÖMER FARUK KIYAK/KOCAELİ-İHA)
    Kocaeli ile Yalova’yı birbirine bağlayan Osmangazi Köprüsü’nden atlayarak hayatını kaybeden kadının sosyal medya fenomeni Kübra Karaaslan olduğu ortaya çıktı. Çevredekilerin ikna çabalarına yanıt vermeyen Karaaslan’ın atladığı anlar cep telefonu kamerasına yansıdı.

    Soruşturma çok yönlü devam ediyor

    Kübra Karaaslan’ın neden böyle bir karar aldığı henüz belirlenemezken, olay yerindeki incelemelerin ardından cenazesi otopsi yapılmak üzere morga kaldırıldı. Emniyet güçleri, fenomenin son dönemdeki paylaşımlarını ve yakın çevresiyle olan ilişkilerini mercek altına alarak olayın arkasındaki sebepleri aydınlatmak için geniş çaplı bir soruşturma başlattı.>>>İHA 

  • Çiftçi’den Polis Özel Harekat’ın 43. kuruluş yıl dönümünde duygusal mesaj

    Çiftçi’den Polis Özel Harekat’ın 43. kuruluş yıl dönümünde duygusal mesaj

    Bir Özel Harekat polisi babası olarak gurur duyuyorum

    Bakan Çiftçi, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, Özel Harekat teşkilatının sadece bir devlet kurumu değil, kendisi için ailevi bir gurur kaynağı olduğunu belirtti. Bir Özel Harekat polisi babası olduğunu vurgulayan Çiftçi, şu ifadeleri kullandı:

    “Ben, bir Özel Harekat polisi babası olarak; bu teşkilatın fedakarlığını, cesaretini ve vatan sevgisini çok yakından bilen biriyim. Bu yüzden bugün sadece bir Bakan olarak değil, o ruhu ailemde yaşamış bir baba olarak da gurur duyuyorum.”

    Devletin ve huzurun teminatı kahramanlar

    Mesajında PÖH mensuplarının en zor anlarda ve en kritik görevlerde her zaman milletin yanında olduğunu ifade eden Çiftçi, bu topraklarda huzur ve güvenliğin teminatının kahraman özel harekatçılar olduğunu dile getirdi. Vatan savunmasında canını ortaya koyan tüm teşkilat mensuplarına teşekkürlerini ileten Bakan, görev başındaki polislere muvaffakiyetler diledi.

    Şehit ve gazilere minnet mesajı

    Polis Özel Harekat’ın 43 yıllık şanlı tarihine atıfta bulunan Mustafa Çiftçi, vatan uğruna can veren şehitleri rahmetle, hayatta olan gazileri ise minnetle andı. Mesajını “Yaşasın Devlet, Varolsun Özel Harekat” sözleriyle tamamlayan Bakan, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Özel Harekat Başkanlığı’nı etiketleyerek dayanışma mesajı verdi.>>>HABER MERKEZİ 

  • 200 yaşında kadar yaşamak mümkün! BİLİM BUNU DA BULDU!

    200 yaşında kadar yaşamak mümkün! BİLİM BUNU DA BULDU!

    Hücre onarımında “süper güç” etkisi

    Araştırmacılar, özellikle Grönland balinaları (bowhead whales) üzerinde yoğunlaştıkları çalışmalarda, bu canlıların 200 yılı aşkın süre hayatta kalmalarını sağlayan genetik bir mekanizma tespit etti. Keşfedilen bu özel proteinin, DNA üzerindeki hasarları olağanüstü bir hızla onardığı ve hücrelerin yaşlanma sürecini yavaşlattığı belirlendi. Bilim insanları, bu mekanizmanın insan hücrelerine uyarlanması durumunda, yaşlılığa bağlı hastalıkların önüne geçilebileceğini öngörüyor.

    Kansere karşı doğal kalkan

    Devasa vücut kütlelerine rağmen balinaların neden kansere yakalanmadığı sorusu (Peto Paradoksu), bu keşifle birlikte yanıt bulmaya başladı. Tespit edilen proteinlerin, kanserli hücrelerin oluşumunu daha başlangıç aşamasında engellediği ve bağışıklık sistemini sürekli aktif tuttuğu anlaşıldı. Laboratuvar ortamında yürütülen testlerde, bu proteinlerin insan dokularındaki onarım kapasitesini ciddi oranda artırdığı gözlemlendi.

    Hedef: 200 yıllık sağlıklı yaşam

    Bilim insanları, bu keşfin sadece “uzun yaşamak” değil, “sağlıklı yaşlanmak” anlamına geldiğini vurguluyor. Eğer bu proteinlerin işleyişi tam olarak kopyalanabilir ve gen terapileri veya ilaç formuna dönüştürülebilirse, insanların 100 yaşını rahatlıkla aşabileceği, hatta 200 yıla kadar ulaşan bir ömür süresinin mümkün olabileceği belirtiliyor. Ancak bu teknolojinin klinik uygulamalara geçmesi için daha pek çok test ve etik değerlendirme sürecinden geçilmesi gerekiyor.

    Tıpta yeni bir çağın başlangıcı

    Uzmanlar, bu keşfi penisilinin bulunması kadar önemli bir dönüm noktası olarak nitelendiriyor. DNA onarım mekanizmalarının bu denli güçlü bir şekilde anlaşılması, sadece yaşlanmayı değil; Alzheimer, Parkinson ve kalp hastalıkları gibi dejeneratif süreçleri de tamamen tarihe gömebilir. Balinaların yüzyıllardır taşıdığı bu genetik miras, modern tıbbın en büyük anahtarı olmaya aday görünüyor.>>>HABER MERKEZİ

  • Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde Vergi İstisnası: Uygulamada Bilinmesi Gerekenler

    Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde Vergi İstisnası: Uygulamada Bilinmesi Gerekenler

    Türkiye’de Ar-Ge ve yenilik ekosisteminin geliştirilmesi amacıyla uygulanan en önemli teşvik mekanizmalarından biri teknoloji geliştirme bölgeleridir. Kamuoyunda daha çok “teknopark” olarak bilinen bu yapılar, hem girişimcilik ekosistemini güçlendirmekte hem de vergi mevzuatı açısından önemli avantajlar sunmaktadır.Teknoloji geliştirme bölgelerine sağlanan vergisel teşviklerin temel dayanağını 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu oluşturmaktadır. Kurumlar vergisi mükellefleri açısından ise bu teşviklerin uygulaması doğal olarak 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ile birlikte değerlendirilmektedir.

    Bu yazıda, özellikle teknoparklarda elde edilen kazançların vergisel boyutuna ve uygulamada dikkat edilmesi gereken bazı hususlara değinmek istiyorum.

    Kazanç İstisnasının Kapsamı

    4691 sayılı Kanun’un geçici 2’nci maddesi uyarınca teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu bölgelerde gerçekleştirdikleri Ar-Ge, yazılım ve tasarım faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar belirli bir süreye kadar gelir ve kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

    Burada altı çizilmesi gereken temel nokta şudur:
İstisna, teknoparkta bulunmanın kendisine değil, teknoparkta yürütülen Ar-Ge ve yazılım faaliyetinden doğan kazanca uygulanmaktadır. Dolayısıyla bölgede faaliyet gösteren bir şirketin tüm gelirlerinin otomatik olarak istisna kapsamında olduğu yönündeki yaklaşım doğru değildir.

    Bölge İçi – Bölge Dışı Faaliyet Ayrımı

    Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biri, şirketlerin teknopark içinde yürüttükleri faaliyetler ile teknopark dışındaki ticari faaliyetlerini birbirinden yeterince ayırmamalarıdır. Oysa vergi uygulaması açısından bu ayrım son derece önemlidir.

    Teknoloji geliştirme bölgesinde yürütülen Ar-Ge ve yazılım faaliyetlerinden elde edilen kazançlar istisna kapsamında değerlendirilirken, şirketlerin:

    * danışmanlık faaliyetleri

    * ticari yazılım satışları (Ar-Ge niteliği taşımayan)

    * donanım satışları

    * bölge dışında yürütülen hizmet faaliyetleri

    gibi işlemlerden elde ettikleri kazançlar genel vergilendirme hükümlerine tabi olmaya devam etmektedir. Bu nedenle mükelleflerin muhasebe kayıtlarında istisna kapsamındaki kazanç ile diğer ticari kazançların ayrıştırılması büyük önem taşımaktadır.

    Personel Ücretlerine Yönelik Teşvik

    4691 sayılı Kanun yalnızca şirket kazançları açısından değil, insan kaynağı açısından da önemli teşvikler içermektedir.

    Teknoloji geliştirme bölgelerinde çalışan Ar-Ge, tasarım ve destek personeline ödenen ücretler, belirli şartlar dahilinde gelir vergisinden istisna tutulmaktadır. Bu düzenleme özellikle teknoloji girişimleri için ciddi bir maliyet avantajı sağlamaktadır.

    Nitelikli insan kaynağının teknoloji sektöründe kritik öneme sahip olduğu düşünüldüğünde, söz konusu teşvikin Ar-Ge ekosistemine önemli katkı sunduğunu söylemek mümkündür.

    Ar-Ge Harcamalarının Ekonomideki Payı

    Türkiye’de Ar-Ge harcamalarının Gayrisafi Yurt İçi Hasıla içindeki payı son yıllarda istikrarlı bir artış göstermektedir. 2000’li yılların başında yaklaşık %0,5 seviyesinde olan bu oran, zaman içerisinde yükselerek %1 seviyesinin üzerine çıkmış, son yıllarda ise %1,46 civarına ulaşmıştır.

    Her ne kadar gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında halen kat edilmesi gereken mesafe bulunsa da bu artış, Türkiye’de teknoloji odaklı üretimin giderek daha fazla önem kazandığını göstermektedir. Teknoloji geliştirme bölgeleri de bu dönüşümün önemli araçlarından biri olarak öne çıkmaktadır.

    Son Söz

    Türkiye’nin teknoloji odaklı büyüme hedefleri açısından teknoparkların rolü her geçen gün daha da artıyor. Ar-Ge harcamalarının milli gelir içindeki payının yükselmesi de bu dönüşümün somut göstergelerinden biri.

    Vergisel teşvikler ise bu ekosistemin görünmeyen ama güçlü motorlarından biri olarak öne çıkıyor. Doğru uygulandığında teknoparklar, hem girişimciler hem de ülke ekonomisi için yüksek katma değer üreten bir model sunmaya devam ediyor.

  • ŞU RAMAZANDA BİRAZ CANINIZI SIKACAĞIM  AMA ANLATMAK ZORUNDAYIM

    ŞU RAMAZANDA BİRAZ CANINIZI SIKACAĞIM AMA ANLATMAK ZORUNDAYIM

    İLK ÖNCE TEŞEKKÜR EDEYİM

    Geçtiğimiz günlerde bir okuyucu dostum aradı ve şunu dedi: “Bazı yazılarında vermiş olduğun istatistik verilerini Afyon’da birçok gazetede veriyor. Senin verdiklerinde daha basit anlatım ve akılda kalıcı ayrıntılar görüyoruz. Düşün, önceden verdiğin hastane ve ilaç verilerini 88 yaşında babama bile okuduğumda; ‘ver bakayım telefonu’ diyerek gözlüklerini takarak okudu. Teşekkür ediyorum bu noktada bizleri bilgilendirdiğin için,” dedi. Ben de teşekkür ettim kendisine. Ne yazık ki bugün işte o verilerin en bilindik simalarından birisi olanlarla canınızı sıkacağım bu mübarek Ramazan ayının ilk haftasında; bundan dolayı üzgünüm. Şimdiden helal edin hakkınızı lütfen.

    HAZIR OLMADIĞINIZI BİLİYORUM AMA BAŞLAYALIM

    Biraz sonra aktaracağım veri ve orantıların içerisinde özel sektör, sanayici, tüccar gibi tüzel kişilerin kullandığı ticari krediler yok. Yani bu rakamın içerisinde ticari borçlar da vardır demeyin; yok çünkü. Sizlere vereceğim rakamlar direkt bireysel, şahsi borçlardan oluşuyor. Yani Afyon’un tümünde yaşayan, yolda gezen sen, o, ben gibi direkt vatandaşların borcu. Hazır olmadığınızı ve birazda olsa moralinizin bozulacağını biliyorum ama yine de başlayalım. Hadi buyurun.

    CİDDİ ANLAMDA BORÇ YÜKÜN ARTTI AFYON

    Her eğitim seviyesinden vatandaşların anlaması açısından bireysel yani şahsi banka borçlarının tümü; taşıt, konut ve tüketici kredileri, KMH yani kredili mevduat hesapları ve bireysel kredi kartları borçlarının tümünün toplamından oluşur. Bu noktada, Afyonkarahisar’da yaşayan gerçek kişi yani şahısların 2025 yılı sonu itibarıyla tüm bankalara yukarıda bahsetmiş olduğum kalemlerde toplam borç stoku, yani borcun tümü, 37 milyar 756 milyon 896 bin Türk lirası olarak gerçekleşti. Borcun ciddi olarak algılanması açısından şöyle bir pratik örnek vereyim: Toplam Afyon da yaşayan bireysel vatandaş bankalar borcunu il nüfusu olan 751.808 kişiye bölersek, her bir Afyonlu vatandaşın 50 bin 219 TL borçlu olduğunu düşünebiliriz. Bu orantıya soyut nüfusta kişi başına düşen borç denir ama somut açısından karşılığı yoktur. Verinin algıda kavranması için kullanılır. Velhasıl, borç vatandaş açısından büyük, sevgili Afyon. Tekrar ediyorum bu rakamda il ticari kredileri kesinlikle yok.

    KREDİ KARTI BORCUMUZ BAŞI ÇEKİYOR

    Peki, iki paragraf yukarıda vermiş olduğumuz kalemlerde en büyük borç hangi kalemin derseniz; tabii ki ülke genelinde cevap ilimiz için de aynı olacak. Afyon’un kredi kartı borcu, 2025 yılı sonu itibarıyla 17 milyar 773 milyon 612 bin Türk lirası olarak BDDK veri tabanlarında yerini almış durumda.  Bir başka açıdan, İlimizde 2024 yılına göre kredi kartları borçları yüzde 50 oranında arttı. Bu nokta da, 2025 yılında biraz fazla cırt cırt geçirdik POS’lardan kredi kartlarını demek daha doğru olur. Neden arttı sorusunun cevabını aramaya gerek yok. Herkesin kendi geçerli sebepleri var sonuçta. Öte yanda, 2024 yılı sonu il kredi kartları borcu, 2025 yılına göre yaklaşık 6 milyar TL daha azdı. Kredi kartlarına borç ödeme alışkanlığımızı ve bu kalemdeki ödenmemiş batık borçları önümüzdeki haftalarda ayrıntılı ele alacağız.

    KONUT KREDİLERİ VE TAŞIT KREDİLERİN İSE İLGİNÇ AFYON

    2025 yılı boyunca Afyon’da kullanılan konut ve taşıt kredilerinde farklı bir tablo ile karşılaşıyoruz. 2025 yılında konut kredi faizleri yüksek seyretmesine rağmen Afyon, konut kredilerine net olarak toplam 3 milyar 464 milyon 431 bin TL borçlandı. 2025 yılında işlerimiz kötüydü diyen bir müteahhit olduğunu pek düşünmüyorum; sektörde işlerin kötü olduğunu söyleyen çok kişi duymadım zaten. Taşıt kredileri ise oldukça farklı bir şekilde, 2025 yılında ilimizde düşüş yaşadı. Taşıt kredileri için 238 milyon 175 bin TL araç kredilerine bağlandı.

    TÜKETİCİ VE KMH KREDİLERİN UÇMUŞ DURUMDA AFYON

    İşin en farklı kısmı burası işte. 2025 yılı boyunca tüketici ve KMH kredilerinin rakamı 16 milyar 280 milyon 678 bin TL olarak BDDK kayıtlarında yerini aldı. Aynı kredi kartında olduğu gibi en büyük artış yaklaşık 6 milyar TL ile bu iki grupta meydana geldi. Yani 2024 yılına göre 2025 yılında 6 milyar TL daha fazla tüketici ve KMH kredisi kullanıldı Afyon’da. Sonuç olarak 2025 yılı, bir önceki yıla göre taşıt kredisi hariç diğer bireysel gerçek kişi kredi borçlanmalarının arttığı yıl oldu.

    HADİ İNŞALLAH GELİN BİR DUA BIRAKALIM ŞİMDİ

    Son olarak, tüm bahsettiğimiz bu kalemlerde toplam borç miktarına karşın takipteki alacaklarda tabii ki artış var. Bu rakamları da ilerleyen haftalarda başka bir yazıda anlatalım. Mübarek Ramazan ayında sizleri daha fazla, sonuçta borç olan rakamlara boğmaya gerek yok. Net olarak şunu söyleyebilirim: Afyonkarahisar evet borçlu ama birçok ile göre takibe düşen borç noktasında geride. Bu, doğal olarak ilimiz borcunun arkasında durduğunun mesajını veriyor. Bu tümüyle sevinilecek bir şey değil kesinlikle. Borçtur neticede. İnşallah hiç kimsenin borcunun olmadığı günlere doğru yol almak dileğiyle. Ramazan ayınız tekrar mübarek olsun. Haftaya söz güzel bir konu bulmaya çalışırım.

    Not: Bu yazıdaki veriler BDDK’nın kamuya açık istatistiklerinden derlenmiştir.

  • HADİ BAKALIM AFYON 1402 NEDİR ACABA?

    HADİ BAKALIM AFYON 1402 NEDİR ACABA?

    En son geçtiğimiz hafta yayınlamış olduğumuz “Afyonkarahisar kaç sefer hastaneye gitmiş olabilir ve reçete yazdırmış olabilir” konulu yazımızın yayınlandığı gün çok telefon ve mesaj aldım. Öncelikle bu araştırma dosyası ile göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ediyorum. Son haftalarda en çok okunan ve birçok gruplarda link paylaşımı yapılarak binlerce insana ulaşan bir yazı oldu. Tekrar teşekkürler.

    DEDİLERKİ BİZİ TARUMAR ETTİN

    3 yıldır yazılarımı sürekli takip eden okuyucularımızdan geçtiğimiz hafta yoğunlukta şu mesajı aldım. “Son 3 haftadır yazdığın araştırma yazıları ile bizleri resmen tarumar ettin. Dağıldık, kaldık pek bilmediğimiz ya da gözümüzden kaçan Afyonkarahisar verileriyle, bizleri önümüzdeki hafta bir haftalığına vitesi düşürerek bir dinlendir Allah’ını seversin diyerek telefon açtılar ve mesaj attılar.” İşin aslında bende dinlenmeyi hem de dinlendirmeyi düşünüyordum zaten bu hafta. Biliyorsunuz 2 gün sonra Ramazan ayına başlıyoruz. Allah bu aylara hepimizi tekrar tekrar kavuştursun. Gelin sizlere bu hafta aklınızda kalacağını düşündüğüm değişik ve ilginç bilgilerle Ramazan ayını anlatayım. Allah şimdiden tüm İslam Aleminin Ramazan ayını hayırlı eylesin haydi buyurun lütfen başlayalım.

    9.AY ANLAMINI TAŞIR ASLINDA

    Eski Hicri takvimde 9. Ayın karşılığıdır aslında Ramazan. Miladi takvime göre Eylül ayının karşılığı gibi pratik olarak düşünebilirsiniz. İslam inancımıza göre Kuran-ı Kerimin ilk inmeye başladığı olarak ay olarak kabul edilir. Astrolojik olarak Ay’ın hilal olarak görülmeye başlaması ve bu sürecin 29-30 gün sürmesinin karşılığıdır. Oruç tutmak ve Teravih Namazı maneviyat zenginliğinin karşılığıdır.

    KELİME ANLAMI KURU SICAKTIR

    Etimoloji Bilimine göre yani kelime bilimi esasına göre Ramazan kelimesinin kuru sıcak anlamına gelen RAMAD ve güneşin çok ısıttığı yer anlamını taşıyan RAMDA kelimelerinden türeyerek Ramazan ismini aldığı bilimsel olarak kabul edilmektedir. RAMAZAN kelimesinin Arap yarımadasında ki Ülkelerde Latin alfabesi karşılığı RAMADAN olarak ifade edilir ve yazılır.

    33 YIL OLARAK BİLİNEN DÖNGÜ NEDİR

    Ramazan ayı Hicri takvim esasına göre bir tarihsel döngüye sahiptir. En son Hazreti Ömer’in Halifeliği döneminde düzenlenen Hicri takvim esasına göre düzenlenmiştir. Hicri Takvim bir “AY” takvimi olduğu için bugün kullandığımız Miladi takvime göre bazı aylarda günler 10-11-12 gün daha kısadır. Bunun sonucunda her yıl Ramazan ayı Miladi takvime göre öne kayar ve bu döngü 33 yılda bir ilk noktasına gelir. 33 yıl olarak bilinen döngünün net karşılığı budur.

    2026 YILINDA 1402.Cİ SEFER YAŞANACAK

    Ramazan ayı ve bayramı Hicretin 2. Yılında indirilmiştir ve o günden bugüne kadar 11 ayın sultanı makamıyla İslam Dinine mensup Müslümanlar tarafından huzur içinde yaşanmaktadır. Hicretin 2. yılını Miladi takvime çevirdiğimizde 624 yılına ulaşırsınız. 2026 yılından 624 yılını çıkardığınızda günümüz takvimine göre 2026 Ramazan ayı ve bayramının 1402. ci kez yaşanacağını ifade edebiliriz.

    1993 DOĞUMLULAR İLK KEZ NEYİ YAŞAYACAK

    Ramazan ayının 33 yıllık döngü mantığına göre 1993 doğumlu olan kişiler Ramazan ayının Şubat ayına gelmesini ilk kez görerek ve hatırlayarak yaşayacaklar. 1993 doğumlu olan nesil ilk kez 2026 Ramazan ayında İLAHİ döngüyü tamamlayacaklar. Bu mantıkla bugün 66 yaşında olanlar ikinci kez 99 yaşında olanlar 3. kez döngüyü tamamlamış olacaklar. Allah hepimize başta sağlık ve afiyetle en az 3 kez, 33 döngüsünü tamamlamayı ve yaşamayı nasip-kısmet eylesin.

    20226-2027 ŞUBAT AYINDA 2 RAMAZAN

    Miladi takvim esasına göre Şubat ayında başlayacak 2 Ramazan ayı göreceğiz. Bunlardan birincisi 2 gün sonra 19 Şubat 2026 da başlayacak olan Ramazan ayı ve 20 Mart 2026 tarihinde kutlayacağımız Ramazan Bayramı olacak. Aynı aylar takvimine göre 2027 Ramazan ayı 8 Şubat 2027 tarihinde başlayacak ve Ramazan Bayramı 8 Mart 2027 tarihinde kutlanacak.

    EN FARKLI RAMAZAN 2031 YILINDA OLACAK

    Evet Allah hepimize ömür verirse en farklı Ramazan ayı 2031 yılında yaşanacak. Değişen yıl içinde iki döngü birden 2031 yılında yaşanacak. Kısaca 15 Aralık 2031 yılında Ramazan ayı başlayacak ve bir diğer yıl olan 13 Ocak 2032 tarihinde Ramazan Bayramı kutlanacak. 2032 Yılı aynı zamanda aynı yıl içinde bir Ramazan Bayramı ve sonunda Ramazan ayının başladığı yıl olacak. Bu süreç 2030-2033 yılları arasında teorik olarak devam edecek. Ayrıca, 2033 Ramazan Bayramının Ocak ayının ilk günleri olacağını yılbaşı akşamının iftara denk geleceğini Diyanet İşleri Başkanlığının uzun vadeli Dini günler takviminden incelediğimi ve gördüğümü ifade edeyim. En doğru ve net şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı bizlere zamanı gelince açıklayacaktır. Zihninizde farklı bir Ramazan ayı bilgileri ile bilgi donanımınıza bir nebze katkı sağladığımı düşünüyorum. Allah sevabını bana yazsın İnşallah.

    ŞİMDİDEN HAYIRLI OLSUN HEPİMİZE

    Şimdiden tüm okuyucularım ve halkımızın iki gün sonra başlayacak olan Ramazan ayımızı kutluyorum. Cenab-ı Allah hayırlara vesile etsin ve tekrar nasip eylesin İnşallah. Ayrıca, Ülkemiz başta olmak üzere tüm inananlara mağfiret ihsan eylesin. Vatanımızı her türlü kötülükten korusun.

  • Gazete 3 yazdı, Devlet Ana ziyaret etti

    Gazete 3 yazdı, Devlet Ana ziyaret etti

    Aile, 3 Şubat’ta Gazete 3 aracılığıyla Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı’na seslenerek evlerine davet etmişti.

    Bu çağrının ardından Vali Yiğitbaşı, bugün Yapıcı ailesini evlerinde ziyaret etti.

    Ziyarete ilişkin sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Yiğitbaşı, duygularını şu sözlerle dile getirdi:

    “6 Şubat’ın hüznünü yüreklerinde taşıyarak Hatay’dan Afyonkarahisar’a yerleşen Yapıcı ailesinin güzel evlatları Rümeysa ve Raniya; sosyal medya üzerinden paylaştıkları ‘Afyon güzelse sebebi sensin’ pankartıyla bizi hanelerine davet etti. Bu güzel yavrularımıza, ‘Siz çağırırsınız da ben gelmez miyim?’ diyerek misafir olduk. Acıların paylaştıkça azaldığı, sevginin ise paylaştıkça çoğaldığı o samimi sohbetimiz, aramızdaki gönül bağını daha da perçinledi.”

    Samimi bir ortamda gerçekleşen ziyaret, hem Yapıcı ailesi hem de kamuoyu tarafından duygusal anlarla karşılandı.

    Ziyaret, devletin depremzede vatandaşlarla kurduğu gönül bağının ve dayanışma ruhunun güçlü bir örneği olarak değerlendirildi.

  • O YETKİYİ SİZE AKSAKALLI DEDELER Mİ VERDİ ?  SÖYLEYİN BAKALIM.   

    O YETKİYİ SİZE AKSAKALLI DEDELER Mİ VERDİ ? SÖYLEYİN BAKALIM.  

    KONUYA YAVAŞTAN GİRİŞ YAPALIM

    Manşete bakarak birazcık merak unsuru oluştuğunu biliyorum. Özellikle manşeti çok dikkat çekici seçmemin ana sebebi daha çok okuyucu kişiye ulaşarak az sonra bahsedeceğimiz konuda farkındalık oluşmasına katkı sağlamak. Manşetin konusunu açtıkça ana konuyu daha iyi anlayacaksınız zaten. Sürücü Ehliyetlerinden bahsediyorum yani Devlet tarafından motorlu araç kullanmamıza izin verilen belgeden bahsediyorum.

    GELELİM AKSAKALLI DEDELER KONUSUNA

    Ehliyet almak için her ay İlimizde yüzlerce insan sürücü kurslarına kaydını yaptırıyor. Bu nokta da eğitim alarak sınava girmek için bir ücret ödüyorlar. Ücretler belirli gelir grubu için basit, belirli gelir gurubu için ağır olmuş olsa da tek amaç ehliyet belgesine sahip olmak. İşte bu nokta da kurslarda verilen müfredat eğitiminin ardından yasal olarak belirlenmiş olan direksiyon eğitimleri başlıyor. Her bir kursa ait olan araçlarda belirli bir saat boyunca direksiyon eğitimi alıyorlar kursiyerler. İşte bu nokta da henüz heyecan ve acemilik faktörü üzerlerinde olan kursiyerlerin en büyük sıkıntısı o anda başlıyor.  Peki, ne derseniz o sıkıntının sebebi hemen cevap vereyim. Acemi şoför sıfatıyla kursiyerler trafikteyken,  kendi ehliyetlerini aynı şekilde böyle bir eğitim ve sınavla değil de; mecazi anlamda bir ifadeyle aksakallı dedelerden aldığını düşünen saygısız sürücüler kursiyerlerin en büyük sıkıntısı.

    SÜRÜCÜ ADAYI ARAÇLARINDA TÜM UYARILAR VAR

    Bakınız şimdi ehliyeti aksakallı dedelerden aldıklarını düşünen arkadaşlar. Devlet direksiyon eğitimi alan kursiyerlerin kullanacağı motorlu araçları yönetmelikler gereği olabildiğince fazla işaretlerle trafiğe çıkarmış. Yasal olarak önünüzde böyle bir araç seyir halindeyken takip mesafeniz sizin hızınızın en az yarısı ve daha fazla olması gerekirken; siz bu kursiyerlerin kullandıkları araçların taa dibine kadar girerek onların heyecanla hata yapmalarına neden sebebiyet veriyorsunuz. Buna hakkınız var mı? Empati yapın sizde öyleydiniz. Aksakallı dedeler vermedi o ehliyeti sizlere. Sizlerde ya kurslardan aldınız ya da daha geçmişte Emniyet Müdürlüğünden aldınız. NOKTA…

    ÖZELLİKLE DOLMUŞ ŞÖFÖRLERİMİZE SESLENİYORUM

    Daha yakın zamanda iki gözümün şahit olduğu bir kareye evimin de yakın olduğu Şeyh Şamil Bulvarında denk geldim. Kavşaktan kuralınca çıkan bir sürücü adayı sağ tarafta yol alırken arkasında bir dolmuş kornaya basıyor, dolmuşun mesafesi 1 metre bile değil sürücü kursu aracıyla. Neden kornaya bastı derseniz;  sağ tarafta durakta bekleyen müşteriler var onları alacağı için. 30 saniye geç al cezamı yersin sevgili dolmuş şoförü kardeşim.  O esnada acemi sürücü adayı o çaldığın korna ile aracı stop ettirse sende o kadar yakın mesafeden vursan suçlu sen olacaksın. Sadece siz değil tüm sürücüler lütfen sürücü kursu araçları ile takip mesafenizi koruyun, onları bir heyecanla hataya sevk etmeyin. Bu konuda İlimiz Şoförler Odası Başkanlığı ve Dolmuş Durak Başkanlarını dolmuş şoförlerini bu konuda uyarmaları noktasında okuyucularımız ve kamuoyu yararı adına ricada bulunuyorum.

    ŞİKÂYETÇİ OLANLAR VE SÜRÜCÜ KURSLARINA

    Bilindiği üzere İl Trafik Komisyonu tarafından Afyonkarahisar’da belirlenmiş olan 2 adet sürücü adayı eğitim ve sınav güzergâhı bulunuyor. Bu güzergâhlar resmi bir komisyon tarafından belirlenmiş alanlar. Öyle kafanıza göre belirlenen bir alan değiller. Bu nedenle lütfen özellikle belirli takvimde sınavların yapıldığı günlerde evlerimizin önü kalabalık oluyor, yok orada dubalar sürekli sabit duruyor, rahatsız oluyoruz ya da şikâyetçiyiz gibi toplumsal saygı dışında bir bakışa kapılmayın. Öte yanda Sürücü Kursları hocalarının kursiyerlere en fazla sınavda başarısız olma ve sınav geçememe hataları şu bölümlerde gerçekleşiyor;  sınav zamanına kadar imkânınız varsa yakınlarınızın araçlarında onların gözetiminde şu parkurları daha fazla pratik yaparak ilerletin demeleri daha iyi olacaktır. Birinci sınavdan kalsın, nede olsa ikinci hakları var diyerek; kursiyerlerin özgüvenlerinin kırılmasına ve maddi anlamda ek bir yük bindirilmesine pek müsaade etmesinler lütfen. Ayrıca her gün yüzlerce yeni motorlu aracın trafiğe dâhil olduğu bir Ülke de, 16-17 saat direksiyon dersi bence çok az bu konu tekrar Bakanlık tarafından masaya yatırılmalı.

    KURSİYERLERİN VALİ HANIMDAN ÖZEL RİCALARI VAR

    Bu yazı dosyasını araştırma safhasında 10 dan fazla sürücü adayı kursiyer ile görüştüm. Genel olarak üzerlerindeki en büyük sorun etkeni, sınavlarda 2 kişilik sınav komisyonu üyeleriyle araca bindiklerinde kendilerini saran ve üstesinden gelemedikleri heyecan. Kursiyerler bu nokta da, bizleri içten ve candan anlayacağına inanıyoruz dedikleri; Afyonkarahisar Valisi Kübra Güran Yiğitbaşına bir ricalarını benden iletmemi istediler. Kursiyerler, Vali Hanımdan, Afyonkarahisar İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Miraç Sünnetçi ile görüşerek komisyon üyelerinin sınav başlamadan önce kursiyerleri heyecanlanmama konusunda daha fazla telkin ve rahatlatmaları noktasında ilgili şube müdürlüğü ile görüşerek destek olması ricasında bulunuyorlar. Merak etmeyin kursiyer arkadaşlar, Vali Hanım ricanızı mutlaka sayfamız aracılığıyla duyacaktır ve talebinizi sizler için değerlendirecektir.

    SON RİCAMIZDA İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜNDEN

    Öte yanda bu konuda yaptığım araştırmada, AB Ülkeleri ve ABD de yapılan sürücü sınavlarında en büyük dikkat edilen faktörün akan trafikteki dikkatli sürüş ve direksiyon hâkimiyeti becerisi üzerine kurulu olduğunu gördüm. Bizim direksiyon sınav sistemimizde belirlenen kuralların çoğundan geçilip sadece paralel parkta, ya da normal park hatası gibi maddelerden sınavda öğrenci bırakılmamalı diye düşünüyorum. Park etme becerisi tüm direksiyon eğitimlerinin verildiği 16 saatlik bir eğitimle değil sürekli olarak kullanımla pekişecek bir beceridir sonuçta. Özellikle paralel parkı 20 yıldır araç kullanan bir insanın bile hatasız kolay kolay geçeceğini sanmıyorum. Bu noktada İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz, İlimiz nezdinde, Ülke geneli Sınav Yönetmeliği değerlendirilmesi açısından böyle bir talep olduğunu, Bakanlığın ilgili Genel Müdürlüğü ile paylaşırlarsa ayrıca mutlu oluruz.

  • OSMANLI OLSAYDI DOLAR KURU OLMAZMIŞ; İYİ Mİ! BUYRUN HEP BİRLİKTE HİKAYE’YE

    OSMANLI OLSAYDI DOLAR KURU OLMAZMIŞ; İYİ Mİ! BUYRUN HEP BİRLİKTE HİKAYE’YE

    Bu yazıyı pas geçmeyin lütfen mutlaka sonuna kadar okuyun ve whatsapp hatlarınızdan linki eş ve dostlarınızla paylaşarak daha çok kişiye ulaşmasını sağlayın. Bu yazıyla bilgisel toplumsal dokumuzun nerelere doğru eksi yönde hareket ettiğine sizlerin şahitlik yapmasını istiyorum çünkü. Toplum olarak, okumaktan ve araştırmaktan uzaklaşıp, reels videolarına ne kadar yoğunlaşırsak sanal medya bilgini olduğumuzu sanıyor, balon patlatma oyunları ve boş vakit kaybı ile internet icatlarına takılıyoruz. Aslında gerçek anlamda bilgisiz bir toplum olabilme yönünde ciddi adımlarla ilerliyoruz.

    BEN O ESNADA ŞOK; BİLDİĞİNİZ GİBİ DEĞİL!

    Baya bir zaman önce bir dostun işyerinde 4 kişi oturuyoruz. Sohbet ortamında tanıştığımız 65 ya da biraz üstünde bir usta abimiz döviz kurları niye böyle konusunun tam ortasında “Osmanlı olsaydı, dolar kuru olmazdı; ne güzel dirhem varmış, Osmanlı dizilerinde görüyoruz demez mi?”  Ben o esnada şok geçirdim. Ata Demirer misali içimden “eyva eyva” dedim. Hemen ardından usta böylemi inanıyorsun gerçekten diye sordum kendisine; evet sonuna kadar öyle diye cevap verdi. Ardından, Babanız kaç yaşında dedim. Vefat etti 1935 doğumluydu dedi bana. Keşke yaşarken kendisine aklınıza gelip de bu dediğinizi söyleseydiniz gerçek cevabı verirdi size diye cevap verdim. Ortam birden buz kesti. Üçerden toplam 6 göz bana baktı kaldı. Benim elimde kahve fincanı bende öyle kaldım.

    BİR ANDA NASIL KIZDI BANA BİR GÖRSENİZ

    Ardından bir anda kızdı bana usta. Baktım gözler yerinden fırlayacak. Cahil miyim ben dedi. Bunumu söylüyorsun bana diyerek devam etti. Rahmetli babam ilkokul mezunu çiftçilik yapan bir insandı. Sağ olsun beni okutabildiği kadar okuttu. Afyon Şeker Fabrikasından makine ustası olan emekli bir insanım diye cevap verdi. Ardından siz ecdadımızı bizlere anlatan Osmanlı dizilerine takmışsınız herhalde. Bizlere geçmişi anlatıyor; ne var bunda. Ben sadece bir yorum yaptım biraz önce dedi. Baktım bana hiddetlenmeye başladı. Bende ardından bir sakinleş usta dedim. Bak dedim benim yanı başımda da Osmanlı dizileri hayranı bir kayınpederim var oda senin gibi hayran, soluksuz izliyor dedim bu tür dizileri. Sizlere bir şeyleri anlatma konusunda şerbetliyim ben dedim. Ardından eyvallah tamam buyur dinliyorum dedi, bende anlatmaya başladım.

    BAHSETTİĞİM NESİL İLE ÂŞIK ATMAYALIM DEDİM

    Babanızın da dâhil olduğu 1920-1940 doğumlu nesil var ya dedim, bizler kesinlikle o nesil ile âşık atmayalım diye başladım cümleme. Ardından şöyle devam ettim. Çünkü o nesil imkânsızlıklar içinde hep okudu. Ne geçerse ellerine okudu ve ciddi anlamda bilge bir toplum oldular dedim. Eğer kendisi gerçekten yaşasaydı bugün sizin Osmanlı olsaydı dolar kuru olmazdı sözünüze gülerdi bu söyleminiz için dedim. Neden dedi? O nesil ne biliyormuş o kadar yoksulluk ve imkânsızlıklar içinde dedi? O nesil bugün senin, benim ve bugünün gençlerinin bilmediği birçok temeli biliyordu dedim. Onların tek çaresi okumaktı, Cumhuriyetin en önemli ve değerli 3 kuşağıydı onlar dedim ve devam ettim.

    BAK USTA BU KISMI İYİ DİNLE DEDİM

    Bahsettiğimiz neslin çocukluk ve gençlik dönemlerinde sadece Radyoları vardı oda her evde yoktu. Televizyonun evlerine gelmesine daha 30 yıl vardı. En yaşlısı en erken 50 yaşında, en genci daha 30 lu yaşların sonuna doğru ilk çıkan siyah beyaz televizyona ardından renkli televizyona sahip oldular. O yaşlarına kadar geriye tek kalan gazeteler, mecmualar ve kitaplardı. Onlarda mum ışığında buldukları her bir basılmış eseri, çocukları da aynı mum ışığında okuma yazmayı geliştirmekle uğraştılar ve bıkmadan okudular dedim. Bugün hala 1920-1940 neslinin doluluk ve bilgeliği üzerine birçok üniversitede tez ve araştırma konuları yapılıyor dedim. Ardından sakinleşerek; evet haklısın rahmetli babam da gerçekten çok bilirdi, anacığımda öyleydi dedi. Ben cümleye başladığımda sonuna kadar parlamayıp bir dinleseler bu amcalar daha iyi olacakta; bana hep böyleler denk geliyor şansıma. Tipimden mi kaynaklı yoksa ses tonumdan mı bilemedim ben. Aslında onlarla aynı gemideyim.

    LAKİN BU DİZİLERİN BAŞINDA BİR İFADE YER ALIR

    Benim yetişmem gereken bir yer olduğu için sohbet o esnada bitti. Müsaade isterken; devam etseydin bir yere bağlamadan gidiyorsun dedi bana usta. Bende bağlayacağım usta haberin olacak merak etme dedim ve oradan ayrıldım. Şimdi buradan bağlamaya başlayalım. Her Osmanlı Dizisi başında ekrana verilen “bu dizideki hikâyeler ve karakterler tarihten ilham alınarak kurgulanmıştır” ibaresi yer alır. Bundaki amaç dizinin uzun soluklu devam etmesi üzerine kurulu senaryosal konu artırımı yapılmasının bir göstergesidir. Bu noktada yapımcı, senarist ve yayıncı tv kuruluşu hayali kurguları beyan eder. Bu doğrultuda bazı bilgileri kendi zihninizde yanlış yorumlamadan ya da kendini fazlasıyla inandırmamanız gerekir dizilere. Unutmayın en doğru bilgiler güvenirliği olan tarih kitapları ve varlığıyla onur duyduğumuz ve sahibi olduğumuz ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığına bağlı birim olan Osmanlı Devlet Arşivleridir.

    GELELİM SEVGİLİ USTANIN DİRHEM KONUSUNA

    Gelelim ifade ettiğin DİRHEM konusuna. Sohbette belirtmiş olduğun “Osmanlı olsaydı, dolar kuru olmazdı; ne güzel dirhem varmış” konusu diye bir yorum tümüyle bilgisizlik ürünün bir söylem ve düşüncesidir. Çünkü Dirhem Osmanlı’nın para birimi değil ölçü birimiydi. “400 Okka, 1 Dirhem” deyimi bunun karşılığıdır. İslam hukukunda gümüş sikkelere ayrıca dirhem denirdi oda gramının sabit olmasıyla eş değerdi. Bugün nasıl bir bebek altını ya da gram altın aynı gramdaysa dirhemi oluşturan gümüşün gramı da sabitti. Gerçek şu ki dirhem yoğunlukta bir ölçü birimiydi. İşte sevgili usta babanız yaşasaydı bilir di dediğim; babanızın dirhemin ölçü birimi olduğunu bilmesiydi dediğim.

    YAZIYI ŞÖYLE NOKTALANDIRALIM

    Osmanlının ilk parası “akçe” adını taşıyordu. 1688 yılına kadar akçe sistemi kesintisiz devam etti. 1844 yılından, 1923 e kadar Osmanlı Para Birimi olan “Osmanlı Lirası” vardı, “mecidiye, guruş ve para” Osmanlı lirasının alt para birimleriydi. Dünya’da ölçü birimiyle karşılaştırılan ya da değer biçtirilen bir döviz kuru sistemi yok. Yani 0.1 gram altın ya da gümüş karşılığı 1 Dolar diye tabir yoktur. Aynı şekilde dirhemde olmayacağı gibi. Son olarak 1840 yılından itibaren Osmanlı dış ticarette Dolar kullanmaya başlamıştır sevgili usta. Bir Dolar ise 0.222 Osmanlı Lirasına denk geliyordu. Onun için kitaplara dönmeliyiz acil olarak. Yoksa hızla cahilleşeceğiz hep birlikte.