Kategori: Dünya

  • Umman açıklarında petrol tankerine saldırı

    Umman açıklarında petrol tankerine saldırı

    Umman Deniz Güvenliği Merkezi, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından konu hakkında açıklama yaptı.

    Açıklamaya göre Musendem’in 103 deniz mili açıklarında Panama bandıralı “ELGAIA” adlı petrol tankeri hedef alındı.

    Saldırının türü, ne zaman ve kim tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin bilgi verilmezken tankerin makine dairesinde çıkan yangının söndürüldüğü ve gemiyi çekme çalışmalarına başlandığı belirtildi.

    Açıklamada mürettebattan 23 kişinin kurtarıldığı, kayıp 2 kişiyi arama çalışmalarının devam ettiği aktarıldı.>>>AA

  • Türkiye, Satranç Olimpiyatı’nda 15 sporcuyla madalya mücadelesine çıkacak

    Türkiye, Satranç Olimpiyatı’nda 15 sporcuyla madalya mücadelesine çıkacak

    Türkiye Satranç Federasyonunun açıklamasına göre Semerkant şehrinde gerçekleştirilecek organizasyonda milli sporcular, açık ve kadınlar kategorilerinde 11 tur üzerinden İsviçre sistemiyle yarışacak.

    Türkiye’yi 46. FIDE Satranç Olimpiyatı’nın açık kategorisinde GM Yağız Kaan Erdoğmuş, GM Ediz Gürel, GM Işık Can, GM Vahap Şanal ve GM Emre Can temsil edecek.

    Kadınlar kategorisinde ise IM Ekaterina Atalık, WIM Gülenay Aydın, WIM Sıla Çağlar, WFM Ceren Tırpan ve WFM Beren Kalyoncu, madalya arayacak.

    Öte yandan 3. FIDE Engelliler Satranç Olimpiyatı da Semerkant’ta düzenlenecek. Türkiye’yi 3. FIDE Engelliler Satranç Olimpiyatı’nda WCM Handenur Şahin, Uğur Deniz, Süleyman Saltık, Meriç Pehlivan ve Ege Yazar temsil edecek.

    Organizasyon, 27 Eylül’de ödül töreniyle sona erecek.>>>AA

  • Somali’de Türkiye’ye destek gösterileri düzenlendi

    Somali’de Türkiye’ye destek gösterileri düzenlendi

    Somali Başbakanlığı İletişim ve Halkla İlişkiler Direktör Yardımcısı Nasra Bashir Ali, gösteriye ilişkin görüntüleri resmi Facebook hesabından paylaştı.

    Ali, paylaşımında, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Somali’nin yanında yer almasına ve ülkeye sağladığı desteğe teşekkür amacıyla farklı yerlerde gösteri düzenleniyor. Teşekkürler Türkiye.” ifadelerine yer verdi.

    Somali'de Türkiye'ye destek gösterileri düzenlendi

    Paylaşılan görüntülerde, aralarında çok sayıda kadının da bulunduğu katılımcıların tribünleri doldurarak Türkiye ve Somali bayrakları taşıdığı görüldü.

    Somali'de Türkiye'ye destek gösterileri düzenlendi

    Göstericiler, büyük bir Türk bayrağı açarak Türkiye’nin Somali’ye yönelik desteğinden dolayı teşekkürlerini ifade etti.>>>AA

    Somali'de Türkiye'ye destek gösterileri düzenlendi
  • Lübnan: Savaşın maliyeti 27 milyar doları aşabilir

    Lübnan: Savaşın maliyeti 27 milyar doları aşabilir

    Başbakan Selam, Lübnan Meclisinde hükümetin çalışmalarına ilişkin konuştu.

    Mart ayında Lübnan’a istemediği bir savaşın dayatıldığını söyleyen Selam, “Bölgede savaş riskinin arttığını gördüğümüzde, hepinizin bildiği gibi bu savaşa girmenin sonuçlarına karşı defalarca uyarıda bulunduk.” dedi.

    Selam, İsrail ordusunun 8 Ekim 2023’te ve 2 Mart 2026’da başlattığı saldırıların Lübnan’a ağır insani ve ekonomik bedeller ödettiğini belirtti.

    Başbakan Selam, “İki savaşın Lübnan’a toplam maliyeti kesin olarak 20 milyar doları aştı. 2026 savaşına ilişkin hesaplamalar tamamlandığında toplam maliyet 27 milyar doları da aşabilir.” ifadesini kullandı.

    İsrail saldırılarında yaklaşık 9 bin kişinin hayatını kaybettiğini aktaran Selam, on binlerce evin ise yıkıldığını söyledi.

    Selam, 75’ten fazla köy ve beldenin bulunduğu Lübnan topraklarının bir bölümünün işgal altında kaldığını, buraların sakinlerinin hala evlerine ve geçim kaynaklarına dönemediğini kaydetti.

    “Savaşı bitirmek istiyoruz”

    Selam, devletin ülke genelinde otoritesinin sağlanması ve silahların devlet tekelinde toplanması için Lübnan ordusunun kapasitesinin güçlendirilmesinin önemine dikkati çekti.

    Lübnan’ın güneyinde saldırılar sürdüğü müddetçe istikrarın sağlanamayacağını dile getiren Selam, şunları kaydetti:

    “Savaşı bitirmek istiyoruz. Hedefimiz, İsrail’in Lübnan topraklarının tamamından çekilmesi, tüm esirlerimizin serbest bırakılması ve halkımızın yeniden imar etmek istediğimiz köy ve beldelerine güvenli ve onurlu şekilde dönmesidir.”

    İsrail ile doğrudan müzakereler

    İsrail ile doğrudan müzakerelere dair ise Selam, Anayasa’nın 52. Maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın ABD’nin himayesinde İsrail ile müzakereleri yürüttüğünü ifade etti.

    Lübnan adına müzakere yürüten tek tarafın Lübnan devleti olduğunu vurgulayan Selam, müzakerelerde üzerinde uzlaşılan çerçeve anlaşmasının süreçte referans niteliği taşıdığını belirterek, “Müzakere, kendi başına haklardan vazgeçmek değil bu hakları diplomatik yollarla geri almanın bir aracıdır.” değerlendirmesinde bulundu.

    “Yıkımın boyutu, devletin mevcut kaynaklarıyla üstlenebileceğinin çok ötesinde”

    İsrail’in mart ayında başlattığı saldırılarda 91 bin konutun tamamen veya kısmen yıkıldığı bilgisini veren Selam, çok sayıda köy ve beldenin de tamamen yıkıldığını aktardı.

    İsrail saldırıları nedeniyle yerinden edilenlerin güvenli ve onurlu dönüşü için gerekli koşulları sağlamaya çalıştıklarını söyleyen Selam, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Yıkımın boyutu, devletin mevcut kaynaklarıyla tek başına üstlenebileceğinin çok ötesindedir. Bu nedenle yeniden imar ve toparlanma, devlet kaynaklarının yanı sıra Arap ve uluslararası desteğe ve büyük miktarda dış finansmana ihtiyaç duymaktadır.”>>>AA

  • Balkanlar’daki Türk kültürü nesilden nesle taşınıyor

    Balkanlar’daki Türk kültürü nesilden nesle taşınıyor

    Osmanlı döneminden itibaren Balkanlar’da kök salan Türk kültürü, aradan geçen yüzyıllara rağmen dil, edebiyat, tiyatro, musiki ve geleneksel sanatlar başta olmak üzere hayatın farklı alanlarında varlığını sürdürürken, bölgedeki Türk toplulukları kültürel miraslarını gelecek nesillere aktarmaya devam ediyor.

    Balkanlar’daki Türk varlığının önemli merkezlerinden Prizren’de de kültür ve sanat faaliyetleri, yalnızca geçmişten devralınan bir mirasın korunmasına değil, Türkçenin, edebiyatın ve kültürel kimliğin canlı tutulmasına katkı sağlıyor.

    Balkanlar'daki Türk kültürü nesilden nesle taşınıyor

    “Burada hayatını boş geçiren hemen hemen hiç kimse yok”

    TÜRKSOY Genel Sekreter Yardımcısı Yusuf, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Balkanlar’ın Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olduğunu ve TÜRKSOY’un bölgedeki faaliyetlerini artırarak sürdüreceğini söyledi.

    Bölgenin özellikle kültür ve sanat alanında güçlü bir birikime sahip olduğuna dikkati çeken Yusuf, Prizren’in bu açıdan kendine özgü bir konumunun bulunduğunu dile getirdi.

    Yusuf, bölgenin bir kültür ocağı olduğunu vurgulayarak, “Bunu 30-35 senedir kendi hayatımda görüyorum. Öncesini de biliyorum. Burada sokakta karşılaşacağınız herhangi bir Türk ya şairdir ya roman yazarıdır ya tiyatrocudur ya da ressamdır. Yani burada hayatını boş geçiren hemen hemen hiç kimse yok.” dedi.

    Balkanlar'daki Türk kültürü nesilden nesle taşınıyor

    “Balkanlar, Türk dünyasının vazgeçilmezidir”

    Prizren’in okuma kültürü ve Türkçenin yaşatılması bakımından da örnek bir şehir olduğuna işaret eden Yusuf, çocukların ve gençlerin kültür-sanat faaliyetlerine gösterdiği ilginin geleceğe dair güven verdiğini dile getirdi.

    Sayit Yusuf, Balkanlar’ın Türk kültürü ve medeniyetinin yaşadığı geniş coğrafyanın önemli merkezlerinden biri olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:

    “Aynen Kafkasya gibi, Orta Asya, Türkistan, Kuzey Türklüğü, Güney Türklüğü gibi Türkçenin konuşulduğu her yer kalptir. Yani büyük bir medeniyet buralarda yaşıyor. Bunlardan bir tanesine bir zarar gelse bu beden büyük zarar görür. Dolayısıyla Balkanlar çok önemli merkezdir, Türk dünyasının vazgeçilmezidir.”

    Balkanlar'daki Türk kültürü nesilden nesle taşınıyor

    Balkanlar’daki kültür-sanat çalışmalarının yalnızca birer etkinlik veya profesyonel faaliyet olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Yusuf, tiyatrodan edebiyata, sahne sanatlarından diğer kültürel faaliyetlere kadar ortaya konulan bütün çalışmaların ortak bir amaca hizmet ettiğini söyledi.

    Bölgedeki sanatçıların ve kültür insanlarının çalışmalarında Türk kültürünü ve kimliğini yaşatma kaygısının önemli bir yer tuttuğunu belirten Yusuf, şöyle devam etti:

    “Sahnelenen oyunlar, Üsküp Türk Tiyatrosunda, edebiyatta eser vermiş insanlar, bunların hepsinin ortak derdi Türklüktür, Türk kültürüdür, Türk kimliğidir. Burada Türklük, Türkçe mücadelesi veriliyor. Etkinlikler olmasaydı, bugün burada belki Türkçe kaybolmuş gitmişti. Dünyanın başka yerlerinde, bazı bölgelerinde bu tür dejenerasyonlar ve belki asimilasyonlar yaşanmıştır ama Balkanlar’da çok canlı bir Türklük var. Bu da bu kültüre, tiyatroya, sanata verilen ehemmiyetin bir sonucudur.”

    Balkanlar'daki Türk kültürü nesilden nesle taşınıyor

    “Onlar rahat nefes aldıkça bizim ciğerlerimiz rahat edecek”

    Yusuf, Balkan Türklüğü ile Türk dünyası arasındaki bağı aile ilişkisine benzeterek, bölgedeki Türk varlığının yaşatılmasının bütün Türk dünyası açısından önem taşıdığına dikkati çekti.

    Balkanlar’daki Türklerin varlığının Türk kültürünün geleceği açısından taşıdığı önemi anlatan Yusuf, şunları kaydetti:

    “Onlar var oldukça biz var olacağız. Onlar rahat nefes aldıkça bizim ciğerlerimiz rahat edecek. Onlar yaşarsa biz yaşayacağız. Onlar olmasa biz olmayacağız. Dolayısıyla Balkan Türklüğü ayaktaysa Türk kültürü de ayaktadır. Bundan önceki atlattıkları badireleri, yaşadıkları zorlukları düşünürsek bundan sonrası, bundan önceki kadar zor olmayacak. Onun için Balkanlar’da Türk kültürü sonsuza kadar devam edecek. Zira Türklük, küçük bir kaba sığacak kadar küçük değil. Balkanlar’da Türk kültürü, sadece etnik olarak Türklerin kültürü değildir. Bu coğrafyada yaşayan herkesin ortak kültürüdür.”>>>AA

    Balkanlar'daki Türk kültürü nesilden nesle taşınıyor
  • İran Devrim Muhafızları: Hürmüz Boğazı’nın doğusunda MQ-1 tipi İHA düşürüldü

    İran Devrim Muhafızları: Hürmüz Boğazı’nın doğusunda MQ-1 tipi İHA düşürüldü

    Devrim Muhafızları Ordusu, konuya ilişkin yazılı açıklama yayımladı.

    Açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın doğusunda MQ-1 tipi bir İHA’nın İran hava savunma sistemi tarafından tespit edilerek vurulduğu ifade edildi.

    Açıklamada ayrıca bunun son birkaç gün içinde düşürülen dördüncü MQ-1 tipi İHA olduğu kaydedildi.

    Devrim Muhafızları, dün ve bu sabah da Hürmüz Boğazı üzerinde aynı tip iki İHA’nın düşürüldüğünü duyurmuştu.

    ABD ordusundan ise konuya ilişkin henüz açıklama yapılmadı.

    ABD tarafından 1990’larda üretilen MQ-1 tipi İHA ilk olarak gözlem ve ileri keşif amaçlı kullanılmak üzere planlanmıştı. Daha sonra bu İHA’lara yeni kameralar ve füzeler eklendi.>>>AA

  • AA ekibi, ABD/İsrail’in İran’ın Keşm Adası’nda hedef aldığı sivil bölgeleri görüntüledi

    AA ekibi, ABD/İsrail’in İran’ın Keşm Adası’nda hedef aldığı sivil bölgeleri görüntüledi

    ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a başlattığı saldırılarda bugüne kadar birçok sivil alan füzelerin hedefi oldu.

    Özellikle 7 Temmuz’dan itibaren İran’ın güney kıyılarındaki adalar ve çevresi hedef alınmaya başlandı.

    Hedef alınan yerler arasında, 4 kişinin hayatını kaybettiği Keşm Adası’ndaki Doha Balıkçı İskelesi ile biri çocuk 3 kişinin yaşamını yitirdiği bir ev de bulunuyor.

    AA ekibi, ABD/İsrail'in İran'ın Keşm Adası'nda hedef aldığı sivil bölgeleri görüntüledi

    AA ekibi, ABD/İsrail tarafından füzelerle vurulan sivil bölgelerdeki hasarı görüntüledi.

    Doha Balıkçı İskelesi ağır hasar gördü

    Keşm Adası’nın batı ucunda bulunan Doha Balıkçı İskelesi’nin özellikle depolama bölümünün ağır hasar aldığı, balıkçılıkta kullanılan çok sayıda malzeme ile teknenin kullanılamaz hale geldiği görüldü.

    AA ekibi, ABD/İsrail'in İran'ın Keşm Adası'nda hedef aldığı sivil bölgeleri görüntüledi

    Saldırının ardından iskelede çıkan yangının da oluşan hasarın boyutunu daha da artırdığı dikkati çekti.

    “Burada savaşla ilgili hiçbir şey yoktu, sadece balıkçılık yapılıyordu”

    Doha Balıkçı İskelesi’nde kendi teknesiyle balıkçılık yapan 42 yaşındaki Muhammed Nuri Mezheri, AA muhabirine, saldırı anını anlattı.

    ABD/İsrail’in hedef gözetmeksizin her yeri bombaladığını söyleyen Mezheri, şu ifadeleri kullandı:

    “Buradaki balıkçılardan birisiyim. Geçimimizi, hayatımızı bu yoldan kazanıyoruz. Siyonist rejim ile ABD, Keşm’deki balıkçı iskelesinin tamamını bombaladı. Yani burada hiçbir şey, ne bir çıkarma gemisi ne de başka bir şey vardı. Burada savaşla ilgili hiçbir şey yoktu. Sadece balıkçılık yapılıyordu, sadece balıkçılık.”

    AA ekibi, ABD/İsrail'in İran'ın Keşm Adası'nda hedef aldığı sivil bölgeleri görüntüledi

    Saldırı öncesinde iskelede 150 ila 200 teknenin bulunduğunu belirten Mezheri, saldırıların ardından teknelerin izlerinin dahi kalmadığını söyledi.

    Bölgede balıkçılığın önemli bir geçim kaynağı olduğunu vurgulayan Mezheri, şöyle konuştu:

    “Buradaki insanların yüzde 90’ı geçimini denizden sağlıyor. Allah’ın verdiği bu nimetten geçiniyorlar. Artık burada herkes tamamen işsiz. Burada gelir elde edebileceğimiz hiçbir şey kalmadı.”

    AA ekibi, ABD/İsrail'in İran'ın Keşm Adası'nda hedef aldığı sivil bölgeleri görüntüledi

    İranlı balıkçı, ABD ve İsrail ile savaşmaktan çekinmediklerini ve topraklarını korumaya devam edeceklerini dile getirdi.

    ABD/İsrail tarafından füzelerle vurulan evde 3 metre derinliğinde krater oluştu

    Keşm Adası’nda ABD/İsrail saldırısına uğrayan bir diğer sivil bölge ise Çahartengu Mahallesi’ndeki bir ev oldu.

    Füze saldırısının ardından evin tamamen yıkıldığı, enkaz alanında yaklaşık 3 metre derinliğinde krater oluştuğu görüldü.

    Aynı aileden biri çocuk 3 kişinin hayatını kaybettiği saldırının görgü tanığı 54 yaşındaki taksici Mesud Nasıri, saldırı anına ve sonrasına ilişkin şunları söyledi:

    “Gece saat 3 gibi saldırı meydana geldi. Bir ses duydum ve dışarı çıktım ancak tam olarak ne olduğunu anlamadım. Daha sonra patlama olunca füze saldırısı olduğunu anladım. Patlama seslerinden biri Çahartengu Mahellesi’nden, ikisi ise Devrim Muhafızları Ordusu’nun bulunduğu bölgelerden geliyordu.”

    AA ekibi, ABD/İsrail'in İran'ın Keşm Adası'nda hedef aldığı sivil bölgeleri görüntüledi

    Patlamaların ardından yardım etmek için olay yerine gittiğini belirten Nasıri, şu ifadeleri kullandı:

    “Daha sonra Çahartengu Mahallesi’ne geldim ve sabaha kadar buradaydım. Çığlık ve siren sesleri vardı. Sonra ne yapacağımızı, yaralı çocukları enkazın altından nasıl çıkaracağımızı düşünerek enkaz kaldırma çalışmasına başladık. Sonunda ön tarafta bulunan iki çocuk hayatta kaldı ve hastaneye götürüldü. Ancak anne-baba ve çocuklarından biri hayatını kaybetti.”

    AA ekibi, ABD/İsrail'in İran'ın Keşm Adası'nda hedef aldığı sivil bölgeleri görüntüledi

    Sivil bölgelerin neden hedef alındığını anlamadığını dile getiren Nasıri, insanların saldırı korkusu nedeniyle artık adaya gelmekten çekindiğini , saldırıların Keşm Adası’ndaki ticareti de olumsuz etkilediğini söyledi. Doha Balıkçı İskelesi nisan ayında, Çahartengu Mahallesi’ndeki ev ise 30 Temmuz’da ABD/İsrail saldırılarının hedefi olmuştu.>>>AA

  • Hürmüz krizi küresel piyasaları zorluyor

    Hürmüz krizi küresel piyasaları zorluyor

    Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilimlerin etkisiyle petrol fiyatlarında yaşanan hızlı yükseliş, enflasyonun kalıcı olabileceğine yönelik endişeleri tetikledi. Bu durum Hürmüz Boğazı kaynaklı arz endişelerine neden olurken enerji fiyatlarının yeniden yükselişe geçmesi tahvil getirilerinin artmasında etkili oldu.

    Bunun yanında Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı’na alternatif olarak devreye aldığı günlük 7 milyon varil kapasiteli “Petroline” isimli Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’nı Irak’tan düzenlenen saldırılar sebebiyle kapatması da petrol arzına ilişkin endişeleri tetikledi.

    Bu gelişmelerle ABD Merkez Bankasının (Fed) enflasyonla mücadele kapsamında para politikasını sıkılaştıracağına ilişkin beklentiler güçlendi. Güçlenen beklentiler ise tahvillerde satış baskısına neden oluyor.

    Tahvillerde görülen satış baskısıyla ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 5,04’e çıkarak Temmuz 2007’den bu yana en yüksek seviyeyi gördü.

    Enflasyonun artması tüm piyasalarda risk priminin artmasına yol açıyor

    Vadeli işlem ve emtia piyasaları uzmanı Zafer Ergezen, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizlerinin yüzde 5 seviyesini aşmasının aslında tüm piyasalar ve ekonomiler açısından bir risk oluşturduğunu söyledi.

    Küresel finansal koşulların sertleştiğini ifade eden Ergezen, ABD’nin 10 yıllık tahvilinin risksiz getiri açısından önemli bir referans olduğunu vurguladı.

    Ergezen, risk primlerinin tahvil faizleri üzerinde yukarı yönlü baskı yaptığını ve bunun da küresel piyasalarda kırılganlığa sebep olduğunu söyledi.

    Buna paralel olarak ciddi anlamda borçlanma maliyetleri ve iskonto oranlarının da arttığını kaydeden Ergezen, ABD’nin 2025 yılında kredi notunun düşmesinin, ülkenin yüksek borçluluk seviyesinin ve bununla beraber ABD/İsrail- İran Savaşı’nın petrol fiyatlarını artırmış olmasının ülkede enflasyonu hızlandırdığını belirtti.

    Ergezen, enflasyonun artmasının ise tüm piyasalarda risk primlerinin artmasına yol açtığını dile getirerek, şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Bütün bunlar aslında küresel piyasalarda oluşan o belirsizliğin ve riskin bir nevi fiyatlaması. Tahvil faizlerindeki hareket de bize bunu gösteriyor. Yüksek tahvil faizlerinin hem borçlanma hem yatırım maliyetlerinin artmasına yol açarak küresel büyümenin yavaşlamasına neden olması bekleniyor. O yüzden de önümüzdeki dönemde küresel ekonomiye dair yavaşlama endişelerinde artışlar olduğunu görebiliriz.”

    Trump seçimler öncesinde açıklamalarını yumuşatabilir

    Kasım ayında ABD’de seçimlerin olacağını anımsatan Ergezen, yüksek seyreden tahvil faizleri ve petrol fiyatlarından dolayı ABD Başkanı Donald Trump’ın özellikle ekim ayı içerisinde yumuşak açıklamalar yapabileceğini ve buradaki savaşı sonlandırmaya çalışabileceğini belirtti.

    Avustralya merkezli KCM Trade Global Baş Piyasa Analisti Tim Waterer da ABD’nin 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 5’i aşarak 2007’den bu yana en yüksek seviyeyi görmesinin riskli varlıklar için açık bir tehlike işareti olduğunu vurguladı.

    “Tahvillerde görülen bu seviyelerdeki getiri oranları, piyasaların enflasyonun daha uzun süre yüksek kalacağını, faiz oranlarının daha uzun süre yüksek seviyelerde seyredeceğini ve ekonomi genelinde borçlanma maliyetlerinin artmasıyla birlikte büyüme üzerinde potansiyel bir baskı oluşacağını fiyatladığını gösteriyor.” ifadelerini kullanan Waterer, petrolün bu sorunun tam da merkezinde yer aldığını ifade etti.

    Waterer, bu hafta tahvil getirilerinin ham petrol fiyatlarıyla paralel olarak yükseldiğini görmenin hiç de şaşırtıcı olmadığını dile getirdi.

    Finansal koşullardaki sıkılık ABD’nin de ötesine geçiyor

    Yüksek enerji maliyetlerinin enflasyon beklentilerini doğrudan etkilediğini ve yatırımcıları, vadesi daha uzun devlet tahvillerini elinde tutmak karşılığında daha yüksek getiri talep etmeye zorladığını kaydeden Waterer, “Dünyanın referans borçlanma faiz oranı olan ABD’nin 10 yıllık tahvil faizindeki artış, finansal koşulları ABD’nin çok ötesinde sıkılaştırmaktadır.” dedi.

    Waterer, bu durumun şirketler ve hükümetlerin sermaye maliyetini artırdığını, hisse senedi değerlemeleri üzerinde baskı oluşturduğunu ve gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışlarına da yol açabileceğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:

    “Petrol kaynaklı enflasyonist baskı hafifleyene kadar yüksek tahvil getirilerinin geçici bir yükselişten ziyade ekonomi üzerinde bir engel oluşturmaya devam etmesi bekleniyor.”>>>AA

  • AB: Bu yıl üye ülkelerde orman yangınlarında yaklaşık 700 bin hektarlık alan yandı

    AB: Bu yıl üye ülkelerde orman yangınlarında yaklaşık 700 bin hektarlık alan yandı

    Lahbib, Strazburg’da Avrupa’daki orman yangınlarına ilişkin düzenlenen Avrupa Parlamentosu Genel Kurul oturumunda konuştu.

    2026 yılının Avrupa için yine son derece zorlu bir yaz olduğunun altını çizen Lahbib, iklim değişikliğinin giderek artan etkisiyle şiddetlenen sıcaklık risklerinin ve kuraklığın Avrupa’da ve ötesindeki birçok bölgede orman yangını riskini artırdığını kaydetti.

    Lahbib, bu durumun vatandaşların sağlığı ve refahının yanı sıra işletmeler ve tarım üzerinde de önemli zararlara neden olduğuna dikkati çekti.

    Lahbib, “Bu yıl şimdiye kadar yaklaşık 700 bin hektar alan yandı. 16 üye ülkede yanan alanların ulusal ortalamanın üzerine çıktığı kaydedildi. İklim kaynaklı tarımsal kayıpların AB’de yıllık yaklaşık 28,3 milyar avro olduğu tahmin ediliyor. Bu da tarımın en fazla baskı altında bulunan sektörlerden biri olduğunu gösteriyor.” diye konuştu.

    AB Komisyonu’nun bu tür senaryolara karşı elinden geleni yaptığını kaydeden Lahbib, mevcut iklim koşullarında aşırı hava olaylarıyla mücadele etmenin en iyi yolunun önlemek ve hazırlıklı olmak olduğunu vurguladı.

    Lahbib, müdahalenin ise son savunma hattı olmaya devam etmesi gerektiğini belirterek, “Bu nedenle Komisyon, yakında iklim direncine ilişkin entegre çerçeveyi sunacak. Mesaj çok açık: Tüm politika alanları ve tüm aktörler, Avrupa dayanışması içinde, eş güdüm ve işbirliği içerisinde birlikte çalışmalı.” dedi.

    “Ders çıkarmamız gerekiyor”

    AB Konseyi Dönem Başkanı İrlanda’nın Avrupa İşleri ve Savunmadan Sorumlu Devlet Bakanı Thomas Byrne, AB Konseyi adına yaptığı konuşmada, “Geçen yaz, ateş ve suyun gücü dünyaya büyük felaketler yaşattı. Bu yaz, kıtamızda şimdiye kadarki en sıcak yaz oldu ve Avrupa’nın her yerinde sıcaklık rekorları kırıldı.” ifadelerini kullandı.

    Sıcak hava dalgalarının ve sellerin tekrar tekrar yaşanmasının korkunç sonuçları olduğuna dikkati çeken Byrne, uzun süren kuraklıkların hemen ardından seller geldiğini, insanların hayatını kaybettiğini anımsattı.

    Evlerin ve doğal alanların yok olduğuna işaret eden Byrne, ekonominin de ağır zarar gördüğünün altını çizdi.

    Byrne, “Bu olaylardan ve birkaç yıldır yaşananlardan ders çıkarmamız gerekiyor. Küresel ısınmayı azaltmak için elimizden geleni yapmalı ve çabalarımızı artırmalıyız. Bu tür acil durumlarla başa çıkmak için yaptıklarımızı artırmalı ve bunlara hazırlıklı olmalıyız. AB’nin karşı karşıya olduğu değişimlere karşı dayanıklılığını geliştirmek amacıyla Komisyon’un tavsiyelerini bekliyoruz.” diye konuştu.>>>AA

  • Azerbaycan’da 1130 şehit için vefa

    Azerbaycan’da 1130 şehit için vefa

    Azerbaycanlılar, 108 yıl önce Anadolu’dan kardeşlerinin yardımına koşan Mehmetçik ile komutanları Nuri Paşa’yı (Killigil) bugün de saygı ve minnetle anıyor.

    28 Mayıs 1918’de bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan, ilk anlaşmasını Osmanlı Devleti ile imzaladı. Gürcistan’ın başkenti Batum’da 4 Haziran 1918’de imzalanan anlaşma, Azerbaycan ile Osmanlı Devleti arasında siyasi, hukuki, ticari ve askeri alanlarda dostane ilişkiler kurulmasını öngörüyordu.

    Azerbaycan, söz konusu anlaşmanın 4. maddesi uyarınca İngiliz güçleri ile Ermeni ve Bolşevik çetelerin işgaline karşı Osmanlı hükümetinden yardım istedi. Bu talep Osmanlı hükümetince olumlu karşılandı ve Harbiye Nazırı Enver Paşa, kardeşi Nuri Paşa’yı bir ordu kurarak Azerbaycan’ın yardımına gitmesi için görevlendirdi.

    Nuri Paşa, Filistin Cephesi’nden getirilen 106. ve 107. Piyade Alayları ile 56. Topçu Alayının​​​​​​​ da katılımıyla Kafkas İslam Ordusu olarak adlandırılan orduyu kurarak Azerbaycan’a hareket etti.

    Kafkas İslam Ordusu’ndaki asker sayısı, Azerbaycan kolordusundan yapılan 1000 kişilik takviyeyle 12 bine ulaştı. Ordu, güzergahındaki Göyçay, Salyan, Ağsu ve Kürdemir’i düşman güçlerinden temizledikten sonra 15 Eylül 1918’de 30 saat süren şiddetli çatışmaların ardından Bakü’yü kurtardı.

    Osmanlı askerleri Bakülüler tarafından coşkuyla karşılandı ve kentte geçit töreni düzenlendi.

    Ancak Osmanlı ordusunun Bakü’deki kalış süresi uzun sürmedi. Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılmasının ardından 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi gereği savaş öncesindeki sınırlarına çekilmek zorunda kalması nedeniyle Kafkas İslam Ordusu, 16 Kasım’da Bakü’den ayrıldı.

    Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycan’da sadece 2 ay kaldı ancak ülkenin toprak bütünlüğünün sağlanması ve Bakü’nün başkent olmasında önemli rol oynadı.

    Bakü’nün kurtarılması için verilen mücadelede Kafkas İslam Ordusu 1130 şehit verdi. Azerbaycan’ın Bakü, Şeki, Şamahı, Göyçay, Kürdemir, Neftçala, Hacıkabul ve Guba bölgelerinde Kafkas İslam Ordusu şehitlerinin kabirleri bulunuyor.>>>AA

  • İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Anderson: Türkiye hep kalbimdeydi

    İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Anderson: Türkiye hep kalbimdeydi

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a 8 Eylül’de güven mektubu sunarak Ankara’daki görevine başlayan Anderson, Türkiye’deki izlenimlerini, hayatını ve iki ülke ilişkilerini Türkçe olarak AA muhabirine anlattı.

    Yıllar önce İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliğinde misyon şef yardımcılığı görevini yürüten ve bu yıl büyükelçi olarak Ankara’ya dönen Anderson, “Türkiye hep kalbimdeydi. Bu yüzden Türkiye’deki gelişmeleri mümkün olduğunca takip etmeye çalıştım.” dedi.

    Anderson, Türkiye’den ayrıldıktan sonra konsolosluk ve kriz işleri direktörü olarak çalıştığını, o dönemin çok yoğun olduğunu belirterek, 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Türkiye’deki yardım çalışmalarını yönettiğini dile getirdi.

    Ankara’daki izlenimlerini anlatan Anderson, Çankaya bölgesinde yer alan konutta yaşadığı için şanslı olduğunu ve bu çevreye, Tunalı Hilmi Caddesi’ne ve Ulus’a çok aşina olduğunu söyledi.

    “En sevdiğim yemek karalahana sarması”

    Türkiye’den ayrılmadan önceki dönemde Türkçe eğitimi aldığını belirten Anderson, bu dönemde Türk gazetelerini okuduğunu ve televizyonlarını izleme fırsatı bulduğunu kaydetti.

    Anderson, Ankara’yı çok sevdiğini, burada kendini mutlu hissettiğini dile getirerek, Türkçe deyimlere olan ilgisinden söz etti.

    En çok “kuş uçmaz kervan geçmez” ve “aynı tas aynı hamam” deyimlerinin kulağına romantik geldiğini ve eski Osmanlı dönemini yansıttıkları için beğendiğini ifade eden Anderson, öğrenciyken bu ifadeleri sık kullandığını anlattı.

    Anderson, Türk mutfağıyla ilgili “inanılmaz” ifadesini kullanarak, sevdiği yemeklerin ona mutlu anlarını hatırlattığını dile getirdi.

    Büyükelçi Anderson, “En sevdiğim yemek karalahana sarması çünkü biz ailecek Karadeniz’de bir tatil yapmıştık ve karalahana sarmasını orada yemiştim. Benzer olarak, en lezzetli tatlı olarak katmeri de çocuklarımla Gaziantep’e yaptığım bir seyahatte yemiştim.” diye konuştu.

    İngiltere-Türkiye ikili ilişkileri

    İki ülke arasındaki ilişkileri değerlendiren Anderson, “Türkiye ve Birleşik Krallık arasındaki ilişkiler çok güçlü ve giderek daha da güçleniyor.” ifadesini kullandı.

    Anderson, nisanda Türkiye ve İngiltere arasında “Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi” imzalandığını, temmuzda da Güvenlik ve Savunma Ortaklığı Belgesi’nin imzalanmasıyla ortaklığın daha da derinleştiğini belirtti.

    Türkiye-İngiltere arasında yıllar içinde bazı alanlarda yaşanan olumlu gelişmelere değinen Anderson, şunları anlattı:

    “Türkiye’ye ilk geldiğimde, ikili ticaret hacmimiz 17 milyar sterlindi ama bu yıl, bu sayı 28,6 milyar sterline ulaşmış durumda. Büyük bir artış katediyoruz. İkinci bir değişim olarak, Britanyalı turistler sayısı konusunda büyük bir artış görebiliriz.”

    Anderson, 2020’de, Türkiye’ye gelen İngiliz turist sayısının 1,7 milyon olduğunu, bu rakamın bu yıl 4,4 milyona ulaştığını ve büyük artış görüldüğünü kaydetti.

    Yeni bir serbest ticaret anlaşması konusunda müzakerelerin devam ettiğine dikkati çeken Anderson, “Göç, savunma, kalkınma, bilim, teknoloji ve inovasyon, yeşil enerjiye geçiş dahil tüm alanlarda işbirliğiniz sürekli derinleşiyor ve genişliyor. Birleşik Krallık büyükelçisi olarak ortaklığımızı ve dostluğumuzu daha da ilerletmeye kararlıyım.” dedi.

    Anderson, ülkesinin ve Türkiye’nin iki önde gelen NATO müttefiki ülkeler olduğunu anımsatarak, ikili savunma işbirliğinin en önemli alanlarından birinin ekonomik büyümeye katkı sağlayan stratejik alan olduğunu kaydetti.

    Büyükelçi, Ankara’da NATO zirvesi sırasında imzalanan Güvenlik ve Savunma Ortaklığı Belgesi’nin, ikili savunma sanayi işbirliğini tüm sektörlerde derinleştirme kararlılığını yansıttığını vurguladı.

    “Birleşik Krallık, daha fazla acı yaşanırken sessiz kalmayacak”

    İngiltere, Fransa, Norveç ve Kanada dahil 12 ülkenin, 8 Eylül’de işgal altındaki Filistin topraklarını gasbeden İsrail yerleşimleriyle ticareti yasaklama kararı aldığını duyurmasına ilişkin konuşan Anderson, “Birleşik Krallık artık yaklaşımını değiştiriyor, Gazze’de ve Batı Şeria’da akıl almaz acılar yaşandı ve bu böyle devam edemez. Birleşik Krallık, daha fazla acı yaşanırken sessiz kalmayacak. İki devletli çözümün eksiksiz şekilde hayata geçirilmesi, Birleşik Krallık hükümetinin temel politikasıdır. Bu konuda, harekete geçmeye karar verdik.” dedi.

    Anderson, İngiltere Başbakanı Andy Burnham’ın “Filistin’de yaşananlar karşısında şu ana kadar yeterli adımlar atılmadığına” ilişkin sözlerine atıfta bulunarak, “Türk Dışişleri Bakanlığını ve Sekizler Grubu’nun açıklamalarını memnuniyetle karşılıyorum. Dışişleri Bakanlığının da dediği gibi bölgedekilerle birlikte çalışmaya devam etmek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

    “İngiltere’nin bundan sonra iki devletli çözüm ve işgal altında bulunan Batı Şeria’daki toprakları gasbeden İsrail yerleşimlerini engellemek için daha sıkı ve sert adımlar atacak mı?” sorusuna Anderson, “Evet, bu yeni tedbirler, tam olarak iki devletli çözümü desteklemek ve Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimleri engellemek amacıyla açıklandı. İsrail hükümetini, eylemleriyle değerlendirmeye devam edeceğiz. İsrail’den hem Gazze’de hem de Batı Şeria’da yeni bir yaklaşım beklediğimiz çok net.” yanıtını verdi.>>>AA

  • Rusya’dan Ukrayna’ya 200 SİHA’lı saldırı

    Rusya’dan Ukrayna’ya 200 SİHA’lı saldırı

    Ukrayna Ordusu Hava Kuvvetleri Komutanlığından yapılan yazılı açıklamada, Rusya’nın bu gece SİHA’larla ülkeye çok sayıda saldırı düzenlediği belirtildi.

    Saldırılarda 200 SİHA’nın kullanıldığı aktarılan açıklamada, hava savunma kuvvetlerince 187 SİHA’nın etkisiz hale getirildiği kaydedildi.

    Ukrayna’nın başkenti Kiev’in Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, bu gece kente hava saldırılarının yapıldığını bildirdi.

    Kliçko, kentin farklı bölgelerindeki akaryakıt istasyonları ve bir depo altyapısının hedef alındığını ifade etti.>>>AA

  • Yüksek Mahkeme’den posta yoluyla oy kararı

    Yüksek Mahkeme’den posta yoluyla oy kararı

    Yüksek Mahkeme, USPS’nin posta yoluyla oy kullanımına getirdiği yeni düzenlemelere ilişkin kararını açıkladı.

    Kararda, hükümetin yeni kuralların uygulanmasını engelleyen alt mahkeme kararının kaldırılması yönündeki talebinin reddedildiği aktarıldı.

    Yargıç Brett Kavanaugh, Yüksek Mahkeme’nin kararını savunarak, eyalet ve yerel seçim yetkililerinin yeni gereklilikleri 3 Kasım’da yapılacak ara seçim öncesinde uygulamak için yeterli zamana sahip olmadığını ifade etti.

    Kavanaugh, söz konusu kuralların yaklaşan seçimde uygulanmasının “keyfi ve mantıksız” olacağı değerlendirmesinde bulundu.

    Yüksek Mahkeme kararıyla birlikte, konuya ilişkin hukuki süreç devam ederken, posta yoluyla oy kullanmaya yönelik yeni gerekliliklerin uygulanması engellendi.

    USPS yeni kurallar getirmişti

    USPS, 25 Ağustos’ta, ara seçim öncesi eyaletlerdeki seçim yetkililerinin posta yoluyla oy kullanacak seçmenlerin isim ve adres bilgilerini bir portala yüklemesini gerektiren yeni kuralını duyurmuştu.

    Yeni kural kapsamında eyalet seçim yetkililerinin, seçmenlerin bilgilerini “federal oy pusulalarını posta portalına” iletmesi gerektiği belirtilen açıklamada, bu bilgileri iletmeyen eyaletlere pusula gönderilmeyeceği kaydedilmişti.

    ABD Başkanı Donald Trump, nisanda, ülkede posta yoluyla oy kullanma kurallarını sıkılaştırmayı amaçlayan bir başkanlık kararnamesi imzalamıştı.

    ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinde 435 sandalyeli Temsilciler Meclisinin tamamı ve 100 sandalyeli Senatonun üçte biri yenilenecek.>>>AA

  • Norveç’ten İsrail yerleşimlerine ticaret yasağı

    Norveç’ten İsrail yerleşimlerine ticaret yasağı

    Eide, Norveç’te yayın yapan NRK’ye yaptığı açıklamada, “İsrail, ‘insan haklarını ihlal ettiğine’ dair eleştirildiğinde Batılı ülkeleri suçlayarak korkutmaya alışmıştı. Artık İsrail’in teflon kaplaması ortadan kalktı.” dedi.

    Norveç hükümetinin işgal altındaki Filistin topraklarını gasbeden İsrail yerleşimleriyle ticaretin yanı sıra bazı hizmetleri de yasaklamayı planladığını belirten Eide, Batılı ülkelerin, Filistinlilerin topraklarını gasbeden İsraillilere yönelik tutumlarını değiştirdiğini ifade etti.

    Eide, “İşgal altındaki Filistin topraklarını gasbeden İsrail yerleşimleriyle ticaret yapanlara 3 yıla kadar hapis cezası verilmesini öngören yasa tasarısı hazırlıyoruz. Böylece bu yerleşimlere ekonomik destek sağlanmasının engellenmesini hedefliyoruz.” diye konuştu.

    NRK, yasa tasarısının gelecek aylarda Norveç Parlamentosuna sunulacağını kaydetti.

    İngiltere, Fransa, Norveç ve Kanada dahil 12 ülke, 8 Eylül’de işgal altındaki Filistin topraklarını gasbeden İsrail yerleşimleriyle ticareti yasaklama kararı aldığını duyurmuştu.>>>AA

  • NATO’dan Rusya’ya karşılık mesajı

    NATO’dan Rusya’ya karşılık mesajı

    Rutte, Slovenya Başbakanı Janez Jansa ile Brüksel’deki NATO Karargahı’nda basın toplantısı düzenledi.

    Rusya’nın, Ukrayna’da zorlandığını ve NATO topraklarının yakınlarındaki sivil altyapıya yönelik saldırılar da dahil olmak üzere pervasız ve tehlikeli saldırılarla karşılık vermeyi sürdürdüğünü ifade eden Rutte, şunları kaydetti:

    “Dün Ukrayna’da bir yolcu trenine düzenlenen saldırı, (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in ne kadar çaresiz hale geldiğini gösteriyor. Putin, Ukrayna’ya verdiğimiz desteği durdurabileceğini ve birliğimizi zayıflatabileceğini düşünüyor. Yanılıyor. Bizim yanıtımız, Ukrayna’ya desteğimizi artırmak olacaktır.”

    Rutte, NATO’nun aynı zamanda Rusya’nın hibrit tehditlerine karşı gereken tüm yanıtları verebilecek kapasiteye sahip olduğuna dikkati çekti.

    Söz konusu kapasitenin her zaman görünür ve kamuya açık olmadığını kaydeden Rutte, “Ancak sizi temin ederim ki elimizde gerekli tüm karşılık seçenekleri mevcut.” diye konuştu.

    Rutte, NATO’nun Ukrayna’da savaşmadığını ancak müttefiklerin destek olmaya devam ettiğini anımsattı.

    Slovenya’dan “Ukrayna’nın yanındayız” mesajı

    Jansa da bugün çok iyi bir görüşme yaptıklarını belirterek, Slovenya’nın NATO’nun savunma harcamaları hedefine gelecek yıl ulaşmayı amaçladıklarını söyledi.

    Her ülkenin kendi savunma kapasitesini geliştirmesinin önemli olduğunu aktaran Jansa, “Ancak kolektif savunma da oldukça önemli. Slovenya, Ukrayna’nın yanında olmaya devam edecek.” dedi.>>>AA

  • Optimus Prime gemisi enkaz bölgesine ulaştı

    Optimus Prime gemisi enkaz bölgesine ulaştı

    Yetkililerden alınan bilgiye göre, derin su araştırmalarında kullanılan, açık denizde konumunu hassas biçimde koruyabilen ve uzaktan kumandalı sualtı robotlarıyla çalışabilen araştırma ve inceleme gemisi “Optimus Prime”, batık bölgesine ulaştı.

    Türkiye’den giden özel donanımlı gemi, KKTC’nin Girne kenti açıklarında yolcu gemisinin batması sonrası kayıp 14 kişiyi arama çalışmalarına başladı.

    KKTC Başbakanı Ünal Üstel ve Başbakan Yardımcısı Fikri Ataoğlu, batık alanında “Optimus Prime” gemisine çıkarak arama faaliyetlerini yerinde inceledi.

    Yeni geminin sahip olduğu teknik imkanlar

    KKTC Başbakanlığından yapılan açıklamaya göre Üstel, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, Girne açıklarında batan yolcu gemisindeki kayıpları arama çalışmalarının “24 saat esasına göre aralıksız” devam ettiğini söyledi.

    Optimus Prime gemisi enkaz bölgesine ulaştı

    Üstel, kayıplara ulaşmak için ellerindeki tüm imkanları kullandıklarını vurgulayarak, “Ailelerimiz bilmelidir ki devletimiz kayıplarından vazgeçmiş değildir. Kayıplarımıza ulaşmak için elimizdeki bütün imkanları kullanmaya ve çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.

    “TCG Alemdar” ve “TCG Işın” gemilerinin son derece önemli görevler üstlendiğini kaydeden Üstel, özel donanımlı “Optimus Prime” gemisinin de batık alanında çalışmalarına başladığını belirterek, geminin, Türkiye’deki çok önemli deniz altı projelerinde görev üstlendiğini söyledi.

    Yeni geminin önemli bir teknik donanıma ve yüksek kapasiteye sahip olduğunu dile getiren Üstel, şunları kaydetti:

    “Çalışmalara dahil edilen gemi, son derece gelişmiş teknik donanıma ve yüksek kapasiteye sahip, dünyadaki sayılı gemilerden biri. Enkazın daha önce ulaşılamayan noktalarına erişilmesi, iç bölümlerinin ayrıntılı biçimde incelenmesi ve hiçbir soru işaretine yer bırakmayacak kapsamlı bir çalışma yürütülmesi mümkün olacak. Enkazın her bölümü büyük bir titizlikle incelenecek. Devletimiz bütün kurumlarıyla sahadadır. Türkiye ile tam bir işbirliği ve koordinasyon içerisinde bütün imkanlarımızı kullanmaya devam ediyoruz.”

    Üstel, denizden, havadan ve karadan sürdürülen çalışmaların “sonuç alıncaya kadar aynı kararlılıkla” devam edeceğini vurguladı.

    Girne’de batan gemi

    KKTC’deki Girne Limanı ile Mersin’deki Taşucu Limanı arasında sefer yapan “Filo Jet” isimli yüksek hızlı yolcu gemisi, 30 Ağustos Pazar günü öğle saatlerinde Girne’den hareket ettikten kısa süre sonra ön kısmından su almaya başlamış, Girne Limanı’na dönmeye çalıştığı sırada batmıştı.

    Toplam 267 yolcu ve mürettebatın bulunduğu geminin batmasının ardından 239 kişi kurtarılmıştı. Girne açıklarında 554 metre derinlikte enkazı bulunan gemideki 14 yolcu hayatını kaybetti, kayıp 14 kişinin bulunması için de çalışmalar devam ediyor.>>>AA

  • Kızıldeniz’de Husiler kaynaklı yeni kriz

    Kızıldeniz’de Husiler kaynaklı yeni kriz

    Senaryolar, “Yemen hükümet güçlerinin karşı saldırıyla Husileri bazı bölgelerden çekilmeye zorlaması, Babulmendeb’deki çatışmaların bölgesel ve uluslararası müdahaleye yol açması ya da Husilerin uluslararası deniz taşımacılığını doğrudan hedef almadan batı kıyısındaki kazanımlarını pekiştirmesi” şeklinde sıralanıyor.

    Yemen’in batı kıyısında son günlerde sahadaki dengeler hızla değişirken, Husilerin Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ni birbirine bağlayan stratejik Babulmendeb Boğazı çevresindeki ilerleyişi, bölgedeki mücadelenin geleceğini yeniden gündeme taşıdı.

    Eylül 2026’nın başından itibaren Husiler, Taiz ve Hudeyde vilayetlerinde, özellikle Hays, Huha, Vaziye ve Kedha eksenlerinde kara saldırılarının yanı sıra füze ve İHA saldırılarını yoğunlaştırdı. Askeri kaynaklara göre bu saldırılar, hükümet güçlerinin bazı bölgelerden çekilmesine veya yeniden konuşlanmasına yol açtı.

    Husiler, yaklaşık bir hafta süren çatışmaların ardından 11 Eylül’de Babulmendeb üzerindeki kontrolünü tamamladı. Grup, batı kıyısında aralarında Muha kenti ve limanının yanı sıra stratejik adaların da bulunduğu bazı bölgeleri ele geçirerek son yılların en geniş kapsamlı askeri tırmanışlarından birini gerçekleştirdi.

    Yemen hükümet güçleri ise Husilerin ele geçirdiği bölgelerdeki mevzi, toplanma noktaları ve araçları hava saldırılarıyla hedef aldığını ve Husilere kayıplar verdirdiğini açıkladı. Çatışmalar nedeniyle batı kıyısındaki bazı bölgelerde sivillerin yerinden edildiği belirtildi.

    Hükümet güçleri, kaybettiği bölgeleri geri almak ve Babulmendeb üzerindeki kontrolünü yeniden sağlamak amacıyla hava saldırılarını sürdürürken birliklerini de yeniden düzenliyor.

    Husiler bazı bölgelerden çekilebilir

    İlk senaryoya göre Yemen hükümet güçlerinin saldırılarını artırması, Husileri son dönemde ele geçirdikleri bazı bölgelerden çekilmeye ve yeniden konuşlanmaya zorlayabilir.

    Sana Stratejik Araştırmalar Merkezi araştırmacısı Dr. Adil Duşeyla, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Husilerin birden fazla cephede devam eden hükümet baskısı karşısında elde ettikleri kazanımları uzun süre korumakta zorlanabileceğini belirtti.

    Duşeyla, Marib, El-Cevf, Beyda ve Taiz gibi bölgelerde yeni cephelerin açılmasının, Husilerin ilerleyişini yavaşlatabileceğini veya bazı birliklerini yeniden konuşlandırmalarına yol açabileceğini ifade etti.

    Yemenli askeri ve stratejik uzman Tuğgeneral Muhammed el-Kumeym de hükümet güçlerinin kaybedilen bölgeleri geri almak için karşı saldırılar düzenlemesini beklediğini aktardı.

    Kumeym, tırmanışın sürdüğünü, hükümet güçlerinin karşı saldırılarının devam edeceğini ve gelecek günlerde Muha ve ötesindeki bölgeleri geri almak için belirleyici bir çatışmanın yaşanabileceğini belirtti.

    Gecikmenin daha ağır sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulunan Kumeym, 2018’de imzalanan Stockholm Anlaşması’na atıfta bulunarak, “Stockholm Anlaşması dünyaya ağır bir bedel ödetti. Eğer bundan ders çıkarılmazsa daha büyük bir bedel ödenir.” ifadelerini kullandı.

    Stockholm Anlaşması, Yemen hükümeti ile Husiler arasında Aralık 2018’de İsveç’te Birleşmiş Milletler himayesinde imzalandı.

    Anlaşma, Hudeyde’de ateşkes sağlanmasını, hükümet güçleri ile Husilerin Hudeyde kenti ve Hudeyde, Salif ile Ras İsa limanlarında yeniden konuşlanmasını, Taiz’e insani erişimin kolaylaştırılmasını ve esirlerle tutukluların karşılıklı serbest bırakılmasını öngörüyordu.

    Ancak anlaşmanın uygulanması, tarafların karşılıklı suçlamaları nedeniyle özellikle Hudeyde’deki yeniden konuşlanma ve Taiz’deki yolların açılması başlıklarında sekteye uğradı.

    Babulmendeb savaşı bölgesel çatışmaya dönüşebilir

    İkinci senaryoya göre Babulmendeb’deki mücadele, Yemen sınırlarını aşarak bölgesel ve uluslararası bir çatışmaya dönüşebilir.

    Yemen Savunma Bakanlığı Danışmanı Tuğgeneral Kumeym, Babulmendeb mücadelesinin artık yalnızca Yemen’le sınırlı olmadığını ve Boğaz’ın kontrolünün İran açısından stratejik bir hedef olduğunu belirtti.

    Husilerin Muha’ya yönelik saldırıda ellerindeki silah ve imkanların tamamına yakınını kullandığını aktaran Kumeym, Husilerin Babulmendeb’e ulaşmasının bölgesel ve küresel deniz güvenliği açısından yeni bir durum oluşturduğunu ifade etti.

    Kumeym, uluslararası toplumun Husilerin stratejik adalar ve etkili mevkiler üzerindeki kontrolünü uzun süre sürdürmesine izin vermeyeceğini özellikle Meyyun ve Haniş adalarının deniz ulaşımı açısından önem taşıdığını kaydetti.

    Husilerin deniz ulaşımıyla bağlantılı bölgeleri tehdit etmeyi sürdürmesi veya bölge ülkelerini hedef alması halinde çatışmanın daha geniş bir askeri ve siyasi müdahaleye dönüşebileceği değerlendiriliyor.

    Husiler kıyıdaki kazanımlarını pekiştirebilir

    Üçüncü senaryoya göre Husiler, Babulmendeb’i tamamen kapatmadan veya uluslararası gemileri doğrudan hedef almadan Yemen’in batı kıyısında elde ettikleri kazanımları kalıcı hale getirmeye çalışabilir.

    Sana Stratejik Araştırmalar Merkezi araştırmacısı Duşeyla’ya göre Husilerin amacı, batı kıyısındaki kazanımlarını korurken Suudi Arabistan üzerinde baskı kurmak, ancak Babulmendeb’i kapatmak ve uluslararası gemileri doğrudan hedef almak suretiyle geniş çaplı bir uluslararası çatışmanın içine girmekten kaçınmak olabilir.

    Bu senaryoda Husiler kıyıdaki etkilerini korurken Suudi Arabistan’ın hava saldırıları ve Yemen hükümet güçlerine verdiği destekle karşı karşıya kalabilir.

    Duşeyla, Husilerin hızlı bir askeri müdahaleyle bölgeden çıkarılmasının veya mevcut kazanımlarının kısa sürede ortadan kaldırılmasının mümkün olmayabileceğini, grubun artan askeri ve hava baskısına rağmen sahada kazanımlar elde ettiğini belirtti.

    Çatışmaların daha da tırmanması halinde, Suudi Arabistan’ın kararlarına bağlı olarak bölgesel anlaşmaların devreye girebileceği ifade ediliyor.

    Deniz güvenliği için yeni ittifak

    Suudi Arabistan, 30 Temmuz 2026’da aralarında Mısır, Türkiye, Pakistan ve Körfez ülkelerinin de bulunduğu 14 ülkenin, deniz ulaşımının ve küresel enerji tedarik zincirlerinin güvenliğini korumak amacıyla çok uluslu savunma amaçlı bir deniz ittifakı kurulmasını onayladığını duyurdu.

    Ortak açıklamaya göre ittifakın faaliyet alanı Kızıldeniz, Babulmendeb ve Aden Körfezi’ni kapsıyor. İttifak kapsamında füze ve İHA tehditleri ile korsanlığa karşı ortak askeri komuta altında koordineli devriyeler ve istihbarat paylaşımı yapılması planlanıyor.

    Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu Sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki 8 Eylül’de, İran destekli Husilerin, Suudi Arabistan’ın Ebha, Hamis Muşayt, Cazan ve Necran kentlerindeki sivil ve ticari tesislere düzenlediği saldırıda 73 kişinin yaralandığını bildirmişti.

    Husiler, Eylül 2014’ten bu yana başkent Sana başta olmak üzere Yemen’in bazı bölgelerinin kontrolünü elinde bulunduruyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu ise Mart 2015’ten bu yana Yemen hükümetine destek veriyor.>>>AA

  • Husilerden gerilimi artıracak açıklama

    Husilerden gerilimi artıracak açıklama

    Husilerin Askeri Sözcüsü Yahya es-Seri, yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın son 5 günde Yemen’in çeşitli vilayetlerine savaş uçaklarıyla düzenlediği 300’den fazla hava saldırısına “nitelikli ve geniş kapsamlı” saldırılarla karşılık verdiklerini öne sürdü.

    Suudi Arabistan’ın güneyindeki Hamis Muşayt bölgesinde bulunan Kral Halid Hava Üssü’ndeki savaş uçağı hangarları, radarlar, pistler, mühimmat depoları ile diğer askeri tesis ve altyapı unsurlarının onlarca balistik füze ve İHA ile hedef alındığını ifade eden Seri, saldırıların “isabetli” olduğunu ve hava üssünde “büyük kayıplara” yol açtığını ileri sürdü.

    Husilerden Suudi Arabistan’a saldırı tehdidi

    Seri, Yemen’e yönelik saldırılar sürdüğü müddetçe Suudi Arabistan’ın iç kesimlerine yönelik saldırılarını sürdüreceklerini ifade etti.

    “Kuşatmaya kuşatmayla, tırmandırmaya tırmandırmayla karşılık verme” politikasını sürdüreceklerini belirten Seri, “Yemen’e yönelik saldırılar sürdüğü müddetçe Suudi Arabistan’ın iç kesimlerine yönelik saldırıların devam edeceğini” kaydetti.

    Suudi Arabistan Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, gece saatlerinde ülkenin güneyindeki Hamis Muşayt, Abha, Cazan ve Necran kentlerindeki potansiyel tehlikelere karşı uyarı mesajı yayımlamıştı.>>>AA

  • Himalayalar’da buzullar hızla eriyor

    Himalayalar’da buzullar hızla eriyor

    Nepal’in Çin sınırına yakın bölgelerinde 26 Ağustos’ta meydana gelen ve 1300’den fazla kişinin hayatını kaybettiği sel felaketi, Himalayalar’daki buzulların durumunu yeniden gündeme getirdi.

    Küresel danışmanlık şirketi Systemiq’in ve Hindistan merkezli sivil toplum kuruluşu Entegre Dağ Girişiminin (IMI) ortaklığında hazırlanan raporda, kritik bir eşiğe yaklaşılan Himalayalar bölgesinde milyonlarca kişinin risk altında olduğu vurgulandı.

    Raporda, bölgedeki buzulların eskiye göre hızla erdiği ve kütlelerindeki kaybın, son 10 yılda önceki dönemlere kıyasla yüzde 65 daha hızlı meydana geldiği aktarıldı.

    Öte yandan, bölgede sayısının 40 bin civarı olduğu tahmin edilen buzullardan sadece yüzde 0,1’inin gözlem altında tutulduğu kaydedilen raporda, başka bir risk faktörü olan donmuş toprağa yönelik bilginin daha da kısıtlı olduğu ifade edildi.

    Raporda, Güney Asya’da 2 milyondan fazla insanın yaşamını sürdürmesine olanak tanıyan geniş bir doğal su sistemi olan Himalayalar’daki felaketlerin küresel ölçekte de tedarik zinciri aksaklıklarına, yerinden edilmelere ve jeopolitik risklere yol açabileceği vurgulandı.

    Buzul erimesi kaynaklı felaketlerin tehdit ettiği ülkelerden Hindistan’ın sadece yüzde 18’inin Himalayalar bölgesinde bulunmasına rağmen ülke genelindeki afetlerin yaklaşık yüzde 35’inin burada meydana geldiği belirtilen raporda, ülke ekonomisinin risk altında olduğuna dikkat çekildi.>>>AA

  • İsrail’de Gazze ateşkesi tartışması

    İsrail’de Gazze ateşkesi tartışması

    Likud’tan yapılan yazılı açıklamada, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren Gazze’de ateşkes anlaşmasının Başbakan Netanyahu liderliğindeki İsrail’in başarısı olduğu öne sürüldü.

    Açıklamada, “Başbakan Binyamin Netanyahu’nun, İsrail ordusunu Gazze kentine sokma ve Katar’daki Hamas liderlerini hedef alma kararı, Başkan Donald Trump’ın yoğun baskısıyla birleştiğinde Hamas’ın taleplerinden vazgeçmesine ve Gazze’de kalan tüm esirleri serbest bırakmayı kabul etmesine yol açan unsurlardır.” ifadelerine yer verildi.

    ABD Başkanı Donald Trump’ın Özel Temsilcisi ve damadı Jared Kushner, dün yaptığı açıklamada, Washington yönetiminin geçen yıl Katar’ın başkenti Doha’ya saldırı gerçekleştiren İsrail’in uluslararası alanda yalnızlaşmasını Gazze’de ateşkes anlaşmasını kabul ettirmek için bir baskı aracı olarak kullandığını söylemişti.

    Kushner, “(Saldırı) Askeri bir harekat olarak başarısız oldu ve bu durum İsrail’in küresel çapta yalnızlaşmasına yol açtı. Biz de onları bir anlaşmaya zorlamak için bu dinamikten yararlandık.” demişti.>>>AA

  • Türkiye yapay zeka kullanımında üst sıralarda yer alıyor

    Türkiye yapay zeka kullanımında üst sıralarda yer alıyor

    Popovskiy, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, üretken yapay zekanın tüketicilerin günlük yaşamındaki yerini ve Türkiye pazarının bu alanda sunduğu fırsatları değerlendirdi.

    Yapay zeka teknolojilerinin tüketici pazarındaki yaygınlığının tahmin edilenden daha hızlı arttığını belirten Popovskiy, Türkiye’nin bu açıdan en gelişmiş ülkelerden biri olduğunu aktardı.

    Yandex verilerini paylaşan Popovskiy, “Türk kullanıcıların yüzde 70’inden fazlası geçen hafta her gün yapay zeka kullandığını belirtiyor. Bu son derece dikkat çekici bir oran. Örneğin bu oran, faaliyet gösterdiğimiz diğer pazar olan Rusya’dakinden çok daha yüksek.” dedi.

    Popovskiy, kullanıcıların üretken yapay zekayı başlangıçta eğlence, görsel oluşturma veya fotoğrafları hareketlendirme gibi amaçlarla denediğini, zamanla bu teknolojiyi günlük yaşamlarının bir parçası haline getirdiklerini anlattı.

    Yandex AI kullanıcılarının uygulamayı internete erişmek ve bilgi aramak amacıyla giderek daha fazla kullandığına işaret eden Popovskiy, yapay zeka uygulamalarının geleneksel internet aramaları ve tarayıcılara alternatif olmaya başladığını ifade etti.

    Popovskiy, Türk kullanıcıların yapay zekadan yalnızca karmaşık işlemler için yararlanmadığını vurgulayarak, “Türklerin yapay zekayı haber edinmek veya futbol maçları hakkında bilgi almak gibi günlük ihtiyaçları için de kullandığını görüyoruz. Aslında yapay zekadan, geleneksel ilgi alanlarının tamamında deneyimlerini daha kolay hale getirmek için yararlanıyorlar. Türk kullanıcılar, bir televizyon dizisinin son bölümünde neler olduğunu ve bir sonraki bölümde neler olabileceğini anlamak için bile yapay zeka kullanıyor.” diye konuştu.

    “Yapay zeka egemenliğinde önemli olan pazar büyürken pay elde etmek”

    Türkiye’deki paydaşların yerel yapay zeka modelleri ve yapay zekaya hazır veri merkezleri oluşturmanın önemini kavradığını ancak yapay zeka egemenliğinin yalnızca yerel model ve altyapı kurmaktan ibaret olmadığını vurgulayan Popovskiy, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yapay zeka egemenliğinde daha önemli olan konu, pazar büyürken pay elde etmek ve kullanıcılarla doğrudan temas kurabilmek. İnsanların yapay zeka hizmetlerini yalnızca küresel şirketlerden değil, yerel Türk şirketlerinden de kullanması gerekiyor. Bunun başarılabilir olduğuna inanıyorum. Yandex olarak bunu anlıyor ve kendi kullandığımız, Türkiye’de başarısı kanıtlanmış çözümleri sunarak destek olmaya hazırız. Bu çözümleri Türk tüketici şirketlerine beyaz etiket modeliyle sunmaya, böylece onların bu teknoloji etrafında kendi hizmetlerini geliştirmelerine ve büyüyen yapay zeka sektöründen pay almalarına yardımcı olmaya hazırız.”

    Popovskiy, tüketici yapay zekası alanındaki en büyük potansiyeli telekomünikasyon sektöründe gördüklerini, bu sektörü bankalar ve diğer finans kuruluşlarının izlediğini söyledi.

    Bu sektörlerdeki şirketlerin geniş müşteri tabanına ve ek hizmet sunabilecekleri dijital platformlara sahip olduğuna işaret eden Popovskiy, yapay zekanın müşteri ilişkilerinin geliştirilmesinde sağlayabileceği katkılara ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı:

    “Müşteriler bu şirketlerden daha fazla hizmet almaya açık. Telekomünikasyon şirketlerinin, bankaların ve diğer finans kuruluşlarının yalnızca daha iyi müşteri desteğinden, yani ön saflardaki müşteri hizmetlerinde yapay zekadan yararlanmaktan değil, müşteri ilişkilerini daha da güçlendirmek amacıyla yapay zeka kullanmaktan da fayda sağlayabileceğine inanıyorum. Bu şirketler yalnızca medya, televizyon ve müzik değil, bütünlüklü bir hizmet portföyünün parçası olarak yapay zeka ve sohbet robotlarına erişim de sunarak müşterilerin kendi ekosistemlerine bağlılığını artırabilir.”

    Popovskiy, Türkiye dahil çeşitli pazarlarda telekomünikasyon şirketleri ve bankalarla beyaz etiketli yapay zeka uygulamaları geliştirilmesine yönelik görüşmeler yürüttüklerini de sözlerine ekledi.

    “Bazı şirketlerle görüşmelere başlamış durumdayız”

    Yandex Arama ve Yapay Zeka Genel Müdürü Sedat Öztürk, Türkiye’de yeni teknolojilerin hızlı şekilde benimsendiğine dikkati çekerek, şubatta kullanıma sunulan Yandex AI’ın Türkiye’deki kullanıcı oranının son 2-3 ayda yüzde 75’e yakın arttığını söyledi.

    Öztürk, telekomünikasyon uygulamalarında abonelik başlatma veya sonlandırma, paket değiştirme, yurt dışında kullanılabilecek tarifeleri öğrenme ve fatura bilgilerine erişme gibi birçok işlemin yapay zeka entegrasyonuyla daha akıllı hale getirilebileceğini kaydetti.

    Türkiye’nin bölgesel bir yapay zeka ve veri merkezi olabilmesi için nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Öztürk, bu doğrultuda Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ile Türkiye’nin ilk yapay zeka mühendisliği yüksek lisans programını hayata geçirdiklerini anımsattı.

    Yapay zeka çalışmalarında yerel entegrasyonların ve yerel dil modellerinin önemine işaret eden Öztürk, bu amaçla Yandex Türkiye’nin TÜBİTAK’la güçlerini birleştirerek “BİLGE” adlı Türkçe büyük dil modeli çalışmasını başlattığına ifade etti.

    “Yandex AI for Business” çözümüyle şirketlerin kendi uygulamalarını yapay zeka odaklı geliştirmelerine yardımcı olmayı hedeflediklerini belirten Öztürk, aynı zamanda işletmelerin mevcut hizmetlerinin Yandex AI’a veya Yandex teknolojisinin şirketlerin kendi uygulamalarına entegre edilebileceğini söyledi.

    Öztürk, çözümün e-ticaret sektöründeki potansiyel kullanım alanlarına ilişkin şunları kaydetti:

    “Bir e-ticaret sitesine veya uygulamasına entegre edilecek yapay zeka asistanıyla kullanıcı, ürün arama işlemlerini çok daha akıllı şekilde yapabilir. Stil ve satın alma önerileri alabilir, geçmiş satın alımlarını analiz ettirebilir, bütçesini daha iyi yönetebilir ve daha akıllı alışveriş yapabilir. İşletmelerin müşteri yolculuklarını uçtan uca yapay zeka tabanlı hale getirmek amacıyla ürün ve fonksiyonlarımızı hazırladık. Bazı şirketlerle görüşmelere de başlamış durumdayız.”

  • Avrupa’da doğal gaz fiyatları haftaya yükselişle başladı

    Avrupa’da doğal gaz fiyatları haftaya yükselişle başladı

    Avrupa’da doğal gaz fiyatlandırmasında referans kabul edilen Hollanda merkezli TTF’de ekim vadeli kontratlarda doğal gazın megavatsaat fiyatı cuma gününü 79,52 avrodan tamamladı.

    Fiyatlar, bugün saat 09.59 itibarıyla kapanışa göre yüzde 5,6 artarak 83,96 avroya yükseldi.

    Fiyatlardaki yükselişte, Orta Doğu’da enerji arzını tehdit eden gelişmeler etkili oldu. Suudi Arabistan, insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen saldırıların ardından kritik öneme sahip Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’nı geçici olarak kapatırken, Yemen’deki Husilerin ilerleyişi küresel enerji arzında yeni kesintiler yaşanabileceğine ilişkin endişeleri artırdı.

    Öte yandan, İran ile Körfez ülkeleri arasında Hürmüz Boğazı’nda geçici bir güvenli rota oluşturulmasına yönelik olası bir anlaşmanın görüşülmesi için bugün yapılması planlanan toplantı ertelendi.

    İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Umman’da Hürmüz Boğazı’nda geçici bir güvenli rota belirlenmesi amacıyla toplantı yapılacağını açıklamıştı. Ancak Bahreyn, İran’ın katıldığı hiçbir toplantıya katılmayacağını bildirdi.

    Avrupa’nın gaz depolarını doldurma süreci sürüyor

    Avrupa, kış öncesinde doğal gaz depolarını yeniden doldurmaya çalışırken başta Katar olmak üzere Basra Körfezi’nden Avrupa’ya LNG sevkiyatlarında yaşanan kesintiler bölgenin arz görünümünü baskılıyor.

    Avrupa Gaz Altyapısı (GIE) verilerine göre, Avrupa Birliği ülkelerindeki doğal gaz depolarının doluluk oranı yüzde 68,04 seviyesinde bulunuyor.

    Avrupa Komisyonu 8 Eylül’de bu kış için doğal gaz arz güvenliği açısından acil bir risk bulunmadığını açıklasa da Körfez ülkelerinden LNG arzındaki kesintilerin uzun sürmesinin küresel doğal gaz piyasasını daha da sıkılaştırabileceği belirtiliyor.

    Bu durumda Avrupa’daki alıcıların Asya’daki tüketicilerle LNG kargoları için daha yoğun rekabete girmesi ve fiyatlar üzerinde ek yukarı yönlü baskı oluşması bekleniyor.

    Uluslararası basında yer alan haberlere göre, ABD merkezli finansal hizmetler şirketi Citigroup’un (Citi) stratejistleri Avrupa ekonomisi ve hisse piyasalarının doğal gaz fiyatlarındaki yükselişten 2022’deki enerji krizine kıyasla daha sınırlı etkilendiğini belirtiyor. Ancak doğal gaz fiyatlarının kalıcı biçimde yüksek seyretmesi, özellikle enerji yoğun sektörlerde şirket karları ve ekonomik görünüm üzerindeki baskıyı artırabilir.

  • Trump, İran ile savaşın bitmiş olacağı iddiasını yineledi

    Trump, İran ile savaşın bitmiş olacağı iddiasını yineledi

    Trump, İrlanda’da gazetecilere gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    İran tarafının “anlaşma yapmayı çok istediğini” ve “sürekli aradıklarını” öne süren Trump, “Bakın, (kasımdaki) ara seçimlerden önce de bitebilir ama ara seçimlerden sonra bitmiş olacak.” dedi.

    Trump, bununla birlikte yakıt fiyatlarının da çok hızlı düşeceğini ancak “iyi olmayan hiçbir anlaşma yapmayacağını” belirtti.

    Körfez ülkelerinin 14 Eylül’de İran ile bölgesel toplantı düzenleme planını nasıl değerlendirdiği sorulan Trump, “Umurumda değil, onlara kalmış.” yanıtını verdi.

    Zelenskiy’ye “Rusya’daki dizel yakıtı vurmayı bırakması” çağrısı

    Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’ye çağrıda bulunan Trump, “Bay Zelenskiy’nin yapması gereken tek bir şey var. Rusya’daki dizel yakıtı vurmayı bırakması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

    Trump, “Hedeflere saldırsın ama dizele değil çünkü dizel kıtlığına neden oluyor.” dedi.

    Bu konuda Zelenskiy ile görüştüklerini belirten Trump, “Dizel yakıtı vurmasını istemiyoruz. Dizel rafinerilerini vuruyor.” şeklinde konuştu.

    Trump, Kuzey İrlanda ve İrlanda Cumhuriyeti’nin birleşmesine ilişkin dünkü sözleriyle ilgili şunları kaydetti:

    “Kuzey İrlanda ve İrlanda var, bana kalırsa onları bir araya getirmek en doğal şeylerden biri. Bu sadece bir görüş. Bu arada birçok insan aynı fikirde. Oldukça rutin olduğunu düşündüğüm bir yorum yaptım sadece ve çok destek aldım.”

    “Yapay zekada kazanan her kimse kazanan odur”

    Yapay zeka sektöründeki ilerlemenin yavaşlatılması veya regüle edilip edilmemesi gerektiğine ilişkin görüşleri sorulan Trump, bu teknolojide Çin’in önünde olduklarını savundu.

    Sektöre “kısıtlamalar getirebileceğini” dile getiren Trump, öte yandan, yapay zeka tartışmalarında “asla gerçekleşmeyecek şeylerin ortaya atıldığını” söyledi.

    Trump, “Dünyanın en sofistike ülkesiyiz ve böyle kalmasını istiyorum çünkü yapay zekada kazanan her kimse kazanan odur.” dedi.

    Ayrıca Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in bu ay kendisiyle gerçekleştirmesi beklenen zirveyi iptal etme ihtimalinden endişe duymadığını ifade eden Trump, ilişkilerinin de “çok iyi olduğunu” belirtti.

  • Suudi Arabistan’ın güneyindeki 4 kent için acil durum uyarısı yapıldı

    Suudi Arabistan’ın güneyindeki 4 kent için acil durum uyarısı yapıldı

    Sivil Savunma Genel Müdürlüğünün ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yapılan açıklamayla, Hamis Muşayt, Abha, Cazan ve Necran’da yaşanabilecek acil durumlara karşı alarm verildi.

    Açıklamada, bölgedeki vatandaşların ve yerleşik halkın can ve mal güvenliğini korumak adına acil durum protokollerine uymalarının, yetkili makamların talimat ve uyarılarını dikkatle takip etmelerinin önemine vurgu yapıldı.

    Söz konusu tehlikenin türü ya da detaylarına ilişkin ise herhangi bir bilgi verilmedi.

    Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu’nun Yemen’de Husilere yönelik askeri operasyonlarına misilleme olarak, Husiler sık sık Suudi Arabistan’ın sınır bölgelerini ve güney vilayetlerini hedef alıyor.

    Bölgedeki askeri alanlar ve hayati öneme sahip tesisler, zaman zaman Yemen sınırından fırlatılan insansız hava araçları (İHA) ve balistik füzelerle saldırılara maruz kalıyor.