Dünyanın önde gelen teknoloji ve yapay zeka etkinlik ağlarından biri olan GITEX kapsamında Türkiye’de ilk kez düzenlenen GITEX Ai Türkiye, teknoloji dünyasını buluşturdu.
Anadolu Ajansının (AA) global iletişim ortağı olduğu, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisinin ev sahipliğinde ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının stratejik ortaklığında düzenlenen GITEX Ai Türkiye’de yükselen girişimler, yatırımcılar ve teknoloji devleri, yeni pazarlara açılmak, işbirlikleri geliştirmek ve yatırım fırsatlarını değerlendirmek üzere bir araya geldi.
Google Cloud, HPE, NVIDIA, ASUS, Dell Technologies, Huawei, SAP ve TrendAI gibi küresel teknoloji devlerinin de katıldığı etkinlik boyunca Türkiye’nin unicorn ve büyüme aşamasındaki şirketlerini uluslararası pazarlara taşımayı hedefleyen Turcorn 100 Programı kapsamındaki 24 şirket de organizasyonda ürün, yetenek ve kapasitelerini sergiledi.
Secunnix Siber Teknoloji Hizmetleri de etkinlikte siber tehditlere karşı geliştirdiği yenilikçi teknolojilerle birey ve kurumların dijital varlıklarını korumaya, tehditleri tespit edip önlemeye ve bunlara hızlı müdahale etmeye yönelik siber güvenlik çözümlerini ziyaretçilere tanıttı.
Şirketin Genel Müdürü Taha Çiftçi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, siber güvenlik alanının, Türkiye’nin tam bağımsızlık idealini yansıtabilen en önemli ve kıymetli alanlardan biri olduğunu söyledi.
Geçmişte milyonlarca cihazın siber güvenlik açıkları nedeniyle olumsuz etkilendiği çok sayıda olay yaşandığına dikkati çeken Çiftçi, konuya dikkati şu sözlerle çekti:
“Örneğin, bir yazılım güncelleme hatasından dolayı havalimanlarında sistemler durdu, uçuşlar yapılmadı, finans sistemi çöktü… Bu sıkıntıların dünyanın her yerinde yaşandığı dönemlere şahitlik ettik. Yine bildiğiniz üzere bir ülkenin telsiz hatasından, telsizle alakalı yapılan bir tedarik zinciri sorunundan dolayı ne gibi zafiyetlere uğradığına tanık olduk. Bu hadiseler siber güvenlik alanındaki çalışmaların ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Tüm bu nedenlerden ötürü Secunnix olarak ürünlerimizin ekosistemini hem yerli bir yapıda tutuyoruz hem de yerli teknolojimizi mühendislerimizle geliştirdiğimiz bir modelle çalışıyoruz. Bu sayede tam bağımsızlığa kavuşacağımıza inanıyoruz.”
Siber tehditlere karşı “siber kubbe”
Taha Çiftçi, Türkiye’nin siber güvenlik alanındaki bağımsızlığını ve yerli ekosistemini güçlendirmeyi hedefleyen yapıyı “siber kubbe” olarak gördüklerini belirterek, Secunnix olarak geliştirdikleri RASAT EDR ve PaaP (Pentest as a Project) ürünlerini de bu yapının temel taşlarından biri olarak değerlendirdiklerini dile getirdi.
Çiftçi, yapay zeka destekli Pentest as a Project ürününün, kurumların siber varlıklarını dışarıdan analiz ederek olası güvenlik zafiyetlerini tespit ettiğini, bu zafiyetleri yapay zeka desteğiyle sürekli gözlemleyip değerlendirdiğini ve kamuoyuna açıklanmadan ilgili kurumla güvenli şekilde paylaşılmasını sağladığını ifade etti.
“Kızılelma” olarak gördükleri ve RASAT adını verdikleri Uç Nokta Tespit ve Müdahale (EDR) projelerine ilişkin ise Çiftçi, şöyle konuştu:
“Daha önce bahsettiğim birkaç yıl önce tüm dünyada sistemlerin durduğu, havalimanların çalışmadığı, uçuşların yapılmadığı ve dünyaya yazılım güncelleme hatası olarak lanse edilen sorunlara karşı çözüm olarak mühendislerimizle geliştirilen bir proje. Sektörde iyi bir noktaya geleceğini düşündüğümüz bir ürünümüz. Bunu en yakın zamanda sektöre kazandırıp hem Türkiye’de, hem yerli ekosistemde kullanıma sunmayı, hem de dışarıda siber güvenlik anlamında Türkiye’nin adını duymayı hedefliyoruz.”
Çiftçi, Türkiye’nin siber güvenlik alanında kendi kendine yetebilecek yüksek bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayarak, doğru yatırımlarla bu alanda bağımsızlığın güçlendirilebileceğini, üretilecek katma değerle hem ekonomiye katkı sağlanabileceğini hem de küresel ölçekte rekabet gücünün artırılabileceğini kaydetti.>>>AA
Dijitalleşmeyle daha görünür hale gelen LGBT ve cinsiyet kimliği tartışmaları, çocukların kimlik gelişiminin yanı sıra aile içindeki kadın ve erkek rolleri, annelik, babalık ve akrabalık ilişkileri üzerindeki olası etkileriyle de gündeme geliyor.
Sosyal medya algoritmalarının çocukların karşılaştığı içeriklerin belirlenmesinde giderek daha fazla rol üstlenmesi ise ebeveynlerin çocuklarının dijital dünyayla ilişkisini takip etmesini zorlaştırıyor.
LGBT ve cinsiyet kimliğine ilişkin dijital içeriklerin çocuklar üzerindeki olası etkilerini AA muhabirine değerlendiren Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Bilişim Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şevki Işıklı, geçmişte ebeveynlerin çocukların izlediği ekranı kontrol ederek karşılaştıkları içerikleri daha kolay takip edebildiğini ancak dijitalleşmeyle birlikte enformasyon akışının ve buna bağlı risklerin arttığını belirtti.
Algoritmaların çocukların ilgi duyduğu, konuştuğu ve aradığı konulara ilişkin verileri kullanarak içerik sunduğunu anlatan Işıklı, çocukların cinsiyet kimliği ve rollerine ilişkin yaşlarına uygun şekilde bilgilendirilmesinde sakınca olmadığını, asıl meselenin “bilgilendirme” ile “yönlendirme” arasındaki ayrım olduğunu ifade etti.
Işıklı, “LGBT kavramları ve cinsiyet kavramlarıyla ilgili çocukların erken yaşta bu kadar çok içeriğe maruz kalması, çeşitli değişikliklere yol açacak. Bu kontrolün bir kısmını şu anda algoritmalar üstleniyor. Çocuklar kendinden önceki nesillerin yaşamadığı tarzda bir cinsiyet kimliği krizine maruz kalabilirler hatta kalıyorlar. Çünkü çok fazla içeriğe maruz kalıyorlar. Ekosistemde yabancı unsurlar, anne babalarının sahip olmadığı şeyler var. Erken yaşta maruz kalmanın birtakım riskleri var. Çocuklarda erken kimliklendirme, erken cinsiyet kimliği edinme sürecine sokabilir. Bu yüzden ebeveynlerin bunu takip etmeleri gerekir. Sadece cinsiyetin erken kimliklendirme sürecine girmesi, çocuğu henüz hazır olmadığı bir konuda zihinsel ve psikolojik bir gerilime sokabilir. Kadın ve erkek rolleri şeklindeki geleneksel cinsiyet ayrımını çocuğun zihninde tartışmalı hale getirebilir.”
“Kararlarını LGBT’den yana pozitif bir ayrımcılık olarak kullanmaları gerektiği mesajı veriliyor”
Çocukların farklı dönemlerde farklı şeyler düşünebileceğini ve yeni şeyler deneyebileceğini belirten Işıklı, cinsiyet kimliğini keşfetme sürecinde internet, sosyal medya ya da teknoloji destekli diğer kanallardan tek yönlü enformasyon gelmesinin çocuğu tek bir alana kaydırabileceğini söyledi.
Işıklı, şunları kaydetti:
“Özellikle Batı, Amerika kaynaklı dijital platformlarda LGBT konusunda pozitif bir ayrımcılık, bir sponsorluk ya da öne çıkartma olduğunu çok net görebiliyoruz. Bu Netflix’le başlamıştı ama şimdi Hollywood filmleri ve diğer sinema sektörünün tümünde görebiliyoruz. Hepsinde LGBT ile ilgili bir mesaj var. Halbuki en yaygın olan toplumda insanların sadece yüzde 3,5’i LGBT’li üyeler. Fakat sanki bu en temel sorunmuş ve en öncelikli insan hakkıymış gibi öne çıkartıp çocukların henüz yetişkin olmadan bu konuda bir tercih yapmaları yahut da kararlarını LGBT’den yana pozitif bir ayrımcılık olarak kullanmaları gerektiği mesajı veriliyor.”
Bilim ve teknolojideki gelişmelerin de cinsiyet, aile ve toplumsal ilişkiler üzerindeki etkisine değinen Işıklı, gen makaslama ve sentetik biyoloji gibi teknolojilerin hızla geliştiğini, bu gelişmelerle çocuğun cinsiyetinin ve bazı genetik özelliklerinin doğumdan önce belirlenebilir hale geldiğini anlattı.
Işıklı, “Şu anki toplumumuzun, ahlakın, medeniyetimizin tümü her noktada cinsiyetle ilgili normlar, kurallar, yasalar, kriterler ve kavramlar içeriyor. Siz cinsiyetsizleşme gibi ya da çoklu cinsiyetler gibi yahut da akışkan cinsiyetler gibi bütün bunları içine alacak tasarım bebek gibi bir teknolojik trende girerseniz, bu teknolojik trend içinde sizin geleneksel yaşam tarzınızdan, ahlakınızdan, edebiyatınızdan, bilim ve inançlarınızdan geriye bir şey kalmaz. Buna karar vermek zorundayız.” değerlendirmesinde bulundu.
Ebeveynlerin çocuklarının dijital ortamda karşılaştığı içeriklerden haberdar olması ve onlarla aktif iletişim kurması gerektiğini belirten Işıklı, bu süreçle ebeveynlerin tek başına başa çıkamayacağını, büyük teknoloji şirketleri, bilimsel fon kuruluşları ve bilim politikalarıyla eş güdüm içinde hareket edilmesi gerektiğini belirtti.>>>AA
ABD/İsrail-İran savaşının enerji piyasalarında oluşturduğu arz ve fiyat şoku, enerji ithalatına bağımlı Avrupa ve Asya ülkelerinde enerji arz güvenliğine yönelik politikaları yeniden şekillendirirken, bu ülkelerde yenilenebilir enerji ve depolama yatırımlarının stratejik önemini artırıyor.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, özellikle petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) sevkiyatlarının önemli bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki kesintiler, fosil yakıt ithalatına bağımlı ekonomilerin jeopolitik risklere karşı kırılganlığını yeniden ortaya koydu.
Doğal gaz fiyatı, savaş öncesi dönem olan 27 Şubat’ta megavatsaat başına 31,96 avrodan işlem görürken, 11 Eylül’de megavatsaat başına 80,82 avroyla en yüksek seviyeye çıktı.
Brent petrolün varil fiyatı ise 27 Şubat’ta 76,3 dolarken, 30 Nisan’da 126,41 dolara kadar yükseldi. Batı Teksas türü (WTI) ham petrol ise 7 Nisan’da 117,63 doları gördü. 11 Eylül’de Brent petrolün varili 105,62 dolardan, WTI 100,87 dolardan işlem gördü.
Enerji fiyatlarındaki artış fosil yakıtlardan uzaklaşmak isteyen ve enerji arzını çeşitlendirmek isteyen ülkelerde yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımların hızlandırılması yönündeki politikaları güçlendirdi. Savaşın uzun vadede özellikle fosil yakıt ithalatçısı ülkelerde yenilenebilir enerji, depolama ve elektrifikasyon yatırımlarının ekonomik ve stratejik cazibesini giderek artırması bekleniyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) verilerine göre, savaşın enerji piyasaları üzerindeki etkilerine karşı ülkelerin aldığı politika tedbirleri arasında yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması ve enerji verimliliğinin geliştirilmesi öne çıkıyor.
Avrupa’da enerji dönüşümü hızlanıyor
Avrupa, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında doğal gaz tedarikinde yaşadığı şokun ardından ABD/İsrail-İran savaşıyla enerji güvenliğinde yeni bir döneme girdi. Orta Doğu’daki çatışmanın Avrupa’nın petrol ve gaz piyasalarına yönelik baskıyı artırması, kıtanın ithal fosil yakıtlara bağımlılığını azaltma politikalarını yeniden gündeme taşıdı.
Avrupa Yatırım Bankası (EIB), temiz enerji dönüşümünün Avrupa’nın enerji ithalatına bağımlılığını azaltarak küresel enerji şoklarına karşı ekonominin dayanıklılığını artırdığını belirtti.
Bu dönüşümün etkisi elektrik üretiminde de görülüyor. Avrupa’da bu yılın ilk yarısında 8,8 gigavat yeni rüzgar enerjisi kapasitesi devreye alındı. Brüksel merkezli WindEurope derneğinin verilerine göre, bu kapasite geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 33 artışa işaret ediyor.
Yeni kapasite artışında Almanya’daki kurulumlar ve deniz üstü rüzgar projelerinin şebekeye bağlanması etkili oldu. Almanya’da yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik tüketimindeki payı yılın ilk yarısında yüzde 58 ile rekor seviyeye ulaştı.
İngiltere’de de rüzgar enerjisindeki artış, savaşın enerji piyasaları üzerindeki etkilerinin hafifletilmesine katkı sağladı. Ülkede yılın ilk çeyreğinde rüzgardan elektrik üretimi yıllık bazda yüzde 31 artarken, rüzgar santrallerinin elektrik üretimindeki payı yüzde 42’ye yükseldi. Artan rüzgar enerjisi üretimi sayesinde elektrik şirketleri gaz santrallerinin kullanımını azalttı.
Yükselen enerji fiyatları, tüketicileri, elektrik faturalarını düşürmenin yanı sıra enerji piyasalarındaki oynaklıktan korunmak amacıyla kendi elektriklerini üretmeye de yöneltti. Orta Doğu’da devam eden savaş süresince Avrupa’da özellikle çatı tipi güneş enerjisine yönelik ilginin artması dikkati çekti.
Çatı tipi güneş enerjisi, büyük ölçekli santrallere kıyasla daha kısa sürede kurulabilmesi ve tüketim noktalarında elektrik üretimine olanak sağlaması nedeniyle enerji krizleri sırasında stratejik bir seçenek olarak öne çıkıyor.
Avrupa’da enerji güvenliği tartışmasının giderek daha fazla elektrifikasyon, enerji depolama, şebeke yatırımları ve yenilenebilir enerji ekseninde şekillenmesi bekleniyor.
Asya’da enerji güvenliği için depolama projeleri öne çıkıyor
ABD/İsrail-İran savaşı, enerji ithalatına yüksek ölçüde bağımlı Asya ülkelerinde enerji arz güvenliğini güçlendirme ve kaynak çeşitlendirme politikalarını öne çıkarırken, güneş ve rüzgar enerjisi ile enerji depolama yatırımlarının stratejik önemini artırdı.
Hindistan Yeni ve Yenilenebilir Enerji Bakanlığı, yenilenebilir kaynakların elektrik sistemine daha fazla entegre edilmesi için enerji depolama yatırımlarını artırıyor. Bakanlık, 2032’ye kadar ülkenin enerji depolama ihtiyacının 411,4 gigavatsaat seviyesine ulaşacağını öngörüyor. Hindistan Merkezi Elektrik Kurumu da güneş enerjisi projelerinde enerji depolama sistemlerinin birlikte kurulmasını tavsiye ediyor.
Güney Kore, yenilenebilir enerji kapasitesini artırırken elektrik şebekesini güçlendirmeye odaklanıyor. Ülke, 2030’a kadar 100 gigavat yenilenebilir enerji kapasitesine ulaşmayı ve artan yenilenebilir üretimin sisteme entegrasyonu için şebeke altyapısını geliştirmeyi hedefliyor.
Filipinler Enerji Bakanlığı, 2035’e kadar 25 gigavatlık ek yenilenebilir enerji kapasitesi hedefliyor. Bakanlığın Elektrik Enerjisi Gelişim Planı’nda yenilenebilir kaynakların elektrik üretimindeki payının 2030’da yüzde 35, 2040’ta yüzde 50 olması öngörülüyor. Bakanlık ayrıca bu yıl yenilenebilir enerji ve enerji depolama projelerinden toplam 1471 megavatlık kapasitenin şebekeye dahil edilmesini planlıyor.
Tayland’da ise enerji sisteminin doğal gaza yüksek bağımlılığı, güneş ve diğer yenilenebilir kaynakların geliştirilmesini enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi açısından önemli hale getiriyor. Çin’de enerji güvenliği ile yeni enerji sisteminin geliştirilmesi birlikte ele alınırken, güneş ve rüzgar enerjisi, enerji depolama ve elektrik şebekelerine yönelik yatırımlar enerji dönüşümünün temel unsurları arasında yer alıyor.
Asya ve Avrupa’daki gelişmeler, yenilenebilir enerji yatırımlarının yalnızca emisyon azaltımı ve iklim hedefleriyle değil, enerji arz güvenliği, dışa bağımlılığın azaltılması ve fiyat dalgalanmalarına karşı dayanıklılığın artırılmasıyla da ilişkilendirildiğini gösteriyor.>>>AA
Uraloğlu, yazılı açıklamasında, İstanbul Havalimanı’nın 110’un üzerinde hava yolu işbirliğiyle, 340’tan fazla destinasyona bağlantı sağladığını aktardı.
Havalimanının, halihazırda kuzey-güney doğrultusunda uzanan 3 ana ve 2 yedek olmak üzere, toplam 5 pistle hizmet verdiğini belirten Uraloğlu, “İstanbul Havalimanı’nın 4. ana pistini, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle 18 Eylül’de hizmete açacağız. 4. ana pistimizin devreye alınmasıyla, toplam pist sayımızı 6’ya çıkaracağız. Yeni pistimiz, aynı zamanda İstanbul Havalimanı’nın ilk Doğu-Batı yönlü pisti olacak. Doğu-Batı ekseninde inşa edilen yeni beton pist, 2 bin 820 metre uzunluğunda ve 45 metre genişliğinde.” ifadelerini kullandı.
Taksi ve havada kalış süreleri kısalacak
Uraloğlu, yeni pistin uçuş operasyonlarına sağlayacağı katkıya dikkati çekerek, şu bilgileri paylaştı:
“Özellikle iç hat uçuşları ve Doğu yönlü rotalarda, taksi süreleri ile havada kalış sürelerini kısaltacağız. Böylece, yakıt ve zamandan tasarruf sağlayacağız. Yeni pist, farklı hava koşullarında operasyonların daha etkin yürütülmesine de katkı sağlayacak. Doğu-Batı eksenindeki yeni pistimizle, olumsuz hava koşullarında dahi operasyonel çeşitliliği artıracağız. İniş-kalkış emniyet marjını ve zamanında kalkış oranlarını da azami düzeye çıkaracağız.”
İstanbul Havalimanı’nın operasyonel gücü artacak
Nisan 2025’te, Avrupa’da bir ilk olan Üçlü Bağımsız Paralel Pist Operasyonu’nun İstanbul Havalimanı’nda hayata geçirildiğini anımsatan Uraloğlu, 4. ana pistin hizmete alınmasıyla, havalimanının operasyonel kapasitesinin, verimliliğinin ve esnekliğinin daha da güçleneceğini vurguladı.
Uraloğlu, yeni pistin hangar alanlarına yakın konumuyla, genel havacılık operasyonlarının daha hızlı ve bağımsız yürütülmesine de imkan sağlayacağına işaret ederek, “Doğu-batı eksenli yeni pistimiz, yan rüzgar koşullarında güvenli operasyonlara katkı sunarken dörtlü pist işletmeciliği hedefimize de güç katacak.” değerlendirmesinde bulundu.>>>AA
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, çocukluk döneminde temelleri atılan kimlik gelişiminin ergenlik döneminde belirginleştiğini ifade etti.
Cinsel kimliğin yanı sıra etnik, sosyal, kültürel ve dini kimliklerin de ergenlik döneminde şekillenmeye başladığını belirten Tarhan, çocuğun gelişen ruhunun bu süreçte çevresel etkilerle daha fazla karşı karşıya kaldığını kaydetti.
Tarhan, “biyolojik cinsiyet”, “cinsel yönelim” ve “toplumsal cinsiyet” kavramlarının birbirinden ayrılması gerektiğini dile getirerek, bu konudaki bilimsel ve toplumsal tartışmaların devam ettiğini anlattı.
Polijenik genlere ilişkin hastalıkların olduğuna dikkati çeken Tarhan, şöyle devam etti:
“Hastalık olarak değil ama kimlik olarak böyle bir gen var mı?’ diye araştırılıyor. Bunu doğrulayan bir genetik çalışma bulunamadı. ‘No Gay Gene (Eşcinsel Geni Yok)’ diye 2019’da yabancı bir dergi bunu yayınladı. Burada aslında konu daha net anlaşıldı. Şimdi biyolojik cinsiyette gözümüz doğuştan mavi, yeşil, kahverengiyse genetikte, cinsiyette de öyle. LGBT taraftarları, ‘Üçüncü cinsiyette de eşcinsellikte öyledir.’ diyorlardı. Gözümüzün renginin ne olacağıyla ilgili gen var ama cinsel kimlik, üçüncü cinsiyete ilişkin gen yok. Kadın ve erkekle ilgili gen ve kromozom var. Böylece ‘Doğal bir durumdur. Kadın ve erkek olduğu gibi üçüncü cinsiyetin de geni vardır.’ tezi çürümüş oldu. Bu tez çürüdüğü için daha sonra LGBT’de, özellikle psikiyatride oluşmuş konsensüs dağıldı. Bilimsel temeli kalmadı.”
Prof. Dr. Tarhan, büyümeyle birlikte çocuğun gelişen ruhunun çevrenin etkisine girmeye başladığına dikkati çekerek, “Çocuğun gelişimine uygun dijital içeriklere maruz kalmasını gerekiyor. ‘Sapkın içerik nedir?’ diye düşünürsek, çocuğa zarar veren, gelişimine uygun olmayan içeriktir. İstismarı, zorlamayı, şiddeti, aşağılamayı ve kendine zarar vermeyi normalleştiren içerikler. Çocuklar bunlarla karşı karşıya kalıyor. Şiddeti, aşağılamayı normalleştiriyorsa, bunları gülerek karşılıyorsa çocuk bunu normalleştirir. Normalleştirince bunu doğal kabul eder ve bununla ilgili sınır koyma duygusu gelişmez.” diye konuştu.
Ailelerin çocukların yanlışlarını normalleştirdiklerinin farkına varamamasının çok büyük hata olduğunu belirten Tarhan, buna sessiz kalındığında çocuğun bunun onay anlamında geldiğini düşündüğüne değindi.
Tarhan, çocukların bilgileri anne, baba ve yaşadıkları ortamdan öğrendiklerini vurgulayarak, “Çocuk gelişen ruhunda iyi-kötü, doğru-yanlış, faydalı-faydasız, zararlı-zararsızı, bunun ayrımını anne-babadan modelleyerek öğreniyor. Bu nedenle çocuğu korumak yalnızca ekranın önüne bir engel koymak, kısıtlamak değildir. Çocuğun muhakeme kazanmasını sağlamak, ‘iyi-kötü’, ‘doğru-yanlış’ diye öğretmek gerek.” dedi.
Medya platformlarının pornografiyi eğlence biçimi olarak sunduğunu dile getiren Tarhan, “Pornografi, zorlama, aşağılama gibi görüntülerin, zarar vermeyi, sağlıksız yeme davranışını normal gibi gösteriyorlar. Böyle olunca da çocuk iyi-kötü, doğru-yanlış sınırlarını muhakeme edemiyor, anlayamıyor.” diye konuştu.
Prof. Dr. Tarhan, şunları ifade etti:
“Şu anda LGBT akımının bilimsel temeli kalmamıştır. Tamamen kültürel bir akımdır. Epigenetik mekanizmaları daha önce aile yapıyordu. Şu anda sosyal medya ve dijital platformlar çocuğa kültür aktarımını yapıyor. Eğer bu konuda bir farkındalık geliştirilmezse, özgürlük gibi görüldüğü takdirde çocuk hoşuna giden neyse onu doğru zanneder. Hoşuna giden değil, doğru olan kuralları çocuğa küçük yaştan, özellikle 4-6 yaş arasında verilmesi gerekiyor. Biyolojik cinsiyetiyle barışık olmayan bir çocuk yetiştirirsek o çocuk ileride psikiyatrik hastalık adayıdır.”
Türkiye’de 18 yaşına kadar cinsiyet ameliyatlarının yasaklandığını dile getiren Tarhan, buradaki 18 yaşın bile erken olduğunu kaydetti.
Ergenliğin 22 yaşında bittiğine işaret eden Tarhan, “Cinsiyet değişmiyor. Biyolojik olarak mümkün değil. Mevcut cinsiyet iptal oluyor. Onun için cinsiyet değiştirme ameliyatının adı ‘cinsiyet iptali ameliyatı’ haline getirilmeli. Bu şekilde isim değişikliği yapması lazım. Çünkü mücadele edebilmek için kavramların net olması gerekiyor. Net, kararlı ve bilimsel kanıta dayalı çalışmayı eğitim sistemimize de muhakkak yerleştirmek gerekiyor.” değerlendirmesini yaptı.
Prof. Dr. Tarhan, Avrupa’da bu alanda büyük fon desteği sağlandığına ve çalışmalar yürütüldüğüne değinerek, Türkiye’deki sosyal politikaların bu tehlikeye karşı netleşmesi gerektiğini anlattı.
Batı’da olduğu gibi Türkiye’de de nüfusun durmaya başladığını ifade eden Tarhan, “Bunun sebeplerinden birisi de bu cinsel özgürlük adı altında bizim yani cinsel karmaşaya gençlerimizi sokmamızdır. ‘Evlenmeye gerek var’ duygusunu oluşturmamız buradaki sebeplerden birisidir.” dedi.>>>AA
Lig öncesi kadrosunda geniş çaplı revizyona giden İzmir temsilcisi, 5 maçta 2 beraberlik ve 3 yenilgi alarak 2 puan toplayabildi.
Ligin ilk haftasında deplasmanda Samsunspor ile karşılaşan ve kalesinde gördüğü 3 gole 3 golle karşılık veren Göztepe, ilk iç saha maçında Gençlerbirliği’ne 1-0 mağlup oldu. Sarı-kırmızılılar 3. haftada deplasmanda son şampiyon Galatasaray’a 3-2 yenildi.
İç sahada puan alamadı
Savunma hattındaki oyuncuların sakatlıkları nedeniyle sorunlar yaşayan İzmir temsilcisi, 4. haftada sahasında Gaziantep FK’yi konuk etti.
Karşılaşmanın ilk yarısında kalesinde 4 gol gören sarı-kırmızılı ekip, sahadan 4-2 mağlup ayrıldı. Göztepe ligin 5. haftasında deplasmanda Corendon Alanyaspor ile karşılaştı, Antalya deplasmanında da aradığı galibiyeti bulamadı. Karşılaşmadan 2-2’lik eşitlikle ayrılan takım 5 hafta sonunda hanesine yalnızca 2 puan yazdırabildi.
Galibiyeti bulunmayan tek ekip
Ligde 5 maçta 2 beraberlik ve 3 mağlubiyet yaşayan Göztepe, ligde galibiyeti bulunmayan tek ekip oldu.
Yaz transfer döneminde kadrosunu 9 futbolcuyla güçlendiren sarı-kırmızılılar, yeni transferlerinden beklediği verimi alamadı.
İlk 4 haftada kaleyi koruyan Luka Gugeshashvili, Gaziantep FK maçının ilk 45 dakikasında 4 gol görmesinin ardından oyundan alındı. Karşılaşma esnasında taraftarlarla gerginlik yaşayan Gürcü kaleci, maç sonrasında sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımın ardından yönetim kurulu kararıyla kadro dışı bırakıldı.
Yeni transferlerden Gambiyalı savunma oyuncusu Noah Sonko Sundberg ise sezon öncesinde Trabzonspor ile yapılan özel müsabakada yaşadığı sakatlık nedeniyle lig maçlarında forma giyemedi.
Hücum oyuncularından Armstrong ile Henrique ve sol bek Akonnor daha çok süre alırken diğer yeni transferler çoğunlukla karşılaşmaların ikinci yarısında hamle oyuncusu olarak tercih edildi.
Geçen sezonun en az gol yiyen ikinci takımıydı
Geçen sezonu ligin en az gol yiyen ikinci ekibi olarak tamamlayan sarı-kırmızılılar, bu sezon ise şu ana kadar kalesinde en çok gol gören ekip oldu.
Kalesinde 5 maçta 13 gol gören Göztepe, rakip fileleri 9 kez havalandırdı.
İzmir temsilcisi, ligin 6. haftasında 20 Eylül Pazar günü, Çaykur Rizespor’u konuk edecek.>>>AA
AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, otomotivdeki elektronik kontrol ünitelerinden beyaz eşyalardaki motor sürücülerine, güç kaynaklarından sensörlere, haberleşme altyapılarından kritik savunma sistemlerine kadar, üretimin sürekliliğini doğrudan belirleyen çip tedariki, üretim gücünün, teknolojik liderliğin ve ekonomik güvenliğin temel unsuru olarak görülüyor.
Dünya genelinde son dönemde yaşanan arz sorunlarını, mevcut tasarım ve üretim kabiliyetlerini güçlendirerek ve araştırma kapasitesini artırarak aşmayı planlayan Türkiye, küresel değer zincirinde daha üst basamaklara çıkmak için düğmeye bastı.
Bu kapsamda, 2027-2029 Orta Vadeli Program’da (OVP), teknolojik bağımsızlığın ve ekonomik güvenliğin güçlendirilmesi amacıyla yarı iletkenlerin de aralarında bulunduğu stratejik sektörlerde yerli AR-GE, üretim ve yenilik kapasitesinin artırılması temel hedeflerden biri olarak belirlendi.
Programın “Ekonomik Güvenlik ve Dayanıklılık” başlığı altında, kritik teknolojilerde yerli kapasitenin geliştirilmesine yönelik adımlar arasında çip üretim tesislerinin kurulması da yer aldı.
Bu tesislerle kimlik, pasaport ve endüstriyel uygulamalarda kullanılan çiplerin yurt içinde üretilmesi sağlanacak. Sektörde üretim kapasitesinin yanı sıra AR-GE, tasarım ve ticarileştirme kabiliyetleri de geliştirilecek. Milli projelerle Türkiye’nin küresel çip yarışında öne çıkması sağlanacak.
Eylem planı yolda
İmalat sanayisi, enerji, tarım, sağlık ve ulaştırma sektörlerinde arz güvenliğini güçlendirmek üzere kritik alanlarda teknoloji geliştirilmesi başta olmak üzere yerli üretimi destekleyici eylem planları hazırlanıyor.
Yıl sonuna kadar oluşturulması öngörülen planlar, Ekonomi Koordinasyon Kurulunun değerlendirme ve kararına sunulmak üzere Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına iletilecek.
Eylem planlarıyla ülkenin çip sektöründe tasarım ve AR-GE alanındaki yetkinliği üretim aşamasına da taşınacak. Halen TÜBİTAK BİLGEM ve Yarı İletken Teknolojileri Araştırma Laboratuvarı (YİTAL) aracılığıyla çalışmalar yapılıyor. Böylece mevcut üretim kapasitesinin 250 nanometreden OVP döneminde 110 nanometre seviyesine geçilmesi hedefleniyor.
Kamu desteğiyle çok ortaklı “Ulusal Çip Konsorsiyumu” oluşturulması da planlar arasında bulunuyor. Böylece kademeli olarak çip ekosistemi büyütülerek, yetkinliklerin geliştirilmesi, Türk sanayisinin kritik çip ihtiyacında dışa bağımlılığın ortadan kaldırılması öngörülüyor.
Bu süreçte TÜBİTAK başta olmak üzere ilgili kuruluşlar da teşviklerle süreci destekleyecek. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca devreye alınan HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı imkanları çip atılımında da kullanılacak. 5 milyar dolarlık destek bütçesi ayrılan HIT-Çip çağrısıyla 65 nanometre veya daha ileri teknolojide yıllık en az 1 milyon pul üretimi kapasitesi oluşturulacak.
Türkiye’nin stratejik gündemi
Öte yandan milli işlemci ÇAKIL ve ALP-EREN gibi projelerle açık kaynaklı mimariler üzerinden dışa bağımlılık azaltılarak, güvenli işlemci çekirdekleri oluşturulacak.
Ülkenin güçlü olduğu otomotiv ve beyaz eşya sektörlerinde ise yerli çiplerin kullanım alanlarının nasıl genişletilebileceği araştırılacak.
Türkiye’nin çip gündemi, tek başına bir yatırım başlığı olarak değil, sanayi ve teknoloji dönüşümünün kalıcı eksenlerinden biri olarak ele alınacak. Nitelikli insan kaynağından test ve standart altyapısına, üniversite araştırmalarından sanayi ile kurulan işbirliği ağlarına kadar geniş bir kapasite inşa edilecek.>>>AA
Ligde iki takım arasında daha önce oynanan 14 maçta Fenerbahçe’nin büyük üstünlüğü bulunuyor.
Sarı-lacivertliler, rakibini 12 kez mağlup ederken Gaziantep FK ise 2 müsabakadan galibiyetle ayrıldı. Rekabette beraberlik yaşanmadı.
Söz konusu maçlarda Fenerbahçe’nin 38 golüne, Gaziantep FK 14 golle yanıt verdi.
Gaziantep’teki maçlar
Fenerbahçe, daha önce rakibiyle deplasmanda 7 kez karşılaştı.
Gaziantep’teki maçlarda sarı-lacivertli takım 5 kez sahadan galibiyetle ayrılırken ev sahibi ekip de 2 kez kazanan taraf oldu.
Fenerbahçe, Gaziantep’teki maçlarda 15 kez gol sevinci yaşarken Gaziantep FK ise 8 gol attı.
Fenerbahçe son 12 resmi maçı kazandı
İki takım arasında ligde oynanan son 9 maçı Fenerbahçe kazanırken, sarı-lacivertliler bu süreçteki 3 Türkiye Kupası’nda da rakibine üstünlük kurmayı başardı.
Gaziantep FK, 2021-2022 sezonunun ilk yarısında sahasında oynadığı müsabakadan 3-2’lik galibiyetle ayrılırken bu maçın ardından çıkılan 9’u lig 12 düelloda da Fenerbahçe galibiyete uzanan taraf oldu.
İki takım arasındaki en farklı galibiyeti ise Fenerbahçe, 2019-2020 sezonunun ilk yarısında sahasında 5-0 kazanarak aldı.
Gaziantep FK ise 2020-2021 sezonunda evinde 3-1 kazanarak rakibine karşı en farklı skora imza attı.>>>AA
Yapay zeka şirketi Anthropic’in Üst Yöneticisi (CEO) Dario Amodei, CBS News’e verdiği mülakatta, yapay zeka uzmanlarının son zamanlarda bu teknolojiye ilişkin dile getirdiği endişeler hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Yapay zeka teknolojisinin katlanarak artan hızla geliştiğini belirten Amodei, “İlerlemenin bu kadar hızlı olmasının, gerçekte nasıl bir şey olacağını tam olarak kavrayabildiğimi sanmıyorum.” dedi.
Amodei, bu teknolojinin bu hızda ilerlemesinin sektörün yavaşlaması için uyarı işareti olduğunu ifade ederek, “Bu, bugün paniğe kapılmamız ve her şeyi kapatmamız anlamına gelmiyor.” diye konuştu.
Yapay zekanın gelişim hızına ayak uydurabilecek önlemlere ihtiyaç duyulduğunun altını çizen Amodei, yapay zeka şirketlerinin bir araya gelerek güvenlik standartları belirlemesi ve yapay zekanın piyasaya sürülme hızına yönelik bazı kurallar oluşturulması gerektiğine dikkati çekti.
Amodei ayrıca önlemlerin başarılı olması için sektörün hükümetlerle işbirliği içinde çalışması gerektiğini vurguladı.
Coxon’un istifası
OpenAI ve Anthropic’te son üç yıldır araştırmacı olarak çalışan Jacob Coxon, iki şirketin de yapay zeka konusunda yeterince sorumlu davranmadığını savunarak Anthropic’ten istifa etmişti.
Şirketlerin kendi kendini geliştirebilen yapay zeka sistemleri için kontrolsüz yarış içinde olduğunu ileri süren Coxon, “Bunlar yakında her şeyi hackleyebilecek, herhangi bir alanı bir gecede dönüştürebilecek, gerçek güç ve kaynaklar elde edebilecek insanüstü sistemler haline gelecek.” ifadelerini kullanmıştı.
Coxon ayrıca, yapay zeka modellerini geliştiren sektör çalışanlarının, bu sistemlerin 10 yıl içinde “insanlığı öldürebileceğine” ciddi şekilde inandığını öne sürmüştü.>>>AA
Coxon, BBC’ye verdiği mülakatta konuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Yapay zeka alanındaki hızlı ilerlemenin insanlığın geleceği açısından ciddi riskler oluşturabileceğine dikkati çeken Coxon, sektördeki çalışanların bu durumun olası sonuçlarından gerçekten korktuklarını dile getirdi.
Coxon, yapay zeka alanında çalışanların sektördeki düzenleme çağrıları konusunda ciddi olduklarını vurgulayarak “Kendilerini bir yarışın içinde sıkışmış hissediyorlar ve bu yarışın sonuçlarından korkuyorlar.” dedi.
Yapay zekanın ilerleme hızının yavaşlatılması gerektiğinin altını çizen Coxon, “Mevcut ilerleme hızını yavaşlatmazsak yakın gelecekte hepimizin ölebileceğine dair güçlü bir ihtimal bulunduğuna inanıyorum.” görüşünü paylaştı.
Coxon, bu alandaki ilerlemenin yavaşlatılmasının uluslararası düzeyde ortak hareket edilmesini gerektirdiğine dikkati çekerek, ABD ile Çin arasında koordinasyon sağlanmaması halinde küresel ölçekte yapay zeka yarışının önlenemeyebileceğini savundu.
Öte yandan, Coxon, yapay zekanın hastalıkların tedavisine katkı sağlaması ve insanların yaşamlarını iyileştirmesi gibi önemli faydalar sunabileceğinin altını çizdi.
Yapay zeka şirketi Anthropic’in Üst Yöneticisi (CEO) Dario Amodei de internet sitesinden yayımladığı makalede, yapay zeka sistemlerinin kontrol edilmesine ilişkin endişelerin artmasıyla şirketlere “yapay zeka modellerinin geliştirilme hızını düşürme” çağrısında bulunmuştu.
Tesla ve SpaceX Üst Yöneticisi (CEO) Elon Musk ile ABD merkezli yapay zeka şirketi OpenAI’ın Üst Yöneticisi (CEO) Sam Altman da sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlarda Amodei’ye destek vermişlerdi.
Coxon’un istifası
OpenAI ve Anthropic’te son üç yıldır araştırmacı olarak çalışan Jacob Coxon, iki şirketin de yapay zeka konusunda yeterince sorumlu davranmadığını savunarak Anthropic’ten istifa etmişti.
Şirketlerin kendi kendini geliştirebilen yapay zeka sistemleri için kontrolsüz yarış içinde olduklarını ileri süren Coxon, “Bunlar yakında her şeyi hackleyebilecek, herhangi bir alanı bir gecede dönüştürebilecek, gerçek güç ve kaynaklar elde edebilecek insanüstü sistemler haline gelecek.” ifadelerini kullanmıştı.
Coxon, ayrıca yapay zeka modellerini geliştiren sektör çalışanlarının, bu sistemlerin 10 yıl içinde “insanlığı öldürebileceğine” ciddi şekilde inandıklarını öne sürmüştü.>>>AA
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) öncülüğünde, İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen Texhibition İstanbul fuarını ziyaretine ilişkin NSosyal hesabından paylaşım yaptı.
Güçlü üretim altyapısı ve ihracat kabiliyetiyle tekstil sektörünün Türkiye’nin kalkınmasına, istihdamına ve refahına önemli katkılar sunduğunu belirten Kacır, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Sektörümüzün rekabet gücünü korumak ve küresel pazarlardaki konumunu daha da kuvvetlendirmek amacıyla teşviklerimiz, İstihdamı Koruma Programı’mız ve sunduğumuz finansman imkanlarıyla firmalarımızı destekliyoruz. Küresel ekonomide yaşanan tüm zorluklara rağmen, üreticilerimizin gayreti ve desteklerimizin etkisi ile 2026 yılı başından bu yana emek yoğun sektörlerimiz tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya alanlarında yaklaşık 1,2 milyon istihdamı koruduk. Önümüzdeki dönemde de tekstil sektörümüzün yeşil ve dijital dönüşümünü hızlandıracak, verimliliğini ve teknolojik yetkinliğini artıracak, daha yüksek katma değerli üretim ve ihracat kapasitesini güçlendirecek adımları kararlılıkla hayata geçireceğiz.”
Kacır, üreten, geliştiren ve küresel ölçekte rekabet eden Türkiye için sanayinin dönüşümünü hızlandırmaya, firmaların teknoloji ve AR-GE kabiliyetlerini geliştirmeye ve nitelikli istihdamı güçlendirmeye devam edeceklerini kaydetti.>>>AA
Hazırlanan taslakta satış noktalarından paketlere, kafe ve restoranların açık alanlarından okul ve hastane çevrelerine kadar birçok alanda yeni sınırlamalar öngörülürken, uzun vadeli hedef olarak 1 Ocak 2040’tan itibaren tütün ürünlerinin satışının ve tüketim amacıyla başkalarına sunulmasının yasaklanması da yer alıyor. Taslağın AK Parti Meclis Grubu’nda ekim ayında işlenmesi, kasım ayında Meclis’e taşınması ve bütçe görüşmelerinden önce yasalaştırılması hedefleniyor. Tütün kullanımını azaltmaya yönelik hazırlanan pakette yalnızca satış noktaları değil, kafe ve restoranların açık alanları ile okul, hastane ve parklardaki kullanım da yeniden düzenlenecek.
İŞTE SİGARA YASAKLARIYLA İLGİLİ TÜM DETAYLAR…
Tütün ürünleri kapalı ve dışarıdan görünmeyecek dolaplarda bulundurulacak. Satışlar elektronik sistem üzerinden yaş doğrulaması ile yapılacak.
PAKETLER TEK TİP OLACAK
Paketlerde de değişikliğe gidilecek. Buna göre boyut ve şekiller standartlaştırılacak. Logo ve sembol kullanılmayacak.
TÜKETİMDE ALAN KISITLMASINA GİDİLECEK
Sigaraların tüketilebileceği alanlarda da düzenlemeler yapılacak. Düzenlemeye göre; çocuk parkları, spor alanları, plajlar gibi açık alanlarda sigara içilmeyecek.
RESTORAN VE KAFELERDE DE DÜZENLEME YAPILACAK; OTELLERDE ÖZEL ODALAR TASARLANACAK
Yeme-içme işletmelerinde sadece işletmenin yüzde 10’unu geçmeyen, 20 metrekare büyüklüğünde, dışarıdan görünmeyen ve servis yapılmayan izole alanlarda tüketim yapılacak. Otellerde ise sadece tütün kullananlara ayrılmış özel odalar tasarlanacak.
Okul, hastane, kamu binası ve ibadethanelerin önünde de sigara kullanımına yönelik sınır genişletilecek.
TÜTÜN ÜRÜNLERİNDE HEDEF 2040
1 Ocak 2040’tan itibaren tütün ürünlerinin satılması veya tüketim amacıyla başkalarına sunulması yasaklanacak.
İçinde bulunduğumuz 12 Eylül 2026 Cumartesi günü sıralama turları ve sprint yarışı heyecanı yaşanırken, gözler milli motosikletçimizin derecelerine çevrildi.
San Marino GP Yarış Takvimi ve Yayın Saatleri
İtalya’nın Rimini bölgesinde yer alan 4,23 kilometre uzunluğundaki Uluslararası Misano Marco Simoncelli Pisti’nde koşulacak etabın programı:
Sıralama Turları: 12 Eylül Cumartesi | TSİ 11.50
Sprint Yarışı: 12 Eylül Cumartesi | TSİ 16.00
Ana Yarış: 13 Eylül Pazar | TSİ 15.00 (27 Tur)
Toprak Razgatlıoğlu’nun Sezon Karnesi ve Klasman Durumu
Dünya Superbike Şampiyonası zaferlerinin ardından MotoGP gridine adım atarak tarihi bir başarıya imza atan Toprak Razgatlıoğlu, çaylak sezonunun ilk 13 etabında topladığı 14 puanla genel klasmanda 21. basamakta yer alıyor. Milli pilot, Misano virajlarında puan barajını aşarak çıkış yakalamayı hedefliyor.
MotoGP 2026 Pilotlar Klasmanı Zirve Yarışı
Sezonun 14. ayağı öncesinde şampiyonluk mücadelesinde ilk 5 sıra ve temsilcimizin konumu şu şekilde:
Ongun, araştırmacı yazar İrfan Bülbül’ün “İkinci Dünya Savaşı’nın Sosyal Hayata Olumsuz Etkileri” başlıklı akademik çalışmasında yer alan endeks verilerini baz aldı.
Harp Yılları ile 2019-2026 Döneminin Karşılaştırmalı Zam Tablosu
Makalede yer alan verilere göre, 1938 yılında 100 kabul edilen gıda endeksinin 1944 yılında 1113 seviyesine çıkarak yaklaşık 11 kat arttığını belirten Murat Ongun, temel gıda kalemlerindeki artış oranlarını şu şekilde kıyasladı:
Kırmızı Et: İkinci Dünya Savaşı yıllarında %362 artarken, 2019-2026 döneminde %1.456 yükseldi.
Ekmek: Harp yıllarında %250 zamlanırken, son 8 yılda %1.100 arttı.
Şeker: Savaş döneminde %600 artış gösterirken, son 8 yılda %940 oranında zam gördü.
Çay: Savaş yıllarında %276 yükselirken, 2019-2026 aralığında %830 artış kaydetti.
Yumurta: Savaş döneminde %358 artarken, son 8 yıldaki zam oranı farklı veri kaynaklarına göre %966 ile %1.367 arasında gerçekleşti.
Diğer Ürünler: Savaş yıllarını kapsayan 1936-1947 döneminde pirinç %441, zeytinyağı ise %226 oranında artış göstermişti.
“Bugünkü Artış Savaş Yıllarının Tam 3 Katı”
Nüfusunun yaklaşık yüzde 10’unun seferberlik kapsamında askere alındığı ve küresel tedarik zincirlerinin koptuğu savaş dönemiyle bugünü mukayese eden Ongun, durumun ciddiyetini şu sözlerle özetledi:
“İkinci Dünya Savaşı’nda neredeyse nüfusunun yüzde 10’unu askere alan Türkiye ile 2019 ile 2026 arasındaki 8 yıllık Türkiye’yi mukayese ettiğimizde ortadaki manzara son derece nettir. Bugün son yıllara yayılan gıda fiyat artışı, İkinci Dünya Savaşı yıllarının tam 3 katı seviyesindedir.”
Eyalet genelinde incelemeler derinleştirilirken, yerel yönetim benzer nitelikteki tüm geleneksel ve alkollü içeceklerin satışını ve tüketimini süresiz olarak yasakladı.
İki Kasabada Peş Peşe Ölümler
Olay, Ondo eyaletine bağlı Araromi Obu ve Odigbo yerleşim birimlerinde meydana geldi. Sıvıyı tüketen kişilerin kısa süre sonra şuur kaybı yaşadığı ve organ yetmezliği belirtileri gösterdiği bildirildi:
Can Kaybı Dağılımı: Faciada Araromi Obu kasabasında 8, Odigbo kasabasında ise 16 kişi hayatını kaybetti.
Uykularında Can Verdiler: Bölge sakinleri, içeceği içen bazı kişilerin eve döndükten hemen sonra, bazılarının ise gece uykusunda yaşamını yitirdiğini aktardı.
Hastaneler Alarmda: Zehirlenme belirtisi gösteren çok sayıda mağdurun kliniklerde tedavisinin sürdüğü belirtildi.
Yerel Yönetimden Yasak ve Otopsi Kararı
Odigbo Yerel Yönetimi Başkanı Taiwo Adegoroye, 24 kişinin vefat ettiğini doğrulayarak sağlık birimlerinin teyakkuza geçirildiğini açıkladı:
“Araromi Obu’da 8, Odigbo kasabasında 16 olmak üzere toplam 24 can kaybını doğrulamış bulunuyoruz. Ölümlerin arkasındaki kesin kimyasal veya toksik maddenin saptanması için eyalet Sağlık Bakanlığı uzman ekiplerinin yapacağı toksikoloji testleri ve otopsi sonuçlarını bekliyoruz. Tedbir amacıyla bölgemizdeki yerel üretim alkollü ve bitkisel içeceklerin satışı tamamen durdurulmuştur.”
Ön inceleme raporları, can kayıpları ile kontrolsüz şartlarda merdiven altı üretilen bitkisel sıvılar arasında doğrudan illiyet bağı bulunduğunu gösteriyor.
Başsavcılığın talimatıyla gerçekleştirilecek feth-i kabir işlemi, alanında uzman isimlerden oluşan heyet tarafından icra edilecek:
İnceleme Heyeti: Çalışmayı 3 adli tıp uzmanı, 1 kimyager ve 1 otopsi teknikeri yürütecek.
Toplanacak Bulgular: Mezardan kemik parçaları, çevre toprak numuneleri ve biyolojik kalıntılar alınarak toksikolojik teste tabi tutulacak.
Kapsamlı İnceleme: Toplanan deliller, ceza infaz kurumunun olay gününe ait kamera kayıtları, 112 Acil çağrı dökümleri ve hastane epikriz raporlarıyla harmanlanacak.
Rapor Hazırlanacak: Tüm veriler Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulu’na gönderilecek; kurul, kesin ölüm nedenini ve gizli bir kimyasal/ilaç müdahalesi bulunup bulunmadığını netleştiren mütalaasını sunacak.
Soruşturmada 2 Ayrı Operasyon: Gözaltılar ve Tutuklama
Yeniden başlatılan tahkikat kapsamında güvenlik güçleri art arda iki operasyon dalgası düzenledi:
Birinci Dalga (7 Eylül Pazartesi): Olay döneminde cezaevinde görev yapan 11 personel hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Gözaltına alınan 10 şüpheliden, dönemin jandarma eri tutuklanarak cezaevine gönderildi, 7 şüpheliye adli kontrol tedbiri uygulandı. 1 firarinin yurt dışında olduğu belirlendi.
İkinci Dalga: Aralarında sağlık çalışanları, bir kameraman ve bir muhabirin de yer aldığı 9 şüpheli daha gözaltına alındı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek: “Cinayet İhtimali Masada”
Soruşturmanın seyrine dair konuşan Adalet Bakanı Akın Gürlek, devletin yetiştirdiği önemli bir istihbaratçının şüpheli vefatının tüm yönleriyle aydınlatılacağını belirtti:
“Kozinoğlu, Ergenekon sürecinde tutukluyken son derece sağlıklı ve spor yapan bir kişi olmasına rağmen aniden vefat etti. Bir örgüt tarafından hedef yapılmış olma ihtimali inceleniyor. Zehirlenme mi, kalp krizi mi, bir ilaç etkisi mi yoksa doğal bir ölüm mü? Cinayet dahil tüm ihtimaller bilimsel ve adli verilerle araştırılıyor.”
Kritik Şüpheler: “Radyonun Sesini Açan Gardiyan” ve Mahkemeye 13 Gün Kala Gelen Ölüm
Kozinoğlu dosyasının yeniden açılmasını tetikleyen vahim iddialar ve geçmişteki kronoloji dikkat çekiyor:
Duruşmaya 13 Gün Kalmıştı: 12 Kasım 2011’de spor yaptıktan sonra yaşamını yitiren Kozinoğlu, ölümünden yalnızca 13 gün sonra ilk kez hakim karşısına çıkıp Ergenekon kumpasına ve örgüt yapılanmasına dair kritik açıklamalar yapmaya hazırlanıyordu.
Yardım Çığlıklarını Radyoyla Bastırdı İddiası: Kozinoğlu koğuşta fenalaşıp yardım istediği sırada, cezaevi infaz koruma memuru Ferhat Veysi Gül’ün feryatların duyulmasını önlemek için radyonun sesini sonuna kadar açtığı iddia ediliyor. Şüpheli Gül’ün 15 Temmuz sonrası FETÖ üyeliği suçlamasıyla firar ettiği ve yurt dışına kaçtığı biliniyor.
Partisinin Sivas’ta bir kafeteryada düzenlediği “Türkiye Yüzyılı Buluşmaları” programında konuşan Zorlu, Türkiye’nin dört bir yanında vatandaşlarla buluştuklarını ve ciddi bir kucaklaşmayı da ülke sathına yayacak çalışmayı sürdürdüklerini söyledi.
“Türkiye Yüzyılı”nın siyaset üstü bir vizyon ve inşa projesi olduğunu belirten Zorlu, “Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemizin dört bir yanında hiçbir ayrım gözetmeksizin, kuzeyden güneye, doğudan batıya, birlik ve huzuru sağlama hedefini taşıyan Türkiye Yüzyılı Projesi üç temel kolon üzerinde inşa edilecektir. Birincisi, güçlü devletin tahkim edilmesidir. Bugün çok şükür savunma sanayindeki millilik ve yerlilik oranımızı yüzde 20’li seviyelerden yüzde 80’in üzerine çıkartan ciddi bir gelişme yaşandı. Dünya zor krizlerle yüzleşirken, savaşlar, jeopolitik kırılmalar yaşanırken, tam merkezinde yer alan Türkiye Cumhuriyeti devletinden söz ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Zorlu, tüm kaoslara rağmen Türkiye’nin güvenli liman olma özelliğiyle bölgesinde farklılığını ortaya koymaya devam ettiğini vurguladı.
Bu duruşun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı iradesiyle milli ve yerli savunma sanayi hamlesinin geldiği noktadan alınan güçle gerçekleştiğini anlatan Zorlu, “Türkiye’miz bunu başarmanın yanı sıra caydırıcılık gücüyle de yeni örnek modeli bölgesinde inşa etmiştir. Geçtiğimiz günlerde imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması bu duruşumuzun bölgemizde de nasıl bir kabul gördüğünü ortaya net bir şekilde koymaktadır. Güçlü devlet anlayışımızın, tartışmasız kadim kültürümüzün, tarihimizin bize yüklediği bir sorumluluk, güçlü bir liderlikle yüzyılımızı inşa edebilmektir.” diye konuştu.
“Bölünerek çoğalacaklarını sanıyorlar”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, dünyada sözü dinlenen, arabuluculuk rolüyle farklı coğrafyalarda aranan, sözüne, duruşuna itibar ve güven duyulan bir lider olduğunu vurgulayan Zorlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunu bazıları kolay bir şey zannediyor. Özellikle muhalefetin ki biliyorsunuz ana muhalefet şimdi kendi içinden yeni bir muhalefet daha çıkarttı. Bölünerek çoğalacaklarını sanıyorlar. Elbette biz kendi işimize, yolumuza bakıyoruz, bahsettiğim yüzyılın inşasıyla ilgileniyoruz. Bu Türk siyasetinin genel seyri ve geleceğimiz açısından da çok önemlidir. Zira bir siyasal vakum içerisinde, bu vakumda kendisini kaybetmek üzere olan bir muhalefet anlayışı. Üç tane önemli olayla karşımıza geliyorlar; provokasyon, manipülasyon ve dezenformasyon diyorum. İletişim Başkanlığımız gün aşırı bu sistemin ürettiği yalanlarla, iftiralarla mücadele etmeye çalışıyor. Oysa biz güçlü liderliğin altında istihdamı, ihracatı, üretimi önceleyen bir gelecek planlamasını inşa ediyoruz. Bakın onlar klavye üzerinde bunları yapıyor, biz ise sahadayız. Bugün AK Parti’nin temsilcileri, neferleri ülke sathında yayıldılar ve vatandaşlarımızla bir araya geliyorlar. Bu kapsamda özellikle dış politikamızda güçlü devletimizin inşası da Türkiye Yüzyılı’mızın bir başka önemli unsuru olacaktır.”
“Güvenlik birimlerimizin işbirliğini sağlayabileceği bir teşkilatlanma modeli inşa ediyoruz”
Zorlu, AK Parti bünyesinde Türk dünyasıyla ilişkilerden sorumlu bir başkanlık kurulduğunu anlatarak, “8 Türk devleti, Türk Devletleri Teşkilatı içerisinde birlikte işbirliğini taçlandırarak yaşadığımız coğrafyalarda barışın, huzurun, refahın adresi olmaya başladık.” dedi.
Yaklaşan bir zirveye hep birlikte hazırlandıklarını dile getiren Zorlu, Türk dünyası turizm başkenti olan Ankara’da 29-30 Ekim tarihlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ev sahipliğinde tüm Türk devletlerinin liderlerinin bir araya geleceğini belirtti.
Güzel çalışmaların ve müjdelerin bu zirvede ilan edileceğini bildiren Zorlu, “Bunlardan birisi, üzerinde uzun süredir çalıştığımız TÜRKPOL. Yani Interpol gibi artık güvenlik birimlerimizin işbirliğini sağlayabileceği bir teşkilatlanma modeli inşa ediyoruz. Bunun yanı sıra Ortak Müze Kart uygulamasıyla herhangi bir vatandaşımız bu devletlerden birine gittiğinde tüm müzeleri, tarihi eserleri rahatlıkla gezebilsin diye bu kart sistemini inşallah getirmeyi planlıyoruz.” diye konuştu.
“Türk Devletleri Teşkilatı Aile ve Kadın İşbirliği Konseyini kuruyoruz”
Zorlu, havalimanlarında ortak geçiş noktaları projesi üzerinde de çalıştıklarını ifade ederek, pasaportsuz seyahatin önünü açabilecek bir adımı da bu zirvede atmayı hedeflediklerini söyledi.
Hayal bile edilemeyecek projeleri konuştuklarını kaydeden Zorlu, “Bunlar yetmiyor, daha fazlasını nasıl yapabiliriz diye çalışıyoruz. Şu an ortak bir banka kurabilir miyiz diye ciddi manada kurumlarımızla çalışma yürütüyoruz. Bir diğer müjdemiz, inşallah Türk Devletleri Teşkilatı Aile ve Kadın İşbirliği Konseyini kuruyoruz.” dedi.
Türkiye’nin hedeflerinin dış politikada sadece bu devletlerle sınırlı olmadığına dikkati çeken Zorlu, “Türkiye, Avrupa’dan Amerika’ya, Afrika’dan uzak coğrafyalara kadar artık masada. Bu mücadele ikliminde, kartların yeniden dağıtıldığı her bir coğrafyada artık Türkiye ismi çok daha fazla zikrediliyor. COP31 Zirvemiz ekim ayındaki zirvemizin ardından gerçekleşecek. Belki de dünyada bu konudaki en büyük organizasyonlardan birisi olacak. Başardığımız NATO buluşması bugün hala dünyada gittiğimiz pek çok yerde konuşuluyor.” ifadelerini kullandı.
“Emeklilerle ilgili çok soru geliyor”
Bu dönemin Türkiye Yüzyılı’nın ikinci başlığı olan güçlü ekonominin inşasıyla devam edeceğini dile getiren Zorlu, enflasyonla mücadelenin kararlı bir şekilde devam ettiğini söyledi.
Zorlu, akaryakıtta uygulanan eşel mobil sistemi sayesinde 35 milyon aracın trafikte olmaya devam ettiğini belirtti.
Türkiye’nin önünde umut dolu yarınlar olduğunu ifade eden Zorlu, “Emeklilerle ilgili çok soru geliyor, biz de sahada bu soruları alıyoruz. Bu konunun her bir yönüne vakıfız. Çok az kaldığını söyleyebilirim. Az daha sabır, inşallah Cumhurbaşkanımız bu yöndeki güzel haberleri de uzak olmayan bir gelecekte vatandaşlarımızla paylaşacaktır.” diye konuştu.
Güçlü toplum inşa etmeyi hedeflediklerini vurgulayan Zorlu, “Aile ve kadın kavramı üzerinde inşa edeceğimiz gelecek çok önemlidir. Çünkü bizler geleceğe ancak kaliteli, nitelikli ve niceliğini sürekli kendisini yenileyen bir nüfus politikasıyla ulaşabiliriz.” dedi.
“Terörü bitirdik”
Zorlu, Türkiye’nin kaynaklarının sorunlarını çözmeye ve daha iyi bir geleceği inşa etmeye yetecek kadar güçlü olduğunu söyledi.
Yıllarca terör belası, mücadelesi için önemli kaynakları kullandıklarını anımsatan Zorlu, şunları kaydetti:
“Tabii ki haklı bir gerekçeyle kullandık. Türkiye Cumhuriyeti devleti terörün kökünü kazıdı, bunu da Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yaptık. Terörsüz Türkiye süreci de böyle bir temel üzerine inşa edildi. Terörü bitirdik, şimdi tüm unsurlarıyla sadece Türkiye Cumhuriyeti içerisinde değil, çevremizdeki tüm kolları ve unsurlarıyla onun tasfiyesini sağlayacak bir yasal düzenlemeyi hayata geçireceğiz Milli Güvenlik Kurulunun bunu kayda geçirmesi ve tespitinin ardından. Bazıları çeşitli cümleler, ifadeler kullanabilir, bunu farklı temellerle anlatmaya çalışabilir. Bunlara karşı lütfen dikkatli olalım, devletimiz ne yaptığını çok iyi biliyor. Önemli olan bizim ne yaptığımızdır, Cumhurbaşkanımızın ne yaptığıdır, bizim Cumhur İttifakı olarak neye karar verdiğimizdir. Bunları takip edelim ve inşallah provokasyonlara, farklı yanıltma girişimlerine karşı dikkatli ve birlik içerisinde olduğumuzda biz bunu sonuçlandıracağız. Suriye’de bu konuda bir gelişme yaşandı, daha da iyi olacağına inanıyoruz.”
Kürşad Zorlu, Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanan “Türk Dünyası Kültür Atlası” ve “Türk Dünyası Hikayesi” adlı eserlerin ilk ve ortaöğretim öğrencileriyle buluşturulacağını, yalnızca devlet okullarında değil, özel okullarda da dağıtımının gerçekleştirileceğini sözlerine ekledi.
Programa, AK Parti Sivas Milletvekilleri Hakan Aksu ve Rukiye Toy, İstanbul Milletvekilleri Cüneyt Yüksel, Derya Ayaydın ve Yücel Arzen Hacıoğulları, Karaman Milletvekili Selman Oğuzhan Eser, AK Parti İl Başkanı Yusuf Tanrıverdi ve partililer katıldı.
Başkanlığın sosyal medya hesabındaki paylaşımda, şunlar kaydedildi:
“Küresel iklim diplomasisinin kalbi Türkiye’de atacak. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen vizyoner çevre politikaları doğrultusunda, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı (COP31) 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında ülkemizin başkanlığında ve ev sahipliğinde gerçekleştirilecektir.”
Paylaşımda yer verilen görseller üzerinden de COP31’in tanımı, zirvenin Antalya’daki ev sahipliği, ele alınacak öncelikli konular ve Türkiye açısından önemi aktarıldı.
Kamuoyuna yansıyan mektupta Rahmi Koç’un, ziyafetten arta kalan kısımların değerlendirileceğini belirterek “Artanından ve kafasından da güzel bir çorba yapacağız” ifadesini kullanması büyük sempati topladı.
98. Yaş Gününde Neşeli Kutlama
95 yaşındaki iş insanı Rahmi Koç ile Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi 98 yaşındaki Semahat Arsel’in doğum günü davetinde sergiledikleri neşeli dans figürleri kutlamaya damga vurdu. Aile arasındaki bu özel gün için Koç ailesinin favori mekânlarından olan işletme, özenle hazırlanan kalkan balığını Arsel’in doğum günü sofrasına ulaştırdı.
İşte Çok Konuşulan O Teşekkür Mektubu
Lezzetten duydukları memnuniyeti dile getiren Rahmi Koç, restorana bizzat hitap ederek şu satırları kaleme aldı:
“Eksik olma, bizim için zar zor bulup gönderdiğin kalkanı dün akşam ablam Semahat Hanım’ın doğum günü vesilesiyle afiyetle yedik. Fevkalade lezzetliydi. Tüm misafirler de çok memnun kaldılar. Artanından ve kafasından da güzel bir çorba yapacağız. Sana candan teşekkür eder, sıhhat ve afiyet diler, gözlerinden öperim.”
İsraf Etmeme Hassasiyeti Takdir Topladı
Türkiye’nin en köklü sanayi ailelerinden birinin zirvesindeki ismin, kalan balığın kılçık ve baş kısımlarını ziyan etmeyip geleneksel balık çorbasına dönüştüreceklerini ifade etmesi sosyal medya kullanıcıları tarafından “israf karşıtı örnek tutum” ve “alçakgönüllülük” yorumlarıyla karşılandı.
Jandarma birimlerince detayları paylaşılan operasyonlar kapsamında 4 şüpheli gözaltına alınırken, piyasa değeri yaklaşık 9 milyon TL olan kaçak üretim ağı çökertildi.
Jandarma İstihbarat ve KOM Ekipleri 3 İlçeyi Ablukaya Aldı
Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü, İstihbarat Şube Müdürlüğü ve ilçe jandarma komutanlıklarının koordinasyonunda 8-11 Eylül tarihleri arasında belirlenen adres ve araçlara eş zamanlı baskınlar düzenlendi:
Bornova: Işıkkent mevkisinde bir depo ile sevkiyat hazırlığındaki bir araçta yapılan aramalarda 9 bin 840 litre etil alkol yakalandı. İlgili 2 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.
Karabağlar: H.Y. isimli şahsın kullandığı 2 araçta yapılan incelemede, piyasa değeri 950 bin TL olan 2 bin litre etil alkol ele geçirildi; H.Y. gözaltına alındı.
Menemen’de Sahte Alkol İmalathanesine Dönüştürülen Depolar Ortaya Çıkarıldı
Operasyonun en kapsamlı ayağı Menemen ilçesinde gerçekleştirilen 2 ayrı baskınla ortaya çıkarıldı:
Kasımpaşa Mahallesi: F.S.’ye ait depoda piyasa değeri yaklaşık 1 milyon 50 bin TL olan 2 bin 320 litre etil alkol ile içki üretiminde kullanılan 550 adet alkol aroması ele geçirildi. Şüpheli F.S. gözaltına alındı.
Seyrek Mahallesi İmalathanesi: D.A. tarafından kiralanan depoya yapılan operasyonda, sahte içki üretiminde kullanılan tam teşekküllü bir tesis ortaya çıkarıldı. Aramalarda 5 bin 100 litre etil alkol, 1 arıtma cihazı, 7 adet büyük kapasiteli plastik tank (3’ü 10 tonluk, 2’si 5 tonluk, 2’si 1 tonluk), elektrik panelleri, pompalar, hidrofor, transpalet ile 7 bin 800 adet boş bidon ele geçirildi.
Gözaltılar ve Firari Şüpheli: Seyrek’teki adreste Türkmenistan uyruklu R.T. ve A.G. yakalanarak gözaltına alındı. Firari olan depo kiralayıcısı D.A.’nın yakalanması için çalışmalar çok yönlü sürdürülüyor.
9 Milyon Liralık Kaçakçılık Engellendi
Jandarma ekiplerinin 4 ayrı adreste gerçekleştirdiği aramalarda ele geçirilen toplam 19 bin 260 litre etil alkol ve üretim ekipmanlarının piyasa değerinin 9 milyon TL olduğu belirlendi. Yakalanan şüphelilerin adli işlemleri devam ediyor.
Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine 2011 yılında hayatını kaybeden eski MİT görevlisi Kozinoğlu’nun kesin ölüm sebebinin ve ölümünde üçüncü kişilerin müdahalesi bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla alınan feth-i kabir kararı kapsamında 3 adli tıp uzmanı, 1 kimyager ve 1 otopsi teknikerinden oluşan heyet, Ümraniye’deki mezarlığa gelerek mezarın açılması için çalışma başlattı.
Heyetin çalışmasıyla açılan mezardan kemik, toprak ve diğer örnekler alındı.
Örnekler, incelenmek üzere nakil aracıyla Adli Tıp Kurumuna gönderildi.
Alınan örnekler, ceza infaz kurumuna ait kamera görüntüleri, 112 kayıtları ve hastane belgeleriyle birlikte değerlendirilecek.
İncelemelerin ardından Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulunca Kozinoğlu’nun kesin ölüm nedeni ile ölümünde üçüncü kişi müdahalesi bulunup bulunmadığına ilişkin mütalaa hazırlanacak.
Ne olmuştu?
Adalet Bakanı Akın Gürlek, NSosyal hesabından, Silivri Cezaevi’nde 2011’de yaşamını yitiren eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturmaya yönelik açıklama yapmıştı.
Eski MİT görevlisi Kozinoğlu’nun tutuklu bulunduğu Silivri 1 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 12 Kasım 2011 tarihinde rahatsızlanarak Silivri Devlet Hastanesine sevk edildiğini anımsatan Gürlek, “Hastaneye ulaştırıldığında hayatını kaybetmiş olduğu tespit edilmiştir. Olayın ardından yürütülen soruşturmada kamera kayıtları ve tıbbi belgeler incelenmiş, ceza infaz kurumu, jandarma ve sağlık personeli ile koğuş arkadaşları ve müteveffanın eşinin tanık ifadeleri alınmış, 10 Nisan 2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.” ifadelerini kullanmıştı.
Bakan Gürlek, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığınca dosyanın yeniden incelendiğinin altını çizerek, şunları kaydetmişti:
“Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından yapılan değerlendirmeler ışığında Silivri Sulh Ceza Hakimliğinin 26 Ağustos 2026 tarihli kararıyla takipsizlik kararı kaldırılmış ve soruşturma yeniden başlatılmıştır. Yeni soruşturma kapsamında gizlilik kararı alınmış, özel bir soruşturma ekibi oluşturularak olayın tüm yönleriyle yeniden aydınlatılmasına yönelik kapsamlı çalışmalar başlatılmıştır. Bugün gelinen aşamada, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımızca olay tarihinde ceza infaz kurumunda görev yapan 11 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmış, 10 şüpheli gözaltına alınmış, 1 şüphelinin ise FETÖ firarisi olarak yurt dışında bulunduğu tespit edilmiştir.”
Gözaltına alınıp adliyeye sevk edilen 10 şüpheliden 1’i tutuklanmış, 7’si adli kontrol şartıyla olmak üzere 9 şüpheli serbest bırakılmıştı.
Devam eden çalışmalarda, biri muhabir, biri kameraman ve 7’si sağlık çalışanı olmak üzere 9 şüpheli daha gözaltına alınmıştı.
Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Kozinoğlu’nun kesin ölüm nedeninin ve ölümünde üçüncü kişilerin müdahalesinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla feth-i kabir kararı alınmıştı.
Bakan Bak, Çamlıhemşin ilçesine bağlı Ayder Yaylası’nda 60 ülkeden 2 bin sporcunun katılımıyla düzenlenen maratonla ilgili gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye açısından önemli bir organizasyonu gerçekleştirdiklerini söyledi.
Bu yıl ikincisi düzenlenen Kaçkar by UTMB’nin spor turizmi açısından önemli bir organizasyon olduğunu belirten Bak, sporculara başarılar diledi.
[1/12] Dünyanın önemli ultra dağ maratonu organizasyonlarından UTMB Dünya Serisi’nin Türkiye etabı olan Kaçkar by UTMB’nin startı verildi.
Bak, insanların doğayla bütünleştiği bir koşu olduğuna işaret ederek, “Koşucular parkurlarda doğayı görecekler. Hepsinde kamera var, fotoğraf çekiyor ve bunları paylaşıyorlar. Bu, ülkemizin ve Kaçkarlar’ın tanıtılması açısından önemli bir organizasyon. Kaçkarlar’ın hem kış hem de yaz turizmi potansiyeli var. Doğası, güzellikleri, ırmakları, dereleri ve bitki örtüsüyle müthiş bir organizasyon.” dedi.
Ultra maraton koşanların dünya çapında sporcular olduğuna dikkati çeken Bakan Bak, “Bunların da takipçileri var. Bu kitle, özellikle böyle organizasyonları takip ediyor ve o organizasyonlara geliyor. Burada Türk Hava Yolları, TOGG, Turkcell ve Maxis sponsorluk yapıyor. Yine Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı başta olmak üzere Rize Valiliğimiz ve DOKA organizasyonda yer alıyor.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çeşitli programları dolayısıyla Rize’de olduğunu anımsatan Bak, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından gelen sporcuların Rize’de, Ayder’de böyle bir organizasyon gerçekleştirmelerinden çok mutlu oldu. Bu organizasyonun gerçekleşmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Bölgemiz için de bir canlılık, bir hareket. İnsanlar buraları paylaşıyor, görüyor. Doğanın güzelliklerini görüyor. Bu, turizm ve spor turizmi açısından gerçekten önemli.”
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Türkiye’nin büyük spor organizasyonları ve tesis yatırımlarıyla bir spor ülkesi olduğunu ifade ederek, “Spor turizminden de çok net bir şekilde pay alıyoruz. Spor turizmi ülkeye gerçekten önemli kazançlar sağlıyor.” dedi.
Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonası’nın Türkiye’de düzenlendiğini hatırlatan Bakan Bak, şu değerlendirmede bulundu:
“Filenin Sultanları Avrupa şampiyonu oldu. Bu yıl Milletler Ligi’nde de şampiyon olmuştu. 2023’te de şampiyon olmuştu. Müsabakayı 17 bin 500 kişi tribünden, milyonlarca kişi de ekranları başında izledi. Spor organizasyonları böyle. İstanbul’da 2027 Avrupa Oyunları’nı gerçekleştireceğiz. Yine spor branşlarında pek çok organizasyon düzenliyoruz. Spor turizminin önemi burada ortaya çıkıyor. Katılımcılar deneyimlerini paylaşıyorlar. Gittikleri ülkelerde yeni insanlar görüyor, ardından yenileri geliyor.”
“Spor turizminin gelişmesini arzu ediyoruz”
Bakan Bak, insanın doğadaki mücadelesinin devam ettiğini anlatarak, “Geçmişte bu dağlarda, bu yaylalarda pek çok insanımız tarımla uğraştı, yaylada peynir yapıp sattı. Bal ve tarımla uğraştılar. İşte bunlar keşfediliyor. Ayder’in bir cazibesi var. Bu cazibeyi her türlü turizm aktivitesinde ve toplantıda kullanmak istiyoruz. Bu da bizim için önemli. Nasıl Davos’u ekonomik forumlarla eşleştirdilerse biz de Ayder’i ve Rize’mizi bu tür organizasyonlarla eşleştirmek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Spor turizmi yatırımlarına devam edeceklerinin altını çizen Bak, “İnşallah çok daha büyük organizasyonlar gerçekleştireceğiz. Spor turizminin gelişmesini arzu ediyoruz. Bu, hükümet planımızda da var. Spor, kitleleri bir araya getiren ve ülkenin tanıtımına katkı sağlayan bir yapı.” diye konuştu.
Sporculara başarılar dileyen ve organizasyonda emeği geçenlere teşekkür eden Bakan Bak, “Katılan ülkelerin bayrakları var. Güzel bir tablo. İniş ve parkurlar zor. Tablo ortada ancak insanoğlu her zaman mücadele etmeyi ve adrenalini seviyor. Hayatın içerisindeki tablo da bu. Hayat bir mücadele, hayat bir enerji. Burada insanlar enerjilerini paylaşıyor.” dedi.
Vali İhsan Selim Baydaş da yeşilin, mavinin, çayın ve yağmurun başkenti Rize’nin şimdi de ultra maratonun başkenti olacağını belirtti.
Kaçkar by UTMB’nin dünyadaki en büyük organizasyonun bir parçası olduğunu vurgulayan Baydaş, “Kaçkarlar’da çok güzel doğal güzelliklerimiz, muhteşem bir coğrafyamız var. Geçen yıl Kaçkarlar yüzünü saklamıştı, sis ve yağmur vardı. Bu yıl bütün güzelliğiyle görüyoruz, sporcular da görecek. Buradan yayımlanacak görüntülerin çok güzel olacağını ve ülkemizin tanıtımına katkı sağlayacağını düşünüyorum.” diye konuştu.
Bakan Osman Aşkın Bak ve organizasyonun sponsorlarına teşekkür eden Vali Baydaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da yarışlarla ilgili gelişmeleri takip ettiğini dile getirdi.
Konuşmaların ardından Bakan Bak, 4 kategoride gerçekleştirilecek Kaçkar by UTMB’de 50 ve 20 kilometre koşularının startını verdi.
Bakan Bak ve Vali Baydaş, daha sonra 4 kilometre koştu.
Programa, Gençlik ve Spor Bakanlığı Uluslararası Organizasyonlar ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Ahmet Temurci, Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Safa Koçoğlu Gürsoy, AK Parti Rize milletvekilleri Muhammed Avcı ve Harun Mertoğlu, Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin, Çamlıhemşin Kaymakamı Gizem Çiçek, Çamlıhemşin Belediye Başkanı Ömer Altun, Kaçkar by UTMB Yarış Direktörü Johan Essl ve diğer ilgililer katıldı.
Kaçkar by UTMB’de sporcular 100, 50, 20 ve 4 kilometrede mücadele edecek.
Anadolu Ajansı Spor Kulübü (AASK) sporcuları da Kaçkar by UTMB’de yarıştı. AA Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Özhan ile AASK Atletizm Branşı Sorumlusu Başmuhabir Hasan Hüseyin Kul, 20 kilometrelik parkurda koştu.
Sporcular, Ayder Yaylası’ndan başlayıp belirlenen güzergahı tamamladıktan sonra yeniden aynı yerdeki bitiş noktasına ulaşmaya çalışacak.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkiye ile Azerbaycan’ın enerji alanındaki işbirliklerini AA muhabirine değerlendirdi.
Dünyanın krizler dünyası haline geldiğini ve krizlerin artık “yeni normal” olduğunu ifade eden Bayraktar, böyle bir ortamda Türkiye ile Azerbaycan’ın enerjide öngörülebilir, çeşitlendirilmiş ve daha yoğun işbirlikleri geliştirdiğini söyledi.
Bayraktar, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı, TANAP ve TAP gibi projeleri hatırlatarak, “TANAP’tan bu sene itibarıyla 100 milyar metreküp doğal gaz akışı gerçekleşti. Bu hat, Avrupa’nın arz güvenliğine çok büyük katkı yapıyor.” ifadesini kullandı.
Türkiye ve Azerbaycan’ın birbirini tamamlayan özelliklere sahip olduğunu kaydeden Bayraktar, Azerbaycan’ın önemli bir petrol ve doğal gaz üreticisi olduğunu, şimdi ise elektrik üreticisi olma yolunda ilerlediğini dile getirdi.
Bayraktar, Türkiye’nin ise büyüyen ve enerji ihtiyaçları artan bir pazar olduğunun altını çizerek, “Türkiye, aynı zamanda önemli tüketici olan Avrupa ile birçok bağlantısı olan, dolayısıyla buradaki enerjiyi Avrupa’ya ihraç edebilme kapasitesi, kabiliyeti olan bir ülke.” diye konuştu.
Bu özelliklerin Türkiye ve Azerbaycan’ı birbirini tamamlayan iki ülke haline getirdiğini anlatan Bayraktar, iki ülkenin cumhurbaşkanlarının ortaya koyduğu ortak vizyonun da buna uygun projeler geliştirilmesine vesile olduğunu kaydetti.
Mevcut enerji projelerinin kapasitesinin tam kullanılması hedefleniyor
Bayraktar, öncelikli olarak Bakü-Tiflis-Erzurum, Bakü-Tiflis-Ceyhan ve TANAP gibi mevcut projelerin kapasitesinin tam kullanılması gerektiğini vurgulayarak, Bakü-Tiflis-Ceyhan’dan bugün 600 bin varil petrol aktığını, hattın kapasitesinin ise 1 milyon varil olduğunu ifade etti.
Bu hatta Orta Asya’daki ve Türk dünyasındaki diğer kaynaklardan ham petrol taşınabilmesi gerektiğine işaret eden Bayraktar, doğal gaz için de benzer çalışmaların yapılabileceğini aktardı.
Bayraktar, önlerinde elektrik alanında çok büyük projeler bulunduğunu belirterek, “Üç ana projeyi konuşuyoruz. Bunlar, Nahçıvan üzerinden Türkiye elektrik iletim hattının gelmesi, Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan-Bulgaristan’ın dörtlü yeşil enerji koridoru ve Karadeniz’in altından yine Avrupa’ya gidecek elektrik iletim hattıdır.” bilgisini verdi.
Türk devletleriyle enerji ve madenlerde ortak projeler
Türkiye ve Azerbaycan örneğinde olduğu gibi diğer Türk devletleriyle de birbirlerini tamamlayan bir bütün oluşturduklarına değinen Bayraktar, Türkmenistan’ın önemli doğal gaz kaynaklarına, Kazakistan’ın ise önemli ölçüde petrol üretim kapasitesine sahip olduğunu söyledi.
Bu ülkelerin aynı zamanda önemli maden kaynaklarına ve maden üretimlerine sahip olduğunu belirten Bayraktar, Kazakistan’ın dünyanın önemli uranyum tedarikçilerinden biri olduğunu ifade etti.
Bayraktar, “Dolayısıyla hem enerjide hem madenlerde üretici büyük ülkeler, Türkiye gibi çok önemli, sanayisi güçlü, maden ham maddesine ihtiyaç duyan, elektrik talebi büyüyen, enerji talebi büyüyen bir ülke ve Türkiye üzerinden de farklı pazarlara açılma imkanının olduğu bir yapıdayız. Bu sinerjiyi, ortak çalışmalarla hayata geçirip daha büyük projeleri birlikte gerçekleştireceğiz.” dedi.
Akseki’de geçimini orman kesim işçiliğiyle sağlayan Mehmet ve Yıldız Deniz çiftinin oğlu Ahmet, yaklaşık 12 yıldır çalışma dönemlerinde ailesiyle ormanlık alanda kurdukları naylon çadırda yaşamını sürdürüyor.
Okuldan ve derslerinden kalan zamanlarda ebeveynlerine yardım eden genç, tatillerini ise çoğu zaman tomrukların kabuklarını soyarak, kesim alanlarını temizleyerek ve çeşitli ağır orman işlerinde çalışarak geçirdi.
Naylon çadırdan Hacettepe Tıp’a
Günün büyük bölümünü fiziksel güç gerektiren işlerde geçirmesine rağmen eğitiminden vazgeçmeyen Ahmet Deniz, fırsat bulduğu her an derslerinin başına geçti.
Düzenli ve disiplinli çalışması sayesinde Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda (YKS) önemli bir başarı elde eden Ahmet, sayısal puan türünde Türkiye 636’ncısı olarak hayalini kurduğu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İngilizce Programı’na girmeye hak kazandı.
Ahmet’in başarısı, ailesine büyük sevinç ve gurur yaşattı.
“İmkansız diye bir şey bulunmadığını gördük”
Baba Mehmet Deniz, AA muhabirine, oğlunun başarısından dolayı büyük mutluluk duyduklarını söyledi.
Ahmet’in derslerini hiçbir zaman ihmal etmediğini belirten Deniz, oğlunun kendi azmiyle başarıya ulaştığını ifade etti.
Oğluna ders çalışması konusunda baskı yapmadıklarını anlatan Deniz, “Biz Ahmet’e hiçbir zaman ‘Ders çalış.’ demedik. O, bütün imkansızlıklara rağmen kendi imkanlarını oluşturdu. Severek, isteyerek ve büyük bir azimle çalıştı.” dedi.
Oğlunun başarısının diğer gençlere de örnek olmasını dileyen baba Deniz, “Ahmet’in Hacettepe Tıp Fakültesi’ni kazanmasından dolayı çok mutlu ve gururluyuz. Onun başarısıyla bütün gençler için başarının önünde hiçbir engel olmadığını, imkansız diye bir şey bulunmadığını gördük. Ahmet’in başarısının diğer gençlerimize de umut olmasını temenni ediyoruz.” diye konuştu.
Anne Yıldız Deniz de oğlunun başarısının kendilerini çok mutlu ettiğini dile getirdi.
Ahmet’in zorlu çalışma koşullarına rağmen eğitiminden vazgeçmediğini anlatan Deniz, “Oğlumun başarısından dolayı çok mutlu ve gururluyum. Bugünlere gelmesinde öğretmenlerinin çok büyük emeği var. Başta öğretmenleri olmak üzere oğluma destek veren herkese teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.
“Aileme yaşattığım mutluluk çok değerli”
Ahmet Deniz ise Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanarak en büyük hedeflerinden birine ulaştığını söyledi.
Ailesine büyük mutluluk yaşatmanın kendisi için çok değerli olduğunu aktaran Deniz, başarıya ulaşmasında hedeflerinin önemli rol oynadığını belirtti.
Ailesinin daha iyi şartlarda yaşamasını istediğini anlatan genç, “Ailemin daha iyi şartlarda yaşamasını ve onları bu zorlu hayattan kurtarmayı istedim. Bu düşünce bana çalışırken güç verdi.” dedi.
Deniz, tatillerde ailesine yardım ettiğini, orman işlerinde çalıştığını vurgulayarak, yaşadığı zorlukların ders çalışma hedefinden vazgeçmesine neden olmadığını dile getirdi.
“Başarı için telefon ve sosyal medya kullanımını sınırlayın”
Sınava hazırlanan gençlere önerilerde bulunan Deniz, “Telefon ve sosyal medyadan biraz uzak durmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü bunlar dikkati çok dağıtıyor. Hedefe ulaşmak için düzenli, sabırlı ve isteyerek çalışmak gerekiyor.” diye konuştu.
Başarısıyla takdir toplayan Ahmet Deniz, “Bundan sonraki hedefim, ülkeme ve milletime faydalı, iyi bir Türk hekimi olmak. Başta ailem olmak üzere üzerimde emeği bulunan bütün öğretmenlerime teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.