Sabahın ilk ışıkları…
Gün daha ağarmadan Kocatepe’de bir milletin kaderi yeniden yazılmaya başladı. Saat 04.30’da Türk topçusunun ateşiyle başlayan Büyük Taarruz, yalnızca bir askerî harekât değildi. O sabah atılan her top, yıllardır işgal altında inleyen Anadolu’nun bağımsızlık iradesiydi.
26 Ağustos 1922’de başlayan yürüyüş, 27 Ağustos’ta Afyonkarahisar’ın kurtuluşuyla yeni bir anlam kazandı. 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile taçlanan zafer, 9 Eylül’de İzmir’e, 10 Eylül’de Bursa’ya uzandı. Birkaç hafta içinde yüzlerce kilometrelik bir takip harekâtı gerçekleştirildi. Fakat tarih açısından asıl mesafe, kilometrelerle değil, bir milletin yeniden ayağa kalkmasıyla ölçülmeliydi.
Bugün Afyonkarahisar’a baktığımızda bunu görmek mümkün.
Nereye baksanız bayrak… Nereye baksanız Mustafa Kemal Atatürk’ün yüzü… Kocatepe’nin eteklerinden Şuhut’a, Anıtkaya’dan Dumlupınar’a uzanan yollar, yalnızca geçmişin değil, hafızanın da yollarıdır.
Afyonkarahisar bu nedenle sıradan bir şehir değildir. Burası Anadolu’nun kilididir. Büyük Taarruz’un son hazırlıkları Şuhut’ta yapılmış, kararlar Kocatepe’de hayata geçirilmiş, düşmanın savunma hattı bu topraklarda parçalanmıştır. 27 Ağustos’ta şehir kurtarılmış, birkaç gün sonra Dumlupınar’da savaşın kaderi kesin biçimde değiştirilmiştir.
Bugün Zafer Haftası dolayısıyla düzenlenen törenlere baktığımızda, tarihin yalnızca kitaplarda kalmadığını görüyoruz. Atlı birlikler, mehteran, zafer yürüyüşleri, halk oyunları, şehitliklerde okunan Kur’an-ı Kerim ve İstiklal Marşı…
Bütün bunlar aynı şeyi söylüyor:
Bu topraklarda bağımsızlığın bir bedeli vardır ve o bedel unutulmayacaktır.
ZAFER YALNIZCA CEPHEDE KAZANILMADI
Büyük Taarruz’u anlatırken çoğu zaman Kocatepe’deki komutanları, Dumlupınar’daki çatışmayı ve İzmir’e ulaşan orduları hatırlıyoruz. Oysa zaferin görünmeyen kahramanları da vardı.
Cephede erzak taşıyan kadınlar…
Kağnıların başında çocuklarıyla birlikte yürüyen anneler…
Erkeği cephede olan köylüler…
Cephane yetiştirmek için elinden geleni yapan Anadolu insanı…
Büyük Taarruz’un arkasında işte bu sessiz ordu vardı.
BİR ZAFERİN ARKASINDAKİ STRATEJİ
Büyük Taarruz yalnızca cesaretle kazanılmadı. Cesaret kadar akıl, sabır, hazırlık ve strateji de vardı.
Mustafa Kemal Paşa, taarruz kararını büyük bir gizlilik içinde hazırladı. Ankara’dan ayrılışı dahi sınırlı sayıda kişi tarafından biliniyordu. Hatta dikkatleri başka yöne çekmek amacıyla Çankaya’da balo düzenleneceği duyurulduğu sırada Başkomutan çoktan cepheye doğru ilerliyordu.
Düşmanın beklemediği yer seçildi.
Kuvvetler belirli bir bölgede yoğunlaştırıldı.
Cephane sınırlıydı.
Uzun bir savaşın sürdürülebilmesi mümkün değildi.
Bu nedenle amaç açıktı: Düşman ordusunu bir an önce imha etmek ve yeniden savunma hattı oluşturmasına fırsat vermemek.
26 Ağustos sabahı başlayan saldırı, 27 Ağustos’tan itibaren sonuçlarını göstermeye başladı. Yunan kuvvetleri geri çekilirken Türk süvarileri düşmanın gerilerine sarktı. Dumlupınar’da çember daraltıldı.
30 Ağustos’ta ise savaşın kaderi belirlendi.
Ardından o tarihi emir geldi:
“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”
Bu emir, aslında bir hedef göstermekten daha fazlasıydı. Bir ordunun durmayacağını, zaferin yarım bırakılmayacağını ilan ediyordu.
ZAFERİN GERÇEK ANLAMI
Büyük Zafer’in en önemli sonucu yalnızca işgal kuvvetlerinin Anadolu’dan çıkarılması değildi.
Asıl sonuç, Türk milletinin bağımsızlığının önündeki engellerin ortadan kaldırılması ve yeni Türk devletinin kuruluşunun önünün açılmasıydı.
Mudanya’ya giden yolun taşları burada döşendi.
Lozan’a giden yol burada güçlendi.
Cumhuriyet’in kuruluşuna giden yol burada açıldı.
Bu nedenle 30 Ağustos yalnızca askerî bir zafer değildir. Aynı zamanda siyasi ve tarihî bir dönüm noktasıdır.
Aradan 104 yıl geçti.
Bir asır önce Kocatepe’de başlayan o yürüyüşün üzerinden koskoca bir yüzyıl geçti. Fakat bazı tarihler eskimez. Çünkü bazı tarihler yalnızca takvim yapraklarında değil, milletlerin hafızasında yaşar.
Afyonkarahisar’ın bugün bayraklarla donatılması bu yüzden anlamlıdır.
Şuhut’ta Atatürk Evi’nin ziyaret edilmesi…
Kocatepe’de düzenlenen törenler…
Zafer yürüyüşleri…
Şehitliklerde edilen dualar…
Bunların her biri geçmişe dönüp bakmaktan ibaret değildir.
Asıl mesele, geçmişten bugüne bir sorumluluk taşımaktır.
TARİHİ ANMAK YETMEZ, ANLAMAK GEREKİR
Bugün Zafer Haftası kapsamında yapılan konuşmalarda sıkça “birlik” ve “beraberlik” vurgusu yapılıyor.
Bu vurgu önemlidir.
Çünkü 1922’de Anadolu insanının elinde imkân azdı; fakat ortak bir iradesi vardı.
Asker cephedeydi.
Kadın kağnının başındaydı.
Çiftçi tarlasında üretiyor, köylü elindeki imkânı orduyla paylaşıyordu.
Meclis savaşın ve devletin merkezindeydi.
Komutanlar aynı hedefe kilitlenmişti.
Ve bütün bu farklı insanlar, bağımsızlık düşüncesinde birleşmişti.
Bugünün Türkiye’si elbette 1922’nin Türkiye’si değildir. Şartlar değişmiştir, dünya değişmiştir, savaşların biçimi değişmiştir. Fakat bağımsızlık fikrinin özü değişmemiştir.
Bugün vatanı güçlü tutmanın yolu yalnızca silahla değil; bilimle, eğitimle, üretimle, teknolojiyle, hukukla, sanatla ve ekonomik güçle de mücadele etmekten geçmektedir.
Bir asır önce cephede kazanılan bağımsızlığın, bugün her alanda çalışılarak korunması gerekir.
Çünkü zaferler yalnızca kazanılmaz.
Zaferler korunur, büyütülür ve gelecek kuşaklara emanet edilir.
Afyonkarahisar’ın Zafer Haftası’nda ayağa kalkması işte bu nedenle yalnızca bir kutlama değildir.
Bir hatırlamadır.
Bir vefadır.
Bir emanettir.
Kocatepe’ye baktığımızda yalnızca 26 Ağustos 1922 sabahını görmemeliyiz. O tepede, “Artık yeter” diyen bir milletin iradesini görmeliyiz.
Dumlupınar’da yalnızca bir meydan savaşını değil, bağımsızlığın önünün açılışını görmeliyiz.
Adile Onbaşı’da, Kara Fatma’da, Gördesli Makbule’de yalnızca birkaç kahraman kadını değil, Anadolu’nun adsız kadınlarını görmeliyiz.
Ve Zafer Müzesi’nde yalnızca eski silahları, haritaları ve savaş malzemelerini değil, Cumhuriyet’e giden yolun izlerini okumalıyız.
Bugün Afyonkarahisar’da bayram var.
Bayraklar dalgalanıyor.
Mehter sesleri yükseliyor.
Kocatepe yine dimdik duruyor.
Ve Anadolu’nun kalbinden aynı ses geliyor:
Bu topraklar kolay kazanılmadı.
Bu Cumhuriyet kolay kurulmadı.
Bu bağımsızlık kolay elde edilmedi.
Bayramın kutlu olsun Afyonkarahisar.
Bayramın kutlu olsun şehitler diyarı.
Kocatepe’den yükselen bağımsızlık iraden daim olsun.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu vatan uğruna can veren bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.

Bir yanıt yazın