Arama
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

SIRADAKİ HEDEF TÜRKİYE Mİ?

Bu haberin fotoğrafı yok

Ortadoğu bir kez daha ateş çemberi.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik kapsamlı saldırısı, yalnızca askeri bir operasyon değil; bölgesel dengeleri kökünden sarsan bir kırılma anı olarak tarihe geçti.

Operasyonun ilk dalgasında İran’ın en üst düzey askeri ve siyasi isimleri hedef alındı.

Bu isimler arasında Ayetullah Ali Hamaney gibi, İran’ın 36 yıllık ‘Ruhani Lideri’ de vardı.

Hamaney, açık ara İran’ın en güçlü ve en sıkı korunan ismiydi.

Ancak bu noktada akıllara Dede Korkut’un meşhur, “Hain içeriden olunca kapı kilit tutmaz oğul!” deyişi geliyor.

O gün o saatte, o noktada, o kadar önemli ismin bir araya geleceğini acaba ABD ya da İsrail istihbarat servisine kim bildirdi?

Tabii ki İran Rejimi, kendi içerisinde de bu sorunun yanıtını arıyordur ve bir biçimde o hain ortaya çıkartılacaktır ama bizim yazımızın konusu tabii ki bu ihanet değil…

ABD-İsrail ortak saldırısında Tahran başta olmak üzere birçok şehirde askeri tesisler, füze üsleri ve stratejik noktalar vuruldu.

Bu, sıradan bir “misilleme” değil, doğrudan rejimin kalbine yönelmiş, rejimi bir daha ayağa kalkmamak üzere çökertmeyi hedefleyen bir darbe girişimiydi.

İran gecikmedi.

“Ben yanarsam çevremi de yakarım” mantığından hareketle, belli ki çok önceden planlanmış savunma doktrinini devreye soktu.

İran füzeleri Körfez Bölgesi’ndeki Amerikan üslerini hedef aldı.

Körfez ülkeleri alarma geçti, hava sahaları kapandı, petrol fiyatları fırladı.

Savaş artık iki ülke arasında değil; çok taraflı, zincirleme bir krize dönüştü.

Peki bu yangın nereye kadar yayılacak?

ABD ve küçük ortağı İsrail’in hedefi yalnızca İran’ı zayıflatmak değil muhtemelen.

İran’ın askeri kapasitesinin budanması, vekil güçlerinin dağıtılması ve bölgesel nüfuzunun geriletilmesi hedefleniyor olabilir.

Ancak tarih bize şunu öğretiyor; İran gibi devletler kolay çökmez.

Savaş uzadıkça, cephe genişler.

Lübnan’dan Yemen’e, Suriye’den Irak’a kadar birçok fay hattı aynı anda kırılabilir.

Ve tam bu noktada kritik soru geliyor akıllara; Acaba Sıradaki hedef Türkiye mi?

 

TÜRKİYE DENKLEMİN NERESİNDE?

Bu soru bugün sosyal medyada, diplomatik kulislerde ve güvenlik çevrelerinde fısıltıyla bile değil, gayet net ve açık biçimde konuşuluyor.

Amerikan Ordusundan emekli olan, bir süre Pentagon’da danışmanlık da yapan Albay Douglas McGregor’a göre İran’dan sonra sıradaki hedef kesinlikle Türkiye olacak.

Ancak Türkiye, ne İran ne de Körfez ülkelerinden biri.

Türkiye, ABD’den sonra NATO’daki en güçlü ülke.

Aynı zamanda sahada fiili gücü olan, kendi savunma doktrinini inşa etmiş, son yıllarda askeri kapasitesini ciddi biçimde artırmış bir ülke Türkiye.

Türk Silahlı Kuvvetleri sadece bölgesel değil, küresel ölçekte operasyonel tecrübeye sahip.

Suriye’de, Irak’ta, Libya’da ve Karabağ denkleminde ortaya konan askeri refleks, Türkiye’nin masa başında değil sahada da oyun kurucu olduğunu herkese gösterdi.

Savunma sanayii tarafında ise tablo çok daha pozitif.

İHA/SİHA teknolojisi, hava savunma sistemleri, milli gemi projeleri, füze sistemleri…

Türkiye artık dışa bağımlı, kırılgan bir ülke değil.

Harbe hazırlık seviyesi ve caydırıcılık kapasitesi üst düzeyde olan, belki de dünya üzerinde savaşa en hazır birkaç ülkeden biri.

Açık konuşalım; ABD ya da İsrail’in Türkiye’ye yönelik doğrudan bir askeri harekâta girişmesi, rasyonel bir stratejik tercih değil, siyasi ve askeri anlamda intihar olur.

Hiç şüphesiz Türkiye böyle bir durumda, yalnızca askeri bir karşılık vermekle kalmaz, bölgesel dengeleri altüst edecek çok sayıda argümanı aynı anda sahaya sürer.

Böyle bir senaryo, NATO’yu da doğrudan krizin içine çeker ve küresel çapta kontrolsüz bir savaşa kapı aralar.

Bu nedenle Türkiye’yi İran’la, Irak’la ya da herhangi bir Körfez ülkesiyle aynı kategoriye koymak büyük bir analiz hatasıdır.

 

ABD’NİN AÇMAZLARI

Diğer yandan olaya ABD penceresinden bakarsak ortaya şöyle bir tablo çıkıyor; Çin ve Rusya ile doğrudan mücadele eden, Grönland gerilimi nedeniyle tüm Avrupa’yı karşısına alan, Venezuela’da uyguladığı strateji nedeniyle Güney Amerika ülkelerinin nefretini kazanan bir küresel güç…

Küresel anlamda adeta tüm dünyayı karşısına alan bir devletin bir de tutup, bölgenin en güçlü ülkesi ile sıcak çatışmaya girmesi beklenebilir mi?

Cevap kesinlikle “Hayır!”

Türkiye için esas mesele, bu yangının dışında kalabilmek ama gerektiğinde caydırıcılığını net biçimde gösterebilmektir.

Ankara’nın diplomatik refleksi ile askeri hazırlık seviyesi birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin “hedef ülke” değil; denklemi etkileyen, gerektiğinde denge kuran bir aktör olduğu görülür.

Ortadoğu yeniden şekillenirken herkesin aklında aynı soru var: Bu savaş nerede duracak?

Ama bizim için daha önemli soru şu: Türkiye bu fırtınanın neresinde duracak?

Cevap ise oldukça net: Ne ABD-İsrail ekseni ne de İran bizim dostumuz, bu nedenle bizim duracağımız yer Türk Milletinin ali menfaatlerinin durmamızı gerektirdiği yerdir…

The post SIRADAKİ HEDEF TÜRKİYE Mİ? first appeared on Kanal 3 Tv.