Kategori: Tüm Haberler

  • 2026-YKS ek yerleştirme tercihleri yarın başlayacak

    2026-YKS ek yerleştirme tercihleri yarın başlayacak

    ÖSYM’nin internet sitesindeki duyuruya göre, 2026-YKS sonuçlarına göre 2026-2027 eğitim öğretim yılı için yükseköğretim programlarına ek yerleştirme işlemleri, ÖSYM tarafından yapılacak.

    Yarın saat 16.00’da başlayacak 2026-YKS ek yerleştirme tercih işlemleri, 21 Eylül saat 23.59’da sona erecek.

    Adaylar, tercihlerini, T.C. kimlik numaraları ve aday şifreleriyle ÖSYM’nin “https://ais.osym.gov.tr” adresinden veya ÖSYM Aday İşlemleri Mobil Uygulaması’ndan bireysel olarak yapacak.

    Ek yerleştirmeye başvuracak adayların, ön bilgi vermek amacıyla yayımlanan 2026-YKS Yükseköğretim Programları Ek Yerleştirme Kılavuzu’nu dikkatle incelemeleri, tercihlerini kılavuz bilgileri doğrultusunda yapmaları gerekiyor.

  • Süper Lig’de derbi tarihleri belli oldu

    Süper Lig’de derbi tarihleri belli oldu

    Türkiye Futbol Federasyonu, ligde 7 ile 16. haftanın müsabaka programını açıkladı. Buna göre 8. haftadaki Trabzonspor-Beşiktaş, 9. haftadaki Galatasaray-Fenerbahçe, 13. haftadaki Beşiktaş-Galatasaray, 15. haftadaki Fenerbahçe-Trabzonspor müsabakalarının gün ve saatleri de belli oldu.

    Ligin ilk yarısındaki derbi maçların programı şöyle:

    – 8. hafta

    19 Ekim Pazartesi:

    20.00 Trabzonspor-Beşiktaş (Papara Park)

    – 9. hafta

    26 Ekim Pazartesi:

    21.30 Galatasaray-Fenerbahçe (RAMS Park)

    – 13. hafta

    30 Kasım Pazartesi:

    21.00 Beşiktaş-Galatasaray (Tüpraş)

    – 15. hafta

    13 Aralık Pazar:

    19.00 Fenerbahçe-Trabzonspor (Chobani)>>>AA

  • O barajlarda doluluk oranı geçen yıla göre yüzde 108 arttı!

    O barajlarda doluluk oranı geçen yıla göre yüzde 108 arttı!

    Ankara’ya su sağlayan barajlarda doluluk oranı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 108,47 artarak yüzde 40,13’e yükseldi.

    Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) verilerine göre, toplam 1 milyar 454 milyon 666 bin metreküp kapasiteye sahip barajlarda 10 Eylül 2025’te 279 milyon 967 bin metreküp olan su miktarı, bu yılın aynı tarihinde 583 milyon 728 bin metreküpe çıktı.

    Buna göre geçen yıl yüzde 19,25 olan toplam doluluk oranı, bu yıl yüzde 40,13 olarak ölçüldü.

    Aktif kullanılabilir su miktarı da 10 Eylül 2025’teki 91 milyon 10 bin metreküpten bu yıl 432 milyon 21 bin metreküpe yükseldi. Böylece aktif kullanılabilir su oranı yüzde 6,98’den yüzde 33,16’ya çıktı.

    Başkentte günlük su tüketimi de arttı. Geçen yıl kente günlük 1 milyon 583 bin 729 metreküp su verilirken, bu yıl aynı tarihte bu miktar 1 milyon 653 bin 985 metreküp oldu.

    Barajlara gelen su miktarı yüzde 381,9 arttı

    Geçen yıl ocak-eylül döneminde barajlara gelen su miktarı 155 milyon 654 bin 965 metreküp olarak kaydedildi. Bu yılın aynı döneminde ise barajlara 750 milyon 57 bin 902 metreküp su geldi.

    Böylece barajlara gelen su miktarında yüzde 381,9 artış gerçekleşti.

    Kesikköprü Barajı yüzde 100 doldu

    Ankara’daki barajlar arasında Kesikköprü Barajı yüzde 100 doluluk oranıyla ilk sırada yer aldı. Kesikköprü’yü yüzde 65,57 ile Eğrekkaya, yüzde 53,76 ile Çubuk 2 ve yüzde 52,21 ile Akyar Barajı takip etti.

    Diğer barajlardaki doluluk oranları ise şöyle:

    • Akyar: yüzde 52,21
    • Çamlıdere: yüzde 36,34
    • Çubuk 2: yüzde 53,76
    • Eğrekkaya: yüzde 65,57
    • Kargalı: yüzde 29,70
    • Kavşakkaya: yüzde 49,72
    • Kesikköprü: yüzde 100
    • Kurtboğazı: yüzde 40,82
    • Peçenek: yüzde 27,26
    • Türkşerefli: yüzde 10,14
  • Kur’an kursları 14 Eylül Pazartesi günü başlıyor

    Kur’an kursları 14 Eylül Pazartesi günü başlıyor

    Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğünün internet sayfasında yer alan bilgiye göre, başta 4-6 yaş Kur’an kursları olmak üzere genç, yetişkin ve engelli gruplarına yönelik kurslar ülke genelinde hizmet vermeye başlayacak.

    Kur’an kursları kapsamında yüz yüze ve çevrim içi eğitim verme imkanları sunulacak.

    Kur’an kursları açılış programı Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş’un katılımıyla 18 Eylül’de Erzurum’da gerçekleştirilecek.

  • Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal kabulde yer aldı

    Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal kabulde yer aldı

    AK Parti Kongre Merkezindeki kabul, basına kapalı gerçekleşti.

    Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal kabulde yer aldı

    Kabulde, AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Teşkilat Başkanı Ahmet Büyükgümüş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Yerel Yönetimler Başkanı Mustafa Demir, AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Tuğba Işık Ercan, Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in de aralarında bulunduğu 18 il ve ilçe belediye başkanı da hazır bulundu.>>>AA

  • Girne açıklarında yolcu gemisi battı: 6 ölü, 172 kişi kurtarıldı

    Girne açıklarında yolcu gemisi battı: 6 ölü, 172 kişi kurtarıldı

    Saat 12.30 sıralarında Girne Limanı’ndan Mersin’in Taşucu Limanı’na hareket eden özel firmaya ait yolcu gemisi, limandan ayrıldıktan hemen sonra henüz bilinmeyen nedenle su almaya başladı.

    Feribotun su almasının ardından kaptanın yardım çağrıları üzerine sahil güvenlik ve liman yönetimince bölgeye kurtarma ekipleri sevk edildi.

    KKTC Başbakanı Ünal Üstel, AA muhabirine, Girne açıklarında alabora olan geminin son durumuna ilişkin açıklamada bulundu.

    Üstel, alabora olan ve 267 kişiyi taşıyan gemiden 172 kişinin kurtarıldığını, 6 kişinin hayatını kaybettiğini, arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.

    Ünal Üstel, “Sahil güvenlik başta olmak üzere halkımız da olay yerine akın etmiştir. Teknesi olan yardıma koştu. Sağlık ekiplerimiz hazır, her türlü hazırlığımızı yaptık.” ifadesini kullandı.

    KKTC Başbakanı Üstel, olayı yakından takip ettiklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:

    “259 yolcu ve 8 mürettebat vardı. Gemi, dün Türkiye’ye gidecekti ama hava şartları dolayısıyla bugün gitti. Ancak denizde birinci dalga vurdu, kaptan kurtarmaya çalışırken ikinci dalgada gemi su almaya başladı.”

    KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı

    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, feribotun su aldığını belirterek, kurtarma çalışmalarına devam ettiklerini söyledi.

    Feribotta 259’u yolcu ve 8’i mürettebat olmak üzere 267 kişinin bulunduğu bilgisini veren Arıklı, geminin neden su aldığına ilişkin henüz bir bulguya ulaşılamadığını dile getirdi.

    Yolcular KKTC’deki hastanelere kaldırıldı

    Bakan Arıklı, AA muhabirine, Girne açıklarında alabora olan yolcu gemisinden kurtarılanların son durumuna ilişkin açıklamada bulundu.

    Alabora olan gemiden kurtarılan yaralıların sahil güvenlik ve kurtarma ekiplerince Girne Limanı’na getirildiğini belirten Arıklı, yaralıların durumlarına göre KKTC’deki çeşitli hastanelere kaldırılacağını söyledi.

    Erhan Arıklı, kurtarma çalışmalarının büyük bir ekiple yürütüldüğünü vurgulayarak, geminin alabora olmasına sebep olan faktörleri araştırdıklarını kaydetti.

    ​​​​​​​Görgü tanıkları, geminin su almasının ardından yolculardan bazılarının denize atladıklarını belirtti.

    Bölgedeki balıkçı teknelerinin de kurtarma çalışmalarına katıldıkları bildirildi.

    KKTC Sağlık Bakanlığından açıklama

    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Sağlık Bakanlığı, Girne açıklarında alabora olan gemideki yolculara müdahale için hem limanda hem de hastanelerde her türlü tedbirin alındığını bildirdi.

    Türk Ajansı Kıbrıs’ın (TAK) haberine göre, KKTC Sağlık Bakanlığı, Girne’de alabora olan gemiye ilişkin açıklamada bulundu.

    Açıklamada, yolcu gemisinin alabora olmasının ardından ilk müdahale ve sağlık hizmetlerinin en hızlı ve etkin şekilde gerçekleştirilebilmesi için gerekli tüm hazırlıkların yapıldığı kaydedildi.

    Hem limanda hem de devlet ve özel hastanelerde her türlü tedbirin alındığı vurgulanan açıklamada, “Olası ihtiyaçlara hızlı şekilde müdahale edilebilmesi amacıyla maksimum düzeyde insan kaynağı harekete geçirilmiş; limanda ve hastanelerde görev yapacak sağlık ekipleri için tüm hazırlıklar tamamlanmıştır.” ifadesine yer verildi.

    Girne açıklarında yolcu gemisi battı: 6 ölü, 172 kişi kurtarıldı

    KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığından açıklama

    KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı bilgilendirme notunda, Girne/Taşucu seferini yapan yolcu gemisinin Girne Limanı’na 8 kilometre mesafede yan yattığı belirtildi.

    Bilgilendirmede, alınan ihbar üzerine Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Sivil Savunma Teşkilatı Başkanlığı ve Polis Genel Müdürlüğünün tüm imkanları, yüzer ve hava unsurları ile olaya müdahale ettiği bildirildi.

    Ayrıca bölgedeki Türk Deniz Kuvvetleri gemilerinin, Sahil Güvenlik Komutanlığına ait unsurlar ile arama kurtarma faaliyetlerine devam ettiği aktarıldı.

    Bu arada, KKTC’de alabora olan yolcu gemisiyle ilgili Kriz Masası oluşturuldu.

    Girne açıklarında yolcu gemisi battı: 6 ölü, 172 kişi kurtarıldı

    Türkiye’den arama kurtarma çalışmalarına destek

    Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Girne Limanı’ndan ayrılan yolcu gemisinin yan yattığını ve su aldığını belirtti.

    “Türkiye’den de Sahil Güvenlik Komutanlığının 2 helikopteri, 2 botu ve 1 dalış timi ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığının bölgeye yakın konumdaki 2 gemisi arama kurtarma çalışmalarına dahil oldu” diyen Başçeri, olayda can kayıplarının olduğunu kaydetti.

    Başçeri, denizden yapılan kurtarma çalışmalarında çok sayıda yolcunun kurtarıldığını aktardı.

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Her türlü desteği sağlıyoruz

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada, herkesi derinden üzen bir haber aldıklarını, Girne açıklarında katamaran tipi bir yolcu gemisinin su alarak battığını belirtti.

    KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti Sahil Güvenlik unsurları ile ilgili kurumlarca başlatılan arama kurtarma çalışmalarının aralıksız sürdürüldüğünü aktaran Yılmaz, şunları kaydetti:

    “Şu an itibarıyla temel önceliğimiz, yolcuların ve mürettebatın kurtarılmasıdır. Yaşanan müessif hadiseyi yakından takip ediyor, arama kurtarma çalışmalarına her türlü desteği sağlıyoruz. Gemide bulunan yolcularımıza, mürettebata ve milletimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.”

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

    “Girne açıklarında alabora olan feribottaki yolcuların hiç kimse zarar görmeden kurtarılmasını diliyoruz. Tüm imkanlar seferber edilmiş durumda. Kurtarma çalışmaları en güçlü şekilde devam ediyor. Dualarımız onlarla.”>>>AA

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Türk Silahlı Kuvvetleri Günü mesajı

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Türk Silahlı Kuvvetleri Günü mesajı

    Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şu ifadeleri kullandı:

    “2 bin 235 yıllık şanlı mazisiyle ülkemizin gururu, milletimizin göz bebeği olan Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm kahraman mensuplarının 30 Ağustos Türk Silahlı Kuvvetleri Günü’nü tebrik ediyorum. Kahraman Mehmetçiklerimize Allah’tan muvaffakiyetler diliyor, selamlarımı iletiyorum.”>>>AA

  • Envantere girecek ilk HÜRJET, gökyüzüyle buluştu

    Envantere girecek ilk HÜRJET, gökyüzüyle buluştu

    Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) tarafından milli imkanlarla geliştirilen HÜRJET’in Hava Kuvvetleri Komutanlığına teslim edilecek ilk uçağı, Büyük Zafer’in 104. yıl dönümünde ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi.

    Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, uçuşa ilişkin sosyal medya paylaşımında, şu ifadelere yer verdi:

    “HÜRJET’imizi Büyük Zafer’in 104. yıl dönümünde Gök Vatan’la buluşturduk. Hava Kuvvetleri Komutanlığımıza teslim edilecek ilk HÜRJET, yer ve taksi testlerinin ardından ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. İstiklalimizi zafere taşıyan irade, bugün milli havacılığımızı kanatlandırmaya devam ediyor. Bu gururda emeği geçen Hava Kuvvetleri Komutanlığımıza, TUSAŞ ekibimize, mühendislerimize, teknisyenlerimize ve tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum.

    Envantere girecek ilk HÜRJET, gökyüzüyle buluştu

    Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, istiklalimiz uğruna mücadele eden tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla yâd ediyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.”

    Adım adım envantere ilerliyor

    2017 yılında başlayan HÜRJET programı, 25 Nisan 2023’te gerçekleştirilen ilk uçuşla birlikte kritik bir eşiği geride bıraktı. Üretilen iki prototiple sürdürülen uçuş test faaliyetleri kapsamında HÜRJET, ses üstü hızlara ulaşarak süpersonik uçuş kabiliyetini kanıtladı ve gerek yurt içinde gerek uluslararası platformlarda büyük ilgi gördü.

    Envantere girecek ilk HÜRJET, gökyüzüyle buluştu

    Elde edilen bu başarıların ardından seri üretim sürecine yönelik çalışmalar hız kazandı. Sözleşme kapsamında Hava Kuvvetleri Komutanlığına teslim edilecek ilk HÜRJET’in son montaj hattı faaliyetlerinin tamamlanması sonrasında yer ve taksi testleri başarıyla icra edildi. Tüm hazırlıkların tamamlanmasıyla uçuş kararı alındı ve ilk prototipin de eşlik ettiği uçuşta HÜRJET, 18 dakika havada kalarak ilk uçuşunu güvenli şekilde tamamladı.

    Envantere girecek ilk HÜRJET, gökyüzüyle buluştu

    Uçuş ve geliştirme testlerinde kullanılan prototiplere ek olarak, program kapsamında HÜRJET’in üretim ve test faaliyetleri planlandığı şekilde devam ediyor.

    HÜRJET, Türk mühendisliğinin, teknisyenlik birikiminin ve savunma sanayisindeki yetkinliğin somut bir göstergesi olarak modern tasarımı ve yüksek performansıyla öne çıkmaya devam ediyor. Program kapsamındaki üretim faaliyetleri, Türkiye’nin havacılıkta bağımsızlık, süreklilik ve küresel rekabet hedeflerine önemli katkı sunuyor.

    Program kapsamında iki prototip uçakla test ve doğrulama faaliyetleri devam ederken, teslimat konfigürasyonundaki HÜRJET’ler için üretim ve montaj çalışmaları eş zamanlı olarak sürüyor.>>>AA

  • Direksiyonda kadın cesareti: Erkeklere meydan okuyor

    Direksiyonda kadın cesareti: Erkeklere meydan okuyor

    Araba kullanma sevgisi sebebiyle şoförlük mesleğini seçtiğini belirten Elif Kaya, (27) iki yıldır servis aracı, son iki buçuk aydır da taksi kullanıyor. Mesleğin getirdiği zorlukların üstesinden geldiğini dile getiren Kaya, yolculardan ve çevresinden olumlu tepkiler aldığını söyledi. Kadınların trafikte erkeklerden daha anlayışlı olduğunu ve bu sebeple daha iyi araç kullandıklarını ifade eden Kaya, erkeklerin yoğunlukta olduğu mesleğini severek yapmasıyla hayallerini gerçekleştirmekten çekinen hemcinslerine örnek oluyor.

    Direksiyonda kadın cesareti: Erkeklere meydan okuyor

    “Biz kadınlar olarak bence erkeklerden daha anlayışlıyız”

    Kadınların trafikte daha hoşgörülü olduğunu vurgulayan ve çevresinin kendisiyle gurur duyduğunu belirten Elif Kaya, “Servisçilik yapıyordum oradan arkadaşlarım sayesinde başladım. Araba kullanmayı sevdiğim için bu mesleği yapıyorum. Taksiciliği iki buçuk aydır yapıyorum ama şoförlük mesleğini 2 senedir yapıyorum. Kısmen zorlandığım oluyor ama öyle çok değil. Herkes anlayışlı. Aile taşıdığım oluyor, gayet güzel. ‘Aaa kadın şoförümüz varmış’ diyorlar, güzel tepkiler alıyorum. Biz kadınlar olarak bence erkeklerden daha anlayışlıyız. Trafikte gülümseyebiliyoruz. Kötü kelimeler kullanmıyoruz. Bence kadınlar trafikte daha güzel araba kullanıyor. Yeni başlayan insanlara anlayış gösterilebilir, bu erkekte olabilir kadında olabilir ama diğer türlü, erkeklerden daha iyi olanlarda var. Bunu da kanıtladığımı düşünüyorum ve kanıtlayan kadınlarda var. Herkes gurur duyuyor. Sonuç olarak bir çok kişinin yapmadığı şeyi yapıyorum ve iyi ilerliyorum. İyi tepkiler alıyorum ailemden ve arkadaşlarımdan” dedi.

    Direksiyonda kadın cesareti: Erkeklere meydan okuyor

    “Kendilerine güvenip başlamaları gerekiyor”

    Kadınların yapmak istedikleri şeyler için kendilerine güvenip bir yerden başlamaları gerektiğini söyleyen Kaya, “Bence bir yerden başlamaları gerekiyor. Başlasınlar. Servis olur başka bir şey olur, kendilerine güvenip başlamaları gerekiyor” diye konuştu. >>>İHA

    Direksiyonda kadın cesareti: Erkeklere meydan okuyor

  • KAĞNI

    KAĞNI

    Şimdiki gençler bilmez kağnıyı.

    Kurtuluş Savaşının önemli unsurudur kağnı.

    iki veya dört tekerlekli, dingili tekerlekle birlikte dönen öküz arabasıdır.

    Öyle ki

    Nazım Hikmet şiirinde diyor ki

    kadınlar,

    bizim kadınlarımız

    şimdi ayın altında

    kağnıların ve hartuçların peşinde

    harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi

    aynı yürek ferahlığı,

    aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.

    Ve onbeşlik şarapnelin çeliğinde

    ince boyunlu çocuklar uyuyordu.

    Ve ayın altında kağnılar

    yürüyordu

    Akşehir üzerinden Afyon`a doğru…

    Diyerek tarihe not düşünüyordu.

    104 yıl öncesine bakalım

    Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası Sakarya Meydan Savaşı sonrası (13 Eylül 1921) Meclis’te “artık taarruza geçelim” fikri oluştu.

    Mustafa Kemal Paşa 20 Temmuz 1922’de TBMM’den dördüncü kez Başkomutanlık yetkisini aldı.

    Gizlice hazırlıklar Haziran’da başladı.

    Emperyalist güçler bizim gücümüzü hafife alıyor ve küçümsüyordu.

    28 Temmuz’da Akşehir’de düzenlenen bir futbol maçı, aslında Mustafa Kemal’in ordu ve kolordu komutanlarını toplayıp taarruz planını son kez gözden geçirdiği gizli toplantının kılıfıydı.

    Mustafa Kemal ve silah arkadaşları gizlice Kocatepe’ye geçti.

    26 Ağustos sabahı saat 05.30’da top ateşiyle başlayan Türk taarruzu başladı

    Türk süvari ve piyade birlikleri şafakla birlikte Afyon’un güneyinden Yunan hatlarını yardı, Kocatepe’den idare edilen taarruz hedefe vardı.

    30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin kesin sonucu alındığında Yunan kuvvetlerinin önemli bölümü kuşatılarak, imha ya da esir edildi.

    31 Ağustos Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa Zafertepe-Çalköy’de bir araya geldi. Muharebe haritasını serecek masa yoktu haritayı kağnı üzerine serdiler.

    Yunan ordusuna toparlanma ve yeni bir savunma hattı kurma fırsatı vermeden İzmir’e ilerleme konusunda burada karar birliğine vardılar.

    Ve ‘Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir İLERİ’ emri geldi.

    9 Eylül’de İzmir işgal altından kurtuldu.

    Burada bir hatırlatma yapalım

    Yunan Başkomutanı General Trikupis’i Afyonlu Ahmet Çavuş yakalayıp esir aldı.

    Türk ordusu 9 Eylül’de İzmir’e ulaştı, 11 Ekim’de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması sahadaki başarıyı diplomasi masasına taşıdı.

    Zaferin resmî bir bayrama dönüşmesi ise 1924’te Dumlupınar’da, Mustafa Kemal’in de katıldığı büyük bir anma töreni düzenlenmesiyle başladı.

    26 Ağustos 1071’de Türk milletinin gitmemek üzere Anadolu’ya gelmesinden 851 yıl sonra aynı irade 30 Ağustos 1922’de bir kez daha tescilleniyordu.

    Doğrusunu isterseniz büyük Zafer ile bu milletin beka meselesi sadece masa başında değil, bir kağnının üzerine serilen haritanın savaş meydanında tatbik edilmesiyle çözüldü.

    Başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile emperyalist güçlere karşı canıyla, kanıyla savaşan ecdadımıza Allah tan rahmet diliyorum. Büyük Zaferimiz kutlu olsun.

    Mutlu ve aydınlık yarınlara…

  • Telefonu açınca çok duygulandılar

    Telefonu açınca çok duygulandılar

    Düzce Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın anlam ve önemine dikkat çekmek amacıyla duygu dolu bir sosyal deneye imza attı. Görevliler, Düzce Millet Bahçesi’ne bir telefon yerleştirildi. Aniden çalan telefonu merak ederek açan vatandaşlar, kendilerine yöneltilen anlamlı bir mesajla karşılaştı.

    Telefonu açınca çok duygulandılar

    Telefonda vatandaşlara, “Sevgili Düzceli kardeşim, bu telefonu açtığın için teşekkür ederim. Şu an bu sokakta özgürce yürüyebiliyorsan, sevdiklerine özgürce sarılabiliyorsan, birileri bunun bedelini çok önce ödedi. Evine dönemeyeceğini bile bile yürüyenler vardı. Hiç tanımadıkları bizler için mücadele ettiler ve kazandılar. Şimdi onları ve şanlı zaferlerini hatırla. Bu bayrak, bu vatan ve bu millet için kanını döken tüm kahramanlarımıza senin de bir mesajın var mı?” sorusu yöneltildi.

    Telefonu açınca çok duygulandılar

    Kimi şaşırdı, kimi duygulandı

    Telefonu açtıklarında beklemedikleri bir mesajla karşılaşan vatandaşlar önce şaşkınlık yaşarken, mesajın içeriğini dinledikçe duygu dolu anlar yaşadı. Telefonda duygu ve düşüncelerini paylaşan vatandaşlar, “Kahramanlarımızı saygı ve sevgiyle anıyoruz. Bu vatan, bu millet, bu bayrak hala ayaktaysa sizin sayenizde. Bizler de bu vatan için kanımızı dökmeye her zaman için hazırız. Yer yüzünde biz var olduğumuz sürece her zaman onları anacağız. Gurbetçi olarak çok duygulandım, Allah hepsinden razı olsun. Bu cadde üzerinde yürüyoruz ama bu özgürlüğün sebebi ne? Bu tür etkinliklerle çocuklarımızın da hafızalarına kazınmış olur.” İfadelerini kullandı. >>>İHA  

    Telefonu açınca çok duygulandılar

    Telefonu açınca çok duygulandılar

    Telefonu açınca çok duygulandılar

  • Şehit ailesinden ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine tam destek

    Şehit ailesinden ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine tam destek

    ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine yurdun her kesiminden destekler devam ediyor. Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kaplan operasyonunda askeri aracın devrilmesi sonucu Piyade Yarbay Rasim Sayan ile Uzman Çavuş Mehmet Sinan Kılıç (27), 2020 yılının Kasım ayında şehit olmuştu. Mahmut ve Fehime Kılıç’ın 6 çocuğundan biri olan Mehmet Sinan bekardı. Şehidin Karaköprü ilçesinde yaşayan ailesi, gözyaşları arasında, “Analar ağlamasın, bizim ciğerimiz yandı, başkasının ciğeri yanmasın” diyerek ‘Terörsüz Türkiye’ sürecini sonuna kadar desteklediklerini belirtti.

    “Elhamdülillah bayrağımız göklerde dalgalanıyor”

    Şehit Mehmet Sinan Kılıç’ın babası Mahmut Kılıç, “Oğlum 2020 yılında Şırnak’ta şehit oldu. Allah-ü Teala tüm şehitlere rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun. Peygamber Efendimize komşu olsun. Hem acımız hem de gururumuz vardır. Acımız yaşadığımız kaybımızdır, gururumuz ise vatanımızın dimdik ayakta olmasındandır. Elhamdülillah bayrağımız göklerde dalgalanıyor. Bizler şu an memleketimizde gururla dolaşıyoruz. Ben Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye bu süreci yönettikleri için şükranlarımı sunuyorum, sağ olsunlar. Barış daima iyidir. Biz barışı destekliyoruz. Her mesele Kürt’lük ise ben de Kürdüm. Mesele Kürt meselesi değildir. Ben buradan isterseniz Kürtçe de çağrıda bulunabilirim. Onlar gelsinler konuşalım. Onların hakları ne varsa bizim de aynı şekilde haklarımız var. Kürtler her şey olabiliyor. Şu an mecliste kaç tane Kürt milletvekili var? Milletvekili oluyorsun, memur oluyorsun, doktor oluyorsun, hakim oluyorsun, savcı oluyorsun, devletin her kademesinde görev alabiliyorsun. Daha hakları ne olsun. Biz barışı seviyoruz ve destekliyoruz. Barış olsun, niye olmasın. Bizim ciğerimiz yandı, başkasının ciğeri yanmasın. Bu süreç başladığı günden itibaren şehit haberi gelmiyor, daha bundan iyisi var mı? Analar ağlamamış, analar ağlamasın” dedi.

    Şehit annesi Fehime Kılıç da, “Ben şehit annesiyim ve barış istiyorum. Bu ‘Terörsüz Türkiye’ sürecini destekliyorum” diye konuştu. >>>İHA  

  • Manifest’e şok! O isim tutuklandı

    Manifest’e şok! O isim tutuklandı

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan kamuoyunda “Manifest” olarak bilinen grubun kurucusu ve menajeri Akış’ın emniyetteki işlemleri tamamlandı. Akış, sağlık kontrolünün ardından İstanbul Adliyesi’ne getirildi. Savcılıkta ifade veren Akış, “müstehcen yayınların yayımlanmasına aracılık etmek” suçundan tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Hakimlik, Akış’ın tutuklanmasına karar verdi.

    Manifest’e şok! O isim tutuklandı

    Sevk yazısı

    Savcılığın sevk yazısında, şüpheli Tolga Akış’ın “Manifest” isimli grubun kurucusu ve yapımcısı olduğu, çeşitli zamanlarda birçok konser organize ettiği ifade edildi.

    Yazıda, “Müstehcenlik kavramının ceza hukuku bağlamında salt çıplaklık, bedenin görünürlüğü yahut kişiden kişiye değişen subjektif bir ahlak anlayışı üzerinden değerlendirilebilecek bir kavram olmadığı, müstehcenliğin içeriğin bütünlüğü ve ele alınış biçimiyle beraber hedeflendiği veya fiilen ulaştığı kitle ile birlikte değerlendirildiğinde özellikle çocukların ruhsal, ahlaki ve sosyal gelişimleri üzerindeki etkisiyle birlikte belirlenmesi gerekir.” ifadeleri kullanıldı.

    Türk Ceza Kanununun 226/2 maddesinde, müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yoluyla yayınlayan yahut bunların yayımlanmasına aracılık eden kişinin cezalandırılmasının öngörüldüğü ifade edilen yazıda, kanun koyucunun yalnızca müstehcen içeriğin meydana getirilmesini değil topluma ulaştırılmasını ve yaygınlaştırılmasını da bağımsız bir cezai sorumluluk olarak düzenlediğine dikkat çekildi.

    Yazıda, korunan hukuki değerin yalnızca bireysel rahatsızlık veya kişisel beğeni olmadığını, özellikle çocuklar gibi kendilerini koruma ve gördüklerini anlamlandırma yetileri henüz gelişme aşamasında bulunan kişilerin korunmasını da amaçladığı kaydedildi.

    Müstehcen görüntülerin yayınlandığı söz konusu paylaşımların çok kişi tarafından görüntülenerek geniş kitlelere ulaştığı belirtilen yazıda, şunlar kaydedildi:

    “Bu paylaşımlar ile toplumun bireylerini lezbiyen, gay, biseksüel, travesti veya transseksüelliği de özendirici ve teşvik edici davranışlara yönlendirebileceği, söz konusu paylaşımların toplumun ahlaki değerlerine ve Anayasa’nın 41. maddesine uygun olmadığı, dolayısıyla edep ve haya bakımından yine benzer şekildeki faaliyetlere/eylemlere ilişkin toplumun ortak ahlaki değerleri ile Anayasa’nın 41. maddesinde güvence altına alınan ‘Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları’ bakımından değerlendirilmesi gerektiği belirlenmiştir.”

    Sevk yazısında, “Anayasa hükümleri, devletin de çocukların her türlü istismara ve şiddete karşı korunmasında tedbirler almasını devlete bir pozitif yükümlülük olarak yüklediği, bu kapsamda çocukların ve gençlerin herhangi bir filtreleme mekanizması dahi bulunmaksızın söz konusu grubun eylemlerine ve faaliyetlerine doğrudan ulaşabilmesi, söz konusu Manifest grubunun yapımcısı olan şüphelinin, bu grubun eylem ve hareketlerinin sorumlusu olarak geniş kitlelere ulaşacak şekilde basın/yayın gibi yayın araçlarını kullanarak kamuya sunduğu ve meşrulaştırdığı tespit edilmiştir.” ifadelerine yer verildi.

    Akış’ın üzerine atılı “müstehcen yayınların yayımlanmasına aracılık etmek” suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu belirtilen yazıda, suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve yasada yazılı cezanın üst haddi dikkate alınarak tutuklanmasına karar verilmesi talep edildi.

    Kamuoyunda “Manifest” olarak bilinen grubun kurucusu ve menajeri Tolga Akış, “müstehcenlik”, “uyuşturucu madde kullanma” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçlarından hakkında başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştı. >>>AA

  • Müzede film gibi soygun! Milyonlarca avroluk elmas kolye çalındı

    Müzede film gibi soygun! Milyonlarca avroluk elmas kolye çalındı

    Avusturya kamu yayın kuruluşu ORF’nin haberine göre, dün öğleden sonra ziyaretçi gibi müzeye giren 2 kişi, sergilendiği vitrini çekiçle kırarak kolyeyi alıp kaçtı. Polis, şüphelilerin yakalanması için geniş çaplı çalışma başlatırken, müzedeki ve çevredeki cadde ile metro istasyonlarındaki güvenlik kameralarının görüntüleri incelemeye alındı. Olay sırasında sergi salonunda bulunan görgü tanıklarının da ifadelerine başvuruldu. Polis, şüphelilerin hangi eseri çalacaklarını önceden bildiklerini değerlendirirken, devam eden soruşturma nedeniyle hırsızlığın sipariş üzerine yapılıp yapılmadığına ilişkin bilgi vermedi.
    ŞÜPHELİLER ARANIYOR
    Polis, güvenlik kameralarından şüphelilere ait görüntülerin elde edildiğini ve 2 kişinin kimliğinin belirlenmesi için çalışmaların sürdüğünü ifade etti. Olayın ardından geçici olarak kapatılan sergi ise polisle yapılan güvenlik değerlendirmesinin ardından yeniden ziyarete açıldı. MAK’tan yapılan açıklamada, serginin güvenli şekilde faaliyet göstermesi için gerekli koşulların sağlandığı ifade edildi.
    KOLYE 2016’DA 4,3 MİLYON DOLARA SATILMIŞTI
    Polis, çalınan eserin Mısır Kraliçesi Nazlı’ya ait dünyaca ünlü elmas kolye olduğunu doğruladı ancak kolyenin günümüzdeki değerine ilişkin bilgi vermedi. Müzayede evi Sotheby’s’in verilerine göre, kolye 10 yıl önce New York’ta düzenlenen açık artırmada 4,3 milyon dolara satılmıştı. Paris merkezli lüks mücevher şirketi tarafından 1939’da hazırlanan kolyede 600’den fazla elmas bulunuyor. Yaklaşık 500 eserin bulunduğu sergide, Paris merkezli lüks mücevher şirketinin 120 yıllık 300’den fazla eseri ile MAK koleksiyonundan 200’ü aşkın parça yer alıyor. >>>AA

  • BİK ve KTO Karatay’dan basın çalışanlarına lisansüstü eğitim desteği

    BİK ve KTO Karatay’dan basın çalışanlarına lisansüstü eğitim desteği

    Basın İlan Kurumu ile KTO Karatay Üniversitesi, basın sektöründe çalışanların akademik ve mesleki gelişimlerine katkı sunmak amacıyla iş birliğine gitti.

    İmzalanan protokolle Basın İlan Kurumu personeli ile resmî ilan ve reklam yayımlama hakkı bulunan gazete ve internet haber sitelerinde çalışanlar, KTO Karatay Üniversitesi lisansüstü programlarına kayıt hakkı elde etmeleri halinde programlardan yüzde 30 indirimle faydalanabilecek. Uygulama, çalışanların eşleri ve birinci derece yakınlarını da kapsayacak.

    İş birliğinden yararlanmak isteyenlerin, kayıt sırasında Basın İlan Kurumu personeli veya ilgili basın kuruluşunda çalıştığını gösteren kurum kimlik belgesi ya da referans yazısını KTO Karatay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürlüğüne ibraz etmesi gerekiyor. Birinci derece yakınların ise yakınlık durumunu gösteren vukuatlı nüfus kayıt belgesini sunmaları şartıyla indirimden yararlanması mümkün olacak.

    Protokolle, basın sektöründe çalışanların lisansüstü eğitim imkânlarına erişiminin kolaylaştırılması ve sektörün nitelikli insan kaynağının güçlendirilmesi hedefleniyor. >>>Haber Merkezi

  • Bakın, peynirleri nerede saklıyorlar?

    Bakın, peynirleri nerede saklıyorlar?

    “Yaylada üretilen peynirler kar obruklarına indiriliyor”

    Çimi Yaylası’nda nisan-mayıs aylarında başlayan hareketlilik, yaz boyunca devam ediyor. Keçi ve koyunlardan elde edilen sütler geleneksel yöntemlerle işlenerek yağ ve peynire dönüştürülüyor. Hazırlanan peynirler daha sonra doğal soğuk hava deposu olarak kullanılan kar obruklarına taşınıyor. Peynirler, temizlenip hazırlanmış hayvan derilerine, kovalar veya bidonlara konularak obruklarda yaklaşık 2 ila 3,5 ay arasında bekletiliyor. Çimi köyünde hayvancılıkla uğraşan Hatice Çelik, her yıl yaz aylarında Çimi Yaylası’na çıktıklarını belirterek, peynirleri doğal ortamda olgunlaştırdıklarını söyledi. Çelik, “Peynirleri iki-üç ay kar obruğunda bekletiyoruz. Burada obruğun doğal özelliğini alıyor, suyunu çekiyor ve tam kıvamına geliyor. Deride, kovada veya bidonda bekleyen peynirin kendine özgü ayrı bir lezzeti oluyor. Eylül ve ekim aylarının sonlarında yayladan inerken peynirleri obruklardan çıkarıyoruz. Hem kendimiz kullanıyoruz hem de isteyenlere veriyoruz” dedi.

    “Doğal buzdolabı görevi görüyor”

    Kar obruklarının, bölgede geçmişten günümüze yiyeceklerin muhafaza edilmesinde kullanıldığı belirtildi. Obrukların derinliklerinde sıcaklık yaz aylarında dahi oldukça düşük seviyelerde kalırken, peynirlerin uzun süre doğal ortamda saklanmasına imkân sağlıyor. Yörede hayvancılıkla uğraşan Ramazan Arıcı da peynirleri bölgedeki keçi ve koyun yetiştiricilerinden aldıklarını ifade etti. Arıcı, “Buradaki davarcılarımızdan, keçi ve koyun yetiştiren çobanlarımızdan alıyoruz. Bidonlara basıyoruz ve kar obruklarına koyuyoruz. Burada bir veya iki ay bekletiyoruz. Soğuk havada peynirler güzelleşiyor, lezzetleniyor. Başka koyacak yerimiz, buzdolabımız olmadığı için burayı kullanıyoruz. Burada sıcaklık eksi 15-20 derece civarında olabiliyor” diye konuştu.

    Bakın, peynirleri nerede saklıyorlar?

    “Ağustos ayında bile dağlarda kar bulunuyor”

    Çimi Yaylası’nda doğal soğuk hava deposu olarak kullanılan kar obruklarının özelliği, yaz aylarında dahi karın uzun süre muhafaza edilebilmesinden kaynaklanıyor. Arıcı, ağustos ayının ortasında olunmasına rağmen yüksek kesimlerde kar bulunduğunu belirterek, “Şu anda ağustos ayının ortasındayız ama dağlarımızda yaklaşık 10 metreye yakın kar var” dedi.

    “Hayvanlar doğal otlarla besleniyor”

    Yörüklerin ürettiği peynirin lezzetinde, hayvanların doğal ortamda beslenmesinin de önemli bir rol oynadığı ifade edildi. Nisan-mayıs aylarında yaylaya çıkan üreticiler, keçi ve koyunlarını dağlarda doğal otlarla besliyor. Suni yem kullanılmadan elde edilen süt, geleneksel yöntemlerle işlenerek tam yağlı peynire dönüştürülüyor. Üreticiler, doğal beslenmeyle elde edilen sütün yağ oranının ve lezzetinin daha yüksek olduğunu, bunun da peynire yansıdığını belirtiyor.

    Bakın, peynirleri nerede saklıyorlar?

    “Peynirler sonbaharda Manavgat pazarlarına indiriliyor”

    Kar obruklarında yaklaşık iki, üç veya üç buçuk ay bekletilen peynirler, eylül ve ekim aylarında yayladan çıkarılıyor. Doğal ortamda olgunlaşan peynirler daha sonra pazarlama amacıyla Manavgat’a götürülerek belirli pazarlarda satışa sunuluyor. Üreticiler, kar obruğunda bekletilen peynirin normal şartlarda saklanan peynirden farklı bir lezzete sahip olduğunu ifade ediyor. Doğal soğuk ortamın peynirin kıvamını ve aromasını değiştirdiğini belirten üreticiler, bu yöntemin bölgenin geleneksel peynir üretim kültürünün önemli bir parçası olduğunu söylüyor. Çimi Yaylası’nda Yörükler, modern soğutma sistemlerinin bulunmadığı dönemlerden kalan kar obruklarını günümüzde de kullanarak hem geleneksel üretim yöntemlerini sürdürüyor hem de Akseki’nin kendine özgü peynir kültürünü yaşatıyor. >>>İHA

  • Asker olamadı, arsasını Mehmetçik için bağışladı

    Asker olamadı, arsasını Mehmetçik için bağışladı

    Karasu İlçe Jandarma Komutanlığı binasında düzenlenen törenle bağışı kabul eden Jandarma Asayiş Vakfı Genel Müdürü Emekli Jandarma Tuğgeneral İbrahim Güven, duyarlı davranışından dolayı bağışçı Aynur Büyük’e teşekkür belgesi ve anı plaketi takdim etti. Kabul töreninde Karasu İlçe Jandarma Merkez Karakol Komutanı Teğmen Ceyhun Mert Kurt da hazır bulundu.

    “İÇİMDEN SANKİ AĞIR BİR YÜK KALKTI”

    Aynur Büyük yaptığı bağışın ardından mutluluğunu dile getirerek, “Ben her zaman düşünüyordum askerime bir şeyler vermeyi, yapmayı. Çocukluğumdan beri ben askerde olmak istedim ama kısmet olmadı. O kadar memnunum ki içimden sanki ağır bir yük kalktı. Mehmetçiğime feda olsun” dedi. >>>İHA

  • TİBET’TE DOĞAL BARAJ ÇÖKTÜ: NEPAL’E SEL UYARISI

    TİBET’TE DOĞAL BARAJ ÇÖKTÜ: NEPAL’E SEL UYARISI

    Yaklaşık 150 metre uzunluğunda ve 50 metre derinliğindeki doğal sette 1,5 ila 2 milyon metreküp su biriktiği belirtildi. Gevşek kaya, toprak ve tortudan oluşan set, günlerdir süren şiddetli yağışların oluşturduğu basınca dayanamayarak beklenenden önce çöktü.

    Helikopterlerle sürdürülen arama-kurtarma çalışmalarının da güvenlik nedeniyle durdurulduğu açıklandı. >>>Haber Merkezi

  • Bosna kasabı Ratko Mladiç, hapishanede öldü

    Bosna kasabı Ratko Mladiç, hapishanede öldü

    Birleşmiş Milletler’in (BM) Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından 2017’de Srebrenitsa soykırımından suçlu bulunarak ömür boyu hapis cezasına çarptırılan eski Sırp General Ratko Mladiç hayatını kaybetti. Sırp Cumhuriyeti Ordusu’nun (VRS) savaş dönemi Genelkurmay Başkanı olan Mladiç’in ölümüne ilişkin haber, ailesi tarafından Sırp basınına doğrulandı. Mladiç, 1995’te binlerce Boşnak Müslümanın sistematik bir şekilde katledildiği Srebrenitsa soykırımı ile 1992-95 yılları arasında işlenen diğer savaş suçları, Saraybosna’da sivillere yönelik saldırılar, terör faaliyetleri, cinayetler ve Srebrenitsa’daki sivillerin zorla yerlerinden edilmesi sırasında gerçekleştirilen insanlık dışı muameleler ve Boşnaklar ile Hırvatlara yönelik zulümlerden suçlu bulunmuştu.

    BM tarafından güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa, 1995 yılı temmuz ayında Sırp güçleri tarafından işgal edildikten sonra kameralar karşısında “Türklerden intikam almanın zamanı geldi” ifadelerini kullanan ve işlediği vahşetler nedeniyle dünya kamuoyunda “Bosna kasabı” olarak bilinen Mladiç, Srebrenitsa’da 8 binden fazla yetişkin ve çocuk yaştaki erkeğin katledilmesinden doğrudan sorumlu tutulmuştu.

    Yaklaşık 12 bin kişinin hayatını kaybettiği 44 ay süren Saraybosna kuşatmasının baş sorumlularından olan Mladiç, kuşatma sırasında şehrin “Velesici” ve “Pofalici” isimli semtlerin hedef alınmasına ilişkin, “Velesici ve Pofalici’yi vurun, orada fazla Sırp yaşamıyor” şeklindeki emri ile de hafızalara kazınmıştı. Mladiç’in bu emrine ilişkin kayıt, Lahey’deki uluslararası mahkemede yargılandığı davada aleyhinde kullanılan deliller arasında yer almıştı. Mladiç, savaş sırasında Saraybosna’da işlediği suçlarla övündüğü bir konuşmasında ise, “Saraybosna’nın yakınlarından her geçtiğimde oraya uğrayıp yol üzerinde birini öldürüyorum. Türklerin üstesinden geliyorum. Onları kim takar” demişti.

    Serbest bırakılmasına ilişkin talepler, Lahey tarafından reddedilmişti

    Uzun yıllardır hasta olan Mladiç için ailesi ile Sırbistan ve Bosna Hersek’teki Sırp yetkililer, savaş suçlusu eski generalin son günlerini geçirmesi ve tedavisi için Sırbistan’ın başkenti Belgrad’a nakledilmesi için yoğun çaba gösteriyordu. Son bir buçuk yıldır yatağa bağımlı olan Mladiç’in serbest bırakılmasına ilişkin talepler, Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizması tarafından reddedilmişti.

    Bosna’daki savaş sırasında Mladiç’in emriyle gerçekleştirilen dehşet verici suçlara dair tüm delillere ve eski Sırp askeri yetkililerin itiraflarına rağmen Sırbistan’da ve Bosna Hersek’teki Sırp Cumhuriyeti entitesinde halen birçok kişi tarafından kahraman olarak görülen Mladiç, savaşın ardından yaklaşık 15 yıl boyunca saklanarak cezai sorumluluktan kaçmıştı.

    Mladiç, 2011’de Sırbistan’ın Zrenjanin kenti yakınlarındaki Lazarevo köyünde yakalanmış ve ardından Lahey’deki uluslararası mahkemeye teslim edilmişti.

    1942 doğumlu Mladiç, 1992 yılı mayıs ayında Sırp Cumhuriyeti Ordusu Genelkurmay Başkanı olmuş, 1996’ya kadar da bu görevde kalmıştı.

    Mladiç, Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi tarafından 22 Kasım 2017’de soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları nedeniyle müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizması’nın Temyiz Dairesi ise 2021’de mahkumiyet kararını ve müebbet hapis cezasını kabul etmişti. >>>İHA

  • Sucukta etiket skandalı: Market mühürlendi

    Sucukta etiket skandalı: Market mühürlendi

    Olay, geçen pazar günü Sultangazi Zübeyde Hanım Mahallesi’nde meydana geldi. Kahvaltı için alışveriş yapan vatandaş, satın aldığı sucuğun görüntüsünden şüphelenerek ambalajı inceledi. Ürünün orijinal etiketinin üzerine farklı bir etiket yapıştırıldığını fark eden vatandaş, üstteki etiketi kaldırdığında alttaki etikette yer alan son kullanma tarihinin geçtiğini gördü. Ürünün son kullanma tarihinin yeni etiketle değiştirildiğini öne süren vatandaş, o anları cep telefonu kamerasıyla kaydederek sosyal medyada paylaştı. Görüntülerin ardından harekete geçen Sultangazi Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, söz konusu mağazada denetim gerçekleştirdi. Raflardaki ürünleri tek tek inceleyen ekipler, bazı ürünlerin son kullanma tarihlerinin geçtiğini belirledi. Yapılan incelemede, tarihi geçmiş ürünlerin etiketlerinin değiştirilerek yeniden satışa sunulduğunun tespit edilmesi üzerine mağaza ekipler tarafından mühürlendi. Denetim ve mühürleme işlemleri cep telefonu kamerasına yansıdı. >>>İHA

    Sucukta etiket skandalı: Market mühürlendi

  • Mavi gözlerin baktığı zirve: Kocatepe

    Mavi gözlerin baktığı zirve: Kocatepe

    Tarih, milletimizin yazdığı büyük destanın en önemli sayfasını 26 Ağustos 1922’de açtı.

    O gün, Anadolu’nun dört bir yanından yükselen inanç dolu sesler, vatanın her karış toprağına yazıldı. Yedi yaşındaki çocuktan yetmişlik dedeye kadar herkes, Kuva-i Milliye ruhuyla kenetlendi. Önderlik eden bir lider vardı; mutlak başarıya inanan, gözünü kırpmadan en zorlu mücadeleye atılan Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Onun komutası altında, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi başladı. Bu, sadece bir savaş değil; özgürlüğe atılan en büyük adımdı.

    ++++

    KOCATEPE’DE ŞAFAKLA GELEN KARAR

    Bugün, milletimizin kaderini değiştiren o büyük yürüyüşün 103. yılındayız. Takvim yaprakları 26 Ağustos 1922’yi gösterdiğinde, Türk ordusu sessiz ama kararlı adımlarla tarih yazmak üzere harekete geçmişti. Gece boyunca Ahır Dağları’nın eteklerinde ilerleyen Mehmetçik, Yunan kuvvetlerinin geceleri savunmasız bıraktığı Ballıkaya mevkiinden sızarak düşman hatlarının gerisine yöneldi. Bu sessiz ilerleyiş, aslında büyük bir fırtınanın habercisiydi. Günün ilk ışıklarıyla birlikte, Anadolu’nun kalbinde bir zirvede üç büyük isim belirdi: Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa… Kocatepe’nin doruğunda, elleri dürbünlerinde, gözleri ufukta… Komuta heyeti artık yerini almıştı. Büyük Taarruz’un ilk adımı atılmış, milletin kaderi yeniden yazılmaya başlanmıştı.

    ++++

    BÜYÜK TAARRUZ’UN BAŞINDA GAZİ VARDI

    26 Ağustos 1922 gecesi, Anadolu’nun kaderini belirleyecek destansı bir mücadele başladı. Afyon’un derin sessizliğini, Türk topçularının 04:30’da başlattığı taciz atışları bozdu. Saat 05:00’te düşmanın kritik noktalarına yoğun topçu ateşiyle vurulurken, 06:00 itibarıyla Türk piyadeleri ileri atıldı. Tınaztepe’ye ulaşan Mehmetçik, dikenli telleri aşarak süngü hücumuyla Yunan savunmasını kırdı ve tepeyi ele geçirdi. Bu taarruzun her anında, her kararıyla bir lider vardı: Gazi Mustafa Kemal Paşa. Savaş meydanlarının içinden gelen, cepheyi bilen, milleti tanıyan bir komutan… Büyük Taarruz’u bizzat yöneten Gazi Paşa’nın askeri zekâsı ve stratejik öngörüsü, taarruzun başarıyla ilerlemesinde belirleyici oldu. Saatler ilerledikçe Türk ordusu hız kesmedi. 09:00’da Belentepe özgürleştirildi, hemen ardından Kalecik-Sivrisi düşman işgalinden temizlendi. Gün sonunda 1. Ordu birlikleri, Büyük Kalecik’ten Çiğiltepe’ye kadar 15 kilometrelik bir hatta düşmanın birinci savunma hattını tamamen ele geçirmişti. Anadolu, toprağına vurulan zincirleri birer birer kırıyordu.

    ++++

    27 AĞUSTOS: AFYONKARAHİSAR’IN ŞANLI KURTULUŞU

    27 Ağustos 1922 sabahı, Anadolu toprakları yeni bir güne uyanırken Türk ordusu yeniden ileri atıldı. Tüm cephelerde başlatılan genel taarruz, süngü hücumlarıyla destekleniyor, her karış toprak insanüstü bir mücadeleyle geri alınıyordu. Mehmetçik, yalnızca bir düşmana karşı değil; yılların zulmüne, açlığa, yoksulluğa ve yorgunluğa rağmen inancını yitirmeyen bir milletin umudunu taşıyarak savaşıyordu. Yoğun çatışmaların ardından, Afyonkarahisar nihayet özgürlüğüne kavuştu. Stratejik bir zaferdi bu… Sadece bir şehir değil, Türk ordusunun kalbi de artık burada atıyordu. Başkomutanlık Karargâhı ve Batı Cephesi Komutanlığı, Afyonkarahisar’a taşındı. Zafer artık yakındı, fakat durmak yoktu. 28 ve 29 Ağustos günlerinde süren başarılı taarruzlar, düşmanı köşeye sıkıştırdı. 5. Yunan Tümeni kuşatma altına alındı. Geri çekilme yolları kesildi. Artık sadece savaşarak değil, stratejik deha ile kazanılacak bir safhadaydı mücadele. Komutanlar bir araya geldi, durumu değerlendirdi. Alınan karar netti: Düşman ya teslim olacak ya da tamamen yok edilecekti. Zaferin ayak sesleri artık tüm cephelerde yankılanıyordu.

    ++++

    30 AĞUSTOS: KESİN ZAFER VE BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ

    30 Ağustos 1922 Çarşamba sabahı, Türk ordusu Büyük Taarruz’u kesin ve kesin bir zaferle taçlandırdı. Bu son aşama, tarihimize “Başkomutanlık Meydan Muharebesi” olarak geçti. Düşman ordusu dört bir yandan kuşatılmış, ateş hatları arasında kalan birlikler ya yok edilmiş ya da esir alınmıştı. Kütahya düşman işgalinden kurtuldu. Anadolu’daki Yunan kuvvetlerinin yarısı imha edilmiş ya da teslim olmuş, geriye kalanlar ise üç ayrı grup halinde geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bu kritik gelişmeler üzerine Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Yunan ordusunun kalan kısmını tamamen yok etmek için büyük bir plan yaptı. Mustafa Kemal Paşa’nın efsanevi emri gecikmedi: “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”

    1 Eylül’de başlayan takip harekâtıyla Türk ordusu, düşman kuvvetlerini İzmir, Dikili ve Mudanya’ya doğru sürükledi. 2 Eylül’de Uşak’ta, Yunan ordusunun Başkomutanı General Nikolaos Trikupis ve 6.000 askeri esir alındı. Böylece 15 günde tam 450 kilometre yol kat eden Türk ordusu, 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e girdi. Yüzbaşı Şerafettin Bey Hükümet Konağı’na, 5. Süvari Tümeni öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık Dairesi’ne, 4. Alay Komutanı Reşat Bey ise Kadifekale’ye Türk bayrağını gururla çekti. 1 Eylül’de Uşak, 2 Eylül’de Eskişehir, 6 Eylül’de Balıkesir ve Bilecik, 7 Eylül’de Aydın, 8 Eylül’de Manisa düşman işgalinden kurtarılmıştı. Büyük Taarruz, milletin sonsuza dek özgür olacağının ilanıydı.

    ++++

    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE GİZLİ HAZIRLIKLARIN SIRRI

    103 yıl önce bugün, Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde başlayan Büyük Taarruz, Türk milletinin zafer destanına dönüştü. 20 Temmuz 1922’de kendisine dördüncü kez başkomutanlık yetkisi verilen Mustafa Kemal Paşa, işgalcilere karşı hazırlıklarını son derece gizlilik içinde yürüttü. Bu gizliliğin ardında iki kritik sebep vardı: Öncelikle, ihtiyaç duyulan cephane ve malzemeyi zamanında ve yeterli miktarda toplamak; ardından da savaşa katılacak asker sayısını maksimum seviyeye çıkarmak. Bu hazırlıklar sırasında, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, Garp Cephesi Komutanı İsmet İnönü ve Birinci Ordu Komutanı Nureddin İbrahim Konyar, gizli toplantılar yaparak taarruzun en ince ayrıntılarını planladı. O kadar ustaca yürütüldü ki, büyük taarruz öncesinde diplomatlara bir çay partisi bile verildi; düşman ve dünya gözleri bu hazırlıkların asıl amacından uzaklaştırıldı. Türk ordusu, yaklaşık 207 bin askerle mücadeleye katılırken, Yunan ordusunun gücü yaklaşık 225 bin askerle daha fazlaydı. Ayrıca Yunanlar, silah ve cephane bakımından da Türk ordusuna göre üstünlük sağlamıştı. Hava desteğinde ise Türk ordusunun gücü oldukça sınırlıydı. Tüm bu zorluklara rağmen, milli mücadelenin kahramanları zaferi kazanacak inançla ve kararlılıkla yürüdüler.

    ++++

    İŞTE O GECENİN DETAYLARI: 26 AĞUSTOS’UN İLK SAATLERİ

    26 Ağustos’un erken saatlerinde, sisin etkisiyle bir saat geciken topçu ateşi sabahın ilk ışıklarıyla birlikte başladı. Yaklaşık yarım saat süren yoğun bombardıman, Yunan mevzilerinde büyük tahribata yol açtı. Ardından piyade birliklerinin hızlı taarruzu, Tınaztepe, Belentepe ve Kalecik bölgelerinin kısa sürede geri alınmasını sağladı. Bu sırada cephe gerisine sızan süvari birlikleri, Yunan ordusunun İzmir-Afyon arasındaki iletişim hattını kesmeyi başardı. Düşman birlikleri geri çekilmeye başladığında, Türk askerleriyle Yunanlar arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Türk ordusu, düşmanı durdurmadan takip etti ve 27 Ağustos sabahı Afyon’a girdi. Afyon’un kurtuluşu, cepheye moral ve güç veren halk tarafından büyük coşkuyla karşılandı. Bu zafer, Yunan ordusunun demiryolu hakimiyetini kaybetmesine ve sıkışmasına yol açtı. Bu kanlı savaşta Türk ordusu yaklaşık 2.500 kayıp verirken, Yunan ordusundaki ölü sayısı 8 bini aştı. Ve 30 Ağustos 1922, yıllar süren Kurtuluş Savaşı’nın zaferle taçlandığı gün olarak tarih sayfalarına kazındı.

    ++++

    RAHMET, SAYGI, ÖZLEM VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ

    Böylesine bir zafer yüreğimize sığmıyor, her gün kutlamak istiyoruz. Düşman işgalinden kurtarmaya çalışılan o günlerde vatanımızı canı pahasına koruyan başta Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, aziz silah arkadaşları, gazilerimiz, şehitlerimiz, şanlı ecdadımız ve Yüce Türk Milletinin asil evlatlarını rahmet, saygı, özlem ve şükranla anıyoruz…

    Nazım Hikmet de bu kutlu zaferi, ‘KUVAYİ MİLLİYE ZAFERİ’ diye şiirinde anlatmıştı. İşte o şiir ve dizeleri…

    KUVAYI MİLLİYE’DEN

    Düşündü birdenbire kayalardaki adam

    kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri

    Kim bilir onlar ne kadar büyük

    ne kadar uzundular?

    Birçoğunun adini bilmiyordu

    yalnız, Yunan’dan önce ve Seferberlikten evvel

    geçerdi Gediz’in sularını başı dönerek.

    ++++

    Dağlarda tek

    tek

    ateşler yanıyordu

    Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki

    şayak kalpaklı adam

    nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden

    güzel, rahat günlere inanıyordu

    ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında

    birdenbire beş adım sağında onu gördü.

    Paşalar onun arkasındaydılar.

    O, saati sordu.

    Paşalar: “Üç” dediler,

    Sarışın bir kurda benziyordu.

    Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

    Yürüdü uçurumun başına kadar,

    eğildi, durdu.

    Bıraksalar

    İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak

    ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

    Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.

    BİN SELAM OLSUN KUVA-İ MİLLİYE KAHRAMANLARINA…

    Kocatepe ile kalın…

    Sevgiyle kalın… Umutla kalın…

  • Çocukların yüzde 13,8’i akran zorbalığına maruz kalıyor

    Çocukların yüzde 13,8’i akran zorbalığına maruz kalıyor

    TBMM Dilekçe Komisyonu tarafından hazırlanan çalışmada, okullarda yaşanan akran zorbalığının yanı sıra çocukların dijital ortamda karşı karşıya kaldığı tehdit ve riskler de ele alındı. Çalışmada Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ve TÜİK verileri ile saha araştırmalarından yararlanıldı.

    EN YAYGIN ZORBALIĞIN TÜRÜ ALAY ETME

    Raporda yer alan verilere göre 6-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 13,8’i akran zorbalığına maruz kalıyor. Zorbalık türleri arasında alay edilme ilk sırada yer alırken, çocukların yüzde 7,2’sinin akranları tarafından sosyal gruplardan kasıtlı olarak dışlandığı belirtildi.

    Okullarda fiziksel şiddete maruz kalan çocukların oranı ise yaklaşık yüzde 4,4 olarak kaydedildi. İşlevsel zorluk yaşayan çocukların akran zorbalığına maruz kalma oranının ise yaklaşık yüzde 27 seviyesinde olduğu ifade edildi.

    SİBER ZORBALIĞA DA DİKKAT ÇEKİLDİ

    Raporda, teknolojinin yaygınlaşmasıyla birlikte akran zorbalığının dijital ortama da taşındığına dikkat çekildi. Siber zorbalığın tehdit, taciz, alay, iftira, siber şantaj ve mahremiyet ihlali gibi farklı biçimlerde ortaya çıkabildiği belirtildi.

    Çocukların dijital ortamda karşılaştığı risklere karşı BTK tarafından Güvenli İnternet Hizmeti sunulduğu kaydedilirken, hizmet kapsamında Çocuk Profili ve Aile Profili olmak üzere iki farklı seçenek bulunduğu aktarıldı.

    Rapora göre Güvenli İnternet Hizmeti’ni kullanan abone sayısı yaklaşık 50 milyona ulaşırken, sosyal medya uygulamalarına erişimi sınırlandıran Çocuk Profili’ni kullananların sayısının yaklaşık 250 bin seviyesinde kaldığı belirtildi.

    ÇOCUKLARIN YÜZDE 80’İ GÜNDE 3 SAATTEN FAZLA EKRAN KARŞISINDA

    Çalışmada çocukların ekran kullanım sürelerine ilişkin verilere de yer verildi. Buna göre çocukların yaklaşık yüzde 80’i günlük 3 saatten fazla süreyi dijital ekran karşısında geçiriyor.

    İlkokul çağındaki çocukların yaklaşık üçte birinin ciddi dijital bağımlılık riskiyle karşı karşıya olduğu belirtilen raporda, aşırı ekran kullanımının çocuklarda odaklanma ve öğrenme süreçleri üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğine ilişkin araştırmalara dikkat çekildi.

    DEVLET KURUMLARINDAN ÇEŞİTLİ ÖNLEMLER

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde çocukların dijital güvenliğini takip etmek amacıyla sosyal medya çalışma grubunun faaliyet gösterdiği belirtilen raporda, Çocuk Destek Gelişim ve Eğitim Programı kapsamında 13 binden fazla çocuğa akran zorbalığı konusunda eğitim verildiği ifade edildi.

    UNICEF iş birliğiyle yürütülen çocuk yaşam becerileri eğitimlerinde ise 92 eğitimcinin görev aldığı bildirildi.

    Öte yandan Milli Eğitim Bakanlığı ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliğiyle zorbalıkla mücadeleye yönelik çeşitli projelerin hayata geçirildiği, bazı programların pilot uygulamalarla sürdürüldüğü kaydedildi.

    13 YAŞ ALTINA SOSYAL MEDYA DÜZENLEMESİ GÜNDEMDE

    Raporda, çocukların sosyal medya ve dijital platform kullanımına yönelik uluslararası uygulamalara da yer verildi. Çin, Güney Kore ve ABD’nin Florida eyaletindeki düzenlemeler örnek gösterilirken, bazı Avrupa ülkelerinde de çocukların sosyal medya ve akıllı telefon kullanımına yönelik kısıtlamaların tartışıldığı belirtildi.

    Türkiye’de ise BTK tarafından 13 yaş altındaki çocukların sosyal ağlara erişimine ilişkin 5651 sayılı kanunda düzenleme yapılması yönünde çalışmalar yürütüldüğü aktarıldı.

    “AKRAN NEZAKETİ” İÇİN ÇALIŞMA YÜRÜTÜLÜYOR

    Raporda, zorbalıkla mücadelede yalnızca olay gerçekleştikten sonra müdahale edilmesinin yeterli olmadığı, önleyici politikaların güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

    Bu kapsamda “Zorbalıktan Uzak Programı”nın Türkiye’de pilot uygulamalarla hayata geçirildiği belirtilirken, çocuklara küçük yaşlardan itibaren dijital ortamlarda etik ve saygılı iletişim kurallarının öğretilmesi önerildi.

    BTK’nın da siber zorbalığı “siber nezakete”, akran zorbalığını ise “akran nezaketine” dönüştürmeye yönelik akademik çalışmalar yürüttüğü ve Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak saha araştırması planladığı bildirildi. >>>Mustafa BAYER

  • CHP’li Belediye başkanı görevine geri döndü

    CHP’li Belediye başkanı görevine geri döndü

    Bakanlıktan yapılan açıklamada, “Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit hakkında, yürütülen soruşturma kapsamında Anayasanın 127’nci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanununun 47’nci maddesi uyarınca geçici bir tedbir olarak 03.07.2026 tarihinde görevden uzaklaştırılmıştı. Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit hakkında Seferihisar Sulh Ceza Hakimliğinin 22.07.2026 tarihli kararı ile adli kontrol altına alınmasına, yurt dışına çıkışının yasaklanmasına ve ikametlerine en yakın kolluk birimine imza karşılığında başvurması kararı verildiğinden, Anayasanın 127’nci maddesi uyarınca İçişleri Bakanlığının onayı ile görevine iade edilmiştir” ifadeleri yer aldı.

    NE OLMUŞTU?

    Seferihisar Belediyesi’ne yönelik ‘rüşvet’ soruşturmasında Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit, Seferihisar Belediye Başkan yardımcıları N.H. ve İ.K., İzmir Büyükşehir ve Güzelbahçe Belediye Meclis Üyesi D.B.’nin de aralarında bulunduğu 26 kişi hakkında 26 Haziran’da gözaltı kararı verilmişti. Yiğit hakkında, mahkeme tarafından konutu terk etmeme (ev hapsi) şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına hükmedilmişti. 3 Temmuz’da görevden uzaklaştırılan Yiğit hakkında 22 Temmuz’da ev hapsi kararı da kaldırılmıştı. >>>Haber Merkezi

  • 22,8 Milyon yolcu taşındı, Ankara-Konya YHT 15 yaşında

    22,8 Milyon yolcu taşındı, Ankara-Konya YHT 15 yaşında

    Bakan Uraloğlu, yazılı açıklamasında, hatta ilişkin bilgi verdi. Ankara-Konya YHT’sinin 23 Ağustos 2011’de açıldığını ve Ankara-Eskişehir’in ardından Türkiye’nin ikinci YHT hattı olduğunu hatırlatan Uraloğlu, bu durumun yüksek hızlı demir yolu ağının gelişiminde önemli bir adım olduğunu ifade etti.

    Uraloğlu, Ankara-Konya YHT Hattı’nın hizmete girmesinden önce iki şehir arasında doğrudan demir yolu bağlantısı bulunmadığını, seyahatin Eskişehir-Afyonkarahisar üzerinden gerçekleştirildiğini vurguladı. >>>Şerafettin KAZAK