Kategori: Tüm Haberler

  • 15 Temmuz şehitleri dualarla anıldı

    15 Temmuz şehitleri dualarla anıldı

    Anma programı, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Törenin devamında Kur’an-ı Kerim tilaveti gerçekleştirilerek şehitler için dualar edildi.

    Programın son bölümünde ise protokol üyeleri ve katılımcılar şehitlik ziyareti gerçekleştirerek şehit kabirlerine karanfil bıraktı. >>>Şerafettin KAZAK

    15 Temmuz şehitleri dualarla anıldı 15 Temmuz şehitleri dualarla anıldı 15 Temmuz şehitleri dualarla anıldı 15 Temmuz şehitleri dualarla anıldı 15 Temmuz şehitleri dualarla anıldı 15 Temmuz şehitleri dualarla anıldı 15 Temmuz şehitleri dualarla anıldı 15 Temmuz şehitleri dualarla anıldı

  • Kendinizle baş başa kaldığınızda neden güvende değilsiniz?

    Kendinizle baş başa kaldığınızda neden güvende değilsiniz?

    Sabah uyandınız. Daha gözünüzü tam açmadan içinizden bir ses konuşmaya başladı.

    “Bugün de yetişemeyeceksin.”

    “Bunu söylemeseydin daha iyi olurdu.”

    “Ya başarısız olursan?”

    İşin ilginç tarafı şu: Bu cümleleri size başkası söylemiyor. Kendi zihniniz söylüyor.

    Psikolojide buna iç konuşma (self-talk) deniyor. Hepimizin gün boyunca binlerce düşüncesi zihnimizden geçiyor. Araştırmalar, bir insanın gün içinde binlerce düşünce ürettiğini ve bunların önemli bir kısmının geçmişte de defalarca tekrar edilmiş kalıplar olduğunu gösteriyor. Beynimiz yeni düşünceler üretmekten çok, tanıdığı yolları kullanmayı seviyor. Çünkü onun önceliği doğruyu bulmak değil; enerji tasarrufu yapmak ve bizi hayatta tutmak.

    Sorun tam da burada başlıyor.

    Beyin, gerçek ile hayali birbirinden ayırmakta sandığımız kadar başarılı değildir. Bir sunum yapmadan önce “Kesin rezil olacağım.” diye düşündüğünüzde kalbinizin hızlanması tesadüf değildir. Henüz ortada yaşanmış bir olay yoktur ama bedeniniz çoktan tehdit alarmını vermiştir. Stres hormonları salgılanır, nefes hızlanır, kaslar gerilir. Sanki gerçekten tehlikedeymişsiniz gibi…

    Aslında çoğumuzun yaşadığı en büyük savaş, dışarıdaki insanlarla değil; içerideki o sesledir.

    Dikkat edin… Başarılı bir arkadaşınızı gördüğünüzde içinizden geçen ilk cümle ne oluyor? “Ben yapamam.” Bir hata yaptığınızda? “Zaten hep böyle oluyor.” Birisi mesajınıza geç cevap verdiğinde? “Kesin bana kızdı.”

    Bunların hiçbiri gerçek olmak zorunda değil. Bunlar sadece beynin en hızlı senaryoları.

    Psikolojide buna bilişsel çarpıtmalar denir. Zihin, eksik bilgileri kendi korkularıyla doldurur. Bir başarısızlığı hayatın geneline yayar, tek bir olumsuz olayı “hep” ve “hiç” kelimeleriyle büyütür. Oysa gerçek hayat, zihnimizin yazdığı senaryolar kadar kesin değildir.

    Belki de bu yüzden bazı insanlar aynı olaya farklı tepkiler verir. Çünkü olaylar değil, olaylara yüklediğimiz anlam bizi etkiler.

    Bir eleştiri kimi insanı geliştirirken, kimini aylarca uyutmaz. Bir başarısızlık kimini yeniden ayağa kaldırırken, kimini yıllarca yerinde saydırır. Farkı oluşturan şey zekâ değil; zihnin olayları yorumlama biçimidir.

    Şunu hiç düşündünüz mü?

    Hayatınız boyunca size en çok konuşan kişi kim?

    Anneniz değil.

    Babanız değil.

    Eşiniz, arkadaşınız ya da patronunuz da değil.

    En çok konuşan kişi sizsiniz.

    Ve o ses sürekli sizi küçümsüyor, korkutuyor ya da suçluyorsa, dünyanın en güzel sözlerini duysanız bile mutlu olmanız zorlaşır.

    Belki de hayatımızı değiştirecek ilk adım, zihnimizdeki sesi susturmak değil; onu tanımaktır. Çünkü o ses düşmanımız değil. Sadece milyonlarca yıl önce bizi tehlikelerden korumak için gelişmiş ilkel beynimizin bugün hâlâ eski görevini yapmaya çalışmasının bir sonucudur.

    Artık vahşi hayvanlardan kaçmıyoruz. Ama beynimiz hâlâ reddedilmeyi, eleştirilmeyi, hata yapmayı birer hayatta kalma meselesi gibi algılıyor.

    Belki de özgürlük, dış dünyada değil; zihnimizde başlıyor.

    Çünkü insanı en çok yoran şey, yaşadığı hayat değildir.

    O hayat hakkında durmadan anlattığı hikâyedir.

    Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle…

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: Yeni 15 Temmuzların yaşanmaması için var gücümüzle çalışacağız

    Cumhurbaşkanı Erdoğan: Yeni 15 Temmuzların yaşanmaması için var gücümüzle çalışacağız

    AK Parti Siyasi ve Hukuki İşler Başkanlığı tarafından, parti genel merkezinde “Siyasi ve Hukuki Yönleriyle Onuncu Yılında 15 Temmuz Sempozyumu” düzenlendi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sempozyuma yazılı mesaj gönderdi.

    Erdoğan mesajında, 15 Temmuz hain darbe girişiminin farklı yönleriyle ele alınacağı bu önemli sempozyumu düzenleyen Siyasi ve Hukuki İşler Başkanlığını, organizasyonda emeği geçenleri tebrik ederek, “Sempozyumda serdedilecek fikir ve beyanların, burada yapılacak değerlendirmelerin birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirmesini, 15 Temmuz kalkışmasının, tüm unsurlarıyla, nasıl sinsi bir yapılanmanın ürünü olduğunu açık ve net ortaya koymasını temenni ediyorum.” ifadelerine yer verdi.

    15 Temmuz gecesi devletin istiklali, milletin istikbali uğruna canlarını feda eden 253 şehidin her birini rahmetle yad eden Erdoğan, kahraman gazilere de şükranlarını sundu, her birine hayırlı ve sağlıklı ömürler diledi.

    “Türkiye hem sinsi bir terör örgütünden kurtulmuş hem de demokrasisini güvence altına alacak adımlar atmıştır”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

    “‘Hizmet’ diyerek, ‘himmet’ diyerek, ‘eğitim’ diyerek milletimizin halisane duygularını 40 yıl boyunca istismar eden ihanet şebekesinin asıl niyeti, 15 Temmuz gecesi ortaya çıkmıştır. Ancak darbe girişiminin aziz milletimizin direnişiyle başarıyla püskürtülmesi, Türkiye’nin önünde yepyeni bir sayfa açmıştır. Türkiye, hem devletin kılcallarına kadar sızan sinsi bir terör örgütünden kurtulmuş, hem de demokrasisini güvence altına alacak adımlar atmıştır. Hiç şüphesiz bunların en başında yeni yönetim sistemimiz vardır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile milletimizin yaklaşık iki asırdır süren yönetim modeli arayışı cevabını bulmuştur.

    Çift başlılığı ortadan kaldıran, karar alma süreçlerini hızlandıran ve devletin etkinliğini artıran yeni sistem sayesinde Türkiye’nin şoklara karşı direnci artmış, siyasi istikrarı kurumsallaşmış, kriz yönetim kapasitesi daha önce hiç olmadığı kadar güçlenmiştir. Yeni sistemin ülkemize sağladığı avantajlar, Rusya-Ukrayna savaşından koronavirüs salgınına, 6 Şubat depremlerinin yaralarının sarılmasından en son İran merkezli krize kadar her alanda görülmüştür. Devlet ve millet olarak, bu tarihi kazanımları koruyarak Türkiye’yi hak ettiği seviyelere ulaştırmakta kararlıyız. FETÖ’yle mücadele noktasında ise asla geri adım atmayacak, Türkiye düşmanlarına taşeronluk yapan bu ihanet şebekesiyle hukuk içinde mücadelemizi sürdüreceğiz. Yeni 15 Temmuzların yaşanmaması için var gücümüzle çalışacağız.”

    “O gece yazılan destanın kahramanı aziz milletimizdir”

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı da sempozyumda yaptığı konuşmada, “15 Temmuz, demokrasi ile vesayet, hukuk ile silah, milli irade ile cunta zihniyeti arasındaki tarihi mücadelenin en açık tezahürlerinden biridir.” ifadesini kullandı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan: Yeni 15 Temmuzların yaşanmaması için var gücümüzle çalışacağız

    15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye’nin siyasi tarihinde karşılaştığı en ağır, en hain, en kanlı darbe girişimi olduğunu belirten Yazıcı, “15 Temmuz, FETÖ terör örgütünün doğrudan milletimizi, Türkiye Cumhuriyeti’ni, Sayın Cumhurbaşkanı’mızı, hükümetimizi, bayrağımızı, vatanımızı, ülkemizi hedef alan alçak ve gaddar darbe girişiminin adıdır.” diye konuştu.

    Yazıcı, 15 Temmuz gecesinin her yönüyle bir vahşet gecesi olduğunu dile getirerek, “Ama aynı zamanda milletin iradesine vurulmak istenen zincirlerin parçalandığı, demokrasiye yöneltilen namluların milletimizin cesareti karşısında sustuğu, bağımsızlığımıza kasteden karanlık senaryoların bozguna uğratıldığı kutlu bir direnişin adıdır. Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Milletimizi meydanlara davet ediyorum’ çağrısıyla milyonlarca vatandaşımız hiçbir tereddüt göstermeden sokaklara çıkmış ve aziz vatanımızı, kutlu bayrağımızı canı pahasına korumuş ve kollamıştır. O gece yazılan destanın kahramanı aziz milletimizdir, aziz şehitlerimizdir, kahraman gazilerimizdir. Milletimiz o gece gerçekten demokrasiyi ne kadar içselleştirmiş olduğunu emsalsiz bir şekilde ortaya koymuştur.” değerlendirmesini yaptı.

    “Devletin meşruiyet kaynağı, millet iradesidir”

    Anayasa’da yer alan “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” hükmüne işaret eden Yazıcı, “Devletin meşruiyet kaynağı, millet iradesidir. Hiçbir güç veya vesayet odağının milli iradenin üzerinde olamayacağını ilan eden en güçlü demokratik ilkedir. Bu ilke, milletin iradesine yönelen her türlü müdahaleye karşı ortak duruşumuzun, demokrasiye bağlılığımızın en sarsılmaz güvencesidir.” dedi.

    Yazıcı, AK Parti iktidarlarının, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde şartlar ne olursa olsun, milli iradeyi devre dışı bırakan olaylar karşısında büyük bir şuur ve sorumlulukla hareket ettiğinin altını çizerek, “O gece milyonlarca vatandaşımızın ortak paydada buluşması, Türk demokrasisinin en önemli kazanımlarından biridir.” diye konuştu.

    AK Parti teşkilatlarının, milletle devlet arasında kurulan güçlü bağın en canlı temsilcisi olduğuna işaret eden Yazıcı, bir an bile tereddüt etmeden darbe girişiminin bastırılmasında ve sonrasındaki demokrasi nöbetleri ile bu güçlü duruşunu perçinlediğini vurguladı.

    Yazıcı, AK Parti’nin, kuruluşundan itibaren gücünü milletten alan bir siyasi hareket olduğunu ifade ederek, “Partimiz, milletimizle birlikte omuz omuza kurulmuştur. AK Parti’nin pusulası daima milletten yana olmuştur. Milletimiz ne sınav verdiyse teşkilatlarımız da daima milletimizin yanında saf tutmuştur, tutmaya devam edecektir. Milletimiz basiret ve ferasetiyle, sağduyusuyla ne kadar asil bir millet olduğunu, demokrasinin yalnızca sandıkta değil, gerektiğinde canı pahasına savunulacağını tüm dünyaya göstermiştir.” açıklamasında bulundu.

    “Ülkemizi, sivil, demokratik bir toplum sözleşmesine kavuşturmak hepimizin ortak sorumluluğu olmalıdır”

    “Bizlere düşen en büyük sorumluluk 15 Temmuz’u sadece anmak değil, o ruhu diri tutmak, birlik ve beraberliğimizi güçlendirmek, milli iradeye her şartta sahip çıkmak ve bu kutlu emaneti gelecek nesillere aktarmaktır” ifadelerini kullanan Yazıcı, 15 Temmuz ruhunun yalnızca bir gecenin değil, bağımsızlığından asla taviz vermeyen bir milletin sarsılmaz iradesinin adı olduğunu söyledi.

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yazıcı, şunları kaydetti:

    “Bugün yalnızca on yıl önce yaşadığımız büyük bir ihanetin yıl dönümünü anmak için burada değiliz. O gecenin bize yüklediği tarihi sorumluluğu da yeniden hatırlamalı ve asla unutmamalıyız. Darbelerin geri püskürtülmesi, başarısızlığa uğratılması kadar darbeci zihniyetin ortaya koyduğu mekanizmalara ve uygulamalara da son vermek zorundayız. Vesayet mekanizmaları, millet iradesini sınırlandıran uygulamalar ve darbecilerin oluşturduğu kurumsal miras da aynı şekilde bertaraf edilmesi gereken bir zarurettir. Bu bağlamda yeni ve sivil anayasa konusu, 15 Temmuz gecesi canını ortaya koyan aziz milletimize karşı yerine getirilmesi gereken tarihi bir vefa borcudur diye düşünüyoruz. Ülkemizi darbe anayasası ayıbından kurtararak tamamen yeni, sivil, demokratik, özgürlükçü bir toplum sözleşmesine kavuşturmak hepimizin ortak sorumluluğu olmalıdır. Bugün Türkiye’nin halen darbe dönemlerinin izlerini taşıyan bir anayasa ile yönetiliyor olması elbette kabul edilebilir bir durum değildir.”

    “15 Temmuz gecesi milletimiz çok açık bir mesaj vermiştir”

    1982 Anayasası’nın temelinde özgürlükleri genişletme iradesi değil, vesayet odaklarına kapı aralayan bir anlayışın egemen olduğunu kaydeden Yazıcı, “15 Temmuz gecesi milletimiz çok açık bir mesaj vermiştir: Bu devletin gerçek sahibi millettir. Bu ülkenin geleceğine yalnızca millet karar verir. Tüm siyasi partilere düşen görev de, milletimizin meydanlarda yazdığı demokrasi destanını anayasal zemine taşımak olmalıdır. Milli iradeyi merkeze alacak olan yeni anayasa, Türkiye Yüzyılı’nı inşa ederken bizim en büyük dayanağımız olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.

    Yazıcı, Türkiye’nin artık darbelerle yön verilen değil, milletin iradesiyle istikamet çizen bir ülke olduğunu vurgulayarak, “Cumhuriyet’imizin ikinci yüzyılında hedefimiz; vesayet izlerini silen, hak ve özgürlükleri güvence altına alan, meşruiyetini doğrudan milletten alan, sivil ve kuşatıcı bir anayasa ile Türkiye Yüzyılı’nı daha güçlü şekilde inşa etmek olmalıdır.” diye konuştu.

    AK Parti Siyasi ve Hukuki İşler Başkanlığı olarak darbe girişimini, siyasi ve hukuki yönleriyle ele almak, demokratik hafızayı güçlendirmesi açısından vesayetle mücadele tecrübesini ortaya koymak ve geleceğe ilişkin siyasal ve hukuki bir perspektif üretmek amacıyla bu sempozyumu düzenlediklerini bildiren Yazıcı, “Cumhurbaşkanı’mızın tarihi çağrısı, aziz milletimizin cesareti ve şanlı direnişi ile geçit verilmeyen 15 Temmuz darbe teşebbüsü karşısında ortaya konulan bu asil duruşun, siyasal hafızaya kurumsal olarak aktarılmasına büyük önem veriyoruz.” dedi.

    Yazıcı, bugün burada yapılacak değerlendirmenin, Türkiye’nin demokratik birikimine değerli katkılar sunacağına inandığını ifade etti.

    Sempozyum, 15 Temmuz gecesi TBMM Başkanı olarak görev yapan İsmail Kahraman ile dönemin Başbakanı Binali Yıldırım, İçişleri Bakanı Efkan Ala, AK Parti Genel Merkez Teşkilat Başkanı Mustafa Ataş’ın konuşmalarıyla devam edecek.>>>AA

  • Türk maden sektörü 500 milyar dolarlık pazar için harekete geçti

    Türk maden sektörü 500 milyar dolarlık pazar için harekete geçti

    İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (İMİB), İstanbul’da düzenlediği Sektörel İstişare Toplantısı’nda sektör temsilcileriyle bir araya geldi. Nisan ayında göreve başlayan yeni yönetimin bugüne kadar yürüttüğü çalışmaların değerlendirildiği toplantıda, önümüzdeki dönemin yol haritası da sektörle paylaşıldı. İMİB Yönetim Kurulu Başkanı Metin Çekiç ve yönetim kurulu üyelerinin katıldığı toplantıda birlik, beraberlik, ortak akıl, şeffaflık ve katılımcılık vurgusu öne çıktı. Toplantının açılışında konuşan İMİB Yönetim Kurulu Başkanı Metin Çekiç, göreve geldikleri ilk günden itibaren sektörü dinleyen, sektörle birlikte hareket eden ve çözüm üreten bir yönetim anlayışı benimsediklerini söyledi. Yönetim kurulu bünyesinde komiteler oluşturduklarını, çalışma gruplarını hayata geçirdiklerini ve karar alma süreçlerine daha fazla sektör temsilcisini dahil ettiklerini belirten Çekiç, “Güçlü bir sektör ancak ortak akılla yönetilebilir. Biz yalnızca toplantılar yapan değil, sahada olan, üyelerini dinleyen ve sorunlara çözüm üreten bir yönetim anlayışıyla çalışıyoruz.” dedi.

    YENİ TAŞKENT’TE TÜRK DOĞAL TAŞI HEDEFİ

    Toplantıda uluslararası pazarlara yönelik çalışmalara da değinen Metin Çekiç, özellikle Özbekistan’a gerçekleştirilen ziyaretin sektör açısından önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. 2050 yılına kadar yaklaşık 500 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilecek Yeni Taşkent Projesi’nin Türk madencilik sektörü açısından stratejik bir pazar olduğuna dikkat çeken Çekiç, şu değerlendirmeyi yaptı: “Yeni Taşkent Projesi kapsamında gerçekleştirdiğimiz temaslarda Türk doğal taşının büyük ölçekli projelerde daha fazla yer alması için önemli adımlar attık. Bölgedeki birçok projede Türk müteahhitlerinin imzası bulunuyor. Biz de İMİB olarak bu projelerde Türk doğal taşının tercih edilmesi için girişimlerimizi artıracağız. Bu dev yatırım programı sektörümüz için çok önemli bir fırsat sunuyor.”

    SEKTÖRÜN SORUNLARI ANKARA’YA TAŞINDI

    Göreve geldikleri günden bu yana yalnızca yurt dışı pazarlara odaklanmadıklarını ifade eden Çekiç, sektörün yapısal sorunlarının çözümü için Ankara’da yoğun temaslar gerçekleştirdiklerini söyledi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı başta olmak üzere ilgili tüm kurumlarla kapsamlı görüşmeler yaptıklarını belirten Çekiç, sektörün önünü açacak düzenlemeleri içeren yedi ana başlıklı çözüm dosyasını kamu kurumlarına sunduklarını ifade etti. Bu girişimlerin somut sonuçlar verdiğini belirten Çekiç, Orman Genel Müdürlüğü nezdinde yürütülen çalışmalar sonucunda sektör açısından önemli bir belirsizliğin giderildiğini söyledi. 24 Eylül 2024 tarihinden önce verilmiş izinlerde arazi izin bedellerinin iki kez gecikmeli ödenmesi nedeniyle izin iptali uygulanmayacağı yönündeki açıklığın sektör adına önemli bir kazanım olduğunu vurgulayan Çekiç, üretimin ve ihracatın önündeki engellerin kaldırılması için kamu kurumlarıyla temaslarını sürdüreceklerini dile getirdi.

    YENİ PAZARLAR VE YENİ PROJELER YOLDA

    Önümüzdeki dönemin yoğun bir uluslararası tanıtım takvimiyle geçeceğini ifade eden Çekiç, Marmomac Fuarı’nın milli katılım organizasyonu, yeni UR-GE projeleri, Suudi Arabistan, Rusya, Özbekistan ve Avustralya ticaret heyetleri ile Turkish Stones markasının küresel tanıtım çalışmalarının hız kesmeden devam edeceğini söyledi. Toplantının sonunda sektör temsilcilerine seslenen Çekiç, İMİB yönetiminin temel yaklaşımının değişmeyeceğini belirterek, “Şeffaf olacağız, katılımcı olacağız, çözüm odaklı olacağız. En önemlisi de sektörümüzle sürekli istişare içinde olacağız. Çünkü bu birlik hepimizin. Başarı da ortak olacak, güç de ortak olacak, gelecek de ortak olacak.” ifadelerini kullandı. >>>Haber Merkezi

    Türk maden sektörü 500 milyar dolarlık pazar için harekete geçti Türk maden sektörü 500 milyar dolarlık pazar için harekete geçti Türk maden sektörü 500 milyar dolarlık pazar için harekete geçti

  • Konut ve iş yeri sayısı 276 bine yükseldi!

    Konut ve iş yeri sayısı 276 bine yükseldi!

    Kamuoyunda “Kentsel Dönüşüm Kanunu” olarak bilinen 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 2012 yılında yürürlüğe girmesiyle Türkiye’de kentsel dönüşüm sürecinde yeni bir dönem başladı.

    Kanunla birlikte yalnızca alan bazlı değil, bireysel yapıların da dönüşümünün önü açılırken, riskli yapı tespitinden yıkım ve yeniden inşa süreçlerine kadar birçok aşama hız kazandı. Böylece ekonomik ömrünü tamamlayan veya deprem riski taşıyan binaların yenilenmesi daha etkin ve sistematik şekilde yürütülmeye başlandı.

    O tarihten bu yana İstanbul’da kentsel dönüşüm kapsamına alınan bağımsız bölüm sayısı 1 milyon 274 bine ulaştı. Bunlardan 998 bininin yapımı tamamlandı.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının destekleri ve Kahramanmaraş merkezli depremlerin de etkisiyle son yıllarda dönüşüme giren konut ve iş yeri sayısı zirveyi gördü. Temmuz ayı itibarıyla İstanbul’un 39 ilçesinde dönüşüm süreci devam eden bağımsız bölüm sayısı 276 bine ulaştı.

    İstanbul'da dönüşümü süren konut ve iş yeri sayısı 276 bine yükseldi

    Yarısı Bizden Kampanyası ile 376 bin 212 bağımsız bölümün dönüşümüne destek

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hayata geçirilen “Yarısı Bizden Kampanyası” kapsamında 376 bin 212 bağımsız bölüm dönüşüm sürecine dahil edildi.

    Kampanya kapsamında konutlar için 875 bin lira hibe, 875 bin lira düşük faizli kredi ve 125 bin lira taşınma desteği verilirken, iş yerleri için bu rakam toplamda 1 milyon olarak belirlenmişti.

    31 Aralık 2026’ya kadar uzatılan kampanyadan bu tarihe kadar ev ve iş yerini riskli yapı ilan ettiren tüm vatandaşlar faydalanabilecek.

    3 milyon liraya kadar kredi desteği

    Öte yandan nisan ayının başında hayata geçirilen yeni destek paketi kapsamında hak sahiplerine 3 milyon liraya kadar kredi desteği sağlanıyor.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Kentsel Dönüşüm Başkanlığınca, Dünya Bankası işbirliğiyle yürütülen İklim ve Afetlere Dayanıklı Şehirler Projesi (İADŞP) kapsamında, kentsel dönüşüme katılmak isteyen hak sahiplerine ilk 12 ay geri ödemesiz, 180 aya varan vade ve aylık yüzde 0,69 faiz oranıyla finansman desteği sağlanıyor.

    Dönüşüm alanları ve riskli yapılar için vatandaşlara aylık 8 bin lira kira desteği verilirken, bu destek riskli yapılarda 18 ay, dönüşüm alanlarında ise 48 aya kadar sürüyor.

    Megakentte Yüzyılın Konut Projesi kapsamında 100 bin sosyal konut ayrılırken, kurası çekilen 100 bin konutun dışında 15 bin sosyal konut da vatandaşın hizmetine kiralık olarak sunulacak.

    “Kentsel dönüşüm son 2 yılda ivme artmış durumda”

    Kentsel Dönüşüm ve Şehircilik Vakfı (KENTSEV) Başkanı Haldun Ersen, AA muhabirine konuya ilişkin yaptığı açıklamada, son dönemde İstanbul’da kentsel dönüşümün hızlandığını belirterek, özellikle Bahçelievler, Kadıköy, Kartal, Beşiktaş, Büyükçekmece ve Maltepe gibi ilçelerde bu konudaki hareketliliğin daha fazla olduğunu söyledi.

    Deprem ihtimali olan ve milyonlarca nüfusu bulunan bir megakent için dönüşümün daha hızlı olması gerektiğini dile getiren Ersen, şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Buna rağmen son 2 yılda kentsel dönüşümde ivme artmış durumda. Bu alanda verilen destekler, kat maliklerinin bilincinin artması, Yarısı Bizden Kampanyası’nın uzatılması, ada bazında dönüşümlerin artması, belediyelerin bu konuda daha istekli olması ve kentsel dönüşüm uzmanlarının sayısının artması bu hıza etki eden nedenler arasında. Öte yandan kentsel dönüşüm uzmanlarının piyasada vatandaşları bilgilendirme isteklerinin de arttığı gözüküyor.”

    “Önümüzde hala çok büyük bir sorumluluk bulunmaktadır”

    Şehircilik, Kentsel Dönüşüm ve Entegre Tesis Yönetim Derneği Başkanı Hüseyin Kılınçarslan da İstanbul’un deprem gerçeğiyle yaşamayı öğrenmek zorunda olan dünyanın en önemli metropollerinden olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının yürüttüğü çalışmalar ve son yıllarda artan toplumsal farkındalık sayesinde İstanbul’da kentsel dönüşüm önemli ölçüde hız kazandı. Dönüşüm kapsamına alınan ve yapımı tamamlanan bağımsız bölüm sayıları, devletimizin bu alandaki kararlılığını ortaya koymaktadır. Bu iradenin daha da güçlenerek devam etmesi, ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.
    Bununla birlikte, İstanbul’un mevcut yapı stoku ve deprem riski dikkate alındığında önümüzde hala çok büyük bir sorumluluk bulunmaktadır. Kentsel dönüşüm yalnızca yeni bina yapmak değildir, doğru şehir planlaması, güçlü mühendislik, etkin denetim, sosyal uzlaşı ve dönüşüm sonrası profesyonel tesis yönetimiyle birlikte ele alınması gereken bütüncül bir süreçtir.”

    Kamu-özel sektör birliğinin artırılması çağrısı

    Hüseyin Kılınçarslan, kentsel dönüşüm alanında “hak sahipleri arasındaki uzlaşma süreçleri, finansmana erişim, artan maliyetler, teknik ve hukuki işlemler ile vatandaşların doğru bilgiye ulaşması” gibi konularda halen geliştirilmesi gereken alanlar bulunduğunu belirterek, “Bu sorunların çözümü ise ancak kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplumun aynı hedef doğrultusunda hareket etmesiyle mümkün olacaktır.” dedi.

    Kamu kurumları ile kentsel dönüşüm alanında faaliyet gösteren önemli sivil toplum kuruluşlarının kurumsal işbirliğini artırmaları gerektiğini vurgulayan Kılınçarslan, “Bakanlıklarımızın, valiliklerimizin, belediyelerimizin ve ilgili tüm kamu kurumlarımızın, bu alanda çalışan nitelikli sivil toplum kuruluşlarını sürecin daha etkin bir parçası haline getirmesi, hem vatandaşlarımızın doğru bilgilendirilmesine hem de dönüşüm süreçlerinin daha hızlı, daha sağlıklı ve daha güvenilir ilerlemesine önemli katkılar sağlayacaktır.” diye konuştu.

    Kılınçarslan, bu konuda yaptıkları çalışmalardan bahsederek, ilgili bakanlıkların, valiliklerin ve diğer kamu kurumlarının kentsel dönüşüm alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının bilgi birikiminden daha fazla yararlanmasının ülkeye önemli katkılar sağlayacağını söyledi.>>>AA

  • A Millilerimiz, tarih yazmaya devam ediyor

    A Millilerimiz, tarih yazmaya devam ediyor

    A Milli Kadın Voleybol Takımı, 2026 FIVB Milletler Ligi’nde (VNL) başarılarına bir yenisini daha ekledi. Japonya’nın ev sahipliğinde oynanan 3. hafta üçüncü maçında güçlü rakibi Japonya’yı 3-1 mağlup eden Filenin Sultanları, finallere yükselmeyi garantileyerek önemli bir başarıya imza attı.

    Asue Arena’da oynanan karşılaşmada ilk seti 25-22 kazanan Japonya karşısında pes etmeyen milliler, sonraki üç sette üstün bir oyun ortaya koydu. Ay-yıldızlı ekip ikinci seti 25-22, üçüncü seti 25-22 ve dördüncü seti de 25-22 kazanarak mücadeleden 3-1 galip ayrıldı.

    Yaklaşık 107 dakika süren mücadelede özellikle kritik anlarda ortaya koyduğu etkili servisler, blok performansı ve hücum organizasyonlarıyla rakibine üstünlük kuran Filenin Sultanları, taraftarlarına bir kez daha büyük sevinç yaşattı.

    A Millilerimiz, tarih yazmaya devam ediyor

    ÜST ÜSTE 8. KEZ FİNALLERDE

    Bu galibiyetle Milletler Ligi’nde 8. galibiyetini alan ve puanını 22’ye yükselten A Milli Kadın Voleybol Takımı, üst üste 8. kez Voleybol Milletler Ligi finallerine katılma hakkı elde etti.

    Son yıllarda dünya voleybolunun en istikrarlı ekiplerinden biri haline gelen Filenin Sultanları, bir kez daha şampiyonluk iddiasını ortaya koyarken, finaller öncesinde moral depoladı.

    Türkiye, Voleybol Milletler Ligi finallerinde kupa hedefiyle yoluna devam edecek.

    Maçın setleri:

    Set: Japonya 25-22 Türkiye

    Set: Türkiye 25-22 Japonya

    Set: Türkiye 25-22 Japonya

    Set: Türkiye 25-22 Japonya >>>Haber Merkezi

    A Millilerimiz, tarih yazmaya devam ediyor
    A MİLLİ KADIN VOLEYBOL TAKIMI, 2026 VOLEYBOL MİLLETLER LİGİ’NİN (VNL) 3. HAFTASINDA OYNADIĞI 3. MAÇINDA EV SAHİBİ JAPONYA’YI 3-1 MAĞLUP ETTİ. (İHA/İSTANBUL-İHA)
    A Milli Kadın Voleybol Takımı, 2026 Voleybol Milletler Ligi’nin (VNL) 3. haftasında oynadığı 3. maçında ev sahibi Japonya’yı 3-1 mağlup etti. Voleybol Milletler Ligi’nde 8 galibiyet ve 22 puana ulaşan milliler, üst üste 8. kez finallere katılmaya hak kazandı.
  • Dünya Kupası çeyrek finalinde Arjantin ile İsviçre karşılaşacak

    Dünya Kupası çeyrek finalinde Arjantin ile İsviçre karşılaşacak

    Kansas City Stadı’nda oynanacak mücadele TSİ 04.00’te başlayacak. Müsabakayı Portekiz Futbol Federasyonundan Joao Pedro Pinheiro yönetecek. Pinheiro’nun yardımcılıklarını Bruno Jesus ile Luciano Maia yapacak.

    Arjantin son 2 maçını 3-2 kazandı

    Dünya Kupası’nda J Grubu’nda yer alan Arjantin; Cezayir, Avusturya ve Ürdün karşısında kazanarak grubu 9 puanla zirvede tamamladı. Son 32 turunda Yeşil Burun Adaları’yla karşı karşıya gelen Güney Amerika temsilcisi, normal süresi 1-1 biten maçta rakibini uzatmalarda 3-2 yenerek turu geçti.

    Son 16 turunda Mısır’la eşleşen Arjantin, rakibi karşısında 2-0 geriye düştüğü maçı ikinci yarıda bulduğu gollerle 3-2 kazanarak çeyrek final biletini aldı.

    ARJANTİN’DE GÖZLER MESSİ’DE OLACAK

    Arjantin’in 38 yaşındaki kaptanı Lionel Messi, İsviçre maçında takımının en önemli kozu olacak. 21 golle Dünya Kupası tarihinin en golcü oyuncusu olan yıldız futbolcu, organizasyonda üst üste 9 maçta da fileleri havalandırmayı başardı. Messi, bu turnuvada çıktığı 5 maçta 8 gol sevinci yaşarken, Fransız yıldız Mbappe ile birlikte krallık yarışında zirvede yer alıyor.

    İSVİÇRE GRUPTA HATA YAPMADI

    Kanada, Bosna Hersek ve Katar’ın yer aldığı B Grubu’nda mücadele eden İsviçre ise ilk maçında Katar’la 1-1 berabere kalırken, Bosna Hersek’i 4-1, Kanada’yı da 2-1 mağlup ederek 7 puanla grubu zirvede tamamladı. Son 32 turunda Cezayir’le karşılaşan İsviçre, rakibini 2-0 yenerek son 16 turunda Kolombiya’nın rakibi oldu. Normal süresi ve uzatma dakikalarının golsüz berabere bittiği maçta penaltı atışları sonucunda Kolombiya’yı geçen İsviçre, 72 yıl sonra Dünya Kupası’nda çeyrek finale yükselmeyi başardı.

    İSVİÇRE’DE MANZAMBİ FORMA GİYEMEYECEK

    Arjantin maçı öncesinde İsviçre’de takımın en golcü oyuncusu Johan Manzambi’nin sakatlığı bulunuyor. Teknik direktör Murat Yakın, Manzambi’nin Arjantin maçında forma giyemeyeceğini duyurdu. Johan Manzambi, Bosna Hersek ve Kanada maçlarında 3 kez fileleri havalandırmıştı. Bu oyuncunun yokluğunda hücum hattında gözler Vargas ve Embolo’da olacak.

    REKABETTE ARJANTİN ÜSTÜN

    İki takım, Dünya Kupası’nda daha önce 2 kez karşı karşıya geldi. 1966 yılında İngiltere’de düzenlenen organizasyonda iki takım aynı grupta yer almıştı. Arjantin, İsviçre’yi 2-0 mağlup ederken üst tura çıkma başarısı göstermiş, İsviçre ise 3 maç sonunda puan alamayarak organizasyona veda etmişti.

    İki takım 2014 yılında Brezilya’da gerçekleştirilen turnuvada da karşılaştı. Her iki ekip de gruptan çıkmayı başarırken son 16 turunda birbirlerine rakip oldular. Normal süresi 0-0 sona eren mücadelede Arjantin, Messi’nin asistinde Angel Di Maria’nın 118. dakikada attığı golle rakibini elemeyi başardı.

    2014 yılında oynanan maçta kadroda olan isimlerden Lionel Messi ve Granit Xhaka, yarınki maçta takımlarının başında kaptan olarak sahaya çıkacak. >>>AA

  • ŞEHİDİMİZ VAR

    ŞEHİDİMİZ VAR

    Eskişehir’de silahlı çatışma: İki kız babası jandarma şehit oldu

    Olay, Mihalıççık ilçesine bağlı Narlı Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, akli dengesinin yerinde olmadığı iddia edilen İbrahim Günsel’in tüfekle çevreye ateş açtığı ihbarı üzerine bölgeye jandarma ekipleri sevk edildi. Ekiplerin olay yerine ulaşmasının ardından şüpheli ile güvenlik güçleri arasında silahlı çatışma yaşandı.

    İKİ KIZ BABASI JANDARMA PERSONELİ ŞEHİT OLDU

    Yaşanan olayda ağır yaralanan evli ve iki çocuk babası Uzman Jandarma Sekizinci Kademeli Çavuş Mehmet Demirbaş, kaldırıldığı Mihalıççık Devlet Hastanesi’nde şehit oldu. Demirbaş’ın 2017 yılından beri Eskişehir’de görevli olduğu öğrenildi. Çatışmada, ateş açtığı öne sürülen İbrahim Günsel de olay yerinde hayatını kaybetti. Olay sırasında bir jandarma personeli ile Narlı Mahallesi Muhtarı Mutlu Şahin yaralandı. Hastaneye kaldırılan yaralı jandarma personeli ile mahalle muhtarının tedavilerinin sürdüğü bilgisi edinildi. Olayın ardından bölgede geniş güvenlik önlemleri alınırken, Cumhuriyet Savcılığı koordinesinde geniş çaplı soruşturma başlatıldı.

    BAKAN ÇİFTÇİ AÇIKLAMA YAPTI

    İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, olayla ilgili resmi sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yaptı. Bakan Çiftçi’nin açıklamasında, “Eskişehir İl Jandarma Komutanlığı emrinde görevli Uzm. J. VIII. Kad.Çvş. Mehmet Demirbaş, yaşanan bir olaya müdahale ettiği esnada yaralanmış kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit olmuştur. Şehidimize Allah’tan rahmet; kederli ailesine, Kahraman Jandarma teşkilatımıza ve Milletimize başsağlığı diliyorum. Şehidimizin makamı âli olsun” ifadeleri yer aldı.

    Şehit jandarma personelinin yarın Samsun’un Terme ilçesinde son yolculuğuna uğurlanacağı öğrenildi. >>>İHA

  • Gördüğüne güvenme!

    Gördüğüne güvenme!

    Hiç sosyal medyada izlediğiniz bir videoya ilk anda “Bu nasıl olabilir?” diye şaşırdığınız oldu mu? Sonra biraz daha dikkatli bakınca, adamın üç kolu olduğunu, elindeki ağaç testeresiyle demiri kestiğini ya da bir insanın binanın içinden yürüyerek geçtiğini fark ettiniz mi? Birkaç yıl önce bunları görsek “Montajdır.” der geçerdik. Bugün ise ilk akla gelen cevap çok farklı: “Herhâlde yapay zekâ yapmıştır.”

    İşte tam da burada durup düşünmemiz gerekiyor.

    Yapay zekâ artık yalnızca metin yazan veya resim çizen bir teknoloji değil. Gerçekten ayırt edilmesi güç videolar üretebiliyor. Üstelik bu videoların önemli bir bölümü YouTube, Instagram, TikTok ve benzeri platformlarda hiçbir doğrulama sürecinden geçmeden milyonlarca kişiye ulaşıyor. Kimi eğlence amacıyla hazırlanıyor, kimi daha fazla izlenme almak için paylaşılıyor. Fakat sonuç değişmiyor: Gerçek ile kurgu arasındaki çizgi her geçen gün biraz daha silikleşiyor.

    Belki “Ne var bunda, sonuçta eğlence.” diyenler olacaktır. Ancak mesele sadece birkaç dakikalık bir video değil. Asıl mesele, beynimizin gördüğü görüntülere duyduğu güvenin yavaş yavaş aşınmasıdır.

    İnsan zihni gördüğüne inanacak şekilde çalışır. Yıllardır “Gözümle gördüm.” sözü en güçlü kanıtlardan biri kabul edilmiştir. Şimdi ise gözümüzle gördüğümüz şeylerin bile gerçek olup olmadığını sorgulamak zorunda kalıyoruz. Bir süre sonra yalnızca yapay zekâ videolarına değil, gerçek görüntülere de kuşkuyla yaklaşmaya başlayabiliriz. Bunun adı yalnızca teknoloji değil; güven duygusunun sessizce aşınmasıdır.

    Gördüğüne güvenme!

    Daha düşündürücü olan ise şu: Bu videoları izleyen milyonlarca insanın önemli bir bölümü hataları fark ettiği hâlde hiçbir tepki vermiyor. Üç kollu insanı görüyor, fizik kurallarını hiçe sayan görüntüleri izliyor ama sadece gülüp geçiyor. Oysa yapay zekâ sistemlerinin gelişiminde insan geri bildirimi önemli bir yer tutuyor. Hataların bildirilmesi, modellerin daha güvenilir hâle gelmesine katkı sağlayabiliyor. Elbette tek bir kullanıcının sessiz kalması bir yapay zekânın “yanlış öğrendiği” anlamına gelmez; ancak milyonlarca yanlışın düzeltilmeden dolaşımda kalması, hem içerik kalitesini hem de kullanıcıların beklentilerini olumsuz etkileyebilir.

    Bir başka tehlike de çocuklar ve gençler açısından karşımıza çıkıyor. Dijital dünyanın içine doğan yeni kuşak, gerçeği ve yapay olarak üretilmiş görüntüyü ayırt etmekte giderek daha fazla zorlanabilir. Eğer bu konuda bilinç oluşturamazsak, gelecekte insanlar gördükleri her şeye ya körü körüne inanacak ya da hiçbir şeye güvenmeyecek. Her iki durum da sağlıklı bir toplum için ciddi bir sorundur.

    Burada sorumluluk yalnızca yapay zekâyı geliştiren şirketlere ait değil. Sosyal medya platformlarının da daha dikkatli davranması gerekiyor. Yapay zekâ ile üretilen içeriklerin açıkça etiketlenmesi, doğrulama sistemlerinin güçlendirilmesi ve yanıltıcı paylaşımların sınırlandırılması artık bir tercih değil, toplumsal bir gereklilik hâline geliyor.

    Ama en büyük sorumluluk yine bizde. Çünkü yapay zekâ, ona ne öğretirsek onu üretmeye devam edecek bir araçtır. Bilinçli kullanıcılar olmazsa en gelişmiş teknoloji bile yanlış bilgilerin taşıyıcısına dönüşebilir.

    Belki de artık çocuklarımıza yalnızca kitap okumayı değil, izledikleri videoları sorgulamayı da öğretmeliyiz. Çünkü önümüzdeki yıllarda bilgiye ulaşmaktan daha önemli olan şey, doğru bilgiyi ayırt edebilmek olacak.

    Unutmayalım; teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, gerçeği koruyacak olan hâlâ insanın aklı, dikkati ve sorgulama yeteneğidir. Yapay zekâ çağında en değerli beceri, gördüğümüz her şeye hemen inanmamak olacaktır.

    Gördüğüne güvenme!

  • Sandıklı’da ünlü sanatçılar sahne alacak

    Sandıklı’da ünlü sanatçılar sahne alacak

    Sandıklı Belediyesi’nin geleneksel hale getirdiği Sandıklı Termal Turizm ve Gurbetçi Festivali, bu yıl üçüncü kez kapılarını açıyor. Belediye Başkanı Adnan Öztaş’ın girişimleriyle organize edilen festival, 7-10 Ağustos 2026 tarihleri arasında Millet Bahçesi Festival Alanı’nda düzenlenecek.

    Belediyeden yapılan açıklamada, festivalin belediye bütçesinden herhangi bir harcama yapılmadan hayata geçirildiği belirtilirken, dört gün boyunca konserler, çocuk etkinlikleri ve çeşitli gösterilerle ziyaretçilere dolu dolu bir program sunulacağı ifade edildi.

    Festivalin ilk günü olan 7 Ağustos’ta Doğukan Alsay gece boyunca sahne alırken, saat 21.00’de Gardaş Yarenler, saat 21.30’da ise Ozan Manas müzikseverlerle buluşacak.

    Sandıklı'da ünlü sanatçılar sahne alacak

    8 Ağustos Cuma günü çocuklar için saat 19.00’da Oraletin Dünyası Çocuk Show sahnelenecek. Akşam saatlerinde Doğukan Alsay’ın performansının ardından, Azerbaycanlı sanatçı Vugar Rüstemov saat 21.30’da konser verecek.

    Sandıklı'da ünlü sanatçılar sahne alacak

    Sandıklı'da ünlü sanatçılar sahne alacak

    Festivalin en dikkat çeken konserlerinden biri ise 9 Ağustos Cumartesi akşamı gerçekleşecek. Rock müziğin sevilen gruplarından Zakkum, saat 21.30’da sahne alacak. Doğukan Alsay ise yine gece boyunca izleyicilerle buluşacak.

    Sandıklı'da ünlü sanatçılar sahne alacak

    Festivalin final günü olan 10 Ağustos Pazar akşamında ise çocuklar için Oraletin Dünyası Çocuk Show yeniden sahne alacak. Gecenin finalinde ise Türk rock müziğinin sevilen gruplarından Ayna, saat 21.30’da hayranlarıyla buluşacak.

    Sandıklı Belediyesi, tüm vatandaşları ve şehir dışından gelecek misafirleri festival coşkusunu birlikte yaşamaya davet etti. >>>Ferhat YÜKSEL

    Sandıklı'da ünlü sanatçılar sahne alacak Sandıklı'da ünlü sanatçılar sahne alacak  Sandıklı'da ünlü sanatçılar sahne alacak

  • Jandarma, 67 bin 704 uyuşturucu hap ele geçirdi

    Jandarma, 67 bin 704 uyuşturucu hap ele geçirdi

    Afyonkarahisar’ın Sinanpaşa ilçesine bağlı Düzağaç beldesinde jandarma ekiplerince drone destekli düzenlenen operasyonda 67 bin 704 adet sentetik uyuşturucu hap ele geçirilirken, 1 kişi gözaltına alındı.

    Edinilen bilgilere göre, Afyonkarahisar İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Afyonkarahisar il merkezinde ikamet eden S.Y. (46) isimli şüphelinin Uşak’tan temin ettiği uyuşturucu maddeleri Afyonkarahisar’da satacağı bilgisi üzerine çalışma başlattı. Teknik ve fiziki takibin ardından şüphelinin kullandığı otomobili Düzağaç beldesi girişinde jandarma ekipleri tarafından durduruldu. Dronların da kullanıldığı operasyonda durdurulan araçla yapılan aramada 67 bin 704 adet sentetik uyuşturucu hap ile 1 cep telefonu ele geçirildi. Gözaltına alınan şüphelinin jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edileceği bildirildi. >>>İHA

  • Can havliyle kurtarıldı, “Rezil olmayalım” dedi

    Can havliyle kurtarıldı, “Rezil olmayalım” dedi

    Olay, Karasu ilçesi sahilinde meydana geldi. Denizde yüzdüğü esnada dalgaların arasında gözden kaybolarak boğulma tehlikesi geçiren bir vatandaşı fark eden Sakarya Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığına bağlı jet skili cankurtaran ekipleri harekete geçti. Kısa sürede şahsın ulaştığı noktaya giden ekipler, vatandaşı bota alarak sudan çıkardı. Cankurtaranların müdahalesiyle kurtarılan ve sağlık durumunun iyi olduğu anlaşılan şahsın, jet skiye binerken ki ilk sözleri ise sahildeki vatandaşları ve görevlileri şaşırttı. Kendisini bota çeken cankurtaranlara dönen vatandaş, “Ağabey beachin ilerisine götür de rezil olmayalım” diyerek ricada bulundu. Can kurtaran ekiplerinin kamerasına anbean yansıyan olayda, ekiplerinin vatandaşı güvenli bölgeye ulaştırdığı ve sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. >>>İHA

  • İşyerindeki kavga pahalıya mal oldu

    İşyerindeki kavga pahalıya mal oldu

    Tam 23 sene çalıştığı fabrikada, amiriyle kavga eden K.L., amirine fiziki saldırarak kavga çıkardığı gerekçesiyle tazminatsız kovuldu. Olaya karışan vardiya amiri de tazminatsız kovuldu. İş Mahkemesi’nin yolunu tutan işçi K.L., iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, feshe sebep gösterilen olayların gerçeği yansıtmadığını, davacının ağzından amirine karşı herhangi bir küfür ve hakaret çıkmadığını öne sürdü. Sadece vardiyalarda adil olması konusunda talebini dile getirdiğini, buna karlılık amirin kendisine hakaret ettiğini ve tehditvari konuşarak üzerine yürüdüğünü kaydetti. Amirinin maket bıçağı çekerek saldırmak istediğini, orada çalışan başka işçiler tarafından uzaklaştırıldığını, buna ilişkin olarak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütüldüğünü, iş sözleşmesinin feshinin haksız olduğunu ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Mahkemede ifade veren işveren ise davacının iş sözleşmesinin, amiri ile yaşadığı sözlü ve fiziki kavga sebebiyle haklı nedenle feshedildiğini dile getirdi. K.L.’nin saat 23.00 sularında, davacının vardiya esnasında vardiya amirine bağırmaya başladığını, sözlü konuşmanın şiddetli bir tartışmaya dönüştüğünü, akabinde tarafların birbirlerine şiddet uygulayarak kavga ettiklerini, anlattı. Davalı işveren , davacının eline aldığı sert bir cisim ile vardiya amirine saldırdığını, kafasına vurduğunu, arkasından yumruk attığını, davacının bu esnada amire hakaret ettiğinin ifade edildiğini, davacının alınan savunmasında da vardiya amirine vurduğunu kabul ettiğini, diğer çalışanların yazılı beyanları ve kamera kayıtları ile meydana gelen kavganın sabit olduğunu ileri sürdü. Olayın şirket yetkilileri tarafından öğrenilmesi sonrasında disiplin kurulunun toplandığını, tutulan tutanaklar ile tarafların sözlü ve yazılı savunmalarının incelenmesi neticesinde her iki işçiye de tazminatsız işten çıkarma cezası verildiğini savunarak davanın reddini istedi.

    İş Mahkemesi, tanık beyanlarından kavgayı kimin başlattığı ve hangi sebeple başlattığı, yapılan kavgada hangi tarafın eyleminin kavganın başlamasında etkili olduğu, olayda haksız tahrik şartlarının olup olmadığının tespit edilmediğine dikkat çekti. İzlenen kamera kayıtlarında bir tartışma olduğunun görüldüğü, ancak kavgayı kimin başlattığı ve kimin hangi etkili eylemlerde bulunduğunun tespit edilmediği, işyeri düzeninin bozulduğuna dair bir tespit de yapılamadığı, bu kapsamda davalının iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verdi. Kararı davalı şirket istinafa gönderince devreye Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi girdi.

    Bölge Adliye Mahkemesi, davacının işyerinde vardiya amiri olarak çalışan işçi ile yaşadığı sözlü tartışma sırasında muhatabına fiili saldırıda bulunduğu, tanık beyanlarına göre sırtına vurduğu, böylece sataşma fiilinin sabit olduğuna dikkat çekti. Haklı fesih şartlarının gerçekleşmesine rağmen İş Mahkemesi’nce kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekirken kabulünün hatalı olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İş Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verildi. Kararın temyiz edilmesiyle dava dosyası Yargıtay 9. Hukuk Dairesi gündemine geldi. Mahkeme, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi kararını onadı. Emsal kararla birlikte işyerinde kavgaya karışan işçi, tazminatsız kapı önüne konulabilecek. >>>İHA

  • Yiğitbaşı, Akademi’de öğrencilerle buluştu

    Yiğitbaşı, Akademi’de öğrencilerle buluştu

    1904 yılından bu yana subay ve astsubay yetiştirme geleneğini sürdüren, 2016 yılından itibaren ise Beytepe Yerleşkesi’nde eğitim faaliyetlerine devam eden Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi’ni ziyaret eden Yiğitbaşı, öğrencilerle mesleğe hazırlık süreçleri ve staj dönemleri üzerine sohbet etti. Ziyaret kapsamında akademinin spor kompleksini de inceleyen Yiğitbaşı, yenilenen olimpik yüzme havuzu ile spor salonlarını gezerek yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı. Genç personelin yalnızca mesleki bilgiyle değil, fiziksel yeterlilik açısından da en iyi şekilde yetiştirilmesinin önemine dikkat çeken Yiğitbaşı, Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlıklarının ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştirmek amacıyla komutanlar ve akademisyenlerle iş birliği içinde çalışmaların sürdürüldüğünü ifade etti. Yiğitbaşı, köklü geçmişinden aldığı güçle eğitim faaliyetlerini sürdüren akademinin, ülkenin güvenliği için görev yapacak subay ve astsubayların yetiştirilmesinde önemli bir misyon üstlendiğini vurguladı. >>>Haber Merkezi

    Yiğitbaşı, Akademi'de öğrencilerle buluştu Yiğitbaşı, Akademi'de öğrencilerle buluştu Yiğitbaşı, Akademi'de öğrencilerle buluştu Yiğitbaşı, Akademi'de öğrencilerle buluştu Yiğitbaşı, Akademi'de öğrencilerle buluştu Yiğitbaşı, Akademi'de öğrencilerle buluştu Yiğitbaşı, Akademi'de öğrencilerle buluştu

  • Japon Bakan’dan Türk Kahvesi’ne övgü

    Japon Bakan’dan Türk Kahvesi’ne övgü

    Türkiye denildiğinde aklına ilk gelen değerlerden birinin Türk kahvesi olduğunu belirten Toşimitsu, kahvenin filtre kullanılmadan hazırlanmasının kendisi için dikkat çekici bir özellik olduğunu ifade etti.

    Paylaşımında Türk kahvesinin hazırlanışını da anlatan Japon Bakan, ilk yudumunu aldıktan sonra, “Sandığım kadar acı değilmiş.” ifadelerini kullandı.

    Kahvenin doğal ve zengin bir aromaya sahip olduğunu söyleyen Toşimitsu, içiminin ardından insana keyif verdiğini dile getirdi.

    Paylaşımının sonunda Türk kültürünün önemli geleneklerinden biri olan kahve falına da değinen Japon Bakan, esprili bir dille Türk kahvesiyle fal bakacağını ifade etti. >>>Ferhat YÜKSEL

  • Karnı acıktı, yiyeceğini Uludağ’da aradı

    Karnı acıktı, yiyeceğini Uludağ’da aradı

    Türkiye’nin önemli kış turizm merkezlerinden Uludağ’da yiyecek arayan iri bir ayı, Sarıalan bölgesinde görüntülendi. Yerleşim alanına kadar inen ayı, bir süre çevrede yiyecek aradı. O anlar vatandaşlar tarafından cep telefonu kamerasıyla kaydedildi.

    Görüntülerde ayının iri cüssesi dikkat çekerken, vatandaşlar tedirginlik yaşadı. Bir süre bölgede dolaşan ayı daha sonra gözden kayboldu. Vatandaşlara, yabani hayvanlara yaklaşmamaları ve beslemeye çalışmamaları konusunda uyarılarda bulunuldu. >>>İHA  

    Karnı acıktı, yiyeceğini Uludağ’da aradı
    YERLEŞİM ALANINA KADAR İNEN AYI, BİR SÜRE ÇEVREDE YİYECEK ARADI. (İHA/BURSA-İHA)
    Bursa’da, Uludağ’ın Sarıalan bölgesine yiyecek aramak için inen bir ayı cep telefonu kamerasına yansıdı. Görüntülerde ayının büyüklüğü dikkat çekti.
    Karnı acıktı, yiyeceğini Uludağ’da aradı
    BURSA’DA, ULUDAĞ’IN SARIALAN BÖLGESİNE YİYECEK ARAMAK İÇİN İNEN İRİ AYI CEP TELEFONU KAMERASINA YANSIDI. GÖRÜNTÜLERDE AYININ BÜYÜKLÜĞÜ DİKKAT ÇEKTİ. (İHA/BURSA-İHA)
    Bursa’da, Uludağ’ın Sarıalan bölgesine yiyecek aramak için inen bir ayı cep telefonu kamerasına yansıdı. Görüntülerde ayının büyüklüğü dikkat çekti.
    Karnı acıktı, yiyeceğini Uludağ’da aradı
    TÜRKİYE’NİN ÖNEMLİ KIŞ TURİZM MERKEZLERİNDEN ULUDAĞ’DA YİYECEK ARAYAN İRİ BİR AYI, SARIALAN BÖLGESİNDE GÖRÜNTÜLENDİ (İHA/BURSA-İHA)
    Bursa’da, Uludağ’ın Sarıalan bölgesine yiyecek aramak için inen bir ayı cep telefonu kamerasına yansıdı. Görüntülerde ayının büyüklüğü dikkat çekti.
    Karnı acıktı, yiyeceğini Uludağ’da aradı
    BURSA’DA, ULUDAĞ’IN SARIALAN BÖLGESİNE YİYECEK ARAMAK İÇİN İNEN İRİ AYI CEP TELEFONU KAMERASINA YANSIDI. GÖRÜNTÜLERDE AYININ BÜYÜKLÜĞÜ DİKKAT ÇEKTİ. (İHA/BURSA-İHA)
    Bursa’da, Uludağ’ın Sarıalan bölgesine yiyecek aramak için inen bir ayı cep telefonu kamerasına yansıdı. Görüntülerde ayının büyüklüğü dikkat çekti.
  • İki evladını kaybetti, üçüncü çocuğuna böbreğiyle can oldu

    İki evladını kaybetti, üçüncü çocuğuna böbreğiyle can oldu

    Van’da ikamet eden Özlem (45) ve Özgen Demirdoy (46) çiftinin, yıllardır kalıtsal nefrotik sendrom nedeniyle verdikleri yaşam mücadelesi İzmir’de mutlu sonla noktalandı. Daha önce aynı hastalıktan dolayı iki çocuğunu kaybeden aile, 3 yaşındaki oğulları Doruk’un da aynı hastalığa yakalandığını öğrenince büyük bir yıkım yaşadı. Ancak Acıbadem Kent Hastanesi’nde 12 Haziran’da gerçekleştirilen başarılı böbrek nakli operasyonuyla Doruk, annesinin böbreği sayesinde sağlığına kavuştu.

    ACI DOLU GEÇMİŞ: İREMSU VE MUHAMMET MUSTAFA’NIN KAYBI

    Demirdoy ailesinin dramı, 2012 yılında ilk çocukları İremsu’nun doğumuyla başladı. Henüz bebekken nefrotik sendrom tanısı konulan İremsu, Mersin’de üç ay tedavi gördükten sonra böbrek nakli aşamasına gelemeden 2014 yılında solunum yetmezliğinden hayatını kaybetti. Aynı yıl doğan ikinci çocukları Umutcan’ın sağlıklı büyümesiyle bir nebze teselli bulan ailenin acısı, 2018 yılında dünyaya gelen Muhammet Mustafa ile yeniden alevlendi. Bir yaşındayken gelişen ödem nedeniyle hastaneye götürülen Mustafa’ya da aynı teşhis konuldu. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde takip edilen minik Mustafa için böbrek nakli planlandı; anne Özlem Demirdoy böbreğini vermeye hazırdı. Ancak araya giren pandemi dönemi ve iptal olan operasyonlar nedeniyle nakil merkezine sevk edilemeyen Mustafa, 2022 yılında hayata gözlerini yumdu.

    AYNI HASTALIK, BU KEZ DORUK’TA ORTAYA ÇIKTI

    İki evladını aynı hastalıktan kaybeden Demirdoy ailesi, 2023 yılında dünyaya gelen çocukları Doruk için büyük umut taşıyordu. Hastalığa dair belirgin bir şikayet olmamasına rağmen, geçmişteki acı tecrübeleri nedeniyle erken dönemde doktora başvuran aile, korktukları gerçekle bir kez daha yüzleşti; Doruk’a da nefrotik sendrom tanısı konuldu. Tedavi için İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuran aile, iki yıl boyunca Van ile İzmir arasında mekik dokudu. Hastalığın hızla ilerlemesi üzerine Doruk için diyaliz aşamasına geçilmeden böbrek nakline karar verildi.

    1 YAŞ BOYUTUNDAKİ BEDENE BAŞARILI NAKİL

    Doruk’un ameliyatı, İzmir Acıbadem Kent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nde, Dr. Işık Özgü başkanlığında; Uzm. Dr. Uğur Saraçoğlu, Prof. Dr. Ahmet Keskinoğlu, Uzm. Dr. Rahmi Gökhan Ekin, Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Doç. Dr. Mert Akan, Uzm. Dr. Alihan Pirim ve Uzm. Dr. Özgür Bolat’tan oluşan uzman bir ekip tarafından gerçekleştirildi. Operasyon başarıyla sonuçlanırken, Doruk yeni ve sağlıklı yaşamına ilk adımını attı.

    “UMUTSUZCA GİDİP GELİYORDUM, ÇOK ŞÜKÜR NAKİL OLDUK”

    İki evladını toprağa verdikten sonra üçüncü çocuğuna can olan anne Özlem Demirdoy, yaşadığı karmaşık duyguları şu sözlerle ifade etti: “İlk çocuğum 3 ay tedavi gördü, ne diyalize ne nakle gidemeden solunum yetmezliğinden kaybettim. İkincisini de pandemide kaybettim. Nakil için bizi Antalya’ya göndereceklerdi, ameliyatlar iptal oldu. Böbreğimi ona verecektim ama kısmet Doruk’aymış. Doruk için de aynı acıyı yaşayacağımı düşünerek çok büyük korkular yaşadım. İki yıldır İzmir’e tedaviye getiriyordum ama hiç umudum yoktu. Sonunda ‘nakil olabilirsiniz’ dediler ve olduk. Doktorlarımız çok destek oldu, çok mutluyum.”

    “UMUTSUZCA YAŞIYORDUK”

    Baba Özgen Demirdoy ise geçmişte yaşadıkları çaresizliği hatırlatarak şunları söyledi: “İlk çocuğumuzda nefrotik sendromun çaresi yok dediler, kurtaramadık. İkinci çocuğumuz Muhammed Mustafa’da pandemiden dolayı böbrek nakli olamayacağını söylediler, onu da kaybettik. Doruk 1 yaşından sonra bu hastalığa yakalanınca, eskiden yaşadığımız acılar yüzünden bunu da kurtaramayacağımızı düşündük. İzmir’e geldik, doktorlarımız bize umut oldu. Çok şükür başarılı bir ameliyatla şu an sağlıklı. Biz üçüncüde umutsuzca yaşıyorduk, hamdolsun Allah’a.”

    “BÖBREK NEREDEYSE ÇOCUĞUN BOYUTU KADARDI”

    Nakli gerçekleştiren ekibin başkanı Dr. Işık Özgü, operasyonun teknik zorluklarına dikkat çekerek, “Bu vakayı özel kılan, hastamızın 3 yaşında olmasına rağmen gelişme geriliği sebebiyle 1 yaşında bir çocuk boyutunda ve kilosunda olmasıydı. Neredeyse böbrek çocuğun boyutu kadardı. Cerrahi olarak zorlayıcı bir ameliyattı. Kadın böbrekleri nispeten daha küçük olduğu için anneyi tercih ettik. Normalden uzun süren ama neticesi çok yüz güldürücü bir operasyon oldu. Artık diyaliz ihtiyacı kalmadı” dedi.

    “AKRABA EVLİLİĞİNE BAĞLI GENETİK MUTASYON”

    Vakanın tıbbi arka planını açıklayan Prof. Dr. Ahmet Keskinoğlu, genetik faktörlerin altını çizerek, “Ailede akraba evliliği söz konusu ve buna bağlı genetik mutasyonlar var. Hem anne hem babada bu mutasyon olduğu için çocuklarda nefrotik sendrom gelişme ihtimali mevcut. Genetik kökenli nefrotik sendromlarda idrarla aşırı protein kaybı gerçekleşir ve son dönem böbrek yetmezliğine ulaşılır. Diyalize almak yerine yaşam kalitesi açısından nakli tercih ettik. Anne taşıyıcı olmasına rağmen böbrek işlevleri sağlam olduğu için nakil sonrasında aynı hastalığın nüksetme ihtimali çok düşüktür. Hastamız kısa zamanda gelişme geriliğini toparlayacaktır” ifadelerini kullandı. >>>İHA  

    İki evladını kaybetti, üçüncü çocuğuna böbreğiyle can oldu İki evladını kaybetti, üçüncü çocuğuna böbreğiyle can oldu İki evladını kaybetti, üçüncü çocuğuna böbreğiyle can oldu İki evladını kaybetti, üçüncü çocuğuna böbreğiyle can oldu  İki evladını kaybetti, üçüncü çocuğuna böbreğiyle can oldu

  • Yargıtay, adamı ağır kusurlu saydı

    Yargıtay, adamı ağır kusurlu saydı

    Bir süredir şiddetli geçimsizlik yaşayan çift Aile Mahkemesi’ne müracaat ederek karşılıklı boşanma davası açtı. Tarafları dinleyen Mahkeme; tarafların eşit kusurlu olduğuna hükmederek kadının maddi manevi tazminat taleplerini geri çevirdi. Kadın avukatı aracılığıyla kararı istinafa taşıdı. Bölge Adliye Mahkemesi, Aile Mahkemesi kararını yerinde buldu. Bunun üzerine kadın, kararı temyiz edince devreye Yargıtay 2. Hukuk Dairesi girdi. Düzenli işi olmayan, iş dışındaki vakitlerde eve geç gelen, aldığı maaşı eve harcamayan kocanın, çocuklarının cebinden habersiz para almasının ağır kusur olduğuna hükmetti. Erkeğin, sürekli eşine hakaret edip şiddet uyguladığına vurgu yapıldı. Kocasının işyerine giderek, arkadaşlarının yanında eşini küçük düşüren kadının ise az kusurlu olduğuna vurgu yapıldı. Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı- karşı davalı erkeğin ağır, davalı- karşı davacı kadının ise az kusurlu olduğunun kabulüne hükmedildi. 2. Hukuk Dairesi, kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminat ödenmesi gerektiğine dikkat çekerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına hükmetti. >>>İHA

  • Fenerbahçe, ilk hazırlık maçını farklı kazandı

    Fenerbahçe, ilk hazırlık maçını farklı kazandı

    Linz kentindeki Raiffeisen Arena’da oynanan karşılaşmada Julian Weinberger, Sebastian Gruber ve Fatih Tekeli hakem üçlüsü görev aldı.

    Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal, müsabakada Tarık Çetin, Mimovic, Skriniar, Oosterwolde, Levent Mercan, Guendouzi, Bartuğ Elmaz, Cengiz Ünder, Fred, Musaba ve Çağrı Balta ilk 11’ini sahaya sürdü.

    Maça baskılı başlayan sarı-lacivertliler, 9. dakikada Cengiz Ünder’in golüyle öne geçti. Ataklarını sürdüren Fenerbahçe, 42. dakikada Milan Skriniar’ın golüyle farkı 2’ye çıkardı ve soyunma odasına 2-0 üstün gitti.

    Fenerbahçe, ilk hazırlık maçını farklı kazandı

    Sarı-lacivertli ekipte ikinci yarıda Skriniar, Tarık Çetin, Oosterwolde, Fred, Cengiz Ünder, Guendouzi, Levent Mercan, Anthony Musaba, Çağrı Balta ve Bartuğ Elmaz oyundan alınırken, bu isimlerin yerine Becao, İrfan Can Eğribayat, Yiğit Efe Demir, Adem Yeşilyurt, Asensio, Emre Demir, Kamil Efe Üregen, Alaettin Ekici, Çağrı Fedai ve Yiğit Fidan oyunda dahil oldu.

    İkinci yarıda da etkili performansını sürdüren Fenerbahçe, 60. dakikada Fred ile farkı 3’e çıkarırken, 70. dakikada Glitia’nın kendi kalesine attığı golle farkı 4’e çıkardı. Sarı-lacivertlilerde kapanışı ise 74’üncü dakikada Becao yaptı.

    Fenerbahçe, ilk hazırlık maçını farklı kazandı

    12 Kişi Maç Kadrosuna Alınmadı

    Fenerbahçe’de Admira Wacker karşısında kamp kadrosunda yer alan 12 oyuncu çeşitli sebeplerle kadroya dahil edilmedi.

    Sarı-lacivertlilerde hafif ağrıları bulunan Sidiki Cherif ve Diego Carlos’un yanı sıra Topuk Yaylası kampında sakatlık yaşayan Anderson Talisca ile Archie Brown tedbir amaçlı kadroda yer almadı.

    Bu oyuncuların yanı sıra geçen sezon geçirdiği fıtık ameliyatı dolayısıyla hazır olmayan Dorgeles Nene ile milli takımlardan dönen İrfan Can Kahveci, Kerem Aktürkoğlu, Mert Günok, Oğuz Aydın, Mert Müldür, İsmail Yüksek ve Çağlar Söyüncü maç kadrosuna alınmadı. >>>AA

    Fenerbahçe, ilk hazırlık maçını farklı kazandı

  • Yeşil karıncalar her zaman sahada

    Yeşil karıncalar her zaman sahada

    Tarım, enerji, hizmet ve çevre sektörlerinde faaliyetlerini yürütmekte olan Tarım ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü; inşa ettiği dev barajlarda depoladığı suyu başta içme, kullanma ve sanayi suyu üretimine yönelik tesisler olmak üzere; hidroelektrik enerji üretimi, tarımsal sulama, atıksu arıtımı, taşkın kontrolü gibi çok geniş bir yelpazede mühendislik yapıları vasıtasıyla milletin hizmetine sunuyor.

    Mühendislik yapılarının yanı sıra; DSİ 18. Bölge Müdürlüğü (Isparta, Burdur, Afyonkarahisar) bölge genelinde taşkın risklerini azaltmak, tarım arazilerini korumak ve su akışını düzenlemek amacıyla makineli çalışma faaliyetlerine hız kesmeden devam ediyor. Bu kapsamda Isparta Eğirdir Aşağıgökdere’de meydana gelen taşkın hadisesi sırasında ve sonrasında tanzim çalışmaları, Burdur Bucak Elsazı Bulanıksuyu Deresi’nde tanzim ve taş tahkimat çalışmaları, Afyonkarahisar Sandıklı Hocalar Köyü dere temizlik çalışmaları devam ediyor. Güçlü makine parkı ve uzman personeliyle sahada aktif görev yapan ekipler; nehir ve dere yataklarında temizlik, tanzim, tahkimat ve rüsubat temizliği çalışmalarını titizlikle sürdürülüyor. Olası afetlerin önüne geçmek ve vatandaşlarımızın can ile mal güvenliğini güvence altına almak için yürütülen bu yoğun mesai, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğine de doğrudan katkı sağlıyor. Yürütülen çalışmalarla ilgili değerlendirmelerde bulunan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, sorumluluk sahasındaki tüm su kaynaklarını en verimli ve güvenli şekilde yönetmek için saha çalışmalarına kararlılıkla devam edeceklerini vurguladı.

    DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, kurumun su kaynaklarını koruma ve taşkın risklerini minimize etme vizyonu doğrultusunda, saha çalışmalarının ve yatırımların kesintisiz olarak devam edeceğini belirtti. >>>Haber Merkezi

    Yeşil karıncalar her zaman sahada Yeşil karıncalar her zaman sahada Yeşil karıncalar her zaman sahada Yeşil karıncalar her zaman sahada Yeşil karıncalar her zaman sahada Yeşil karıncalar her zaman sahada

  • Bir devrin perdesi kapandı

    Bir devrin perdesi kapandı

    Bazı insanlar vardır; sadece bir mesleği icra etmez, bir döneme damgasını vurur. Onlar gittiklerinde sadece bir insanı değil, bir devri uğurlarız.

    Bir devrin perdesi kapandı

    Yeşilçam’ın üç büyük çınarı…

    Önce Tarık Akan,

    ardından Cüneyt Arkın

    ve şimdi de Kadir İnanır…

    Her biri farklı karakterleri canlandırdı ama ortak bir noktaları vardı; milyonların gönlünde taht kurdular.

    Tarık Akan, gülen yüzünün ardında toplumsal duyarlılığıyla hafızalara kazındı. Sadece romantik filmlerin yakışıklı jönü değil, halkın dertlerini beyaz perdeye taşıyan usta bir sanatçıydı.

    Bir devrin perdesi kapandı

    Cüneyt Arkın ise Türk sinemasının efsanesiydi. Battal Gazi’den Kara Murat’a, Malkoçoğlu’ndan sayısız kahramana hayat verdi. Çocukluğumuzda kötülere karşı tek başına savaşan o yiğit adamdı. Onun filmleriyle cesareti, vatan sevgisini ve mücadeleyi öğrendik.

    Bir devrin perdesi kapandı

    Kadir İnanır… Anadolu’nun vakur duruşunu, mertliğini ve adam gibi adam olmanın ne demek olduğunu oynadığı her rolle hissettirdi. Bir bakışı bazen sayfalar dolusu sözden daha anlamlıydı.

    Bir devrin perdesi kapandı

    ++++

    SAMİMİYET, EMEK VE YÜREKLERE DOKUNAN HİKÂYELER

    Bugün geriye dönüp baktığımızda aslında sadece filmleri hatırlamıyoruz. Bayram sabahlarını, ailece televizyon karşısında geçirilen akşamları, aynı sahnelere defalarca gülüp aynı duygularla hüzünlendiğimiz günleri hatırlıyoruz.

    Bugün teknoloji çağındayız. Yüzlerce kanal, binlerce film, sayısız dijital platform var. Ama ne zaman eski bir Yeşilçam filmi başlasa, elimizdeki kumandayı bırakıp ekrana kilitleniyoruz. Çünkü orada yapaylık yok. Orada hayat var. Orada biz varız. Yeşilçam’ın bıraktığı sıcaklığı hiçbir dönem tam anlamıyla yakalayamadı. Çünkü o filmlerde samimiyet vardı, emek vardı, yüreğe dokunan hikâyeler vardı.

    ++++

    Zaman, en güçlü çınarları bile bir gün toprağa uğurluyor. Ancak gerçek sanatçılar, öldükten sonra da yaşamaya devam eder. Onların sesi bir replikte, gülüşü bir sahnede, bakışı eski bir film karesinde hep bizimle kalır.

    Tarık Akan, Cüneyt Arkın ve Kadir İnanır…

    Sizler yalnızca sinemanın değil, bu milletin ortak hafızasının en kıymetli parçaları oldunuz.

    Mekânınız cennet olsun.

    ++++

    Hayat, bazen bir filmin son sahnesi gibi sessizce iner üzerimize. Işıklar yavaşça söner, perde kapanır ama salondan kimse hemen kalkamaz. Çünkü bazı hikâyeler bittiğinde değil, kalbimize yerleştiğinde ölümsüz olur.

    İşte Yeşilçam da böyleydi…

    Bizler sadece film izlemedik. Sevmeyi, dürüst olmayı, haksızlığa karşı dimdik durmayı, dostluğu, fedakârlığı o filmlerden öğrendik. Bir mahalle kültürünü, aile sıcaklığını, insan olmanın güzelliğini beyaz perdede gördük. O büyük çınarların gölgesinde büyüdük.

    Tarık Akan’ın tebessümünde samimiyet vardı. Halkın içinden gelen bir adamdı. Oynadığı karakterler kadar duruşuyla da örnek oldu.

    Cüneyt Arkın, çocukluğumuzun yenilmeyen kahramanıydı. Ne zaman haksızlık olsa o çıkar gelir, kötülere meydan okurdu. Onun filmlerini izlerken kendimizi güçlü hissederdik. Belki de bu yüzden hepimizin çocukluğunda biraz Cüneyt Arkın vardı.

    Kadir İnanır ise susarak konuşabilen adamlardandı. Bir bakışıyla adaleti, sevgiyi, öfkeyi ve merhameti anlatırdı. O, Anadolu’nun vakur yüzüydü. Mertliğin ve onurun beyaz perdedeki karşılığıydı.

    Aslında onlar ölmedi… Tarık Akan, Cüneyt Arkın ve Kadir İnanır; televizyonlarda yeniden bizim evimize gelecek. Bir replikte bizi güldürecek, bir sahnede gözlerimizi dolduracak, bir bakışta yıllar öncesine götürecek. Gerçek sanatçıların mezarı sadece toprağın altında değildir; onların asıl mezarı unutulmaktır. Bu üç büyük usta ise unutulmayacak kadar büyük izler bıraktı.

    Perde kapandı belki ama sizlerin oynadığı o büyük film, bu milletin gönlünde sonsuza kadar gösterimde kalacak.

    ++++

    ANADOLU’NUN VAKUR YÜZÜ: KADİR İNANIR

    Kadir İnanır, Türk sinemasının sadece en önemli oyuncularından biri değil, aynı zamanda Anadolu insanının onurunu, mertliğini ve dik duruşunu beyaz perdeye taşıyan bir simgeydi. Gür sesi, karizmatik duruşu ve etkileyici bakışlarıyla canlandırdığı karakterler, izleyicinin hafızasında silinmez izler bıraktı.

    1970’li yıllardan itibaren Yeşilçam’ın en çok aranan başrol oyuncularından biri olan İnanır, romantik filmlerden toplumsal dramlara, aksiyondan polisiyeye kadar pek çok farklı türde unutulmaz performanslar sergiledi. Özellikle Türkan Şoray ile oluşturduğu sinema ortaklığı, Türk sinemasının en sevilen ekran birlikteliklerinden biri olarak hafızalara kazındı.

    Selvi Boylum Al Yazmalım, Tatar Ramazan, Yılanların Öcü, Dila Hanım, Tomruk, Kurbağalar, Yarınsız Adam, İpsiz Recep ve Uzun Hikâye gibi yapımlarda canlandırdığı karakterlerle sadece oyunculuğunu değil, duyguyu seyirciye geçirebilen büyük bir sanatçı olduğunu da gösterdi.

    Kadir İnanır’ın başarısının sırrı, oynadığı karakterleri canlandırmakla yetinmemesi, onları yaşamasıydı. Bu yüzden onun filmlerindeki kahramanlar gerçek hayattan bir parça gibi hissedildi. O, Yeşilçam’ın yalnızca yıldızlarından biri değil; Türk sinemasının vicdanı, Anadolu’nun sesi ve milyonların gönlünde yer eden yaşayan bir efsaneydi.

    Bugün aramızdan ayrılmış olsa da ardında bıraktığı onlarca film, unutulmaz replik ve güçlü karakterlerle yaşamaya devam edecek. Çünkü bazı sanatçılar perdeye değil, doğrudan insanların kalbine iz bırakır.

    Bir gün herkes bu dünyadan göçüp gider… Ama bazı insanlar vardır ki, gittikleri gün değil; unutuldukları gün gerçekten ölürler. Tarık Akan, Cüneyt Arkın ve Kadir İnanır ise bu millet var oldukça filmleriyle, duruşlarıyla ve bıraktıkları izlerle yaşamaya devam edecekler.

    Yeşilçam bize sadece filmler bırakmadı; sevgiyi, vefayı, umudu ve insan kalabilmenin ne kadar kıymetli olduğunu öğretti. Perde kapanır, alkış diner, salon boşalır… Ama gerçek sanatçılar, izleyicisinin kalbinde sonsuza kadar başrolde kalır.

    Sevgiyle kalın… Umutla kalın…

  • NATO Zirvesi’nde Mehter Damgası

    NATO Zirvesi’nde Mehter Damgası

    Trump’tan “OK” İşareti, Miçotakis’i “Ceddin Deden” Karşıladı

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile eşi Emine Erdoğan, zirveye katılan devlet ve hükümet başkanlarını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Ana Binası’nın merdivenlerinde tek tek karşıladı. Liderler, resmi karşılamanın ardından Erdoğan çiftiyle hatıra fotoğrafı çektirdi. Karşılama töreninde tarihte kurulan 16 Türk devletini simgeleyen bayraklar, temsili askerler ve yeniçeri kıyafetli ekipler de yer alarak törene tarihi bir atmosfer kattı.

    NATO Zirvesi'nde Mehter Damgası

    Resepsiyonun en çok konuşulan anlarından biri ise ABD Başkanı Donald Trump’ın mehter marşına verdiği tepki oldu. Mehteran Birliği’nin performansını ilgiyle takip eden Trump’ın, marşı beğendiğini “OK” işareti yaparak göstermesi kameralara yansıdı.

    Bir diğer dikkat çeken an ise Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in Külliye’ye girişinde yaşandı. Mehter takımı, Miçotakis’i Türk tarihinin simge eserlerinden biri olan “Ceddin Deden” marşıyla karşıladı. O anlarda Miçotakis’in yüz ifadesi ve verdiği tepki sosyal medyada da geniş yankı uyandırdı.

    Diplomatik temasların ötesine geçen bu renkli görüntüler, zirvenin en akılda kalan kareleri arasında yer aldı. Özellikle Trump’ın mehtere verdiği olumlu tepki ile Miçotakis’in “Ceddin Deden” eşliğinde karşılanması, 36. NATO Zirvesi’nin unutulmayacak anları olarak hafızalara kazındı. >>>Haber Merkezi

    NATO Zirvesi'nde Mehter Damgası

  • Bu sözleri, hafızalarda yer edecek

    Bu sözleri, hafızalarda yer edecek

    Göktay, dinlediği Neşet Ertaş türküsü eşliğinde, usta sanatçının hayata dair unutulmaz sözlerini şu ifadelerle anmıştı:

    “Garip ne diyor? İki sene oldu kendi gitti rahmetli, sazı kaldı yadigâr… En büyük zenginlik insanın içindedir diyor, gönlündedir diyor. Bir anadan dünyaya gelen yolcularız hepimiz. Donsuz geldik dünyaya, donsuz gideceğiz diyor ya…”

    Zihni Göktay’ın vefatının ardından sosyal medyada yeniden paylaşılan bu sözler, sanatçının hayata bakışını ve Neşet Ertaş’a duyduğu saygıyı bir kez daha gözler önüne serdi. >>>Ferhat YÜKSEL

  • Diş ağrısı şikayetiyle gitti, ayağını kullanamaz hale geldi

    Diş ağrısı şikayetiyle gitti, ayağını kullanamaz hale geldi

    İzmir’in Karabağlar ilçesinde yaşayan mobilya ustası Serif Osman (29), geçen yıl ekim ayında şiddetli diş ağrısı şikayetiyle Gaziemir’de bulunan bir hastanenin acil servisine başvurdu. Hastanede kendisine kalçasından iğne yapıldı. Ancak iddiaya göre enjeksiyonun ardından talihsiz adamın sol bacağında şiddetli ağrı, hareket kaybı ve zamanla kısalma oluştu. Osman, şikayetlerinin artması üzerine başka bir hastaneye başvurdu. Orada yapılan tetkiklerin ardından, bacağındaki hasarın yapılan yanlış iğne uygulamasından kaynaklandığı söylendi. Sağlık sorunları nedeniyle çalışamaz hale gelen 3 çocuk babası genç adam, hastane ve işlemi yapan doktor hakkında suç duyurusunda bulundu.

    “BİR TANE İĞNE İÇİN HAYATIM MAHVOLDU”

    Yaşadığı süreci anlatan Şerif Osman, “Dişimdeki iltihaptan dolayı hastaneye gittim. Doktor durumumu dinledikten sonra, ‘Sana bir antibiyotik ilaç yazıyorum, sonra bir de iğne vereceğim’ dedi. Yan taraftaki hemşire odasına girdim. Kalçadan bir iğne vurdu. Hemşire iğneyi sokunca bir ağrı yaptı, ardından ilacı boşaltınca bacağımda bir yanma oluştu. Ayağa kalktım ama bacağım boşaldı ve direkt yere düştüm. Daha sonraki süreçte bacağım şişmeye başladı. Bu şişlik bir ay boyunca devam etti. Yanma hissi başladı. İki-üç ay yataktaydım, ağrımdan ve sancımdan dolayı hiç hareket edemiyordum. Mağdurum, bir senedir çalışamıyorum ve çocuklarım perişan oldu. Borçlanmış durumdayım. Bir tane iğne için hayatım mahvoldu” diye konuştu.

    “ŞU ANDA ÇALIŞAMIYORUM, PERİŞAN OLDUM”

    Şişlikten dolayı başka bir hastaneye gittiğini ifade eden Osman, “Orada tetkikler yaptırdım. Doktor ağrı kesici yazdı ama ona rağmen sancıdan duramıyordum. Ağrımdan dolayı yemek bile yiyemiyorum. Oradaki doktor bana ‘durumun bu iğneden dolayı kaynaklandığını’ söyledi ve ‘Korkma, daha gençsin, ileride geçer ama zaman ister. İki-üç sene sürer” dedi. Şu anda çalışamıyorum. Perişan oldum. Bu olay ilk olduğunda eve gelmiştim ve sabaha kadar bacağım iyice şişmişti. Sabah saat 6’da direkt aynı hastaneye gittim ve aynı doktoru buldum. ‘Doktor bey, bana iğne verdin, bak ayağımı ne hale getirdi, şişti’ dedim. Doktor bana, ‘Sen bir yerde düştün mü, bir şey mi oldu?’ diye sordu. Ben de ‘Doktor bey, hiçbir şeyim olmadı, tamamen iğneden dolayı oldu’ dedim” ifadelerine yer verdi.

    “ŞİKAYETÇİ OLDUM”

    Ayağında sancı ve ağrı olduğu için çalışamadığını ve ayağını fazla zorlayamadığını aktaran Osman, “Üç tane bebeğim var. Bu bebeklerin geleceği, hayatları ne olacak? Hastaneye dava açtım ve şikayetçi oldum. İnşallah hakkımı alırlar. Bir tane iğne için benim ve çocuklarımın hayatını bitirdiler” açıklamalarında bulundu.

    “SÜRECİ TAKİP EDİYORUZ”

    Şerif Osman’ın avukatı Ebru Bilgen ise “Müvekkilimiz ofisimize ilk geldiğinde, diş ağrısı şikayetiyle Gaziemir’deki bir hastaneye gittiğini, kendisine burada uygulanan enjeksiyon işlemi sonrasında bacağında kısalma meydana geldiğini ve eski sağlığını kaybettiğini söyledi. Şerif Bey, olayın meydana geldiği dönemde Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuş. Biz o süreci takip ediyoruz. Tazminat davası açmak üzere başvuruyu da yaptık. Yasal sürelerin dolmasının ardından davayı açacağız” dedi.

    Diş ağrısı şikayetiyle gitti, ayağını kullanamaz hale geldi

    Sözlerini sürdüren Bilgen, şunları kaydetti: “Müvekkil bize geldiği andan itibaren, özellikle mesleğini kaybettiği için çok üzgün. Kendisi mobilya ustası ve sürekli beden gücüyle çalışıyor. Hastaneye bacağında hiçbir problem olmadan girip, iğne sonrasında bacağını kaybederek çıkması söz konusu. Bakmakla yükümlü olduğu çocukları ve eşi var. Onların geçimini nasıl sağlayacağı konusunda ciddi kaygılar yaşıyor. Çocukları da babasını o durumda görmekten dolayı çok üzgün. Bana geçmiş videolarını izletti. Gayet mutlu bir aile. Ancak bu olaydan sonra maalesef bacağını eskisi gibi kullanamıyor.” >>>İHA

    Diş ağrısı şikayetiyle gitti, ayağını kullanamaz hale geldi
    MOBİLYA USTASI SERİF OSMAN (MEHMET PAMUK/İZMİR-İHA)
    İzmir’in Karabağlar ilçesinde yaşayan Şerif Osman, iddiaya göre diş ağrısı nedeniyle gittiği hastanede yapılan iğne sonrası sol bacağını kullanamaz hale geldi. Mesleğini yapamayan ve ailesinin geçimini sağlamakta zorlanan 3 çocuk babası genç adam, hastane ve doktor hakkında suç duyurusunda bulundu.