Kategori: manevi değerler

  • BABAM…

    BABAM…

    Babam Haziran’ın ilk haftası veda etti.

    13 sene öncesi, o günü hiç unutmam.

    Toprağa verirken dizlerimin bağı

    çözülmüştü.

    Başımı tepeye dikiyordum.

    Gözyaşlarım belli olmasın diye

    Haziran sıcağında gökyüzündeki maviliklere bakıyor ve güneşi selamlıyordum.

    Ve uyumak istiyordum sadece; uyumak ki

    Acaba babamın yüzü gelir mi bir saniyelik diyordum.

    BABA DEMEK

    Baba güven demek…

    Baba, hayat demek…

    Baba, huzur…

    O huzur öyle sonsuz ki, ellerini uzatsan sen gökyüzüne değersin. Yıldızları toplar, başına taç yapar.

    Hele sıcaklığı öyle bir şey ki, sarılırsa tüm buzlar erir, gözyaşların buhar olur gider.

    Baba öyle bir gülümser ki, tüm benliğine huzur verir.

    Baba güç demek… Sırtını dayadığın koca bir dağdır baba. Önünde siperdir.

    Tebessüm etmeyi andıran iki dudağın birleşerek

    “Baba”

    demeyi özlemektir babasızlık…

    Herkesin sırtını dayadığı koca bir dağı varken, güçsüz ve yapayalnız kalmaktır babasızlık.

    Her aklına geldiğinde suratına yediğin koca bir şamardır. İnsanların birbirine fısıldarken duyduğun acı bir sessizlik. Kimseye belli etmeyip güçlü olmaya çalışmaktır.

    Sığınacak bir liman aramaktır.

    O yüzdendir babasız çocukların boynu hep bükük.

    Ve

    mahzun ve ürkek bakışı…

    Onların evi hep sessizdir, gecelerse uzun ve soğuk…

    Babanın önceliği her daim şu olmalı

    Çocuklarımıza en iyi bırakacağınız miras lüks yatlar, katlar, arabalardan ziyade onurlu bir isim

    Yetmez ki

    Ast ve esas olan kubbede hoş seda bırakmaktır.

    Şimdi

    Babanız hayatta ise gidin sarılın.

    Nefesini içine çekin.

    Öpün elini ve gözlerine bakın.

    O yılların izini taşıyan yorgun gözlerine bakın.

    Anlarsınız ki belli bir donem sonrası kendi yaşantısını evlatlarına harcamış.

    Tıpkı babası dedesi gibi…

    Babasız olanlar ise ben gibi dualarınızda yaşatın babanızı…

    İnan ki

    O bizi görür,

    O bizi anlar….

    Mutlu ve aydınlık yarınlara….

  • Çayıryazı’da bir bayram güzelliği

    Çayıryazı’da bir bayram güzelliği

    Kurban Bayramımız mübarek olsun.

    Her zaman dediğimi tekrarlamak istiyorum.

    Barışa, kardeşliğe, dostluğa ve güzelliklere vesile olsun, kötülüklerden korusun…

    ++++

    AYNI SOKAKLAR, AYNI TOPRAK KOKUSU, AYNI SELAMLAŞMA

    Bazı bayramlar vardır, insanın takviminde değil kalbinde yer eder. Bu Kurban Bayramı benim için tam olarak öyleydi. Afyonkarahisar’ın Çay ilçesine bağlı Çayıryazı Köyü’nde, doğduğum topraklarda yeniden nefes almak; sanki zamanın biraz yavaşladığı, hatıraların biraz daha yüksek sesle konuştuğu bir yolculuktu…

    Köye vardığımda ilk hissettiğim şey değişim değil, aksine değişmeyen şeyler oldu her zamanki gibi… Aynı sokaklar, aynı toprak kokusu, aynı selamlaşma… Ama en çok da aynı sıcaklık… Şehirde çoğu zaman eksilen o “içten bakışlar”, burada hâlâ yerli yerinde duruyordu. Sanki köy, insanı unutmamaya direnen bir hafıza gibi…

    ++++

    BAYRAMI BAYRAM GİBİ HİSSETTİREN GÜZELLİKLER

    Arefe günü ve bayram sabahı camiden yükselen sesler, çocukluğumun içinden geçen bir ses gibiydi. Yıllar sonra bile insanın içine aynı yere dokunan bir sesti bu… Yıllar sonra el sıkışmalar, sarılmalar, “bayramın mübarek olsun” cümleleri… Her biri aslında bir duanın başka bir dile dönüşmüş haliydi.

    Sonra kurban telaşı başladı. Ama bu telaş, şehirdeki gibi aceleci değil; daha çok paylaşmanın huzuruyla yoğrulmuş bir düzen içindeydi. Bir yanda kesilen kurbanlar, diğer yanda komşu ve akrabalarla buluşmalar, köylülerimle bitmeyen ayak üstü ve özel ziyaretlerdeki sohbetler… Her şeyi geçtim de, bu sohbetler gerçekten insana bir nefes gibi… hiç bitmesini istemediğin sohbetler… Yıllarca biriken özlemlerin yanı sıra buluşmanın güzelliği ve biriken anıların paylaşımı… Bayramı bayram gibi hissettiren o güzellikler…

    En çok da eski arkadaşları görmek dokundu içime… Çocukluk yıllarının izlerini taşıyan yüzler… Kimisi şehirlerde hayat kurmuş, kimisi köyde kalmış ama gözlerde aynı geçmiş vardı. Bir kahve, bir çay, bir gülüş… Ve bir anda yıllar geri sarılıyordu. Sanki hiçbir şey değişmemiş, sadece biz biraz büyümüşüz gibi…

    Akraba ziyaretleri ise bu bayramın en sessiz ama en güçlü tarafıydı. Büyüklerin elini öperken hissedilen o derin huzur, aslında bir saygıdan çok daha fazlasıydı. Bir köke tutunma haliydi. Dualar, hatırlamalar, eski hikâyeler… Hepsi bir araya gelip insanın içini yumuşatan görünmez bir bağ örüyordu.

    ++++

    İNSAN, EN ÇOK KÖKLERİNE DÖNDÜĞÜNDE EKSİKLERİNİ TAMAMLIYOR

    Çayıryazı’da geçirdiğim bu bayram bana şunu yeniden hatırlattı: İnsan bazen en çok uzaklaştığında özlüyor, ama en çok döndüğünde kendini buluyor. Çünkü köyler sadece yerleşim yerleri değildir; insanın hafızasıdır, geçmişidir, bazen de vicdanıdır.

    Bayramın gerçek anlamı da belki burada saklı: Paylaşmak, hatırlamak ve unutmamak. Bir sofrayı değil, bir ömrü bölüşmek. Bir günü değil, bir geçmişi birlikte taşımak.

    Kurban Bayramı’nın özü, yalnızca ibadet boyutuyla değil; paylaşma, dayanışma ve merhamet duygusuyla anlam kazanıyor. Bir sofranın etrafında birleşen insanlar, aslında aynı kaderi, aynı coğrafyayı ve aynı geçmişi paylaştıklarını yeniden hatırlıyorlar. Köyümde bu duygu çok daha yalın, çok daha gerçek hissediliyor.

    Dönüş yolunda içimde tek bir cümle kaldı:
    İnsan, en çok köklerine döndüğünde eksiklerini tamamlıyor.

    Sevgiyle kalın… Umutla kalın…