Kategori: Gündem

  • Enişte, aralarında husumet bulunan kayınbiraderini öldürdü

    Enişte, aralarında husumet bulunan kayınbiraderini öldürdü

    Afyonkarahisar’da husumetli akrabalar arasında çıkan tartışma kanlı biterken, eniştesi kayınbiraderini düğün salonunda tabancayla vurarak öldürdü.

    Olay, Emirdağ ilçesindeki bir düğün salonunda meydana geldi. Edinilen bilgilere göre olay, düğüne katılan Doğan Dağcı burada aralarında mera meselesi yüzünden anlaşmazlık olduğu öne sürülen eniştesi A.Ö., ile karşılaştı. Taraflar arasında çıkan tartışmada A.Ö., kayınbiraderi Dağcı’ya ateş açtı. Dağcı, vücuduna isabet eden kurşunlarla ağır yaralandı. Silah sesleri üzerine düğün yerinde büyük panik yaşanırken, ihbar üzerine bölgeye çok sayıda jandarma ve sağlık ekibi sevk edildi. Ağır yaralanan Dağcı, olay yerinde yapılan ilk müdahalesinin ardından ambulansla Emirdağ Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Dağcı hastanede yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Olayın ardından kaçan A.Ö., bir süre sonra jandarmayı arayarak teslim oldu.

    Olayla ilgili savcılık tarafından başlatılan soruşturmanın sürdüğü bildirildi.

  • Yavuz Bingöl’den kötü haber: Apar topar…

    Yavuz Bingöl’den kötü haber: Apar topar…

    Magazin dünyasına bomba gibi düşen rahatsızlığın ve iptal edilen konserin detayları…

    Doktorundan Uçuş Yasağı: “Pazartesi Günü Acil Ameliyat Olmam Gerekiyor”

    Mynet Magazin Editörü Öznur Yaslı İkier’in aktardığı bilgilere göre, Malatya’da sahne alması beklenen Yavuz Bingöl, hayranlarına video mesaj yoluyla seslendi. Sağlık durumunun ciddiyetini paylaşan ve doktorunun tavsiyelerine uymak zorunda kaldığını belirten usta sanatçı, şu ifadeleri kullandı:

    “Sevgili Malatyalı hemşehrilerim, sağlık nedenlerimden dolayı yarınki konsere katılamıyorum. İnşallah başka bir sefere telafi edeceğiz. Pazartesi günü acil ameliyat olmam gerekiyor; doktorum uçağa binmeme izin vermedi. Önümüzdeki aylarda tekrar görüşmek üzere.”

    Sevenlerinden Geçmiş Olsun Mesajları Yağdı

    Yavuz Bingöl’ün acil operasyon geçireceğini duyurduğu video, kısa sürede sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Ameliyatın detaylarına ve rahatsızlığın türüne dair henüz net bir açıklama yapılmazken, binlerce hayranı videonun altına “Çok geçmiş olsun”, “Allah acil şifalar versin” ve “Kendine dikkat et, dualarımız seninle” şeklinde destek mesajları yazarak sanatçıya moral verdi. Malatya konserinin ise sanatçının sağlığına kavuşmasının ardından ilerleyen aylarda telafi edileceği öğrenildi.

  • TRT Asırlık Gece dizisi izle: 4. bölüm ne zaman, saat kaçta?

    TRT Asırlık Gece dizisi izle: 4. bölüm ne zaman, saat kaçta?

    İşte dizinin merakla beklenen yeni bölüm tarihi, TRT 1 yayın akışı detayları, konusu ve güçlü oyuncu kadrosu…

    Asırlık Gece 4. Bölüm Ne Zaman, Saat Kaçta Yayınlanacak?

    TRT 1 ekranlarında toplam 15 bölüm olarak planlanan ve tarihi gerçeklere birebir sadık kalınarak hazırlanan dizinin yayın düzeni netleşti:

    Asırlık Gece, bundan sonraki süreçte her Cuma saat 20:00’de yeni bölümleriyle TRT 1 ekranlarında olacak.

    Bu hafta sonu TRT 1 ekranlarında 2026 Dünya Kupası üçüncülük ve final müsabakalarının canlı yayınları yer almaktadır. Bu nedenle dizinin heyecanla beklenen 4. yeni bölümü önümüzdeki Cuma (24 Temmuz 2026) saat 20:00’de izleyiciyle buluşacaktır.

    Asırlık Gece Dizisinin Konusu Ne?

    Doç. Dr. Hüseyin Aydın’ın titiz bir araştırma sonucu kaleme aldığı “Asırlık Gece: Belgeler ve Deliller Işığında 15 Temmuz Darbe Girişimi” adlı eserinden televizyona uyarlanan dizi, canlandırma sahneleri ile o gecenin bizzat tanıklarının anlatımlarını harmanlıyor.

    Yapım; MİT’e yapılan ilk ihbardan Cumhurbaşkanına yönelik suikast girişimine, Genelkurmay Karargâhı’nda yaşanan kritik saatlerden askeri birliklerin hareketliliğine kadar pek çok karanlık noktayı aydınlatıyor. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, TBMM, Boğaziçi Köprüsü ve TRT binası gibi kritik stratejik noktalarda milletin ve devletin verdiği varoluş mücadelesi belgelere dayalı olarak anlatılıyor.

    Asırlık Gece Oyuncu Kadrosunda Kimler Var?

    Miray Yapım imzalı projenin oyuncu kadrosunda, o tarihi gecenin kahramanlarını ve gerçek şahsiyetleri canlandıran birbirinden usta isimler yer alıyor:

    • Rüzgar Aksoy (Şehit Ömer Halisdemir rolünde)

    • Erkan Petekkaya

    • Seçkin Özdemir

    • Burak Sergen

    • Emir Benderlioğlu

    • Tolga Mendi

    • Murat Aygen

    • Yavuz Bingöl

    • Gülsim Ali

    • Cem Kurtoğlu

  • DGS ne zaman? ÖSYM AİS sınav giriş belgesi sorgulama ekranı, sınav saat kaçta, kaç dakika?

    DGS ne zaman? ÖSYM AİS sınav giriş belgesi sorgulama ekranı, sınav saat kaçta, kaç dakika?

    Büyük sınav öncesi adayların dikkat etmesi gereken tüm detaylar ve ÖSYM AİS giriş belgesi sorgulama ekranı…

    2026 DGS Ne Zaman, Yarın mı, Saat Kaçta Başlıyor?

    ÖSYM’nin 2026 yılı sınav takvimine göre DGS oturumu 19 Temmuz 2026 Pazar günü gerçekleştirilecek. Sınavın başlama saati ve kritik kurallar şu şekildedir:

    • Sınav Başlangıç Saati: 10:15

    Adayların en çok dikkat etmesi gereken husus, saat kuralıdır. Sınav binalarına alımlar saat 10:00’da tamamen sona erecektir. Saat 10:00’dan sonra gelen hiçbir aday, her ne sebeple olursa olsun sınav salonlarına alınmayacaktır.

    ÖSYM AİS DGS Sınav Giriş Belgesi Nasıl Alınır? (Sorgulama Ekranı)

    Sınava katılacak adayların yanlarında bulundurması zorunlu olan DGS Sınava Giriş Belgesi, ÖSYM’nin Aday İşlemleri Sistemi üzerinden erişime açılmıştır. Belgenizi almak için aşağıdaki adımları takip edebilirsiniz:

    1. ÖSYM’nin resmi aday işlemleri platformu olan ais.osym.gov.tr adresine gidin.

    2. T.C. Kimlik Numaranız ve ÖSYM Aday Şifreniz ile sisteme giriş yapın. (Dileyen adaylar doğrudan e-Devlet ile Giriş seçeneğini de kullanabilir.)

    3. Menüde yer alan “Başvurularım/Sorgulamalar” sekmesinden “2026-DGS Sınava Giriş Belgesi” seçeneğine tıklayarak belgenizin dökümünü bilgisayarınıza veya telefonunuza indirin.

  • YKS sınav sonuçları açıklandı mı? ÖSYM sonuç sorgulama ekranı

    YKS sınav sonuçları açıklandı mı? ÖSYM sonuç sorgulama ekranı

    ÖSYM’nin güncel takvimi ve sonuç sorgulama adımları netleşti.

    2026 YKS Sonuçları Ne Zaman Açıklanacak?

    Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yayımlanan resmi sınav takvimine göre; 2026 YKS sonuçları 22 Temmuz 2026 Çarşamba günü ilan edilecek. Adaylar, belirtilen tarihte sabahın erken saatlerinden itibaren puanlarını ve başarı sıralamalarını görebilecekler.

    YKS Sonuçları Erken Açıklanır mı?

    ÖSYM’nin geçmiş yıllarda bazı merkezi sınavların sonuçlarını ilan edilen takvimden 1-2 gün önce açıkladığı örnekler mevcuttur. Ancak dijital optik okuma, puanlama, veri doğrulama ve çift kontrol süreçlerinin titizlikle yürütülmesi sebebiyle, adayların resmi tarih olan 22 Temmuz Çarşamba gününü odak noktası olarak kabul etmesi tavsiye ediliyor.

    YKS Sonuçları Nereden ve Nasıl Sorgulanır?

    YKS sonuçları açıklandığı an, adayların adreslerine herhangi bir basılı belge veya sonuç kartı gönderilmeyecektir. Puanlar tamamen internet ortamından erişime açılacaktır. Sonuçları öğrenmek için şu adımları izlemeniz gerekir:

    1. ÖSYM’nin resmi sonuç açıklama platformu olan sonuc.osym.gov.tr adresini ziyaret edin.

    2. Ana sayfada yer alan “2026-YKS Sınav Sonuçları” başlığına tıklayın.

    3. Karşınıza çıkan ekranda T.C. Kimlik Numaranızı ve ÖSYM Aday Şifrenizi girerek giriş yapın.

    4. Şifresini hatırlamayan veya doğrudan giriş yapmak isteyen adaylar, e-Devlet ile Giriş seçeneğini kullanarak da sisteme erişim sağlayabilirler.

    Sonuç Belgesinde Neler Yer Alacak?

    Adayların sınav sonuç belgesinde; TYT, AYT ve YDT oturumlarındaki doğru/yanlış sayıları, elde ettikleri ham ve yerleştirme puanları ile Türkiye geneli başarı sıralamaları yer alacaktır.

    2026 YKS Üniversite Tercihleri Ne Zaman Başlayacak?

    Sınav sonuçlarının 22 Temmuz’da ilan edilmesinin ardından, maratonun en stratejik evresi olan tercih süreci başlayacak.

    ÖSYM, üniversitelerin güncel taban puanlarını, başarı sıralamalarını ve kontenjanlarını içeren 2026 YKS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu’nu sonuçların açıklandığı hafta içinde yayımlayacak. Alınan ön bilgilere göre, 2026 YKS tercihlerinin Temmuz ayının son haftası itibarıyla resmen başlatılması bekleniyor.

  • Emekli maaş farkları ne zaman yatacak? İşte detaylar!

    Emekli maaş farkları ne zaman yatacak? İşte detaylar!

    En düşük emekli maaşı alanlar için kritik bir süreç işliyor. Meclis ve Resmi Gazete takvimine bağlı olarak şekillenen ödeme planının tüm detayları…

    En Düşük Emekli Maaşı Alanlar İçin “Fark” Süreci Nasıl İşleyecek?

    2026 Temmuz dönemi itibarıyla en düşük emekli maaşının 23 bin 552 TL’ye yükseltilmesi kararlaştırıldı. Ancak bu artışı içeren yasal düzenleme şu an için TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilmiş olsa da henüz Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmedi.

    Maaş ödeme takvimi dün (17 Temmuz) itibarıyla başladığı için, en düşük emekli aylığı alan vatandaşların hesaplarına ödemeler şu an için eski tutar olan 20 bin TL üzerinden yatırılmaktadır.

    En düşük emekli maaşını 23.552 TL’ye çıkaran kanun teklifi Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra, aradaki 3.552 TL’lik zam farkı SGK tarafından belirlenecek ek bir takvimle emeklilerin hesaplarına aktarılacak. Fark ödemelerinin Temmuz ayı sonuna kadar tamamlanması bekleniyor.

    4A SSK Emekli Maaşı Temmuz 2026 Ödeme Günleri

    SSK (4A) kapsamında emekli aylığı alan vatandaşlar, tahsis numaralarının son rakamına göre 17-26 Temmuz tarihleri arasında zamlı (farklar hariç) ana maaşlarını almaya devam ediyor. İşte güncel takvim:

    • Tahsis numarası son rakamı 9 olanlar: 17 Temmuz

    • Tahsis numarası son rakamı 7 olanlar: 18 Temmuz (Bugün)

    • Tahsis numarası son rakamı 5 olanlar: 19 Temmuz

    • Tahsis numarası son rakamı 3 olanlar: 20 Temmuz

    • Tahsis numarası son rakamı 1 olanlar: 21 Temmuz

    • Tahsis numarası son rakamı 8 olanlar: 22 Temmuz

    • Tahsis numarası son rakamı 6 olanlar: 23 Temmuz

    • Tahsis numarası son rakamı 4 olanlar: 24 Temmuz

    • Tahsis numarası son rakamı 2 olanlar: 25 Temmuz

    • Tahsis numarası son rakamı 0 olanlar: 26 Temmuz

    4B Bağ-Kur Emekli Maaşı Temmuz 2026 Ödeme Günleri

    Bağ-Kur (4B) emeklileri ise temmuz ayı maaşlarını 25-28 Temmuz tarihleri arasında tahsis numaralarının son rakamına göre şu sıralamayla alacaklar:

    • Tahsis numarası son rakamı 9, 7 ve 5 olanlar: 25 Temmuz

    • Tahsis numarası son rakamı 3 ve 1 olanlar: 26 Temmuz

    • Tahsis numarası son rakamı 8, 6 ve 4 olanlar: 27 Temmuz

    • Tahsis numarası son rakamı 2 ve 0 olanlar: 28 Temmuz

  • Taytlı vali diye anılıyordu: Görevden alındı!

    Taytlı vali diye anılıyordu: Görevden alındı!

    Yayımlanan kararname, yeni atanan vali ve olay yaratan Meclis tartışmasının tüm detayları…

    Yeni Ardahan Valisi Ömer Hilmi Yamlı Oldu

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan atama kararına göre, görevden alınan Mehmet Fatih Çiçekli’nin yerine yeni bir atama gerçekleştirildi:

    Gaziantep Şehitkamil Kaymakamı Ömer Hilmi Yamlı, Ardahan’ın yeni valisi olarak atandı.

    Tartışmanın Geçmişi: Meclis Kürsüsünden “Asma Yaprağı” Çıkışı

    Görevden alma kararının arkasında, geçtiğimiz günlerde kentte düzenlenen bir bisiklet festivali sonrasında yaşanan siyasi gerilim yatıyor.

    CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli’nin festivalde profesyonel bisikletçi taytı ve spor kıyafetiyle halkın arasına karışmasını sert bir dille eleştirmişti.

    Kürsüden Vali’nin bisiklet üzerindeki fotoğrafını gösteren milletvekili Alp, “Böyle vali, mali olmaz. Devlet makamının ağırlığına gölge düşürülüyor. Ya bu valileri alın ya da bu valilere asma yaprağı gönderin taksınlar. Böyle şehrin ortasında gezemezler. İçişleri Bakanlığı bu duruma derhal müdahale etmeli” ifadelerini kullanmıştı.

    Vali Çiçekli Sosyal Medyadan Yanıt Vermişti

    Görüntülerin Meclis gündemine taşınması ve “asma yaprağı” benzetmesi kamuoyunda ve sosyal medyada büyük bir tartışma başlatmıştı. Spor camiasından ve vatandaşlardan spor kıyafetinin doğal olduğu yönünde destek mesajları alan Mehmet Fatih Çiçekli, kendisini eleştiren ve hakaret boyutuna varan ifadelere karşı sosyal medya hesabı üzerinden kendisine gelen destek paylaşımlarını yeniden paylaşarak duruşunu sergilemişti.

    Ancak yaşanan bu geniş çaplı polemiğin ardından, yeni yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Çiçekli’nin Ardahan’daki görev süresi resmi olarak son bulmuş oldu.

  • Malatya deprem: Sabah saatlerinde korkunç sallandı

    Malatya deprem: Sabah saatlerinde korkunç sallandı

    Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgeleri, sabahın erken saatlerinde meydana gelen korkutan bir sarsıntıyla uyandı. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından geçilen son dakika verilerine göre, Malatya’da orta şiddette bir deprem kaydedildi. Sarsıntı başta Malatya merkez olmak üzere çevre il ve ilçelerden de yoğun şekilde hissedildi ve kısa süreli paniğe neden oldu.

    İşte AFAD internet sitesinde yer alan sismik veriler ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un bölgedeki son duruma ilişkin yaptığı ilk resmi açıklama…

    Depremin Merkez Üssü Battalgazi: İşte Detaylar

    AFAD Deprem Dairesi tarafından paylaşılan anlık sismik rapora göre, sarsıntının tüm parametreleri şu şekilde kaydedildi:

     Büyüklük: 5.0 (Mw)

     Merkez Üssü: Malatya – Battalgazi

     Tarih / Saat: 18.07.2026 – 06:20:11 (TSİ)

     Derinlik: Yerin 15.59 kilometre derinliğinde meydana geldi.

    Depremin sığ bir derinlikte gerçekleşmesi, yüzeydeki sarsıntı hissinin oldukça güçlü olmasına yol açarken, uzmanlar bu büyüklükteki depremlerin ardından artçı sarsıntıların sürebileceği konusunda vatandaşları uyardı.

    Bakan Murat Kurum: “Herhangi Bir Olumsuzluk Tespit Edilmedi”

    Depremin hemen ardından sosyal medya hesabı üzerinden Malatya halkına geçmiş olsun dileklerini ileten Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, saha tarama faaliyetlerine ilişkin şu bilgileri paylaştı:

    “Güzel Malatya’mıza geçmiş olsun. Battalgazi’de meydana gelen deprem sonrası şu an itibarıyla herhangi bir olumsuz tespit olmamakla birlikte tüm ihbarları titizlikle değerlendiriyoruz. Ekiplerimiz bölgede teyakkuz halinde saha taramalarına devam etmektedir. Rabbim ülkemizi ve milletimizi her türlü afetten korusun.”

  • Aziz Üstel kimdir, kaç yaşındaydı, neden öldü?

    Aziz Üstel kimdir, kaç yaşındaydı, neden öldü?

    Gelen acı haberin ardından, Aziz Üstel’in hayat hikayesi, kariyeri ve köklü aile geçmişi…

    Aziz Üstel Kimdir?

    Aziz Üstel, 1948 yılında Türkiye’nin ve Osmanlı’nın çok kültürlü, elit diplomatik aile yapılarından birinin çocuğu olarak dünyaya geldi:

    Babası Osmanlı hariciyecisi Aziz Bey’in oğlu, Barselona doğumlu ve Galatasaray Lisesi mezunu mühendis Sabih Bey’dir. Annesi ise Arnavut kökenli doktor Sezai Çomo’nun kızı, İşkodra doğumlu ve Robert Kolej mezunu Yeta Hanım’dır. Siyaset ve medya dünyasından tanınan Nazlı Ilıcak ile iş insanı Ömer Çavuşoğlu’nun babası Muammer Çavuşoğlu, Aziz Üstel’in annesinin dayısıdır.

    Anne ve babası o henüz 7 yaşındayken boşandı. Kısa süre annesiyle kaldıktan sonra babasıyla birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Çocukluk ve gençlik yıllarını üvey annesinin yanında ABD’de geçiren Üstel, yükseköğrenimini Kaliforniya Üniversitesi’nde yayıncılık ve uluslararası ilişkiler alanlarında tamamladı.

    Efsane Dizilerin Arkasındaki Ses ve Kült Çevirmen

    Üniversite eğitiminin ardından askerlik görevini yerine getirmek üzere Türkiye’ye dönen Aziz Üstel, muazzam dil bilgisiyle Türkiye’nin kültürel hafızasında yer eden işlere imza attı:

    Kurduğu tercüme bürosuyla edebiyat dünyasına adım attı. Anthony Burgess’in dünyaca ünlü başyapıtı Otomatik Portakal‘ı Türkçeye ilk kazandıran isimlerden biri oldu ve hayatı boyunca 50’ye yakın kitabın çevirisini yaptı.

    1974 yılında TRT ile tanışan Üstel; Türkiye’de ekran başına milyonları kilitleyen Kaçak, Uzay Yolu ve Görevimiz Tehlike gibi efsanevi yabancı dizilerin Türkçe çevirilerini ve senaryo adaptasyonlarını hazırladı.

    Televizyonculuk Kariyeri ve Galatasaray Yöneticiliği

    TRT’nin tek kanallı siyah-beyaz ve ilk renkli dönemlerinde, ekranların en uzun soluklu talk-show programlarından biri olan “Gecenin Konukları” programının yapımcılığını ve sunuculuğunu tam 9 yıl boyunca aralıksız sürdürdü. Bu formatı daha sonra Kanal 6 ve Kanal E ekranlarına da taşıdı.

    1994 yılında Kanal D’de yayınlanan ve başrolünde Bülent Kayabaş’ın oynadığı “Kartal Kaya” dizisinin senaryosunu bizzat kaleme aldı.

    Fanatik bir Galatasaray taraftarı olan ve sarı-kırmızılı kulüpte bir dönem yöneticilik de yapan Üstel, CNN Türk’te yayınlanan popüler futbol programı Futbolmania‘da uzun yıllar yorumculuk yaptı. Son dönemlerinde ise 24 TV ekranlarında Patron Katı programını hazırlayıp sundu ve köşe yazarlığına devam etti.

  • Mauro Icardi açıklaması: Transfer iddialarına son noktayı koydu

    Mauro Icardi açıklaması: Transfer iddialarına son noktayı koydu

    Yeni sezon öncesi iddialı bir kadro kurmak için transfer çalışmalarını titizlikle yürüten Diyarbakır temsilcisinde, başkan Nahit Eren İlke TV’ye özel açıklamalarda bulundu. Icardi iddialarını kesin bir dille yalanlayan Eren, kulübün forvet stratejisine dair şu ifadeleri kullandı:

    “Gelecekte en az Icardi kadar adından söz ettireceğine inandığımız forvet adaylarımız var. Dolayısıyla Mauro Icardi şu an için gündemimizde yer almıyor. Görüşmelerimizi sürdürdüğümüz oyuncular mevcut ve umuyoruz ki bir iki gün içinde yeni transferimizi tamamlamış olacağız.”

    Amedspor’da Yeni Golcü 1-2 Güne Açıklanıyor

    Süper Lig’in çiçeği burnunda ekibinde başkan Eren’in açıklamaları, taraftarları heyecanlandıracak yeni bir transfer müjdesini de beraberinde getirdi. Mauro Icardi masada olmasa da yeşil-kırmızılı yönetimin gizlilik içinde yürüttüğü santrfor transferinde sona geldiği ve yeni golcünün önümüzdeki 24 ila 48 saat içinde resmen duyurulacağı öğrenildi.

  • Nasuh Mahruki neden gözaltına alındı? Kim, kaç yaşında?

    Nasuh Mahruki neden gözaltına alındı? Kim, kaç yaşında?

    Tutuklanma gerekçesi olan o paylaşım ve Nasuh Mahruki’nin hayat hikayesi…

    Nasuh Mahruki Neden Tutuklandı?

    Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Nasuh Mahruki’nin sosyal medya hesabı üzerinden 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümüne ilişkin yaptığı değerlendirmeler üzerine “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla re’sen (kendiliğinden) soruşturma başlattı.

    Mahruki’nin sosyal medyada gündem olan ve adli süreci başlatan paylaşımında şu ifadeleri kullandığı belirtildi:

    “15 Temmuz önceden fark edilmiş ancak rejim değişikliği için bir fırsat olarak görülerek bilerek engellenmemiş, kontrollü bir şekilde kalkışılmasına müsaade edilmiş bir darbe girişimidir.”

    Bu paylaşımın ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınan Mahruki, emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından Bakırköy Adliyesi’ne sevk edildi. Savcılık sorgusunun ardından tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine çıkarılan Nasuh Mahruki tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    Nasuh Mahruki Kimdir? (Yaşı,

    Gözaltı ve tutuklama haberlerinin ardından internette en çok aranan isim haline gelen Ali Nasuh Mahruki’nin yaşam öyküsü şu şekildedir:

    21 Mayıs 1968 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. 2026 yılı itibarıyla 58 yaşındadır. Yaklaşık iki asırdır İstanbul’da yaşayan köklü “Mahruki” ailesine mensuptur. Osmanlı döneminde Sultan II. Mahmud’a hizmet eden Kaptan-ı Derya Nasuhzade Ali Paşa’nın 5. kuşak torunudur. Babası Cafer Cem Mahruki ise Türkiye’nin tanınan koleksiyoncularından biri olup Türk Nümismatik Derneği Başkanlığı yapmıştır. Şişli Terakki Lisesi’ni bitirdikten sonra 1992 yılında Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Himalayalar’da Bhutan Krallığı’na gerçekleştirdikleri bir motosiklet turu sırasında Mine Mahruki ile geleneksel bir törenle evlenmiştir. Barlas ve Bilge adında iki çocuk babasıdır.

    Efsanevi Dağcılık Kariyeri ve “Kar Leoparı” Unvanı

    Dağcılık sporuyla 1988 yılında Bilkent Üniversitesi Doğa Sporları Topluluğu’nda tanışan Mahruki, Türk spor tarihine adını altın harflerle yazdıran başarılara imza attı:

    • Kar Leoparı: 1992-1994 yılları arasında eski Sovyetler Birliği sınırlarında yer alan 7.000 metreden yüksek 5 dağa tırmanarak bu prestijli unvanı almaya hak kazandı.

    • Everest Başarısı: 1995 yılında dünyanın en yüksek noktası olan Everest Dağı’na tırmanan ilk Türk dağcı oldu. 2010 yılında bu tırmanışı bir kez daha tekrarladı.

    • Yedi Zirveler: 1996 yılında yedi kıtanın en yüksek dağlarına tırmanarak “Yedi Zirveler” projesini tamamlayan dünyadaki 45. ve en genç sporcu unvanını elde etti. Oksijen desteği almadan Cho Oyu, Lhotse ve K2 dağlarına tırmanmayı başardı.

    AKUT Dönemi ve Siyasi Girişimleri

    Türkiye’nin en önemli sivil toplum hamlelerinden biri olan Arama Kurtarma Derneği’nin (AKUT) kurucu üyesidir. Uzun yıllar derneğin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Mahruki, 28 Kasım 2016’da bu görevinden ve yönetim kurulu üyeliğinden istifa etti. 2019 yılında ise AKUT Onursal Başkanlık görevini de tamamen bıraktı.

    Spora ve sivil topluma verdiği katkıların yanı sıra siyasete de adım atan Mahruki, 2024 yerel seçimlerinde Beşiktaş Belediye Başkanlığı için Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) aday adayı olmuş, ardından sürecin devamında Beşiktaş Belediyesi’ne bağımsız aday olarak seçimlere katılmıştır.

  • Yeni dünya mı bulundu? Yaşanabilir bölgedeki gezegende ilk kez atmosfer keşfedildi

    Yeni dünya mı bulundu? Yaşanabilir bölgedeki gezegende ilk kez atmosfer keşfedildi

    Space.com’un haberine göre bilim insanları, Dünya’ya 48 ışık yılı uzaklıktaki ‘LHS 1140 b’ isimli kayalık yapıya sahip ötegezende atmosfer saptadı. Atmosfer bulunan gezegenin dünyaya uzaklığı yaklaşık 454 trilyon 115 milyar kilometre.

    Keşif, sıvı suyun var olabilmesi için yıldızına uygun mesafede, yıldızının ‘yaşanabilir bölgesi’nde bulunan bir kayalık gezegendeki ilk atmosfer keşfi olarak kaydedildi.

    Araştırmanın baş yazarı Collin Cherubim atmosferde helyum tespit edildiğini, bunun herhangi bir kayalık ötegezegen için ilk doğrudan tespit olduğunu vurguladı.

    Gezegenin sera etkisi yaratabilecek miktarda atmosferi olduğunu belirten Cherubim “Büyük olasılıkla, (bu ötegezegen) Dünya’da yaşamaya elverişli olarak kabul ettiğimiz koşullara ve sıvı suyun varlığını destekleyebilecek koşullara sahip olacaktır” dedi.

    Araştırmacı Jason Dittmann da şöyle konuştu: “Bu gezegen yaklaşık 10 yıl önce keşfedilmişti ve fakat şimdi ‘Tamam, bu bir atmosfere sahip’ diyebiliyoruz.”

    Araştırmanın sonuçları ‘Science’ adlı dergide yayınlandı.

    İki ötegezegen bulundu: Pamuk şekerden daha düşük yoğunlukta

    Star Wars filmindeki ‘Tatooine’e benzeyen 27 potansiyel gezegen bulundu

    Dünya’ya benzeyen gezegen adayı bulundu: ‘Sadece’ 146 ışık yılı uzaklıkta

  • Çekiçli kadın öfkesini böyle kustu

    Çekiçli kadın öfkesini böyle kustu

    Afyonkarahisar’da sevgilisine sinirlenen genç kadın, eline aldığı çekiçle öfkesini sevgilisinin aracı ve tamirhane dükkanından çıkardı.

    Olay, Emirdağ Sanayi Sitesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, A.Y. isimli genç kız ile sevgilisi H.G. arasında bilinmeyen bir sebeple tartışma çıktı. Tartışmanın ardından sinirlenen genç kadın, H.G.’nin dükkanına giderek, eline aldığı çekiçle iş yerinin camlarını kırıp, sevgilisinin aracına zarar verdi. A.Y.’nin sinir krizi geçirerek aracın camlarına çekiçle vurduğu anlar ise çevredekiler tarafından cep telefonu kamerası ile görüntülendi. Olayla ilgili tarafların birbirlerinden şikayetçi olup olmadıkları ise bilinmiyor.

  • Olcay Baykal neden öldü? Kimdir, kaç yaşındaydı?

    Olcay Baykal neden öldü? Kimdir, kaç yaşındaydı?

    Acı haberin detayları, cenaze programı ve Olcay Baykal’ın yaşam öyküsü…

    Olcay Baykal Neden Öldü ve Kaç Yaşındaydı?

    Bir süredir sağlık sorunları nedeniyle Antalya Kepez Devlet Hastanesi’nde tedavi altında olan Olcay Baykal, 88 yaşında hayata gözlerini yumdu. Antalya’daki hastaneden alınan cenaze, belediyeye ait araçla havalimanına, oradan da hava yoluyla Ankara’ya nakledildi. Olcay Baykal’ın cenazesinin, Ankara’da eşi merhum Deniz Baykal’ın mezarının yanına defnedileceği bildirildi.

    Olcay Baykal Kimdir? (Mesleği, Nereli ve Gençlik Yılları)

    Hayatını eğitime adayan Olcay Baykal, uzun yıllar boyunca edebiyat öğretmenliği yapmış ve emekli olduktan sonra Antalya’da yaşamını sürdürmüştü. Deniz Baykal’ın bakanlık, genel başkanlık ve başbakan yardımcılığı yaptığı en hareketli dönemlerde dahi siyasi tartışmalardan titizlikle uzak durdu. Eşinin gölgesinde kalmayı değil, kendi mütevazı dünyasında çocuklarını büyütmeyi ve öğretmenlik mesleğini icra etmeyi tercih etti.

    Deniz ve Olcay Baykal’ın 60 Yıllık Gizli Nikah Hikayesi

    Çiftin yarım asrı aşan aşk hikayesi lise yıllarında Ankara’da başladı ve Türk siyasi tarihinin en tatlı kaçamak evliliklerinden birine sahne oldu:

    Lise yıllarından beri birlikte olan çift, 1963 yılında ailelerine haber vermeden evlenme kararı aldı. O dönem çiçeği burnunda bir avukat olan Deniz Baykal, Olcay Hanım’ı Karadeniz’in şirin ilçesi Akçakoca’ya götürerek orada sürpriz bir nikah kıydı. Çift ancak evlendikten sonra ailelerine mutlu haberi verdi. Bu köklü ve sarsılmaz evlilikten Aslı (Baykal) ve Ataç adında iki çocukları dünyaya geldi. Çiftin torunlarıyla birlikte genişleyen ailesi, her zaman öncelikleri oldu.

  • Köfteci Yusuf’un başlattığı yasak tüm Türkiye’de zorunlu oluyor! Evcil hayvan girişi tamamen yasaklanıyor

    Köfteci Yusuf’un başlattığı yasak tüm Türkiye’de zorunlu oluyor! Evcil hayvan girişi tamamen yasaklanıyor

    Sızan taslak detaylarına göre, yeni yasama döneminde TBMM’ye sunulması planlanan düzenlemenin tüm ayrıntıları…

    Tartışmanın Fitilini Köfteci Yusuf Ateşlemişti

    Geçtiğimiz yıl Türkiye’nin en yaygın köfte ve et zincirlerinden biri olan Köfteci Yusuf, şubelerinin hem kapalı hem de açık alanlarına evcil hayvan kabul edilmeyeceğini duyurmuştu.

    Kararın ardından sosyal medyada büyük bir kutuplaşma yaşandı. Bir kesim gıda tüketilen alanlarda kıl, tüy ve salya gibi unsurların hijyenik açıdan risk oluşturduğunu belirterek kararı sonuna kadar destekledi.

    Diğer bir kesim ve hayvan hakları savunucuları ise özellikle bahçe, teras gibi dış mekanlarda bu kısıtlamanın esnetilmesi gerektiğini savunarak karara tepki göstermişti.

    Mevcut mevzuata göre evcil hayvanların restoran, kafe veya market gibi alanlara girip giremeyeceğine dair nihai karar tamamen işletme sahiplerinin kendi inisiyatifindeydi. Ancak Bakanlığın hazırladığı yeni taslak bu inisiyatifi tamamen ortadan kaldırıyor.

    Hem İç Hem de Dış Alanlara “Tam” Kısıtlama Geliyor

    Tarım ve Orman Bakanlığı’nın gıda güvenliği ve üretim hijyeni standartları yasalarında yapacağı yeni düzenleme yasalaşırsa şu kurallar geçerli olacak:

    Evcil hayvanların gıda satışı ve tüketimi yapılan işletmelerin kapalı (iç) alanlarının yanı sıra bahçe, teras, veranda gibi açık (dış) alanlarına da girişi tamamen yasaklanacak.

    İşletme sahipleri “hayvan dostu işletme” (pet-friendly) ibaresiyle kendi isteklerine göre kuralları esnetemeyecek.

    Yasak kurallarına uymayan, müşterilerinin evcil hayvanlarıyla işletmeye girmesine göz yuman veya alanlarında evcil hayvan barındıran firmalara çok ağır idari para cezaları uygulanacak.

  • AB’de LNG ithalatı rekor seviyeye ulaştı

    AB’de LNG ithalatı rekor seviyeye ulaştı

    Eurostat verilerine göre, AB’nin toplam LNG ithalatı bu yılın ilk çeyreğinde yıllık bazda yüzde 5,2 artarak rekor seviyeye ulaşırken, savaş öncesindeki 2021’in ilk çeyreğine göre yüzde 121 yükseldi.

    AB’nin boru hattı yoluyla gaz ithalatı ise bu yılın ilk çeyreğinde yıllık bazda sınırlı artış gösterirken, LNG’ye yönelişin etkisiyle savaş öncesi döneme kıyasla yaklaşık yarı yarıya geriledi. Savaş öncesinde AB’nin LNG ithalatında ABD’nin payı yüzde 24,1, Rusya’nın payı ise yüzde 21,2 seviyesindeydi. Ancak ABD’nin payı bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 57,4’e yükseldi. Rusya’nın payı yüzde 17,3’e gerilemesine rağmen ülke AB’nin ikinci büyük LNG tedarikçisi olmayı sürdürdü. Avrupa’ya ulaşan Rus LNG’sinin büyük bölümünü sağlayan Yamal LNG tesisi, Moskova’nın AB LNG pazarındaki ağırlığını korumasında önemli rol oynadı.

    Kpler verilerine göre, Avrupa’ya ulaşan Rus LNG’sinin büyük bölümünü sağlayan Yamal LNG tesisinden AB’ye yapılan sevkiyatlar yılın ilk yarısında yaklaşık 9,9 milyon tona ulaşarak rekor kırdı. Bu miktar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16 artışa karşılık geldi. Böylece, söz konusu tesisten Avrupa’ya sevkiyatlar 2021’in ilk yarısındaki 7,7 milyon tondan bu yılın ilk yarısında 9,9 milyon tona yükselerek savaş öncesi döneme göre yaklaşık yüzde 29 arttı.

    Rus LNG’sine yönelik aşamalı çıkış planı uygulanıyor

    AB, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısının ardından enerji yaptırımlarını genişletirken, LNG ithalatına yönelik kısıtlamalar diğer enerji ürünlerine kıyasla daha sınırlı kaldı. Birlik, Haziran 2024’te Rus LNG’sinin AB limanları üzerinden üçüncü ülkelere yeniden yüklenmesini yasaklarken, üye ülkelerin kendi tüketimlerine yönelik ithalatı kapsam dışında bırakmıştı. Ancak AB bu yıl kabul ettiği düzenlemeyle Rus LNG ithalatının 2027’ye kadar tamamen sonlandırılması karara bağladı.

    “Yamal LNG tesisinden Avrupa’ya yapılan güçlü sevkiyatlar bizi şaşırtmıyor”

    AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Londra merkezli ICIS’in Küresel LNG Uzmanı Ed Cox, Rus LNG akışlarının güçlü seyrini koruduğunu ancak Avrupa’nın enerji tedarikinde Rusya’nın rolünün geçmişe kıyasla belirgin şekilde azaldığını söyledi.

    Cox, Yamal LNG tesisinden AB ülkelerine yönelik yüksek sevkiyatların uzun vadeli sözleşmeler nedeniyle beklenen bir gelişme olduğunu belirterek, “Bu yıl Yamal LNG’den Avrupa’ya yapılan güçlü sevkiyatlar bizi şaşırtmıyor. Verilerimiz tesisin yüksek kapasiteyle çalıştığını gösteriyor. AB’nin nisanda kısa vadeli sözleşmeler kapsamındaki sevkiyatları hedef alan önlemleri sınırlı etki yarattı çünkü Yamal ihracatının büyük bölümü uzun vadeli kontratlara dayanıyor.” dedi.

    AB’nin Rus LNG’sini aşamalı olarak devreden çıkarma planında şu aşamada değişiklik görmediklerini ifade eden Cox, “Katar’ın Hürmüz Boğazı üzerinden yaptığı LNG ihracatı sınırlı kalırsa bu kararın ertelenmesine yönelik bazı baskılar oluşabilir. Ancak AB, olası arz sıkıntılarına rağmen Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rus LNG’siyle ilişkisini sonlandırma hedefinden geri adım atmıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

    Cox, Avrupa’nın Rus LNG’sinden uzaklaşmasının en büyük kazananlarından birinin ABD olduğunu vurgulayarak, “Önümüzdeki dönemde Avrupa LNG ithalatında ABD’nin payının daha da artmasını bekliyoruz.” ifadesini kullandı. Avrupa’nın LNG’ye bağımlılığının arttığına işaret eden Cox, bunun özellikle Asya ile rekabeti yoğunlaştırarak bazı riskler yarattığını, ancak piyasanın dengelenmesi ve fiyatların gerilemesi halinde yeni fırsatlar sunacağını ifade etti. “Avrupa’nın LNG’ye yöneliminin en büyük ekonomik kazananı ABD oldu”

    Kpler Kıdemli LNG ve Doğal Gaz Uzmanı Charles Costerousse, Rus boru gazına bağımlılığını önemli ölçüde azaltan AB’nin ABD LNG’sine yöneldiğine dikkati çekerek, “Kaybedilen Rus boru gazının büyük bölümü ABD LNG’si ile ikame edildi. Rus LNG’sinin AB ithalat sepetindeki payı büyük ölçüde benzer seviyelerde kalırken, ABD LNG’sinin payı 2021’deki yüzde 27 seviyesinden 2025’te yaklaşık yüzde 60’a yükseldi.” dedi.

    Costerousse, Rus LNG’sinin uzun yıllar boyunca AB için güvenilir ve uygun maliyetli bir LNG arz kaynağı olduğunu belirterek, “Rusya’dan halen yasal olarak ithal edilmesine izin verilen yıllık yaklaşık 12-15 milyon tonluk uzun vadeli kontrat hacmi, 1 Ocak 2027 itibarıyla sona erecek. Aynı düzeyde düzenli ve uygun fiyatlı arz sağlayabilecek alternatif tedarikçiler bulmak kolay olmayacak. Altyapı kısıtları ise daha sınırlı bir sorun çünkü AB son yıllarda, kısmen savaşın etkisiyle, yeniden gazlaştırma kapasitesini önemli ölçüde artırdı.” değerlendirmesinde bulundu. Avrupa’nın LNG’ye yönelmesinden ekonomik açıdan en fazla ABD’nin fayda sağladığının altını çizen Costerousse, “Bu süreçten en fazla yararlanan ülkenin ABD olduğu söylenebilir. Bunun temel nedenleri, son 3-4 yılda devreye alınan yeni LNG sıvılaştırma kapasitesi ile ABD’nin sahip olduğu ihracat esnekliğidir.” ifadelerini kullandı. Araştırma kuruluşu Energy Aspects Gaz ve LNG Uzmanı Matt Drinkwater da Yamal LNG’den yapılan yüksek hacimli sevkiyatların, AB’nin Rus LNG’sine yönelik uzun vadeli ithalat yasağı yürürlüğe girmeden önce mevcut sözleşmeler kapsamındaki alımlarını sürdürmesinden kaynaklandığını anlattı.

    Drinkwater, Avrupalı şirketlerin yürürlükteki kontratlardan doğan yükümlülükleri ile Orta Doğu’daki savaşın küresel LNG arzını daraltmasının yarattığı enerji güvenliği endişelerinin Rus LNG’sinin tamamen ikame edilmesini zorlaştıran başlıca faktörler arasında yer aldığına dikkati çekerek, “Rus gazının 2021-2022 döneminde siyasi bir araç olarak kullanılmasının Avrupa ekonomisine maliyeti oldukça yüksek oldu. Bu nedenle Rus gazına dönüş konusunda güçlü bir istek bulunmuyor. Bunun yanı sıra Gazprom ile eski müşterileri arasında tahkim kararlarından kaynaklanan önemli yükümlülükler bulunuyor. Bu sorunların kısa sürede ve kolayca çözülmesi pek olası görünmüyor.” diye konuştu.>>>AA

  • Hürmüz’e alternatif enerji güzergahları İran’ın stratejik kozunu tartışmaya açıyor

    Hürmüz’e alternatif enerji güzergahları İran’ın stratejik kozunu tartışmaya açıyor

    2025’te Hürmüz Boğazı’ndan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol ve küresel LNG ticaretinin yaklaşık beşte birine karşılık gelen 110 milyar metreküpü aşkın LNG taşındı.

    Savaş sırasında yaşanan aksamalar, Hürmüz’e bağımlılığın ülkeleri alternatif güzergahlara yöneltti. İran’ın ham petrol ihracatının neredeyse tamamının Hürmüz üzerinden yapılması ise boğazdaki olası uzun süreli bir kesintinin İran ekonomisi açısından da ciddi maliyet oluşturabileceğine işaret ediyor.

    Suudi Arabistan, Kızıldeniz’e uzanan Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’nın kapasitesini artırmayı değerlendirirken BAE, Füceyre üzerinden Hürmüz’ü baypas edecek ikinci petrol boru hattının yapımını hızlandırdı. Irak da Basra-Hadise hattı üzerinde çalışırken Türkiye üzerinden Akdeniz’e ulaşan Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı yeniden öne çıkan alternatifler arasında yer aldı. Ancak bu güzergahların Hürmüz Boğazı üzerinden taşınan toplam petrol hacmini tamamen ikame etmesi beklenmiyor.

    Çin ve Hindistan da Orta Doğu dışındaki tedarikçilere yönelirken, Orta Doğulu üreticilerin Asya’nın enerji güvenliğindeki temel konumunu koruması öngörülüyor.

    Uluslararası Enerji Ajansına göre alternatif güzergahlarla günlük 3,5 ila 5,5 milyon varil ham petrol taşınabilecek kapasite bulunuyor. Buna karşın Katar LNG’si için uygulanabilir bir alternatif güzergahın bulunmaması, Hürmüz’ün küresel gaz piyasalarındaki önemini koruyor.

    Hürmüz kozu İran için de ağır ekonomik maliyet doğuruyor

    Konuya ilişkin, AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan İngiltere merkezli Iran Open Data Center Enerji ve Makroekonomi Masası Başkanı Dalga Hatinoğlu, “Hürmüz Boğazı’nın öngörülebilir gelecekte küresel enerji ticareti açısından stratejik bir geçiş noktası olmayı sürdüreceğine şüphe yok. Ancak bu, İran’ın boğaz üzerinden geçmişte sahip olduğu stratejik kozu bugün de aynı ölçüde elinde tuttuğu anlamına gelmiyor.” dedi.

    Hürmüz’deki enerji ve ticaret akışının aksamasının İran açısından ekonomik maliyetinin giderek arttığına dikkati çeken Hatinoğlu, boğazın kapatılması veya geçişin ciddi biçimde aksatılmasının küresel ekonomi açısından önemli sorunlara yol açabileceğini ve enerji fiyatlarını yükseltebileceğini belirterek, “Ancak böyle bir adım İran ekonomisi için yıkıcı sonuçlar doğurur.” dedi.

    İran’ın ham petrol ihracatının neredeyse tamamı ile petrol dışı ticaretinin yaklaşık yüzde 80’inin Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirildiğini aktaran Hatinoğlu, ülkenin petrol dışı ticaretinin yaklaşık yüzde 51’ini Körfez’deki Arap ülkeleriyle yaptığını söyledi.

    Hatinoğlu, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının ardından dahi Çin’den İran’a bir konteyner göndermenin maliyetinin kriz öncesi seviyenin yaklaşık üç katına çıkarak 9 bin dolar civarında kaldığını belirtti.

    İran ile Çin arasındaki petrol dışı ticaretin savaş öncesi seviyenin yaklaşık beşte birine, aylık 200 milyon dolara gerilediğini bildiren Hatinoğlu, Çin’in İran’dan ham petrol alımlarının da önceki hacimlerin yaklaşık üçte birine düştüğünü kaydetti.

    Alternatif güzergahlar Türkiye’nin rolünü güçlendirebilir

    Suudi Arabistan ve BAE’nin mevcut alternatif boru hatlarının önemli kapasiteye sahip olduğunu belirten Hatinoğlu, yeni ihracat koridorlarının Hürmüz’ün stratejik önemini ortadan kaldırmayacağını, yalnızca azaltacağını söyledi.

    Hatinoğlu, Hürmüz Boğazı’ndan geçen LNG’nin yaklaşık yüzde 83’ünün, ham petrolün ise yaklaşık yüzde 90’ının Asya piyasalarına yöneldiğine ve Katar LNG’si için halen uygulanabilir başka bir ihracat güzergahı bulunmadığına dikkati çekerek, olası bir kesintinin en ağır etkisinin Asya’da hissedileceğini söyledi.

    Çin ve Hindistan’ın alternatif kaynak arayışının yapısal bir dönüşümden ziyade fiyatlar ve mevcut jeopolitik risklere verilen bir tepki olduğunu kaydeden Hatinoğlu, Orta Doğu’nun uzun vadede Asya’nın enerji güvenliğindeki temel konumunu koruyacağını bildirdi.

    Hatinoğlu, Irak’ın Kerkük-Ceyhan güzergahı üzerinden petrol ihracatını artırması halinde Türkiye’nin bölgesel enerji transit merkezi konumunun daha da güçleneceğini belirtti.

    Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek bir kesintinin Asya enerji piyasalarını Avrupa’ya kıyasla çok daha fazla etkileyeceğine işaret eden Hatinoğlu, Türkiye’nin enerji güvenliği politikasına ilişkin şunları söyledi:

    “Türkiye, bölgenin en dengeli uzun vadeli enerji güvenliği stratejilerinden birini izliyor. Doğal gaz ithalat kaynaklarını çeşitlendirdi, Karadeniz’de yerli doğal gaz üretimini geliştiriyor ve ithal fosil yakıtlara bağımlılığını azaltmak amacıyla yenilenebilir enerji kapasitesini hızla artırıyor. Bunun sonucunda Türkiye, dış kaynaklı enerji şoklarına karşı bölgedeki birçok ülkeden daha dayanıklı hale geliyor.”>>>AA

  • Türkiye’de 5 yılda 2,6 milyon kişi eğitim için şehir değiştirdi

    Türkiye’de 5 yılda 2,6 milyon kişi eğitim için şehir değiştirdi

    AA muhabirinin Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından hazırlanan “İç Göç İstatistikleri”nden derlediği bilgiye göre eğitim, şehirler arasında en büyük göç etkenlerinden biri olmaya devam ediyor.

    Türkiye’de 2021’de 686 bin 973 kişi eğitim gerekçesiyle şehir değiştirdi. Söz konusu sebeple iç göç gerçekleştirenlerin sayısı bir sonraki yıl 526 bin 8, 2023’te ise 512 bin 11 olarak hesaplandı.

    Sonraki yıllarda eğitim nedeniyle şehir değiştirenlerin sayısı gerilemeyi sürdürürken 2024’te 479 bin 622, geçen yıl ise 406 bin 144 oldu.

    Böylece 5 yıllık dönemde, eğitim gerekçesiyle iç göç gerçekleştiren toplam kişi sayısı 2 milyon 610 bin 758’e ulaştı.

    İstanbul, eğitim için yaklaşık 272 bin göç aldı

    İstanbul, son 5 yılın tamamında eğitim için en çok göç alan il oldu.

    Megakent, 2021’de 77 bin 296, 2022’de 48 bin 710, 2023’te 53 bin 956, 2024’te 48 bin 636, geçen yıl ise 43 bin 258 kişiye eğitim için ev sahipliği yaptı.

    İstanbul’un 5 yıllık dönemde söz konusu gerekçeyle aldığı göç sayısı da 271 bin 856 olarak kayıtlara geçti.

    Aynı dönemde, başkent Ankara’yı eğitim için tercih edenlerin sayısı 181 bin 23, İzmir’i tercih edenlerin sayısı ise 105 bin 106 olarak hesaplandı.

    Üç büyükşehir ve Türkiye’nin son 5 yıla ilişkin eğitim gerekçesiyle oluşan iç göç tablosu şöyle:>>>AA

    Yıllar İstanbul Ankara İzmir Türkiye
    2025 43.258 28.383 15.624 406.144
    2024 48.636 32.839 19.113 479.622
    2023 53.956 35.302 22.061 512.011
    2022 48.710 36.427 22.545 526.008
    2021 77.296 48.072 25.763 686.973
    TOPLAM 271.856 181.023 105.106 2.610.758
  • UTİKAD’dan Hürmüz Boğazı uyarısı

    UTİKAD’dan Hürmüz Boğazı uyarısı

    ABD-İran geriliminin tırmanışa geçmesinin ardından İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapattığını açıklaması ve buna karşın ABD’nin İran’a saldırılarını şiddetlendirmesi bölgedeki küresel deniz taşımacılığı faaliyetlerinde yeniden aksamalara sebebiyet veriyor.

    ABD/İsrail-İran Savaşı öncesi boğazdan günlük ortalama 130 gemi geçerken bu sayı savaş sürecinde yüzde 90’dan fazla azalmıştı. ABD ile İran arasında 14 Haziran’da varılan mutabakat sonrası gemi geçişleri günlük ortalama 70’in üzerine çıkmıştı.

    Ancak bölgede artan gerilim ve gemilere yönelik yeni saldırılar, toparlanma eğilimi gösteren Hürmüz Boğazı trafiğinin yeniden keskin şekilde yavaşlamasına yol açtı.

    Veri analitik şirketi Kpler’a göre, boğazdan 15 Temmuz’da yalnızca 9 ticari gemi geçiş yaparken, bir önceki gün ise bu sayı 13’tü.

    ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nda ABD ablukasının yeniden yürürlüğe girdiğini ve boğazdan geçen tüm gemilerden yüzde 20 geçiş ücreti alınacağını açıklamıştı.

    Trump’ın açıklamasının hemen ardından İran silahlı kuvvetlerinin savaşı yürüten birimi Hatemu’l Enbiya Merkez Karargahı, “ABD’nin Hürmüz Boğazı’na müdahale etmesine izin vermeyeceğiz.” duyurusunu yaptı.

    Trump’ın söz konusu açıklaması küresel deniz taşımacılığı yapan firmaları endişelendirirken Alman lojistik devi Hapag-Lloyd, “Uluslararası sulardan geçiş için ücret alınması temelden yanlış olur.” yorumunda bulundu.

    Daha sonrasında Trump, Hürmüz Boğazı’ndan geçen tüm gemilerden almayı planladığı yüzde 20’lik geçiş ücretinin yerine çeşitli Körfez ülkeleriyle ticaret ve yatırım anlaşması yapacaklarını duyurdu.

    “Sektör benzer krizlere geçmişe kıyasla daha hazırlıklı hareket ediyor”

    Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) Başkanı Bilgehan Engin, AA muhabirine, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmeleri tek başına değerlendirmenin doğru olmayacağını belirterek, son birkaç yılda salgın, Rusya-Ukrayna Savaşı, Kızıldeniz’de yaşanan güvenlik sorunları ve Süveyş Kanalı çevresindeki aksaklıkların küresel lojistik sektörünü zaten yüksek jeopolitik risk ortamına uyum sağlamaya zorladığını söyledi.

    Engin, sektörün benzer krizlere geçmişe kıyasla daha hazırlıklı hareket ettiğini ancak bu durumun risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmediğini dile getirdi.

    Hürmüz Boğazı’nın dünya petrol ticaretinin yaklaşık 5’te 1’inin geçtiği kritik bir deniz yolu olduğuna işaret eden Engin, şöyle konuştu:

    “Bölgedeki güvenlik risklerinin yeniden yükselmesi halinde armatörler ve taşıyıcılar risk analizlerini güncelleyecek, savaş riski primleri ve sigorta maliyetleri artabilecek, bazı hatlarda ilave güvenlik tedbirleri alınabilecek. Bu gelişmeler navlunlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluştururken özellikle enerji, petrokimya ve ham madde tedarik zincirlerinde maliyet artışlarına neden olabilir. Bununla birlikte bugün sektörün en önemli refleksi alternatif rotaları, farklı tedarik kaynaklarını ve çok modlu taşımacılık çözümlerini daha etkin kullanmak olacak. Şirketler artık maliyet odaklı bir anlayıştan çok tedarik zincirinin sürekliliğini esas alan bir planlama anlayışıyla hareket ediyor.”

    “Küresel ticaretin en temel ihtiyaçlarından biri öngörülebilirlik”

    Engin, Trump’ın Hürmüz Boğazı geçişlerinde ücret alınacak açıklamasına ilişkin, küresel ticaretin en temel ihtiyaçlarından birinin öngörülebilirlik olduğunu bildirdi.

    Uluslararası deniz taşımacılığında geçiş maliyetlerini artıracak her yeni uygulamanın ilgili bölgeyi olduğu kadar küresel tedarik zincirlerinin tamamını da etkileyeceğini kaydeden Engin, “Hürmüz Boğazı gibi stratejik bir geçiş noktasında gemilerden ilave ücret alınması halinde bu maliyetlerin navlunlara yansıması kaçınılmaz olacak. Özellikle enerji taşımalarının maliyetindeki artış, üretimden nihai tüketiciye kadar birçok sektörü etkileyebilir ve küresel ölçekte enflasyonist baskıları artırabilir.” şeklinde konuştu.

    Engin, uluslararası deniz taşımacılığının uzun yıllardır uluslararası hukuk çerçevesinde oluşturulan ortak kurallar sayesinde güven içinde yürütüldüğüne dikkati çekerek, küresel ticaretin sağlıklı işlemesi için uluslararası kurallara dayalı, öngörülebilir ve serbest geçişi esas alan yapının korunmasının büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.>>>AA

  • Olpak: Yılın ikinci yarısı daha olumlu geçecek

    Olpak: Yılın ikinci yarısı daha olumlu geçecek

    Nail Olpak, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, yılın ilk yarısını artan küresel belirsizlik ortamına ilave olarak ABD/İsrail-İran savaşı ve bunun özellikle enerji piyasasına olan yansımaları ve bir yandan yurt içinde uygulanan ekonomi programının sanayi ve ihracatçı üzerindeki etkisi altında geçirdiklerini söyledi.

    İhracatın yılın ilk 6 ayında yüzde 3,6 artış gösterdiğine ancak büyümeye katkı açısından ihracatın yılın ilk çeyreğinde negatif olduğuna dikkati çeken Olpak, NATO Zirvesi’nin Türkiye adına yatırımcılar nezdinde olumlu bir algı bıraktığını belirtti.

    Olpak, ticaret savaşları ile jeopolitik risklerin tetiklediği belirsizlik ortamında, ülkelerin ve firmaların stratejilerini bu eksende dönüştürmeleri gerektiğine işaret ederek, “İş dünyası olarak, yaşadığımız zorluklara rağmen yılın ikinci yarısında ve önümüzdeki dönem için daha olumlu bir yaklaşım içerisindeyiz.” ifadelerini kullandı.

    Finansmana erişim ve yüksek faizin büyük ölçüde birbirleriyle örtüşen kavramlar olsa da aralarında fark olduğuna değinen Olpak, “Faizlerin yüksekliği de ciddi problem olarak dururken, finansmana erişimin sıkıntılı da olması, ona ek olarak önümüzde duruyor.” açıklamasını yaptı.

    Olpak, enflasyonla mücadele etmek için para politikasında gerekli adımları atarken bu adımların sanayi ve ihracatçının rekabet gücüne olumsuz etkilerini en aza indirmenin dikkate alınması gerektiğini kaydetti.

    “Makroekonomik istikrarın kalıcı hale getirilmesi önemli”

    DEİK Başkanı Nail Olpak, küresel yatırımların artık yalnızca mali teşviklere değil, öngörülebilirliğe, güven rekabetine, nitelikli insan kaynağına ve rekabetçi üretim ekosistemlerine yöneldiğini aktardı.

    Türkiye’nin stratejik coğrafi konumu, güçlü sanayi altyapısı, dinamik özel sektörü ve geniş pazarlara erişim imkanıyla önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Olpak, şöyle devam etti:

    “Bu avantajları daha güçlü bir yatırım hikayesine dönüştürmek için yapısal reformların kararlılıkla sürdürülmesi büyük önem taşıyor. Makroekonomik istikrarın kalıcı hale getirilmesi önemli. Bunun yanında yatırım ortamını güçlendirecek öngörülebilirliğin artırılması, bürokratik süreçlerin sadeleştirilmesi, dijitalleşmenin kamu hizmetlerine daha fazla entegre edilmesi ve yatırım izin süreçlerinin hızlandırılması uluslararası yatırımcı açısından önemli başlıklar olarak öne çıkıyor. Nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi, mesleki eğitim ile özel sektör arasındaki işbirliğinin artırılması ve yeşil ile dijital dönüşümün hızlandırılması uzun vadeli rekabet gücünün temel unsurları oldu. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, vize süreçlerinin kolaylaştırılması ve yeni nesil serbest ticaret anlaşmalarının yaygınlaştırılmasının da yatırımcıların Türkiye’yi bölgesel bir üretim ve dağıtım üssü olarak değerlendirmesine önemli katkı sağlayacağını düşünüyoruz.”

    “Türk şirketlerini küresel değer zincirlerine daha güçlü şekilde entegre etmeye odaklanıyoruz”

    Nail Olpak, ticari diplomasiyi en etkin araçlardan biri olarak gördüklerini, yalnızca ticareti artırmaya değil, doğrudan yatırımları teşvik etmeye, ortak üretim modelleri geliştirmeye ve Türk şirketlerini küresel değer zincirlerine daha güçlü şekilde entegre etmeye odaklandıklarını kaydetti.

    Yabancı yatırımcılarla kamu kurumları arasında köprü görevi üstlendiklerini dile getiren Olpak, “Yatırım fırsatlarını uluslararası platformlarda anlatıyor ve karşılıklı güveni güçlendirecek mekanizmaların oluşturulmasına katkı sağlıyoruz.” dedi.

    Olpak, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini en önemli başlıklardan biri olarak gördüklerini bildirerek, “Bu amaç doğrultusunda iş dünyası olarak bazı adımlar attık ve atmaya da devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde özellikle dijital ve yeşil ekonomi, savunma sanayisi, enerji, lojistik, dijital teknoloji üretimi ve üçüncü ülkelerde ortak yatırım projeleri öncelikli çalışma alanlarımız arasında yer alıyor.” ifadelerini kullandı.

    Artık küresel rekabette yalnızca mal ihraç eden değil, teknoloji üreten, sermaye çeken ve uluslararası ortaklıklar kurabilen ülkelerin öne çıktığını ifade eden Olpak, Türkiye’nin, sahip olduğu potansiyelle bu ligde çok daha güçlü bir konuma ulaşacağına inandıklarını vurguladı.

    “Uluslararası rekabette öne çıkmak için çok katmanlı bir stratejiye ihtiyacımız var”

    DEİK Başkanı Olpak, bankacılık, finans, e-ticaret, savunma sanayisi ve lojistik sektörlerindeki lider Türk şirketlerinin küresel standartların gerisinde olmadığını hatta pek çok alanda Avrupa ortalamasının üzerinde bir çevikliğe sahip olduğunu belirtti.

    İmalat sektöründeki KOBİ’lerin yapay zeka uygulamalarını iş süreçlerine entegre etmeleri noktasında daha kat edilecek yollarının olduğunu ifade eden Olpak, “Uluslararası rekabette öne çıkmak için çok katmanlı bir stratejiye ihtiyacımız var. Genel geçer yapay zeka uygulamaları yerine her bir sektör için geliştirilmiş o sektörün ihtiyaçlarına göre tasarlanmış yapay zeka uygulamalarını geliştirmek önemli.” diye konuştu.

    Olpak, küresel ticaret düzeninin korumacılık, jeopolitik bloklaşmalar ve arz güvenliği ekseninde yeniden şekillendiğine dikkati çekerek, “ABD-Çin arasındaki teknoloji soğuk savaşı ve Avrupa Birliği’nin korumacı yeni sanayi politikaları, küresel değer zincirlerini kökten değiştiriyor.” dedi.

    AB’nin yeni sanayi hamlesinde Türk ürünlerinin “Made in EU” sayılmasının Avrupalı dev üreticilerin tedarik zincirlerinde Türkiye’ye öncelik vermesini sağlayacak olmasını önemli bir fırsat olarak gördüklerini aktaran Olpak, şunları kaydetti:

    “Son yıllarda lojistik ve güvenilir ticaret koridorlarına olan ihtiyaç artmış durumda. Türkiye intermodal taşımacılık altyapısı, demir yolu ağları ve liman yatırımlarıyla Asya-Avrupa hattındaki en güvenli kara ve orta koridor alternatifi olarak öne çıkıyor.”

    “Yabancı yatırımcıların ülkemize girişleri devam ediyor”

    Nail Olpak, NATO Zirvesi’nde gündeme gelen ABD’nin uyguladığı yaptırımların kaldırılması gibi konuların özellikle savunma sanayisi sektörü için önemli bir fırsat olacağını, bunun ABD ile olan 100 milyar dolar ticaret hedefini de olumlu etkileyeceğini dile getirdi.

    İş dünyası olarak en önemli risklerinin belirsizlik olduğunu aktaran Olpak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Küresel ticaretin yeniden yazılan kurallarından tutun jeopolitik gelişmelere ve sıcak savaşlara kadar belirsizliği besleyen birçok gelişme olabilmektedir. AB tarafında SDKM’nin (Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması) yeni bir ticari engel çıkarması bir risk unsuru olabilir. Diğer taraftan ABD ve AB’nin Çin’e karşı olan tutumlarının agresifleşmesi sonucu yeni bir ticaret savaşının çıkması da küresel ticaret üzerinde ayrı bir risk unsuru olabilir. Yılın ikinci yarısının, ilk yarısına göre daha olumlu geçmesini bekliyoruz. Her şeyden önce İran savaşının ateşkes ve barış ile sonlandırılması jeopolitik risklerin azalması ve enerji fiyatlarındaki gerileme Türkiye ekonomisini destekleyecektir. Yılın ilk 6 ayında ihracatımızı yüzde 3,6 artırdık. İkinci yarıda ihracattaki bu artışın devam etmesini bekliyoruz. Yabancı yatırımcıların ülkemize girişleri devam ediyor. Yılın ikinci yarısında jeopolitik risklerin azalmasıyla bu sürecin de artarak devam edeceğini tahmin ediyoruz.”

    “Türkiye, Avrupa’nın dayanıklılığını artırabilecek stratejik bir ortak”

    DEİK Başkanı Nail Olpak, AB’nin ekonomik güvenlik anlayışının Türkiye için önemli fırsatlar sunduğuna işaret ederek, AB’nin kritik ham maddelerden yarı iletkenlere, bataryalardan savunma sanayisine kadar birçok stratejik sektörde dönüşüm tasarladığını hatırlattı.

    AB’ye tam üyeliğin ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin önemine değinen Olpak, şunları söyledi:

    “Türkiye, AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının ticari sonuçlarına katlanırken karar alma süreçlerinde yer alamıyor. Bu asimetrik yapı hem Türk hem de Avrupalı şirketlerin rekabet gücünü sınırlandırıyor. Gelecek dönemde Türkiye-AB ekonomik ilişkileri yalnızca ticaret hacmi üzerinden değil ortak rekabetçilik ve birbirini tamamlayıcılık perspektifiyle şekillenecek. Türkiye’nin Avrupa için önemi artık sadece büyük bir pazar olmasından kaynaklanmıyor. Türkiye, tedarik zinciri güvenliği, enerji arzı, dijital dönüşüm, savunma sanayisi, kritik altyapılar ve yüksek teknoloji üretimi bakımından Avrupa’nın dayanıklılığını artırabilecek stratejik bir ortak. CAATSA yaptırımları özünde savunma sanayisi ile ilgili olsa da yaptırımların kaldırılması ABD ile Türkiye arasındaki diğer sektörlere de olumlu yansıyacak ve yeni işbirliği imkanlarının geliştirilmesine zemin hazırlayacaktır.”>>>AA

  • Çin’de elektrikli araç satışları geriledi

    Çin’de elektrikli araç satışları geriledi

    Londra merkezli veri analiz şirketi Benchmark Mineral Intelligence’ın, haziran ayına ilişkin elektrikli araç satış verilerine göre, geçen ay dünyada 2 milyon elektrikli araç satıldı. Satışlar yıllık bazda yüzde 7 artarken, önceki aya göre yüzde 11 büyüdü. Küresel elektrikli araç satışları yılın ilk yarısında ise yıllık bazda yüzde 2 artışla 9,6 milyona ulaştı.

    Dünyanın en büyük elektrikli araç pazarı Çin’de satışlar haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11 düşüşle 1 milyon oldu. Satışlar yılın ilk yarısında 4,9 milyonla geçen yılın aynı dönemindeki seviyenin yüzde 14 altında kaldı. Öte yandan Çin’de deflasyon riskleri devam ediyor.

    Orta Doğu’daki gerilimlerin petrol fiyatlarını yükseltmesiyle artan üretim maliyetleri, teknik olarak deflasyonist baskıların hafiflemesine katkı sağlasa da bu etkinin üretim ve iç talepteki güçlenmeden değil, maliyet artışlarından kaynaklanması nedeniyle sağlıklı bir ekonomik görünüm sunmadığı değerlendiriliyor.

    “Araç alım vergisinden muafiyet bu sene yarıya indi”

    Asya piyasaları analisti Sadi Kaymaz, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Çin’de elektrikli araç satışlarındaki gerilemenin arkasında vergi teşviklerinin azaltılması ve deflasyonist baskıların etkili olduğunu belirtti.

    Çin’de geçen ay saf elektrikli ve şarj edilebilir araç satışlarının çift haneli düştüğünü aktaran Kaymaz, “Sene başından beri de genel bir zayıflık var, benzeri azalmaları sıkça gördük. Birkaç şey aynı anda etkili oluyor. Fakat en önemlisi devlet teşvikleri. 2024 ve 2025 yıllarında geçerli olan araç alım vergisinden muafiyet bu sene yarıya indi.” dedi.

    Kaymaz, teşviklerin tek cepheden de azalmadığını, “yenisiyle değiştir” veya takas teşviklerinin de yine benzer ölçülerde azaldığını kaydetti.

    Söz konusu değişikliklerin ufukta görünmesiyle birlikte tüketici talebinin geçen yılın özellikle ikinci yarısına çekildiğini belirten Kaymaz, geçen seneden kalma güçlü baz etkisine dikkati çekerek satış verilerinde bu iki etkenin gölgesi bulunduğunu söyledi.

    Kaymaz, genel tüketici güveninin de zayıf seyrettiğini ifade ederek şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Çin halkı ev veya araba gibi büyük fiyat etiketli harcamalarda gönülsüz davranıyor. Perakende harcamalarda büyüme sıfırın biraz altında veya biraz üstünde seyretmeye başladı. Emlak piyasasındaki daralma, tersine servet etkisini araba alımlarında da gösteriyor. Yine iş güvencesinin makro ortam ve AI dalgasıyla aşınması, reel gelir artış hızının yavaşlaması gibi unsurlar da devrede. Ayrıca teknoloji hızla değişiyor ve fiyat savaşları var. İlginç, dikkat çekici bir davranışsal sonuç doğuruyor. İnsanlar sürekli yeni indirim veya daha gelişmiş model bekliyor. Bugün otomobil almak yerine biraz daha beklemeyi tercih ediyorlar. Deflasyon bağlantısı burada devreye giriyor. Sürekli indirim beklentisi alımları öne çekmek yerine erteliyor.”

    Kaymaz, bazı teknik detaylara işaret ederek, saf elektrikli araç satışlarının aslında büyümeye devam ettiğini, fakat şarj edilebilir hibrit satışlarındaki yüzde 27,3’lük düşüşün toplam satışları aşağı çektiğini belirtti.

    Düşüşün büyük kısmının hibrit araçlardan kaynaklandığını aktaran Kaymaz, “Menzil uzatıcılı modellerin satışları da yüzde 31,9 geriledi ve düşüşe katkıda bulundu ki, bu segmentin toplam payı yüzde 5 civarında. Anlaşılacağı üzere üreticiler için zorlu iç piyasa koşulları var ve bu yüzden ihracat çabaları da yoğunlaşmış durumda. Bu noktanın da özellikle altını çizmek isterim.” diye konuştu.

    “Gidişat çok yavaşlarsa Pekin yönetimi sübvansiyonları yeniden artırabilir”

    ING Group Kıdemli Ulaşım ve Lojistik Sektör Ekonomisti Rico Luman da Çin’deki elektrikli araç satışlarındaki düşüşün arkasında üç temel neden gördüğünü kaydederek, ilkinin geçen yıl haziran ayında elektrikli araç satışlarında çok güçlü bir artış yaşandığını ve bu durumun cari dönem için oldukça yüksek bir baz etkisi oluşturduğunu söyledi.

    Luman, ikinci olarak mali desteklerin azalmasına işaret ederek, Çin’de satış vergisi muafiyetinin yarı yarıya düşürüldüğünü belirtti.

    Pazar doygunluğu ve altyapı engellerine dikkati çeken Luman, “Elektrikli araçlara yönelik yıllardır süren güçlü destek ve teşvikler, birçok sürücüyü bu geçişi yapmaya cesaretlendirdi. Nitekim elektrikli araçların (şarj edilebilir hibritler dahil) pazar payı halihazırda pazarın yaklaşık üçte ikisine ulaşmış durumda. Teknolojiyi ilk benimseyen kitle (ilk alıcılar) geçişini çoktan tamamladı. Şehirlerde yaşayan insanların genellikle köşe başında kolayca erişebileceği şarj imkanlarının bulunmaması gibi nedenlerden ötürü artık daha fazla ilerleme kaydetmek zorlaşıyor.” diye konuştu.

    Luman, trendin devam ettiğini ancak elektrifikasyonun daha az destek ve daha yüksek pazar doygunluğu ile payını daha da büyütmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu süreç daha fazla zaman alacaktır. Fakat gidişat çok yavaşlarsa Pekin yönetimi sübvansiyonları yeniden artırabilir. Ayrıca, sektörde devam eden yoğun fiyat rekabeti elektrikli araç pazarını ileriye taşımaya yardımcı olan bir diğer unsurdur.” açıklamasında bulundu.>>>AA

  • DASK’ta kapsam genişliyor

    DASK’ta kapsam genişliyor

    “Deprem Risk Yönetiminde İş Birliği Buluşması” için kente gelen Demirkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, TÜİK istatistiklerine göre konut bakımından Türkiye genelinde Zorunlu Deprem Sigortası oranının yüzde 58, Zorunlu Trafik Sigortası oranının ise otomobil için yüzde 93 olduğunu söyledi.

    Son yıllarda yaşanan sel felaketlerinin ardından DASK’ın kapsamının genişletilmesi konusunun bir süredir hükümetin gündeminde yer aldığını belirten Demirkan, yeni düzenlemeyle depremin yanı sıra sel veya taşkın niteliğindeki su baskını, heyelan, fırtına, dolu, çığ ve orman yangını risklerinin de teminat kapsamına alınmasının öngörüldüğünü aktardı.

    Demirkan, Zorunlu Deprem Sigortası’nın Zorunlu Afet Sigortası’na dönüşmesi için yasa değişikliğini beklediklerini ifade ederek, “Özellikle küresel iklim değişikliği doğal afetlerin adedini artırdı ve etki alanını yükseltti. Mevcut sigorta sistemlerinin kapasiteleri buna yetmiyor. Devletlerin kurduğu DASK benzeri havuzlar, çok daha ön plana çıkıyor. Örneğin geçen yıl Kaliforniya’da çok ciddi bir yangın hadisesi oldu ve 45 milyar dolarlık bir zarar oluştu. Dolayısıyla insanlar sigorta yaptırmaya çalışıyorlar.” diye konuştu.

    Amerika, Avrupa, Güneydoğu Asya başta olmak üzere dünyada sigortalamanın gerekliliğinin anlaşıldığını ve bu yüzden devletlerin de artık bu koruma havuzlarını giderek büyüttüğünü aktaran Demirkan, şöyle devam etti:

    “Son 10 yılda ülkemiz deprem dışındaki afet riskleriyle önceki yıllara nazaran daha fazla karşı karşıya kalıyor. Bundan dolayı DASK’ın kapsamının, diğer doğal afetleri de kapsayacak şekilde geliştirilmesine çalışılıyor. Bu yöndeki kanun değişikliği ilgili makamlara sunuldu, TBMM gündemine alınmasını bekliyoruz.”

    “En yüksek sigortalılık oranı fay hattı üzerinde bulunan illerde”

    Demirkan, sigorta oranının yükselmesinde deprem bilincinin ön planda olduğuna dikkati çekerek, “En yüksek sigortalılık oranı deprem fay hattı üzerinde bulunan illerde. Örneğin Malatya, Van, Muş, Bolu, İstanbul ve Bursa gibi sürekli depremle yaşayan illerimizdeki sigortalılık oranı diğer illerimize göre daha yüksek.” dedi.

    Geçen yıl merkez üssü Silivri olan 6,2 büyüklüğündeki depremin ardından sigortalama oranında İstanbul başta olmak üzere Tekirdağ, Yalova ve Bursa gibi illerde de arttığını, bunu sürdürülebilir kılmanın önemli olduğunu belirten Demirkan, “DASK olarak elbette yüzde 100 sigortalama oranı hedefliyoruz. Bunun için gösterebildiğimiz en büyük çabayı ortaya koymaya çalışıyoruz. Bölge irtibat ofislerini açmamızdaki temel anlayış da bu.” ifadesini kullandı.

    Demirkan, DASK’ın finansal olarak olası Marmara depremine hazır olduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

    “DASK, elindeki fon kapasitesiyle ve reasürans korumasıyla büyük depremleri karşılayacak güçte. 6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremde bunu layıkıyla yerine getirdik. Yaklaşık 9 aylık bir sürede 540 bin dosya için toplam 1,6 milyar dolarlık ödeme gerçekleştirdik. Olası Marmara Depremi için de yapılan kümülatif çalışmalara göre hazırlıklarımızı yapmış vaziyetteyiz. Kahramanmaraş depremlerinden çıkardığımız en önemli ders olası büyük depremlere hazırlık oldu.”>>>AA

  • Türk balı yılın ilk yarısında 37 ülkenin sofralarında yer buldu

    Türk balı yılın ilk yarısında 37 ülkenin sofralarında yer buldu

    AA muhabirinin, Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği (DKİB) verilerinden derlediği bilgiye göre, arıcılık için uygun iklime sahip Türkiye’nin 6 aylık bal ihracatı, 3 bin 615 ton olarak kayıtlara geçti. Bu ihracattan 15 milyon 764 bin 889 dolar gelir sağlandı.

    Söz konusu dönemde ABD, Birleşik Krallık ve Almanya başta olmak üzere 37 ülkeye bal satıldı.

    Ocak-haziran döneminde ABD’ye 5 milyon 42 bin 659, Birleşik Krallık’a 2 milyon 178 bin 874 ve Almanya’ya da 1 milyon 954 bin 561 dolarlık bal ihraç edildi.

    Geçen yılın aynı döneminden farklı olarak Suriye, Danimarka, İsveç, Liberya, Cape Verde’ye de bu dönem bal satışı gerçekleştirildi.

    “Türk balını daha fazla ülkede tüketicilerle buluşturmayı hedefliyoruz”

    DKİB Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk İskender, AA muhabirine, yılın ilk yarısında bal ihracatında başarılı bir performans sergilendiğini söyledi.

    Özellikle ABD, Birleşik Krallık ve Almanya gibi geleneksel pazarlarda talebin sürmesinden memnuniyet duyduklarını dile getiren İskender, bu yıl yeni ülkelere de bal ihraç edilmesinin, Türk balının uluslararası pazarlardaki bilinirliği ve tercih edilirliğinin arttığını gösterdiğini kaydetti.

    İskender, yılın ikinci yarısına ilişkin beklentilerinin de olumlu olduğunu vurgulayarak, “Üretim ve ihracatta mevcut ivmenin korunması halinde yıl sonunda hem ihracat miktarında hem de döviz gelirinde geçen yılın rakamlarının üzerine çıkmayı hedefliyoruz. Türk balının kalite ve güvenilirliği sayesinde mevcut pazarlardaki payımızı artırmayı, bunun yanında yeni pazarlara da açılmayı amaçlıyoruz.” diye konuştu.

    Bu kapsamda Türk balının tanıtımına yönelik faaliyetlere ağırlık verdiklerine işaret eden İskender, “Katma değerli ve markalı bal ihracatını artırarak Türk balını daha fazla ülkede tüketicilerle buluşturmayı hedefliyoruz.” dedi.>>>AA

  • Bolat: Türkiye-AB ilişkilerini güçlendirmek istiyoruz

    Bolat: Türkiye-AB ilişkilerini güçlendirmek istiyoruz

    Bolat, Brüksel’de temasları kapsamında Türkiye’nin AB Daimi Temsilciliği’nde sivil toplum kuruluşlarının (STK) temsilcileriyle bir araya geldi.

    Brüksel’de dün başlayan temaslarında 10’a yakın önemli görüşme gerçekleştirdiğini aktaran Bolat, “Buraya gelmekteki amacımız, Türkiye-AB ilişkilerini Komisyon nezdinde, Avrupa Parlamentosu (AP) nezdinde, STK’ler, iş dünyası nezdinde ve basın nezdinde yenilemek, karşılıklı fikir alışverişinde bulunmak ve kritik konularda ülkemizin görüşlerini muhataplarımızla paylaşmak ve ilişkileri rayında götürmektir.” ifadelerini kullandı.

    Bakan Bolat, Türkiye-AB ilişkilerinin Türkiye ve AB açısından çok önemli olduğunu vurguladı.

    Türkiye ve AB’nin siyasi, uluslararası siyaset, sosyal, enerji, savunma, ekonomi, ticaret ve ulaştırma gibi birçok alanda çok boyutlu bir ilişkiler zincirine sahip olduğunu vurgulayan Bolat, “bağlantısallıktan enerji koridorlarına, arz tedarik zincirlerinden karşılıklı ticarete, ulaştırma alanından turizme ve tabi ki siyasi ilişkilere varıncaya kadar gerçekten çok boyutlu bir ilişkiler yumağı, genel siyaset ve savunma alanında son derece olumlu, yapıcı bir diyalog söz konusu” olduğu değerlendirmesinde bulundu.

    “Ekonomik entegrasyondan hem AB, hem Türkiye istifade ediyor”

    Bolat, aynı şekilde 30 yıl önce başlayan Gümrük Birliği’nin getirdiği imkanlar sayesinde Türkiye ve AB’nin başta sanayi ve hizmetler sektörleri olmak üzere hem yatırımlar boyutuyla karşılıklı olarak hem de ticaret boyutuyla karşılıklı olarak yüksek düzeyli bir ekonomik entegrasyon içinde olduğunu dile getirdi.

    Bundan hem AB’nin, hem de Türkiye’nin istifade ettiğini anımsatan Bolat, “Dünya ekonomisi ve ticaretinin içinde bulunduğu çetin ve zor şartlar noktasında AB içinde özellikle ithalat noktasında ve ekonomik büyüme noktasında ciddi bir endişe var. Bu kaygılar, endişeler karşısında önemli arayışlar içindeler.” değerlendirmesinde bulundu.

    Bolat, bu arayış çerçevesinde AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası’nın 4 Mart 2026 tarihinde AB Komisyonu tarafından kabul edildiğini aktararak, AB’nin yasama mevzuatı çerçevesinde bu konuda AP ve AB Konseyi’nin de bir karar alacağını, yasanın daha sonra nihai halini alarak uygulamaya gireceğini kaydetti.

    Yasanın ilk taslağında son derece sınırlayıcı bir nitelik bulunduğunu dile getiren Bolat, “AB sanayi, 27 AB ülkesinin sanayilerinden ibaretti. 27 ülkenin dışarısına karşı biz tedbirler alabiliriz, alma hürriyetimiz vardır yaklaşımı bulunuyordu.” dedi.

    Bolat: Türkiye-AB ilişkilerini güçlendirmek istiyoruz

    “Ekonomik entegrasyon Türkiye’yi AB ekonomik alanının bir üyesi konumuna getirmiştir”

    Türkiye’de bu alanda çok yoğun gayretler sarf edilmesinin ardından AB Komisyonu’nun Gümrük Birliği ve Serbest Ticaret Anlaşmalarının da “Made in Europe”a dahil edildiğini ve “Made with Europe”a doğru bir evrilme gerçekleştiğini kaydetti.

    Bakan Bolat, diğer taraftan yasa taslağının otomotiv sektörü ve karbonsuzlaşma konusunda AB üyeleri içinde önemli mali teşvikler gibi başlıklar arasında ve kamu alanlarında da bazı engellemeler ve sınırlayıcı hükümler bulunduğuna dikkati çekti.

    Söz konusu kısıtlayıcı hükümlerin kabul edilebilir bir tablo olmadığına işaret eden Bolat, bu çerçevede yoğun bir diplomasi trafiği yürütülerek Türkiye’nin tutumunun aktarıldığını bildirdi.

    Bolat, Türkiye’nin AB’nin resmi olarak üyesi olmasa da Gümrük Birliği ve Serbest Ticaret Anlaşması sayesinde AB’yle tam bir ekonomik entegrasyon içinde olduğunu belirterek, “Ekonomik entegrasyon Türkiye’yi AB ekonomik alanının bir üyesi konumuna getirmiştir. Tedarik zincirleri noktasında artık uluslararası ekonomide ve ticarette öylesine girift bir yapı vardır ki bir ürün meydana geldiğinde içindeki parçalar çok sayıda ülkelerde, şirketlerde, farklı yerlerde üretilip birleştirilmektedir.” diye konuştu.>>>AA