İran, dış politikasında 1979 İslam Devrimi’nden bu yana en köklü ve pragmatik dönüşümünü yaşıyor. Tahran yönetimi artık ne tamamen Batı sistemine entegre olmayı hedefliyor ne de Çin-Rusya eksenine tam teslim olarak uydu bir devlet haline gelmeyi kabul ediyor.
Kafkassam yazarı Mehmet Bozkuş, İran’ın küresel devlerin arasında kendine alan açmaya çalıştığı yeni dış politika stratejisini kaleme aldı. Bozkuş’a göre Tahran, küresel çarklar arasında sıkışmadan dönmeye çalışan, “herkese lazım fakat kimseye teslim olmayan” hibrit bir jeopolitik amortisöre dönüşüyor.
Yeni “Hayatta Kalma Doktrini” Nedir?
Irak’ın işgali, Libya’nın parçalanması ve Suriye iç savaşı gibi bölgesel yıkımlardan net dersler çıkaran İran için temel öncelik artık “devrim ihracı” değil, rejim devamlılığıdır. Bu bağlamda Tahran, ideolojik bir güçten çok, çok kutuplu sistemde hayatta kalmaya çalışan bir “denge devleti” stratejisi izliyor.
İran’ın “kontrollü direnç” formülü şu üç gerçek üzerine inşa ediliyor:
Washington ve İsrail’in askeri tehditlerine karşı sürekli caydırıcılık üretme zorunluluğu. Moskova ve Pekin ile ilişkiler nefes aldırsa da tam bağımlılığın İran’ı Avrasya’da ikinci sınıf aktör yapma endişesi. Enflasyon, genç işsizlik ve su krizi gibi iç dinamiklerin rejimi meşruiyet krizine zorlaması.
Üç Büyük Güç ile İlişkiler: Salınım Stratejisi
İran, küresel güç dengelerini kendi lehine çevirmek için adeta bir sarkaç gibi hareket ediyor: Hürmüz Boğazı’nı kontrol eden ve küresel enerji piyasalarını sarsma kapasitesi olan İran’ı tamamen yıkmak yerine, Washington da kontrollü bir yumuşamayla onu Çin ve Rusya’dan uzaklaştırmak istiyor. 2021’deki 25 yıllık stratejik anlaşma ile Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı ve dolar dışı ticaret kapısı konumunda. Suriye ve Ukrayna (İHA tedariki) üzerinden derinleşen bir ortaklık var. Ancak Moskova, İran’ın Hazar ve Kafkasya’da aşırı güçlenmesini kendi çıkarlarına tehdit görüyor.
Bölgesel Güç Dinamikleri ve Türkiye Ekseni
İran’ın Ortadoğu’dan Hazar’a uzanan hattaki komşuluk ve rekabet ilişkileri, çok katmanlı bir stratejiyle yürütülüyor: Nükleer eşik nedeniyle tırmanan gerilimde, ABD-İran arasındaki olası kontrollü yumuşamalar İsrail’i bölgesel bir yalnızlaşma riskine itiyor. 2023 yılında Çin arabuluculuğunda kurulan bağlar “tam bir barış” anlamına gelmiyor; süreç daha çok sınır tehditlerini ve Husileri kontrol altında tutma amaçlı “yönetilebilir bir gerilim” siyasetidir. Türkiye, İran için hem önemli bir ekonomik ortak hem de ciddi bir bölgesel rakiptir. Suriye ve Irak’ta terör hatlarını dengeleme çabaları, İran gazı ticareti ve Azerbaycan üzerinden şekillenen Zengezur Koridoru gibi Hazar rekabeti bu ilişkinin temel dinamikleridir. Suriye, Lübnan (Hizbullah) ve Yemen (Husiler) üzerinden kurulan hat, İran’ın doğrudan savaşa girmeden küresel ticarete ve rakiplerine karşı kullandığı en maliyetsiz asimetrik savunma kalkanıdır.
Trump’ın Mayıs 2026 Hamlesi Dengeleri Nasıl Zorlaştırıyor?
ABD Başkanı Donald Trump’ın Mayıs 2026’da Truth Social üzerinden yaptığı son açıklamalar, İran’ın bu hassas denge oyununu doğrudan hedef aldı. Trump, İran ile yapılabilecek olası bir anlaşmanın ön koşulu olarak İbrahim Anlaşmaları’nın genişlemesini şart koştu. Suudi Arabistan, Katar, Pakistan ve Türkiye gibi ülkelerin eş zamanlı olarak İsrail ile normalleşme anlaşmasına imza atmasını zorunlu kılan Trump, İran’ı da dolaylı olarak bu koalisyona davet etti. İmzalamayanları ise “kötü niyetli” ilan etmekle tehdit etti.
Tahran bu hamleye, Körfez ile taktiksel yumuşamayı sürdürerek ve Filistin kartı üzerinden bölge kamuoyunu normalleşmeye karşı mobilize ederek yanıt vermeye çalışıyor.
İran’ın Yeni Jeopolitik Formülü: 3B + 3T
Mehmet Bozkuş’a göre Tahran yönetimi, ABD ile doğrudan bir savaşı (rejim yıkımı getireceği için) her ne pahasına olursa olsun “eşik altında” tutmak istiyor. Bunun için geliştirdiği yeni jeopolitik formül ise şu sacayaklarından oluşuyor:
3B Sütunu
-
Boru hattı diplomasisi ve enerji transiti
-
Bölgesel vekil ağları ve asimetrik güç unsurları
-
Büyük güçler arası jeopolitik boşlukları değerlendirme
3T Sütunu
-
Teknolojik caydırıcılık (İHA, füze ve siber savaş sistemleri)
-
Taktiksel Körfez yumuşaması ile bölgesel izolasyonu kırma
-
Tutulmuş nükleer eşik stratejisi (“İstersem nükleer silah yapabilirim” mesajıyla caydırıcılık)
The post Yeni jeopolitik gerçeklik ve İran’ın stratejik dönüşümü: “Yeni hayatta kalma doktrini” first appeared on Kanal 3 Tv.

