Kategori: Sağlık

  • Yeni salgın kapıya dayandı: Türkiye’de ilk kez Diyarbakır’da görüldü!

    Yeni salgın kapıya dayandı: Türkiye’de ilk kez Diyarbakır’da görüldü!

    En az yedi farklı mutasyon geçirdiği saptanan virüsün, Japonya ve İngiltere gibi ülkelerde vaka sayılarını kısa sürede ikiye katlamasının ardından Türkiye’deki ilk adresi Diyarbakır oldu.

    GÜNEYDOĞU’DA ERKEN VAKA ARTIŞI VE SALGIN RİSKİ

    Yeni tip virüsün Türkiye’deki ilk tespiti Diyarbakır’da yapıldı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde grip sezonunun normalden çok daha erken başlaması uzmanları harekete geçirdi. Bölgedeki hızlı yayılım, virüsün mutasyon gücü nedeniyle bir salgına dönüşme ihtimalini güçlendiriyor. Uzmanlar, bu yılki grip sezonunun son 10 yılın en sert geçişlerinden biri olabileceği konusunda ciddi uyarılarda bulunuyor.

    BÜYÜKŞEHİRLER İÇİN KRİTİK UYARI

    Şu anki verilere göre virüs henüz İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollerde resmi olarak saptanmadı. Ancak bulaş hızının çok yüksek olması, büyükşehirler için “erken uyarı” durumuna geçilmesine neden oldu. Uzmanlar, ulaşım ve sosyal temasın yoğun olduğu bu şehirlerde virüsün kısa sürede görülebileceğini ifade ederek, önleyici tedbirlerin artırılması gerektiğini vurguluyor.

    H3N2 VARYANTININ BELİRTİLERİ

    H3N2 varyantı klasik grip semptomlarını taşısa da, mutasyonun etkisiyle daha şiddetli seyredebilir.

    İşte en yaygın görülen belirtiler:

    Kısa sürede yükselen yüksek ateş

    Günlük hayatı etkileyen aşırı halsizlik ve yorgunluk

    Şiddetli kas ve eklem ağrıları

    Yutkunmayı zorlaştıran boğaz ağrısı

    İnatçı ve kuru öksürük.

  • Aciller alarm veriyor: Vakalar arttı!

    Aciller alarm veriyor: Vakalar arttı!

    Soğuk kış kapıya dayandı, mutasyonlu grip Türkiye’ye giriş yaptı. Dünyayı kasıp kavuran H3N2 (Influenza A) virüsü, ülkemizde de vakaların hızla artmasına neden oluyor.

    VAKALAR DAHA DA ARTACAK

    Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İftahar Köksal, hastalığın Avustralya’dan başlayıp tüm dünyaya yayıldığını belirterek, “Havalar soğudukça vakalar daha da artacak” uyarısında bulundu. Uzmanlar, bilinçsiz ilaç ve vitamin kullanımının ise böbrek yetmezliğine kadar varan ağır sonuçları olabileceğine dikkat çekiyor.

    BELİRTİLERİNE DİKKAT

    Bu seneki virüs, bildiğimiz griplerden farklı seyrediyor. Prof. Dr. Köksal, en belirgin semptomları şöyle sıraladı:

    • Yüksek Ateş ve Şiddetli Eklem Ağrısı: En temel belirti.

    • Kuru Öksürük ve Boğaz Ağrısı: Solunum yolunu doğrudan etkiliyor.

    • İshal: Birçok hastada hastalık sindirim sistemi şikayetleriyle başlıyor.

    “AVUÇ AVUÇ VİTAMİN ALMAYIN, ZARARI VAR!”

    Hastalığa yakalanan vatandaşların takviye edici ürünlere hücum etmesi uzmanları endişelendiriyor. Prof. Dr. Köksal, Türkiye’nin “vitamin suistimalinde” dünya lideri olduğunu belirterek sert uyarılarda bulundu:

    • Toksik Etki: Gereksiz ve aşırı vitamin kullanımı vücutta zehirli etki yaratıyor.

    • Organ Yetmezliği: Bilinçsiz takviyeler karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını bozuyor.

    • Doğal Beslenme: “Sağlıklı beslenen her vitaminini alır. Test yapılmadan çocuklara balık yağı veya C vitamini yüklemesi yapmayın” çağrısında bulunuldu.

    KİMLER TEHLİKE ALTINDA? NASIL KORUNMALI?

    Hastalığın inanılmaz hızlı yayıldığını vurgulayan uzmanlar, özellikle şu grupların “ölümcül risk” taşıdığını belirtti: Kronik hastalar, gebeler, 5 yaş altı çocuklar ve karaciğer/böbrek hastaları.

  • Bunu sakın yapmayın! Bebeğiniz sakat kalabilir

    Bunu sakın yapmayın! Bebeğiniz sakat kalabilir

    Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Bulut, halk arasında doğuştan kalça çıkığı olarak bilinen gelişimsel kalça problemlerinin Türkiye’de her bin bebekten 20’sinde görüldüğüne dikkat çekti. Prof. Dr. Bulut, özellikle doğum sonrası uygulanan eski alışkanlıklar, bebeklerin baş aşağı sallandırılması veya kundaklanmasının kalça çıkığı açısından ciddi risk oluşturduğunu vurguladı. Uzmanlar, erken tanı için yapılan ultrason taramalarının hayati önem taşıdığını ve basit yöntemlerle ömür boyu sürecek yürüme bozukluklarının önüne geçilebileceğini belirtiyor.

    TEDAVİDE BAŞARI İÇİN ERKEN TANI ŞART

    Medipol Mega Üniversite Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Bulut, gelişimsel kalça displazisinin (GKD) basit bir gelişim geriliğinden tam çıkığa kadar geniş bir yelpazede seyrettiğini söyledi. Erken fark edilmediğinde çocukların yürüme yetisini ve yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bu sorunun, doğru zamanda müdahale ile basit yöntemlerle tamamen çözülebileceğini vurguladı.

    RİSK FAKTÖRLERİ VE BELİRTİLER NELER?

    Prof. Dr. Bulut, kalça çıkığı riskini artıran faktörleri ve belirtileri açıkladı:

    Risk Faktörleri:

    Kundaklama gibi eski alışkanlıklar.

    Bebeklerin baş aşağı sallandırılması.

    Genetik yatkınlık.

    Bazı ırklarda daha sık görülmesi.

    Klinik Belirtiler:

    Ortolani ve Barlow testleri ile kalçanın yerine girip çıkıp çıkmadığının anlaşılması.

    Çıkık olan bacağın kısa olması.

    Kalça ve uyluk katlantılarında asimetri.

    Kalçanın yana açılmasında kısıtlılık.

    Yürüyüşte ördekvari adımlar ve bel eğiminin artması.

    ULTRASON TARAMALARI YAPILMALI

    Uzman, kalça çıkığı henüz tam olarak oluşmadan, gelişim geriliği aşamasında tespit edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    Prof. Dr. Bulut: “Yeni doğan döneminde klinik bulgular her zaman görünmeyebilir. Bu nedenle ilk 6 ayda yapılan ultrason taramaları altın standarttır. Ultrason, kalça yerinde olsa bile gelişim geriliği olup olmadığını ortaya koyuyor.”

    Erken tanı sayesinde basit tedbirlerle kalçanın normal gelişimi sağlanabiliyor, ileride ortaya çıkacak topallama, kalça ağrısı veya bacak uzunluk farkı gibi ciddi sorunların önüne geçilebiliyor. Geç kalınan vakalarda ise durumun çok daha ciddi olabileceği ve büyük cerrahi müdahalelere ihtiyaç duyulabileceği belirtildi.

    AİLELERE ÇAĞRI

    2011’den bu yana uygulanan kalça tarama programlarının ileri vakaları büyük ölçüde önlediğini aktaran Prof. Dr. Bulut, aileleri uyararak sözlerini tamamladı:

    “Her bebeğin kalça gelişimi yakından takip edilmeli. Özellikle risk faktörleri taşıyan bebeklerde ultrason taramaları ihmal edilmemeli. Erken müdahale, hem basit tedavi imkânı sunuyor hem de çocukların sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlıyor.”

  • En uzun ve en kısa şehirler belli oldu: İşte Türkiye’nin boy ortalaması

    En uzun ve en kısa şehirler belli oldu: İşte Türkiye’nin boy ortalaması

    Son açıklanan veriler Türkiye’nin boy haritasını ortaya koydu.

    TÜRKİYE’DE ORTALAMA BOY KAÇ CM?

    İşte son açıklanan veriler:

    Kadınların ortalama boyu: 1.60 cm

    Erkeklerin ortalama boyu: 1.74 cm

    İŞTE TÜRKİYE’NİN EN KISA BOYLU BÖLGESİ

    Araştırmanın sonucuna göre en kısa boy ortalaması Karadeniz’de. Buna göre, Karadeniz Bölgesi’nde en kısa boy ortalamasına sahip il sırasıyla:

    1- Rize

    2- Ordu

    3- Trabzon

    İŞTE TÜRKİYE’NİN EN UZUN BOYLU BÖLGESİ

    Bölgesel boy ortalaması araştırmasının sonuçları, en kısa boy ortalamasına sahip bölgenin Karadeniz olduğunu ortaya koymasının ardından, en uzun boy ortalamasına sahip bölgeler de belirlendi. Verilere göre, boy ortalamasının en yüksek olduğu şehirler Ege ve Marmara bölgelerinde yoğunlaşıyor.

    İZMİR BİRİNCİ SIRADA

    En uzun boy ortalamasına sahip şehirlerin yer aldığı listenin zirvesinde, Ege Bölgesi’nin incisi İzmir bulunuyor. İzmir’i sırasıyla Marmara Bölgesi’nden:

    2- Bursa

    3- Balıkesir

    BOY UZUNLUĞU VEYA KISALIĞI NEYE BAĞLI?

    Boy uzunluğu veya kısalığı genetik olsa da çocukluk döneminde beslenme, yaşam koşulları ve sağlık hizmetlerine erişebilmeyle de bağlantılı.

  • Sosyal medyada kaydırmaya dikkat: Acelecilik, sabırsızlık, stres, depresyon…

    Sosyal medyada kaydırmaya dikkat: Acelecilik, sabırsızlık, stres, depresyon…

    Akıllı telefonların günlük hayatta kullanımının yaygınlaşmaya başlamasıyla sosyal medya platformlarında ‘reels’ olarak adlandırılan ve genellikle 15 saniyeyi aşmayan videolar kısa süre içinde hayatımızda büyük bir yer edindi. Halk arasında kaydırma diye bilinen kısa video için uzmanlardan uyarı geldi.

    DOPAMİN SALINIMI, DİKKAT DAĞINIKLIĞI, MOTİVASYON KAYBI, STRES, DEPRESYON, UYKU BOZUKLUKLARI

    Uzmanlar, teknoloji ve internetin hızla gelişmesiyle birlikte iletişim ve eğlence alışkanlıkları da değişirken, sosyal medyada kısa videolara olan ilginin olağanüstü artışı konusunda uyarıyor. Uzmanlar, “kısa video bağımlılığı” olarak tanımlanan bu durumun, dopamin salınımını bozarak dikkat dağınıklığı, motivasyon kaybı, stres, depresyon ve uyku bozuklukları gibi birçok psikolojik ve toplumsal soruna yol açtığını belirtiyor.

    Teknoloji ve internetin hızlı gelişimine paralel olarak insanlarda iletişim ve eğlence tercihlerinde de değişiklikler meydana geldiğini belirten Medicana Konya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahı Op. Dr. Yaşar Karataş, şu ifadeleri kullandı:

    “Özellikle sosyal medyada günümüzde kısa videoların tercihi özellikle çok fazla arttı. Sosyal medyada izlediğimiz bu kısa videoların olağanüstü yüksek derecede artmasından dolayı da kısa video bağımlılığı kavramı ortaya çıktı. Kısa video bağımlılığı, video izleme isteğinin ertelenememesi, sürekli video izleme isteği, bunun yanında sürekli video izlemekten dolayı da kaynaklanan günlük yaşam aktivitelerinin de ötelenerek geriye ertelenmesi olarak tanımlayabiliriz. Kısa video bağımlılığı insan beyninde birçok biyokimyasal değişikliklere yol açarak psikolojik, fizyolojik, organik ve insan yaşamında toplumsal problemlere neden olmaya başlamıştır”

    “TATMİNZİLİK HİSSİNE NEDEN OLUYOR”

    Beyinde haz ve motivasyon hormonu olarak bilinen dopaminin aşırı, sürekli ve düzensiz salınımına bağlı olarak insanda ödül mekanizmasını bozduğunu ve tatminsizlik hissine neden olduğunu söyleyen Op. Dr. Yaşar Karataş, “Hızlı değişen içeriklere alışan beyin özellikle konsantrasyon yeteneğini yitirmekte, dikkat süresi azalmakta, motivasyon gerektiren işlerin yapımında zorlanmalar ortaya çıkmaktadır. Bunun yanında kısa video bağımlılığı kolay ve hızlı hazza neden olarak insanda acelecilik ve sabırsızlık davranışını da ortaya çıkarıyor. Bütün bunların yanında bilişsel fonksiyonları da bozarak stres, depresyon ve uyku bozukluklarına sebep oluyor. Kısa video izleminin bu yan etkilerinden sakınmak için kısa video izleme süresini kısa tutmalıyız. Bunun yanında normal günlük yaşam aktivitelerine ağırlık vermeliyiz” diye konuştu.

  • Tek Elle Telefon Kullanmak Sağlığı Tehdit Ediyor

    Tek Elle Telefon Kullanmak Sağlığı Tehdit Ediyor

    Fizyoterapist Begüm Büyükerik, akıllı telefonların genellikle iki elle kullanım için tasarlanmasına rağmen, pratiklik nedeniyle tek el kullanımının yaygınlaştığını vurguladı. Bu alışkanlığın özellikle başparmak üzerinde aşırı yük oluşturduğunu ve parmağı sürekli tekrarlayan bir döngüye soktuğunu ifade etti. Elin diğer parmaklarının ise telefonu kavramak için gergin kalması, zamanla ağrıya ve fonksiyon kaybına yol açabiliyor.

    Büyükerik, tek elle telefon tutmanın sadece başparmağı değil, diğer parmakları da etkilediğini belirterek, özellikle serçe parmakta son yıllarda “Smartphone pinky” (Akıllı telefon serçe parmağı) olarak adlandırılan deformitelerin geliştiğini kaydetti. Gençlerin, telefonun altını taşımak için küçük parmaklarını sürekli bükülü pozisyonda kullanması, bu eklem üzerinde tekrarlayıcı baskı oluşturuyor. Bu baskı sonucu eklemde çukurlaşma, hafif eğilme ve yana kayma gibi şekil değişiklikleri görülebiliyor.

    Uzmanlardan Doğru Kullanım Önerileri

    Beşinci parmakta oluşabilecek şekil bozukluklarının büyük ölçüde önlenebilir olduğunu belirten Büyükerik, sağlıklı kullanım için şu önerilerde bulundu:

    • İki Elle Kullanım: Telefonu mümkün olduğunca iki elle kullanmak.

    • Destek Kullanımından Kaçınma: Küçük parmağı telefon için taşıyıcı destek olarak kullanmaktan kaçınmak.

    • Mola: Kısa kullanım aralıkları ve düzenli dinlenme molaları vermek.

    • Egzersiz: El ve parmaklara yönelik basit germe egzersizlerini gün içine yaymak.

    • Ergonomik Destek: Telefon halkaları ve ergonomik tutuş aparatlarını doğru konumlandırarak yüklü azaltmak.

    Karpal Tünel Sendromu Riski

    Büyükerik, bilek ve parmaklarda sürekli tekrar eden bükme-açma hareketlerinin, uygunsuz duruş ve uzun süreli statik pozisyonların kaslara giden kan akımını azalttığını ve kas yorgunluğunu artırdığını ifade etti. Bu durumun aynı zamanda karpal tünel sendromu riskini de yükseltebildiğini belirten Büyükerik, erken yaşta doğru kullanım alışkanlığı kazanmanın, ilerleyen yaşlarda gelişebilecek tendon, eklem ve sinir sorunlarını önemli ölçüde azaltacağını vurguladı.

  • Sürekli Telefona Bakma Alışkanlığı Bu Sendromun Habercisi Olabilir

    Sürekli Telefona Bakma Alışkanlığı Bu Sendromun Habercisi Olabilir

    Uzman Psikolog Dilruba Işın’ın değerlendirmelerine göre, akıllı telefonların hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte ortaya çıkan “Hayalet Titreşim Sendromu”, bireylerin telefon çalmadığı hâlde titreşim olmuş gibi hissetmesi veya zil sesi duymuş gibi algılaması şeklinde tanımlanıyor.

    Bu durumun temelinde, bankacılık işlemlerinden iletişime, iş takibinden eğlenceye kadar pek çok ihtiyacın telefondan karşılanması yatıyor. Gün içinde sürekli bildirim bekleme hali, beyni sürekli olarak “uyarıcı arama” durumuna sokuyor ve bu da hayalet titreşim hissinin sıkça yaşanmasına yol açıyor.

    Uzmanlardan Önemli Açıklamalar

    Uzman Psikolog Dilruba Işın, sendromu yaşayanların sayısının arttığını vurgulayarak şunları kaydetti:

    “Teknoloji kullanımının artmasıyla birlikte ‘Hayalet Titreşim Sendromu’ adı verilen yeni bir davranışsal durum yaygınlaşmaya başladı. Telefon çalmadığı hâlde titreşim olmuş ya da zil sesi gelmiş gibi hissetme durumu giderek daha fazla kişide görülüyor.”

    Bu sendromun, yapılan iş, kurulan ilişkiler veya genel olarak telefondan bir şeyler bekleme hali ile ilişkili olabileceğini belirtti.

    Bu durumun, teknolojik bir aletle sürekli iletişim halinde olmaktan kaynaklanan bir alışkanlık olduğunu ve beynin sürekli uyarıcıyı aramaya başladığını ifade etti.

    Çözüm Önerileri

    Uzman Psikolog Işın, Hayalet Titreşim Sendromu’nu azaltmak için bazı pratik önerilerde bulundu:

    1. Telefonu Ulaşılabilir Olmayan Yerde Tutmak: “Bu sendromu yaşıyorsanız telefonu cebinizde değil çantanızda taşımayı deneyebilirsiniz.”

    2. Kısa Süreli Teknoloji Molası: “Gün içerisinde kendinize telefondan uzak bir alan oluşturabilirsiniz.”

    Bu basit adımların, telefonun çok amaçlı kullanımı nedeniyle tetiklenen sürekli beklenti halini azaltmada etkili olabileceği belirtildi.

  • 1 Aylık Bebeğin Boğazına Kaçan Cismi 112 Sağlık Personeli Kurtardı

    1 Aylık Bebeğin Boğazına Kaçan Cismi 112 Sağlık Personeli Kurtardı

    Tokat’ta 1 aylık bir bebeğin boğazına yabancı cisim kaçtı. Anne, 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak yardım istedi. Sağlık Masası’nda görevli personel, stresli anneyi sakinleştirip adım adım ilk yardım müdahalesini anlattı.

    Anne, sağlık personelinin talimatlarını uyguladı ve ekipler olay yerine ulaşana kadar geçen sürede bebeğin soluk borusuna kaçan cisim çıkarıldı. Minik bebek yeniden nefes almaya başladı.

    Tokat İl Sağlık Müdürlüğü’nden Açıklama

    Tokat İl Sağlık Müdürlüğü, yapılan yazılı açıklamada, başarılı müdahalenin acil durumlarda doğru bilginin ve soğukkanlı yaklaşımın önemini bir kez daha gösterdiğini belirtti. Açıklamada, “Annenin sakinliği ve sağlık çalışanımızın profesyonel rehberliği sayesinde bir can kurtarıldı. Sağlıkta erişim, iletişim ve doğru müdahale hayat kurtarır” ifadelerine yer verildi.

    Tokat’ta 1 aylık bebeğin boğazına ‘yabancı cisim kaçtı’ ihbarı üzerine 112 Acil Çağrı Merkezi Sağlık Masası’nda görevli personel, anneye ilk yardım talimatları vererek, bebeğin hayatını kurtardı. Fotoğraf: Tokat, (DHA)
  • Bir Milyardan Fazla Kişi Obezite

    Bir Milyardan Fazla Kişi Obezite

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, obezitenin kalp hastalıkları, diyabet ve bazı kanser türlerine yol açan kronik bir hastalık olduğunu vurguladı. Ghebreyesus, 2024’te obezitenin dünya genelinde 3,7 milyon ölümle ilişkili olduğunu ve sağlık sistemleri ile ekonomiler üzerinde büyük bir yük oluşturduğunu belirtti.

    GLP-1 İlaçları Temel Araç Olarak Öne Çıkıyor

    Ghebreyesus, başlangıçta diyabet tedavisi için geliştirilen glukagon benzeri peptid-1 reseptör agonistleri (GLP-1) adlı ilaç sınıfının, birçok ülkede obezite tedavisi için onaylandığını açıkladı. Bu yıl eylül ayında DSÖ, yüksek riskli gruplarda diyabet tedavisi için GLP-1’i temel ilaçlar listesine eklemişti. Yeni yayımlanan önerilerle GLP-1 ilaçlarının yetişkinlerde obezite tedavisinde kullanımına dikkat çekildi.

    Obezite: Yaşam Boyu Bakım Gerektiren Karmaşık Bir Hastalık

    Ghebreyesus, obezitenin yalnızca ilaçlarla çözülemeyecek kadar karmaşık olduğunu, sosyal, ticari ve çevresel birçok belirleyeni bulunduğunu vurguladı. Bu nedenle DSÖ, obeziteyle mücadelede kapsamlı ve entegre bir yaklaşım öneriyor.

    Obeziteyle Mücadelede 3 Temel Strateji

    DSÖ’nün kılavuzuna göre obeziteyle mücadelede üç terapi temel alınıyor:

    1. Güçlü politikalarla sağlıklı ortamlar oluşturmak,
    2. Tarama ve erken müdahale ile yüksek risk altındaki bireyleri korumak,
    3. Obeziteyle yaşayanlar için yaşam boyu, kişi merkezli bakıma erişimi sağlamak.

    Ghebreyesus, GLP-1 ilaçlarının milyonlarca kişiye umut verdiğini, ancak obeziteyle mücadelede yalnızca ilaçların yeterli olmadığını ifade etti.

  • Hastadan Çıkan Taşları Sayamadılar

    Hastadan Çıkan Taşları Sayamadılar

    Ameliyatta laparoskopik yöntemle safra kesesi açıldı. Boyutları 2–3 mm arasında olan taşların sayısı doktorlarca belirlenemedi. Yapay zekâ ile yapılan sayım sonucunda taş sayısının 20 binin üzerinde olduğu tespit edildi. Opr. Dr. Koyuncu, “Önemli olan bu taşları safra kesesinden perfore etmeden çıkarmaktı. Başarılı olduk” dedi.

    Hasta ve ailesi teşekkür etti

    Ameliyat sonrası Ayşe Çobanlar, yaşadığı süreci anlatarak doktor ve ekibine teşekkür etti. Eşi Abdullah Çobanlar da sağlık ekibinin özverili çalışmasını övdü. Soma Devlet Hastanesi Başhekimi Gökhan Kıvanç Yaşar, operasyonun uzman kadro ve doğru ekipman sayesinde başarılı bir şekilde tamamlandığını belirtti.

    Rekor operasyon

    Opr. Dr. Koyuncu, ameliyat sonrası hastasına, “Safra kesenden 20 binin üzerinde taş çıktı. Bu bir rekor. Çok şükür sağlıklı bir şekilde tamamlandı” ifadelerini kullandı.

  • Bu Hastalık 1980 Yılından Sonra Bir Daha Görülmedi

    Bu Hastalık 1980 Yılından Sonra Bir Daha Görülmedi

    Cumhuriyetin ilk yıllarında Rize’de ortaya çıkan kancalı kurt hastalığı, tedavi edilmediğinde 3 yıl içinde ölüme neden olabiliyordu. Hastalığın yayılmasında, köylerde kullanılan gübreler ve yalınayak gezme alışkanlığı etkili oldu. Salgının önüne geçmek için şehirde ayakkabısız gezmek yasaklandı, hastaların tedavisi zorunlu hale getirildi ve ilaçlar ücretsiz olarak dağıtıldı.

    Hastalığın Kaynağı

    Araştırmacı-yazar Recep Koyuncu, hastalığın Kurtuluş Savaşı döneminde Rize’ye gelen Rus askerlerinin emrindeki Çinli yol işçileri aracılığıyla şehre taşındığını belirtti. 1931 raporlarına göre Rize’nin nüfusunun yüzde 67’si hastalığa yakalanmıştı. Cumhuriyet dönemi doktorlarından Asım Arar, hastalıkla ilgili çalışmalarını Paris’teki tıp konferansında da sunmuştu.

    Yasalar ve Tedavi Uygulamaları

    Kancalı kurt hastalığı nedeniyle şehirde yalnızca Rize’ye mahsus yasaklar uygulanıyordu. Yalınayak dolaşmak yasaktı ve hastalığa yakalanan kişilerin tedavi edilmemesi halinde hapis cezası vardı. Tedavi için gerekli tüm ilaçlar, Rize’de kurulan özel hastanede ücretsiz dağıtılıyordu. 1935 yılı raporlarına göre, yalnızca Rize’de 138 bin 468 kişi hastalık nedeniyle tedavi görmüştü.

    Hastalığın Sonu

    Araştırmalar, kancalı kurt hastalığının 1980 yılından itibaren Türkiye’de bir daha görülmediğini ortaya koyuyor. Recep Koyuncu da 1974 yılında hastalığa yakalandığını ve yöresel ilaçlarla tedavi olduğunu belirterek, hastalığın tamamen ortadan kalktığını ifade etti.

  • Zehirlenmeler Peş Peşe Geliyor, Midyedeki Gizli Tehlike

    Zehirlenmeler Peş Peşe Geliyor, Midyedeki Gizli Tehlike

    Midyenin denizden toplandıktan sonra uygun sıcaklıkta saklanmaması veya uzun süre bekletilmesi gıda zehirlenmelerine neden olabiliyor. Midye dolmalarda bakteri ve toksin birikimi, bağışıklık sistemi zayıf kişiler için ciddi sağlık sorunları yaratabiliyor.

    Gıda Zehirlenmesinin Belirtileri

    Midye dolmadan kaynaklanan zehirlenmelerde kusma, ishal, mide bulantısı ve karın ağrısı görülebiliyor. Bu tür durumlarda vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerekiyor.

    Satın Alma ve Tüketim Önerileri

    Midye dolmayı güvenilir ve denetimli satıcılardan almak, evde taze olarak tüketmek ve uygun koşullarda muhafaza etmek büyük önem taşıyor. Midyenin taze olup olmadığını anlamak için kokusuna dikkat edilmesi gerekiyor.

    Riskler ve Önlemler

    Denetimsiz satılan midye dolmalar özellikle yaz aylarında ciddi risk oluşturuyor. Kontrollü tüketim ve doğru muhafaza yöntemleri halk sağlığı açısından büyük önem taşıyor.

  • Afyonkarahisar Devlet Hastanesi’nde başarılı kalp ameliyatı

    Afyonkarahisar Devlet Hastanesinde 63 yaşındaki erkek hastaya, hastanede ilk kez gerçekleştirilen detaylı bir kalp ameliyatı başarıyla yapıldı.

    Edinilen bilgilere göre, göğüs ağrısı ve bayılma şikâyetleriyle başvuran hastada yapılan ekokardiyografi, toraks tomografisi ve koroner anjiyografi incelemelerinde; aort kapağının üç yaprakçıklı olması gerekirken, iki yaprakçıklı olduğu, ciddi darlık bulunduğu ve kalpten çıkan aort damarında genişleme olduğu tespit edildi. Hastanın özgeçmişinde KOAH hastalığının da bulunması, ameliyat riskini artıran önemli bir faktör olarak değerlendirildi.

    Gerekli hazırlıkların ardından Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanları Opr. Dr. Erdinç Naseri ve Opr. Dr. Öznur Demirpençe tarafından operasyon gerçekleştirildi. Ameliyatta; hastanın aort kapağı mekanik kapak ile değiştirildi, genişleyen aort damarına ise yapay damar yerleştirildi. Ameliyat sonrası onuncu gününde sağlığına kavuşan hasta taburcu edildi.

  • Bilinçsiz Kullanılan Bitkisel Takviyeler Tehlike Saçıyor

    Bilinçsiz Kullanılan Bitkisel Takviyeler Tehlike Saçıyor

    Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Üstündağ, son yıllarda hızla artan bitkisel ürün kullanımının sanıldığı kadar güvenli olmadığını belirtti. Prof. Dr. Üstündağ, birçok bitkisel takviyenin bilimsel olarak kanıtlanmış bir faydası olmadığını ve kontrolsüz tüketildiğinde ciddi risk oluşturabileceğini söyledi.

    İlaçlarla Etkileşim Tehlikesi

    Bitkisel ürünler masum görünse de özellikle çoklu ilaç kullanan kişilerde tehlikeli hale gelebiliyor. Karabaş otu gibi bazı ürünler böbrek yetmezliğine, keçiboynuzu pekmezi gibi ürünler ise böbrek hastalıklarına yol açabiliyor. Sağlıklı bireyler için zararsız olan ürünler, kronik hastalarda geri dönüşü olmayan hasarlara neden olabiliyor.

    Doktor Kontrolü Şart

    Prof. Dr. Üstündağ, kronik hastalığı olanların doktor kontrolü olmadan bitkisel takviyelere yönelmemesi gerektiğini vurguladı ve doğal ürünlerin herkes için uygun olmadığını belirtti. Uyarılara uyulmaması halinde ağır komplikasyonlar ve organ kaybı riski bulunuyor.

  • Diş tedavisinde kesintisiz hizmet dönemi: AFSÜ Diş Acil Polikliniği açıldı

    Diş tedavisinde kesintisiz hizmet dönemi: AFSÜ Diş Acil Polikliniği açıldı

    AFSÜ Diş Acil Polikliniğinin ilk misafiri, 9 yaşındaki ilkokul öğrencisi Erdem Ege oldu. Rektör Prof. Dr. Adem Aslan, AFSÜ Diş Acil Polikliniği’nin hizmet vermeye başladığı ilk gün sabah saatlerinde, ADSUAM’da incelemelerde bulunarak Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sinan Evcil, ADSUAM Başhekim Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Akpınar ve görevli personelimizden bilgi aldı.

    AFSÜ’NÜN 7/24 DİŞ ACİL HİZMETİ TÜRKİYE’DE BİR İLK


    Acil polikliniğin, hafta içi günlerde saat 17.00’dan ertesi gün sabah 08.30’a kadar, hafta sonları ise Cuma 17.00’dan pazartesi sabahı 08.30’a kadar hasta kabul edeceğini açıklayan Prof. Dr. Aslan, “Halkımızın, AFSÜ’nün güvenilir uzman kadrosundan 7/24 diş acil hizmeti almakla ilgili beklentisini gidermek bizlere nasip oldu. Bu uygulamamız, Türkiye’deki üniversitelerin bünyesindeki Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri arasında da bir ilk olma özelliği taşıyor. Afyonkarahisar’ımıza ve bütün hemşerilerimize hayırlı olsun.” dedi. Prof. Dr. Aslan, AFSÜ’nün vizyoner yönetim anlayışının ve öncü rolünün somut bir yansıması olan Diş Acil Polikliniği uygulamasının, Afyonkarahisar’da sağlık hizmetlerinde yeni bir dönemin başlangıcı olduğuna dikkat çekti.

    MESAİ SAATLERİ DIŞINDA DA HİZMET VERECEK


    Prof. Dr. Aslan, “Teknik altyapıya ve mevzuata dair hazırlıklarımızı tamamlayarak, tam da vadettiğimiz tarihte bu önemli hizmeti halkımıza sunmaya başlamamızda emeği geçen bütün mesai arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.” diye konuştu. Prof. Dr. Aslan şunları söyledi: “İki hekim, hemşire ve yeterli sayıda yardımcı sağlık personeli ile yola çıktığımız AFSÜ Diş Acil Polikliniğinde ekibimiz, mesai saatleri dışında vatandaşlarımızın karşılaştığı ani diş ağrıları, travmalar ve enfeksiyonlar için hizmet verecek. Buraya ani diş ağrısı, diş apsesi, diş, çene ve yüz travması ile başvuran vatandaşlarımıza, diş çekimi, apse drenajı, diş ağrılarını dindirme ve travma tedavisi gibi işlemler yapılacak.”

    “NİTELİKLİ BİR AKADEMİK KADROYA SAHİBİZ”


    On dört yıl önce, 2011’de kurulan Diş Hekimliği Fakültemiz bünyesinde, 2012 yılından bu yana hasta kabul ediliyor. Ağız ve diş sağlığı ile ilgili hemen tüm alanlarda nitelikli bir akademik kadroya sahibiz. Bu kurumsal tecrübe birikimini ve kalifiye insan sermayemizi halkımızın sağlık hizmetlerine en efektif biçimde sunmak bizim için bir zorunluluktur. Bu bilinçle ve kararlılıkla hem ADSUAM bünyesinde hem de diğer birimlerimizde, personelimizin memnuniyetini de halkımızın beklentilerini de gözeterek, kalıcı adımlar atmaya inşallah devam edeceğiz.”

  • Dünyada Sadece 50 Kişide Var! En Nadir Görülen Kan Grubu

    Dünyada Sadece 50 Kişide Var! En Nadir Görülen Kan Grubu

    Rh null kan grubu, alyuvarlardaki 50’den fazla Rh antijeninin hiçbirini taşımıyor. Bu nedenle Rh null kanı, ABO ve diğer Rh grupları dahil neredeyse tüm kan gruplarıyla uyumlu olabiliyor.

    Neden “Altın Kan” Deniyor?

    Rh null kanı, bağışıklık reaksiyonlarının en düşük olduğu kan türlerinden biri olduğu için tıp dünyasında “altın kan” olarak anılıyor. Acil durumlarda, hastanın kan grubu bilinmese bile O Rh null kan güvenle verilebiliyor.

    Genetik Kökeni

    Rh null kan, RHAG adlı proteini etkileyen genetik mutasyonlardan kaynaklanıyor. Bu mutasyon, diğer Rh antijenlerinin alyuvar yüzeyinde oluşmasını engelliyor.

    Laboratuvarda Üretim Çalışmaları

    Bristol Üniversitesi ve diğer araştırma merkezleri, CRISPR-Cas9 gen düzenleme teknolojisi kullanarak Rh null ve diğer nadir kan gruplarını laboratuvarda üretmeyi başardı. Ama yaygın kullanım için hâlâ klinik testler ve uzun süreli araştırmalar gerekiyor.

    Gelecek Vizyonu

    Bilim insanları, laboratuvar ortamında üretilmiş Rh null kanla nadir kan grubu hastalarına sınırsız erişim sağlamayı hedefliyor. Ancak şimdilik, kan bağışı hâlâ en verimli ve güvenilir yol olarak görülüyor.

  • Uzmanlardan Zatürre Uyarısı: Ölüm Gemisinin Kaptanı!

    Uzmanlardan Zatürre Uyarısı: Ölüm Gemisinin Kaptanı!

    12 Kasım Dünya Zatürre Günü nedeniyle açıklama yapan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Kılınç, zatürrenin her yıl binlerce can aldığını söyledi. Kılınç, “Zatürre tedavi edilse bile risk grubundaki bazı hastalarda ölüme yol açabiliyor. Ancak aşı ile önlenebilir bir hastalık” dedi.

    Risk Altındaki Gruplar

    Prof. Dr. Kılınç, hastalığın özellikle 65 yaş üstü bireyler ile 18 yaş üstünde kronik rahatsızlıkları bulunan kişiler için tehlikeli olduğuna dikkat çekti. “Zatürreyi ölüm gemisinin kaptanı olarak tanımlıyoruz. Küçük çocuklarda da koruma yapılmazsa ölümcül seyredebiliyor” ifadelerini kullandı.

    Aşı Ölüm Riskini Yüzde 80 Azaltıyor

    Uzman, zatürreye karşı en etkili korunma yönteminin aşı olduğunu belirterek, “Aşı olanlarda zatürreye bağlı ölüm riski yüzde 80 daha az görülüyor. Çocuklar, yan etkisi olmayan bir aşıyla bu hastalıklardan korunabiliyor” dedi.

    Sigara Zatürre Riskini Artırıyor

    Prof. Dr. Kılınç, yalnızca bakterilerin değil virüslerin de zatürreye neden olabileceğini, ayrıca sigara kullanımının da önemli bir risk faktörü olduğunu söyledi. “Sigara içmek bile tek başına zatürre sıklığını artırıyor. Genç yaşta sigara içen biri, biyolojik olarak yaşlı kabul ediliyor” açıklamasında bulundu.

    Aşı Reddi Ölüm Riskini Artırıyor

    Çocukluk çağı aşılarının milyonlarca ölümü engellediğini belirten Kılınç, son yıllarda artan aşı reddine dikkat çekti. “Aşı reddi özellikle sosyoekonomik olarak dezavantajlı bölgelerde artıyor ve bu durum bebek ölümlerinde yükselişe neden oluyor. Ayrıca kızamık gibi uzun süredir görülmeyen hastalıklar yeniden ortaya çıkıyor” dedi.

    Toplumsal Korunma İçin Aşı Şart

    Uzmanlar, zatürre ve diğer solunum yolu enfeksiyonlarına karşı aşılanmanın toplum sağlığı açısından büyük önem taşıdığını vurguluyor. Aşıların, önlenebilir hastalıklara karşı toplumsal bağışıklığı güçlendirdiği belirtiliyor.

  • Doktorlar Bu Hastalığı ‘ Ölüm Gemisinin Kaptanı’ Olarak Tanımlıyor! Önlemenin Tek Yolu: AŞI!

    Doktorlar Bu Hastalığı ‘ Ölüm Gemisinin Kaptanı’ Olarak Tanımlıyor! Önlemenin Tek Yolu: AŞI!

    Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Kılınç, zatürrenin özellikle 65 yaş üstü bireyler ve kronik hastalığı bulunan kişilerde ölümcül seyredebileceğini ifade etti. Prof. Dr. Kılınç, “Zatürre tedavi edilse bile bazı hastalarda ölümle sonuçlanabiliyor. Ancak aşı ile önlenebilir bir hastalık. Aşı olanlarda zatürreye bağlı ölüm riski yüzde 80 daha az görülüyor” dedi.

    Sigara, Zatürre Riskini Artırıyor

    Prof. Dr. Kılınç, sigara kullanımının zatürre sıklığını önemli ölçüde artırdığını vurguladı. “Risk grubundaki bir kişi grip geçirdiğinde bakteri zatürresi olma riski 100 kat artıyor. Sigara içen kişilerde de bağışıklık sistemi zayıfladığı için zatürreye yakalanma olasılığı yükseliyor” diye konuştu.

    Aşı Reddinin Tehlikesi

    Çocukluk çağı aşılarının milyonlarca ölümü engellediğini belirten Kılınç, son yıllarda artan aşı reddinin bazı hastalıkların yeniden görülmesine neden olduğunu söyledi. “Aşılar, önlenebilir hastalıklar açısından ölüm ve sakatlık riskine karşı en güçlü koruma aracıdır” dedi.

    Zatürrenin her yaş grubundaki birey için tehdit oluşturduğunu hatırlatan uzmanlar, özellikle risk grubundaki kişilerin aşılarını ihmal etmemeleri gerektiğini vurguladı.

  • ABD’de yapılan bir araştırmaya göre kahve, düzensiz kalp atışlarına karşı koruma sağlayabilir

    ABD’de yapılan bir araştırmaya göre kahve, düzensiz kalp atışlarına karşı koruma sağlayabilir


    Yeni bir araştırmaya göre, geleneksel inanışın aksine, 
    kahve içmek düzensiz kalp atışlarına karşı koruyabilir.

    Kahveyi Bırakmak Fibrilasyona Engel Olur mu (Kafeinsiz) klinik deneyi, kalıcı düzensiz kalp atışları olan 200 hastanın, kahve tüketen çalışma grubunda yer almaları durumunda, kahve tüketmeyen çalışma grubunda yer almalarına göre durumun tekrarlama riskinin “önemli ölçüde” daha düşük olduğunu buldu – %47’ye %64.

    Amerikan Tabipler Birliği Dergisi’nin Pazar günü yayımladığı bulgular, aynı zamanda New Orleans’taki Amerikan Kalp Derneği konferansında da sunuldu.

    Gregory Marcus ve ekibinin araştırması, ABD’de 10 milyondan fazla kişiye, çarpıntıya, potansiyel olarak kalp yetmezliğine, kan pıhtılarına ve felce neden olan, halk arasında A-fib olarak bilinen atriyal fibrilasyon teşhisi konulmuşken geldi.

    Sağlık çalışanlarının A-fib hastalarına, kalp atış hızının yükselmesine neden olabilen kafeinli kahve tüketimini bırakmalarını söylemesi alışılmadık bir durum değildir.

    Ancak Decaf deneyinin sonuçları bazı kişilerin bu tavsiyeyi yeniden düşünmesine yol açabilir.

    Altı aylık deneye, son beş yıl içinde düzenli olarak kahve içen ABD, Kanada ve Avustralyalı yaşlı yetişkinler katıldı. Katılımcılar rastgele iki gruba ayrıldı: Kafein tüketimini azaltanlar ve günde en az bir fincan kahve içenler. Katılımcılar, aralıklı video kontrolleri sırasında kahve tüketimlerini kendileri bildirdi.

    Bir fincan kahve


    Marcus ve çalışma arkadaşları, katılımcıların düzensiz kalp atışları yaşayıp yaşamadıklarını ve ne zaman yaşadıklarını belirlemek için doktor muayenehanelerinde çekilen elektrokardiyogramlar ve giyilebilir monitörler gibi araçlar kullandıklarını yazdılar.

    Sonuç olarak, kahve içen katılımcıların deneme süresince düzensiz kalp atışlarının tekrarlama olasılığının %17 daha az olduğu ve çalışma sırasında ilk düzensiz kalp atışlarını yaşamalarının daha uzun sürdüğü belirlendi.

    Kaliforniya Üniversitesi, San Francisco’da kardiyolog ve tıp profesörü olan Marcus, NBC News’e yaptığı açıklamada , deneyin sonucunun kendisine “kafeinli kahvenin atriyal fibrilasyonu önlemede ne kadar koruyucu olduğunu gösterdiğini” söyledi.

    Haber kaynağının da belirttiği gibi, çalışmanın bariz sınırlamaları vardı. Bunlar arasında kahve dışındaki içeceklerden alınan kafeinin etkileri ve katılımcıların egzersiz alışkanlıkları veya diyetlerindeki farklılıklar da yer alıyordu.

    Bu arada, New York’taki Mount Sinai Fuster Kalp Hastanesi’nde kardiyolog olan Johanna Contreras, NBC’ye yaptığı açıklamada, Pazar günü yayınlanan çalışmadan çıkardığı sonucun, atriyal fibrilasyon hastalarının ölçülü miktarda kahve tüketmesinin sorun olmadığı yönünde olduğunu belirtti. Ancak içeceğin koruyucu bir özelliği olduğunu söylemekten kaçındı.

    Kanala yaptığı açıklamada, “Bu, sabah bir fincan kahve içtiğinizde A-fib’iniz olsa bile sorun yaşamayacağınızı gösteriyor.” dedi.

  • Artan Estetik ve Alışveriş Çılgınlığının Sebebi Belli Oldu

    Artan Estetik ve Alışveriş Çılgınlığının Sebebi Belli Oldu

    Son dönemde estetik ve güzellik sektöründe yaşanan hızlı büyüme, uzmanlara göre beynimizin biyolojik yapısıyla açıklanabiliyor. Londra South Bank Üniversitesi nöroloji uzmanı Laura Elin Pigott’a göre, çekici bir yüz görmek beyindeki ödül ve sosyal devreleri aktive ederek dopamin salgılanmasını sağlıyor. Bu hormon, toplumsal güzellik standartlarını yakaladığımızda mutluluk hissi yaratıyor.

    Guardian yazarı Polly Hudson da bu duruma kişisel olarak kapıldığını itiraf ederken, insanların algılarının yeniden eğitilebildiğini belirtiyor. Pigott, “Beyinlerimiz neyle beslenirse ona tepki veriyor. Bilinçli olursak modanın manipülasyonuna karşı kendi güzellik algımızın kontrolünü ele alabiliriz; aksi takdirde modanın esiri oluruz” diyor.

    Moda ve güzellik sektörleri, yaşlanma karşıtı pantolondan tüp içindeki botoksa kadar insanları cazip ürünlerle yönlendiriyor. Küresel cilt bakımı pazarının 2021’de 146,7 milyar dolar, 2031’de ise 273,3 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Uzmanlar, bu “güzellik tuzağı”nın insanların bilinçli farkındalık olmadan kolayca etkilenebileceğini ve hatta çocukların bile kırışıklık önleyici kremler istemeye başladığını vurguluyor.

  • Rize’de mevlit yemeğinden 94 kişi hastanelik oldu

    Rize’de mevlit yemeğinden 94 kişi hastanelik oldu

    Olay, Rize merkeze bağlı Muradiye Beldesi’nde meydana geldi. Katıldıkları mevlit yemeğinin ardından rahatsızlanan 94 kişi, mide bulantısı, baş dönmesi ve karın ağrısı şikayetleriyle kentteki hastanelerde başvurdu. Yapılan ilk incelemede, kişilerin yedikleri yemekten zehirlendikleri belirlendi.

    Konuyla ilgili Rize İl Sağlık Müdürlüğünce açıklama yapıldı. Açıklamada, “İlimiz Muradiye Beldesi Delihasan Mahallesi’nde bir vatandaşın evinde verilen yemek sonrası, tavuk yemeğinden kaynaklandığı değerlendirilen gıda zehirlenmesi sonucu toplam 94 vatandaşımız bulantı ve kusma şikayetleriyle ilimizdeki hastanelere başvurmuştur. Hastalarımızın genel durumları iyi olup, gerekli tıbbi müdahaleler yapılmakta ve süreci yakından takip edilmektedir.

    Olayın ardından İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerince, yemekte kullanılan gıdalardan ve ürünlerin temin edildiği firmadan numuneler alınarak laboratuvar incelemeleri başlatılmıştır” denildi.

  • SGK, 5 immünoterapi ilacını geri ödeme listesine aldı

    SGK, 5 immünoterapi ilacını geri ödeme listesine aldı

    AA muhabirinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından aldığı bilgiye göre, 31 Ekim itibarıyla 8 bin 306’sı yurt içi ruhsatlı, 409’u ise yurt dışından temin edilen olmak üzere, 8 bin 715 ilaç SGK’nın geri ödeme kapsamında bulunuyor.

    Bu ilaçların 889’u kanser, 255’i nadir hastalıklar, 496’sı hipertansiyon, 194’ü diyabet, 266’sı astım ve KOAH, 115’i metabolik ve 108’i Alzheimer hastalıklarının tedavisinde kullanılıyor.

    SGK’nin geri ödeme kapsamındaki ilaçlar arasına 26 Temmuz’da dahil edilen 5 immünoterapi ilacı ise 25 farklı kanserin tedavisinde kullanılıyor.

    Temmuz ayından bugüne kadar 11 bini akciğer, 1300’ü meme ve 1100’ü böbrek kanseri olan yaklaşık 16 bin 400 hasta, SGK’nın geri ödeme kapsamındaki bu ilaçlardan yararlandı.

    Kanser tedavisi sürecinde bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için uygulanan immünoterapi ilaçları, doğrudan tümör üzerine odaklanmak yerine kanserle savaşmak için vücudun doğal bağışıklık sistemiyle anti-kanser etkinlik gösteriyor.

    Öte yandan “Akıllı ilaç olarak nitelenen tüm kanser tedavisi ilaçları otomatik olarak SGK tarafından ödenmiyor. Örneğin, belli endikasyonlar (hastalık türü, evre, hasta durumu vb) için, protokole uygun kullanım şartına bağlı olarak ödeme yapılabiliyor.

    Bazı ilaçlar henüz listede olmayabiliyor veya sadece bazı hastalık türleri için kapsanabiliyor.

  • Gripte Antibiyotik Kullanıyorsanız Dikkat!

    Gripte Antibiyotik Kullanıyorsanız Dikkat!

    Kış aylarında artan grip ve soğuk algınlığı vakalarıyla birlikte birçok kişi yanlış şekilde antibiyotik kullanıyor. Ancak uzmanlara göre bu ilaçlar, yalnızca bakterilerin neden olduğu enfeksiyonlarda işe yarıyor.

    Dr. Nazlı Karakullukçu Çebi, “Nezle, grip ve öksürük gibi hastalıkların çoğu virüs kaynaklıdır. Antibiyotikler bu tür enfeksiyonlarda etkili değildir. Gereksiz kullanıldığında faydasız olmanın ötesinde zararlı hale gelir.” açıklamasında bulundu.

    Antibiyotik Direnci Tehlikesi

    Dr. Çebi, toplumda artan antibiyotik direncine dikkat çekerek, “Antibiyotikleri gereksiz kullandığımızda bakteriler bu ilaçlara karşı bağışıklık kazanıyor. Bu durum, basit enfeksiyonların bile tedavi edilemez hale gelmesine neden oluyor.” dedi.

    Uzman, yanlış antibiyotik kullanımının sadece bireysel değil, toplumsal bir sağlık krizine yol açabileceğini belirtti.

    Doğru Tedavi İçin Hekim Önerisi Şart

    Dr. Çebi, hastaların doktor tavsiyesi olmadan antibiyotik kullanmaması gerektiğini vurguladı. “Her ateş veya öksürük antibiyotikle tedavi edilmez. Antibiyotik, ancak hekim önerisiyle başlanmalıdır.” ifadelerini kullandı.

    Çebi ayrıca, çocuklarda görülen birçok enfeksiyonun virüs kaynaklı olduğunu belirterek, vücudun bu mikroplarla doğal yollardan savaşabildiğini hatırlattı.

    Bağışıklığı Güçlendirmek En Etkili Koruma

    Uzman, gereksiz ilaç kullanmak yerine bağışıklığı desteklemenin önemine değinerek, “Bol su içmek, dengeli beslenmek, düzenli uyumak ve doktorun önerdiği tedaviye uymak çoğu zaman iyileşme için yeterlidir.” dedi.

    Dr. Çebi, ebeveynlere de çağrıda bulunarak, bilinçli antibiyotik kullanımıyla çocukların sağlığının ve gelecekte etkili ilaçların korunabileceğini ifade etti.

  • Bilimsel Araştırma Ortaya Çıkardı: Müzik Dinlemek ve Enstrüman Çalmak Demans Riskini Yüzde 39’a Kadar Azaltıyor

    Bilimsel Araştırma Ortaya Çıkardı: Müzik Dinlemek ve Enstrüman Çalmak Demans Riskini Yüzde 39’a Kadar Azaltıyor

    Monash Üniversitesi’nin ASPREE ve ALSOP adlı uzun dönemli çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen geniş kapsamlı araştırma, müziğin bilişsel gerileme ve demans riskini azaltmada önemli bir rol oynadığını ortaya koydu. Çalışmaya, 70 yaş ve üzeri 10 binden fazla kişi katıldı.

    Araştırma, düzenli olarak müzikle iç içe yaşayan bireylerin hem bilişsel gerileme riskinin hem de demans olasılığının belirgin şekilde daha düşük olduğunu gösterdi.

    Demans Riski Oranları

    Elde edilen verilere göre, müzikle ilgilenme biçimine bağlı olarak demans riskindeki azalma oranları dikkat çekicidir:

    • Sadece müzik dinleyenlerde demans riski yüzde 39 oranında azaldı.
    • Enstrüman çalanlarda demans riski yüzde 35 oranında azaldı.
    • Hem müzik dinleyen hem de enstrüman çalanlarda ise demans riski yüzde 33 oranında azalma gösterdi.

    Ayrıca, düzenli olarak müzikle ilgilenen bireylerin bilişsel bozulma riskinin de genel popülasyona göre yüzde 17 ila 22 oranında daha düşük olduğu tespit edildi.

    Uzmanlardan Yaşam Tarzı Önerisi

    Araştırmayı yöneten Emma Jaffa, müziğin yaşlı bireyler için hem keyifli hem de beyni koruyan erişilebilir bir aktivite olabileceğini belirtti.

    Çalışmanın kıdemli araştırmacısı Prof. Joanne Ryan ise, demans için kesin bir tedavi bulunmadığını hatırlatarak, müziğin önemini şu sözlerle vurguladı: “Bu yüzden hastalığın ilerlemesini yavaşlatacak ya da önleyecek yaşam tarzı alışkanlıklarını belirlemek çok değerli. Müzik dinlemek, beyin sağlığını destekleyen güçlü bir araç olabilir.”