Kategori: Sağlık

  • Grip aşısı fiyatı ne kadar oldu?

    Grip aşısı fiyatı ne kadar oldu?

    Mevsim geçişiyle birlikte salgın riskine karşı en etkili korunma yöntemi olan grip aşıları Türkiye genelindeki eczanelere ulaştı. Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) tarafından yapılan açıklamada, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) bu yıl ödeme listesine iki ayrı grip aşısını dahil ettiği bildirildi. İlk çeşit aşı eczanelerde satışa sunulurken, ikinci tür aşının ise eylül ayı sonunda tedarik edileceği aktarıldı.

    Grip Aşısı Fiyatı Ne Kadar? SGK Ne Kadarını Karşılıyor?

    Aşının perakende ve sigortalı satış rakamları netleşti:
    • Aşının Perakende Satış Fiyatı: 764,00 TL
    • SGK Karşılama Miktarı: 451,01 TL
    • Sigortalı Vatandaşın Ödeyeceği Tutar: 312,99 TL

    Grip Aşısı İçin En Uygun Dönem Ekim ve Kasım Ayları

    TEİS Genel Başkanı Nurten Saydan, mevsimsel grip virüslerine karşı aşılama takvimi hakkında hayati bilgiler verdi. Aşının koruyuculuğunun enjeksiyondan yaklaşık iki hafta sonra başladığını hatırlatan Saydan, Türkiye şartlarında aşılama için en ideal dönemin ekim ve kasım ayları olduğunu, sürecin şubat ayına kadar uzatılabileceğini vurguladı.
    Dolaşımda ana olarak domuz gribi A(H1N1), mevsimsel grip A(H3N2) ve B/Victoria virüslerinin bulunduğunu belirten Saydan, özellikle yaşlılarda ağır seyreden H3N2 türüne karşı aşının önemine dikkat çekti.

    Türkiye’de Milyonlarca Kişi Risk Grubunda

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre küresel çapta her yıl 1 milyar insan gribe yakalanırken, 300 ila 650 bin kişi hayatını kaybediyor. Türkiye’de ise aşılanması hayati önem taşıyan yüksek risk grupları şöyle sıralanıyor:
    • Öncelikli Gruplar: 65 yaş üstü bireyler, kronik hastalar, gebeler, çocuklar ve sağlık çalışanları.
    • Risk Nüfusu: Türkiye’de 9,5 milyondan fazla 65 yaş üstü vatandaş ve yaklaşık 25 milyon kronik hasta bulunuyor.
    TEİS, artan ihtiyacı karşılamak ve dışa bağımlılığı azaltmak adına devletin üniversitelerle iş birliği yaparak yerli aşı üretimine bir an önce başlaması gerektiğinin altını çizdi.
  • İçecek Faciası: 24 kişi hayatını kaybetti, satışlar yasaklandı!

    İçecek Faciası: 24 kişi hayatını kaybetti, satışlar yasaklandı!

    Eyalet genelinde incelemeler derinleştirilirken, yerel yönetim benzer nitelikteki tüm geleneksel ve alkollü içeceklerin satışını ve tüketimini süresiz olarak yasakladı.

    İki Kasabada Peş Peşe Ölümler

    Olay, Ondo eyaletine bağlı Araromi Obu ve Odigbo yerleşim birimlerinde meydana geldi. Sıvıyı tüketen kişilerin kısa süre sonra şuur kaybı yaşadığı ve organ yetmezliği belirtileri gösterdiği bildirildi:
    • Can Kaybı Dağılımı: Faciada Araromi Obu kasabasında 8, Odigbo kasabasında ise 16 kişi hayatını kaybetti.
    • Uykularında Can Verdiler: Bölge sakinleri, içeceği içen bazı kişilerin eve döndükten hemen sonra, bazılarının ise gece uykusunda yaşamını yitirdiğini aktardı.
    • Hastaneler Alarmda: Zehirlenme belirtisi gösteren çok sayıda mağdurun kliniklerde tedavisinin sürdüğü belirtildi.

    Yerel Yönetimden Yasak ve Otopsi Kararı

    Odigbo Yerel Yönetimi Başkanı Taiwo Adegoroye, 24 kişinin vefat ettiğini doğrulayarak sağlık birimlerinin teyakkuza geçirildiğini açıkladı:
    “Araromi Obu’da 8, Odigbo kasabasında 16 olmak üzere toplam 24 can kaybını doğrulamış bulunuyoruz. Ölümlerin arkasındaki kesin kimyasal veya toksik maddenin saptanması için eyalet Sağlık Bakanlığı uzman ekiplerinin yapacağı toksikoloji testleri ve otopsi sonuçlarını bekliyoruz. Tedbir amacıyla bölgemizdeki yerel üretim alkollü ve bitkisel içeceklerin satışı tamamen durdurulmuştur.”
    Ön inceleme raporları, can kayıpları ile kontrolsüz şartlarda merdiven altı üretilen bitkisel sıvılar arasında doğrudan illiyet bağı bulunduğunu gösteriyor.
  • Salmonella alarmı: Yumurta yüzünden 1 kişi öldü!

    Salmonella alarmı: Yumurta yüzünden 1 kişi öldü!

    İthal yumurtalardan kaynaklandığı tespit edilen büyük bir Salmonella salgını alarm verdi. Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı (UKHSA) tarafından yapılan açıklamada, salgın nedeniyle 1 kişinin yaşamını yitirdiği, 200’den fazla kişinin ise hastalandığı bildirildi.

    Restoran ve kafe gibi dışarıda yemek yenilen alanlarda kullanılan ithal yumurtalarla bağlantılı olduğu değerlendirilen salgın sonrası ulusal çapta uyarı yayınlandı.

    200’den Fazla Vaka Tespit Edildi: “Buzdağının Sadece Görününen Kısmı”

    UKHSA, son 12 ay içinde yaşları 1 ile 90 arasında değişen toplam 207 Salmonella vakasının doğrulandığını duyurdu. Vaka dağılımları şu şekilde kaydedildi:

    • İngiltere: 199 vaka

    • İskoçya: 6 vaka

    • Galler: 1 vaka

    • Kuzey İrlanda: 1 vaka

    Hastalananların üçte birinden fazlasının hastanede tedavi altına alındığı, 2 kişide ise hayati tehlike oluşturan kan dolaşımı enfeksiyonu (sepsis) geliştiği açıklandı. Uzmanlar, hafif seyreden vakaların sağlık kuruluşlarına başvurmaması nedeniyle gerçek sayının çok daha yüksek olabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.

    İthal Yumurtalara Dikkat! Yerli Üretimde Risk Yok

    Gıda Standartları Ajansı (FSA) tarafından yürütülen incelemelerde, salgının özellikle ikram ve gıda hizmeti sunan işletmelerin tercih ettiği ithal yumurtalarla ilişkili olduğu belirlendi. Yerli üretim yumurtalarda ise herhangi bir riske rastlanmadığı aktarıldı.

    Salmonella Nedir, Belirtileri Nelerdir?

    Halk arasında gıda zehirlenmesi olarak bilinen Salmonella, bakteriyel bir enfeksiyondur. Genellikle kontamine olmuş kümes hayvanları, et, yumurta ve sterilize edilmemiş süt ürünlerinin tüketilmesiyle bulaşır.

    • Belirtiler: Yüksek ateş, kusma, ishal ve şiddetli mide krampları.

    • Risk Grubundakiler: Bebekler, hamileler, yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıf bireyler için hayati tehlike oluşturabilir.

    Yetkililer, bakterilerin ısı ile yok olduğunu hatırlatarak yumurtaların iyice pişirilerek tüketilmesi ve ambalajlara temas edildikten sonra ellerin mutlaka yıkanması gerektiğinin altını çiziyor.

  • Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisi boşaltıldı: Kimyasal zehirlenme alarmı

    Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisi boşaltıldı: Kimyasal zehirlenme alarmı

    Ankara’nın Sincan ilçesinde bulunan Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisinde hareketli saatler yaşandı. Kimyasal zehirlenme şüphesiyle hastaneye getirilen kişilerin ardından acil servis tedbir amacıyla geçici olarak boşaltılarak hizmete kapatıldı.

    Kimyasal Zehirlenme Alarmı

    Edinilen bilgilere göre olay, 23 Ağustos akşam saatlerinde meydana geldi. Kimyasal maddeden etkilendiği ve zehirlendiği değerlendirilen iki kişi, tedavi edilmek üzere Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine getirildi.
    Hastaların naklinin ardından acil servis içerisinde kimyasal sızıntı veya kontaminasyon (bulaşma) riskine karşı güvenlik protokolleri devreye sokuldu.

    Hastalar ve Hasta Yakınları Tahliye Edildi

    Olası bir sağlık riskinin önüne geçilmesi amacıyla hastane yönetimi ve güvenlik ekipleri acil servisteki tüm hasta ve hasta yakınlarını bina dışına çıkardı. Acil servis geçici süreliğine hasta alımına kapatılırken, durumu acil olan vakalar çevre hastanelere yönlendirildi.
    Bölgeye sevk edilen uzman ekiplerin acil servis genelinde havalandırma, dezenfeksiyon ve kimyasal arındırma çalışmalarını tamamlamasının ardından servisin yeniden hizmete açılması bekleniyor.
  • Sürekli hapşırıyorsanız dikkat: Vücudunuz…

    Sürekli hapşırıyorsanız dikkat: Vücudunuz…

    Günlük hayatta sıkça karşılaşılan hapşırma, burun pasajındaki yabancı maddeleri ve tahriş edici unsurları temizlemeyi sağlayan vücudun doğal bir savunma mekanizmasıdır. Ancak son dönemde birçok kişi peş peşe ve durmaksızın hapşırmaktan şikayet ediyor. Peki sürekli hapşırmak neyin göstergesi?

    Günde Kaç Kes Hapşırmak Normal?

    Uzmanlara göre günde kaç kez hapşırıldığına dair tıp literatüründe kesin ve tek bir sayı sınırı bulunmuyor. Hapşırma sıklığı; kişinin bulunduğu ortamın hava kalitesine, mevsimsel geçişlere, burun içi hassasiyetine ve alerji geçmişine göre değişiklik gösteriyor. Bu nedenle sayıdan ziyade, hapşırmaya eşlik eden diğer fizyolojik belirtiler önem taşıyor.

    Peş Peşe ve Sürekli Hapşırmanın Başlıca Nedenleri

    Art arda yaşanan hapşırma krizlerinin arkasında farklı çevresel ve biyolojik faktörler yer alabilir:

    • Alerjik Rinit (Aman Dikkat): Polen, ev tozu akarı, kedi-köpek tüyü veya küf mantarlarına karşı vücudun verdiği tepkidir. Hapşırmaya genellikle gözlerde sulanma, kaşıntı ve şeffaf burun akıntısı eşlik eder.
    • Çevresel İritanlar: Keskin parfüm kokuları, sigara dumanı, egzoz gazı, hava kirliliği, ani sıcaklık değişimleri ve baharatlı yiyecekler burun mukoza zarını uyararak refleksi tetikler.
    • Solunum Yolu Enfeksiyonları: Grip, nezle ve soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyonlarda hapşırmanın yanında ateş, halsizlik, öksürük ve boğaz ağrısı görülür.

    Hangi Durumlarda Doktora Başvurulmalı?

    Sıradan bir refleks gibi görünse de aşağıdaki semptomların varlığında uzman bir kulak burun boğaz (KBB) veya alerji uzmanına görünmek tavsiye edilir:
    • Haftalarca süren ve günlük yaşam kalitesini düşüren hapşırma nöbetleri,
    • Sürekli burun tıkanıklığı ve uykusuzluğa yol açan solunum güçlüğü,
    • Kronikleşen sinüzit ve kulak basıncı problemleri,
    • Hapşırma ile birlikte ortaya çıkan nefes darlığı ve hırıltılı solunum.
  • Batı nil virüsü Türkiye’nin sınırına kadar geldi: 13 kişi hayatını kaybetti!

    Batı nil virüsü Türkiye’nin sınırına kadar geldi: 13 kişi hayatını kaybetti!

    Küresel iklim değişiklikleri ve sivrisinek popülasyonundaki artışla birlikte komşumuz Yunanistan’da Batı Nil Virüsü (BNV) vakaları hızla tırmanışa geçti. Yunanistan Ulusal Kamu Sağlığı Kurumu (EODY) verilerine göre, 12-19 Ağustos tarihleri arasında ülkede 47 yeni vaka daha tespit edildi.
    Yılın başından bu yana toplam vaka sayısı 157’ye ulaşırken, son bir haftada 4 kişinin daha yaşamını yitirmesiyle virüs kaynaklı can kaybı 13’e yükseldi. Vakaların Türkiye sınırına yakın bölgelerde yoğunlaşması gözleri Sağlık Bakanlığı’nın tedbirlerine çevirdi.

    Sağlık Bakanlığı’ndan Batı Nil Virüsü Açıklaması

    Sağlık Bakanlığı, Türkiye’de de geçmiş yıllarda görülen virüsle ilgili kamuoyunu bilgilendiren bir açıklama yayımladı. Virüsün kişiden kişiye doğrudan bulaşmadığının altı çizilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
    “Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu, virüsü taşıyan sivrisineklerin sokmasıyla bulaşan viral bir hastalıktır. Hastalık genelde mevsimsel olup yaz boyunca ve sonbaharın erken dönemlerinde görülmektedir. Ülkemizde 2010 yılından itibaren görülen enfeksiyon, 2024 yılında 6 kişide tespit edilmiştir. Hastalarımızın takip ve tedavilerine devam edilmektedir. Bakanlığımızca süreç hassasiyetle takip edilmektedir.”

    3D rendering of a red coronavirus particle with spike proteins, large in the foreground, against a blue background with smaller particles in the distance.

    Batı Nil Virüsü Nedir, Nasıl Bulaşır?

    Batı Nil Virüsü, esas olarak enfekte sivrisineklerin ısırmasıyla insanlara bulaşan bir arbovirüs enfeksiyonudur. Virüsün ana kaynağı kuşlardır; sivrisinekler enfekte kuşları ısırarak virüsü alır ve insanlara ya da diğer memelilere taşır.

    • Kuluçka Süresi: Genellikle 2 ila 14 gün arasında değişir.
    • Bulaşma Yolu: İnsandan insana doğrudan temas, solunum veya öpüşme gibi yollarla bulaşmaz.

    Batı Nil Virüsü Belirtileri Nelerdir?

    Enfekte olan kişilerin yaklaşık %70-80’i hiçbir belirti göstermez. Ancak virüsü kapan her 5 kişiden 1’inde şu hafif ve orta şiddetteki semptomlar görülebilir:

    • Yüksek ateş, baş ağrısı ve vücut ağrıları
    • Halsizlik ve sürekli yorgunluk hissi
    • Mide bulantısı, kusma ve ishal
    • Ciltte döküntüler ve lenf bezlerinde şişme
    Ciddi Nörolojik Risk (%1’den Az):
    Enfekte kişilerin %1’inden daha azında virüs beyne ulaşarak ensefalit (beyin iltihabı) veya menenjit gibi ölümcül tablolara yol açabilir. Bilinç bulanıklığı, yüksek ateş, boyun sertliği, kas güçsüzlüğü, felç ve koma gibi ağır belirtilerle seyreden bu nörolojik vakalarda ölüm oranı %10 civarındadır.

    Close-up illustration of red coronavirus particles with spike proteins in blue misted background.

    Batı Nil Virüsü’nden Korunma Yolları

    Virüse karşı geliştirilmiş spesifik bir aşı veya kesin tedavi edici ilaç bulunmadığından en etkili yöntem sivrisinek ısırıklarını önlemektir:
    1. Böcek Kovucu Kullanın: DEET, picaridin veya IR3535 içeren ruhsatlı sinek kovucuları açık havada tercih edin.
    2. Kıyafet Seçimi: Sivrisineklerin aktif olduğu akşam ve gece saatlerinde uzun kollu giysiler giyin.
    3. Fiziksel Engeller: Evlerde kapı ve pencerelere sineklik takın, arızalı olanları onarın.
    4. Durgun Suları Kurutun: Sivrisineklerin üreme alanı olan saksı altlıkları, kovalar, süs havuzları ve oluklardaki birikmiş suları düzenli olarak boşaltın.
  • Dang virüsü nedir? Serdar Akınan yakalandı!

    Dang virüsü nedir? Serdar Akınan yakalandı!

    Gazeteci Serdar Akinan, sosyal medya ve YouTube kanalı üzerinden yaptığı duygusal paylaşımla Aedes türü sivrisineğin ısırması sonucu Dang Virüsü’ne (Dengue / Kemik Kıran Hastalığı) yakalandığını açıkladı.
    Yüksek ateş, ağır halsizlik ve şiddetli kemik ağrılarıyla mücadele eden ünlü gazeteci, geçirdiği zorlu süreci ve hayatını kaybetmesi durumunda geçerli olmasını istediği dikkat çeken vasiyetini takipçileriyle paylaştı.
    İşte Serdar Akinan’ın açıklamaları ve sağlık durumuna dair tüm detaylar…

    “Bunca Tehlikeli Ortamda Bulundum, Böyle Öleceğim Aklıma Gelmezdi”

    Kariyeri boyunca çatışmalı bölgelerde bulunduğunu, aracının tarandığını ve mayınlı arazilerden geçtiğini hatırlatan Akinan, hastanede koyulan teşhisi ve yaşadıklarını şu sözlerle dile getirdi:
    “Bunca tehlikeli ortamda bulundum, her tarafımdan belki yüzlerce mermi geçti… Ama bu şekilde öleceğim aklıma gelmezdi. Hastaneye gittiğimde doktor bunun Aedes sivrisineğinden bulaşan Dang Virüsü olduğunu söyledi. Özel bir ilacı olmadığını, sadece bol su içmem gerektiğini ve aspirin gibi kanı sulandıran ilaçların kanamaya yol açabileceğini belirttiler.”

    Tablolarını Koruncuk Vakfı İçin Satışa Çıkarıyor

    Hastalık süresince boş vakitlerinde yaptığı akrilik tabloları açık artırma veya farklı yöntemlerle satışa çıkaracağını duyuran Akinan, elde edilen tüm gelirin Koruncuk Vakfı’na bağışlanacağını belirterek izleyicilerinden destek istedi.

    Dikkat Çeken Vasiyet: “Küllerimin Türkiye’nin Dört Bir Yanına Serpilmesini İstiyorum”

    Vefat etmesi halinde yakılmak (kremasyon) istediğini ve bunu ailesiyle paylaştığını belirten Serdar Akinan, küllerinin Türkiye’nin farklı coğrafyalarına serpilmesini vasiyet etti:
    • Küllerin Serpilleceği Yerler: Pokut Yaylası (Karadeniz), Kızılırmak, Yeşilırmak, Dicle, Fırat, Tendürek Dağı, Ağrı Dağı, Ege’de Ovacık, Bozburun (Adaboğazı) ve İstanbul Boğazı.
    • Kabristan: Küllerinden bir parçanın Zincirlikuyu Mezarlığı’nda bulunan aile kabristanına bırakılmasını istedi.
    • Anma Töreni: Kandilli İskelesi yanında gıyabi cenaze namazı kılınabileceğini belirten Akinan; Neşet Ertaş, Sezen Aksu ve Tarkan şarkıları eşliğinde, Ahmed Arif ve Nâzım Hikmet şiirlerinin okunduğu dostane bir anma meclisi arzuladığını ifade etti.

    Dang Virüsü (Dang Humması) Nedir?

    Aedes türü sivrisineklerin ısırmasıyla bulaşan ve “Kemik Kıran Hastalığı” olarak da bilinen Dang Virüsü; yüksek ateş, şiddetli eklem ve kas ağrıları, baş ağrısı ve döküntülerle seyreden bir enfeksiyondur. Özel bir antiviral tedavisi bulunmayan hastalıkta sıvı takviyesi ve semptomatik tedavi uygulanmaktadır.
  • Ebola virüsü alarmı: “Tarihin en ölümcülü olma yolunda”

    Ebola virüsü alarmı: “Tarihin en ölümcülü olma yolunda”

    Ghebreyesus düzenlediği basın toplantısında, 2026 salgınının mevcut hızında seyretmesi halinde en az 11 bin kişinin hayatını kaybettiği 2014-2016 salgınını geride bırakacağını duyurdu.

    Bu yıl 15 Mayıs’ta ilan edilen salgında şu ana kadar en az 4 bin 300 vaka tespit edilirken, 2 binden fazla kişi yaşamını yitirdi.

    DSÖ çarşamba günü yaptığı açıklamada, virüsün yayılımını üç ay içinde tersine çevirmeyi umduğunu ancak bunun salgını tamamen bitirmek anlamına gelmediğini, bulaşmayı kontrol altına almak anlamına geldiğini bildirdi.

    Salgının Şubatta Başladığı Tahmin Ediliyor

    Salgın resmi olarak mayıs ayında ilan edilse de sağlık yetkilileri virüsün en az üç ay önce yayılmaya başladığını aktardı.

    Salgının merkez üssüne yakın Bunia kentindeki basın toplantısında konuşan DSÖ Afrika Direktörü Dr. Mohamed Janabi, “Biz virüsü kovalıyoruz ama virüs bizim önümüzde gidiyor” ifadesini kullandı.

    Janabi, araştırmaların virüsün şubat ayında yayılmaya başladığını ve başlangıçta sıtma veya tifo ile karıştırıldığını ortaya koyduğunu belirtti.

    3D rendering of a red coronavirus particle with spike proteins, large in the foreground, against a blue background with smaller particles in the distance.

    Nadir Görülen Bundibugyo Türü

    2026 salgınına, daha önce sadece 2007 ve 2012 yıllarında iki kez görülen nadir Bundibugyo türü Ebola virüsü neden oldu.

    Aşı ve Tedavi Çalışmaları Yürütülüyor

    Virüsün bu türünü tedavi edebilecek onaylanmış bir aşı veya kabul görmüş bir ilaç bulunmuyor.

    Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusundaki salgın bölgesinde devam eden bölgesel istikrarsızlık, hastalığın yayılmasını kontrol altına alma çalışmalarını güçleştiriyor. Janabi, sağlık çalışanlarının vakaların yalnızca yaklaşık yüzde 30’una ulaşabildiğini kaydetti.

    3D rendering of a red coronavirus particle with spike proteins, large in the foreground, against a blue background with smaller particles in the distance.

    Ebola Belirtileri ve Bulaşma Yolları

    Ebola, enfeksiyondan sonraki 2 ila 21 gün içinde belirtileri ortaya çıkan nadir fakat ölümcül bir virüs hastalığı olarak öne çıkıyor.

    • İlk Belirtiler: Aniden başlayan ateş, baş ağrısı ve halsizlik gibi grip veya sıtmaya benzer belirtiler.

    • İlerleyen Aşama: Organ yetmezliğine yol açabilen kusma ve ishal.

    • Bulaşma Yolu: Virüs, insandan insana kan veya kusmuk gibi enfekte vücut sıvılarıyla temas yoluyla bulaşıyor.

  • Ebola virüsünde kırmızı alarm: Vakalar 4 bini aştı!

    Ebola virüsünde kırmızı alarm: Vakalar 4 bini aştı!

    Salgının ulaştığı ürkütücü boyutlar ve sahada alınan yeni acil durum kararları netleşti.

    Tarihin En Büyük İkinci Ebola Salgını: 2014 Bilançosunu 8’e Katladı

    3D rendering of a red coronavirus particle with spike proteins, large in the foreground, against a blue background with smaller particles in the distance.

    Salgının bilinen Bundibugyo suşundan kaynaklandığı belirtilse de Afrika CDC Genel Direktörü Dr. Jean Kaseya, hastalığın yayılma hızının eşi benzeri görülmemiş bir noktaya ulaştığını vurguladı.
    Resmi verilere göre KDC’de 3 bin 973 vaka ve 1.801 ölüm kayıtlara geçerken, toplam vaka sayısı 4 bini geride bıraktı. Mevcut tablo, 2014-2016 yıllarında Batı Afrika’da yaşanan yıkıcı salgının aynı dönemine kıyasla 8 kat daha yüksek vaka ve 6 kat daha fazla ölüm oranına işaret ediyor.
    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus ile görüşen yetkililer, virüsün genetik bir mutasyon geçirip geçirmediğini tespit etmek için geniş kapsamlı araştırmalar başlattı.

    Bulaş Zinciri Kontrolden Çıktı: Hastaların %90’ı Takip Listelerinde Yok

    Salgınla mücadeledeki en kritik zafiyetlerden biri temaslı takibinde yaşanıyor. İturi eyaletinin başkenti Bunia’da Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) tarafından işletilen tedavi merkezine yatırılan hastaların %90’ının yetkililerin temaslı listesinde yer almadığı belirlendi.
    Ayrıca normal şartlarda vaka başına 40 temaslı takibi yapılması gerekirken, KDC’deki yetersiz imkanlar nedeniyle hasta başına ancak 10 temaslı tespit edilebiliyor. Bu durum, virüsün toplum içinde gizli ve takipsiz şekilde yayıldığını kanıtlıyor.

    3D render of a reddish cell with bright green circular protrusions floating in a dark space

    Mücadelede Yeni Evre: Kapı Kapı Vaka Taraması ve “Remdesivir” Tedavisi

    Afrika CDC yetkilileri, pasif takip döneminin bittiğini ve sağlık çalışanlarının haneleri tek tek ziyaret edeceği aktif vaka arama evresine geçildiğini duyurdu.
    Salgını dizginlemek adına devreye sokulan yeni tıbbi önlemler ise şunlar:
    • Antiviral İlaç Kullanımı: Hastaların tedavisinde insani kullanım gerekçesiyle remdesivir ilacı uygulanmaya başlanacak.
    • Ervebo Aşısı Test Ediliyor: Farklı bir Ebola türü için geliştirilen ancak Bundibugyo suşunda da hastalığı hafiflettiği görülen Ervebo aşısının sahadaki etkinliği geniş ölçekte sınanacak.

    Sağlık Sistemi Alarm Veriyor: Kızamık Aşılarında %69 Düşüş

    Ebola’nın İturi merkezli olarak Kuzey Kivu, Güney Kivu, Haut-Uele ve Tshopo eyaletlerine sıçraması, bölgedeki temel sağlık hizmetlerini de çöküşün eşiğine getirdi. UNICEF, halkın Ebola bulaşma korkusuyla sağlık merkezlerinden uzak durduğunu ve salgının merkez üssü Mongbwalu’da çocukların ilk doz kızamık aşısı olma oranının %69 düştüğünü uyardı.
    Close-up illustration of red coronavirus particles with spike proteins in blue misted background.
  • Ebola virüsü salgını büyüyor: Pandemi olacak mı?

    Ebola virüsü salgını büyüyor: Pandemi olacak mı?

    KDC Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsü resmi rakamlarına göre 3 bin 973 vaka ve 1.801 ölüm kaydedilirken, Afrika CDC yetkilileri toplam vaka sayısının 4 bin sınırını resmen aştığını doğruladı.

    Tarihin En Büyük İkinci Ebola Salgını: 2014 Tablosundan 8 Kat Hızlı

    Salgının ulaştığı boyutları değerlendiren Afrika CDC Genel Direktörü Dr. Jean Kaseya, durumun vahametini gözler önüne serdi. Mevcut veriler, 2014-2016 yıllarında Batı Afrika’da yaşanan büyük salgının aynı haftasına kıyasla 8 kat daha fazla vaka ve 6 kat daha yüksek ölüm oranına işaret ediyor.
    Dr. Kaseya, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus ile görüştüklerini ve virüsün bulaşıcılık gücünü artıran olası mutasyonları incelemek üzere sahada araştırma ekiplerinin görevlendirildiğini açıkladı.
    Ebola virüsü salgını büyüyor: Pandemi olacak mı?

    Temas Takibinde Büyük Zafiyet: Vakaların Yüzde 90’ı Listelerde Yok

    Salgınla mücadeledeki en büyük engellerden biri temaslı takibinde yaşanıyor. İturi eyaletinin başkenti Bunia’da Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) tarafından yönetilen tedavi merkezinde yatış verilen hastaların %90’ının yetkililerin takip listesinde yer almadığı ortaya çıktı.
    Normalde hasta başına 40 temaslı takibi yapılması gerekirken, KDC’deki teknik imkansızlıklar nedeniyle bu sayının 10’da kaldığı ve bulaş zincirinin kontrolden çıktığı bildirildi.

    Kapı Kapı Aktif Vaka Taraması ve “Remdesivir” Kullanımı Başlıyor

    Afrika CDC Acil Durumlara Hazırlık ve Müdahale Vekili Dr. Wessam Mankoula, sağlık çalışanlarının artık pasif takibi bırakarak haneleri kapı kapı dolaşacağı aktif vaka arama evresine geçildiğini duyurdu.
    Öte yandan, salgınla mücadelede tedavi protokolleri de genişletiliyor:
    • Antiviral İlaç: Hastaların tedavisinde insani kullanım gerekçesiyle remdesivir kullanımına başlanacak.
    • Aşı Uygulaması: Farklı bir suş için geliştirilen ancak Bundibugyo suşuna karşı da hastalığın şiddetini azalttığı tespit edilen Ervebo aşısının sahadaki etkinliği test edilecek.

    Ebola virüsü salgını büyüyor: Pandemi olacak mı?

    Sağlık Sistemi Çökme Noktasında: Kızamık Aşılarında %69 Düşüş

    Ebola’nın yayıldığı maden bölgesi İturi, Kuzey Kivu, Güney Kivu, Haut-Uele ve Tshopo eyaletlerinde temel sağlık hizmetleri de sekteye uğradı. UNICEF tarafından yapılan uyarıda, halkın Ebola bulaşma korkusuyla kliniklerden uzak durduğu, salgının merkez üssü Mongbwalu’da çocukların ilk doz kızamık aşısı olma oranının %69 oranında gerilediği vurgulandı.
  • Virüs üretildi: Tıp tarihinde bir ilk!

    Virüs üretildi: Tıp tarihinde bir ilk!

    Tıp dünyası ve yapay zeka teknolojilerinde tarihi bir eşik daha aşıldı. Amerika Birleşik Devletleri’nde yer alan dünyaca ünlü Stanford Üniversitesi araştırmacıları, tıp tarihinde ilk kez sıfırdan yapay zeka desteğiyle doğada bulunmayan ve canlı hücreler içinde çoğalabilen sentetik virüsler geliştirdi.
    Tıp insanları tarafından “dönüm noktası” olarak nitelendirilen bu biyolojik buluş, gelecekte dirençli bakteriyel enfeksiyonların ve tedavisi zor hastalıkların tamamen ortadan kaldırılabileceği umudunu doğurdu.
    İşte tıp dünyasını heyecanlandıran devrim niteliğindeki çalışmanın öne çıkan tüm detayları…
    Virüslerden Korunmak İçin Ne Yapmalı

    Genom Mimarisi “Evo 2” Yapay Zekasına Emanet

    Stanford Üniversitesi’ndeki bilim insanları, doğrudan DNA kodları üzerinde genetik talimatlar işleyebilen “Evo 2” adını verdikleri üretken bir yapay zeka modeli tasarladı.
    Evo 2, milyonlarca yıllık doğal evrim süreçlerini dijital ortamda simüle ederek doğada örneği olmayan eksiksiz virüs genomları yazmayı başardı. Kodlanan genetik talimatlar doğrultusunda laboratuvarda tam 16 yeni sentetik virüs üretildi.

    Bakterileri Hedef Alıyor: İnsan Sağlığı İçin Risk Taşıyor mu?

    Geliştirilen sentetik virüslerin yapısı ve kullanım alanlarına ilişkin araştırmacılardan iç rahatlatan açıklamalar geldi:
    • İnsan Hücrelerine Zararsız: Tasarlanan 16 sentetik virüsün yalnızca bakterileri hedef alan (bakteriyofaj) yapıda olduğu ve insan dokuları veya hücreleri için hiçbir risk oluşturmadığı vurgulandı.
    • Antibiyotiklerin Yerini Alacak: Son yıllarda küresel sağlık krizine dönüşen “antibiyotik direnci” sorununa karşı bu virüslerin, doğrudan hastalığa yol açan zararlı bakterileri avlayıp yok etmek üzere tedavilerde kullanılması hedefleniyor.
    • Kişiselleştirilmiş Tedavi Çağı: Yapay zeka modeli sayesinde kişiye ve hastalığa özel genetik ilaçların dakikalar içinde tasarlanmasının önü açılıyor.

    Güvenlik Ve Biyo-Güvenlik Tartışmaları

    Teknoloji tıp dünyasında büyük bir heyecan yaratsa da bilim insanları uyarıda bulunmayı ihmal etmedi. Biyolojik genom üretebilen bu tür güçlü sistemlerin biyoterörizm veya kötü niyetli kişilerin eline geçmemesi adına sıkı uluslararası denetim mekanizmalarının ve biyo-güvenlik protokollerinin derhal devreye sokulması gerektiği ifade ediliyor.
  • Aşırı sıcaklar geliyor: Güneşin altında birkaç dakika oturmak bile…

    Aşırı sıcaklar geliyor: Güneşin altında birkaç dakika oturmak bile…

    Türkiye genelinde ağustos ayıyla birlikte etkisini iyice artıran kavurucu sıcaklar, günlük yaşamı olumsuz etkilemenin ötesinde hayati sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Uzun süre yüksek sıcaklığa ve dik güneş ışınlarına maruz kalmak; baş dönmesi ve halsizlikten başlayarak organ yetmezliğine kadar ilerleyebilen ağır klinik tablolara yol açabiliyor.

    İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasin Bakcan, sıcak havaların organlar üzerindeki etkilerine dikkat çekerek hayati uyarılarda bulundu.

    İşte aşırı sıcakların vücutta oluşturduğu kritik değişimler ve alınması gereken etkili önlemler…

    Bu Saatlerde Sakın Dışarı Çıkmayın!

    Güneş ışınlarının en dik açıyla geldiği saatlerin büyük risk taşıdığını belirten Uzm. Dr. Yasin Bakcan, 11.00 – 16.00 saatleri arasında zorunlu olunmadıkça dışarı çıkılmaması gerektiğini vurguladı. Bu zaman diliminin sıcaklığın en yoğun hissedildiği ve vücut ısısının hızla yükseldiği aralık olduğu ifade edildi.

    Sıcak Havalarda Sıvı ve Su Tüketimi Nasıl Olmalı?

    Sıcaklıkla birlikte vücudun terleme yoluyla kaybettiği sıvı ve mineral miktarının arttığını ifade eden uzmanlar, sıvı tüketimi konusunda şu önerilerde bulunuyor:

    • Kilogram Başına 30 ml Su: Yetişkin bireylerin günde yaklaşık 3 litre su tüketmesi gerekiyor.

    • Alternatif Sağlıklı İçecekler: Suyun yanı sıra ayran, taze süt, sade maden suyu ve şekersiz komposto gibi içeceklerle mineral dengesi desteklenmeli.

    Aşırı Sıcaklarda Beslenme Nasıl Olmalı?

    Ağır, yağlı ve kızartılmış gıdaların sindirim sistemini ve kalbi ekstra yorduğunu belirten Dr. Bakcan; kahvaltıda az yağlı peynir, taze sebze ve zeytin; ana öğünlerde ise ızgara veya haşlama yöntemleriyle hazırlanmış hafif yemeklerin tercih edilmesi gerektiğini ifade etti. Şok diyetlerden ise kesinlikle kaçınılması gerekiyor.

    Kronik Hastalar, Yaşlılar ve Çocuklar Büyük Risk Altında

    Hipertansiyon, diyabet, kalp ve böbrek hastalarının sıcak havalardan çok daha hızlı ve olumsuz etkilendiği aktarıldı. Kronik hastalığı bulunan bireylerin serin ortamlarda kalmaları, ilaç saatlerini aksatmamaları ve doz değişikliği için mutlaka doktorlarına danışmaları istendi.

    Sıcak Çarpması Belirtileri Nelerdir?

    Müdahale edilmediğinde çoklu organ yetmezliğine kadar varabilen sıcak çarpmasının en yaygın belirtileri şunlardır:

    • Şiddetli baş ağrısı ve baş dönmesi

    • Bilinç bulanıklığı ve davranış değişiklikleri

    • Aşırı halsizlik, terlemenin aniden azalması ve kuru cilt

    • Vücut sıcaklığının 40 derecenin üzerine çıkması

  • Afyonkarahisar’da her yıl yaklaşık 2 bin prematüre bebeğin göz taraması yapılıyor

    Afyonkarahisar’da her yıl yaklaşık 2 bin prematüre bebeğin göz taraması yapılıyor

    AFYONKARAHİSAR (AA) – Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi (AFSÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde her yıl yaklaşık 2 bin prematüre bebeğin göz taraması gerçekleştiriliyor.

    AFSÜ Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Müberra Akdoğan, AA muhabirine, prematüre retinopatisi (ROP) hastalığının erken doğan bebeklerin göz arkalarında istenmeyen damar oluşumlarına, kanamalara ve retina yırtıklarına neden olduğunu söyledi.

    Prematüre bebeklerin erken tanı ve tedaviyle sağlıklı bir yaşam sürme imkanı bulduğunu dile getiren Akdoğan, şunları kaydetti:

    "Kliniğimizde, Sağlık Bakanlığının Türkiye'deki uygulamasına göre biz, 32 haftanın altında ve 1 kilo 500 gramın altında doğan tüm bebekleri tarıyoruz. Bu bebekleri retinaları gelişimini tamamlayıncaya kadar düzenli olarak muayene ediyoruz. Gerekli durumlarda lazer uygulaması göz içi enjeksiyon ve damla tedavisi uyguluyoruz."

  • Sarı nokta deliğine bağlı görme kaybı erken müdahaleyle önlendi

    AFYONKARAHİSAR (AA) – ARİF YAVUZ – Afyonkarahisar'da iki gözünde oluşan sarı nokta deliği nedeniyle görme kaybı yaşayan 72 yaşındaki Mustafa Suna'nın görme düzeyi, üniversite hastanesinde gerçekleştirilen başarılı müdahalenin ardından yükseldi.

    İlçe Devlet Hastanesine başvurmasının ardından Suna, 8 ay önce Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi (AFSÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'ne yönlendirildi.

    Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda yapılan muayenelerde Suna'nın iki gözünde de nadir görülen sarı nokta deliği teşhisi konuldu.

    Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Müberra Akdoğan ile Doç. Dr. Özgür Eroğul, belirli periyotlarla Suna'nın iki gözündeki deliklerin kapanması için cerrahi işlem uyguladı.

    Başarılı operasyonların ardından Suna'nın görme kaybı önlendi.

    – "Hastamız her geçen gün daha iyi görüyor"

    Prof. Dr. Müberra Akdoğan, AA muhabirine, gözlerinde sarı nokta deliği oluşan hastaların görme kaybı yaşadığını, çarpık görme nedeniyle yaşam kalitelerinin düştüğünü söyledi.

    Mustafa Suna'nın iki gözündeki deliklerin cerrahi operasyonlarla kapatıldığını anlatan Akdoğan, "Hastamız eskiden her şeyi bulanık görüyordu. Cerrahi işlemlerle birlikte iğne tedavisi de yaptık. Sağ gözüne ayrıca katarakt ameliyatı da gerçekleştirdik. Deliklerin tamamen kapandığını görüyoruz. Hastamızın sol gözündeki görme düzeyi yüzde 50-60'a, sağ gözündeki ise yüzde 80'e yükseldi." diye konuştu.

    Doç. Dr. Özgür Eroğul da erken teşhisin önemine dikkati çekerek, "Hastamız erken teşhis konusunda şanslı. Maküler hole cerrahisi uygulanmasaydı, bir süre sonra görme yetisini büyük ölçüde kaybedebilirdi. Durumu daha da kötüleşebilirdi. Şimdi ise araç kullanabilecek durumda." dedi.

    Suna ise 8 ay önce yaşadığı görme kaybı nedeniyle zor günler geçirdiğini dile getirdi.

    Tedavi edilmediği takdirde iki gözünde de ciddi görme kayıpları yaşanabileceğini öğrendiğini belirten Suna, "Doktorlarımız bu süreçte benimle yakından ilgilendi. Bu cerrahi işlemlerin ardından iki gözüm de çok net görmeye başladı. Eskiden her şey bana bulanık geliyordu, şimdi her şeyi rahat görüyorum. Sağlığıma kavuştum." ifadelerini kullandı.

  • Ankara’da salgın alarmı: Hastaneler dolup taştı!

    Ankara’da salgın alarmı: Hastaneler dolup taştı!

    Ankara’da son günlerde sosyal medya platformlarında art arda yapılan paylaşımlar, kentte kaynağı açıklanamayan toplu sağlık şikayetlerini gündemin birinci sırasına taşıdı. Özellikle Altındağ ve Mamak ilçelerinde yaşanan su kesintilerinin ardından çok sayıda vatandaş; mide bulantısı, kusma, ishal, karın ağrısı ve yüksek ateş gibi şikayetlerle hastanelere başvurduklarını öne sürdü.

    Sosyal medyada yer alan paylaşımlarda acil servislerde yoğunluk oluştuğu iddia edilirken, gözler konunun muhatabı olan kurumlara çevrildi.

    Kesintilerin Ardından Kirli Su İddiası

    Virüslerden Korunmak İçin Ne Yapmalı

    Kentte 26-27 Temmuz tarihlerinde trafo arızası kaynaklı yaşanan ve yaklaşık üç gün süren su kesintisinin ardından muslukların yeniden akmasıyla birlikte bazı aboneler, şebeke suyunun bulanık, kirli ve kötü kokulu olduğunu iddia etti.

    X (Twitter) üzerinden paylaşım yapan pek çok kullanıcı, rahatsızlıklarının şebeke suyu veya buzlu içecek tüketimi sonrasında başladığını belirterek salgın ihtimaline dikkat çekti.

    ASKİ’den Güvenli Su Açıklaması

    Salgın iddialarının odağındaki Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) ise konuya ilişkin yaptığı bilgilendirmede şebeke suyunun tamamen güvenli olduğunu vurguladı.

    ASKİ yetkilileri tarafından yapılan değerlendirmelerde;

    • Şehir şebeke suyunun 24 saat esasına göre düzenli analizlerle takip edildiği,

    • Klorlama ve arıtma süreçlerinin titizlikle yürütüldüğü,

    • Yaz aylarında meyve-sebze tüketiminin artmasına bağlı olarak gıda kaynaklı enfeksiyonlarda mevsimsel artışlar görülebileceği ifade edildi.

    3D rendering of a red coronavirus particle with spike proteins, large in the foreground, against a blue background with smaller particles in the distance.

    Resmi Makamlardan Açıklama Geldi mi?

    Kamuoyunda soru işaretleri yaratan iddialarla ilgili Sağlık Bakanlığı veya Ankara İl Sağlık Müdürlüğü tarafından henüz teyit edilmiş ya da doğrulanmış resmi bir salgın açıklaması yapılmadı. Sağlık otoritelerinin bölgedeki hastane başvurularına ve su numunelerine ilişkin incelemelerinin sürüp sürmediği merak konusu.

  • Gizli şeker tüketimine dikkat: Şeker diyeti yeniden gündemde

    Gizli şeker tüketimine dikkat: Şeker diyeti yeniden gündemde

    Günlük hayatta tüketilen birçok ürün, içerdiği ilave şeker nedeniyle fark edilmeden şeker alımını artırabiliyor.

    Gazlı içecekler, hazır meyve suları, paketli atıştırmalıklar, kahvaltılık ürünler ve bazı soslar bu kaynaklar arasında yer alıyor.

    Şeker tüketimini kontrol altına almak isteyen kişilerin uyguladığı beslenme yaklaşımlarından biri olan şeker diyeti, temel olarak ilave şeker içeren gıdaların azaltılmasına dayanıyor.

    Bu beslenme düzeninde rafine şeker, şekerli içecekler, paketli tatlılar ve yüksek miktarda eklenmiş şeker bulunan ürünler sınırlandırılıyor.

    Şeker diyetinde amaç yalnızca tatlılardan uzak durmak değil; günlük beslenmede hangi ürünlerden ne kadar şeker alındığının farkına varmak.

    Bu süreçte sebze, protein kaynakları, tam tahıllar ve lif açısından zengin besinlere daha fazla yer verilmesi hedefleniyor.

    Şeker tüketimini azaltmaya yönelik bu yaklaşım, özellikle kilo kontrolü sağlamak, daha dengeli beslenmek ve paketli gıda tüketimini azaltmak isteyen kişiler tarafından tercih ediliyor.

    Dünya Sağlık Örgütü, serbest şeker tüketiminin günlük enerji alımının yüzde 10’undan daha az olması gerektiğini, sağlık açısından ek fayda sağlamak için bu oranın yüzde 5’in altında tutulmasının önerildiğini belirtiyor.

    Uzmanlar ise şeker diyetinin kişiden kişiye değişebileceğini, önemli olanın aşırı kısıtlayıcı programlar yerine sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturmak olduğunu vurguluyor.

    Günümüzde şeker diyeti, yalnızca kilo verme yöntemi olarak değil; tüketim alışkanlıklarını gözden geçirme ve daha bilinçli beslenme arayışının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

  • En yakınlarını bile yüzlerinden tanıyamıyorlar: ‘Yüz körlüğü’ olarak bilinen Prosopagnozi sanılandan daha yaygın!

    En yakınlarını bile yüzlerinden tanıyamıyorlar: ‘Yüz körlüğü’ olarak bilinen Prosopagnozi sanılandan daha yaygın!

    İnsan beyni, yüzleri tanımak için oldukça gelişmiş bir sisteme sahip. Ancak bazı kişilerde bu sistem beklenen şekilde çalışmıyor.

    Tıpta prosopagnozi, halk arasında ise yüz körlüğü olarak bilinen nörolojik durum, bireylerin tanıdıkları kişileri yalnızca yüzlerine bakarak ayırt edememesine neden oluyor.

    Uzmanlar, prosopagnozinin zekâyla ya da görme bozukluğuyla ilgili olmadığını, beynin yüzleri işleyen bölgelerindeki farklılıklardan kaynaklandığını belirtiyor.

    Yüzleri değil, sesi ve yürüyüşü tanıyorlar

    Prosopagnozisi olan kişiler, aile bireylerini, arkadaşlarını hatta zaman zaman aynadaki kendi yansımalarını bile tanımakta zorlanabiliyor.

    Bu nedenle karşılarındaki kişileri seslerinden, saç modellerinden, giyim tarzlarından, yürüyüşlerinden veya bulundukları ortamdan ayırt etmeye çalışıyorlar.

    Rahatsızlığın şiddeti kişiden kişiye değişebiliyor.

    Bazı bireyler yalnızca yeni tanıştıkları kişileri hatırlamakta zorlanırken, bazıları ise en yakınlarını bile yüzlerinden tanıyamayabiliyor.

    Doğuştan olabileceği gibi sonradan da gelişebiliyor

    Uzmanlara göre prosopagnozi doğuştan görülebileceği gibi, felç, kafa travması veya bazı nörolojik hastalıklar sonrasında da ortaya çıkabiliyor.

    Araştırmalar, gelişimsel prosopagnozinin toplumun yaklaşık yüzde 2 ila 2,5’ini etkileyebileceğini gösteriyor.

    Bu da her 50 kişiden yaklaşık birinin farklı derecelerde yüz tanıma güçlüğü yaşayabileceği anlamına geliyor.

    Tanı ve destek önemli

    Prosopagnozi tek başına bir göz hastalığı değil, nörolojik bir durum olarak değerlendiriliyor.

    Tanı sürecinde nörolojik değerlendirmeler ve özel yüz tanıma testlerinden yararlanılıyor.

    Uzmanlar, bu rahatsızlığın tamamen ortadan kaldırılmasını sağlayan kesin bir tedavi bulunmadığını ancak kişilerin yüz dışındaki ayırt edici ipuçlarını kullanmayı öğrenerek günlük yaşamlarını daha kolay sürdürebildiklerini ifade ediyor.

    Özellikle çocukluk döneminde fark edilen vakalarda erken değerlendirme yapılmasının, okul ve sosyal yaşamda yaşanabilecek güçlüklerin azaltılmasına katkı sağlayabileceği belirtiliyor.

  • En hızlı bozulan besinler arasında o’da var!

    En hızlı bozulan besinler arasında o’da var!

    Tavuk ve kırmızı et ilk sırada

    Çiğ veya pişmiş tavuk, kırmızı et ve hindi gibi ürünler yaz aylarında en hızlı bozulan gıdalar arasında yer alıyor.

    Salmonella ve Campylobacter gibi bakteriler uygun koşullarda hızla çoğalabiliyor.

    Uzmanlar, pişmiş etlerin oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemesi ve tüketilmeyecekse kısa sürede buzdolabına kaldırılması gerektiğini vurguluyor.

    Süt ve süt ürünleri sıcak havayı sevmiyor

    Süt, yoğurt, peynir, krema ve dondurma gibi süt ürünleri de yüksek sıcaklıklardan en çok etkilenen besinler arasında bulunuyor.

    Özellikle alışveriş sonrası uzun süre araçta bekletilen ürünlerde bozulma riski artıyor.

    Deniz ürünlerinde risk daha yüksek

    Balık, karides, midye ve diğer deniz ürünleri, sıcaklık değişimine karşı oldukça hassas.

    Uzmanlar, bu ürünlerin satın alındıktan sonra mümkün olan en kısa sürede soğuk ortamda muhafaza edilmesini öneriyor.

    Aksi halde bakteri üremesi hızlanabiliyor ve ciddi gıda zehirlenmeleri yaşanabiliyor.

    Pişmiş pilav da düşündüğünüz kadar masum değil

    Birçok kişinin farkında olmadığı risklerden biri de pişmiş pilav.

    Uzmanlara göre pirinçte bulunabilen Bacillus cereus adlı bakteri, pilav uzun süre oda sıcaklığında bekletildiğinde çoğalabiliyor.

    Bu nedenle pişmiş pilavın mümkün olduğunca kısa sürede soğutularak buzdolabına kaldırılması tavsiye ediliyor.

    Kesilmiş meyveler kısa sürede bozulabiliyor

    Yaz sofralarının vazgeçilmezi karpuz, kavun, kavun, ananas ve diğer kesilmiş meyveler de sıcak havalarda uzun süre bekletildiğinde risk oluşturabiliyor. Kesim işlemiyle birlikte meyvenin koruyucu dış yüzeyi ortadan kalktığı için mikroorganizmaların çoğalması kolaylaşıyor.

    Mayonezli yiyecekler dikkat gerektiriyor

    Patates salatası, Rus salatası, ton balıklı sandviçler ve mayonez içeren diğer yiyecekler de yaz aylarında en dikkat edilmesi gereken besinler arasında gösteriliyor.

    Özellikle açık büfelerde veya pikniklerde uzun süre dışarıda kalan bu tür yiyeceklerin tüketilmemesi öneriliyor.

    “2 saat kuralı” hayat kurtarabilir

    FDA ve USDA’nın önerilerine göre bozulabilir yiyecekler oda sıcaklığında 2 saatten fazla bekletilmemeli.

    Hava sıcaklığının 32 derecenin üzerine çıktığı günlerde ise bu süre 1 saate kadar düşüyor.

    Uzmanlar, özellikle piknik ve açık hava organizasyonlarında bu kurala uyulmasının gıda zehirlenmesi riskini önemli ölçüde azalttığını belirtiyor.

  • Güne kahveyle başlamak doğru mu?

    Güne kahveyle başlamak doğru mu?

    İlk içecek neden su olmalı?

    ABD’deki Mayo Clinic ve Cleveland Clinic uzmanları, sabah saatlerinde yeterli su tüketmenin vücudun sıvı dengesinin korunmasına yardımcı olduğunu belirtiyor.

    Yaz aylarında terleme yoluyla sıvı kaybının arttığını hatırlatan uzmanlar, güne 1-2 bardak suyla başlamanın günlük su tüketimini desteklediğini ifade ediyor.

    Su tüketimi ayrıca ağız kuruluğunu azaltıyor, sindirim sisteminin normal çalışmasına katkı sağlıyor ve gün içinde yeterli sıvı tüketme alışkanlığının oluşmasına yardımcı oluyor.

    Kahve tamamen bırakılmalı mı?

    Uzmanlara göre bunun cevabı hayır.

    Harvard T.H. Chan School of Public Health’e göre, ölçülü miktarda kahve tüketimi sağlıklı bireylerde güvenle tüketilebiliyor ve birçok kişi için günlük rutinin bir parçası olabiliyor.

    Ancak özellikle yaz aylarında kahvenin suyun yerine geçmediği unutulmamalı.

    Beslenme uzmanları, kahve içmeden önce su tüketmenin daha dengeli bir başlangıç sağlayabileceğini belirtiyor.

    Ayrıca kahve içen kişilerin gün içinde yeterli miktarda su tüketmeye özen göstermesi öneriliyor.

    Yazın sadece su yetmeyebilir

    Uzmanlar, sıcak havalarda yalnızca su değil, elektrolit dengesinin de önem kazandığını vurguluyor.

    Terlemeyle birlikte sodyum, potasyum ve magnezyum gibi mineraller de kaybedilebiliyor.

    Bu nedenle gün içinde;

    • Ayran,
    • Kefir,
    • Maden suyu (fazla tüketilmemek kaydıyla),
    • Şekersiz soğuk bitki çayları,
    • Su oranı yüksek karpuz, kavun ve salatalık gibi besinler,

    sıvı ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlayabiliyor.

    Sıcak havalarda dikkat edilmesi gerekenler

    Uzmanlar, yetişkinlerin günlük sıvı ihtiyacının kişiye göre değişmekle birlikte yaz aylarında artabileceğini belirtiyor.

    Özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar ve açık havada çalışanların susamayı beklemeden düzenli su tüketmesi öneriliyor.

    Sabah saatlerinde güne bir bardak suyla başlamak, ardından dengeli bir kahvaltı yapmak ve kahveyi günün ilerleyen saatlerinde tüketmek, sıcak yaz günlerinde hem sıvı dengesinin korunmasına hem de güne daha zinde başlamaya yardımcı olabiliyor.

  • AFSÜ Hastanesi’nde her şey hastaların mutluluğu için

    AFSÜ Hastanesi’nde her şey hastaların mutluluğu için

    Bu kapsamda, servis sorumlusu hemşireler her ay Hastane Başhekimi Doç. Dr. Aydın Balcı başkanlığında düzenlenen değerlendirme toplantılarında bir araya geliyor. Toplantılarda, ayakta ve yatarak tedavi gören hastalara sunulan sağlık hizmetleri kapsamlı şekilde ele alınıyor.
    Hasta geri bildirimlerinin titizlikle değerlendirildiği toplantılarda, sağlık hizmetlerinin kalitesini artıracak uygulamalar masaya yatırılırken, tedavi süreçlerinde yaşanabilecek aksaklıkların giderilmesine yönelik çözüm önerileri de görüşülüyor.
    Hastaların sağlık hizmetlerinden memnuniyetle ayrılmalarını hedefleyen AFSÜ Tıp Fakültesi Hastanesi yönetimi, düzenli olarak gerçekleştirilen bu değerlendirme toplantılarıyla hizmet kalitesini sürekli geliştirmeyi ve hasta odaklı sağlık hizmeti anlayışını güçlendirmeyi amaçlıyor.
    Başhekim Doç. Dr. Aydın Balcı’nın koordinasyonunda sürdürülen toplantılar, hastanede sunulan sağlık hizmetlerinin etkinliğini artırmanın yanı sıra hasta memnuniyetinin en üst düzeye çıkarılmasına da önemli katkı sağlıyor.>>>HABER MERKEZİ

  • Vücudunuz bu sinyalleri veriyorsa ihmal etmeyin! Sebebi bu hastalık olabilir

    Vücudunuz bu sinyalleri veriyorsa ihmal etmeyin! Sebebi bu hastalık olabilir

    Halsizlik ve kilo verme sorunlarının nedeni olabilir

    Birçok kişi yoğun tempo, stres veya düzensiz yaşam nedeniyle kendini yorgun hissedebiliyor. Ancak uzun süren halsizlik, kilo kontrolünde zorlanma ve vücutta meydana gelen bazı değişiklikler farklı bir sağlık sorununa işaret edebiliyor.

    Hashimoto hastalığı, özellikle tiroid bezinin çalışma düzenini etkileyerek vücudun enerji kullanımını değiştirebiliyor.

    Hashimoto hastalığı nedir?

    Hashimoto, bağışıklık sisteminin tiroid bezine saldırması sonucu ortaya çıkan otoimmün bir hastalıktır.

    Tiroid bezinin yeterince hormon üretememesine neden olabilen bu durum, vücudun metabolizma hızından enerji seviyesine kadar birçok süreci etkileyebilir.

    Hashimoto belirtileri neler?

    Hashimoto hastalığında görülebilen yaygın belirtiler arasında şunlar bulunuyor:

    • Sürekli yorgunluk ve halsizlik
    • Kilo alma veya kilo vermekte zorlanma
    • Üşüme hissi
    • Saç dökülmesi
    • Cilt kuruluğu
    • Unutkanlık ve odaklanma sorunları
    • Kas ve eklem ağrıları
    • Kabızlık
    • Uyku hali

    Kadınlarda daha sık görülebiliyor

    Hashimoto hastalığı her yaşta ortaya çıkabilse de kadınlarda daha sık görülüyor. Ailede tiroid hastalığı öyküsü bulunması da risk faktörleri arasında değerlendiriliyor.

    Tanı nasıl konuluyor?

    Hashimoto tanısı genellikle kan testleri ve doktor değerlendirmesiyle belirleniyor.

    Tiroid hormon seviyeleri ile bağışıklık sisteminin oluşturduğu bazı antikorlar incelenerek hastalığın durumu değerlendiriliyor.

    Tedavi süreci nasıl ilerliyor?

    Hashimoto tamamen ortadan kaldırılan bir hastalık olmasa da uygun takip ve tedaviyle kontrol altında tutulabiliyor.

    Tedavi sürecinde tiroid hormon seviyelerinin düzenli olarak takip edilmesi ve doktor önerilerine uyulması önem taşıyor.

    Uzun süren yorgunluk, ani kilo değişimleri, saç dökülmesi veya sürekli üşüme gibi şikayetler yaşam kalitesini etkiliyorsa uzman değerlendirmesi almak önem taşıyor.

  • Her beş yetişkinden biri tütün kullanıyor

    Her beş yetişkinden biri tütün kullanıyor

    Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 1,2 milyar insan, vücutta neredeyse tüm organlara zarar vererek kanser, kalp hastalıkları, felç, akciğer hastalıkları, doğurganlığın azalması, bağışıklığın zayıflaması ve erken ölüme neden olan tütün mamulleri kullanıyor. Tütün kullanımı, kalp ve damar hastalıkları, solunum yolu hastalıkları, 20’den fazla kanser türü veya alt türü ile yaşamı kısıtlayan birçok hastalık için önemli bir risk faktörü oluşturuyor.

    Covid-19 pandemisin en yoğun olduğu yıllardaki küresel ölüm sayısıyla benzer büyüklük mertebesinde olan tütün kaynaklı ölümler her yıl düzenli olarak devam etmesine rağmen “tütün salgını”, insanlık tarafından Covid-19 seviyesinde bir tehdit olarak algılanmıyor.

    Dünyanın şimdiye kadar karşı karşıya kaldığı en büyük halk sağlığı tehditlerinden biri olan “tütün salgını” nedeniyle, ölümlerin yanı sıra milyonlarca kişide sakatlık, yaşam kalitesinde düşme ve uzun süreli sağlık sorunları görülüyor. Dünya genelinde en yaygın türü olan sigaranın yanı sıra nargile, puro, ısıtılmış tütün ürünleri, pipo tütünü ve dumansız tütün ürünleri de kullanılıyor fakat bunların hiçbirinin güvenli bir kullanım şekli bulunmuyor.

    HER YIL 7 MİLYONDAN FAZLA KİŞİ ÖLÜYOR

    Dünya Sağlık Örgütü’nün en güncel verilerine göre, her yıl 7 milyondan fazla insan, doğrudan tütün kullanımına bağlı nedenlerle hayatını kaybediyor. Acı bir şekilde, bunların 1,3 milyondan fazlası ise hiç sigara içmediği halde pasif içicilik nedeniyle hayatını kaybediyor. Dünya genelindeki 1,2 milyar tütün kullanıcısının yaklaşık yüzde 80’i, düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşıyor. Tütüne bağlı hastalık ve ölümlerin yükü de en ağır şekilde bu ülkelerde hissediliyor. Tütün bağımlılığı nedeniyle hane halkı bütçesinin gıda ve barınma gibi temel ihtiyaçlar yerine tütün ürünlerine harcanması, yoksulluğu daha da derinleştiriyor. Sigara kullanımının dünya ekonomisine yıllık maliyetinin 1,4 trilyon Amerikan dolarını aştığı tahmin ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre bu maliyet, sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve erken ölümlerden kaynaklanan üretkenlik kayıplarını da kapsıyor.

    SİGARA TÜKETİMİNDE LİDERLİK ÇİN’DE

    Tütünün en yaygın türü olan sigara tüketiminde ilk sırayı Çin üstleniyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 5 trilyon sigara tüketiliyor ve bunun neredeyse yarısı tek başına Çin’de içiliyor. Kişi başına tüketimde ise Balkanlar ve Doğu Avrupa ülkeleri, uzun yıllardır listenin üst sıralarında yer alıyor. Küresel sigara tüketiminin yarıya yakınının gerçekleştiği Çin’de her sene 2,4 trilyon sigara satılıyor. Ülkede 300 milyondan fazla sigara kullanıcısı bulunuyor. New York Times’ın aktardığına göre, 2003 ile 2023 yılları arasında dünyanın geri kalanında sigara tüketimi yüzde 26 azalırken, aynı dönemde Çin’de sigara tüketimi yüzde 39 artmış bulunuyor.

    Her beş yetişkinden biri tütün kullanıyor

    ENDONEZYA, İKİNCİ SIRADA

    Tütün kullanımının bir salgın teşkil ettiği Endonezya ise listenin ikinci sırasında yer alıyor. Mevcut uluslararası raporlara göre Endonezya, Çin’den sonra dünyanın ikinci büyük sigara tüketicisi konumunda bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü ve Endonezya Sağlık Bakanlığı’nın 2024 tarihli raporlarına göre ülkede yetişkinlerin yüzde 34,5’i tütün kullanıyor. Bu oran, 70,2 milyon kişiye karşılık geliyor. Özellikle gençlerin tütün endüstrisinin hedefi haline geldiği dünyanın en kalabalık Müslüman ülkesinde, elektronik sigara kullanımının da son 10 yılda 10 kat artmış olması dikkat çekiyor. Çeşitli uluslararası raporlara göre, listede Çin ve Endonezya’yı Hindistan, Rusya, ABD ve Japonya izliyor. Daha geride yer alsa da Türkiye de dünyada en fazla sigara tüketilen ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye’de 20 milyonun üzerinde sigara tüketicisi bulunuyor. Her ne kadar Balkanlar’da çok sigara içenler için kullanılan “Türk gibi sigara içiyor” ifadesi artık geçerliliğini yitirmiş olsa da Türkiye, halen Avrupa’nın yüksek sigara kullanım oranına sahip ülkeleri arasında gösteriliyor.

    SİGARA İÇME ORANINDA BALKANLAR ÖNE ÇIKIYOR

    Toplam sigara tüketiminde dünyanın en kalabalık ülkeleri öne çıksa da nüfusa göre sigara içme oranında özellikle Balkan ülkeleri dikkat çekiyor. Tütün kullanımı, sigara tüketimi ve buna ilişkin verileri ülke ülke sunan küresel bir kaynak olan Tobacco Atlas’a göre Sırbistan, yüzde 30,8 ile yetişkin sigara içme oranının en yüksek olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Sırbistan’ı yüzde 28,7 ile Endonezya ve yüzde 26,1 ile Bulgaristan izliyor. Tobacco Atlas’ın listesinde ayrıca Türkiye, Yunanistan ve Bosna Hersek de yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün değerlendirmesine göre ise Bulgaristan, Kuzey Makedonya ve Sırbistan, tütün kullanımının Avrupa’da en yüksek olduğu ülkeler arasında gösteriliyor.

    DÜNYADA TÜTÜN KULLANIMI AZALIYOR

    Diğer yandan, bazı ülkelerdeki artış eğilimine rağmen dünya genelinde tütün kullanımı azalma eğilimi gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 raporuna göre 2000 yılında 1,38 milyar olan kullanıcı sayısı, 2024 yılı itibarıyla 1,2 milyar seviyesinde bulunuyor. Diğer yandan Dünya Sağlık Örgütü, elektronik sigara ve yeni nikotin ürünlerinin gençler arasında yeni bağımlılık dalgaları oluşturduğuna dikkat çekiyor. >>>İHA

    Her beş yetişkinden biri tütün kullanıyor
    epa12909651 A woman smokes in London, Britain, 23 April 2026. The UK Parliament has passed a bill implementing a phased tobacco ban for anyone born on or after 01 January 2009. These measures, among the strictest in Europe, aim to create a ‘smoke-free generation’ to save lives and alleviate pressure on the NHS. EPA/TOLGA AKMEN
  • Her gün tüketenler dikkat! Vücuttaki etkisi yıllar sonra ortaya çıkıyor

    Her gün tüketenler dikkat! Vücuttaki etkisi yıllar sonra ortaya çıkıyor

    Alkol tüketiminin sağlık üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir araştırmadan çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı. ABD, Güney Kore ve Japonya’dan 19 bin 500’ü aşkın kişinin verilerinin değerlendirildiği bu çalışmada, az miktarda dahi olsa tüketilen alkolün bile zaman içinde tansiyon değerlerinin yükselmesiyle bağlantılı olabileceği belirtildi.

    Amerika Kalp Derneği’nin bilimsel yayını olan “Hypertension” dergisinde yayımlanan çalışma kapsamında katılımcılara ait veriler yaklaşık 5 yıl boyunca takip edildi. Yapılan analiz sonucunda, düşük düzeyde alkol tüketen kişilerde de kan basıncında yükselme görüldü.

    Bir Kadeh Bile Yetiyor

    Araştırmanın sonuçlarına göre, günde ortalama 12 gram, yani yaklaşık bir kadeh alkol tüketen kişilerde büyük tansiyonun yaklaşık 1 birim yükseldiği tespit edildi.

    Günlük alkol miktarı 48 grama ulaştığında ise tansiyondaki artışın yaklaşık 5 birime çıktığı belirtildi. Küçük tansiyon değerlerinde erkeklerde yükseliş görülürken, kadınlarda ise dikkat çekici bir değişiklik tespit edilmedi.

    Uzmanlardan Dikkat Çeken Uyarı

    Alkolün yüksek tansiyona yol açan tek faktör olmadığını belirten bu araştırma ayrıca tüketimin sınırlandırılmasının önemli olduğunu, tamamen uzak durmanın ise daha faydalı olabileceğini vurguladı.

    Uzmanlar, kontrol altına alınmayan yüksek tansiyonun kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve damarsal bunama gibi ciddi sağlık sorunlarıyla bağlantılı olabileceğini hatırlatıyor.

  • O üründe kanserojen madde: Cildinize dikkat!

    O üründe kanserojen madde: Cildinize dikkat!

    ABD’de kozmetik sektörünün önde gelen markalarından CeraVe ve ana şirketi L’Oréal hakkında, bazı akne ürünlerinde benzen oluştuğu iddiasıyla açılan çok sayıda toplu dava (class-action) New York federal mahkemesinde birleştirildi.

    Hawaii, Missouri, Illinois ve New York gibi farklı eyaletlerde açılan toplam 6 dava, usul ekonomisi sağlanması amacıyla tek dosyada incelenmek üzere New York Güney Bölge Federal Mahkemesi’ne taşındı.

    İddiaların merkezinde “benzen” var

    Dava sürecinin temelini, Yale Üniversitesi kökenli bilim insanları tarafından kurulan bağımsız laboratuvar Valisure tarafından yayımlanan analiz raporu oluşturuyor. Raporda, akne tedavisinde yaygın kullanılan benzoil peroksit (BPO) içeren ürünlerin yüksek sıcaklıklara maruz kalması durumunda bozunarak benzen oluşumuna yol açabileceği öne sürülüyor.

    Davacılar, bazı ürünlerde ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından belirlenen 2 ppm sınırının üzerinde, 5 ila 12 ppm arasında benzen tespit edildiğini iddia ediyor. Şirketin bu riskten haberdar olmasına rağmen tüketicileri yeterince bilgilendirmediği de dava dilekçelerinde yer alıyor.

    Sadece belirli ürünler kapsama alındı

    Sosyal medyada yer alan iddiaların aksine, dava tüm CeraVe ürünlerini kapsamıyor. Hukuki sürecin yalnızca benzoil peroksit içeren bazı akne ürünlerine yönelik olduğu belirtiliyor. Bu ürünlerin “CeraVe Acne Foaming Cream Cleanser” ve “CeraVe Acne Foaming Cream Wash” olduğu ifade ediliyor.

    Süreç devam ediyor

    Mahkeme süreci halen devam ederken, şirketler hakkında kesinleşmiş bir suçlama veya tazminat kararı bulunmuyor. Davaların birleştirilmesiyle birlikte sürecin federal düzeyde ele alınacağı bildirildi.

    Uzmanlardan saklama uyarısı

    Uzmanlar, benzoil peroksit içeren akne ürünlerinin yüksek sıcaklıklarda bırakılmaması gerektiğini vurguluyor. Özellikle banyo gibi sıcak ve nemli ortamlarda saklanan ürünlerde kimyasal stabilitenin etkilenebileceği belirtiliyor.

    Kozmetik güvenliği tartışması

    Dava, kozmetik ürünlerde kimyasal stabilite ve tüketici güvenliği konusunu yeniden gündeme taşırken, sürecin sektörde daha geniş düzenleme tartışmalarına yol açabileceği ifade ediliyor.