Kategori: Dünya

  • Senegal’de Sonko-Faye ortaklığı çöktü

    Senegal’de Sonko-Faye ortaklığı çöktü

    Devlet televizyonunda 22 Mayıs’ta okunan cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, Nisan 2024’ten bu yana görevini sürdüren Başbakan Sonko’nun görevden alındığı ve hükümetin feshedildiği duyuruldu.

    Sonko, kararın ardından sosyal medya hesabından yalnızca “Elhamdülillah, bu gece huzurlu şekilde uyuyacağım.” yorumunu yaptı.

    Saatler içinde yüzlerce destekçisi Sonko’nun Dakar’daki konutunun önünde toplandı, Sonko, fotoğraflarını taşıyan kalabalığı selamladı.

    İktidardaki Afrika Yurtseverleri Senegal İçin Çalışma, Etik ve Kardeşlik Partisi (PASTEF) liderleri Sonko’nun çalışmalarını öven bir açıklama yaparak 6 Haziran kongresine hazırlandığını duyurdu.

    Muhalefet partileri ise bu gelişmeyi iktidar bloğunun iç çöküşünün kanıtı olarak nitelendirdi.

    HAPİSHANEDEN İKTİDARA UZANAN ORTAKLIK

    Kamuoyunda “kopuş” olarak nitelendirilen gelişmenin arka planında, 2 yıldır giderek belirginleşen görüş ayrılıkları bulunuyor.

    Sonko ve Faye’nin el ele iktidara geliş hikayesi 2024 yılına, Cap Manuel cezaevine uzanıyor.

    Muhalif bir lider olduğu dönemde, dönemin Turizm Bakanı Mame Mbaye Niang’a iftira suçundan hüküm giydiği için seçilme hakkını kaybeden Sonko, yerine en yakın arkadaşı Faye’yi aday göstermişti.

    O dönem her ikisi de Dakar’daki Cap Manuel cezaevinde yatan 2 isim, seçim kampanyasını uzaktan yürütmüş ve destekçilerini “Diomaye mooy Sonko, Sonko mooy Diomaye (Diomaye Sonko’dur, Sonko da Diomaye)” sloganı etrafında birleştirmişti.

    Sonko destekçileri, bütün unsurlarıyla Faye’yi desteklemiş ve o dönem neredeyse adını kimsenin bilmediği 44 yaşındaki bu genç ismi Mart 2024’te cumhurbaşkanlığı koltuğuna taşımıştı.

    Yıllardır hazırlandığı ve hayalini kurduğu koltuğa, politikaya pek de aşina olmayan arkadaşını oturtan Sonko da başbakan olarak atanmıştı.

    İKİ YILDA BÜYÜYEN GÖRÜŞ AYRILIKLARI

    Büyük bir halk desteğiyle iktidara yerleşen Faye-Sonko ikilisi, aradan geçen iki yılda giderek birbirinden uzaklaştı.

    Yönetim anlayışı bakımından Sonko hızlı bir kırılma ve eski seçkinlere karşı sert bir dilden yana tavır alırken Faye daha temkinli ve diyalog odaklı bir çizgide ilerledi.

    PASTEF genel başkanlığını sürdüren Sonko, tüm koalisyonun parti çatısı altında toplanmasını isterken Faye, kendisini seçime taşıyan “Diomaye Cumhurbaşkanı” koalisyonunu Kasım 2025’te yeniden yapılandırdı.

    Faye’nin söz konusu koalisyonu yeniden canlandırması 2029’da düzenlenecek cumhurbaşkanı seçiminde aday olmak istediği şeklinde yorumlandı ve ikilinin arasındaki ilk soğuk rüzgarlar bu adımla esmeye başladı.

    Kamuoyunda, Sonko’nun, Faye’yi cumhurbaşkanı adayı gösterirken kendisinden 2029 seçimlerine girmeyeceğine dair söz verdirttiği iddiaları yer aldı.

    Ayrışma, 7 Aralık 2025’te Şehitler Günü töreninde Sonko’nun, Faye ile aralarında “gerçek bir anlaşmazlık” olduğunu açıklamasıyla belirginleşti.

    Faye’nin mayıs ayında üç televizyon kanalına verdiği röportajlarda aralarındaki gerilimi doğrulaması kopuşu hızlandırdı.

    Son kıvılcım ise 22 Mayıs’ta Ulusal Mecliste çaktı.

    Sonko, siyasi partilere ayrılan kamu kaynaklarının kullanımı konusunda Faye’yi açıkça eleştirmesi üzerine aynı günün akşamı çıkan kararname ile görevden alındı.

    SENEGAL SİYASETİ YENİ BİR DÖNEME GEBE

    Sonko’nun görevden alınması iktidar bloğunda derin bir kırılma yaratırken siyasi tablonun nasıl şekilleneceği ise henüz netlik kazanmadı.

    Mecliste 165 sandalyenin 130’unu elinde bulunduran Sonko liderliğindeki PASTEF’in tutumu, sürecin seyrini belirleyecek en kritik etken olarak öne çıkıyor.

    Partinin Faye’nin yeni hükümetini desteklemesi halinde Sonko tabanında derin bir hayal kırıklığı kaçınılmaz görünüyor.

    6 Haziran’daki parti kongresinde Sonko’nun yeniden genel başkan seçilmesi durumunda ise Faye, güçlü bir parlamento çoğunluğuna karşın zayıflamış bir parti tabanıyla karşı karşıya kalabilir.

    Sonko’nun görevden alınmasının hemen ardından taraftarlarının sokaklara dökülmesi ve PASTEF içinde Faye’ye yönelik “davaya ihanet etti” söyleminin yükselmeye başlaması, eski başbakanın 2029 kampanyasını şimdiden başlatabileceğine işaret ediyor.

    Yeni başbakanın kim olacağı ve 6 Haziran PASTEF kongresi, Senegal siyasetinin bundan sonraki seyrini şekillendirecek iki kritik dönüm noktası olarak öne çıkıyor. >>>AA

  • Beyaz Saray çevresinde silah sesleri!

    Beyaz Saray çevresinde silah sesleri!

    Kontrol noktasına yaklaşıp ateş açtı

    ABD Gizli Servisi (Secret Service) tarafından yapılan resmi açıklamaya göre olay, yerel saatle akşam 18.00 sularında meydana geldi. Beyaz Saray yerleşkesinin dış sınırında bulunan ana güvenlik kontrol noktalarından birine yaklaşan kimliği belirsiz bir şahıs, birden yanında taşıdığı silahı çekerek görevli ajanlara ateş açmaya başladı. Gizli Servis personelinin saldırgana anında ateşle karşılık vermesi üzerine kısa süreli bir çatışma yaşandı.

    Saldırgan öldü, bir sivil ağır yaralı

    Ajanlar tarafından vurularak etkisiz hale getirilen silahlı saldırgan, olay yerine çağrılan ambulansla acil koduyla hastaneye kaldırıldı. Ancak yetkililer, ağır yaralanan şüphelinin hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybettiğini duyurdu.

    Çatışma sırasında çevrede bulunan bir görgü tanığının da kurşunların hedefi olduğu bildirildi. Bir emniyet yetkilisi, hastaneye kaldırılan sivil vatandaşın durumunun ciddiyetini koruduğunu ve ağır yaralı olduğunu belirtirken, bu kişinin saldırganın ilk ateşiyle mi yoksa çatışma esnasında mı vurulduğunun araştırıldığını kaydetti.

    Beyaz Saray’da 40 dakikalık “Lockdown” alarmı

    Silah seslerinin duyulmasıyla birlikte Beyaz Saray ve çevresinde en üst düzey güvenlik alarmı verildi. Yerleşke genelinde yaklaşık 40 dakika boyunca tam kilitlenme (lockdown) prosedürü uygulandı. Olay esnasında dış alanda (Kuzey Çimliği) görev yapan basın mensupları, Gizli Servis ajanlarının “Yere yatın” ve “Ateş açıldı” bağrışları eşliğinde hızlıca brifing odasına ve güvenli sığınaklara tahliye edildi. Uzun namlulu silahlarla donatılmış özel timler Kuzey Çimliği ve çatı hatlarında konuşlandırıldı. Güvenlik önlemleri durumun tamamen kontrol altına alınmasının ardından saat 18.45 civarında normale döndü.

    Donald Trump konuttaydı

    Gizli Servis sözcüsü, silah seslerinin yükseldiği dakikalarda ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’daki resmi konutunda bulunduğunu açıkladı. Başkan’ın güvenliğinin bir an bile tehlikeye girmediği ve olaydan etkilenmediği vurgulandı. Beyaz Saray yetkilileri, Trump’ın saldırı dalgası kontrol altına alınır alınmaz Gizli Servis komuta merkezi tarafından anlık olarak bilgilendirildiğini aktardı. Washington DC polisi ve federal ekipler, saldırganın kimliği ve eylemi hangi motivasyonla gerçekleştirdiğine dair geniş çaplı bir soruşturma yürütüyor.>>>İHA 

  • Küba, suçlamaları alçakça olarak nitelendirdi

    Küba, suçlamaları alçakça olarak nitelendirdi

    Rodriguez, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, ABD’nin eski lider Castro’ya yönelik suçlamalarına değindi.

    Castro’yu hedef alan suçlamaları “alçakça” ifadesiyle nitelendiren Rodriguez, şunları söyledi: “Devrimci Hükümet, ABD Adalet Bakanlığı tarafından 20 Mayıs’ta açıklanan ve haftalardır propagandası yapılan, Küba Devrimi’nin lideri General Raul Castro Ruz’a yönelik alçakça suçlamayı en sert şekilde kınamaktadır. Bu asılsız suçlama, haksız ve soykırım niteliğindeki enerji ablukasını ve askeri saldırı tehditlerini içeren tek taraflı zorlayıcı tedbirleri ağırlaştırarak, asil Küba halkına yönelik uygulanan acımasız ve kolektif cezalandırmayı meşrulaştırma çabası içindeki Küba karşıtı odakların, düzmece bir anlatı inşa etmeye yönelik çaresiz girişimlerinin bir yenisidir.”

    Rodriguez, Castro’ya “tam ve koşulsuz” destek verdiklerini vurgulayarak, “Küba, barışa olan bağlılığını ve Birleşmiş Milletler Şartı tarafından tanınan, devredilemez meşru müdafaa hakkını kullanma konusundaki kararlılığını bir kez daha teyit ediyor. Küba halkı, Vatanı ve Sosyalist Devrimi savunma konusundaki sarsılmaz kararlılığını, Küba Devrimi’nin lideri General Raul Castro Ruz’a olan tam, koşulsuz ve değişmez desteğini en güçlü ve en kararlı şekilde yeniden ilan ediyor.” açıklamasında bulundu.

    KÜBA’DAN 1996’DA DÜŞÜRÜLEN BROTHERS TO THE RESCUE’YA AİT UÇAKLARLA İLGİLİ AÇIKLAMA

    Prensa Latina’da yer alan habere göre Küba hükümeti, ABD Adalet Bakan Vekili Todd Blanche’nin, eski Küba lideri Raul Castro ve bazı yetkilileri, 1996’da “Brothers to the Rescue (Kurtarma Kardeşleri)” grubuna ait uçakların düşürülmesiyle bağlantılı suçlamalarla itham ettiğini açıklamasının ardından konuya ilişkin değerlendirmede bulundu.

    Küba hükümeti açıklamasında, “Daha önce, yerel saatle 10.15 ile 11.27 arasında aynı tipten üç uçağın daha Küba hava ve deniz sahasına girdiği bildirilmişti. O sırada Hava Kuvvetlerine ait bir uçak bölgeye sevk edilmiş ve korsan uçakların geri çekilmesi sağlanmıştır.” ifadelerine yer verdi.

    Açıklamada, Küba hükümetinin bu tür ihlallere artık müsamaha gösterilmeyeceği yönünde Washington’ı defalarca uyardığı belirtilerek, 24 Şubat 1996’daki olaydan önce de benzer ihlallerin birçok kez yaşandığı kaydedildi.

    ABD’de konuşlu Küba karşıtı grupların hava sahası ihlallerinin Washington yönetimine bildirildiğini vurgulayan Havana yönetimi, yaşananların ciddiyeti ve olası sonuçları konusunda ABD makamlarının zamanında uyarıldığını savundu.

    Küba hükümeti, olayın önüne geçebilmek amacıyla ülkenin sivil havacılık yetkililerinin ABD Federal Havacılık İdaresi (FAA) yöneticilerine iki kez resmi başvuruda bulunduğunu belirterek, şunları kaydetti: “Tüm uyarı mekanizmaları tüketildikten ve ABD’de faaliyet gösteren Küba kökenli terör örgütlerinin tekrarlanan saldırgan açıklama ve eylemleri karşısında, Küba hükümeti ülkenin egemenliğini ihlal eden ve vatandaşların hayatını tehlikeye atan uçuşlara son verme kararı aldı. Küba, bu olayda yaşanan can kayıpları nedeniyle üzüntüsünü dile getirdi. 1996’daki uçakların düşürülmesi keyfi bir saldırı değildi. Küba’nın egemenliğini korumak için alınmış bir güvenlik önlemiydi. ABD ise provokasyonları engellemedi ve hatta dolaylı şekilde destekledi.”

    Küba yönetimi, uçakların düşürülmesinden önceki 20 ay içinde ABD’den gelen 25 hava unsurunun Küba hava sahasını ihlal ettiğini hatırlatarak, Washington’ın bu ihlallere kayıtsız kaldığını iddia etti.

    CASTRO’YA SUÇLAMA

    Blanche, Küba Bağımsızlık Günü kutlamaları çerçevesinde Florida eyaletinin Miami kentinde düzenlenen basın toplantısında konuşmuştu.

    Küba’nın eski lideri Castro hakkında ABD Adalet Bakanlığının iddianame duyurusu yapan Blanche, “Bugün, Raul Castro ve diğer bazı kişileri 4 ABD vatandaşını öldürmek amacıyla komplo kurmakla suçlayan bir iddianameyi duyuruyoruz.” ifadelerini kullanmıştı.

    Blanche, Fidel Castro’nun kardeşi olan 94 yaşındaki Castro ve isimlerini belirtmediği bazı diğer kişilerin, Küba’nın 1996’da insani yardım grubu “Brothers to the Rescue’ya (Kurtarma Kardeşleri) ait uçakları düşürmesi ve başka suçlarla” itham edilmekte olduğunu söylemişti. >>>AA

     

     

  • Alıkonulan bazı aktivistler ülkelerine döndü

    Alıkonulan bazı aktivistler ülkelerine döndü

    Küresel Sumud Filosu’nda bulunan 29 İtalyan aktivistten 2’si dün sabah, 16’sı da dün akşam geç saatlerde Türk Hava Yollarının (THY) tarifeli İstanbul-Roma seferiyle Roma Fiumicino Havalimanı’na geldi.

    İtalyan aktivistleri, aralarında ailelerinin de bulunduğu 50’yi aşkın Filistin destekçisi, ellerindeki Filistin bayrakları ve tezahüratlarla coşkulu şekilde Fiumicino Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinin geliş katında karşıladı.

    Aileler ve destekçiler, aktivistleri beklerken sık sık “Özgür Filistin”, “Hepimiz antisiyonistiz”, “Nehirden denize özgür Filistin”, “İtalya hangi tarafta yer alacağını biliyor” şeklinde slogan attı. Havalimanında aktivistlerin yakınlarıyla buluşmasında büyük sevinç yaşandı.

    Aktivistlerden Luca Poggi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu son seferde, bir önceki sefere nazaran daha fazla kötü muameleye maruz kaldıklarını belirterek, “Aslında biraz da beklediğimiz gibi şiddet çok arttı ve kendimizi ilk seferdekinden çok daha ağır bir durumda bulduk. Geçen sefer aşağılanmıştık ama esasen sağlam dönmüştük. Bu kez kelimenin tam anlamıyla kemiklerimiz kırılmış halde dönüyoruz.” dedi.

    Kendileri İsrail güçlerinin kötü muamelesine maruz kalırken İtalyan hükümetinin yaklaşımını nasıl bulduğu sorulan Poggi, “Onların başka öncelikleri olduğunu biliyoruz. Soykırımdaki suç ortaklıklarını gizlemeye devam etmeleri de açık. Bizim yaptığımız şeyi sürdürmemizin nedeni de bu; özellikle İtalyan hükümeti başta olmak üzere Avrupa hükümetlerinin suç ortaklığını da ortaya koymak.” diye konuştu.

    Poggi, Gazze’de soykırım sona erene dek mücadelelerini sürdüreceklerini ifade etti.

    Aktivist Martina Comparelli, böyle bir misyona katıldığı için neler hissettiği sorusuna, “Bu, benim için bir onur meselesi değil, yapabileceğim ve yapacağım meselesi idi. 80 yıldır buna direnen insanlar var ve kendimi bir şey yapabilecek bir konumda bulduğum anda, bunu basit bir görev duygusuyla yapıyorum.” ifadelerini kullandı.

    İsrail güçlerinin kendilerini hukuksuz şekilde alıkoymasıyla ilgili olarak da Comparelli, “İnsanları teknelerden kaçırıp, kendi gemilerine götürüyorlar, bütün kişisel eşyalarımızı alıyorlar, bize sadece numaralı bir bileklik veriyorlar, bizi dövüyorlar ve orada bırakıyorlar. Ne olacağını bilmiyorduk. Konteynerlerde içeri girmek için prosedür şöyleydi; önce dövülüyorsunuz, sonra içeri giriyorsunuz.” değerlendirmesinde bulundu.

    İtalyan hükümetini, İsrail’in suç ortağı olmakla itham eden Comparelli, Türkiye’ye gelene kadar bir İtalyan diplomatı görmediğini de ifade etti.

    “ONLARCA YILDIR YÜZ BİNLERCE FİLİSTİNLİYE YAPTIKLARI ŞEYİ BİZE DE YAPTILAR”

    Aktivist Marco Orefice de İsrail güçlerinin kendilerini hukuksuz alıkoymasına ilişkin, “Onlarca yıldır, yüz binlerce Filistinliye yaptıkları şeyi bize de yaptılar. Belki bu sefer daha görünür oldu çünkü canlı yayınlayabildik ve bazı insanlar şimdi şiddetin görünür izleriyle geri dönüyorlar. Ne yazık ki, bu şiddet Filistin halkının günlük yaşamının bir parçası. İşkence, şiddet, baskı, istismar, insanlıktan çıkarma, açlık; aklınıza ne gelirse, hepsini bizi korkutmak, hayatımızı tehlikeye atmak, bize zarar vermek için yaptılar.” yorumunu yaptı.

    Orefice, uluslararası sularda kaçırılmalarının akabinde yüzen bir “toplama kampını” andıran gemiye alındıklarını belirterek, işkenceye varan kötü muameleyi şöyle anlattı: “50 kişi bir konteynerin içinde tıka basa yaşamaya zorlandık. Isınmanın tek yolu birbirimize sardalya gibi yakın durmaktı ve soğuktan korunacak yer bile yoktu. Dikenli teller, üzerimize yöneltilmiş projektörler ve keskin nişancılar vardı ve parmağımızı kıpırdattığımız anda bize ateş ediyorlardı. Nereye nişan alacaklarını biliyorlardı çünkü profesyonellerdi, bu denizde oldu. Gemiden indiğimiz andan itibaren ve tüm nakil boyunca, bizi tuttukları hapishanede şiddet başladı. Neredeyse 24 saat boyunca ellerimiz kelepçeliydi, su veya yiyecek görmedik ve bu 24 saat boyunca sürekli kötü muamele gördük, her türlü şekilde dövüldük. Bazı insanlar keskin nişancılar tarafından vuruldu.”

    Orefice, İtalyan hükümetinin tarihe soykırıma ortak olan hükümet olarak geçeceğini kaydetti.

    Diğer yandan, Küresel Sumud Filosu’ndaki “Kasr-i Sadabada” teknesinden alıkonulan İtalya Temsilciler Meclisi Milletvekili Dario Carotenuto ve İtalyan gazeteci Alessandro Mantovani de bu sabah Yunanistan’ın başkenti Atina üzerinden Roma’ya ulaşmıştı. >>>AA

     

  • ABD, Ukrayna’ya Hawk füze sistemi satışını onayladı

    ABD, Ukrayna’ya Hawk füze sistemi satışını onayladı

    ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, 108,1 milyon dolarlık olası satış, kurulabilir römorklar, önemli modifikasyonlar, bakım desteği, yedek parçalar, sarf malzemeleri, aksesuarlar, bakım ve iade desteğini de içeriyor.

    Açıklamada, bu satış paketiyle Ukrayna’nın mevcut ve gelecekteki tehditlere karşı koyma kapasitesinin geliştirileceği vurgulandı.

    ABD Dışişleri Bakanlığının ardından satışa Kongrenin de onay vermesi gerekiyor. >>>AA

  • Brezilya, İsrail maslahatgüzarını Dışişleri’ne çağırdı

    Brezilya, İsrail maslahatgüzarını Dışişleri’ne çağırdı

    Ulusal basına göre, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in paylaştığı “kışkırtıcı videonun” ardından İsrail’in Brazilya Maslahatgüzarı Rasha Athamni, Brezilya Dışişleri Bakanlığına çağırıldı.

    Orta Doğu Dairesi Başkanı Clelio Nivaldo Crippa Filho’nun Athamni ile yaptığı görüşmede, söz konusu görüntülerden duyulan rahatsızlığı ileterek, aralarında 4 Brezilyalı aktivistin de bulunduğu tüm kişilerin serbest bırakılması gerektiğini ifade ettiği bildirildi.

    Brezilya Dışişleri Bakanlığı, 20 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, Sumud Filosu aktivistlerine yönelik kötü muamele nedeniyle İsrail’e tepki göstermiş ve durumu yasa dışı olarak nitelendirmişti.

    Açıklamada, “Brezilya, aralarında 4 Brezilya vatandaşının da bulunduğu gözaltındaki tüm aktivistlerin derhal serbest bırakılmasını, ayrıca İsrail Devleti’nin üstlendiği uluslararası yükümlülükler doğrultusunda bu kişilerin haklarına ve onuruna tam saygı gösterilmesini talep etmektedir.” ifadelerine yer verilmişti.

    Ben-Gvir, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, aktivistlerin tutulduğu Aşdod Limanı’na gittiği ve İsrail güvenlik güçlerinin aktivistlere kötü muamelede bulunduğu görüntüyü paylaşmıştı.

    Görüntülerde, Ben-Gvir’in geçişi sırasında bir kadın aktivistin “Özgür Filistin” diye bağırdığı, İsrail polisinin ise kadına sert müdahalede bulunarak yere yatırdığı kameraya yansımıştı.

    Bu sırada aşırı sağcı Ben-Gvir’in “İşte böyle yapmak gerekiyor.” dediği duyulmuştu. >>>AA

  • ABD, Küba ile geriliminde uçak gemisi Karayipler’e konuşlandı

    ABD, Küba ile geriliminde uçak gemisi Karayipler’e konuşlandı

    ABD Güney Saha Komutanlığının (SOUTHCOM) ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformu hesabından konuyla ilgili açıklamada bulunuldu.

    Açıklamada, ABD’nin 17. Uçak Gemisi Hava Kanadı (CVW-17) biriminin bulunduğu USS Nimitz uçak gemisini, USS Gridley (DDG 101) ve USNS Patuxent (T-AO 201) savaş gemileriyle Karayipler’e konuşlandırdığı bildirildi.

    USS Nimitz’in, Tayvan Boğazı’ndan Arap Körfezi’ne kadar dünyanın dört bir yanında görevlerde bulunarak “savaş yeteneğini kanıtladığı” belirtilen açıklamada, bu durumun “hazırlık ve varlığın” en iyi örneği olduğu savunuldu.

    ABD Donanmasından martta yapılan açıklamada, dünyanın en büyük savaş gemileri arasında yer alan “USS Nimitz”in görev süresini yaklaşık 1 yıl daha uzatma kararı alındığı duyurulmuş ancak bu süreçte yeni görev yerine dair detay paylaşılmamıştı.

    ABD İLE KÜBA ARASINDAKİ KRİZ

    ABD Başkanı Donald Trump, 30 Ocak’ta Küba’ya petrol satan veya sağlayan ülkelerden gelen tüm mallara gümrük vergisi uygulanmasını öngören başkanlık kararnamesini imzalamıştı.

    Beyaz Saray, bu kararın, Küba’nın “zararlı eylem ve politikalarına” karşı ABD’nin ulusal güvenlik ve dış politika çıkarlarını korumayı amaçladığını savunmuştu.

    Küba ile ilgili açıklamalarında, İran’dan sonra bu ülkeye yönelerek Havana yönetimiyle görüşeceklerini ifade eden Trump, Küba’nın “çökmüş bir devlet” olduğunu ve ancak ABD’nin bu ülkedeki siyasi ve ekonomik sorunları çözebileceğini savunuyor.

    Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel ise ABD’nin ülkesine askeri olarak müdahalede bulunmak için “bahane” aradığını belirterek, böyle bir durumda bölgenin “kan gölüne döneceği” uyarısı yapıyor. >>>AA

  • Gizemli facia! Evdeki 3 kişi öldü, müdahale eden 18 ilk yardım görevlisi karantinaya alındı!

    Uluslararası basında geniş yankı uyandıran ve sırrı henüz çözülemeyen olayın detayları şu şekildedir:

    “Aşırı Doz” İhbarıyla Gidilen Evde Facia

    New Mexico yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre olay, eyaletin en büyük kenti olan Albuquerque’de meydana geldi.

    4 Kişiden 3’ü Hayatını Kaybetti: Sağlık ve güvenlik güçleri, bir evden gelen “aşırı dozda madde kullanımı” şüphesi içeren ihbar üzerine adrese intikal etti. Eve giren ekipler, içeride bulunan 4 kişiyi “tanımlanamayan bir maddeye” maruz kalmış ve baygın halde buldu. Yapılan ilk incelemelerde bu kişilerden 3’ünün olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Hayatta kalan tek kişinin ise hastanedeki kritik tedavisi devam ediyor.

    İlk Yardım Ekibinde Toplu Zehirlenme: 2 Görevlinin Durumu Ağır

    Olayın asıl gizemli ve korkutucu boyutu, evdeki kişilere müdahale eden profesyonel kurtarma ekiplerinin de dakikalar içinde hastalanmasıyla ortaya çıktı. Evdeki gizemli maddeye maruz kalan 18 ilk yardım görevlisinde kısa sürede şiddetli mide bulantısı, solunum sıkıntısı ve baş dönmesi gibi zehirlenme belirtileri baş gösterdi. Rahatsızlanan 18 görevli hızla bölgedeki hastanelere sevk edilerek özel bir alanda karantinaya alındı ve gözetim altında tutulmaya başlandı. Yetkililer, hastaneye kaldırılan görevlilerden 2’sinin durumunun ağır olduğunu bildirdi.

    İtfaiye ve Kimyasal Ekipler Olay Yerinde

    Albuquerque İtfaiyesi ve tehlikeli maddeleri inceleyen uzman ekipler (HAZMAT), evdeki ölümcül “tanımlanamayan maddenin” türünü, kaynağını ve bileşenlerini tespit etmek amacıyla koruyucu kıyafetlerle olay yerinde geniş çaplı inceleme başlattı.

    Yetkililer, yapılan ilk genel taramalara ve rüzgar/hava ölçümlerine göre, olayın lokal bir alanda kaldığını ve şu an için halk sağlığını tehdit eden genel bir salgın veya sızıntı durumu bulunmadığını belirterek çevre sakinlerini teskin etti. Olayla ilgili çok yönlü adli ve tıbbi soruşturma devam ediyor.

    The post Gizemli facia! Evdeki 3 kişi öldü, müdahale eden 18 ilk yardım görevlisi karantinaya alındı! first appeared on Kanal 3 Tv.

  • Letonya’da erkek kıtlığı oluştu: Kadınlar koca kiralıyor!

    Avrupa genelinde hayretle karşılanan bu toplumsal ve ekonomik gelişmenin detayları şu şekildedir:

    Kadın Nüfusu Erkeklerden Yüzde 15 Daha Fazla

    Eurostat ve World Atlas tarafından paylaşılan resmi demografi verileri, Letonya’daki cinsiyet dengesizliğinin boyutlarını gözler önüne seriyor: Ülkede kadın nüfusu, erkek nüfusuna kıyasla yaklaşık %15 ile %15,5 oranında daha fazla. Letonya genelinde her 100 kadına karşılık yalnızca 85 erkek bulunuyor. Bu veri, Avrupa Birliği genelindeki nüfus ortalamalarıyla kıyaslandığında tam üç kat daha büyük bir dengesizliğe işaret ediyor.

    Erkek Nüfusunun Azalma Nedenleri Neler?

    Uzmanlar, ülkedeki bu keskin nüfus ayrışmasının arkasında biyolojik ve sosyolojik faktörlerin yattığını belirtiyor. Letonya’da erkeklerin ortalama yaşam süresinin kadınlara göre çok daha kısa olması ve erkekler arasında sigara, alkol gibi sağlığı tehdit eden alışkanlıkların yaygınlığı, yaş grupları ilerledikçe aradaki makasın kadınlar lehine açılmasına neden oluyor.

    “Saatlik Koca” Uygulaması Nasıl Çalışıyor?

    Partner bulma konusunda ciddi zorluklar yaşayan Letonyalı kadınların hayatını kolaylaştırmak amacıyla hayata geçirilen “saatlik koca” kiralama modeli, tamamen profesyonel bir çerçevede yürütülüyor:

    • Sadece Ev İşleri ve Teknik Destek: Dijital platformlar üzerinden sağlanan bu hizmetin bireysel randevu, refakat veya flörtleşme gibi sosyal içeriklerle hiçbir ilgisi bulunmuyor.

    • Ustalık Gerektiren İşler: Kadınlar; ev taşıma, tamirat, tadilat, mobilya montajı veya ağır fiziksel güç gerektiren günlük işlerde ihtiyaç duydukları erkek iş gücünü saatlik veya günlük olarak profesyonel birer çalışan şeklinde kiralıyor.

    Sosyal medyada “Bekar ya da evli fark etmeksizin dışarıdan gelen erkekler büyük ilgiyle karşılanıyor” paylaşımlarıyla popülerleşen bu durum, özünde Letonya’daki iş gücü ve demografi krizinin yarattığı modern bir hizmet sektörü olarak dikkat çekiyor.

    The post Letonya’da erkek kıtlığı oluştu: Kadınlar koca kiralıyor! first appeared on Kanal 3 Tv.

  • Ebola Salgını Yayılıyor: Can Kaybı 131’e Yükseldi! DSÖ’den Korkutan Aşı Açıklaması ve Uluslararası Acil Durum İlanı!

    Salgının kontrol altına alınması için sağlık ekipleri sahada yoğun bir mesai harcarken, virüsün farklı kentlere ve sınır ötesine sıçraması uluslararası düzeyde alarm verilmesine neden oldu.

    İşte KDC’deki ebola salgınına dair son gelişmeler ve hayati detaylar:

    Salgın Yeni Bölgelere Sıçrıyor

    KDC Hükümet Sözcüsü Patrick Muyaya, Ebola virüsünün ilk ortaya çıktığı Ituri eyaletindeki odak noktalarının dışına çıkarak coğrafi olarak genişlediğini duyurdu. Virüs, Ituri’deki Nyankunde bölgesinin yanı sıra Kuzey-Kivu eyaletinde yer alan Butembo ve hayati bir geçiş noktası olan Goma kentine kadar ulaştı. Kuzey-Kivu’nun merkezi olan ve yoğun nüfusuyla bilinen Goma’da doğrulanmış vakaların kayıtlara geçmesi, salgının kontrolden çıkma riskini artırdığı için sağlık otoritelerini teyakkuza geçirdi.

    Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) “Uluslararası Acil Durum” İlanı

    Salgının ciddiyeti üzerine toplanan Dünya Sağlık Örgütü, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve komşusu Uganda’da yayılan bu salgını “Uluslararası Öneme Sahip Halk Sağlığı Acil Durumu” (PHEIC) ilan etti. Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (Africa CDC), mevcut salgına yol açan virüsün Ebola’nın nadir görülen “Bundibugyo” türü olduğunu doğruladı. Bu türün en büyük handikapı ise, geçmişteki büyük salgınlarda (Zaire türü) kullanılan mevcut Ebola aşılarının ve monoklonal antikor tedavilerinin bu türe karşı etkili olmaması. Bundibugyo türüne karşı henüz onaylanmış bir aşı veya spesifik ilaç bulunmuyor. Virüsün Uganda’ya da sıçramasının ardından bölge ülkelerinde sınır önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı. Başta ABD olmak üzere bazı ülkeler, son 21 gün içinde KDC, Uganda veya Güney Sudan’da bulunmuş olan yabancı uyruklu kişilerin ülkeye girişine kısıtlama getirdi. Almanya ise vatandaşlarına bölge için seyahat uyarısında bulundu.

    Halka Tedbirlere Uyum Çağrısı

    Hükümet Sözcüsü Muyaya, özellikle koruyucu ekipman eksikliği ve bölgedeki güvenlik sorunları nedeniyle filyasyon (temaslı takibi) çalışmalarının güçlükle yürütüldüğünü belirtti. Sağlık Bakanlığı, salgından korunmak ve bulaş zincirini kırmak adına halka şu hayati önlemleri alma çağrısında bulundu:

    • Toplu alanlarda tıbbi maske kullanımı,

    • Ellerin düzenli olarak su ve sabunla yıkanması (hijyen kuralları),

    • Yüksek ateş ve kanama belirtisi gösteren kişilerle ya da şüpheli ölümlerle riskli temaslardan kesinlikle kaçınılması.

    Uzmanlar, bölgedeki maden hareketliliği ve göç koridorları nedeniyle gerçek vaka sayısının, resmi olarak açıklanan 513 şüpheli vakanın çok daha üzerinde (1000’i aşmış) olabileceğinden endişe ediyor.

    The post Ebola Salgını Yayılıyor: Can Kaybı 131’e Yükseldi! DSÖ’den Korkutan Aşı Açıklaması ve Uluslararası Acil Durum İlanı! first appeared on Kanal 3 Tv.

  • Nijerya’daki okul baskınında neler yaşandı?

    Nijerya’daki okul baskınında neler yaşandı?

    Kaçırılan öğretmenlerden biri hayatını kaybetti

    Vali Makinde, hain saldırılarda rehin alınan 7 öğretmenden birinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Bölgedeki güvenlik durumunu “değişken ve zor” olarak nitelendirilen vali, terörizme asla boyun eğmeyeceklerini belirterek mağdurların sağ salim evlerine dönmeleri için güvenlik güçlerinin bölgede geniş çaplı kurtarma operasyonları yürüttüğünü ifade etti.

    Öğretmenler protesto gösterisi düzenledi

    Saldırının ardından bölgede görev yapan öğretmenler, kaçırılan meslektaşlarının ve öğrencilerin bir an önce bulunması için protesto gösterisi düzenledi. Ağır cezalara rağmen fidye için kaçırma olaylarının sıkça yaşandığı Nijerya’da, silahlı çeteler ve terör örgütleri genellikle savunmasız köyleri, okulları ve yolcuları hedef alıyor.>>>AA

  • Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Zirvesi başladı

    Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Zirvesi başladı

    Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in ev sahipliğinde “Yapay Zeka ve Dijital Kalkınma” temasıyla düzenlenen zirve öncesinde liderler aile fotoğrafı için bir araya geldi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkistan Kongre Merkezi’ne gelişinde Tokayev tarafından karşılandı.

    Burada çekilen aile fotoğrafında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ve Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ile TDT Genel Sekreteri Kubanıçbek Ömüraliyev yer aldı.

    Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Bakan Hakan Fidan, Türkistan’da düzenlenen TDT Gayriresmi Zirvesi öncesinde yapılan TDT Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı’na iştirak etti. >>>AA

  • Eurovision’da ikinci yarı final yapıldı

    Eurovision’da ikinci yarı final yapıldı

    Başkent Viyana’da, İsrail’in katılımına tepki gösterileriyle başlayan yarışmanın ikinci yarı finalinde Eurovision’da yarışacak finalistler belli oldu.

    Viyana’daki Wiener Stadthalle’de gerçekleşen ikinci yarı finalde sahne alan Bulgaristan, Ukrayna, Norveç, Avustralya, Romanya, Malta, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Arnavutluk, Danimarka ve Çekya finale geçerken, Azerbaycan, Lüksemburg, Ermenistan, İsviçre ve Letonya yarışmaya veda etti. Yarışmanın finali ise 16 Mayıs’ta yapılacak.

    EUROVİSİON’UN SEYİRCİ SAYISINDA BELİRGİN DÜŞÜŞ

    İsrail’in katılımı nedeniyle boykot kararlarının gölgesinde devam eden yarışmanın izlenme sayılarında düşüş yaşanıyor.

    İtalya’da devlet televizyonu RAI’de yayımlanan ilk yarı finalini izleyenlerin sayısı 1 milyon 856 bin oldu. Ülkede geçen yıl 2 milyon 489 bin olarak açıklanan izleyici sayısının, bu yıl önemli ölçüde azalması dikkati çekti.

    İsrail’in katılımı nedeniyle boykot kararı alan Hollanda’da ise izlenme sayısı 2025’e göre yüzde 42 azaldı. Dünkü ilk yarı final, ortalama 541 bin izleyici tarafından seyredildi. Buna göre yarı final, 2012’deki ilk yarı finalden bu yana Hollanda’da en az izlenen yarışma oldu.

    Geçen seneye kıyasla bu yıl yapılan yarışmanın ilk yarı finali, İngiltere’de 253 bin, İsveç’te 316 bin, Belçika’da yaklaşık 430 bin daha az izlendi.

    THE HOLLYWOOD REPORTER’A GÖRE, EUROVİSİON İSRAİL NEDENİYLE YAPILMAYABİLİRDİ

    The Hollywood Reporter dergisinin, Eurovision ve Avrupa Yayın Birliğine (EBU) yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre, yarışma, bu yıl İsrail nedeniyle yapılmayabilirdi.

    Kaynaklar, İsrail’in katılımı nedeniyle kurumsal sponsorların çekildiğini ve bunun gelirlerde önemli düşüşlere yol açtığını, boykot eden 5 ülkeden kaybedilen lisans ücretlerinin ise durumu daha da kötüleştirdiğini söyledi.

    İsrail’in katılımı nedeniyle çekilmeye hazır olan “yarım düzine” ülkenin de eklenmesiyle Eurovision’un neredeyse “uçuruma yuvarlandığını” dile getiren kaynaklar, bu ülkelerin sonunda ikna edilerek geri adım atmalarının sağlandığını kaydetti.

    İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir yetkili, boykot kararı almaya hazır ülkeler bu konuda geri adım atmasaydı, organizasyonun uğrayacağı kayıplar göz önünde bulundurularak Eurovision’un 2026’da iptal edilmesinin gerçekçi bir olasılık olduğunu aktardı.

    İSRAİLLİ ŞARKICI, “SOYKIRIMI DURDURUN” SLOGANIYLA PROTESTO EDİLMİŞTİ

    Yarışmanın 12 Mayıs’ta yapılan ilk yarı finalinde sahne alan İsrailli şarkıcı Noam Bettan, “soykırımı durdurun” sloganıyla protesto edilmişti.

    İsrail’in temsilcisi Bettan, salonda bulunan seyirciler tarafından “soykırımı durdurun” sloganıyla protesto edilmişti. Bazı seyirciler Filistin bayrağı açarak İsrail’in soykırımına uğrayan Gazze halkıyla dayanışma mesajı vermişti.

    Üzerlerine “Özgür Filistin” yazıları yazan, Filistin bayrakları çizen ve “soykırımı durdurun” sloganı atan göstericiler salondan zor kullanılarak çıkartılmıştı.

    Yarı final öncesi de başkent Viyana sokaklarında Filistin’e destek gösterileri düzenlenmişti.

    İSRAİL, YARIŞMA KURALLARINA UYMADIĞI İÇİN UYARILDI

    İsrail’i temsil eden şarkıcı Bettan, “İsrail’e 10 kez oy verin” şeklinde bir talimatın yer aldığı videolar yayımlamıştı.

    Eurovision Şarkı Yarışması Direktörü Martin Green, 20 dakika içinde İsrail kamu yayın kuruluşu KAN heyetiyle iletişime geçerek videoların paylaşımını derhal durdurmalarını ve tüm platformlardan kaldırmalarını talep ettiklerini, kurumun da bu talebi yerine getirdiğini aktarmıştı.

    Green, “Bir sanatçıya veya şarkıya 10 kez oy verilmesi için doğrudan çağrı yapmak kurallarımıza ve yarışmanın ruhuna aykırıdır.” ifadelerini kullanmıştı.

    Martin Green, “KAN’a resmi bir uyarı mektubu gönderdik ve tüm tanıtım faaliyetlerini dikkatle izlemeye devam edecek ve gerektiğinde uygun önlemleri alacağız.” değerlendirmesinde bulunmuştu.

    İSRAİL’İN KATILIMINA TEPKİ GÖSTEREN 5 ÜLKE BOYKOT KARARI ALMIŞTI

    Avrupa Yayın Birliği (EBU), Ukrayna’da başlayan savaş nedeniyle 2022’den bu yana Rusya’yı yarışmadan men etmesine rağmen benzer bir kararı İsrail için almaması nedeniyle “ikiyüzlülük” ve “çifte standart” eleştirilerinin hedefi olmuştu.

    EBU, Aralık 2025’te yapılan genel kurul toplantısında İsrail’in 2026 Eurovision Şarkı Yarışması’na katılımını engellememişti. Bu kararın ardından birçok Avrupa ülkesinde boykot çağrıları yapılmıştı.

    Bunun üzerine İspanya, Slovenya, İrlanda, İzlanda ve Hollanda, Eurovision’dan çekilme kararı almıştı.

    Gelen tepkiler üzerine EBU, 70. yıl dönümü kapsamında yapılması planlanan özel “Avrupa Turnesi”ni “öngörülemeyen zorluklar” nedeniyle iptal ettiğini duyurmuştu.

    Öte yandan, 2024 Eurovision’un kazananı İsviçreli sanatçı Nemo, İsrail’in katılımına tepki olarak ödülünü iade edeceğini açıklarken, 1994’teki yarışmanın galibi İrlandalı Charlie McGettigan da aynı yönde karar almıştı. >>>AA

  • Sanchez’den İsrailli bakana Lamine Yamal tepkisi

    Sanchez’den İsrailli bakana Lamine Yamal tepkisi

    Sanchez, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya sitesinden yaptığı paylaşımda İsrailli bakanı hedef alarak sert cevap verdi.

    Sanchez, “Bir devletin bayrağını sallamayı (nefret kışkırtmak) olarak görenler ya akıllarını kaybetmişlerdir ya da kendi utanç duygularıyla kör olmuşlardır. Lamine, milyonlarca İspanyol’un hissettiği Filistin’le dayanışmayı ifade etmiştir. Bu da onunla gurur duymamız için bir başka sebeptir.” diye yazdı.

    Barcelona’nın lig şampiyonluğunu ilan etmesinin ardından 11 Mayıs’ta Barselona sokaklarında yapılan kutlamalara Yamal, kulüp otobüsü üzerinden Filistin bayrağı sallayarak katılmıştı.

    Bunun üzerine İsrail Savunma Bakanı Katz da, X hesabından “Lamine Yamal, askerlerimiz 7 Ekim’de Yahudi çocukları, kadınları ve yaşlıları katleden, tecavüz eden, yakan ve öldüren Hamas terör örgütüyle savaşırken İsrail’e karşı nefreti körüklemeyi seçti.” diye yazmış ve arkasından “Bu tür bir mesajı destekleyen herkes kendine şu soruyu sormalı: Bunu insani bir davranış olarak mı görüyorlar? Bu ahlaki mi?” ifadelerini kullanmıştı.

    İspanya Milli Takımı’nın ve Barcelona’nın genç yıldızı Yamal’ın Filistin’e destek veren hareketi İsrail’in kışkırttığı bazı çevrelerce polemik konusu yapılmıştı.

    Başbakan Sanchez, 12 Mayıs’ta Başbakanlık konutu Moncloa’da yapılan bir basın toplantısında “Yamal’ın kutlamada Filistin bayrağını sallamasına ne diyorsunuz?” şeklindeki bir soruya yanıt olarak, İspanya’nın Filistin Devletini resmi olarak tanıdığını hatırlatarak, “İsrail’in olduğu gibi Filistin’in de mevcudiyet hakkı vardır.” demişti. >>>AA

  • ABD, Raul Castro’yu yargılamaya mı hazırlanıyor?

    ABD, Raul Castro’yu yargılamaya mı hazırlanıyor?

    CBS News’ün konuya yakın ABD’li yetkililere dayandırdığı haberine göre Washington, 94 yaşındaki Castro’yu 1996’daki uçak düşürme olayıyla bağlantılı yargılamak üzere adım attı.

    ABD’li yetkili, hazırlanan iddianamenin, Küba yönetimine muhalif, sürgündeki kişilerin Florida’da kurduğu “Brothers to the Rescue” adlı sivil toplum kuruluşuna ait uçakların 1996’da düşürülmesiyle ilgili olduğunu belirtti.

    Yetkili, Raul Castro hakkında iddianame hazırlandığını ve bunun öncelikle büyük jürinin onayına sunulması gerektiğini dile getirdi.

    Küba devriminin mimarları arasında yer alan Raul Castro, ağabeyi Fidel Castro’nun 2008’de sağlık sorunları gerekçesiyle görevi bırakmasının ardından devlet başkanlığı koltuğuna oturmuş ve 2018’de görevini Miguel Diaz-Canel’e devretmişti.

    ABD’NİN KÜBA’YA PETROL ENGELİ

    Son zamanlarda Küba üzerindeki baskısını giderek artıran ABD’de Başkan Donald Trump, 30 Ocak’ta Küba’ya petrol satan veya sağlayan ülkelerden gelen tüm mallara gümrük vergisi uygulanmasını öngören başkanlık kararnamesini imzalamıştı.

    Beyaz Saray, bu kararın, Küba’nın “zararlı eylem ve politikalarına” karşı ABD’nin ulusal güvenlik ve dış politika çıkarlarını korumayı amaçladığını savunmuştu.

    Trump, 1 Şubat’ta Küba yönetimiyle petrol tedarikinin düzenlenmesi konusunda görüşmelerin başlatıldığını duyurmuş, Küba ise bunu yalanlamıştı.

    Hükümet, dışarıdan petrol gelmeden ayakta kalabilmek için acil durum paketini devreye sokmuştu. >>>AA

  • “İnanılmaz bir ziyaret oldu, harika ticaret anlaşmaları yaptık”

    “İnanılmaz bir ziyaret oldu, harika ticaret anlaşmaları yaptık”

    ABD Başkanı Donald Trump, Çin ziyaretinin son gününde Devlet Başkanı Şi Cinping ile çay davetinde buluştu.

    Xinhua’nın haberine göre liderler, Pekin’de parti ve devlet liderlerinin rezidansları ve çalışma ofislerinin bulunduğu, eski İmparatorluk Sarayı’nın yaz bahçesi Congnanhay’da bir araya geldi.

    Beyaz Saray basın bilgi havuzundan edinilen bilgiye göre Şi, Trump’ı yerleşkenin kapısında karşıladıktan sonra iki lider, geleneksel Çin tarzı motiflerle süslü kemerlerin altından geçerek iç avludaki gül bahçesini dolaştı.

    10 dakikalık yürüyüşün ardından kamelyada oturan iki lider, bakanların ve üst düzey yetkililerin de yer aldığı küçük grupla sohbet etti, burada liderlere çay ikramında bulunuldu.

    Trump’a Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth, Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD’nin Pekin Büyükelçisi David Perdue eşlik ederken Şi’nin yanında Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi Birinci Sekreteri Cay Çi, Dışişleri Bakanı Vang Yi, Başbakan Yardımcısı Hı Lifıng ve Çin’in Washington Büyükelçisi Şie Fıng yer aldı.

    “İNANILMAZ BİR ZİYARET OLDU”

    Trump, sohbette, “Bu, inanılmaz bir ziyaret oldu. Çok iyi sonuçlar aldık. Harika ticaret anlaşmaları yaptık.” dedi.

    Çin ile ABD ilişkilerini “çok güçlü” diye niteleyen Trump, Şi ile başkalarının çözemeyeceği çok sayıda sorunun üstesinden geldiklerini belirtti.

    Trump, iki liderin “yapıcı stratejik ilişki” sürdürmek konusunda vardıkları mutabakata işaret ederek ziyaret için “tarihi” ve “dönüm noktası” ifadelerini kullandı.

    İran konusunu da tartıştıklarını hatırlatan Trump, “Sanırım bu konuda benzer düşüncelerimiz var. Biz, savaşın bitmesini istiyoruz, İran’ın nükleer silaha sahip olmasını istemiyoruz ve Hürmüz Boğazı’nın açılmasını istiyoruz. Şimdi kapatıyoruz, önce onlar kapattı, sonra biz kapattık ama açılmasını istiyoruz.” şeklinde konuştu.

    “PARTİ VE DEVLET LİDERLERİNİN YAŞADIĞI VE ÇALIŞTIĞI YER”

    Congnanhay’daki faaliyetlere ilişkin bilgi veren Şi, “Parti ve merkezi hükümet liderlerinin, ben de dahil, yaşadığı ve çalıştığı yerdir.” dedi.

    Şi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1949’da kurulmasının ardından parti liderlerinin buraya taşındıklarını, Mao Zıdong, Cou Enlay, Dıng Şiaoping, Ciang Zımin ve Hu Cintao’nun burada yaşadıklarını belirtti.

    Trump’ın ziyaretinin “dönüm noktası” olarak görülebileceği görüşüne katıldığını ifade eden Şi, çok sayıda işbirliği anlaşması yaptıklarını ve uluslararası meselelerde mutabakata vardıklarını dile getirdi.

    Şi, buluşma için Congnanhay’ı seçmesinin sebebinin, Trump’ın 2017’de onu Florida’daki Mar-a-Lago’da ağırlamasına karşılık olduğunu söyledi.

    Trump’ın burayı ziyaret eden başka dünya liderlerinin olup olmadığı sorusu üzerine Şi, “Çok nadir. Tarihsel olarak diplomatik faaliyetlerde kullanılmaz. Örneğin Putin geldi.” diye yanıt verdi.

    Liderler, buluşmanın ardından heyetleriyle çalışma yemeğine geçti.

    ABD Başkanı, yemeğin ardından ülkeden ayrılacak. >>>AA

  • 18. İstanbul Güvenlik Konferansı düzenlendi

    18. İstanbul Güvenlik Konferansı düzenlendi

    İstanbul’da bir otelde gerçekleştirilen konferansta, Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Güvenlik Genel Müdürü Büyükelçi Mehmet Burçin Gönenli ve Almanya’nın Avrupa Birliği (AB) nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Thomas Hans Ossowski konuşma yaptı.

    Büyükelçi Gönenli, dünyanın giderek daha belirsiz ve kırılgan bir güvenlik ortamına sürüklendiğini söyledi.

    Türkiye’nin Ukrayna-Rusya Savaşı’nda diplomasi ve diyalogdan yana tutum aldığını belirten Gönenli, “Müzakere yoluyla elde edilecek bir barışın uzun süreli çatışma ve savaşa her zaman tercih edilmesi gerektiğine samimiyetle inanıyoruz.” dedi.

    Gönenli, Türkiye’nin Karadeniz güvenliği konusunda Montrö Sözleşmesi temelinde dengeli ve ilkeli bir politika izlediğini dile getirerek, Karadeniz Tahıl Girişimi’nin savaş döneminde diplomasinin somut sonuçlar üretebildiğini gösterdiğini kaydetti.

    Türkiye’nin NATO’nun caydırıcılık ve savunma faaliyetlerine önemli katkılar sunduğunu vurgulayan Gönenli, Türkiye’nin Balkanlar’daki NATO misyonlarına en fazla katkı veren ilk üç müttefik arasında yer aldığını, ağustos ayından itibaren Estonya’daki NATO hava polisliği misyonunu desteklemek amacıyla F-16 savaş uçakları göndereceğini bildirdi.

    Gönenli, “Büyüyen savunma sanayimiz sadece bir endüstriyel başarı öyküsü değil, coğrafyamızın ve güvenlik ortamımızın gerçekleriyle şekillenen stratejik bir gerekliliktir. Savunma sanayi ekosistemimiz daha yenilikçi, daha dirençli ve giderek daha işbirlikçi hale gelmiştir.” değerlendirmelerinde bulundu.

    AB’nin güvenlik ve savunma alanındaki çabalarının NATO’yu tamamlayıcı nitelikte olması ve Türkiye dahil AB üyesi olmayan müttefikleri dışlamaması gerektiğini aktardı.

    “TÜRKİYE ÇOK ÖNEMLİ BİR ORTAK”

    Büyükelçi Ossowski de AB’nin güvenlik ve savunma alanında daha güçlü bir aktör olabilmek için yeni bir güvenlik stratejisi üzerinde çalıştığını söyledi.

    Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Avrupa için bir “uyandırma çağrısı” olduğunu belirten Ossowski, AB’nin Ukrayna’ya 90 milyar avro destek sağlayacağını ve üye ülkelerin savunma sanayilerini geliştirmeleri amacıyla 150 milyar avroluk kredi mekanizması oluşturduğunu ifade etti.

    Ossowski, Türkiye’nin NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olduğuna vurgu yaparak, “Türkiye çok önemli bir ortak ve çok önemli bir müttefik.” dedi.

    Türkiye’nin savunma sanayisindeki gelişimine dikkati çeken Ossowski, savunma sanayi ihracatının bu sektörde ne kadar rekabetçi hale geldiğini gösterdiğini söyledi.

    “TÜRKİYE TERCİH EDİLECEK BİR ORTAK OLMALI”

    Ossowski, “Amerikan ortaklarımızın Orta Doğu’ya çok fazla odaklandığı, kendimizi ve ortaklarımızı yeniden silahlandırmak için yeni malzeme, yeni ekipman satın almamız gerektiği bir dönemde, Türkiye elbette tercih edilecek bir ortak olmalı.” görüşünü paylaştı.

    Türkiye’nin bölgede ve bölge dışında artan rolüne işaret eden Ossowski, “Türkiye, Suriye, Ermenistan-Azerbaycan, Orta Doğu, hatta Afrika, Somali ve Sahel bölgeleri konularında çok önemli bir jeostratejik oyuncu. El ele verip birlikte çalışmamız gerekiyor.” değerlendirmesini yaptı. Ossowski, “güçlü Türk liderliğine ve Türkiye’nin diplomasi gücüne de ihtiyaçlarının” olduğunu söyledi. Konuşmaların ardından paneller düzenlendi. >>>AA

  • Bacağı kopan yarışması hakkında şok detay: Acun Ilıcalı canlı yayında her şeyi anlattı

    Bacağı kopan yarışması hakkında şok detay: Acun Ilıcalı canlı yayında her şeyi anlattı

    Genç yarışmacının bacağı ampute edildi

    Yarışma sonrasında çıktığı balık avında ölümden dönen Stavros Floros, kazanın ardından apar topar hastaneye kaldırılarak yoğun bakıma alındı. Tekne pervanesinin bacağında yarattığı ağır tahribat ve doku kayıpları nedeniyle doktorların yoğun çabasına rağmen genç yarışmacının bir bacağı diz altından ampute edilmek zorunda kaldı. 22 yaşındaki sporcunun hayati tehlikeyi atlattığı ancak yaşadığı büyük trajedi nedeniyle psikolojik destek aldığı öğrenildi.

    Acun Ilıcalı canlı yayında yaşanan talihsizliği paylaştı

    Gazeteci Cüneyt Özdemir’in dijital yayın platformundaki canlı programına konuk olan ünlü televizyoncu Acun Ilıcalı, tüm ekibi ve yarışmacıları yasa boğan bu dehşet verici kaza hakkında ilk kez konuştu. Yaşanan süreçten duyduğu derin üzüntüyü dile getiren Ilıcalı, kazanın meydana geliş şekline dair şu ifadeleri kullandı: “Gerçekten çok üzgünüz. Yarışmacılar sabah saatlerinde balık tutmak, vakit geçirmek için denize açılıyorlar. O esnada tamamen kontrolden çıkan talihsiz bir kaza meydana geliyor ve maalesef bu acı sonuçla karşılaşıyoruz. Kendisinin ve ailesinin her an yanında olmaya gayret ediyoruz.”>>>HABER MERKEZİ 

  • Dünya bu zirveye kilitlendi: Küresel dengeleri değiştirecek iki saatlik tarihi buluşma

    Dünya bu zirveye kilitlendi: Küresel dengeleri değiştirecek iki saatlik tarihi buluşma

    Şi Jinping’den dünyaya yol ayrımı uyarısı ve ortaklık vurgusu

    Görüşme öncesinde küresel ölçekte yaşanan çalkantılı sürece dikkat çeken Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, dünyanın yeni bir yol ayrımına geldiğini belirtti. İki büyük gücün Thucydides Tuzağı’nı aşarak yeni bir paradigma oluşturabileceğini ifade eden Şi, ilişkilerin geleceğine dair şu önemli mesajları verdi: “Ülkelerimizin ortak çıkarları farklılıklarımızdan çok daha fazla. Çin ve Amerika Birleşik Devletleri iş birliğinden kazançlı çıkar, çatışmadan ise zarar görür. Rakip değil, ortak olmalıyız. Birbirimizin başarısına yardımcı olmalı, yeni dönemde büyük ülkelerin birbirleriyle iyi geçinmelerinin doğru yolunu bulmalıyız.”

    Trump’tan Çin liderine övgü dolu sözler

    Karşılama töreninden son derece etkilendiğini dile getiren ABD Başkanı Donald Trump ise Şi Jinping’e yönelik dikkat çeken övgülerde bulundu. Şi için “Siz büyük bir lidersiniz” ifadesini kullanan Trump, “Bazen insanların bunu söylememden hoşlanmadığı oluyor ama ben yine de söylüyorum çünkü bu bir gerçek. Birlikte muazzam bir geleceğimiz olacak. Çin’e ve yaptığınız işe büyük saygı duyuyorum” dedi. Ticari ilişkilerin karşılıklılık esasına göre yürütüleceğini belirten Trump, Çin ile büyük bir gelecek inşa etmek istediklerini vurguladı.

    Pekin’de gözler trilyon dolarlık dev heyette

    Tarihi zirvenin en dikkat çeken unsurlarından biri de Trump’a eşlik eden ABD’li iş insanları heyeti oldu. Trump, yanına toplam servetleri yaklaşık 1 trilyon doları bulan dünyanın en büyük şirketlerinin tepe yöneticilerini alarak Pekin’e çıkarma yaptı. Trump’ın başkanlık uçağında birlikte seyahat ettiği heyette, dünyanın en zengin insanı Elon Musk ve Nvidia CEO’su Jensen Huang’ın yanı sıra Apple CEO’su Tim Cook, BlackRock CEO’su Larry Fink ve Qualcomm CEO’su Cristiano Amon gibi küresel ekonomiye yön veren 12 dev isim yer aldı.

    Kritik dosyalar masada: İran, Tayvan ve küresel ticaret

    Karşılama töreninin ardından heyetler arası görüşmelere geçen liderlerin ajandası oldukça yoğundu. İki saat süren basına kapalı toplantıda; ikili ticaret ve ekonomi politikalarının yanı sıra, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hamleleriyle tırmanan savaş süreci ile Çin ile egemenlik ihtilafı yaşayan Tayvan’ın geleceği gibi küresel güvenliği doğrudan ilgilendiren sıcak konular ele alındı.

    Tarihi ziyaret programı kapsamında Trump, öğleden sonra Gök Tapınağı’nı ziyaret edecek ve akşam onuruna verilecek yemeğe katılacak. İki lider 15 Mayıs sabahı çay buluşmasında ve ardından çalışma yemeğinde yeniden bir araya gelerek kritik temaslarını sürdürecek.>>>HABER MERKEZİ 

  • Hollanda’da hantavirüs skandalı! 12 Hastane çalışanı karantinaya alındı

    İşte 12 Mayıs 2026 tarihinde Hollanda’da patlak veren skandalın detayları…

    Protokol İhmali: Standart İşlem Uygulandı

    7 Mayıs’ta hastaneye kaldırılan ve hantavirüs taşıdığı bilinen hastadan kan alan personelin, virüsün tehlikeli doğasına rağmen “sıkı güvenlik tedbirleri” yerine “standart prosedürleri” uyguladığı belirlendi. Personelin sadece kan alırken değil, hastanın idrarını imha ederken de uluslararası güvenlik düzenlemelerine uymadığı tespit edildi. Hastane yönetimi, enfeksiyon riskinin düşük olduğunu savunsa da, virüsün sinsi doğası gereği 12 çalışanı 6 hafta (42 gün) boyunca önleyici karantinaya aldığını duyurdu.

    MV Hondius Yolcu Gemisindeki Felaket

    Skandalın kaynağı, hantavirüs salgınıyla sarsılan MV Hondius yolcu gemisi. Gemideki duruma dair bilinen son veriler ise oldukça ağır: Gemideki salgın sonucunda şu ana kadar 3 kişi hayatını kaybetti. Tenerife üzerinden Hollanda’ya gönderilen son 28 kişilik grup da dahil olmak üzere gemi tamamen tahliye edildi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tahliye edilenler arasında en az 7 doğrulanmış vaka ve 1 şüpheli vaka olduğunu açıkladı.

    Yönetimden Özür Açıklaması

    Radboudumc Yönetim Kurulu Başkanı Bertine Lahuis, üniversite hastanesinde böyle bir güvenlik açığının yaşanmasından dolayı büyük üzüntü duyduklarını belirtti. Olayın seyrinin titizlikle inceleneceğini ve benzer bir durumun tekrarlanmaması için ders çıkaracaklarını ifade etti.

    Hantavirüs Hakkında Kritik Hatırlatma

    Prof. Dr. Mehmet Ceyhan gibi uzmanların da belirttiği üzere, hantavirüsün bazı türleri (özellikle Amerika kaynaklı AND varyantı) insandan insana bulaşabilme kapasitesine sahiptir. Hollanda’daki bu ihmal, virüsün hastane ortamında yayılma riskini tetiklediği için uluslararası sağlık camiasında “skandal” olarak nitelendiriliyor.

    The post Hollanda’da hantavirüs skandalı! 12 Hastane çalışanı karantinaya alındı first appeared on Kanal 3 Tv.

  • O YouTuber, ülkeye alınmadı

    O YouTuber, ülkeye alınmadı

    İsrail Diaspora Bakanı Amichai Chikli, Oliveira’nın Ben Gurion Havalimanı’ndan geri çevrildiğine yönelik iddiaların ortasında sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, YouTuber’ın haftalar önce paylaştığı “Sizce İsrail beni ülkeye alır mı?” sorusunu içeren gönderisini yeniden alıntılayarak, “Hayır.” yanıtını verdi.

    Chikli, ABD’li YouTuber’ı İsrail’e “nefret yayma amacıyla” gelmekle suçlayarak, Oliveira’nın ülkeye girişinin yasaklandığını doğruladı.

    Oliveira, Şubat 2026’da New York eyaletinin kuzeyindeki Ortodoks Hasidik Yahudilerin yerleşkesi olan Kiryas Joel ve New Jersey’deki yoğun Ultra-Ortodoks Yahudi (Haredi) nüfuslu Lakewood kasabasındaki “yaygın yolsuzlukları ifşa ettiğini” öne sürdüğü videosu nedeniyle antisemitizm suçlamalarıyla karşı karşıya kalmıştı.

    Söz konusu 73 dakikalık videoda Oliveira, Yahudilerin çoğunun düşük gelir beyan ederek sosyal yardım, gıda yardımı ve konut desteği aldığını, ancak aslında varlıklı olduklarını iddia eden yerel sakinlerle konuşuyor.

    İsrail’i boykot hareketine destek veren Avrupa Parlamentosu (AP) Sol Grup milletvekili ve Filistin ile İlişkiler Delegasyonu Başkanı Lynn Boylan, AP üyesi Rima Hassan, ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Rashida Tlaib ve Ilhan Omar’ın da İsrail’e girişleri engellenmişti. >>>AA

  • Venezuela’dan Trump’a 51. eyalet tepkisi

    Venezuela’dan Trump’a 51. eyalet tepkisi

    Komşu ülke Guyana ile yaşanan Esequibo bölgesi anlaşmazlığına ilişkin Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) görülen davayı takip etmek üzere Hollanda’nın Lahey kentine giden Rodriguez, Trump’a cevap verdi.

    Rodriguez, Trump’a Venezuela’nın bağımsızlığına işaret ederek, şunları söyledi: “Böyle bir şey asla kabul edilemez. Çünkü Venezuelalıları tanımlayan en temel özelliklerden biri, bağımsızlık mücadelemize ve bu mücadelenin kahramanları ile kadın kahramanlarına duyduğumuz bağlılıktır. Ülkemizin bütünlüğünü, egemenliğini ve bağımsızlığını savunmayı sürdüreceğiz.”

    Trump yönetimiyle işbirliğine dayalı bir diplomatik gündem yürüttüklerini belirten Rodriguez, “Tarihimiz bizi bir koloni değil, özgür bir ülke haline getirmek için hayatlarını feda eden kadın ve erkeklerin zaferlerle dolu mücadelesidir.” değerlendirmesinde bulundu.

    Amerikan Fox News muhabiri John Roberts’a telefonla verdiği röportajda, Venezuela ile ilgili düşüncelerini paylaşan Trump, Venezuela’yı ABD’nin 51. eyaleti yapmayı “ciddi şekilde” düşündüğünü ifade ederek, “Venezuela Trump’ı seviyor.” ifadesini kullanmıştı.

    Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun 3 Ocak’ta Caracas’taki evinden ABD’ye götürülmesinin ardından bu ülke ile petrol anlaşması yapan Trump, konuyla ilgili açıklamalarında Rodriguez ile “iyi anlaştığını” söylemişti.

    ABD Başkanı Trump, önceki açıklamalarında da Venezuela’yı ABD’ye bağlı bir eyalet yapmak istediğini dile getirmişti.

    UAD’NİN ESEQUİBO BÖLGESİNE YÖNELİK KARARININ TANINMAYACAĞI AÇIKLANDI

    Esequibo bölgesi anlaşmazlığına ilişkin UAD’de görülen davayı takip etmek üzere Hollanda’nın Lahey kentine giden Rodriguez, gazetecilere açıklamalarda bulundu. Rodriguez, UAD’nin Guyana ile ihtilaflı Esequibo bölgesiyle ilgili davada yargı yetkisine sahip olmadığını savunarak, “Venezuela’nın bu meselede UAD kararlarını tanımasının hukuken hiçbir imkanı yoktur. Venezuela, Cenevre Anlaşması’nın ihlal edilmesine izin veremez. Mahkeme, 1899 tahkim kararının geçersizliğine hükmetse bile Venezuela’nın bu karara uyması mümkün olmayacaktır. Çünkü böyle bir durum, aynı zamanda uluslararası hukukun da yok edilmesi anlamına gelir.” ifadelerini kullandı.

    Venezuela halkının 3 Aralık 2023’te düzenlenen referandumda ülkesinin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığını savunma yönünde irade ortaya koyduğunu hatırlatan Rodriguez, Guyana’nın 2018’de UAD’ye yaptığı tek taraflı başvurunun “hukuk dışı” olduğunu iddia etti.

    Rodriguez, Guyana’nın Esequibo bölgesine ilişkin 1899 Tahkim Kararı’nı UAD aracılığıyla geçerli kılmaya çalıştığını belirterek, iki ülke arasında “pratik, tatmin edici ve karşılıklı kabul edilebilir” bir çözüme ulaşılmasını öngören 1966 Cenevre Anlaşması’nın tek geçerli hukuki mekanizma olduğunu ifade etti.

    Öte yandan Venezuela heyeti, ülkenin tezini desteklemek amacıyla 1777 tarihli Kraliyet Kararnameleri ile Venezuela Genel Kaptanlığı’nın kuruluş dönemine ait sömürge haritalarını da içeren 3 binden fazla sayfalık arşivi UAD’ye sundu.

    ESEQUİBO UYUŞMAZLIĞI

    Venezuela ile Guyana arasındaki Esequibo bölgesi anlaşmazlığı, Guyana’nın bağımsızlığından önceki döneme dayanıyor.

    Guyana’nın İngiliz sömürgesi olduğu dönemde, 1899 tarihli sınır tahkimi kararına göre Esequibo Nehri Guyana’nın batı sınırı olarak belirlenmişti.

    Ancak bağımsızlığını 1966’da kazanan ve 1970’te İngiliz Milletler Topluluğuna dahil olan Guyana, bu sınırı tanımayarak Esequibo’nun kendisine ait olduğunu ilan etmişti.

    Halihazırda, Esequibo bölgesi veya Guyana Esequiba olarak bilinen bölge Guyana’nın ortalarında bulunan Esequibo Nehri’nin batısında, ülkenin ise kuzeyinde yer alıyor.

    Bölgenin doğal kaynaklar açısından son derece zengin olduğu belirtiliyor. >>>AA

  • Kallas, İsraillilere yönelik yaptırımların kabul edilmesini umuyor

    Kallas, İsraillilere yönelik yaptırımların kabul edilmesini umuyor

    Kallas, Brüksel’de düzenlenecek AB Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesi gazetecilere yaptığı açıklamada, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın ticaretle ilgili kısımlarının askıya alınması konusunda hala anlaşma sağlanmadığını dile getirdi.

    Fransa ve İsveç’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki “yerleşim yerleriyle” yapılan ticaretin yasaklanması ya da kısıtlanmasına yönelik önerisini de ele alacaklarını belirten Kallas, bu konuda karar alınması için gerekli olan AB Komisyonu önerisinin henüz getirilmediğini söyledi.

    Kallas, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilere yönelik yaptırım önerileri konusunda siyasi anlaşma sağlanmasını umduğunu dile getirerek, “Umarım bu konuda gerçekten ilerleme kaydedebiliriz.” dedi.

    SURİYE

    Bakanlarla görüşmenin marjında AB-Suriye Üst Düzey Siyasi Diyalog Toplantısı’nın yapılacağını dile getiren Kallas, ülkede kurumların inşası ve azınlıkların durumu gibi konuları ele alacaklarını söyledi. Kallas, 2011’de askıya alınan AB-Suriye İşbirliği Anlaşması’nın bu statüsünün kaldırılması konusunda ilerleme kaydedildiğini vurguladı.

    ORTA DOĞU

    Orta Doğu’daki savaşta diplomatik çözümü desteklediklerini, ABD ile İran arasında arabuluculuk yapan ülkelerle ve Körfez ülkeleriyle temasta olduklarını belirten Kallas, “Ateşkes sağlanmış olsa bile İran’ın bölgeye yönelik tehditleri konusunda uzun vadeli görüşmelerin de yapılması gerekiyor.” dedi.

    Kallas, Körfez bölgesini Avrupa’nın “yakın çevresi” gördüklerini ve buradaki durumun kıtayı çok yakından etkilediğini ifade ederek, Körfez güvenlik mimarisinin parçası olma konusunda görüşmeler yürüttüklerini anlattı.

    “Öncelikli hedeflerinin” savaşı durdurmak ve Hürmüz Boğazı’nın açılmasını sağlamak olduğuna dikkati çeken Kallas, mayın temizleme çalışmaları ve gemilere eşlik edilmesine katkıda bulunmak için AB’nin Kızıldeniz’deki Aspides Misyonu’nun “operasyon planlarında” değişiklik yapılması konusunu görüşeceklerini dile getirdi.

    RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI

    Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 9 Mayıs Zafer Günü dolayısıyla açıkladığı ateşkesi “son derece alaycı hamle” olarak nitelendiren Kallas, Ukrayna’nın kendi teklif ettiği ateşkeslere sadık kaldığını, Rusya’nın ise bunu yapmadığını savundu. Kallas, Ukraynalı çocukların sınır dışı edilmesinden sorumlu kişileri hedef alan yaptırımları kabul etmeyi planladıklarını söyledi.

    AB’nin, Rusya ile doğrudan görüşmelere başlayıp başlamayacağına ilişkin soru üzerine Kallas, “Rusya ile görüşmeye başlamadan önce onlarla ne hakkında konuşmak istediğimizi kendi aramızda tartışmalıyız.” yanıtını verdi.

    Kallas, Avrupa’nın güvenliğinin, “Rusya’nın komşularına sürekli saldırması ve bunun nasıl önlenebileceğiyle” ilgili olduğuna işaret ederek, bu konuda Moskova’nın taviz vermesi gerektiğini vurguladı.

    Ayrıca Kallas, “Örneğin, bölgede istikrar ve güvenliğin sağlanması için şartlardan biri de Rus askerlerinin (Moldova’dan) geri çekilmesi olabilir.” dedi. >>>AA

  • Trump, 4 Temmuz’u işaret etti

    Trump, 4 Temmuz’u işaret etti

    Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile verimli bir görüşme yaptığını kaydetti.

    Görüşmede birçok konunun ele alındığına işaret eden Trump, “İran’ın asla nükleer silaha sahip olamayacağı konusunda tamamen hemfikiriz. Kendi halkını katleden bir rejimin, milyonları öldürebilecek bir bombayı kontrol edemeyeceği konusunda mutabık kaldık.” ifadelerini kullandı.

    Trump, şöyle devam etti: “İskoçya’nın Turnberry kentinde imzaladığımız, tarihin en büyük ticaret anlaşmasında AB tarafının yükümlülüklerini yerine getirmesini sabırla bekliyorum. AB’nin anlaşmadaki yükümlülüklerini yerine getireceği ve anlaşma gereği gümrük vergilerini 0’a indireceği sözü verilmişti. Ülkemizin 250. kuruluş yıl dönümüne (4 Temmuz 2026) kadar onlara süre tanımayı kabul ettim, aksi takdirde ne yazık ki gümrük vergileri, derhal çok daha yüksek seviyelere çıkacak.”

    TRUMP, GEÇEN HAFTA TARİFELERİ YÜKSELTME TEHDİDİNDE BULUNMUŞTU

    ABD ile AB arasında geçen yıl sağlanan ticaret anlaşması kapsamında AB ülkeleri, ABD ürünlerine gümrük tarifesi uygulamamayı kabul ederken ABD’nin AB menşeli ürünlere yüzde 15 oranında tarife uygulayacağı açıklanmıştı. Trump, 1 Mayıs’ta ticaret anlaşmasına uymadığı gerekçesiyle AB menşeli otomobil ve kamyonlara uygulanan gümrük vergisi oranının yüzde 25’e çıkarılacağını duyurmuştu. >>>AA