Kategori: Yazarlar

  • KURULTAY VE OPERASYON

    KURULTAY VE OPERASYON

    CHP 39. Olağan Kurultayını yaptı. Kurultayı canlı olarak izledim. Heybemizde olanları sizlerle paylaşalım.
    Cuma günü Tüzük Kurultayı oy birliği ile kabul edildi. Tüzük değişiminde önemli maddeler yer alıyor. Gençlik ve Kadın kotaları düşürüldü. Büyük şehirde Belediye iştiraklerinde çalışanların partide görev almaları yasaklandı ve benzeri yol haritasını belirleyecek değişmeler var.

    DOĞRU DUVAR YIKILMAZ

    Cumartesi günü basın kartımızla salona giriyorum. Canlı müzik eşliğinde her kurultayda yaptığım gibi pankart ve afişlere bakıyorum tek tek.
    Kurultay salonuna ‘Güçlü Yurttaş’, ‘Güvenli Gelecek’, ‘Kazanan Türkiye’ pankartları var. Ayrıca tutuklu belediye başkanlarının fotoğraflarının bulunduğu bir pankart ve “Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz” yazan bir afiş en tepeye asılmış.
    Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın resimlerinin olduğu “Doğru duvar yıkılmaz” pankartı asıldı.
    CHP Gençlik Kolları, CHP’nin kurultayında Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve tutuklu başkanların bulunduğu 43 metrelik pankart açtı.
    Salonda ki ‘Baba Ocağı’ pankartı da dikkat çekici.
    Bu arada salonda ki ‘Özgür Gelecek’ pankartı da CHP lideri Özgür Özel’i duygulandırdı. Özel, bu pankartın ilk genel başkan seçildiği dönemde memleketi Manisa’da açıldığını söyledi

    İMAMOĞLU YAPAY ZEKA İLE KONUŞTU

    Silivri de tutuklu bulunan CHP’nin cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu salona seslendi.
    İmamoğlu, “Kurultayımız yeni programla partimize yön verirken ülkemize de yol gösterecek, seçeceğimiz yeni yönetimle partimizi güçlendirirken milletin de yolunu açacak” dedi.
    Ekrem İmamoğlu, Meclis’in felç edilmiş halde olduğunu ve ülkenin Meclis’ten değil danışmanlarla doldurulmuş saraydan yönetildiğini söyledi.
    İmamoğlu, “Kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü prensipleri askıda, bağımsız ve tarafsız olması gereken yargı sarayın emrinde. Medya tek tip, fikir hürriyeti yok, ağzını açan Silivri’ye kapatılıyor” dedi.

    BİRLİKTE GEÇTİK KÖPRÜLERİ

    Birlikte geçtik köprülerden, birlikte türküler söyledik. Birlikte göğüsledik zoru biz. Güzeli birlikte düşledik. Sesimiz kısık çıktı bazen. Yine de türküler söyledik. Sendeledik yolda ilerlerken ama hiç geriye dönmedik. Kim demiş sustuk, kim demiş sustuk? Kim demiş direnmeyip teslim olduk?’

    Sözleriyle kürsüye gelen CHP Genel Başkanı Özgür Özel 1 saat 45 dakika süren tarihi bir konuşma yaptı.

    İŞTE DİRENENLER BURADA

    81 ilde, 973 ilçede baba ocağının bacası tüttürenler burada. Milletimizin desteğiyle, ‘Alınamaz’ denilen yerleri, mucize gibi düşünülen ilçeleri, şehirleri kazandık. Kilis’i, Adıyaman’ı, Kütahya’yı, Afyon’u, Uşak’ı, Kastamonu’yu, canım Manisa’mı, Denizli’yi, Bursa’yı, Balıkesir’i kazandık. O gece 411 belediye başkanlığı ile nüfusun yüzde 85’ine hizmet etme imkanı yakaladık. Bunu tek başımıza biz değil, her biri birbirinden kıymetli adaylarımızla evet ama tek başımıza değil. Örgütümüzle ve milletimizle birlikte başardık. Yerel seçimlerden sonra da durmadık. İllerimizi dolaştık. 21 halk buluşması gerçekleştirdik. Yetmedi, partimizi yeniden sokağa, meydanlara ısındırdık

    72 EYLEM YAPTIK ALANLAR DAR GELDİ

    255 günde 72 eylemde toplamda 11 milyon yurttaşımızla meydanlarda buluştuk. Ve iki yılda 62 ilde 208 kez meydanları doldurduk, meydanlara dolmadık, meydanlardan hep birlikte taştık. Ankara’da oturmadık. Ankara merkezli siyaset yapmadık. Bize istikamet çizenlere de teslim olmadık. Millet merkezli siyaset yaptık, milleti de bu siyasete kattık, bu siyasete ortak ettik. Baba ocağına katılımları artıracağımızın sözünü vermiştik. İki sene önce 1,2 milyon olan üye sayımızı tam 2 milyona ulaştırdık. Bu kurultay partimizin muhalefetteki son kurultayıdır. 40’ncı kurultay, iktidardaki ilk kurultayımız olacak. Artık iktidar zamanıdır. Şimdi iktidar zamanıdır.’

    GÖRGÖZ PM NEDEN BAŞVURMADI İŞTE YAŞANANLAR

    Gazete3’ün dünkü sayısında, Gün Haber sitesinde ve sosyal medyada heybemizdeki olanları geniş bir şekilde fotoğraflarla yer verdik.
    Bu yüzden uzun uzun konuşmalar yerine Afyonkarahisar’ı ilgilendiren kısmına geçelim.
    2 dönem Parti Meclisine giren ve Afyon da bir ilke imza atan Yalçın Görgöz’e yeni Afyon CHP ekibi sıcak bakmıyordu.
    Şimdi özetle 40 yıldır tanıdığım Yalçın Görgöz’ü anlatayım.
    1989 senesinde siyasete Gençlik Kolları İl Başkanı olarak başladı. 2 dönem Merkez İlçe ve iki dönem İl Başkanlığı yönetiminde Genel Sekreter olarak çalıştı.
    2012-2015 arası ve 2020-2023 arası 2 dönem İl Başkanı olarak çalıştı. Son dönem Milletvekili adayı oldu. Ön seçimde 4. Sıraya geldi. Son dönem listeye giremedi. Ve son olarak değişim ekibinde yer almıştı. 2 yıldır da PM üyesi olarak partisine hizmet etti.
    Yalçın Görgöz CHP’de doğdu, CHP’de büyüdü ve CHP’de yürümeye devam ediyor.
    Başka partilerde dolaşıp son liman CHP diyenlerden değil.
    Rahmetli Ahmet Toptaş Milletvekili. Yalçın Görgöz de İl Başkanı. Burcu Köksal’ın önünü o dönemler bu ikili açmıştır. Sonradan aralarına kara kedi giriverdi.
    Geçen hafta içinde kurultay ile ilgili çok sayıda paylaşım yaptım.
    Dedim ki:
    Yalçın Görgöz, PM anahtar listesinde.
    PM’nin sayısının 80’e çıkacağını ve yeni katılacaklarla birlikte PM’nin 15’e yakın isimde değişim olacağını söyledim.
    PM’ne giremeyenler, yeni açılan Cumhurbaşkanı Çalışma Ofisinde parti çalışmalarına katkı sunmaya devam edecek. Mesleklerinde uzman olanlar ve Kılıçdaroğlu ekibinden bazı isimler ile DEVA, DP, Gelecek Partisinden CHP’ye gelenler PM yer bulacak.
    Bu bilgilerden sadece son anda Yalçın Görgöz’ün yaşananları fark etmesi sonucu başvuru yapmadığından dolayı anahtar listede de yer almadığını gördük.
    Hani olur ya 43 yıldır bu işin içinde olan bir gazeteciyim. Algılardan uzaktayım ve kimsenin yancısı olmadım. Biline…
    Düsturum akıl ve vicdan. Hak ve adalettir…

    EY CHP Lİ ARKADAŞ BU ZAFER SARHOŞLUĞU KİME?
    Gelelim Pazar akşamı yaşananlara.
    Belediye Başkanı ve İl yönetimi Merkez İlçe yönetiminin de talebi olunca Görgöz de başvuru yapmayınca Genel Merkez iki derede bir arada olmaktan kurtuldu.
    Peki Afyon CHP ekibi ne yaptı?
    Birlik beraberlik diye yola çıkanlar Pazar akşamı Burcu Köksal’ın Afyon CHP Kongresinde yaptığı konuşmasının bir bölümünü sosyal medyadan dolaşıma soktular.
    Köksal, Yalçın Görgöz’e veryansın ediyordu bu konuşmasında
    Köksal o günkü konuşmasında genel başkanın kendi arkasında olduğunu anlatıyordu.
    Ey CHP’li arkadaş, bu zafer sarhoşluğu kime?
    Kendi partiliniz yerine sizleri ve ekibinizi mahkeme kapılarında dolaştıran muhaliflere bir kafa kaldırın. Oraya bir ses verin.
    Unutmayın ki dün karşı karşıya olduğunuz kişi ve ekipler ile şimdi kol kola yan yana siyaset yapıyorsunuz ne güzel.
    CHP bundan böyle enerjisini iç çekişmeye değil de çalışmaya harcamalı.
    Ne diyor CHP Genel Başkanı Özgür Özel,
    “Birlikte geçtik köprülerden, birlikte türküler söyledik. Birlikte göğüsledik zoru biz.
    Gün sen ben kavgası değil gün biz olma günüdür.”
    Nokta koymanın zamanı geldi.
    Şair Adnan Yücel der ki;
    Düşlerin sonsuza koştuğu yerde/ Sabrın çiçeklerinin açtığı yerde / Asla kapanmaz yaşanan defter. / Çünkü tarihin en güzel yerinde,
    Son sözü hep direnenler söyler…
    Mutlu ve aydınlık yarınlara….

  • 3 ARALIK’TA ARTIK KLİŞELERİ BIRAKIN!

    3 ARALIK’TA ARTIK KLİŞELERİ BIRAKIN!


    Sevgili Okurlarım;

     “3 Aralık’ta Asıl  Engelli Kim? Yardımı Değil Hakkı Konuşalım”

      Zihinlerimiz hemen o alışıldık, bayatlamış klişelerle dolmaya başlıyor: “Ne kadar azimli oldukları,” “Onların da bizim gibi olduğu,” “Toplum olarak destek olmamız gerektiği…”

      Eğer farkındalık, her yıl aynı duygusal filmi izlemekten ibaretse, biz bu işi yapamıyoruz demektir.

               Tarihsel Başlangıç ve Kaybolan Amaç

      3 Aralık’ın temeli, 1982’de Birleşmiş Milletler’in Engelliler İçin Dünya Eylem Programı ile atıldı. Ancak 3 Aralık, resmi olarak 1992’de, engelli bireylerin sorunlarının sosyal yardım konusu olmaktan çıkarılıp, kalkınma ve insan hakları gündeminin merkezine alınması amacıyla ilan edildi.

    Yani bu günün amacı, yardım dilenmek veya acıma duygusu uyandırmak değildi. Uluslararası toplum, 3 Aralık’ı ilan ederek, engelliliğin bir birey kusuru değil, çevresel ve tutumsal engellerden kaynaklanan toplumsal bir mesele olduğunu kabul ediyordu.

      Peki, aradan geçen otuz yılı aşkın sürede biz ne yaptık? Bu hak mücadelesini, ne yazık ki “klişelerin yarattığı konforlu bir ihmal alanına” hapsettik.

    ***

           Asıl Engel Nerede?

        Bugün, bu köşemden size, 3 Aralık’ın artık yardımseverlik rozeti takma günü olmaktan çıkıp,  bir eleştiri ve köklü değişim çağrısı haline gelmesi gerektiğini söylüyorum.

       Asıl engel kimde?

    Bireyin bedensel durumunda mı, yoksa o bireyin potansiyelini hapseden, norma hapsolmuş toplumsal tasarımda mı?

    Tekrarlıyorum ki; Engellilik bir yardım konusu değil, erişilebilirlik ve insan hakları sorunudur. Klişe söylemlerin arkasına sığınarak görmezden geldiğimiz şey; rampası olmayan merdivendir, altyazısı olmayan kamusal hizmet videosudur, farklı bilişsel hızları reddeden esnek olmayan iş süreçleridir. Dijital erişilebilirliğin yetersizliği, Kabartma yazı ve Navigasyon vb.

      Bu yapısal engeller, milyonlarca vatandaşı eve hapseden fiili bir ayrımcılıktır. Biz, dünyayı dar bir “ideal insan” tanımına göre tasarlayıp., bu tasarımın dışına çıkan herkesi ise otomatik olarak “engelli” ilan edip, sonra da onlara “lütufkâr” bir tavırla yaklaşıyoruz.

      Dönüşümün Temeli: Ailede ve Okulda Başlayan Değerler Olmalı

    Sürdürülebilir Farkındalık: Alışkanlığa Dönüşümün Yolu Açılmalı.

      Yapısal reformlar ne kadar elzem olsa da, gerçek ve kalıcı kapsayıcılığın sürdürülebilirliği zihniyet dönüşümünde yatar.

    Farkındalığı 3 Aralık’lık duygusal bir gösteriden, hayat boyu süren bir alışkanlığa dönüştürmeliyiz. Bu dönüşüm, en temelden, ailede başlayan doğru eğitimle mümkün olur.        Erken yaşta farklılıklara saygı duymayı öğrenen nesiller yetiştirmek; okullarda ve iş yerlerinde sürekli eğitimler, seminerler düzenleyerek bu bilgiyi taze tutmak esastır. Kapsayıcılık, yasal bir zorunluluktan önce, her gün tekrarlanan bir insani değer pratiği haline gelmelidir.

                                                                                 ***

         İlk kapsayıcılık dersi evde verilmelidir.

    Çocuklarımıza, çeşitliliğin kusur değil, hayatın doğal ve zenginleştirici bir parçası olduğunu öğretmeliyiz. Farklılık, korkulacak ya da acınacak bir durum değil, öğrenilecek bir bakış açısıdır. Okullar, tüm öğrencilerin farklı öğrenme hızlarına, bilişsel veya fiziksel ihtiyaçlarına uygun esnek sistemler kurarak, ayrımcılığın ilk tohumlarının ekilmesini engellemelidir.    En önemlisi, engelli bireylere birey oldukları için saygı duymak, onları sürekli başarı hikayeleriyle parlatmaya çalışmadan, sıradan, kusurlu ve potansiyelli insan olarak kabul etmektir.

        Gerçek Kapsayıcılık: Toplumun Sınırlarını Genişletmek

      Erişilebilirlik bir “ekstra” değil, hukuki bir zorunluluktur ve aynı zamanda bir inovasyon stratejisidir.

      Bilinmesi Gereken Şudur ki; Bir kişi için bir zorunluluk olan evrensel tasarım, hepimizin yaşam kalitesini artırır. Kapsayıcılık, topluma yük değil, bir güç katan bir zenginliktir.

       Ne Yapmalıyız?

    3 Aralık, bir kerelik bir anma değil; toplumsal zihniyetimizi yapısal olarak yenileme sözü olsun. Bu yıl, o duygusal mesajları yazmadan önce  lütfen! durun ve harekete geçin.

     Gözlemci Olun: Çevrenizdeki bir erişilemezliği tespit edin ve bunu dile getirin.

       Talep Edin: Tüketici veya vatandaş olarak, Evrensel Tasarımı ve eşitlikçi hizmetleri her platformda talep edin.

    İnsan Hakları Dilini Kullanın: Acıma ve yardım dilinden uzak durun. Her daim hak, eşitlik ve saygı dilini kullanın.

      Her zaman söylediğim gibi;  bir toplumun gerçek medeniyet düzeyi, en kırılgan üyelerine sunduğu eşit yaşam hakkıyla ölçülür.

      Gelin, bu 3 Aralık’ta sadece “farkında” olmakla kalmayalım; fark yaratalım.

       “Bu görseldeki “beğen” (like) işaretleri, günümüzde sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte özel günlerde sıklıkla karşılaştığımız göstermelik duyarlılığı sembolize etmektedir.

     3 Aralık Dünya Engelliler Günü gibi önemli tarihlerde, birçok kişi bir gönderiyi kolayca beğenerek vicdanını rahatlatabilmektedir. Ancak bu beğeniler, engelli bireylerin günlük yaşamda karşılaştığı devasa merdivenler, eksik rampalar ve çözümsüzlük gibi somut engellerin ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Görselimiz, toplumun bu sorunlara sadece sanal beğenilerle değil, gerçek çözümlerle yaklaşması gerektiğinin altını çizerek, farkındalığın ötesinde eyleme geçme çağrısı yapmaktadır.” #3AralıkDünyaEngellilerGünü

    #3AralıkDünyaEngellilerGünü

    #EvrenselTasarım

    #GerçekKapsayıcılık

    #3AralıkKlişesiKırılsın

    #HakMücadelesi

    #ErişilebilirlikZorunluluktur

    #HayatıEngelsizSayın

  • YILLARIN ÖĞRETMENİ

    YILLARIN ÖĞRETMENİ

    Mütevazi bir ailenin dört çocuğundan biriydi yılların öğretmeni. Annesi Anadolu kadınını tüm özelliklerini taşırdı; sessiz ve sakin. Erine bağlı, saygıda ve sevgide hiç kusur etmeyen, kızlarını “Cumhuriyet Kızları” olarak yetiştirmek için varını yoğunu ortaya döken, eli öpülesi bir kadın.

    Baba dağ gibi, sırtını yasladığın, umudun yeşermesi için kız-erkek fark etmeden, birey haklarını koruyan babaların hası bir baba. Gözlerinin çakırlığı, saçlarının ipek gibi oluşu, gençliğinde kızların rüyasını süslermiş. Ama O, Lütfiye kızı eş olarak seçmiş ve çok da mutlu olmuşlar. Dört çocuğu mutluluklarının meyvesi gibiymiş. En büyüğünden, en küçüğüne kadar sevgiyle kucaklarmış eşler. Hiç ama hiç kem söz söylememişler yavrularına…

    Kızların en küçüğü Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ne gitmiş. Ders görülen amfilerde en önde oturan, hiçbir dersi kaçırmayan, çalışkan bir öğrenciymiş küçük kız. Zamanında okulunu bitirmiş, Afyon’a atanmış. Babasında bir sevinç, bir gurur, bir mutluluk tarifi imkansız!… “Haydi bin faytona!” demiş. “Hayır olmaz, ben kendim giderim” dediyse de ikna edememiş babasını küçük kız. Baba bir türkü tutturmak istemiş, küçük kız engel olmuş “Burası şehir, uluorta türkü söylenmez ki” deyip, söyletmemiş babasını!

    Okulun önüne geldiklerinde baba “Haydi geldik! Sen dersini bitirince buraya gel, ben beklerim.” Kızının ardından uzun uzun bakmış, sonra ellerini açarak “Şükretmiş Allah’a “Kız müdürün kapısı önüne gelmiş, içerinin kalabalık olduğunu görmüş, cesaret edip de içeri girmemiş. İçeride bulunanlar birer, ikişer çıkmışlar. En sonunda müdür çıkmış, kapının önünde bekleyeni görünce “Kızım, zil çaldı sen dersine niye girmedin, haydi bakayım sınıfa” deyince; “Ben yeni atanan öğretmenim” diyememiş, ayrılmış kapının önünden.

    Okulun önünde babasını bekler görünce “Bu saatte dersim yokmuş” deyip eve dönmüşler. Sonra kendi kendine okula gidip gelmiş küçük kız.

    Kimi zaman öğrenciler çok kızdırmışlar öğretmenlerini. Her zaman sinirlerine hakim olmuş. Kendi öğrenciliği gelmiş hep aklına, yutkunmuş, bir şey söyleyememiş onlara. Müdür Yardımcısı olmuş, müdürün değil, öğrencilerin yardımcısı olmuş sanki! Onların hatalarına hoş görüyle bakmış. Dertlerini dinlemiş, çözümler üretmiş…

    Öğretmen, elleriyle alın yazımızı yazar sanki. Kop koyu karanlıkları bilgisiyle aydınlatır. Yüreklerinde ne kötülük, ne karamsarlık, ne de kin bulunur. Sevgiyle, iyilikle, bilimle doludur onun yüreği.

    Benim de öğretmenim olan küçük kız, öğretmen değince bende şu nitelikleri uyandırır:

    Baktığı zaman berrak görür benim öğretmenim.

    Dinlediklerini iyi duyar benim öğretmenim.

    Görünüşü çok sıcaktır öğretmenimin.

    Davranışları saygı yüklüdür benim öğretmenimin.

    Konuşmaları doğrudur. Yalan söylemez, aldatmaz insanları.

    İşlerini hep ciddi yapar öğretmenim.

    Adaletli düşünür her zaman.

    Sevgiyi en çok O, verir öğrencilerine.

    Bu sene 24 Kasım’da öğretmenimizle beraber olacağız “Polis Moral Eğitim Merkezi’nde.” Tabi diğer öğretmenlerimizde olacak… Hep beraber çok mutlu olacağız. Onlar, yılların öğretmenleri. Uzak illerden gelen arkadaşlar, sağ olsunlar, var olsunlar.

    Mutlu kalınız…

  • ANDIMIZ

    ANDIMIZ

    Türküm, doğruyum, çalışkanım,

    İlkem: küçüklerimi korumak,

    büyüklerimi saymak,

    yurdumu, milletimi

    özümden çok sevmektir.

    Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

    Ey Büyük Atatürk!

    Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe

    durmadan yürüyeceğime ant içerim.

    Varlığım Türk varlığına armağan olsun.

    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..

    ++++

    KİMSENİN KÖKLERİMİZİ SÖKÜP ATMAYA GÜCÜ YETMEZ

    Yüce Türk Milletinin değerleri var. “Gazi Mustafa Kemal Atatürk”, “Cumhuriyet” ve “Türk Bayrağımız” ve “Andımız” gibi… Ne hikmetse zaman zaman birileri tuşa basıp, ortalığı germeye, insanların sinir uçlarıyla oynamaya başlıyor. Ve milletimizin kırmızı çizgisi olan bu değerlere saldırmaya başlıyorlar. Kişiden, bir topluluktan vs. hiç fark etmez ama bunu yıl içinde çeşitli zamanlarda görür hale geldik. Geçen gün de bir video denk geldi ve sinir oldum. 6-7 yaşlarından başlayıp 11-12 yaşlarına kadar söylemekten gurur duyduğumuz “Andımız”ı birileri yine diline dolamış. Onun ismini ve cismini verip onun reklamını yapmayacağım elbette… Sadece şunu merak ediyorum. Acaba Andımız’ın neresinden ve hangi kelimesinden rahatsız oldu bu zat? Türklüğümüz ile gurur duyan bir milletiz. Doğru olmak, zaten herkesin tek isteği; çalışkan olmak, yaşantımızın bir gereği… Geriye ne kalıyor? İnsan olabilmenin meziyetleri… O da zaten insan olmayı seçmiyorsa kelimelerin bir anlamı yok.

    ++++

    KÖKLERİ GÜÇLÜ MİLLETLER, RÜZGARDA DEVRİLMEZ

    “Andımız” gibi milletimizin ortak değerlerine yönelik saldırıların arttığını hepimiz görüyoruz. Bu saldırıların kimden, nereden geldiği bazen açık, bazen sinsi olsa da gerçekte hedefin ne olduğunu anlamak zor değil: Türkiye’nin birliğine, kültürel hafızasına ve geleceğine yönelmiş bir yıpratma çabası. Andımız, yıllarca çocuklarımızın sabah nefesi, bir arada yaşamanın, doğru, çalışkan ve dürüst olmanın simgesiydi. Bugün birileri çıkıp Andımız’a karşı söylemler geliştiriyorsa, bilinmelidir ki onların sesi milletin sesi değildir. Bu millet, Andımız’ın ruhunu kalbinde taşır; o ruh bir metinle sınırlı değil, bir milenyumun birikimidir.

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir komutan değil; aklın, bilimin ve medeniyetin bu topraklardaki adı. Atatürk’e yönelik saldırılar tarihin en boş çabalarından biri bana göre… Çünkü bir öndere saldırmakla, onun bıraktığı eseri yok edemezler. Atatürk, yalnızca bir kişi değil, bir düşünce sistemidir. İçinde bağımsızlık, laiklik, ilericilik ve vatan sevgisini barındırır.

    Cumhuriyetimiz, büyük bir milletin yeniden diriliş şaheseri zaten… Kelimelerle anlatılmaz. Cumhuriyet’e saldıranlar, aslında kendi özgürlüklerine saldırdıklarının farkında bile değiller. Çünkü Cumhuriyet olmasa, bugün konuşabildikleri hiçbir fikir, hiçbir özgürlük, hiçbir hak var olamazdı.

    Şerefli Türk bayrağımız ise hepimizin üst kimliği, bağımsızlığımızın gökyüzündeki nişanesidir. Bu değerleri yıpratmaya çalışanların ortak noktası, geçmişiyle kavgalı, köksüz bir nesil yaratma isteğidir. Çünkü kökleri güçlü olan milletler, rüzgâr estiğinde eğilir ama asla devrilmez. Bayrağa dil uzatanlar bilsinler ki bu topraklarda bayrağa karşı durmak, taşıdığı anlamı bilmemektir. O şerefli bayrağımızın üzerinden şehidimizin kanı vardır, ülkemizin karakteri vardır. Onu yıpratmaya çalışan herkes, aslında kendi köksüzlüğünün aczini ortaya koyar.

    ++++

    BU MİLLET DEĞERLERİNİ SAHİPLENMEYİ İYİ BİLİR

    Türk milleti tarih boyunca çok saldırı gördü. Devlet kurdu, devlet yıktı, işgal gördü, iç tehdit gördü… Ama her seferinde aynı şeyi yaptı. Değerlerine sarıldı, aklını kullandı ve yeniden ayağa kalktı. Bugün de farklı olmayacak. Kimse milletin ruhunu, karakterini, tarih bilincini ve ortak hafızasını yıpratamaz. Kökü bin yıllara dayanan bu millet, kuş uçuşu fikirlerle sarsılmaz. Bu nedenle herkesin bilmesi gereken şudur. Andımız da, Atatürk’ümüz de, Cumhuriyetimiz de, Bayrağımız da bu milletin kırmızı çizgisidir. Eleştiri başka, yok sayma başka. Görüş farklılıkları başka, değer düşmanlığı bambaşkadır.  Birileri kendi kimlik krizleriyle boğuşabilir. Birileri tarihle kavga edebilir. Birileri kutsalları hedef alarak gündem yaratmaya çalışabilir. Ama gerçek değişmez. Bu milletin karakteri sağlamdır. Kökleri derindir. Değerleriyle oynanmasına asla izin vermez. Andımızın son cümlesi aslında her şeyi özetliyor: NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…

    Sevgiyle kalın… Umutla kalın…

  • 2 AYDA NELER YAPTIK; ONLARI BİR ANLATAYIM

    2 AYDA NELER YAPTIK; ONLARI BİR ANLATAYIM

    Sayfa manşetleri bir Gazetecinin kaleme aldığı konu üzerine hayal dünyasında geliştirdiği bir araçtır. Bazen önceden, bazen yazdıkça en sonda kafasında oluşur. Bu nokta da bu yazının manşeti tümüyle benim uhdem ve isteğimdir. Operatör Doktor Osman Acar.  Bildiğiniz ve hatırlayacağınız üzere kendisi Afyonkarahisar Devlet Hastanesin de 2 ay önce Başhekim olarak göreve başladı. Hatta göreve başladığının 8. Günün de kendisini ilk ziyaret eden ve açıklamalarını EKONOMİA Sayfamızda gündeme getiren Gazeteci olmuştum. Aradan geçen 2 ay sonunda kendisi ile bir araya gelerek geride kalan 2 aylık çalışma dönemini konuşmak için Devlet Hastanesindeki Makamında akşam saatlerinde bir araya geldik ve 2 saatten fazla yaptığımız sohbette kendisi anlattı ben dinledim ve notlarımı aldım. Haydi, buyurun Devlet Hastanesinde geriye dönük 2 aylık sürecini kendisinden dinlemeye başlayalım.

    EN BÜYÜK HEDEFİM SEVK YAPMADAN TEDAVİLERİ BURADA TAMAMLAMAK

    Göreve geldiğim günden bu güne kadar sürekli olarak beynimde ana hedef yaptığım konulardan birisi Afyonkarahisar Devlet Hastanesi olarak vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine hızlı, güvenilir ve kesintisiz bir şekilde ulaşmasını sağlamak Murat Bey. Bu nokta da hiçbir hastamızı il içinde veya dışında sevk ihtiyacı duymadan muayene ve tedavi süreçlerini kurumumuzda tamamlamak istiyoruz. Bu hedefimize bir şekilde mümkün olan kısa sürede ulaşacağımıza yürekten inanıyorum. Çünkü bu noktada ki bilgi, birikim ve alt yapım bu hedefe ulaşma noktasında yeterli donanıma sahip. Sadece mümkün olan en kısa zamana ihtiyacımız var. Her şeyden önemlisi ekibimle ve yöneticilerimle bu noktaya ulaşma noktasındaki müthiş bir sinerjimiz, inancımız ve motivasyonumuz var.

    TEKRAR SÖYLÜYORUM ODAMDA FAZLA DURMAM İŞİM KORİDORLAR

    Göreve ilk başladığımın haftasında sizin sayfanızda yapmış olduğum açıklamayı sizin vesilenizle tekrar etmek istiyorum Murat Bey. Hastanemizde göreve başladığım ilk günden itibaren yönetim anlayışımı “sahadan yönetim, adaletli iş yükü dağılımı ve hasta odaklı hizmet” ilkeleri üzerine yürütüyorum. Sağlık Bakanımızın, Valimizin, Milletvekillerimizin ve İl Sağlık Müdürümüzün destekleriyle Afyonkarahisar halkına en nitelikli hizmeti sunmak için çalışmalarımıza arkadaşlarımla hep birlikte kararlılıkla devam ediyoruz. Günde ortalama 12 saatim hastanemizde geçiyor. Her katta, her oda da, her serviste geziyorum. Makam odasını netice, sahayı sebep olarak görüyorum. Sebep üzerine ne kadar çok vakit harcarsanız neticeye daha kısa bir vakitte ulaşırsınız. İşte ben tam bunu yapıyorum. Hastanenin her metrekaresinde her an geziyorum, eksikleri yerinde görmeyi, önceden yapılmış olan güzelliklere de aynı zamanda teşekkür etmeyi yeğliyorum.

    RÖNTGEN SERVİSİNDE BİR MANZARAYLA KARŞILAŞTIM MESELA

    Geçtiğimiz yakın zamanda röntgen ünitesinin önünden geçerken bir baktım bir ünitede kuyruk var, diğeri boş şekilde önünde kuyruk yok. Direk sıcağı sıcağına sordum görevli arkadaşlara. Röntgen cihazının bir tanesinde akciğer grafisini çeken aparat arızalıymış. Hızlı bir şekilde aparat ihtiyacının giderilmesi ve hizmete alınması ile ilgili süreci başlattık. Sahada gezerek eksikleri görmek hatta yerine göre görevli personel ve halkla konuşarak görüş almak yaptığınız işin manevi değerini artıyor. Bu durum hizmet anlamında bir terapi misali aslında. Öte yanda, göreve başladığımdan bu yana Acil Serviste muayene olan ve bekleyen hastalarla ayaküstü sohbetler yapıyorum. O kadar farklı düşünce ve fikirler alıyorum ki anlatamam size. Önceden size söylediğim gibi Murat Bey, ben insanlara dokunmayı seviyorum. Görevim Devletin yani Vatandaşın olan hastanesini onlar adına yönetmek, geliştirmek ve onlara daha layık yapmak için çabalamak. Başka bir hedefim yok benim.

    HASTANEDE İŞ YÜKÜNDE ADALETİ SAĞLAMAKTA KARARLIYIM

    Hastanemizde tüm personel görevlendirmeleri, iş yükü ve birim ihtiyaçları gözetilerek yapılıyor. Temel prensibim talebi olan her personelle birebir görüşmek ve kimseyi geri çevirmemek üzerine kurulu. Yönetim anlayışımın ana temeli bu. Biz bir imalat sektörü değiliz, sağlık sektörüyüz. Sağlık için önemli olan görevi sağlık dağıtmak olan profesyonellerin sağlığı, iç huzuru ve iş huzurudur. Bu nokta da sürekli olarak personelle temas halinde olmaya çalışıyorum,  ihtiyaçları ve eksikleri günden güne tespit ederek iş yükü alanında adaleti sağlamakta kesin kararlıyım. Bir başka kararlı olduğum nokta ise Polikliniklerimizde yaşanan yoğunluklar. Bekleme sürelerini en aza indirecek tüm aksiyonları düşünüyoruz ve bu nokta da hedefimize arkadaşlarımızla birlikte kararlılıkla ulaşacağız.

    YOĞUN BAKIM KAPASİTESİNİ ARTIRIYORUZ, İKİNCİ ANJİYO MASAMIZ HİZMETTE

    Yoğun Bakım kapasitemizi hızlıca artırıyoruz. Palyetif yani ağır hasta bakım ünitemizi genişletiyoruz. 880 yatak kapasiteli hastanemizde mevcut doluluk oranını yüzde 60 seviyelerinden gerektiğinde daha fazla kapasiteye ulaştırma noktasında planlama ve stratejimiz hazır ivedilikle uygulamaya geçiyoruz. Acil Servise başvuran ve kalp krizi geçiren hastalar için ikinci anjiyo cihazımız kısa süre önce hizmete alındı. İkinci koroner yoğun bakım servisimizi gündemimize aldık. İlimizde hiçbir hastanede bulunmayan kapalı psikiyatri ünitesi çalışmasına başladık. En kısa sürede bu servisi ilimize kazandırıyoruz. Bu konu da hastalarımızı başka şehirlere sevkimiz vardı; bunu kaldırıyoruz.

    ACİL SERVİSTE BÜYÜK REVİZE İNŞASINA BAŞLIYORUZ

    Acil servisimizde hayırsever bir aile tarafından revize çalışmasına başlıyoruz. Kısa bir zamanda acil servise gelen Afyonlular ve misafirlerimizin gurur duyacağı daha modern bir Acil Servis göreceğiz. Her şeyden önemlisi revize inşası kapsamında İlimizde olmayan Kritik Gözlem Ünitesini Acil Servis alanında hizmete alacağız. Bu nokta da hayırsever sanayici ailemize bu vesileyle teşekkür ediyorum. İlimizden kazanmış oldukları rızkı yine bu şehrin sağlık kalitesi için harcamaları müthiş bir erdemlilik.

    Afyonkarahisar Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr Osman Acar’a, açıklamaları için güvenerek ve inanarak GAZETE 3 EKONOMİA Sayfamızı tercih ettiği için teşekkür ediyorum. Güvenilen bir yayın kuruluşu ve Gazeteci olmak gerçekten onur verici. Bu arada ikram ettiğiniz trileçenin tadı gerçekten harikaydı. Yapan Devlet Hastanesi aşçılarının ellerine sağlık.

  • TAM SAYI OLARAK AFYONKARAHİSAR’DA; KAÇ AİLE MULTİMİLYONER, ORTA DİREK VE DAR GELİRLİ ?

    TAM SAYI OLARAK AFYONKARAHİSAR’DA; KAÇ AİLE MULTİMİLYONER, ORTA DİREK VE DAR GELİRLİ ?

    HAYDİ BAKALIM BUYURUN LÜTFEN

    Manşette gördüğünüz gibi kesinlikle sayılar net. Aslında toplumsal olarak sosyal ekonomik bakış açısında herkesin tahmin ederek bildiği bu sayılar belli bir zaman önce “Tüik” Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayınlandı. Ekonomi Muhabiri olmam nedeniyle Tüik tarafından alanımla ilgili birçok verinin abonesiyim. Geçtiğimiz aylarda bu araştırma ve veriler mailime geldiğinde geniş bir şekilde analiz ederek yakın ekonomist dostlarımla teknik birkaç değerlendirme yaparak yazmak istedim. Sonuç olarak bu hafta sizlerin bilgilerine hazırladım. Haydi bakalım Afyonkarahisar’ın tümünün hane halkı nezdinde durumlarını içeren en resmi karneye hep birlikte göz atalım. Daha çok kişiye ulaşması açısından bu yazımızın linkini dostlarınızla ve gruplarınızda paylaşın lütfen.

     

    TÜRKİYE’DE TOPLAM SİZCE KAÇ AİLE VAR

    Tüik tarafından yapılan bu araştırma S.E.S olarak adlandırılıyor. Karşılığı Türkiye Sosyo Ekonomik Seviyeler Araştırması adını taşıyor. Uzun soluklu ve baya bir emek gerektiren verisel bir araştırma türü. Bu nedenle çeşitli dönemlerde hazırlanıyor. Araştırmada öncelikle Türkiye geneli, il, İlçe, Köy nezdinde Hane Halkı sayısı yani Türkiye genelindeki Aile sayısı, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi üzerinden çıkarılarak sistem o hanede ki herkesin tüm ekonomik gelirleri, taşınır, taşınmaz variyetler,  eğitim seviyeleri ve daha birçok verilerini derleyerek bir ana veriye ulaşıyor. Bu veriler en son belirlenmiş olan gelir seviyesi sıralamasına göre hangi seviyeye denk geliyorsa o kısma yerleştirilerek bir veriye ulaşılıyor. Bu araştırmalar küresel istatistik çarpanları ve AB standartları noktasında gerçekleşiyor. Buna göre Afyonkarahisar’ın karnesine geçmeden önce bilgi amaçlı olarak Türkiye’de toplam kaç hane yani kaç aile var onu sizlere söyleyeyim. Türkiye genelinde toplam 26 Milyon 327 Bin 986 adet Hane halkı yani Aile bulunuyor. Bilinçli bir Türk Halkı olarak bu rakamı unutmayın.

    AFYON’DA TOPLAM 226 BİN 938 HANE HALKI VAR

    Tüik tarafından Ağustos ayında açıklanan bu rakamlar 2022-2023 ve 2024 yıllarının ortalamasını kapsıyor. Araştırma İller bazında 7 grupta toplanıyor. A+ Plus en üst seviye gelir grubu, A grubu üst seviye, B grubu üst altı, C 1 grubu üst orta, C 2 grubu alt orta, D grubu alt ve E grubu en alt seviye grubu olarak adlandırılıyor. İlçe bazında ise pratik olarak 5 grupta incelenen verilerde birleştirme yapılıyor. Yani A+ ile A grubu tek grupta, C1 VE C2 bir grupta toplanıyor. Diğerleri tek gruplarda görülüyor. Bu noktada Afyonkarahisar İl Sınırlarının tümünde toplam 226 Bin 938 hane Halkı yani Aile bulunuyor. Daha iyi kavramanız açısından sizlere aşağıda pratik bir şekilde aktaracağım zaten.

    AFYON’DA 941 HANE EN ÜST,

    16 BİN 226 AİLE ÜST GELİR SEVİYESİNDE

    Tekrar üzerine basarak yazıyorum yukarıdaki sayılar Afyon İl Sınırları içerisindeki sayıları gösteriyor. Yani isterseniz siz multimilyoner ya da süper zengin olarak adlandırın ama resmi araştırmaya göre gelir ve eğitim başta olmak üzere birçok veriye göre Merkez, İlçe ve Köylerin tümünde 941 Hane A Plus yani en üst gelir seviyesi düzeyinde yer alıyor. Öte yanda A Plus’ın hemen altında ona yakın düzeyde 16 Bin 226 Hane Halkı yani Aile İlimizin tümünde yaşıyor. Şimdi burada mini bir açılım yapalım. Varlıklı bir ailenin bir ferdi yani evladı kendi hanesinde kayıtlı olduğu için her düzeyine bakıldığında babası A Plus düzeyinde, kendisi A sınıfı düzeyinde olabilmesinin önü açık. Kısaca toplamda Afyon genelinde 17 Bin 167 Hanenin gelir düzeylerine bağlı herhangi bir harcama sıkıntısı olmadığını resmi rakam nezdinde net olarak belirtebiliriz.

    AFYONDA 29 BİN 854 HANE ÜST SEVİYE ALTI,

    81 BİN 982 ORTA DİREK HANE VAR

    Yine aynı şekilde İlimiz İl Sınırları nezdinde araştırmaya göre 29 Bin 854 Hane üst seviye altı yani gelir seviyesi gayet iyi halk arasında orta elit diye tabir edilen bir kesim bulunurken, Orta Direk adlandırılan üst orta ve alt orta düzeyde toplam 81 Bin 982 hane bulunuyor. Bu verilere göre 47 Bin 437 Aile üst orta ve 34 Bin 545 Hane alt orta düzeyinde bulunuyor. Her iki rakamın toplamı biraz önce vermiş olduğum 81 Bin 982 hane sayısına ulaşıyor. Pratik olarak şu ana kadar verdiğim verilere göre Afyonkarahisar’da toplam 129 Bin 3 haneyi en üst seviyeden, ucu ucuna yeten bir gelir seviyesine sahip şeklinde düşünebilirsiniz. Şimdi de isterseniz İlimizde ki alt ve en alt düzeye bakalım.

    AFYON’DA 49 BİN 998 HANE ALT SEVİYEDE

    47 BİN 937 HANE EN ALT SEVİYEDE

    Son olarak Tüik SES Araştırmasına göre İlimiz İl Sınırları içerisinde 49 Bin 998 Hane Alt Gelir ve 47 Bin 937 Hane en alt sosyo ekonomik gelir seviyesinde İlimiz genelinde bulunuyor. Her iki düzeyin toplam hane sayısı 97 Bin 935 Hane olarak karşımıza çıkıyor. Zaten verdiğim tüm rakamları topladığınızda karşınıza İlimiz Hane Sayısı toplamı olan 226 Bin 938 Hane sayısı çıkıyor. Devlet çoğunlukta olan ilgili sosyal yardımlaşma sistemleri ve varlıklı ailelerin bireysel, vakıf ve dernekler yardımıyla ile bu kesime destek veriyor. Afyonkarahisar Sosyal Yardımlaşma noktasında oldukça bilinçli bir şehir olarak karşımıza çıkıyor. Bu bilincin uzun yıllar sürmesi ve bu bölümde vermiş olduğumuz verilerin çok daha çok aşağıya inmesi duasını da buraya ayrıca bırakıyorum. Bu rakamların hepsi tek bir şeye işaret ediyor. Afyonkarahisar olarak daha çok Sanayi Kuruluşu, daha fazla iç turizm geliri ve daha çok istihdam gerekliliğine ihtiyaç var. Karamsar olmaya kesinlikle hiç gerek olmadığı gibi muhalif açıdan da bakmaya gerek yok. Afyon’un sadece biraz daha büyümeye ihtiyacı var hepsi bu kadar.

     

    İLÇELERE GÖZ ATACAK OLURSAK EĞER

    Sizleri yazıyla pek boğmak istemiyorum. Pratik olarak aşağıdaki veri tablosunu nasıl okuyacağınızı anlatıp incelemenizi rica edeceğim. Listede Afyon Merkeze bakınız. En üst sınıf sayısı 12 olarak görünüyor. Bu şuna işaret ediyor. Afyon Merkezde bulunan hanelerin yüzde 12 si en üst gelir grubuna sahip. Merkez ve İlçelerin isimlerinin en üst satırda gelir düzeyleri ve altında yan yana hane yüzdesi bulunuyor. Mesela Dinar’da bulunan hanelerin yüzde 5.9 u üst gelir düzeyinde, Sandıklı’da bulunan hanelerin yüzde 5.4 üst gelir sahibi ve İl Merkezinde bulunan toplam hanelerin yüzde 14.6 sı en alt dar gelir sahibi hanelerden oluşuyor şeklinde aşağıdaki tabloyu rahat ve basit bir şekilde okuyabilirsiniz.

  • BU KONUDA EN DÜŞÜK SAYIYA SAHİP BİR ŞEHİRİZ. VALİ KÜBRA GÜRAN YİĞİTBAŞI BU ŞEHİR İÇİN GÜZEL BİR PROJE BAŞLATTI

    BU KONUDA EN DÜŞÜK SAYIYA SAHİP BİR ŞEHİRİZ. VALİ KÜBRA GÜRAN YİĞİTBAŞI BU ŞEHİR İÇİN GÜZEL BİR PROJE BAŞLATTI

    AFYONKARAHİSAR VALİLİĞİ HİMAYESİNDE GERÇEKLEŞECEK

    Geçtiğimiz hafta Afyonkarahisar’da Organ ve Doku Bağışı Haftası vesilesiyle, toplumda organ bağışı bilincinin artırılmasını hedefleyen önemli bir adım atıldı. Afyonkarahisar Diyaliz Hastaları, Organ ve Doku Nakilleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği tarafından hazırlanan “Umutla Yaşanan Hayatlar: Organ Bağışı Farkındalık ve Teşvik Projesi” İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından desteklenmeye hak kazanarak kabul edildi. 500.000 TL bütçe ile yürütülecek proje, Afyonkarahisar Valiliği himayesinde hayata geçirilecek. Protokol imza töreni, Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı’nın katılımıyla gerçekleştirildi. Törende İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürü Abdurrahman Özdilekler, Dernek Başkanı Ahmet Akdağ ve dernek yönetim kurulu üyeleri de hazır bulundu.

    BU YIL AFYONKARAHİSAR’DA BİLİNÇ ARTIRILACAK

    Her yıl 3-9 Kasım tarihleri arasında kutlanan Organ ve Doku Bağışı Haftası ile eş zamanlı olarak duyurulan proje, organ bağışının insana “ikinci bir hayat” kazandırdığına dikkat çekerken, kamu kurumları, sağlık kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle toplumsal aklı güçlendirecek çalışmalar yürütecek. Projenin, kent genelinde eğitim faaliyetleri, bilgilendirici organizasyonlar ve farkındalık etkinlikleri ile geniş çaplı kitlesel etki oluşturması hedefleniyor.

    ORGAN BAĞIŞI KONUSUNDA PEKİ NEDEN GERİYİZ

    Bu sorunun kesinlikle cevabı dini inanış yönünde bir türlü oturtulamayan inanışa bağlanıyor. Diyanet İşleri Başkanlığının defalarca Organ Bağışı İslam Dini tarafından yanlış değildir, yapılabilir fetvasına rağmen büyük bir halk kesiminin bilinçaltında bu açık bir türlü kapatılamıyor. Doğal olarak bu nokta da Ülkemiz de beyin ölümü gerçekleşmiş bir vefatın organlarının alınması ve ihtiyaç sahibine aktarılması noktasında Avrupa Ülkeleri gibi yüksek bir sayıya ulaşılamıyor. Zaten beyin ölümü yaşandıktan sonra artık zamanla yarış başlıyor. Organların alımı için vefattan bir süre sonra diye bir durum yok. Adeta vakitle inanılmaz derecede bir yarış başlıyor.

    BİR DİĞER KONU VÜCUTSAL BÜTÜNLÜK

    Vefat eden bir insanın organlarının bağışlanması noktasında evrensel hukuk, Dünya Sağlık Örgütü kıstasları ve Dini vecibeler noktasında her detay en ince noktasına kadar uygulanıyor. Mesela birçok kişi yakını cenazesinden organ alımından sonra bedensel bütünlüğünü korunmayacağı inanışını taşıyor. Bu nokta tümüyle yanlış biliniyor. Bu süreç aynı bir ameliyat gibi uzman bir doktor kadrosu tarafından yapılıyor ve canlı bir ameliyat sonrası gibi vücutsal bütünlük korunuyor.

    AFYON’DA FOTOĞRAF NEDİR DERSENİZ?

    Kesinlikle bilinç açısından hiç açıcı bir sayısal tablomuz olmadığını net ifade edeyim. Telefonda oldukça uzun sohbet ederek görüştüğüm Afyonkarahisar Diyaliz Hastaları, Organ ve Doku Nakilleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Ahmet Akdağ anlattıkça ben çok üzüldüm. Mesela İlimizde 600 Diyaliz Hastası Böbrek nakli bekliyor. Bu sayı resmi sisteme yansıyan rakam. Öte yanda, nerden bulunacak diyerek umudunu kesenlerle birlikte sayının daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Bir başka önemli İlimizle ilgili sayı ise son 5 yılda 26 beyin ölümlü vakadan sadece 3 tanesinin ailelerinin organlarını bağışlaması. Geri kalan 23 beyin ölümü gerçekleşen hastanın aileleri ne yazık ki vefatlarının organlarının bağışlanmasına izin vermemiş. Eğer verselerdi tam tamına 184 organ bekleyen insanın hayatına tekrardan bir tutunma imkânı verilecekti ama ne yazık ki bu İlimiz de olmamış.

    NE YAPMAMIZ GEREKİYOR PEKİ?

    Organ Bağışı konusunda dine dayalı bakış açımızı olumlu yönde değiştirmemiz gerekiyor. Kan bağışını hayattayken yaptığınız gibi, hayata gözlerimizi yumduktan sonra organlarımız ihtiyaç duyan başka bir insanda yaşayacak şeklinde bir motivasyonla organ bağışına sıcak bakmamız ve olağan bir gereklilik olarak kabul etmemiz gerekiyor. Unutmayalım bağışladığımız bir organ, hastalığından dolayı bir organ bağışı bekleyen başka bir insanın hayata tekrar tutunmasına sebep olacak. Bunun kadar vefatımızdan sonra bile büyük bir sevap işleme vazifesi olabilir mi?

    ASLINDA BU BİLE BİR NASİP MESELESİ

    İşin gerçek tarafı bu bile nasip meselesi. Mesela hayattayken organlarınızı bağışladınız ve Allah geçinden versin vefat ettiniz diyelim. Bu sonuçta bile organlarınızın alınması bile bilimsel bir gerçeğe dayanıyor. Organ bağışı sürecine göre vefatınız gerçekleşmezse eğer zaten organlarınızı bağışlasanız da alınmıyor. Kısaca, organ bağışlamak ve organlarınızın başkalarına vesile olması bile bir nasip.

    HAYDİ AFYON VE TÜRKİYE ARTIRALIM BU SAYIYI

    Bu nokta da Afyonkarahisar Valiliği himayelerinde bir yıl boyunca yapılacak organ bağışı etkinlikleri ve tanıtımlarını takip ederek birçok konu hakkında bilgi sahibi olmaya çalışalım ve içimizdeki o büyük tabuyu hep birlikte yıkalım. Unutmayalım; organ bağışı tanımadığın birini sana bir bağla bağlar. Hayat yalnızca yaşatmak değil; birinin yeniden hayata tutunmasını sağlamaktır. Organ bağışı noktasında ne kadar aslında geri olduğumuzu ve bilinçaltı toplumsal farkındalık oluşturmamız gereken Sağlık Bakanlığı verilerini sizlerle paylaşıyorum. Zaten sayıların ne kadar artması gerektiğini sizlerde göreceksiniz. Ciddi anlamda farkındalığımızın artması gerekiyor Afyonkarahisar olarak.

    VALİ KÜBRA GÜRAN YİĞİTBAŞI’NA ÖZEL TEŞEKKÜR

    Son olarak Afyonkarahisar Valisi Kübra Güran Yiğitbaşı’na böylesine önemli ve özel bir toplumsal farkındalık projesini hayata geçirdiği için EKONOMİA Sayfamız okuyucuları adına sonsuz teşekkürler. Göreve ilk geldiği günden bu yana organ bağışı noktasında hassas olduğunu, bu noktada organ bekleyen aileler ve organ nakli yapılan ve İlimizde yaşayan aileler ile yakın temasta olduğunu bilen bir gazeteciyim. İnşallah gönüllü bağışçı sayıları, İlimizde ve Ülkemiz de daha fazla artış sağlar.

    ORGAN BAĞIŞI NOKTASINDA TÜRKİYE VERİLERİ:

  • 3 EMEKLİ AMCA İLE ZAFER MEYDANINDA; DERTLEŞTİK

    3 EMEKLİ AMCA İLE ZAFER MEYDANINDA; DERTLEŞTİK

    Geçtiğimiz günlerde geçen yazı sezonunda ele aldığım bir konu ile ilgili emekli bir amca beni arayarak şunu dedi. Geçen yıl bizle ilgili bir yazı yazmıştın. Onu tekrar versene belki bu sefer yaklaşan emekli aylıkları zammı konusunda bir kez daha hatırlatma yapma şansımız olur dedi. Bende kendisini kırmayarak tekrar bu hafta gündeme getireyim dedim. Hayırlısı belki ilgililerin bilgilerine gider diyelim. Sürekli olarak dışarıda olan ve her kesimden Vatandaş ile sohbet etme noktasında elimden gelenin fazlasını yapmaya çalışan bir Gazeteci olarak; İl Merkezinde yaşlı emeklileri bir dinleyim bakalım neler söyleyecekler dedim. Hiçbir şekilde görüştüğüm 3 Emekli Vatandaşın görüşlerine bir tutam ek katkı yapmadan siz okuyucularımızın bilgilerine genel bir rapor diliyle sunmayı uygun buldum.

    SELAM VEREREK OTURDUM YANLARINA

    Afyon’da hiç tanımadığım ve Zafer Meydanın da bulunan Belediye Kafeteryasında otururken gördüğüm 3 yaşlı amcanın yanlarına selam vererek ve izin isteyerek oturdum. Kendimi Gazeteci olarak tanıttıktan sonra isimlerinizi almadan, fotoğrafınızı çekmeden sizleri dinlemek istiyorum dedim. Sonrasında ilerleyen dakikalarda samimiyet o kadar güzel bir hal aldı. Emeklilerden birisi şu benim takoz telefondan fotoğrafımızı çeksinler hatıra kalsın dedi. Onun telefonundan fotoğraf çekindik ama o fotoğrafı bile istemedim kendisinden.  Sohbetten edindiğim temaları kendi zihnimde ana dokusuna hiç dokunmadan kaleme aldım. Sonuç olarak 3 emeklinin görüşü bizim Afyonda Sokak röportajları yaparak istatistik oluşturma konusunda marifetli olan meslektaşların tespitleri gibi olmayacak kesinlikle. Bu sohbet bilimsel veri değil 3 emeklinin sesidir sadece. Siyasiler altında bir şey aramasın.

    DERTLERİ EVDEKİ KAYNAYAN TENCERE

    Matematikte iki kere iki dört gerçeği vardır. Bu noktada görüştüğüm 3 kişinin iki kere iki dört gibi gerçek bir numaralı gündemi Ekonomi. Bu insanların gündemi, Türkiye’nin kredi notu, Merkez Bankası rezervleri, Gabar’da petrol çıkmış, Türkiye kendi silah ve savunma sistemlerini yapan konuma gelmiş, İha, Siha üretip satıyoruz, Suriye öyleymiş, barış süreci böyleymiş gibi konular değil. Öte yanda, son aylarda İktidar Partisi ile Ana Muhalefet Partisi arasında yükselen tansiyonlar, tutuklanmalar, gözaltılar, karşılıklı atışmalar, boykotlar falan filan hiç değil bu konuştuğum 3 insan için asıl konu. Onların tek bir asıl konusu var oda evlerindeki kaynayan tencere. Yukarıda bahsettiğim konuları sordum tek tek. Kafaları o kadar dolu ki gelir ve gider arasında. Bu konular geliri yeten, keyfi yerinde emeklilerin takip ettiği konular bizim kafamızda bunlara sıra gelmiyor keşke gelse dediler.

    PETROL ÇIKMIŞ VARMI BANA YANSIYAN

    Yaşı yaklaşık 65 olan masadaki bir emekli abi bana şunu dedi. Böbrek hastasıyım, doktorum mümkünse salatalığı günlük bazda çok abartmadan yememi tavsiye etti. Nimet işte böbreğe iyi geliyormuş ayarında tüketirsen. Pazarlarda kısa bir zaman önce salatalık 70 TL yi gördü, patlıcanda 100 tl yazan etiketler bizle dalga geçer gibi önümüze kondu. Allah’ın marulunu misafir gelecek diye 50 TL ye aldım geçen aylarda. Ben Sgk Emeklisi bir insanım.  Ne yapayım kızım kocasıyla ayrıldı. Orta son sınıfa giden bir çocuğu ile baba ocağına döndü. Adam kaçak ne nafaka, ne tazminat. Dünürlerde mahcup aynı benim gibi yok ellerinde. Niye geldin diyemem kızıma babayım çünkü. Mutfak masrafı arttı mı, arttı. Torunumun masrafları tek maaşımın üstüne bindi. Bak kardeşim Petrol çıkmış var mı bana yansıyan şimdi yok. Kim ne bulursa bulsun bir Emekli olarak umurumda değil. Sadece etiketler artık değişmesin. Sadece 1 yıl ya 1 yıl etiketler aynı kalsın, gerekirse Devlet vursun masaya elini, fiyat sabitlemesi yapsın Ülkede dedi. Ne yazık ki, değişen etiketler gerçekten birçok dar gelirlinin en büyük sorunu. Bol gelirliler ise etiket değişimlerini hiç fark etmiyor bu Ülkede.

    SU FATURALARIMI GERİDEN ÖDÜYORUM BEN

    Konuştuğumuz masada ki bir başka emekli ise ne yapayım, Afyon Belediyesi Su Faturalarını 4 ayda bir önden gecikmeli ödüyorum, 4 ayda ödüyorsun diye yıllardır hiç kesmeye gelmediler. Bilmem Vatandaşa destek midir yoksa gözden mi kaçıyordur ama bana yarıyor bu durum; maaştan elime iki ay en az 500 TL kalıyor. Elektriği ya da doğalgazı ödeme bakalım son ödeme gününden sonra. Dolabında yazlık, kışlık yiyeceğin varmış, evde hastan varmış, çocuk varmış umurlarında olmaz gelip mühürü takarlar. Ben şunu anlamıyorum, ben emekli maaşımdan boğazımıza kalsın diye su faturamı geriden gecikmeli ödüyorum, insanlara bakıyorum çarşı merkezinde aha işte bu muhitler bahsettiğim yerler. Bir porsiyon döneri 500-600 TL ye satan lokantalarda masalar hep dolu. Aynı muhitte kasaplar var etin kilosu 500 TL, git oradan bir kilo al evinde tıka basa ye. Niye 150 gram ete verirsin o parayı ben anlamıyorum bizim insanlarımızı dedi. Gelir gider arasındaki denge bozulduğu noktada insanların kişisel harcama serbestlikleri bu şekilde yorumlanmaya ve sorgulanmaya başlıyor insan psikolojisinde. Çünkü sıkıntı denilen kavram öyle bir sıkıyor ki; o sıkkınlık bu dürtüyü ortaya çıkarıyor.

    OĞLUMUN EVİNDE YAŞAMAYA BAŞLADIM

    Masadaki 3. Emekli abi bu 2 abiye göre daha yaralı aslında. Söze şöyle başlıyor. Bunlar ağlıyor ya inan bana ben daha çok ağlıyorum. Haklılar mı sonuna kadar haklılar. Can kardeşlerimdir bunlar benim, 40 yıllık sağdıçlarımdır. İkisinin de evi var benim gibi kirada değiller şükürler olsun. Geçen yıl artık canıma tak dedi. 14 yıllık ev sahibimi yaptığı afaki kira artışlarından dolayı Allaha havale ederek, son birkaç yıldır baba hadi artık annemle gelin hep birlikte yaşayalım diyen; oğlumun evine taşındım. Zaten bir tek oğlum var oda benim varlığım. Öncesinde dünyaya gelen iki çocuğum haftasında öldü. Allah’ım karı koca sınadı bizi, imtihandan sabırla çıktık, şükürler olsun sonra oğlum dünya ya geldi. Tıp Fakültesinde idarede görevli şu anda 1 torunum var. Gelinim, hanımın yeğeni canımız oda Allah’ı var elinin üstünde tutar bizi.

    DEVLET BABA BİZE BİR EL VERSE

    Aslında benim oğluma ve gelinime biz bu Dünya’dan gittikten sonra bir ev bırakmam gerekirken, bir kümes bile bırakamayıp oğlumun evinde yumacağım gözümü belki de. Bunun ağırlığını tahmin edebilir misin evladım dedi bana. Yaşın daha bizim gibi değil; gel bakalım 65 i gör sonra her gün biraz daha duygusallaşır, her gün biraz daha içinden ağlarsın dedi. Rızkın kefili Allah, vermediyse vermez başını sokacak bir kümes; sonuçta vardır bir hikmeti, sual olunmaz. Ama Devlet Baba benim gibi olan Emeklilerine gelin şu TOKİ’den size kurasız ev veriyorum, afaki kira artıran ev sahibinize vermeyin kiranızı; bana daha azını verin size kümes değil, küçük bir saray vereyim deseydi beni onurlandırsaydı. Bizim sayımız kaçtır ki Ülkede ev sahibi olmayan benim gibi emekli sayısı.

    Afyonkarahisar’ın nabzı valilikte atıyor

    Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı, farklı kurum ve kuruluş temsilcilerini makamında kabul ederek istişarelerde bulundu.

    Günün ilk ziyaretçileri arasında AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Üyesi Ömer Faruk Besli ve Red Bull ekibi yer aldı. Görüşmede kentte gençlik, spor ve etkinlik alanında yapılabilecek projeler değerlendirildi. Vali Yiğitbaşı, daha sonra İl Genel Meclisi (İGM) Başkanı Mehmet Siper ile bir araya geldi. İl genelinde yürütülen yatırımlar ve köy altyapı çalışmaları hakkında bilgi aldı. Günün ilerleyen saatlerinde Yiğitbaşı, İGM Üyeleri Faruk Kökçür ve Veli Koç, Çay Ziraat Odası Başkanı Ali Bozpınar ve Yönetim Kurulu Üyesi Kadir Külcü’yü kabul etti. Görüşmede tarımsal üretimin geliştirilmesi ve çiftçilere yönelik destekler ele alındı. Vali Yiğitbaşı ayrıca, İl Milli Eğitim Müdürü Miraç Sünnetci ve Güney Beldesi Belediye Başkanı Erol Karabacak ile eğitim yatırımları üzerine istişarelerde bulundu. Son olarak, Sayıştay Denetçileri Aydın Sarı, Kadir Yücel ve Ercüment Sevimli’yi kabul eden Yiğitbaşı, kamu kaynaklarının etkin kullanımı ve denetim süreçleri hakkında bilgi alışverişinde bulundu. Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı’nın gün boyu süren görüşmelerinde; ilin kalkınması, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve kamu hizmetlerinin verimliliği temel gündem maddeleri arasında yer aldı.

  • 3 EMEKLİ AMCA İLE ZAFER MEYDANINDA; DERTLEŞTİK

    3 EMEKLİ AMCA İLE ZAFER MEYDANINDA; DERTLEŞTİK

    Geçtiğimiz günlerde geçen yazı sezonunda ele aldığım bir konu ile ilgili emekli bir amca beni arayarak şunu dedi. Geçen yıl bizle ilgili bir yazı yazmıştın. Onu tekrar versene belki bu sefer yaklaşan emekli aylıkları zammı konusunda bir kez daha hatırlatma yapma şansımız olur dedi. Bende kendisini kırmayarak tekrar bu hafta gündeme getireyim dedim. Hayırlısı belki ilgililerin bilgilerine gider diyelim. Sürekli olarak dışarıda olan ve her kesimden Vatandaş ile sohbet etme noktasında elimden gelenin fazlasını yapmaya çalışan bir Gazeteci olarak; İl Merkezinde yaşlı emeklileri bir dinleyim bakalım neler söyleyecekler dedim. Hiçbir şekilde görüştüğüm 3 Emekli Vatandaşın görüşlerine bir tutam ek katkı yapmadan siz okuyucularımızın bilgilerine genel bir rapor diliyle sunmayı uygun buldum.

    SELAM VEREREK OTURDUM YANLARINA

    Afyon’da hiç tanımadığım ve Zafer Meydanın da bulunan Belediye Kafeteryasında otururken gördüğüm 3 yaşlı amcanın yanlarına selam vererek ve izin isteyerek oturdum. Kendimi Gazeteci olarak tanıttıktan sonra isimlerinizi almadan, fotoğrafınızı çekmeden sizleri dinlemek istiyorum dedim. Sonrasında ilerleyen dakikalarda samimiyet o kadar güzel bir hal aldı. Emeklilerden birisi şu benim takoz telefondan fotoğrafımızı çeksinler hatıra kalsın dedi. Onun telefonundan fotoğraf çekindik ama o fotoğrafı bile istemedim kendisinden.  Sohbetten edindiğim temaları kendi zihnimde ana dokusuna hiç dokunmadan kaleme aldım. Sonuç olarak 3 emeklinin görüşü bizim Afyonda Sokak röportajları yaparak istatistik oluşturma konusunda marifetli olan meslektaşların tespitleri gibi olmayacak kesinlikle. Bu sohbet bilimsel veri değil 3 emeklinin sesidir sadece. Siyasiler altında bir şey aramasın.

    DERTLERİ EVDEKİ KAYNAYAN TENCERE

    Matematikte iki kere iki dört gerçeği vardır. Bu noktada görüştüğüm 3 kişinin iki kere iki dört gibi gerçek bir numaralı gündemi Ekonomi. Bu insanların gündemi, Türkiye’nin kredi notu, Merkez Bankası rezervleri, Gabar’da petrol çıkmış, Türkiye kendi silah ve savunma sistemlerini yapan konuma gelmiş, İha, Siha üretip satıyoruz, Suriye öyleymiş, barış süreci böyleymiş gibi konular değil. Öte yanda, son aylarda İktidar Partisi ile Ana Muhalefet Partisi arasında yükselen tansiyonlar, tutuklanmalar, gözaltılar, karşılıklı atışmalar, boykotlar falan filan hiç değil bu konuştuğum 3 insan için asıl konu. Onların tek bir asıl konusu var oda evlerindeki kaynayan tencere. Yukarıda bahsettiğim konuları sordum tek tek. Kafaları o kadar dolu ki gelir ve gider arasında. Bu konular geliri yeten, keyfi yerinde emeklilerin takip ettiği konular bizim kafamızda bunlara sıra gelmiyor keşke gelse dediler.

    PETROL ÇIKMIŞ VARMI BANA YANSIYAN

    Yaşı yaklaşık 65 olan masadaki bir emekli abi bana şunu dedi. Böbrek hastasıyım, doktorum mümkünse salatalığı günlük bazda çok abartmadan yememi tavsiye etti. Nimet işte böbreğe iyi geliyormuş ayarında tüketirsen. Pazarlarda kısa bir zaman önce salatalık 70 TL yi gördü, patlıcanda 100 tl yazan etiketler bizle dalga geçer gibi önümüze kondu. Allah’ın marulunu misafir gelecek diye 50 TL ye aldım geçen aylarda. Ben Sgk Emeklisi bir insanım.  Ne yapayım kızım kocasıyla ayrıldı. Orta son sınıfa giden bir çocuğu ile baba ocağına döndü. Adam kaçak ne nafaka, ne tazminat. Dünürlerde mahcup aynı benim gibi yok ellerinde. Niye geldin diyemem kızıma babayım çünkü. Mutfak masrafı arttı mı, arttı. Torunumun masrafları tek maaşımın üstüne bindi. Bak kardeşim Petrol çıkmış var mı bana yansıyan şimdi yok. Kim ne bulursa bulsun bir Emekli olarak umurumda değil. Sadece etiketler artık değişmesin. Sadece 1 yıl ya 1 yıl etiketler aynı kalsın, gerekirse Devlet vursun masaya elini, fiyat sabitlemesi yapsın Ülkede dedi. Ne yazık ki, değişen etiketler gerçekten birçok dar gelirlinin en büyük sorunu. Bol gelirliler ise etiket değişimlerini hiç fark etmiyor bu Ülkede.

    SU FATURALARIMI GERİDEN ÖDÜYORUM BEN

    Konuştuğumuz masada ki bir başka emekli ise ne yapayım, Afyon Belediyesi Su Faturalarını 4 ayda bir önden gecikmeli ödüyorum, 4 ayda ödüyorsun diye yıllardır hiç kesmeye gelmediler. Bilmem Vatandaşa destek midir yoksa gözden mi kaçıyordur ama bana yarıyor bu durum; maaştan elime iki ay en az 500 TL kalıyor. Elektriği ya da doğalgazı ödeme bakalım son ödeme gününden sonra. Dolabında yazlık, kışlık yiyeceğin varmış, evde hastan varmış, çocuk varmış umurlarında olmaz gelip mühürü takarlar. Ben şunu anlamıyorum, ben emekli maaşımdan boğazımıza kalsın diye su faturamı geriden gecikmeli ödüyorum, insanlara bakıyorum çarşı merkezinde aha işte bu muhitler bahsettiğim yerler. Bir porsiyon döneri 500-600 TL ye satan lokantalarda masalar hep dolu. Aynı muhitte kasaplar var etin kilosu 500 TL, git oradan bir kilo al evinde tıka basa ye. Niye 150 gram ete verirsin o parayı ben anlamıyorum bizim insanlarımızı dedi. Gelir gider arasındaki denge bozulduğu noktada insanların kişisel harcama serbestlikleri bu şekilde yorumlanmaya ve sorgulanmaya başlıyor insan psikolojisinde. Çünkü sıkıntı denilen kavram öyle bir sıkıyor ki; o sıkkınlık bu dürtüyü ortaya çıkarıyor.

    OĞLUMUN EVİNDE YAŞAMAYA BAŞLADIM

    Masadaki 3. Emekli abi bu 2 abiye göre daha yaralı aslında. Söze şöyle başlıyor. Bunlar ağlıyor ya inan bana ben daha çok ağlıyorum. Haklılar mı sonuna kadar haklılar. Can kardeşlerimdir bunlar benim, 40 yıllık sağdıçlarımdır. İkisinin de evi var benim gibi kirada değiller şükürler olsun. Geçen yıl artık canıma tak dedi. 14 yıllık ev sahibimi yaptığı afaki kira artışlarından dolayı Allaha havale ederek, son birkaç yıldır baba hadi artık annemle gelin hep birlikte yaşayalım diyen; oğlumun evine taşındım. Zaten bir tek oğlum var oda benim varlığım. Öncesinde dünyaya gelen iki çocuğum haftasında öldü. Allah’ım karı koca sınadı bizi, imtihandan sabırla çıktık, şükürler olsun sonra oğlum dünya ya geldi. Tıp Fakültesinde idarede görevli şu anda 1 torunum var. Gelinim, hanımın yeğeni canımız oda Allah’ı var elinin üstünde tutar bizi.

    DEVLET BABA BİZE BİR EL VERSE

    Aslında benim oğluma ve gelinime biz bu Dünya’dan gittikten sonra bir ev bırakmam gerekirken, bir kümes bile bırakamayıp oğlumun evinde yumacağım gözümü belki de. Bunun ağırlığını tahmin edebilir misin evladım dedi bana. Yaşın daha bizim gibi değil; gel bakalım 65 i gör sonra her gün biraz daha duygusallaşır, her gün biraz daha içinden ağlarsın dedi. Rızkın kefili Allah, vermediyse vermez başını sokacak bir kümes; sonuçta vardır bir hikmeti, sual olunmaz. Ama Devlet Baba benim gibi olan Emeklilerine gelin şu TOKİ’den size kurasız ev veriyorum, afaki kira artıran ev sahibinize vermeyin kiranızı; bana daha azını verin size kümes değil, küçük bir saray vereyim deseydi beni onurlandırsaydı. Bizim sayımız kaçtır ki Ülkede ev sahibi olmayan benim gibi emekli sayısı.

    Afyonkarahisar’ın nabzı valilikte atıyor

    Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı, farklı kurum ve kuruluş temsilcilerini makamında kabul ederek istişarelerde bulundu.

    Günün ilk ziyaretçileri arasında AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Üyesi Ömer Faruk Besli ve Red Bull ekibi yer aldı. Görüşmede kentte gençlik, spor ve etkinlik alanında yapılabilecek projeler değerlendirildi. Vali Yiğitbaşı, daha sonra İl Genel Meclisi (İGM) Başkanı Mehmet Siper ile bir araya geldi. İl genelinde yürütülen yatırımlar ve köy altyapı çalışmaları hakkında bilgi aldı. Günün ilerleyen saatlerinde Yiğitbaşı, İGM Üyeleri Faruk Kökçür ve Veli Koç, Çay Ziraat Odası Başkanı Ali Bozpınar ve Yönetim Kurulu Üyesi Kadir Külcü’yü kabul etti. Görüşmede tarımsal üretimin geliştirilmesi ve çiftçilere yönelik destekler ele alındı. Vali Yiğitbaşı ayrıca, İl Milli Eğitim Müdürü Miraç Sünnetci ve Güney Beldesi Belediye Başkanı Erol Karabacak ile eğitim yatırımları üzerine istişarelerde bulundu. Son olarak, Sayıştay Denetçileri Aydın Sarı, Kadir Yücel ve Ercüment Sevimli’yi kabul eden Yiğitbaşı, kamu kaynaklarının etkin kullanımı ve denetim süreçleri hakkında bilgi alışverişinde bulundu. Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı’nın gün boyu süren görüşmelerinde; ilin kalkınması, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve kamu hizmetlerinin verimliliği temel gündem maddeleri arasında yer aldı.

  • BÜLENT ECEVİT – 5 KASIM 2006 EBEDİYETE UĞIRLANDIĞI GÜN

    BÜLENT ECEVİT – 5 KASIM 2006 EBEDİYETE UĞIRLANDIĞI GÜN

    (Karaoğlan)

    Son günlerde Türkiye’de en çok konuşulan kişi rahmetli Bülent Ecevit…

    Hakkediyor mu? Hem de çok hakkediyor; meyvalı ağaç taşlanır da ondan…

    Şair, yazar, gazeteci, siyasetçi, her şeyden önce de: İnsan, adam gibi adam. En büyük yardımcısı ve destekçisi de eşi sn. Rahşan Ecevit. Birlikte çıktıkları yolda, yalnız kalsalar da hiç ayrılmamışlar, yalnızlığı birlikte paylaşmışlardır…

    “Yanımdaki sensin

    Yalnızlığım sen

    Kendimden bile uzakta

    Elim elindeyken”

    Küçücük yüreklerindeki sevgiyi avuçlarındaki “Ak güvercine vermişler önce… Ak güvercin, Edirne’den Ardahan’a kadar kanat çırptıkça çoğalmış sevgileri…

    “Birlikte öğrendik seninle

    Avucumuzda yüreği çarpan

    Kuşa sevgiyi…

    Elele büyütüp el ele derdik

    Elele derip insana verdik

    Verdikçe çoğalan sevgimizi…”

    Bizim iki gücümüz var: Hak ve Halk. Ve der ki;

    “Eğer içimizden gelen engelleri aşabilirsek dıştan gelen engelleri etkisiz bırakabilecek güce sahibiz.”, “Gençler, çatışıp vuruşmadan, özgürce tartışıp, uygarca uzlaşarak, emanetin gereği yerine getirilecektir.”, “Laiklik Türkiye Cumhuriyeti için Aşil’in topuğu kadar yaşamsal öneme sahiptir. Yani laiklikten vuruldu mu, bu Cumhuriyet yıkılır, bu toplum çöker ve bu ulus çözülür. Laikliğin yıkılması halinde Türkiye çağın gerisine düşer.”

    Bunları ve daha birçok şey söyler ve:

    “Artık gidiyorum…

    Beni uğurlayın kardeşlerim

    Hepinize eğilerek ayrılıyorum!

    Yalnız sizin son ve nazik sözlerini bekliyorum…

    Uzun zaman komşuluk ettik ama verebildiğimden çok aldım

    Şimdi gün ağardı, karanlık köşemi aydınlatan lamba söndü

    Bir davet geldi ve ben yol için hazırım

    Bu ayrılış gününde bana bol şans dileyin arkadaşlarım

    Beraberimde ne götüreceğimi sormayın

    Seyahatime boş eller ve ümit eden bir kalple

    Laik Türkiye Cumhuriyeti için çıkıyorum…”

    Onun yol arkadaşı sn. Rahşan Ecevit: “Bülent Ecevit’i günlük siyasi polemiklerin malzeme yapılmasını hakketmiyor” diyor. Haklı değil mi?

    Mutlu kalınız…

  • ALINAN KARARIN ÜZERİNDEN 1 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN; ALLAH KORUDU BİR KAZA DAHA OLMADI

    ALINAN KARARIN ÜZERİNDEN 1 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN; ALLAH KORUDU BİR KAZA DAHA OLMADI

    GAZETE 3’de her hafta Salı günleri bir araya geldiğimiz EKONOMİA adlı bu sayfamızın değerli okuyucularının sağladığı güç desteği ve ilimiz kamuoyu adına bildiğiniz gibi dönem dönem kamu tarafından yapılmasının değerlendirilmesi noktasında çeşitli arz ve talep yazılarımız oluyor. Genelde şükürler olsun bu tür yazılarımızda yüzde 99 gibi olumlu geri dönüş ve hızıyla sonuca ulaşmak biz EKONOMİA sayfasını hazırlayan ekip arkadaşlarım ve okuyucularımızı ziyadesiyle mutlu ve onore ediyor. Bunu neye borçluyuz peki? Kesinlikle her hafta hazırladığımız yazılardaki yazı dilimizdeki nezaket ve ‘kamu yararını’ gözeten üsluba borçluyuz. Bu nedenle hızlı bir şekilde sayfamız aracılığıyla ilettiğimiz arzlar kamu ile olan düzeyli ve sorumlu gazetecilik anlayışı ilişkisi ve Gazete 3 gibi bir kurumsal değerin varlığıyla; hızlı bir şekilde çözüme kavuşuyor. Sonuç olarak, kamuoyuna bir yağmur damlası misali bir hizmeti okuyucularımızdan aldığımız güçle yaklaşık 2 yıldır sürdürüyoruz. Bu noktada yaptığım gazeteciliğin bireysel değil; kamuoyu yararı adına gazetecilik olduğunu belirtmek isterim. Gündeme getirdiğim bir konunun okuyucularım adına takibini yapıyorum sadece.

    EKONOMİA SAYFASI OKUYUCULARI İYİ BİLİRLER

    Sayfamızı sürekli takip eden okuyucularımız iyi bilirler. Aramıza her hafta katılan yeni okuyucularımızda “Dijital yazı arşivimize” bir göz atarlarsa ulaşabilirler. EKONOMİA sayfası olarak gündeme getirdiğimiz bir konunun kamuoyu yararına gerçekleşmesi ya da değerlendirilmeye alınması ile ilgili bir haberin sayfamıza ulaşması sonrasında sayfamız ve İnstagram hesaplarımızdan onurla ve gururla okuyucularımız adına TEŞEKKÜR yazısı ve paylaşımını yaparız. Bu şekilde okuyucularımızın bilgilendirilmesi nezdinde gündeme getirmiş olduğumuz bu konunun çözüme kavuştuğu bilgisini kendileriyle paylaşırız. Lakin bu nokta da henüz TEŞEKKÜR yazısını yazmak henüz nasip olmayan sayfamız aracılığıyla gündeme getirdiğimiz bir konumuz bulunuyor. Bu haftaki yazımızda bu konu ile ilgili bir yazı hazırlayarak çözüm ve sonuca ulaşma noktasında Afyonkarahisar Belediyesi’ne bir hatırlatma arzında bulunalım istedik. Hepsi bu kadar.

    PARK HAYAT HASTANESİ ÖNÜNDE OLAN KAZA

    Sayfamız okuyucuları hatırlayacaktır. İlk kez 21 Mayıs 2024 tarihinde yazmıştım ‘Orada bir kaza olacak’ diye. Ardından 10 Aralık tarihindeki sayfamda ‘Korktuğum kaza oldu’ diyerek gündeme getirmiştim. Hatırlamak ve konuyu bilmiyorum diyen okuyucularımız Gazete 3 yazı arşivimden 21 Mayıs 2024 ve 10 Aralık 2024 tarihli yazıya her an ulaşabilirler. 10 Aralık 2024 tarihinde yayınladığımız sayfamızda “KAVŞAK TALEBİMİZE ULAŞTIK AFYON” adlı bir manşetle yazımızı yazmıştık. 1 Kasım 2024 tarihinde hatırlarsanız Park Hayat Hastanesi karşısında bir dolmuş minibüsünün altında 77 yaşında bir kadın ve bir kızımız kalmıştı. O yazımızdan sonra sayfamızda kazanın olduğu alana kavşak ya da cep yapılması noktasında sayfamızda yoğun gündem oluşturmuştuk. Kısa bir sürede Park Hayat Hastanesi yönetiminin de ilgili yazımızdan sonra konuyu Afyonkarahisar Belediye Meclisi’ne taşımasının ardından konu Belediye Meclisi’nin 02.12.2024 tarihli oturumunda 586 numaralı kararıyla  “Park Hayat Hastanesi önündeki yolda kavşak düzenlenmesi yapılması ile ilgili talebin; Park Hastanesi’nin önünde yer alan refüjden hastane acil ambulans girişleri için U dönüşü yapılmasına ve “Ambulans girişidir” levhasının dikilmesine, oy birliği ile karar verildi” şeklinde noktalanmıştı.

    4 KASIM 2025 İTİBARIYLA 11 AY 2 GÜNDÜR YAPILMADI

    Manşette okuduğunuz gibi bugün itibarıyla yaklaşık 337 gün önce yani 11 ay 2 gün önce Afyonkarahisar Belediye Meclisi’nin oybirliğiyle ‘Yapılsın’ diyerek karar verdiği çalışma henüz gerçekleşmedi. Aynı hastaneye 29 Ekim 2025 günü acil servisinde bulunan bir yakınım için giderken yine bir kazadan kıl payı dönüş sahnesine şahit oldum. Dolmuştan inen 2 bayan son anda orta refüje kendilerini zor attılar. Allah sakladı ve bir şey olmadı ama olmayacak diye bir kanun da ne yazık ki yok. Şükürler olsun bu gündeme getirdiğimiz konu henüz sonuçlanmadığı için Park Hayat Hastanesi önünde geçen bu süre içinde ölümlü ve ağır yaralanmalı bir üzücü kaza meydana gelmezken bu zamana kadar bir kaç sefer maddi hasarlı kaza meydana geldi. Deprem ve kazalar önceden bilinmez ama orada yeni bir üzücü kaza olmayacağının garantisini de kimse veremez. Bu nedenle muhtemelen ilgili birimin yoğunluğuna bağlı olarak aksadığını düşündüğüm alınan karara bağlı çalışmanın, kamuoyu adına hızlı bir şekilde uygulanmasını tekrar Afyonkarahisar Belediyesi ve ilgili birimlerinden ivedilikle EKONOMİA sayfası okuyucularımız ve ilimiz kamuoyu adına arz ediyoruz.

    İSTİŞARE İLE ACİL ÇÖZÜME GİDİLSİN

    Bu nokta da yapılacak çalışmanın ne şekilde gerçekleşeceği noktasında hastane yönetimi ile son bir istişare yapılmasının faydalı olacağına inanıyorum.  Öte yanda, Mecidiye ya da mevcut Devlet Hastanesi acil girişi önünde bulunan cep benzeri çalışmanın mümkün olduğunca ambulans ve dolmuş ve toplu ulaşım araçlarının kullanması noktasında maksimum hastane önünde yapılmasının karşılıklı olarak değerlendirilmesini arz ediyorum. Dolmuş ve otobüslere kesinlikle bu cepten girilecek uyarısını yaparak ve eczaneler karşısına bir kapalı durak koyarak yeni kazaların önünün tedbiren kapatılacağını tahmin ediyorum. İnsanlar artık hastaneye gitmek için o yoğun caddede karşıdan karşıya geçmesin ve hayatlarını lütfen tehlikeye atmasın.

    ÖTE YANDA ŞUNU DA ÖNEMLE BELİRTMEK İSTİYORUM

    Evet, Belediye Meclis kararı 11 ay önce yapılması noktasında çıktı. Sonrasında ilgili belediye birimleri yaptıkları saha çalışmasında yapılacak cep ya da kavşağın tehlike oluşturacağı ve Paşa Cami kavşağından, şehir merkezine yönünde yeşil ışığın yanması ile hızlanacak olan araçlar için hastane önüne doğru açılacak cepten dönüşlerdeki araçlarla kazaya karışabilir noktasında bir değerlendirmeye sahiplerse lütfen belirtsinler. Bunu da tekrar en yakın mecliste gündeme getirsinler. Kısaca, 11 ay önce alınan kararın teknik olarak tehlike oluşturacağı yönünde iptalini istesinler, konuyu kapatalım ardından Allah’a emanet olsun diyelim ve Türkiye’nin ilk ve tek kavşak ile cebi olmayan hastanesinin varlığını kabul edelim. Böyle bir teknik durum varsa; ne Belediye Meclisi ne Belediye Başkanı ne de konuyu gündeme getiren gazeteci olarak şahsım hem bu hem de gerçek dünya da vebal altında kalmasın. Böyle bir durum noktasında dolmuş durakları ile ciddi anlamda toplantılar yapılarak hastane karşısında durma alışkanlığı ortadan kaldırılsın. Sayfada gördüğünüz fotoğraf hastane karşısında bir dolmuştan inen ve karşıya geçen 2 bayana ait çünkü. Bu vesileyle, Afyonkarahisar Belediye Başkanlığı ve ilgili birimlere şimdiden teşekkürlerimi EKONOMİA sayfamız okuyucuları ve ilimiz kamuoyu yararı adına sunduğumu ifade ediyorum.

  • ENFLASYON NEDEN HALA YÜKSEK?   

    ENFLASYON NEDEN HALA YÜKSEK?  

    “Enflasyonun gerçek düşüşü, insanların fiyatların artmayacağına ikna olduğu gün başlayacak”

     

    Dün açıklanan ekim ayı enflasyon oranı yıllık bazda yüzde 32.87 olarak gerçekleşti. Bir önceki ayda da yüzde 33.29 idi. Son enflasyon verisi TCMB’nin yıl sonu enflasyon hedefinin üstünde yüksek bir oranı ifade ediyor.

    **

    Hatırlayalım; sıkı para politikalarının uygulanmaya başlandığı 2023 Haziran ayında enflasyon oranı yüzde 39.59 idi. Bu da şunu gösteriyor ki, son iki buçuk yılda enflasyon oranını sadece 7 puan civarında düşmüş. Açıkçası enflasyonla mücadele performansı son derece zayıf seyrediyor.

    **

    Türkiye’de 2023 Haziran ayında yüzde 8.50 olan politika faizi yüzde 15’e yükseltildi. Bu tarihten sonra art arda politika faizinde artışlar yapıldı. Öyle ki 2024 yılının Mart ayına gelindiğinde politika faizi yüzde 50’ye çıktı ve daha sonra bir düşüş sürecine girdi. 24 Ekim’deki en son PPK toplantısında ise politika faizi yüzde 39.50’e indirildi.

    **

    Son iki buçuk yılda sadece politika faizleri artırılmadı. Aynı zamanda kredi büyümelerine üst sınır koyulması gibi bazı makro ihtiyati tedbirler uygulandı. Kur geçişkenliğini azaltmak için daha kontrollü bir kur patikasına geçildi, ücret artışlarında da “beklenen enflasyona göre ayarlama” vurgusu öne çıkarıldı.

    **

    Bütün bunlara rağmen Ekim ayı itibariyle enflasyon oranı yüzde 32.87 gibi yüksek bir oranda. Peki enflasyonun yüksek oranlarda seyretmesinin nedeni nedir?

    **

    Enflasyonun hala yüksek olmasının en kısa açıklaması şu: Toplumun büyük bölümü enflasyonun kalıcı biçimde düşeceğine inanmıyor.

    **

    Hanehalkı fiyatların birkaç ay sonra yine artacağını varsayıyor, işletmeler girdi maliyetlerinin yeniden yükseleceğini düşünüyor, ücretli çalışanlar yıl içinde alım gücünün eriyeceğini bildiği için baştan daha yüksek zam talep ediyor. Herkes gelecekte beklediği artışı bugünkü kararına yansıttığı için, enflasyon kendi kendini yeniden üreten bir döngüye giriyor.

    **

    Ekonomik birimlerin enflasyonla ilgili olumsuz bekleyişleri TCMB tarafından yayınlanan Ekim ayı sektörel enflasyon beklentilerinde de görülüyor. Zira 12 ay sonrası için hanehalkının enflasyon beklentisi yüzde 54.39. Reel kesimin beklentisi yüzde 36.30 ve piyasa katılımcılarının beklentisi ise yüzde 23.36. Ayrıca hanehalkının sadece yüzde 26.50’si enflasyonun düşeceğini bekliyor.

    **

    Bütün bu göstergeler gelinen noktada enflasyon beklentilerinin hala yüksek seyrettiğini gösteriyor. Bu tablo Türkiye’de enflasyon ataletinin olduğunu gösteriyor. Diğer bir ifadeyle enflasyonda bir yapışkanlık durumu var.

    **

    Kredi koşullarındaki sıkılığa ve yüksek faizlere rağmen, toplum enflasyonun düşeceğine inanmazsa enflasyonda hedefler tutmaz.

  • EKİM’DEN, KASIM’A İNSANLIK KÖPRÜSÜ

    EKİM’DEN, KASIM’A İNSANLIK KÖPRÜSÜ

    Sevgili Okurlarım;

    Takvim yaprakları, Cumhuriyetimizin coşkusundan yeni çıkmışken, 29 Ekim’de başlayan Kızılay Haftası ile 3 Kasım’da start alan Organ Bağışı ve Nakli Haftası’nın kesiştiği önemli ve kritik bir döneme işaret ediyor. Bu günler, sadece birer anma değil; birbirine kenetlenmiş, eşsiz bir insani dayanışma ,vicdanın ve yaşamın mirasını temsil ediyor.

    Bu haftadaki yazımı bu haftaların amacı, önemi ve farkındalık bilinci misyonu üzerine  sosyal sorumluluk almamız  gerektiğini anlatmaya çalışacağım. İyi okuma lar.

    Hayatın ikinci şansına açılan tarihler arasında, 3-9 Kasım ve Kalbimizdeki Umut

    Şu an bu satırları okurken, Türkiye’de binlerce insan bir listede, nefes almak, yürümek, yaşamak için bir telefon sesini bekliyor. Böbrek yetmezliği, kalp hastalığı, karaciğer sirozu… Onların hepsi, bir meçhul kahramanın ‘Evet’ diyeceği o kritik karara bağlı. Bu bekleyiş, ertelediğimiz hayatların, yitirilen umutların ve tükenen zamanın ağırlığını hissettirir. Oysa organ bağışı, bir insanın diğerine sunabileceği en büyük armağandır:

    İkinci bir hayat. Bir can yitirilirken, başka bir cana can katmak… Bundan daha yüce, daha anlamlı bir miras olamaz. Beyin ölümü gerçekleşen birinin kalbi, böbreği veya karaciğeri, toprak altında çürümesi yerine, bir başka insana “ikinci bir doğum günü” armağan edebilir.

    ***

    Organ bağışı sorumluluk gerektiren bir karardır. Bu karar, genellikle en acı ve zor anda, yaslı aileden bekleniyor. Bu nedenle, en büyük sorumluluk hayattayken bize düşüyor: Kararımızı net bir şekilde ifade etmeliyiz. Ailemize, sevdiklerimize dönüp cesurca şunu söylemeliyiz:

    “Benim hayatım sonlandığında, organlarım başka bir hayatı kurtarsın istiyorum. Bu benim vasiyetimdir.”

    Organ bağışı konusundaki çekinceler genellikle dini inançlardan kaynaklanıyor. Oysa Diyanet İşleri Başkanlığı net bir şekilde organ bağışının caiz olduğunu, aksine bunun en büyük hayırlardan biri sayıldığını belirtiyor. Kalbin, böbreğin, karaciğerin vb. organların toprak altında çürümesi yerine, bir başka insanın vücudunda yaşamaya devam etmesi, sadece tıbbi bir olay değil, aynı zamanda manevi bir hediyedir.

         “Konuşulan” Bağış, “Kurtarılan” Hayat Olsun…

     

       Ne yazık ki istatistikler organ bağışı konusunda bizim acı  gerçeğimizi adeta yüzümüze bir şamar gibi vuruyor: Türkiye’de organ bağış oranları hâlâ çok düşük. Neden? Çoğu zaman bilgi eksikliği değil, ‘konuşulmamış bir karar’ yüzünden.

     

    ***

          İnsaniyetin Teminatı: Kızılay Haftası (29 Ekim – 4 Kasım)

     

    3 Kasım’ın içine denk gelen, 29 Ekim’de başlayıp 4 Kasım’a kadar süren Kızılay Haftası ise, organ bağışının bireysel ve yaşamsal kurtuluşuna ek olarak, toplumun geniş kesimlerine yayılan kolektif yardımlaşmanın simgesi olmuştur.

    Türk Kızılay’ı: Sadece kan bağışı çadırları değil, afetlerde  ilk koşan, savaşta yarayı saran, yoksullara gıda ulaştıran, yani insanlığın olduğu her yerde elini uzatan dev bir gönüllüler ordusudur. Kızılay, dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin, felaket anlarında devlet ile millet arasında köprü kurmaktadır. Onun için Kızılay haftasında, Kızılay’ın yürüttüğü o devasa yardım ağının farkına vararak, bu ağa destek olalım.

       Unutmayalım ki, bir ünite kan bağışı (Kızılay’ın temel misyonlarından sadece biri), bazen bir organ nakli kadar kritiktir; ameliyatta olan bir hastanın hayata tutunmasını sağlar. Kızılay’a destek olmak, çorbada tuzumuzun olması, sadece vicdani bir görev değil, aynı zamanda ulusal bir sorumluluğumuzdur.

    Mirasımız İyilik Olsun!

    Ekim’in sonunda başlayıp Kasım’ın ilk haftasına yayılan bu dönem, bize insan olmanın en temel erdemlerini hatırlatıyor: Merhamet ve Paylaşım.

    Organ bağışı ile bir kişinin hayatına ikinci bir şans verelim.

      Kızılay’a destek ile toplumun en zor anlarına güven ve umut taşıyalım.

     Bu iki haftanın ortak mesajı aynıdır .”Beklemeyin, harekete geçin!”

    Gelin hep birlikte, bu yıl bu iki önemli haftayı sadece takvimde kutlamakla kalmayalım. Ailemizle organ bağışını konuşalım, en yakın kan bağışı noktasına gidelim ve Kızılay’ın yardım kampanyalarına destek olalım.

       Geleceğe bırakabileceğimiz en değerli miras ne mal ne de mülktür; en değerli miras, kurtardığımız ve dokunduğumuz hayatlar olsun.

    Unutmayın! organ bağışı yapmanın bir bedeli yoktur, ancak ertelemenin bedeli bir insanın hayatıdır.

       3-9  Kasım’ı sadece bir farkındalık bilinci ile, hayatları değiştiren kararların alındığı, sessiz çığlıkların umut dolu bir nefese dönüştüğü bir dönüm noktası yapalım. Kalbimizdeki merhamet, bir başkasının kalbinde atmaya devam etsin!

     Hayat Kimseyi Organ Nakli beklemek Zorunda Bırakmasın…Bırakırsa da bağışçıları çok olsun.

    ** Organ Bağışı hakkında detaylı bilgileri, İl Sağlık Müd., Devlet ve Üniversite Hastaneleri, Toplum Sağlığı Merkezlerinden öğrenebilirsiniz.

  • BASINA KAPALI KONGRENİN DEMOKRASİDE YERİ OLMAZ

    BASINA KAPALI KONGRENİN DEMOKRASİDE YERİ OLMAZ

    Kısa bir aranın ardından tekrar merhaba…

    İzinde olsam da gündemin içinde kalmaya devam ettim elbette… İzne çıkmadan önce tek isteğim Filistin’deki zulmün bitmesi, gözyaşının sona ermesi ve küçücük çocukların okuluna gidebildiği, gülerek oynayabildiği ve yüzünün güldüğü günleri görebilmekti. Ateşkes sağlanması ile yüreğimize su serpildi. Umarım Filistin ve Gazze’de daha güzel günleri hep birlikte görürüz.

    ++++

    Elbette not aldığım sorunlar vardı. Değinmem gereken konular vs. vs… Tam onları kaleme alacaktım ki hafta sonu yaşanan olay tüm bunların önüne geçti. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Afyonkarahisar İl Başkanlığı’nın 39. Olağan İl Kongresi’nde basına sansür uygulandı.

    2018’DEKİ CHP KONGRESİNDE NELER OLDU?

    Bu konuya girmeden sizleri 2018 yılına götürmek istiyorum. Ocak ayının ilk günleri… Yine bir CHP kongresi… Bizzat muhabir – kameraman olarak takip ettiğim bir kongre idi. Afyonkarahisar’da o dönem mevcut il başkanı olan Dr. Kemal Demirkırkan’ın tek aday olarak katıldığı CHP 36. Olağan kongresi, Ticaret Borsası Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilmişti. Kongreye o dönem CHP Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal, CHP eski milletvekilleri merhum Ahmet Toptaş, Halil Ünlütepe ve CHP’li eski adaylar da katılmıştı. Girişte renkli görüntüler vardı. Davul ve zurnalarla ‘Sarı Saçlım Mavi Gözlüm’ diyerek karşılandı bütün partililer. Kongrenin yapıldığı salonun girişine CHP’li liderlerin sözleri asılırken, Kuva-i Milliye kahramanlarını tanıtan yazılarda büyük ilgi gördü. Salona geçince ise Atatürk’ün sözünün yer aldığı pankart vardı. SHP’li ve CHP’li genel başkanların fotoğrafları duvarlardaki yerini almıştı. CHP’li Köksal, o gün iktidar partisini eleştirmişti. Buraya kadar her şey normaldi.

    ++++

    CHP’DE KONGRELER SERT GEÇER

    Kongrede rutin sessizlik yanı sıra kürsü konuşmaları yapılıyordu ki, CHP’li isimler birbirine sataşınca ortam bir anda gerildi. Devrimcilik üzerinden farklı bir hava esti. Kürsüye (o dönem) CHP İhsaniye İlçe Başkanı Halil Ceylan geldi. CHP’nin eski İl Başkanı Yalçın Görgöz’ü devrimcilik üzerinden eleştiren Başkan Ceylan’a Yalçın Görgöz yanıt vermek istedi; CHP Parti Meclisi Üyesi Gülizar Biçer Karaca, Görgöz’e konuşma hakkı vermemesi de karelere yansıdı. Tam bu esnada Görgöz’ün kullandığı sert bir ifade ortalığı gerdi ve Halil Ceylan’ın oğlu Görgöz’e saldırdı. Sivil ekip ve partililerin ayırdığı kavga büyümeden sonlandırıldı. Daha sonra konuşan CHP İl Başkanı Kemal Demirkırkan hem parti içine hem de parti dışına sert uyarılarda bulundu. Aslında buraya kadar da normal… Çünkü CHP, konuşan bir parti… Partide herkes konuşmak ister, demokrasiye inanılır her daim… Ama konuşmalar sonrası gerginlik ve kavga kaçınılmaz olur.

    ++++

    FIRTINAYA BEŞ KALA BASINA NEZAKETLE YEMEK DAVETİ

    2018’deki konuyu neden anlattım? Orada bir detay vardı, onu hatırlatmak istedim. Kongrede tam bu gerginlik havası yeni yeni başlarken, bir partili basın mensuplarına seslendi. Gazeteciler, yemek yeme bahanesi ile kibarca dışarıya çağrıldı. Yanımdaki arkadaşımla göz göze gelirken gazeteci büyüğümüz ve abimiz İsmail Akar, duruma tepki göstererek, “Olur mu öyle şey? Ortam gergin, böyle zamanda dışarı mı çıkılır?” gibi sözlerle aynı nezaketle bu teklifi geri çevirmişti. Çok değil sadece iki dakika sonra ortam gerildi ve yukarıda yazdıklarım yaşandı. Basın içeride olmasa idi, yaşananlardan kimsenin haberi olmayacaktı. O görüntüleri de bizzat ben çektim ve haberini yayınladım. “Halkın partisiyiz” diyenleri halktan gizleme isteği o gün de yakışmamıştı CHP’ye, bugün de…

    ++++

    AMA OLMADI, KADRO EKSİK KALDI DİYELİM

    Şimdi gelelim Pazar gününe… Haftalardır gündemden düşmeyen tek parti CHP idi. Gözaltılar, tutuklamalar, mitingler, kongreler, iptaller, kurultay derken ülke gündeminde hep CHP vardı. Hafta içinde basına yansıyan haberlerde de Pazar’ın gelişine takılmıştı gözler… Aslında başta basın olmak üzere herkes konuya dahil olan isimlerin nasıl bir yol izleyeceğini, kürsülerden kimlere mesaj vereceğini merak ediyordu. Ama olmadı, kadro eksik kaldı diyelim.

    ++++

    GAZETECİ BAYER: O ZAMAN BASINI NEDEN ÇAĞIRDINIZ?

    Uşak Belediye Başkanı ve Divan Başkanı Özkan Yalım, kendi konuşmasını yaptıktan sonra kongreyi basına kapattığını açıkladı ve ortam buz gibi oldu. Kanal 3 ve Gazete 3’te birlikte çalışmaktığım Gazeteci abimiz Mustafa Bayer duruma çok net tepki gösterdi ve “O zaman basını neden çağırdınız?” diyerek cevap verdi. (Mustafa abimizin görevini yaparken ki tavrı, birçok çevreler tarafından titizlikle takip ediliyor ve kendisi büyük takdir görüyor. Hakkaniyeti, adaleti ve ‘gerçek bir gazeteci’ profili ile ilimizde de siyasiler başta olmak üzere herkesin çok değer verdiği bir isim.) Diğer basın mensupları da duruma tepki gösterince CHP yöneticileri geri adım atmak zorunda kaldı. Delegeler ve başkan adayları da basına destek verince, CHP tüzüğünü bahane gösteren Divan Başkanı Özkan Yalım, tekrar basının yanına gelerek özür diledi, açıklama yaptı, meslektaşlarımızı içeri davet etti.

    ++++

    BASIN ORADADIR, OLMALIDIR, OLMAYA DA DEVAM EDECEKTİR

    Cumhuriyet Halk Partisi gibi “demokrasinin kalesi” olduğunu iddia eden bir partinin il kongresinde, basının dışarı çıkarılmak istenmesi, sadece CHP’ye değil, bu ülkedeki demokratik değerlere inanan herkese bir hakaret… Kongrede, adeta bir siyasi tiyatroya sahne oldu. Ancak bu oyunda perdeler, önce izleyicilere (halka) kapatılmak istendi. Bu olayın üstü, sadece “özür dileyerek” örtülemez. Siyasi partilerin kongreleri yalnızca iç meselelerin konuşulduğu toplantılar değildir. Bu toplantılar, halkın temsilcilerinin kimler olduğunu, nasıl seçildiğini, hangi fikirlerin öne çıktığını, hangi çıkar çatışmalarının yaşandığını gösteren kamusal organizasyonlardır. O kürsüye çıkan her isim, yalnızca delegelere değil, tüm kamuoyuna hitap eder. Bu nedenle basın oradadır. Olmalıdır. Olmaya da devam edecektir. Bugün CHP, yarın başka bir parti, fark etmez. Şeffaflık, bir siyasi partinin iç tüzüğünde yazılı olan bir “madde” değil; demokrasinin temelidir. Hele ki basını dışarı çıkarıp arka kapılardan siyaset yapılmak isteniyorsa, orada artık demokrasi değil, perde arkasında planlanan bir hesap vardır.  Gazetecilerin bu olaya gösterdiği tepki sadece meslek onuru için değil; halkın haber alma hakkı için verilen bir mücadeledir. “Basına kapalı” bir demokrasi olmaz. Görüntülenmeyen, kayda geçmeyen, takip edilemeyen bir kongre, demokratik değil; otokratik bir yapıya hizmet eder. Eğer CHP, yerel kongrelerinde bu tür sansasyonlar yaşanmasını istemiyorsa önce “biz ne yapıyoruz?” sorusunu sormalı. Halkın gözünün içine baka baka “demokrasi şöleni” diyen bir partinin, aynı anda basını salondan çıkarmaya çalışması, ancak bir ironiyle açıklanabilir. Sonuç olarak, yaşananlar yalnızca bir kongre krizinden ibaret değildir. Bu olay, siyasi partilerin şeffaflık sınavıdır. Ve maalesef CHP, Afyonkarahisar’da bu sınavdan sınıfta kalmıştır. Bir not: Bugün kapıyı kapatmaya çalıştığınız gazeteciler, yarın sizi manşetlere taşıyabilir.

    İyi düşünün, demokrasiyi karanlıkta büyütemezsiniz.

    Sevgiyle kalın… Umutla kalın…

  • KISSADAN HİSSELERE ÖZLEM

    KISSADAN HİSSELERE ÖZLEM

    Padişahlık döneminin yaşandığı bir dönemde, düşman bir ile saldırmış.

    İlin mutasarrıfı hemen padişahı aramış, durumu kısaca anlatmış…

    Padişah :

    “ İdare –i maslahat yapınız!” ( bir şey yapmadan idare yapıyor gözükmek)

    Mutasarrıf  : “ Tamam efendim, yapmaya çalışalım.”

    Düşman durumu kavramış , daha şiddetli saldırmaya başlamış…

    Mutasarrıf:

    “ Daha şiddetli ağır silahlarla saldırdılar efendim!”

    Padişah :

    “ İdare-i maslahat yapınız.”

    Böyle konuşmalar uzunca bir süre devam etmiş…

    Sonunda düşman şehre girdi efendim diye haber yolluyor mutasarrıf.

    Yine idare-i maslahat yapınız dönüşünü işitince!

    “Efendim idare düştü, elimizde sadece maslahat kaldı, ne yapalım?

    Diye sorunca, öyle bir cevap vermiş ki, ben yazamıyorum….

    ………….

    Bir tepenin üzerine kurulmuş bir şehri düşman kuşatmış, komutan “ Teslim olun!” diye haber uçurmuş.

    Şehre dışarıdan gelecek yardımların yolların hepsi tutulmuş; kanatlı kuşlar bile uçup geçemiyormuş şehre.

    Ne hikmetse şehir bir türlü “Beyaz Bayrağı “ çekmiyor.

    Şehir bir türlü düşmüyor!

    Kuşatmayı yapan komutan :

    “ Tamam kuşatmayı kaldıracağım. Şu kadar altını da savaş tazminatı olarak vereceğim. Yalnız bana bu işin nasıl başardınız onu anlatırsan bana!”

    Komutan altınları teslim et anlatayım ama saldırmak yok tekrar.

    Şehri kuşatan komutan namus şeref sözü vermiş.

    Tepede ki şehrin komutanı :

    “ Siz her saldırdığınızda biz, yaşlılarımıza düşman şöyle şuradan saldırdı, ne yapalım?

    Biz, onların tarifine göre kendimizi savunduk şehri size karşı.

    Komutan kuşatmayı kaldırırım , yalnız yaşlılarınızı bize vermeniz koşuluyla

    Demiş ve kabul etmiş şehrin komutanı.

    Yaşlı ana ve babasını getiren altın olarak tazminatını almış.

    Su uyur düşman uyumaz misali komutan tekrar kuşatmış şehri.

    Kuşatma günler, aylar sürmüş , şehir düşmemiş!

    Kuşatan komutan,” Tamam ben sözümde durmadım, inanmaya bilirsin . Atımı ve silahımı hemen veriyorum bunun ne anlama geldiğini benden daha iyi bilirsin. Şu kadar daha altın vereceğim sana değince!

    Şehrin Komutanı :

    “ Altınların yerin dibine batsın. Parayı iyi idealler için kullanmazsan geçmez akçe olur, daha anlamamışsın! Herkes ana ve babasını sana getirirken, ben ana ve babamı kalemizdeki ulaşılmaz bir zindanda sakladım. Sizin her saldırışınızı babama anlattım, O da bana şöyle savunun diye yol tarif etti. Kendimiz tarife göre savunduk, düşmedi şehrimiz.”

    “ Komutan uğurlar ola…”

    Değerlerimizin kıymetini bilelim, özlemeyelim.

    Mutlu kalınız….

    The post KISSADAN HİSSELERE ÖZLEM first appeared on Gazete3 | Afyon Haberleri.

  • ÖZGÜR ÖZEL RÜZGARI – Son Dakika Haberleri

    ÖZGÜR ÖZEL RÜZGARI – Son Dakika Haberleri

     

     

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve partinin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun 23 Mart’ta yolsuzluk suçlaması kapsamında tutuklandığı günden bu yana “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginin 57. cumartesi günü Afyonkarahisar da gerçekleşti.

     

    ALAN DAR GELDİ 5 BİN KİŞİ

    Cumartesi yeni Parti Meclisi toplantısını yaptıktan sonra Özel karayolu ile ilimize geldi.

    Bu parti Meclisinde alınan kararı hatırlatalım.

    CHP Meclis açılışına son aylarda yaşananları protesto etmek adına açılış ve akşamki resepsiyona oy birliği ile katılmama kararı aldı.

    Toplantını akabinde hemen Afyonkarahisar’a gelen CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve ekibi alandaki 5 bin kişiye hitap etti..

    Evet

    Afyon dışından gelenler de vardı alanda ama hangi mitingde komşu illerden mitinglere gitmiyor ki insanlar.

    Miting alanına biraz erken gittim

    .Alandaki insanlarla konuştum.

    Pankart ve dovizleri not ettim.

    En fazla İmamoğlu na özgürlük isteyen pankartlar vardı.

    İlçe örgütleri kendi doviz ve flamaları ile alanda yerlerini almıştı.

    Alanda CHP dışında başka partilerde yer alan isimleri de gördüm.

     

    KİM NEDEN ORADA İŞTE CEVABI

    Miting alanını genç yaşlı kadın erkek köylü kentli her kesimden insanları görmek mümkündü.

    Şimdi isimlerini vermeden miting alanında yer alan kişilerin neden buradanız soruma verdikleri yanıtları paylaşayım.

    Orta yaşlı bir adam

    ‘ Hak-Hukuk Adalet için buradayım .İmamoğlu ve diğer tutuklu olanların bırakılması için buradayım. Suçu olan yargılansın. Ama tutuksuz yargılama olsun. .Hırsızlığın yolsuzluğun partisi olmaz ki

    Genç bir kız

    ‘Öğretmen adayıyım ama iki senedir atamam yapılmadı bekliyoruz. Sabır taşına döndük’

    Adını söylemeyen ve şapka ile yüzünü de siper eden genç adam

    Bir değil iki lisans diplomam var. Ama bir yılı geçti iş bulamadım. Görüntülerde çıkarsam ömür boyu işsiz kalırım valla ‘.’

    70 yaşlarında bir adam

    ‘Ben emekliyim. Kahveye gidiyorum. Yanıma tanıdık veya arkadaş gelirse görmemek için sırtımı kapıya veriyorum. görmezden geliyorum. Bir bardak çay ısmarlayacak gücüm kalmadı’. Gerisini sen düşün artık

    Yaşlı bir teyze söyledikleri ise canımı yaktı.

    Dedi ki’

    Bak oğlum koca bir yaz geçti. tek bir kiraz tek bir erik yemedim. Canım çekti alamadım. Param yoktu. Çocukluğumda evimizde kasa kasa kira erik olurdu’

    Ve Köyünden tarlasını bırakıp mermer fabrikasında çalıştığını söyleyen genç adam:

    ‘ Köyde rızkımızı kazanamadık. Buraya geldik. Bodrum katında 10 bin lira kira veriyorum.30 bin lira alıyorum.2 çocuk okula başladı .Borç dert giysilerini aldım. Şimdi o borçları ödeme zamanı. Nasıl ödeyeceğim ki?

    Başörtülü bir kadın;

    ‘ Aylardır evime et girmedi. Serada çalışıyorum. Aldığım asgari ücret kocamda asgari ücretle çalışıyor uz ama ay sonunu getiremiyoruz ‘

    Diye anlatıyordu.

     

    CHP’Lİ GENÇLER YÜRÜYÜŞ DÜZENLENDİ

     

    CHP Gençlik Kolları, miting öncesinde “Gençlik Korteji” düzenledi.

    Yürüyüş, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve diğer tutuklular adına gerçekleştirildi.

    Tartışmalı İBB soruşturmasında tutuklanan Medya A.Ş. Genel Müdürü Dr. İpek Elif Atayman’ın oğlu Efe Çakır, annesinin cezaevinden mitinge gönderdiği mektubu okudu.

    Mektupta 7 aydır bekleyen yargılamanın yapılması isteniyordu.

    Belediye Başkanları ve PM Üyesi Yalçın Görgöz kürsüye çağrıldı.

    Ve .Belediye Başkanı Burcu Köksal konuştu.’

    “Asgari ücretlinin, dar gelirlilerin bütçelerini rahatlatmak için şehrimizde çayı 5 liradan vermeye başladık. Diyen  Köksal ‘ Zaferin Çocukları Gündüz Bakımevini. Bölgenin en büyük parkı Bülent Ecevit Parkı’nı açtık. Halk Lokantalarımızda günlük dört çeşit yemeği 75 liradan vermeye devam ediyoruz. Halk Gıdayı faaliyete geçirdik. Aylık desteklerle ısınma yardımı yapıyoruz. Okula başlayan çocuklarımız için maddi sıkıntı yaşayan ailelere yine Zafer Kart üzerinden kırtasiye yardımı yapıyoruz.. LGS’ye hazırlanan öğrencilerimize Bilgi Evlerimizde ücretsiz kurslar düzenliyoruz’ Diyerek icraatlarını anlattı.

     

    İMAMOĞLU ‘ ZALİMLEŞTİLER’

    19 Mart sivil darbesiyle özgürlüğü elinden alınan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, seçilmiş İBB ve TBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mektubunu İl Başkanı Faruk Duha Erhan okudu.

    Ülkemiz çok uzun zamandır büyük krizler yaşıyor. İktidarın yol açtığı ekonomik, siyasi, idari krizler birbirini besliyor ve büyütüyor. Diyen İmamoğlu ‘ Krizlerin ağır faturasını millete ödeten iktidar, milli iradeyi baskı altına alabilmek, önümüzdeki seçimleri bugünden dizayn edebilmek için attığı hukuk dışı adımlarla, ülkeyi bir uçurumun eşiğine getirmiştir. Onlar; vicdanlarını, adalet duygularını çoktan kaybettiler. Sokaktan, çarşıdan, pazardan, vatandaştan koptukça zalimleştiler.“Vatandaşın devletin adaletine duyduğu güven, ciddi bir biçimde sarsılmıştır ve bu, başta ekonomi olmak üzere, ülkemizin bütün dengelerini sarsmaktadır. İktidar hukuk ve demokrasiden uzaklaştıkça, vatandaşın refaha ve berekete ulaşması mümkün değildir. Tek çare, derhal millete gitmek ve milli iradenin hakemliğinde, hızla hukuka ve demokrasiye dönmektir.

     

    EBER KURUDU HAVAALANI 220 MİLYON ÖDENDİ

    Daha sonra CHP Genel Başkanı Özgür Özel konuştu..

    Erdoğan, Afyon’u unuttu. Eber Gölü kurumaya yüz tuttu. Zafer Havalimanı bu sene 220 milyon TL daha uçmayan yolcu için başta garanti verdikleri için ödeme yaptılar diyen Özel .

    Afyon’da söz verilen hızlı tren 13 yıldır yok. İsrail’le güya kayıkçı kavgası yapıyorlar haşhaş tohumunu İsrail’den getiriyorlar ve İsrail meşeli tohumlarla üretimi bitirme noktasına getirdiler. Patates 10 liraya maliyeti var. 5 liraya tarlada alıyorlar markette 25 e satılıyor.

     

    EMEKLİ ASGARİ ÜCRETLİ BİTTİ

    Tayyip Erdoğan’dan kurtulursam asgari ücret 50.000 lira olur. Tayyip Erdoğan’dan kurtulursam emekli maaşım 56.000 lira olur. Herkes hesabı böyle yapsın. Memurun aldığı 14,5 çeyrek altının bugün geldiği nokta tam tamına 5,5 çeyrek altın. Memur ayda 9 çeyrek altın kaybetmiş diyen Özgür Özel konuşmasında soru cevap kısmına geçti ve ‘Bu iktidar emekliye iyi gelmedi. Geldi mi? Asgari ücretliye Öğrenciye iyi geldi mi?. Peki çiftçiye iyi geldi mi? Hayır. Bunlar bu haldeyken esnaf ne yapsın. Esnafa iyi geldi mi? Hayır. Bu iktidar sadece ve sadece zengine iyi gelen, yandaşa iyi gelen işi gücü tıkırında olanlara iyi gelen bir iktidardır. Buradan ısrarla söylüyorum. Bu memlekette zengin yüzde 20. Yani en zengin yüzde 20 toplam gelirin yüzde 90’ını alıyor. Geri kalan yüzde 80 sadece yüzde 10’unu alıyor.

     

    DENİZ GEZMİŞ GİBİ FİLİSTİNE DESTEK

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretine de değinen Özel ‘Amerika’ya giderken hediye paketi yaptırmış. Hediye paketinin içinde yok yok. 225 tane Boeing uçak sıvılaştırılmış gaz yetmiyor. Bademden pirince cevizden Amerikan otomobiline Amerikan viskisine makyaj malzemesine kadar tamamının gümrük vergilerini sıfırladı. Bizim Amerika’da parası ödenmiş, bitmiş üzerine Türk bayrağı yapışmış 6 tane F35 uçağımız var. Geçen dönem geçen dönem bunlara el koydular. Bizi F35 programından attılar. İsrail’de F35 var. Yunanistan’da var. Türkiye’de parasını ödediği F35’ler Amerika’da Hangarda duruyor. İsrail büyük bir katliam yapıyor. Gazze’de çok büyük çok büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. 65 bin çocuk ve kadın öldü. 165 bin kişi sakat kaldı. Savaştan etkilendi. Bu soykırıma karşı Erdoğan Amerika’da ses vermedi. Biz Deniz Gezmiş ve arkadaşları Filistin’e nasıl destek verdiyse Filistin’e o desteği veririz.

     

    BOZUK TOHUM

    CHP 192 gündür saldırı altında. 192 gündür direniyoruz, mücadele ediyoruz. Şimdi de Mansur başkanımıza saldırı başlattılar. MASAK raporu kim tarafından Melih Gökçek’in oğlunu biliyor musunuz? Bozuk tohum tarafından MASAK raporunu almışlar. Bu kişiyi güya itirafçı iftiracı yapmışlar. Etrafındakilere kara çalıyor ama kendi elleri kara. Bozuk tohumun babasının 97 dosyası var. 97 yolsuzluk dosyası var. Kapağını açıp bakan yok.

    İmamoğlu ve tutuklu belediye başkanı ve belediye görevlilerine selam gönderen Özgür Özel konuşmasını tamamlıyordu.

    Partililer tarafından yoğun ilgi gören CHP Genel Başkanı Özel alandan ayrılması sırasında minibüsü durdurdu ve Ankara’dan tanıdığı Emniyet Müdürü Ahmet Birkan Erol’a Emniyet mensuplarının mitingdeki emeklerinden dolayı teşekkür ediyordu.

    İlçe kongreleri devam eden CHP de Genel Başkan Özgür Özel ve ekibinin Afyonkarahisar’a gelmesi örgüt üzerinde önemli bir motivasyon sağlar diye düşünüyorum..

    Bugünkü kıssadan hisse ise;

    Che Guevara’nın saklandığı yeri bir çoban ihbar eder.

    O çobana sorarlar,

    “Hayatını seni ve haklarını savunmakla geçiren bir adamı nasıl ihbar edebilirsin?”

    Çoban,

    “Düşmanla savaşı, koyunlarımı korkuttu!”

    Mutlu ve aydınlık yarınlara…

  • BİZ ŞUHUT İLÇESİNE SÜS HAVUZU YAPMADIK; ŞUHUTLU ŞEHİT VE GAZİLERİN MÜZESİNİ YAPTIK SAYIN BAŞKAN. – Son Dakika Haberleri

    BİZ ŞUHUT İLÇESİNE SÜS HAVUZU YAPMADIK; ŞUHUTLU ŞEHİT VE GAZİLERİN MÜZESİNİ YAPTIK SAYIN BAŞKAN. – Son Dakika Haberleri

     

    EVLADIM GİBİ OLAN İKİ ÇALIŞMAM VARDIR BU DÜNYA DA

    Birkaç kez 2 yıldır EKONOMİA Sayfasında yazdığım yazılarda konu bağlantıları geldikçe ifade ettim. Şahsımı yakından tanıyan insanlarında bildiği gibi doğup, büyüdüğüm Eskişehir’den 26 yıl önce Afyonkarahisar’a Dünya Gazetesi Bölge Temsilcisi olarak geldikten sonra yıllar içerisinde ayrıca Afyonkarahisar’a fikir ve proje üretimini yaparak kazandırmaya vesile olduğum iki değerli çalışma vardır. Onlardan birincisi Afyonkarahisar Merkezde 2017 yılında hayata geçirdiğimiz Türkiye’nin ilk Yumurta Müzesi ve 2021 yılında Şuhut İlçesin de hayata geçirdiğimiz Şuhutlu Şehit ve Gaziler Hatıra Merkezi projesi. Bu nokta da, bu iki proje şahsımın kendi öz evlatları gibidir. Çünkü bu projeler başta büyük bir emek, iş birliği, organizasyon, inanç ve bir azmin eseridir. Kısaca bu Şehrin Kültür hayatına Gazetecilik mesleğimle birlikte hayal gücümü katarak vesile olduğum iki önemli yağmur damlasıdır. Bu doğrultuda, İlimiz Eski Valilerinden Mustafa Tutulmaz, Şuhut Belediye Başkanı Recep Bozkurt ve İş İnsanı Mehmet Kumartaşlı’ya katkıları için yürekten teşekkür ediyorum.

     

     

    BAŞKANI BİR ARAYIM DEMEKLE BAŞLADI HERŞEY

    Muhittin Özaşkın, Mhp den seçilen şu anda ki Şuhut Belediye Başkanı. Aynı zamanda Eğitimci, tarih alt yapısı oldukça zengin bir Öğretmen kendisi. Başkan beye, geçtiğimiz Ağustos ayının ikinci haftası telefon açarak Makama ziyarete gelmek istediğimi belirttim ve ziyaret ettim. Sohbet esnasında, 2021 yılında faaliyete geçirdiğimiz Şuhutlu Şehit ve Gaziler Hatıra Merkezi projesinin daha fazla gelişimi için ne yapabiliriz; bu projeyi Şuhut İlçesi için tasarlayan bir insan olarak daha fazla tanıtma noktasında üzerime düşeni yapmaya hazırım başkanım dedim. İnanın hepsi bu kadar.

     

    ŞUHUTLU İNSANLARDAN HİÇ BAKILMIYOR DİYE DUYDUM DEDİM

    Manşette gördüğünüz gibi aynısını dedim Başkana. 20 Yıldan fazla Şuhut’u bilir, gidip gelirim.  En az yılda 2-3 düğün, doğum ya da cenazeye giderim. Bireysel aile dostluklarım çok fazladır Şuhut İlçesinde. Bu nokta da Şuhutlu Şehit ve Gaziler Hatıra Merkezine Belediye hiç bakmıyor diye duyumlar alıyorum Şuhutlu çeşitli dostlardan. Başkanım biraz orayla hep birlikte ilgilenelim mi dedim kendisine. Başkan bey bu söylediğim cümleyi bir aldı ve farklı bir konuma çevirdi ki gerisini sormayın gitsin. Sanırım eşref saatine de denk gelmedik Başkan Hocanın, şansızlık bu ya. Karşılıklı baya bir cümlelerin belini büktük. Öğrencilerde bazen fikirler nezdin de Hocalar ile tartışır diyelim geçelim.

    16 AYDIR  BEN SİZDEN ŞUNU BEKLEDİM SEVGİLİ BAŞKAN

    2024 yılında göreve geldiğinizin ikinci ayında Makamınızda size yaptığım hayırlı olsun ziyaretimde sizden şunu bekledim Sevgili Başkan. “Murat bey, benden önceki Belediye Başkanımızla el ele vererek İlçemize çok özel bir eser kazandırmaya vesile olmuşsunuz. Şuhut ve Büyük Taarruz önemi açışından baktığımızda İlçemizdeki Atatürk Evinden sonra ziyaretçiler için ikinci önemli bir destinasyon kazandırılmış İlçemize. Biliyorsunuz Ben başta MHP liyim ve tarihçi özelliği olan bir eğitimciyim hatta kardeşim Şuhut Yerel Tarih Araştırmacısı. Bu yönüm hep birlikte bu projeye daha farklı değerler katmaya yarar sağlayacaktır. Bana 1 yıl müsaade edin ben yeni Belediye Başkanı olarak hem İlçeyi hem de Belediyeyi tanıyayım sonra o güzel esere daha neler katabiliriz, hep birlikte değerlendirelim merak etmeyin; demenizi bekledim.” O gün bunu demediğiniz gibi üzgünüm, geriye dönük 16 ay içerisinde çeşitli vesileyle 3 kez ziyaret ettiğim Hatıra Merkezinin genel nizam ve temizliğini de ne yazık ki bıraktığınızı ve atıla bırakmaya başladığınızı içim burkularak gördüm.

     

    MAZGALLARIN İÇİNDEN YABANİ OTLAR ÇIKMIŞTI

    Mesela biz Hatıra Merkezi Avlusunda bulunan gülleri çok özel bir ırk olduğu için İlçe dışından getirttik. Diktik ve düzenli olarak Park Bahçeler Ekiplerine bakımlarını teslim ettik. Her çiçek sezonu oradaki saksılara aynı ekipler Hatıra Merkezinde içinde çiçek alımı yapıp yeni çiçekler ekerken; bugün güllerin kuruduğu, saksılarda yabani otların bittiği hatta mazgalların içerisinden bile otların boy verdiği bir yer olmuş orası. Temizlik ekiplerinin haftada bir gelerek meydan temizliğini severek yaptığı, Belediye itfaiyesinin belli zamanlarda ana avlu ve cam salonu yıkadığı bir sistem vardı orda. Kademe ekipleri bir yer akmasın, kokmasın diye mekik dokurlardı orada. Ne yazık ki önceden Belediyeniz tarafından rutin yapılan bu işlem ve bakımların hepsi sonlandırılmış Sevgili Başkan.

     

    FOTOĞRAFTA BULUNAN TAŞLARA İYİ BAKIN SAYIN ÖZAŞKIN

    Şehit ve Gazi bilinçlerinin daha fazla oluşması adına biz proje kapsamında orayı ziyaret eden İlk-Orta ve Lise Öğrencilerine beyaz taşlar koyduk. Lütfen fotoğraf içinde yer alan taşların üzerindeki mesajları dikkatle okuyun. Bir Eğitimci olarak orayı gezen öğrencilerin Şuhutlu Şehit ve Gaziler Hatıra Merkezi konusunda duyarlı olduklarını zaten fark edeceksiniz. Sizden sadece az bir şey duyarlılık rica ediyoruz hepsi bu kadar.  Şuhutlu Şehit ve Gaziler Hatıra Merkezinin mevcut alanın temizliğinden, bakım onarımı ve peyzajına kadar bir dizi destek bekliyoruz. Kısaca, önceden yapıldığı gibi sistematik, sürekli tekrarlayan, haftalık takvimde yapılan işlemleri bekliyoruz. Bu sistemi ezbere bilen birçok Yönetici arkadaş hala sizle çalışmaya devam ediyor, onlar biliyor bu işleyişi. Kısaca mevcudu korumaya ve gelecek nesillere aktarılmasına yardımcı olun sizden istediğim sadece bu.

    BU ARADA YÜREKTEN BİR TEŞEKKÜRÜ İLETEYİM

    Bu arada size bu ziyaretimden bir iki gün sonra ve yaklaşan Zafer Haftası öncesi Hatıra Merkezinde genel bir temizlik harekâtı başlattığınız ve saksıları çiçeklendirdiğiniz için teşekkürler. 25 Ağustos etkinliklerinde Şuhut’a geldiğimde Hatıra Merkezin de gözlemlerim beni mutlu etti.  Sizden ricam bu bakım ve çalışmaların önceden olduğu gibi haftalık yapılması talimatını vermeniz. Mümkünse lütfen mazgallardan ve ana avlu taşları arasından yabani otlar boy vermesin artık. Şuhutlu Şehit ve Gazilere yakışan şekilde yemyeşil ve tertemiz olsun sürekli orası. Şuhut Merkez ve 37 Köyünün Şehit ve Gazilerinin isimleri orada temsil ediliyor çünkü.

     

    ASLINDA SİZİN YAPTIĞINIZI YAPIYORUM YANLIŞ ANLAMAYIN

    Uzun sözün özeti, siz nasıl Şuhut Belediyesinin bütçelerine dürüstçe sahip çıkıyorsanız; bende evladım gibi gördüğüm Şehit ve Gazi Hatıra Merkezine sahip çıkıyorum Sayın Başkan. Aslında sizin yaptığınızı yapıyorum ben. Eğer bu projeyi aynı zamanda bir Gazeteci olmayıp yapmış olsaydım bile; bu serzeniş ve emeğime sahip çıkışımı bir şekilde iletirdim size. Kısaca, Şuhut İlçesinde manevi değeri yüksek olan bir hizmete emek verdiğim için tüm çabam ve serzenişim. Fark aynı zamanda Gazetecide olunca sayfamda kaleme almam ve bu satırlara dökmem;  hepsi bu kadar. Bu vesileyle, EKONOMİA Sayfası okuyucuları, Şuhut Halkı, Şuhutlu ve Afyonkarahisar’lı  tüm Şehit Aileleri ve Gazileri ve Afyonkarahisar Kamuoyu adına, ŞUHUTLU Şehit ve Gaziler Hatıra Merkezine ilginizi bu konuda fazlasıyla ve ziyadesiyle bundan sonra göstereceğinize yürekten inanıyor; ilerleyen dönemlerde bu ricamız ile ilgili göstereceğiniz hassasiyetinize dair teşekkür yazılarımızı bu sayfada yayınlamaktan duyacağım memnuniyet ve taahhüdü bilgilerinize sunuyorum.

     

    ŞÜKÜR TEKRAR KAVUŞTURANA SİZLERE

     

    EKONOMİA Sayfamız da verdiğimiz iki aylık bir dinlenme zamanından ardından tüm kıymetli okuyucularımıza en derin selam ve sevgilerimi sunuyorum. Bugün başladığımız 2025-2026 yeni yazı sezonumuzda kısmetse 2026 yılı Temmuz ayı sonuna kadar “Afyonkarahisar Adına Her şey” sloganı ile her hafta kendi gündemimizi oluşturmaya ve eksiklerin tamamlanması noktasında Kurum ve Kuruluşlardan Kamuoyu adına arz ve rica etmeye devam edeceğiz.  Tabi ki yanlışa yanlış, doğruya doğru ve takdir edilecek tüm her şeyin hakkını vererek; tarafsız – objektif ve kendi kalemimizin nezaket ve çizgisinden gram ödün vermeden her hafta Salı sabahları yazmaya Gazete 3 sayfalarında devam edeceğiz. Yeni yazı sezonumuz hayırlı olsun İnşallah. Cenabı Allah iki yıldır yazdığımız yazılarda sizlere karşı beni utandırmadığı gibi; bu yılda bizleri sizlere utandırmasın. Müsaadelerinizle ilk yazımızla birlikte konumuza giriş yapalım. Hadi buyurun. Allah Kalemimizi açık etsin.