Kategori: Dünya

  • Sel Felaketinde Can Kaybı 9’a Yükseldi

    Sel Felaketinde Can Kaybı 9’a Yükseldi

    Irak Sağlık Bakanlığı’na bağlı Acil Sağlık Hizmetleri ve Operasyonlar Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, 9-11 Aralık tarihleri arasında meydana gelen sel ve olumsuz hava koşulları nedeniyle ülke genelinde ilk aşamada 6 kişinin hayatını kaybettiği ve 2 kişinin yaralandığı belirtilmişti.

    Kayıpların Şehirlere Göre Dağılımı

    Can kayıplarının şehir bazında dağılımı şu şekilde gerçekleşti: Kerkük’te 2 ölüm ve 1 yaralanma, Zikar’da 2 ölüm, Vasit ve Divaniye’de birer ölüm, Necef’te ise 1 yaralanma kayda geçti. Irak’ın kuzeyinde yer alan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) bağlı Süleymaniye’de ise 3 kişi daha yaşamını yitirdi ve 4 kişi yaralandı.

    Süleymaniye’de hayatını kaybedenler arasında 70 yaşındaki bir adamın üzerine duvar çökmesi sonucu, 24 yaşındaki bir kadın ve bir çocuğun ise sel suyuna kapılarak hayatını kaybettiği bilgisi yer aldı. Bu son kayıplarla birlikte ülke genelindeki toplam can kaybı sayısı 9’a yükseldi.

    Süleymaniye’de Okul ve Dükkan Sular Altında Kaldı

    Süleymaniye’de şiddetli sel anları güvenlik kameralarına yansıdı. Görüntülerde bir okulun ve bir dükkanın hızla sular altında kaldığı anlar saniye saniye görülüyor. Özellikle dükkandaki bir işçinin sel suyuna kapıldığı görülürken, okuldaki öğrencilerin ise hızlı bir şekilde tahliye edildiği kameralara yansıyan detaylar arasında yer aldı.

  • Şaman Taktiğiyle Tarihi Vurgun: “Lanetli Takıları Temizleme” Yalanıyla 11 Milyon Dolarlık Dolandırıcılık

    Şaman Taktiğiyle Tarihi Vurgun: “Lanetli Takıları Temizleme” Yalanıyla 11 Milyon Dolarlık Dolandırıcılık

    Soruşturmayı yürüten yetkililer, Mariana Mijailovic ve kızının kurbanlarını, sevdiklerinin ölümcül hastalıklara yakalanacağı veya korkunç kazalar geçireceği yönünde korkutarak manipüle ettiğini aktardı. Ritüel bahanesiyle mücevherleri ve parayı teslim aldıktan sonra ise dolandırıcıların kurbanlarla tüm iletişimi kestiği belirlendi. Belgeler, ikilinin 10 yıl boyunca en az 19 kişiyi bu yöntemle dolandırdığını gösterdi.

    The Telegraph’ın haberine göre, bir kurban “şeytanlar tarafından ele geçirildiğine” inandığı için 673 bin dolar öderken, başka bir kadın kanserinin iyileşeceği umuduyla 65 bin dolar ödedi ancak daha sonra hayatını kaybetti. Yetkililer, toplam zararın 11 milyon doları aştığını tahmin ediyor.

    Baskın ve Firar: Şaman Lideri Hala Aranıyor

    Polis, yeterli kanıt topladıktan sonra Viyana’daki aile evine baskın düzenledi. Baskında, ailenin lideri Mariana Mijailovic firar ederken; kızı Anna, 48 yaşındaki eşi ve 29 yaşındaki oğlu gözaltına alındı. Güvenlik güçleri tarafından yapılan baskında evde, 25 kilo altın külçesi, çok sayıda saat ve alyans, İsviçre ve ABD banknotları ile 14 araçtan oluşan lüks bir araç filosu bulundu.

    Mahkeme, savcıların ele geçirilen tüm mal varlığının dolandırıcılıkla elde edildiğini kanıtlayamaması nedeniyle ailenin yalnızca yaklaşık 2 milyon doları geri ödemesine hükmetti. Aile avukatları, paranın bir kısmının hediye, miras ve gayrimenkul satışlarından geldiğini savundu.

  • Gazze’da Fırtına Tehlikesi: 795 Bin Filistinli Sel Riski Altında

    Gazze’da Fırtına Tehlikesi: 795 Bin Filistinli Sel Riski Altında

    IOM tarafından yayımlanan yazılı açıklamada, fırtınanın bu hafta başlarında Gazze’ye ulaşmadan önce Yunanistan ve Kıbrıs adasında da şiddetli sel baskınlarına neden olduğuna dikkat çekildi. Fırtına, son üç gündür devam etmekte olup, İsrail’in iki yılı aşkın süredir devam eden saldırılarından kurtulan ve güvensiz çadırlarda barınan binlerce Filistinlinin barınaklarını su altında bırakarak Gazze Şeridi’ndeki insani krizi daha da derinleştiriyor.

    Açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin kaldığı çok sayıda yerleşim yerinde şiddetli yağmurun etkili olmaya başladığı ve orta şiddette yağmurun bile bu hassas koşullarda hızla tehlikeli hale gelebileceği belirtildi. Ateşkes anlaşmasına rağmen, yerinden edilmiş Filistinlilerin, yükselen su seviyelerine karşı çok az koruma sağlanan aşırı kalabalık alanlarda yaşamaya devam ettiği vurgulandı. Gelecek saatlerde yağışların devam etmesinin ve zaten güvensiz barınaklarda yaşayan aileler için koşulların daha da zorlaşmasının öngörüldüğü aktarıldı.

    IOM’den Acil ve Engelsiz Erişim Vurgusu

    IOM Genel Direktörü Amy Pope, Gazze’deki insanların çok uzun zamandır kayıp ve korku içinde yaşadığının altını çizdi. Pope, “Bu fırtına karaya vurduktan sonra, aileler çocuklarını ellerindeki her şeyle korumaya çalışıyor. Bu belirsizlikten daha fazlasını, güvenliği hak ediyorlar. Gazze’ye acil ve engelsiz erişim şart. Böylece bu son derece zor koşullarda hayatta kalmak için ellerinden gelen her şeyi yapanlara malzemeler ulaşabilir,” değerlendirmesinde bulundu.

  • Eurovision’da İsrail Protestosu Büyüyor

    Eurovision’da İsrail Protestosu Büyüyor

    İrlanda Filistin Dayanışma Kampanyasının (IPSC) sosyal medya hesabından yayımlanan videoda, McGettigan protesto kararını açıkladı.

    İrlandalı sanatçı, İsrail’in 2026’daki yarışmaya dahil edilmesi kararını protesto etmek amacıyla ödülünü Avrupa Yayın Birliği’ne (EBU) geri gönderme kararı aldığını bildirdi.

    McGettigan, ödülünü geri göndereceğini açıklayan 2024 Eurovision Şarkı Yarışması galibi İsviçre temsilcisi Nemo’ya destek verdiğini belirtti.

    McGettigan, “Bu nedenle, Nemo’yu desteklemek için ben de ödülümü EBU’ya (Avrupa Yayın Birliği’ne) iade etmek istiyorum. Zaferimiz 1994’te oldu ve ne yazık ki o zaman aldığımız kupayı bulamıyorum ama bulursam ben de ödülümü iade edeceğim” ifadelerini kullandı.

    Dün, 2024 Eurovision şampiyonu Nemo da, İsrail’in yarışmaya katılmasına izin verilmesini protesto etmek amacıyla kazandığı ödülü geri göndereceğini açıklamıştı.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüştü

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüştü

    2025 yılının Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kararıyla “Uluslararası Barış ve Güven Yılı” ilan edilmesi ve Türkmenistan’ın daimi tarafsızlık statüsünün 30. yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen “Uluslararası Barış ve Güven Forumu”na katılmak üzere Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta bulunan Erdoğan, Forum marjındaki temaslarını sürdürüyor.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Forum sonrası konakladığı otelde, Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüştü.

    Görüşmeye, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ile AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Halit Yerebakan da katıldı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşmesinde, Türkiye ile Rusya ikili ilişkileri, Ukrayna-Rusya Savaşı’nda kapsamlı barış çabaları değerlendirildi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’e (Rusya-Ukrayna savaşı) Türkiye’nin barış çabalarına destek vereceğini tekraren ifade etti.

    İletişim Başkanlığından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşmesine ilişkin açıklama

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta düzenlenen “Uluslararası Barış ve Güven Forumu” kapsamında Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşmesine ilişkin açıklama yapıldı.

    Açıklamaya göre görüşmede, Türkiye ile Rusya ikili ilişkileri, Ukrayna-Rusya Savaşı’nda kapsamlı barış çabaları değerlendirilirken Türkiye’nin barış çabalarına destek vereceği tekraren ifade edildi. Ayrıca AB’nin Rus fonlarını dondurması dahil olmak üzere bütün konular detaylı bir şekilde ele alındı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ukrayna-Rusya savaşının adil ve kalıcı bir barışla sonlandırılması için ortaya konan gayretlerin kıymetli olduğunu, her iki taraf için de pratik faydaları bulunan alanlarda ilerleme sağlanabileceğine inandıklarını, öncelikle enerji tesisleri ve limanlara yönelik kısıtlı bir ateşkesin hayata geçirilmesinin faydalı olabileceğini belirtti.

    Erdoğan, savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakere süreçlerini yakından takip ettiklerini, bu çerçevede Türkiye olarak tüm formatlarda görüşmelere ev sahipliği yapabileceklerini belirtti.

    Görüşmede ayrıca Filistin ve Suriye’deki son durum ile Güney Kafkasya’daki barış süreci konuları da ele alındı.

  • New York Times: Türkiye’nin En Büyük Şehri İstanbul’a Büyük ve Yıkıcı Bir Deprem Yaklaşıyor

    New York Times: Türkiye’nin En Büyük Şehri İstanbul’a Büyük ve Yıkıcı Bir Deprem Yaklaşıyor

    New York Times’da yayımlanan analizde, son 20 yılda Marmara Bölgesi’nde yaşanan depremler incelendi. Araştırmalar, İstanbul’da Ana Marmara Fayı üzerinde büyük ve yıkıcı bir depremin olabileceğine dikkat çekiyor.

    İstanbul’da Beklenen Deprem Uyarısı

    ABD merkezli New York Times, İstanbul’da beklenen büyük depremle ilgili yayımladığı analizde Marmara Denizi altındaki Ana Marmara Fayı’na dikkat çekti. Son 20 yılda büyüklüğü giderek artan depremlerin doğuya doğru ilerlediği, bu görüntünün İstanbul’a yönelik risk oluşturduğu vurgulandı.

    Yeni Araştırma ve Fark Edilen Tehlike

    Science dergisinde yayımlanan çalışmada, güçlü depremlerin Ana Marmara Fayı’nın 15 ila 21 kilometre uzunluğundaki kilitli bölümüne doğru ilerlediği belirtildi. Bu bölümde oluşacak kırılmanın 16 milyonluk İstanbul’da 7 veya üzeri büyüklükte bir yıkıma yol açabileceği ifade edildi.

    Tarihsel Depremler ve Fay Hattı Aktivitesi

    Araştırmaya göre, İstanbul’un güneybatısında deniz altındaki fay bölümü yaklaşık 160 yıldır kırılmadı. Son 20 yılda ise 5.1–6.2 büyüklüğünde orta kuvvette depremler meydana geldi. Bu hareketler, büyük bir depremin sinyali olabileceği yönünde yorumlanıyor.

    Bilim İnsanlarının Değerlendirmesi

    University College London’dan sismolog Stephen Hicks, İstanbul’un “nişan alınmış” durumda olduğunu belirtirken, Cornell Üniversitesi’nden Judith Hubbard de deprem göçlerinin tesadüf olabileceğini vurguladı. Ancak NYT analizi, fay üzerinde tehlikeli gerilimin biriktiğini ve büyük, yıkıcı bir depremin olasılığının bulunduğunu öne sürdü.

    Olası Etkiler ve Önlem Çağrısı

    Almanya’daki GFZ Helmholtz Yer Bilimleri Merkezi’nden sismolog Patricia Martínez-Garzón, depremlerin öngörülemez olduğunu vurgulayarak erken tespit ve etkilerin azaltılmasının önemine dikkat çekti. Uzmanlar, İstanbul yakınlarında meydana gelebilecek büyük depremin yakın tarihin en kötü insani felaketlerinden biri olabileceği uyarısında bulundu.

  • 6.7 Büyüklüğünde Deprem: Kıyı Bölgeleri İçin Tsunami Uyarısı Yapıldı

    6.7 Büyüklüğünde Deprem: Kıyı Bölgeleri İçin Tsunami Uyarısı Yapıldı

    Japonya’da yerel saatle 11:44’te yaşanan deprem, Aomori eyaletinin doğu kıyısı açıklarında, 20 km derinlikte kaydedildi. Depremin büyüklüğü 6.7 olarak açıklandı.

    Japonya Meteoroloji Ajansı (JMA), depremin ardından Aomori, Iwate ve Miyagi eyaletleri ile Hokkaido eyaletinin Pasifik kıyılarına yönelik tsunami uyarısı yaptı. Yetkililer, yüksekliği 1  metreyi bulabilecek tsunami dalgalarının oluşabileceği konusunda halkı uyararak kıyı kesimlerinden uzak durulması çağrısında bulundu.

    Yakın Zamanda Yaşanan Büyük Sarsıntı Hatırlatması

    Japonya, yakın zamanda da büyük bir depremle sarsılmıştı. 8 Aralık’ta yine merkez üssü Aomori eyaletinin doğu kıyısı açıkları olan 7.5 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmişti. Yetkililer, o sarsıntının ardından 8 veya üstü büyüklükte bir depremin meydana gelebileceği yönünde hazırlıklı olma uyarısında bulunmuştu.

  • NATO Genel Sekreteri Rutte: Rusya’nın bir sonraki hedefi biziz

    NATO Genel Sekreteri Rutte: Rusya’nın bir sonraki hedefi biziz

    Rutte, Münih Güvenlik Konferansı tarafından Berlin’de Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un moderatörlüğünde düzenlenen panelde konuştu.

    NATO Genel Sekreteri, “Bugün size NATO’nun nered​​​​​​​e durduğunu ve bir savaş başlamadan önce onu durdurmak için ne yapmamız gerektiğini anlatmak için buradayım. Rusya’nın bir sonraki hedefi biziz.” ifadesini kullandı.

    Son bir yılda savunma üretiminin arttığını ancak yine de “tebrik etme zamanı” olmadığını vurgulayan Rutte, “Korkarım ki; çok fazla kişi sessizce kayıtsız kalıyor. Çok fazla kişi aciliyet duygusunu hissetmiyor ve çok fazla kişi zamanın bizim lehimize işlediğine inanıyor. Öyle değil. Harekete geçme zamanı şimdi.” uyarısında bulundu.

    Genel Sekreter, “Savunma harcamaları ve üretimi hızla artmalı. Silahlı kuvvetlerimiz bizi güvende tutmak için ihtiyaç duydukları şeye sahip olmalı. Ukrayna, kendini savunmak için ihtiyaç duyduklarına şimdi sahip olmalı.” değerlendirmesinde bulundu.

    Rusya’nın NATO’ya ve Ukrayna’ya karşı bu yıl “daha da pervasız, umursamaz ve acımasız” hale geldiğine işaret eden Rutte, bu ülkenin ayda 2 bin 900 silahlı insansız hava aracı ürettiğinin tahmin edildiğini dile getirdi.

    Rutte Ukrayna’da barış anlaşmasının Noel’den önce sağlanması ihtimaliyle ilgili soruya “Bunu söylemek zor.” yanıtını verdi.

    ABD öncülüğünde müttefiklerin bunu sağlamak için çok çalıştığına dikkati çeken Rutte, “Ukrayna söz konusu olduğunda, ABD ve Avrupa’nın aynı sayfada buluşacağına inanıyor muyum? Evet, eminim. Bence başarabiliriz. Rusların kabul edeceğinden emin miyim? Bilmiyorum.” diye konuştu.

    Rutte, bunun Rusya için yaklaşan “büyük bir sınav” olduğunun altını çizdi.

    ABD’nin ulusal stratejisi

    Rutte, ABD’nin ulusal stratejisinde yer alan ve çokça yankılanan Avrupa’ya yönelik eleştirilerle ilgili “(Strateji) Aslında Avrupa güvenliğine tam bağlılık, NATO’ya tam bağlılık ve ‘Avrupa-Atlantik bölgesini ancak birlikte hareket ederek savunabileceğimiz’ gerçeğine tam bağlılığı öngörüyor. Tartışabileceğiniz birçok şey var ama bunun özünde yatan şey bu.” yorumunu yaptı.

  • Time 2025 Yılın Kişisini Açıkladı: Yapay Zekânın Mimarları Seçildi

    Time 2025 Yılın Kişisini Açıkladı: Yapay Zekânın Mimarları Seçildi

    Time dergisi, 2025 yılı için Yılın Kişisi seçimini açıkladı. Dergi, bu yılın kişisi olarak yapay zekânın mimarlarını seçerek teknolojinin hızla yükselen etkisine dikkat çekti.

    Time’ın kararında, yapay zekânın hayatın neredeyse tüm alanlarına nüfuz eden dönüştürücü gücünün belirleyici olduğu belirtildi. Dergi, bu seçimin yapay zekânın toplumsal, ekonomik ve kültürel alanlarda oluşturduğu büyük etkiyi görünür kılmayı amaçladığını ifade etti.

    Time, yılın kişisini açıklarken teknoloji dünyasının önde gelen isimlerini iki farklı kapakta öne çıkardı.

    İlk kapak, 1932 tarihli ünlü “Gökdelenin Tepesinde Öğle Yemeği” fotoğrafına bir gönderme niteliğinde hazırlandı. Kapakta şu isimler yer aldı:

    Mark Zuckerberg
    Elon Musk
    Jensen Huang
    Sam Altman
    Demis Hassabis
    Lisa Su
    Dario Amodei
    Fei-Fei Li

    İkinci kapakta ise Time, dışı iskelelerle kaplı ve üzerinde büyük harflerle yapay zekanın İngilizce kısaltması anlamına gelen “AI” yazılı bir yapı içinde aynı teknoloji liderlerini gösterdi.

  • Paraşütçü 4 Bin Metre Yükseklikte Uçağın Kuyruğunda Asılı Kaldı: O Anlar Kamerada

    Paraşütçü 4 Bin Metre Yükseklikte Uçağın Kuyruğunda Asılı Kaldı: O Anlar Kamerada

    Olay, Queensland’a bağlı Cairns kentinin güneyinde bir etkinlik sırasında yaşandı. 16 paraşütçü atlayış için havalanırken, ilk atlayan sporcu Adrian Ferguson’un başına talihsiz bir kaza geldi. Ferguson’un yedek paraşütü, atlayıştan sonra beklenmedik bir şekilde açıldı ve uçağın kanat veya kuyruk kısmına takıldı.

    Sporcu, 4 bin 600 metre (yaklaşık 15 bin fit) yükseklikte uçağa asılı kalarak havada savrulmaya başladı.

    İpleri Keserek Kurtuldu

    Hayatını tehlikeye atan bu durum karşısında soğukkanlılığını koruyan Ferguson, bir süre sonra yedek paraşütün iplerini keserek kendisini uçaktan ayırmayı başardı. Serbest düşüşe geçen paraşütçü, ardından ana paraşütünü açarak güvenli bir şekilde yere inmeyi başardı.

    Korku dolu anlar yaşayan paraşütçünün olaydan hafif yaralanarak kurtulduğu öğrenildi.

  • Eurovision’a İsrail Tepkisi Sürüyor

    Eurovision’a İsrail Tepkisi Sürüyor

    Yarışmanın organizatörü EBU’ya üye ülkeler, Gazze’de yaşananlar nedeniyle eleştirilerin odağında olan İsrail’in etkinliğe katılmasına onay vermişti. Yarışma kurallarında yapılan değişiklikler, İsrail’in katılımı konusunda oylamaya gidilmesini engelledi ve böylece İsrail, Mayıs 2026’da Avusturya’da düzenlenecek yarışmaya katılma hakkını elde etti.

    Çekilme Kararı Alan Ülke Sayısı Artıyor

    EBU Genel Kurulunda, İsrail’in 2026 Eurovision Şarkı Yarışması’na katılımının oylanmasından kaçınılıp yarışmasına izin verilmesinin ardından, İspanya, Hollanda, Slovenya, İrlanda ve Belçika devlet televizyonları kararı protesto ederek daha önce Eurovision’dan çekilme kararı almıştı.

    Son olarak bu ülkelere İzlanda da katıldı. İzlanda kamu yayın kuruluşu RUV, İsrail’in yarışmaya katılımına tepki olarak yarışmayı boykot edeceğini duyurdu.

    Geçen Yılki Tartışmalar ve Yeni Kurallar

    İsrail, geçen yılki yarışmada ikinci olan şarkısını haksız şekilde desteklemekle suçlanmıştı. Bu tür durumların önüne geçmek amacıyla, yeni kurallar, hükümetlerin ve üçüncü tarafların, oy toplamak için şarkıların açıkça tanıtımını yapmasını engelliyor.

  • (Video) Paris’te Nicolas Sarkozy’nin “Bir Mahkumun Günlüğü” Kitabı İçin Uzun İmza Kuyruğu

    (Video) Paris’te Nicolas Sarkozy’nin “Bir Mahkumun Günlüğü” Kitabı İçin Uzun İmza Kuyruğu

    Fransa’nın başkenti Paris’te, eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin “Journal d’un prisonnier” (Bir Mahkumun Günlüğü) adlı kitabı için imza günü düzenlendi. Kitap, Sarkozy’nin Libya davası kapsamında suç örgütü kurmakla mahkûm edildiği dönemi anlatıyor.

    Kitabevinin Önünde Uzun Kuyruk Oluştu

    Sarkozy’nin kitabını imzalatmak isteyen yüzlerce kişi Lamartine Kitabevi önünde uzun bir kuyruk oluşturdu. Etkinlik başlamadan önce Sarkozy, kendisini bekleyen kalabalığı selamladı.

    Yoğun Güvenlik Önlemleri Dikkat Çekti

    Kitabevinin çevresinde geniş güvenlik önlemleri alınırken, etkinlik boyunca polis ekipleri bölgede hazır bulundu. Katılımcılar, Sarkozy ile kısa süreli sohbetler eşliğinde kitaplarını imzalatma fırsatı buldu.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, Resmi Ziyaret İçin Türkmenistan’a Gidiyor

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Resmi Ziyaret İçin Türkmenistan’a Gidiyor

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 11-12 Aralık tarihlerinde Türkmenistan’a resmi bir ziyaret gerçekleştireceğini açıkladı. Ziyaretin, Türkmenistan’ın daimi tarafsızlık statüsünün 30. yıl dönümü ile “Uluslararası Barış ve Güven Yılı” ilan edilmesi nedeniyle düzenlenecek Uluslararası Barış ve Güven Forumu’na katılımı da kapsayacak.

    Türkmenistan’daki Önemli Forum

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Türkmenistan’daki forumda bir konuşma yapacağı bildirildi. Bu forum, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 2025 yılına “Uluslararası Barış ve Güven Yılı” ilan edilmesi münasebetiyle önemli bir etkinlik olacak. Erdoğan, burada barış ve güvenlik meselelerine dair görüşlerini paylaşacak.

    Devlet ve Hükümet Başkanlarıyla Görüşmeler

    Erdoğan’ın, Türkmenistan başta olmak üzere forumu destekleyen diğer ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarıyla da ikili görüşmeler yapması bekleniyor. Ziyaretin, iki ülke arasındaki ilişkilerin pekiştirilmesi ve bölgesel güvenlik konularında iş birliğinin arttırılması açısından önemli bir fırsat yaratacağı ifade ediliyor.

  • Trump: NATO Erdoğan’la Başa Çıkmakta Zorlanıyor, Sorun Olursa Ben Arıyorum

    Trump: NATO Erdoğan’la Başa Çıkmakta Zorlanıyor, Sorun Olursa Ben Arıyorum

    ABD Başkanı Donald Trump, Politico dergisiyle gerçekleştirdiği röportajda, NATO’nun Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaşadığı zorluklara dikkat çekti. Trump, “Erdoğan benim arkadaşım. Ne zaman sorun yaşasalar, onu ben ararım ve hızlıca çözüyoruz” dedi. Trump, Erdoğan’ın güçlü bir lider olduğunu ve başa çıkılmasının bazen zor olduğunu belirtti.

    Trump, Erdoğan ile olan ilişkisini güçlü bir dostluk olarak tanımlayarak, “Erdoğan ve ben, her sorunu hızlıca çözüyoruz. O, çetin bir lider ama çok iyi bir işbirliği yapıyoruz” dedi. ABD Başkanı, Erdoğan’a yıllarca süren davalarla ilgili bazı kişilerin serbest bırakılmasını söylediğini ve Erdoğan’ın bu isteği yerine getirdiğini de açıkladı. Ancak Trump, serbest bırakılan kişilerin kimler olduğuna dair bir açıklama yapmadı.

    NATO ve Türkiye

    Trump, NATO hakkında da önemli açıklamalar yaptı. “NATO için zor olan ülkeler var, ancak Türkiye bunlardan biri değil” diyen Trump, Türkiye’nin NATO üyeliğinin iyi bir şey olduğunu ifade etti. “Bazı ülkeler NATO’da olmamalı mı?” sorusuna ise Trump, “Olmaması gereken ülkeler olduğunu düşünmüyorum” şeklinde yanıt verdi. Erdoğan’ı ve Türkiye’yi savunarak, NATO’nun Türkiye ile olan ilişkisini değerlendirmenin önemli olduğunu vurguladı.

    Üçüncü Dünya Savaşı Uyarısı

    Trump, Ukrayna-Rusya savaşının genişlememesi için kendi başkanlık döneminin kritik bir rol oynadığını belirtti. “Eğer ben başkan olmasaydım, Üçüncü Dünya Savaşı çıkabilirdi,” diyen Trump, Rusya’nın gücünü ve savaşın küresel sonuçlarını dile getirdi. Trump, şu anki durumun daha büyük bir sorun olabileceğine de dikkat çekti.

    Ukrayna Seçimleri ve Avrupa’nın Politikaları

    Trump, Ukrayna’daki savaşın seçimlere engel teşkil etmemesi gerektiğini savundu. “Ukrayna halkının seçim yapma hakkı olmalı,” diyen Trump, Kiev yönetiminin savaşı seçimleri ertelemek için kullandığını iddia etti. Ayrıca, Avrupa’nın göçmen politikasını eleştirerek, Avrupa ülkelerinin zayıf bir tutum sergilediklerini ve ne yapacaklarını bilmediklerini söyledi.

    Avrupa’nın Zayıf Politikaları

    Trump, Avrupa ülkelerinin Ukrayna-Rusya savaşını sona erdirmeyi başaramadığını belirterek, “Avrupa ne yapması gerektiğini bilmiyor” dedi. Avrupa’nın siyasal olarak doğru durmak istediğini ancak bu tutumla başarılı olamayacağını savundu. Trump, Avrupa’nın güçlü bir tutum sergileyemediğini ve bu durumun savaşın uzun sürmesine yol açtığını ifade etti.

  • BM Komiseri Volker Türk’ten Avrupa’da İnsan Hakları Uyarısı: Temel Değerler Geri Kazanılmalı

    BM Komiseri Volker Türk’ten Avrupa’da İnsan Hakları Uyarısı: Temel Değerler Geri Kazanılmalı

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde yaptığı açıklamada, Avrupa’daki insan hakları değerlerinin giderek zayıfladığına dikkat çekti. Türk, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde sivil alanın daraldığını ve bu durumun insan hakları ihlallerine yol açabileceğini belirtti.

    Volker Türk, AB üye ülkelerinin neredeyse yarısında sivil alanın daraldığını vurgulayan Avrupa Hukuk Devleti raporuna atıfta bulunarak, sivil alanın toplumların gelişmesi için çok önemli olduğunu söyledi. Açık ve özgür bir sivil alana ihtiyaç duyulduğunu ifade eden Türk, “Görüşlerimizi ifade edebilmeliyiz. Protesto edebilmeliyiz ve bir araya gelebilmeliyiz,” dedi. Ayrıca, çevre sorunları, iklim değişikliği ve göç gibi önemli konularda sivil alanın kısıtlanmaya çalışıldığını belirtti.

    Dijital Düzenlemeler ve İnsan Hakları

    Volker Türk, dijital düzenlemelere de dikkat çekti. AB’nin Dijital Pazarlar Yasası (DMA) ve Dijital Hizmetler Yasası (DSA) gibi düzenlemelerle dijital alanda önemli bir öncülük yaptığını söyledi. Ancak, Avrupa’da bazı eğilimlerin bu standartları düşürmeyi amaçladığını ifade etti. Türk, AB’nin dijital alandaki öncü rolünün korunması gerektiğini belirterek, “Bu tür düşüşler insan hakları standartlarına zarar verebilir,” uyarısında bulundu.

    Göçmenlere Yönelik Canavarlaştırma Eleştirisi

    Volker Türk, göç politikalarına da değindi. Günümüz dünyasında göçmenlerin ve mültecilerin siyasi düzeyde sıklıkla canavarlaştırıldığını belirten Türk, “Hiçbir grubu canavarlaştırarak işe başlamamalıyız,” diyerek, bu tür söylemlerin toplumlar üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini söyledi. Göçmenlerin insan hakları bağlamında daha adil bir yaklaşım sergilenmesi gerektiğine dikkat çekti.

    İnsan Hakları Gündelik Yaşamın Bir Parçasıdır

    Uluslararası İnsan Hakları Günü’nün 2025 teması “Gündelik İhtiyaçlarımız” olarak belirlendi. Türk, bu temanın insan haklarının somut ve gündelik hayatla bağlantılı bir konu olduğunu vurgulayarak, “Gıda hakkı, su, barınma ve eğitim gibi temel haklar insan haklarıdır,” dedi. Bu hakların herkesin yaşamının bir parçası olduğunu hatırlatarak, insan haklarının evrensel ve vazgeçilmez olduğuna dikkat çekti.

    Volker Türk, insan haklarının temellerine geri dönülmesi ve bu değerlerin korunması gerektiğini söyledi. Avrupa’da ve dünya genelinde, başkalarının hakları için mücadele edilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

  • İşe Erken Gitti, İşsiz Kaldı

    İşe Erken Gitti, İşsiz Kaldı

    Olay, İspanya’da bir ofiste yaşandı. Mesai başlangıç saati 07.30 olan 22 yaşındaki bir çalışan, 2023 yılından bu yana sürekli olarak sabah 06.45 ile 07.00 arasında ofise gelmeye devam etti. İşveren, çalışanların belirtilen saatten önce ofise giriş yapmalarına veya işe başlamalarına izin vermediğini açıkça belirtmişti.

    Genç kadın, sözlü ve yazılı uyarılar almasına rağmen gün ağarmadan ofise gelerek yapacak iş olmadan beklemeyi sürdürdü. İşveren bu durumu, verilen talimatlara açıkça aykırı buldu ve “ısrarla kurallara uymamayı” ciddi bir ihlal olarak değerlendirerek çalışanın işine son verdi.

    Hukuki Süreç ve Deliller

    İşten çıkarılan kadın çalışan, karara itiraz ederek Alicante Sosyal Mahkemesi’ne başvurdu. Ancak mahkeme, işverenin sunduğu delillerin tutarlı olduğunu belirtti. Şirket kayıtlarına göre, çalışan sözlü ve yazılı uyarıların ardından dahi 19 kez daha erken giriş yapmaya çalışmıştı. Hatta bazı günler ofise varmadan şirket uygulamasından giriş yapmayı bile denediği tespit edildi.

    İşveren ayrıca çalışanın, kullanılmayan bir şirket araç aküsünü izinsiz sattığını da iddia etti. Mahkeme bu durumu da “güven ihlali” olarak kabul ederek iş dosyasına yansıdığını belirtti. Mahkeme kararında, sorunun yalnızca “aşırı dakiklik” olmadığını özellikle vurguladı.

    Sosyal Medyada Geniş Yankı

    Olay, sosyal medyada geniş bir tartışmaya yol açtı. Birçok kullanıcı, “İşe erken gelmek nasıl suç olur?” sorusunu dile getirirken, iş hukuku uzmanları, işverenlerin çalışma saatlerini ve işyeri erişim kurallarını kesin olarak belirleme hakkına sahip olduğunu hatırlatarak tartışmaya açıklık getirdi.

  • 16 Yaş Altına Sosyal Medya Yasağı Başladı

    16 Yaş Altına Sosyal Medya Yasağı Başladı

    Avustralya’da 16 yaşından küçüklere sosyal medya kullanımını yasaklayan yasal düzenleme resmen yürürlüğe girdi. Dünyada bir ilk olan bu düzenleme kapsamında, Facebook, Instagram, X, YouTube, Snapchat ve TikTok’un da aralarında bulunduğu 10 popüler sosyal medya platformu, 16 yaşından küçük kullanıcıların mevcut hesaplarını kaldırmaya ve yeni hesap açmalarını engellemeye başladı.

    Ceza ve Genişletme Kararları

    Yasal düzenleme, bu kısıtlamaları ihlal eden platformlara 49,5 milyon Avustralya Dolarına (yaklaşık 33 milyon ABD Doları) kadar para cezası öngörüyor. Hükümet, yasağın listesini, gençlerin alternatiflere yönelmesi durumunda yeni platformları da kapsayacak şekilde genişleteceğini duyurdu. X haricindeki listede yer alan tüm sosyal medya platformları, yeni yasaya uyacaklarını teyit etti.

    Başbakan’dan Gençlere Çağrı

    Yasağın yürürlüğe girmesi öncesinde Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, çocuk ve gençlere bir görüntülü mesaj yayımladı. Albanese, gençleri telefonla vakit geçirmek yerine yeni sporlara başlamaya, müzik enstrümanı çalmaya veya kitap okumaya teşvik etti. Başbakan, “Daha da önemlisi, arkadaşlarınızla ve ailenizle yüz yüze kaliteli zaman geçirin,” diyerek hükümetin bu adımı gençleri desteklemek için attığını vurguladı.

    Yasak Planı ve Kamuoyu Desteği

    16 yaş altındakilere sosyal medyayı yasaklama planları ilk olarak geçtiğimiz yıl Eylül ayında Başbakan Albanese tarafından duyurulmuştu. Bu karar, özellikle sosyal medyada çocuk kullanıcılar arasında yayılan ölümcül meydan okumalar nedeniyle hız kazanmıştı. Yapılan anketler, seçmenlerin üçte ikisinin asgari yaş sınırının 16’ya yükseltilmesini desteklediğini göstermişti. Düzenleme, hem hükümet hem de muhalefet partilerinin desteğiyle Kasım ayı sonunda Parlamentoda kabul görmüştü.

    Tartışmalar ve Uluslararası İlgi

    Sosyal medya şirketleri yasaya karşı çıkmış, Meta tasarının çocukları daha güvenli kılma amacına ulaşamayacağını savunurken, X ise tasarının “meşruiyetini” sorgulamıştı.

    Bu yasak dünya çapında dikkat çekerek, Malezya, Danimarka ve Norveç gibi ülkelerde benzer kısıtlamaların getirilmesine yönelik açıklamaları tetikledi. Avrupa Birliği de benzer kısıtlamaları benimseme kararı aldı. Uygulamanın çocukları koruyup koruyamayacağı veya onları denetim altında olmayan internet bölümlerine itip itmeyeceği tartışılmaya devam ediyor.

  • AB göç kurallarını sertleştiriyor: Türkiye nasıl etkilenecek?

    AB göç kurallarını sertleştiriyor: Türkiye nasıl etkilenecek?

    BBC’den Güven Özalp’in haberine göre, AB içişleri ve adalet bakanları tarafından alınan kararlar Türkiye’den yapılacak sığınma başvurularını da etkileyecek.

    İç politikada aşırı sağın göçü propaganda malzemesi olarak yoğun şekilde kullanması AB ülkelerini mevcut kuralları daha da sıkılaştırmaya itti.

    Bu kararların kural dışı göçün, en üst seviyede olduğu 2015 dönemine kıyasla çok düşük bir seviyede olmasına rağmen alınması dikkat çekiyor.

    AB Dönem Başkanı Danimarka’nın kabul edilmesi için yoğun çaba harcadığı kararlar arasında en dikkat çekenlerden biri, birlik sınırları dışında “geri dönüş merkezleri” kurulmasına olanak sağlayan düzenleme.

    Üçüncü ülkelerde kurulacak bu merkezlere sığınma başvuruları reddedilenler ve AB ülkelerinde kural dışı şekilde kalanlar gönderilecek.

    Bu kişiler ilgili merkezlere gönderildikten sonra, ilgili ülkeyle yapılan anlaşmanın koşullarına bağlı olarak, sınır dışı edilene dek bu merkezlerde tutulabilecek.

    Danimarka Göç Bakanı Rasmus Stoklund, “Avrupa’da sığınma hakkı olmayan kişileri reddedebileceğiz ve böylece onları daha hızlı geri göndermemizi sağlayan mekanizmalar ve prosedürler oluşturabileceğiz” dedi.

    ‘Acımasız ve uygulanamaz’

    Uluslararası Af Örgütü’nden Olivia Sundberg Diez ise AB ülkelerinin geri dönüş merkezlerime ilişkin yaklaşımını acımasız ve uygulanamaz olarak niteliyor.

    Diez’e göre, “insanların hiçbir bağlantılarının olmadığı ve uzun süre gözaltında tutulabilecekleri ülkelere zorla gönderilmeleri uluslararası hukukun koruma hükümlerinin ihlali” anlamına geliyor.

    AB’nin yaklaşımını ABD’deki uygulamalara benzeten Diez şunları söyledi:

    “Uluslararası Af Örgütü, öneriye ilişkin nihai kararını henüz almamış olan Avrupa Parlamentosu’nu, bu yaklaşımdan vazgeçmeye ve insan haklarını, yapılacak müzakerelerin merkezine yerleştirmeye çağırıyor.”

    AB sığınma başvurularının, birlik sınırları dışında işleme alınmasını sağlayacak düzenlemeye de yeşil ışık yaktı.

    Böylelikle sığınma başvuruları AB ülkelerinin anlaşma yapacağı üçüncü ülkelerde oluşturulacak merkezlerde değerlendirilecek.

    AB daha önce de bu doğrultuda adım atmak istediyse de yasal zorluklar bunları frenlemişti.

    Son örnek olarak İtalya, Arnavutluk’la bu yönde bir anlaşma yapmış ancak Avrupa ve İtalyan yargısı olumsuz görüş beyan etmişti.

    Stoklund, “Artık üye ülkelerin üçüncü ülkelerle kabul merkezleri ve diğer çözümler oluşturabilmeleri için yasal çerçeveye sahibiz” dedi.

    Sınır dışı etme kuralları da yenilenecek. Buna göre AB sınırları içinde kalma hakkı bulunmayanların gözaltı süreleri uzatılabilecek.

    Bu kişilere giriş yasağı uygulanabilecek ve evleri aranıp eşyalarına el konulabilecek.

    AB dışındaki bir ülkeden sığınma talep edebilecek konumda olanların birlik ülkelerine başvuruları da hemen reddedilebilecek.

    Stoklund’a göre sığınma başvuruları reddedilen ve AB sınırlarını terk etme emri verilen her dört göçmenden üçü Birlik sınırları içinde kalmaya devam ediyor.

    Mülteci başına 20 bin euro

    Göç konusunda dayanışma havuzu oluşturulması da AB’nin yeni kararlarından.

    Buna göre göç baskısı altında olmayan ülkeler, AB’ye kural dışı girişlerin en yoğun olduğu Kıbrıs, Yunanistan, İspanya ve İtalya’ya havuz aracılığıyla destekte bulunacak.

    Bu destek mültecilerin giriş noktalarından farklı ülkelerde yeniden yerleştirilmesi şeklinde olabilecek.

    Mülteci almak istemeyen ülkeler ise ödeme yapmak durumunda kalacaklar.

    AB tarafından 2026 için belirlenen oranlara göre 21 bin göçmenin yeniden yerleştirilmesi planlandı.

    Finansal destek için belirlenen miktar ise 420 milyon euro.

    Bu da mülteci almak istemeyen ülkelerin reddettikleri mülteci başına 20 bin euro ödeyeceği anlamına geliyor.

    Türkiye güvenli ülkeler listesinde

    AB tarafından oluşturulan güvenli üçüncü ülke uygulamasının kapsamı da genişletildi.

    AB’nin listesinde Bangladeş, Fas, Hindistan, Kolombiya, Kosova, Mısır ve Tunus yer alıyor.

    Bu listede yer almak, bu ülkelerden AB ülkelerine yapılan sığınma başvurularının daha hızlı karara bağlanması sonucunu doğuruyor.

    Başvurulara verilen yanıtların tamamına yakını da olumsuz oluyor.

    Türkiye de AB tarafından güvenli üçüncü ülke olarak görülüyor.

    Bunun nedeni ise AB’ye aday olan ülkelerin otomatik olarak güvenli ülke olarak kabul ediliyor olması.

    AB adayı bir ülkenin güvenli olarak değerlendirilmemesi ancak üç koşulda mümkün.

    Ülkede uluslararası veya iç silahlı çatışma durumu olması, temel hak ve özgürlükleri etkileyen kısıtlayıcı önlemlerin alınmış olması ya da AB ülkelerinin, aday ülkeden gelen başvuru sahiplerine ilişkin olumlu kararlarının oranının %20’den fazla olması.

    Avrupa Birliği Sığınma Ajansı’nın (EUAA) 2024 verilerine göre Türkiye’den yapılan sığınma başvurularının kabul oranı %17’ydi.

    Türkiye’nin güvenli üçüncü ülke olarak kabul edilmesi, AB ülkelerine yapılan sığınma başvurularının istisnai durumlar dışında kabul edilme olasılığının düşük olduğu anlamına geliyor.

    AB Göç Komiseri Magnus Brunner, alınan kararların mevcut düzenlemelerin eksik parçalarını tamamladığı ve göç ve iltica politikasında bir dönüm noktası olduğu görüşünde.

    Kararların yürürlüğe sokulabilmesi için Avrupa Parlamentosu’nun da onayı gerekiyor.

  • “Korkunun esiri olsaydık, şimdi yanı başımızda bir kan gölü vardı”

    “Korkunun esiri olsaydık, şimdi yanı başımızda bir kan gölü vardı”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde “İnsanlık İçin Güçlü Türkiye” programına katıldı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

    Aziz milletim, İnsan Hakları Başkanlığımızın kıymetli mensupları, kıymetli yol ve dava arkadaşlarım, saygıdeğer misafirler, sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyor; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 77’nci yılı münasebetiyle düzenlenen bu anlamlı programda siz kardeşlerimle bir araya gelmekten büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.

    İnsanlık için Güçlü Türkiye programının ülkemiz, milletimiz, gönül ve kültür coğrafyamız ile tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu güzel programı tertipleyen AK Parti İnsan Hakları Başkanlığımızı tebrik ediyor, icrasında emeği geçen her bir kardeşime şükranlarımı sunuyorum. Katılımlarınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

    “Gazzeli kardeşlerimizi, Sudanlı kardeşlerimizi selamlıyorum”

    İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edilişinin 77. yıl dönümü olan 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nüzü şimdiden tebrik ediyorum. Bölgemizle birlikte tüm dünyada insan hak ve onurunun savunuculuğunu misyon edinmiş bir siyasi partinin genel başkanı, asırlarca adaletin sancaktarlığını yapmış necip bir milletin cumhurbaşkanı olarak buradan kalbi bizimle atan tüm mazlum ve mağdurlara dayanışma mesajlarımı gönderiyor, hepsini hürmetle selamlıyorum. Gazzeli kardeşlerimizi, Sudanlı kardeşlerimizi selamlıyorum. Afrika’dan Asya’ya, bizden uzakta olsalar da acılarını acımız bildiğimiz tüm mazlumları yürekten selamlıyorum.

    Bilhassa savaşların, çatışmaların, yokluk ve yoksulluğun bütün yükünü minik omuzlarında taşımak zorunda kalan masum çocukları ve onların cefakâr annelerini, babalarını kalpten selamlıyorum. Elbette Filistinli kardeşlerimi, Filistin halkının onurlu, gururlu, kararlı, izzetli mücadelesini bugün bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Kendilerine bir kere daha sabır temenni ediyor, Türkiye ve Türk milleti olarak her zaman yanlarında olacağımızı bilvesile tekrar ifade ediyorum.

    “Tek parti faşizmi, beyannamenin altını oymuştur”

    İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi bundan tam 77 sene önce, 10 Aralık 1948’de büyük bir teveccühle kabul edildi. 30 maddeden oluşan bu beyanname, iki yıkıcı dünya savaşı sonrasında yeni bir düzen inşa etmeye çalışan insanlık için umut kaynağı oldu. Beyannamenin ilk üç maddesini burada sizlere aktarmak isterim. Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler. Birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar. Herkes ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir ayrım gözetmeksizin bu bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.

    Her bir satırı dikkatle okunması, içselleştirilmesi ve uygulanması gereken bu tarihi beyanname, yaklaşık altı ay sonra meclisimizde kabul edilerek kaderin bir cilvesi olarak 27 Mayıs 1949’da yürürlüğe girmiştir. Beyannamede kayıtlı hususların özellikle vesayet dönemlerinde ne kadar tatbik edildiği, üzerinde ayrıca durulması gereken bir meseledir. Millete ve milletin değerlerine yönelik husumeti herkesçe bilinen tek parti faşizmi, ilk günden itibaren beyannamenin altını oymuştur. Kimi zaman bürokratik oligarşi, kimi zaman antidemokratik güç odakları olarak kendini deşifre eden bu zihniyet, milletin hafızasında derin yaralar açmış, demokrasimize telafisi uzun yıllar alan zararlar vermiştir.

    “Doğruları konuşmaktan çekinmeyeceğiz”

    27 Mayıs’tan 28 Şubat’a kadar her 10 yılda bir tekrarlanan müdahalelerin arkasında bu zihniyetin silueti vardır. Yassıada faciasını, 12 Mart sonrası olanları, 12 Eylül’de adeta işkence kampına dönüşen Mamak’taki C5’leri, Diyarbakır cezaevlerini, beyaz torosları anlatmaya gerek yok. 2002’den bu yana mesaimizin mühim bir kısmını bu ihlallerin bıraktığı tortuları temizlemeye, travmaları iyileştirmeye harcadık.

    Burada saymaya kalksak saatlerimizi alacak ve adına “sessiz devrim” dediğimiz reformlarla hamdolsun bu yolda önemli mesafeler aldık. Ancak insan hakları cellatlarının ülkemize, milletimize, demokrasimize ve sosyal barışımıza çıkardığı faturaları halen ödüyoruz. Bunların bir kısmını son grup toplantımızda ifade ettim. Orada dile getirmediklerimizi ise başta mağdurlar olmak üzere milletimizin farklı kesimleri çok çok iyi biliyor. Onları da muhataplarının yüzlerine çarpmaya devam edeceğiz. Beyefendiler sabıkalı geçmişleriyle hesaplaşmak yerine işi dedeye, ataya götürseler de biz doğruları konuşmaktan çekinmeyeceğiz.

    “Her köşeye sıkıştığında topu taca atıyor”

    Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim. CHP Genel Başkanı, her köşeye sıkıştığında hep şunu yapıyor: Ya topu taca atıyor ya saldırganlaşıyor ya saçmalıyor.

    Yine aynısını yapmış. Haddini de aşarak Sarıkamış’ta şehit düşen rahmetli dedemin bir asır önce nerede olduğunu sormuş. Gençlik kollarımızda bu siyaset acemisine hak ettiği cevabı vermiş. İstanbul halkının kaynaklarını yağmalayan suç örgütüne posta güvercinliği yapmayı marifet zanneden bu şahıs için daha fazla nefes harcamayı israf görüyor, Allah’tan kendisine akıl ve izan vermesini niyaz ediyorum.

    Tek parti zihniyetinin yanlış uygulamaları bir tarafa bırakılıp milletimizin tarihine, kültürüne ve inanç değerlerine bakıldığında, beyannamede kayıtlı hakların bize hiç de yabancı olmadığı görülecektir. Her şeyden evvel, eşref-i mahlukat olan insana saygı göstermek, insan onurunu korumak, onun yaratılıştan gelen haklarının kullanılmasını temin etmek, bizim için medeniyetimizden tevarüs ettiğimiz ulvi değerlerdir.

    Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm), 1400 yıl önce Veda Hutbesi’nde tüm insanlığa şöyle seslenmişti: “Ey insanlar! Biliniz ki Rabbiniz birdir. Atanız da birdir. Bütün insanlar Adem’den gelmiş, Adem de topraktan yaratılmıştır. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a, beyazın siyaha, siyahın da beyaza hiçbir üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük ancak takva iledir. Biliniz ki bu şehriniz Mekke, bu gününüz arefe ve bu ayınız Zilhicce nasıl mukaddes ve dokunulmaz ise, mallarınız ve canlarınız da aynı şekilde dokunulmazdır. Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Sözümü iyi dinleyin ve belleyin.”

    Bu emir ve tavsiyeler, asırlar boyunca siyasi, sosyal, beşeri hayatında milletimize rehberlik etmiştir. Ahmet Yesevi’den Yunus Emre’ye, Hazreti Mevlana’dan Hacı Bektaş Veli’ye kadar bu toprakları muhabbetle yoğuran nice gönül sultanımız, aynı şekilde öğütleriyle milletimizin tasavvurunu şekillendirmiştir.

    Hazreti Mevlana’nın hikmet pınarından süzülen şu sözleri burada sizlere ve aziz milletimize hatırlatmak istiyorum. Bakınız, o büyük gönül mimarı bundan yedi buçuk asır önce ne demişti:

    “Biz bu dünyada güneş gibiyiz. Herkese can vermeye, tüm insanlar alemine faydalı olmaya gelmişiz. Kalpleri kırılmış, gamlara düşmüş kişilere dost olmaya, onların gamlarını, kederlerini paylaşmaya gelmişiz. Hor görülenleri, toprağa düşenleri, ayaklar altında ezilenleri gül bahçesine getirelim, onlara neşeler bahşedelim diye bu dünyaya gelmişiz.”

    Divan edebiyatının son büyük şairlerinden Şeyh Galip de Hazreti Mevlana’dan yüzyıllar sonra şu mısralarla seslenmişti: “Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen / Merdûm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.”

    “İnsan, yaradılışı itibarıyla hürmete layıktır”

    Değerli kardeşlerim, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden yüzyıllar önce ortaya konan bu prensipler, bizim nasıl bir müktesebata sahip olduğumuzu göstermektedir. Şurası bir gerçek ki, bizler alem-i suğra olarak gören, alemin özü, yaratılmışların gözbebeği olarak gören bir medeniyetin mensuplarıyız. İnancımızda nasıl ilk insan alemin özüyse, bugüne kadar dünyaya gelen her insan nasıl alemin özüyse, aynı şekilde kıyamete kadar son insan da alemin özü olarak kıymetlidir, yaratılışı itibarıyla hürmete layıktır. İnsan merkezli bu değerler sistemimiz, bırakın insanın insana haksızlık etmesini, insanın yaratılan her varlığın, tabiatta her canlının hakkını gözetmesini emreden bir dünya görüşü inşa etmiştir.

    Şuraya özellikle dikkatinizi çekiyorum: Hayvanlar için hastaneler, bakım ve barım yerleri, sebillere sülükler inşa eden ecdadın ihtimam gösterdiği canlılardan biri de kuşlar olmuştur. Camilerimizin duvarlarını süsleyen kuş sarayları bunun en güzel timsalidir. 16’ncı yüzyılda İstanbul’da görev yapan batılı bir sefir, bakın hayranlığını nasıl ifade ediyordu: “Türkiye’de her şey insanileşmiş, her katı yumuşamış, hayvanlar bile.” Evet, insanı aşıp tüm canlılara hak penceresinden bakan eşsiz bir şefkat, merhamet, saygı ve hoşgörüye dayanan bir tasavvurdan bahsediyoruz. Farklı inançlara hoşgörü noktasında şu söz oldukça anlamlıdır: “Vistül’de Türk atları sulandıkça Lehler rahat eder.”

    “Tarihimizin hiçbir döneminde çiğ süt içmedik, şükür karnımız da ağrımıyor”

    Tarih ve kültürümüzün her sayfasında bizim insana bakışımızı anlatan bunlar gibi sayısız örnek, anekdot, deyiş, ibretlik hadise ile karşılaşıyoruz. Bunun için köklerimize vurgu yaparken partimizin de hükümetimizin de idare anlayışımızın da pusulası olan Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” tavsiyesini sık sık hatırlatıyorum. Bu hatırlatmanın arka planında işte böyle bir tecrübe, böyle bir birikim ve insana değer veren yüksek bir şuur bulunuyor. Yani bizim ne tarihimizde ne de kültür ve medeniyet kodlarımızda insan hakları konusunda mahcubiyet duyacağımız hiçbir leke yoktur. Tam tersine, bugün bize hak ve özgürlük dersi verenlerin hepsinden daha temiz bir sicile, daha kuşatıcı bir zihniyete sahibiz. Bunun altını bugün bir kez daha çizmekte fayda görüyorum. Tarihimizin hiçbir döneminde çiğ süt içmedik, şükür karnımız da ağrımıyor.

    “Mazlumun yanında, zalimin karşısında dimdik duruyoruz”

    Başkaları gibi önümüze ne konulur diye düşünmüyor, nerede bir zulüm varsa mazlumun yanında, zalimin karşısında dimdik duruyoruz. Hakkı, adaleti, barışı, insanlık onurunu sadece bölgemizde değil, tüm dünyada cesaretle savunuyoruz. Gururla söylemek isterim ki, Türkiye denilince akla sınırlarını korumakla kalmayıp artık barışı kuran ve diplomasiyi de şekillendiren bir ülke geliyor.

    Düzen inşa edici bir devlet olarak Türkiye’nin varlığı, başta dost ve kardeş ülkeler olmak üzere Ortadoğu’dan Kafkasya’ya, Afrika’dan Güney Asya’ya kadar birçok bölgede yüz milyonlara güven aşılıyor. Tıpkı yüzyıllar önce, az önce söylediğim gibi Vistül’de sulanan Türk atları gibi, bugün de ay yıldızlı al bayrağımız dünyanın dört bir yanında nazlı nazlı dalgalandıkça dost, soydaş ve kardeşlerimiz kendilerini daha bir emniyette hissediyor.

    “Türkiye’nin vicdanlı duruşu, tek başına bir insan hakları dersidir”

    Kardeşlerim, biz de Gazze’den Suriye’ye, Rusya-Ukrayna savaşından Doğu Afrika’daki gerilimlere birçok kriz bölgesinde “İnsanlık İçin Güçlü Türkiye” şiarıyla üzerimize düşenleri layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Türkiye’nin Suriye ve Gazze’de yaşananlar karşısındaki vicdanlı duruşu, tek başına bir insan hakları dersidir. İnsan hakları destanıdır. Her iki meselede de ilk günden itibaren tavrımızı çok net ortaya koyduk. Baskılara, tehditlere, farklı sebeplerle zalimlerin yanında hizalanan insanlık fukaralarına prim vermedik. Elimizle, dilimizle, kalbimizle zulmü durdurmanın çabası içinde olduk.

    “Şehitlerimizin metanet abidesi ailelerine hürmetlerimi takdim ediyorum”

    Dün biliyorsunuz Suriye Devrimi’nin birinci yıl dönümüydü. Suriye halkının 8 Aralık Hürriyet Günü’ydü. Devrimin birinci yılında bir kez daha her türlü zulme, zorbalığa, vahşete, insanı insanlığından utandıran işkenceye rağmen 13 buçuk yıl boyunca zalime direnen kardeş Suriye halkını ülkem ve milletim adına tebrik ediyorum.

    Esad rejiminin ve terör örgütlerinin alçak saldırılarında can veren Suriyeli kardeşlerimizi rahmetle yâd ediyorum. Devletimizin güvenliğini, aziz milletimizin huzurunu temin etmek amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz sınır ötesi operasyonlarda şehit düşen kahramanlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, Rabbim ruhlarını şad, mekânlarını cennet eylesin diyorum. Şehitlerimizin metanet abidesi ailelerine hürmetlerimi takdim ediyorum. Bugün milletçe terörsüz Türkiye hedefinden, terörsüz bölge idealinden bahsedebiliyorsak bu, en başta kahraman şehitlerimizin sayesindedir.

    Şimdi bakınız değerli kardeşlerim, Rabbimiz Yasin Suresi’nde şöyle buyuruyor: “Kün feyekün.” Yani “Ol der ve oluverir.” Rabbimizin müjdesi Suriye’de de tecelli etmiş, 60 yıllık dikta rejimi sadece 7-8 gün içinde yerle yeksan olmuş, kendi halkını acımasızca katleden diktatör korkakça kaçmış, mazlumların sabrı, mücadelesi ve kıyamı zaferle neticelenmiş, Suriyeli kardeşlerimiz uğrunda yüz binlerce şehit verdikleri hürriyetlerine hamdolsun sonunda kavuşmuşlardır.

    Suriye halkının son bir yılda onca zorluğa, sıkıntıya, Esad diktatörünün bıraktığı enkaza rağmen hayata dört elle sarıldıklarını, ülkelerini yeniden ayağa kaldırma mücadelesi verdiklerini memnuniyetle görüyoruz. Ve Başkan Şara, işte Emevi Camii’nde, herhalde televizyonlardan izlediniz hem sabah namazını kıldırıyor hem de orada verdiği hutbeyle Suriye’nin geleceğine yönelik müjdesini irat ediyordu. Rabbim en yakın zamanda inşallah Şara’ya ve Suriye halkına bu müjdeye kavuşmayı nasip etsin.

    “Suriye’nin inşa, ihya ve toparlanma çabalarını destekliyoruz”

    Türkiye ve Türk milleti olarak Suriye’nin ve Suriyeli kardeşlerimizin inşa, ihya ve toparlanma çabalarını tüm imkanlarımızla destekliyoruz. Şunu gönül huzuruyla ifade etmek istiyorum: Suriye devrimi son bir yılda en zoru inşallah geride bırakmıştır. İnanıyorum ki önce Yüce Allah’ın yardımıyla, sonra da Suriye yönetiminin basiretli, dirayetli, kuşatıcı, kucaklayıcı ve adaletli politikalarıyla bir daha eski kötü günlere dönüş olmayacaktır.

    “Yeni dönemde de kardeşlerimizi yalnız bırakmayacağız”

    Bilhassa 10 Mart mutabakatının altında imzası olanlar tarafından ahde vefa ilkesi gereğince hayata geçirilmesi önemli bir düğümü çözecektir. Mutabakatın suhuletle uygulanması; istikrarsız, bölünmüş ve güçsüz Suriye’ye yatırım yapan şer odaklarının hesaplarını altüst edecektir. Böylece Suriye, toprak bütünlüğünü haiz, müreffeh, muzaffer ve bölgesinin muteber bir ülkesi olarak istikbale yürüyecektir.

    Biz de nasıl Suriye’den gelen mazlumlara Ensar ruhuyla sahip çıktıysak, nasıl Suriye’nin kuzeyinde mazlumlar için güvenli alanlar inşa ettiysek, nasıl 13 buçuk yıl boyunca bir yandan uluslararası baskılara, diğer yandan içeride Türkiye’nin her köşesini “Suriyelileri göndereceğiz” afişleriyle donatan beşinci kol aparatlarına karşı sabırla direndiysek, yeni dönemde de kardeşlerimizi yalnız bırakmayacağız. Bu ana muhalefet öyle demiyor muydu? “Biz Suriyelileri geldikleri yere göndereceğiz.” demiyorlar mıydı? Onlar bunu söylerken bu kardeşiniz ne diyordu? Asla gönderemezsiniz, gönderemeyeceksiniz diyorduk. Ve biz savaşta onlara sırtımızı dönmedik. Barışta da daima yanlarında olacağız. Türkler, Araplar, Kürtler, Türkmenler, Sünniler, Nusayriler omuz omuza verecek, Suriye’yi birlikte ayağa kaldıracak, birlikte imar ve inşa edeceğiz.

    “Korkunun esiri olsaydık, şimdi yanı başımızda bir kan gölü vardı”

    Bunu da korkarak, birbirimizden şüphe ederek, hele hele kavga ederek değil; birbirimize güvenerek, inanarak, dayanışmayla gerçekleştireceğiz. Bunu özellikle şunun için söylüyorum: Bakın değerli kardeşlerim, eğer biz korkaklara kulak verseydik, korkunun esiri olsaydık, şimdi yanı başımızda bir kan gölü vardı. Hatırlayın, devrimden önce bize neler söylediler? “Ortadoğu bataklığına girmeyin.” dediler. Kim? CHP’nin başındakiler. “Size ne Suriye’den?” dediler. “Akan kana sırtınızı dönün.” dediler. Buradan tur düzenlediler. Gittiler, Esad’ın elini sıktılar, sırtını sıvazladılar. En son ana kadar Baas diktatörlüğünün muhipliğini yaptılar. Eğer biz bu vizyonsuz ve vicdansızlara kulak assaydık, bugün çok ciddi güvenlik tehditleriyle yüzleşiyor olurduk. Ama biz kendimize inandık, Allah’a inandık, güvendik, cesaretle hareket ettik ve tuzakları, kumpasları, oyunları bozduk. Sabrettik. Allah’ın lütfuyla zafere de şahitlik ettik.

    “Aynı dili konuştuğumuz kardeş bir devlet, küllerinden yeniden doğuyor”

    İşte sizler de görüyorsunuz, şimdi yeni bir Suriye kuruluyor. Şam’ın, Halep’in, Hama’nın, Humus’un caddelerinde Türkiye’de yaşamış, Türkiye’de doğmuş gençler cıvıl cıvıl Türkçe konuşuyor. 13 buçuk yıllık hasretin ardından evlerine dönen kardeşlerimiz bizim için dualar ediyor. “Allah Türkiye’den ve Türk milletinden razı olsun.” diyor.

    Hemen yanı başımızda, tıpkı Azerbaycan gibi, tıpkı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi, aynı dili konuştuğumuz kardeş bir devlet, küllerinden yeniden doğuyor. Milletçe bizler de alnımız ak, başımız dik, bu şekilde bu muhteşem dirilişe, yeniden doğuşa sevinç gözyaşlarıyla tanıklık ediyor, kardeşlik ve komşuluk sınavından başarıyla çıkmanın haklı kıvancını yaşıyoruz. Rabbimizin daha nice müjdelerine nail olacağımıza yürekten inanıyoruz. Bir defa bizim şuna inancımız tam. Kardeşler, zulüm ile abad olanın akıbeti berbat olur.

    “Şimdi sıra inşallah Filistin’de”

    Bunu elhamdülillah Suriye’de bizzat gördük. Şimdi sıra inşallah Filistin’de. Filistin’de de mazlumların sabrı zaferle taçlanacak, oraya da özgürlük ve barış gelecek, 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan egemen bir Filistin devleti muhakkak Allah’ın izniyle kurulacak. Yıllardır büyük acılar çekmiş, tarifsiz işkencelerden geçmiş, yakınlarını, çocuklarını kaybetmiş, evleri yıkılmış, hayatları ve toprakları çalınmış Filistin halkı, kendi öz yurtlarında emniyet içinde yaşayacak. Bunun önünü hiçbir kirli, kanlı ve sinsi plan kesemeyecek. Herkesin bir planı varsa, elbette Kadir-i Mutlak olan Allah’ın da bir planı var. Kendilerini dev aynasında gören katliam şebekelerinin her senaryosunun, her oyununun, her tuzağının üzerinde Rabbimizin bir takdiri var.

    Umudumuzu asla kesmedik ve kesmeyeceğiz. Filistin’de de zafer marşlarını aynen Suriye’de olduğu gibi hep birlikte terennüm edeceğiz. Sabrın, azmin, umudun ve mücadelenin karanlıkları boğduğuna inşallah hep beraber bir kez daha şahitlik edeceğiz.

    “Sözümüzü mutlaka tutacağız”

    Sizlere veda etmeden önce şunu da söylemek isterim: Katliamların en kesif günlerinde Suriyeli kardeşlerimize bir söz vermiştik. Allah’ın izniyle uzak olmayan bir tarihte o sözümüzü mutlaka tutacağız.

    Rabbim bizleri, Suriyeli kardeşlerimizi, Filistin halkını ve dünyadaki tüm mazlum ve mağdurları umduklarımıza nail eylesin diyorum. Bu düşüncelerle İnsanlık İçin Güçlü Türkiye programının tekrar hayırlara vesile olmasını diliyorum. Programın düzenlenmesinde emeği geçen kardeşlerimi tebrik ediyorum. Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.

  • Tayland ve Kamboçya Arasında Çatışmalar Yayılıyor: Can Kaybı 10’a Yükseldi

    Tayland ve Kamboçya Arasında Çatışmalar Yayılıyor: Can Kaybı 10’a Yükseldi

    Ateşkese Rağmen Çatışmalar Yeniden Alevlendi

    Tayland ile Kamboçya arasında temmuz ayında imzalanan ateşkese rağmen başlayan çatışmalar, sınır hattı boyunca yayılarak bölgeyi yeniden gerilim hattına dönüştürdü. Kamboçya basınında yer alan bilgilere göre Tayland askerlerinin sivil yerleşim bölgelerini hedef aldığı öne sürüldü. Son iki günde düzenlenen saldırılarda 7 sivilin hayatını kaybettiği, 20 kişinin yaralandığı bildirildi.

    Tayland Tarafında Askeri Kayıplar Arttı


    Tayland basını, gece boyu süren çatışmalarda 2 askerinin öldüğünü ve 1 askerin yaralandığını açıkladı. Önceki gün yaşanan başka bir ölümle Tayland tarafındaki asker kaybı 3’e yükseldi. Böylece toplam can kaybı 10’a ulaştı.

    Tahliyeler Başladı, Hastaneler Boşaltıldı

    Çatışmaların yoğunlaştığı Tayland’ın Ubon Ratchathani eyaletinde güvenlik riski nedeniyle bazı hastanelerin boşaltıldığı açıklandı. Sınır köylerinden binlerce kişinin tahliye edildiği, çok sayıda kişinin geceyi geçici sığınaklarda geçirmek zorunda kaldığı aktarıldı.

    Taraflar Suçlamalarda Bulunuyor

    Her iki ülke de çatışmaları başlatan tarafın karşı taraf olduğunu iddia ediyor. Tayland Ordu Sözcüsü Winthai Suvaree, Kamboçya’nın askeri ve sivil bölgelere ateş açtığını, buna karşılık hava saldırıları düzenlediklerini söyledi. Kamboçya Savunma Bakanlığı ise Tayland’ın F-16’larla hava saldırısı başlattığını, kendilerinin karşılık vermediğini savundu.

    Yeni Çatışmalar Önceki Gerilimlerin Devamı

    Kamboçya Enformasyon Bakanı Neth Pheaktra, çatışmalarda 4 Kamboçyalı sivilin öldüğünü ve 9 kişinin yaralandığını açıkladı. Bu son olaylar, temmuz ayındaki çatışmalardan bu yana yaşanan en ciddi gerilim olarak değerlendiriliyor. Temmuz ayında yaşanan çatışmalarda 32 kişi hayatını kaybetmişti.

    Liderlerden Gerginliği Azaltma Çağrısı

    Kamboçya Başbakanı Hun Manet, halkı ve ülke egemenliğini korumak için çalıştıklarını belirterek birlik çağrısında bulundu. Tayland Başbakanı Anutin Charnvirakul ise ülkesinin şiddet istemediğini ancak egemenlik ihlallerine izin vermeyeceklerini söyledi.

    Uzun Süreli Sınır Anlaşmazlığı

    Tayland ve Kamboçya, 817 kilometrelik sınır boyunca uzun yıllardır toprak anlaşmazlığı yaşıyor. Daha önce de çatışmaların yaşandığı bölgede iki ülke zaman zaman barış anlaşmaları imzalasa da gerginlik tamamen sona ermiş değil.

  • AB bilim insanları; 2025 dünyanın kayıtlardaki en sıcak ikinci veya üçüncü yılı olacak

    AB bilim insanları; 2025 dünyanın kayıtlardaki en sıcak ikinci veya üçüncü yılı olacak

    Bu tahminler, hükümetlerin sera gazı emisyonlarını azaltacak güçlü önlemler üzerinde anlaşamadığı COP30 iklim zirvesinin ardından geldi. Zirvede ABD’nin çabalarını geri çekmesi ve bazı ülkelerin CO2 azaltma hedeflerini zayıflatmaya çalışması jeopolitik gerilimi artırmıştı.

    1,5 Derecelik Eşik İlk Defa Üç Yıl Üst Üste Aşılıyor

    C3S’nin aylık bültenine göre 2025, küresel sıcaklıkların sanayi öncesi dönem olan 1850-1900 ortalamasına kıyasla 1,5 santigrat dereceyi aşan üç yıllık ilk dönemin tamamlanmasını sağlayabilir. C3S İklim Strateji Lideri Samantha Burgess, bu durumun iklim değişikliğinin hızla arttığını gösterdiğini ifade etti.

    Aşırı Hava Olayları Dünyayı Etkilemeye Devam Ediyor

    Bu yıl aşırı hava olayları dünya genelinde ciddi etkilere neden oldu. Filipinler’de Kalmaegi Tayfunu 200’den fazla kişinin ölümüne yol açtı. İspanya ise bilim insanlarının iklim değişikliğiyle bağlantılı olduğunu doğruladığı koşullar nedeniyle son 30 yılın en kötü orman yangınlarını yaşadı.

    Küresel Isınmada Belirgin Artış Eğilimi

    Geçtiğimiz yıl, gezegenin kayıtlara geçen en sıcak yılı oldu. Bilim insanları, doğal dalgalanmalara rağmen sıcaklıklarda uzun vadeli bir artış eğilimi bulunduğunu ve bunun temel sebebinin fosil yakıtların yakılması sonucu oluşan sera gazları olduğunu vurguluyor. Dünya Meteoroloji Örgütü de son 10 yılın kayıtlardaki en sıcak 10 yıl olduğunu açıkladı.

    Paris Anlaşması İçin Kritik Eşik Tehlikede

    1,5 santigrat derece limiti, Paris İklim Anlaşması’nın en önemli hedeflerinden biri olarak kabul ediliyor. Dünya henüz bu eşiği uzun dönemli ortalama olarak aşmadı; ancak Birleşmiş Milletler, bu hedefin artık gerçekçi biçimde tutturulamayacağını belirterek ülkeleri çok daha hızlı emisyon azaltımına çağırdı.

    Tarihsel Kayıtlarla Doğrulanan Veriler

    C3S kayıtları 1940 yılına kadar uzanıyor ve 1850’den itibaren tutulan küresel sıcaklık kayıtlarıyla karşılaştırmalı olarak doğrulanıyor.

  • Suriye Devriminin Birinci Yılında Yeni Ordu’dan Tarihi Gövde Gösterisi

    Suriye Devriminin Birinci Yılında Yeni Ordu’dan Tarihi Gövde Gösterisi

    Suriye’de Hafız Esad’ın 1971’deki darbesiyle başlayıp oğlu Beşar Esad’ın yönetimiyle devam eden 50 yılı aşkın kanlı diktatörlük dönemi, 14 yıl süren savaşın ardından sona ermişti. Muhaliflerin 8 Aralık 2024 tarihinde Şam’a girmesiyle Beşar Esad liderliğindeki Baas rejiminin çöküşü yaşanmış ve Suriye devrimi gerçekleşmişti. Bu tarihi olayın üzerinden tam bir yıl geçti. Suriye halkı, devrimin ilk yıl dönümünü sokaklarda büyük bir sevinçle kutluyor.

    Ahmed eş-Şara Halkla Buluştu

    Zaferin birinci yıl dönümünü kutlayan Suriyeliler, sabahın erken saatlerinde başkent Şam’daki Emevi Camii’ne akın etti. Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara da Emevi Camii’ne gelerek Şam halkı ile bir araya geldi. Devrimin ardından Suriye direnişini yönettiği askeri kıyafetini ilk kez giyen eş-Şara, halk tarafından coşkuyla karşılandı. Töreni ayrıca Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, çok sayıda bakan ve askeri komutan da izledi.

    Yeni Ordu’dan Görkemli Geçit Töreni

    Kutlamalar, özgürlüğün kutlandığı Şam’da yeni ordunun geniş katılımıyla düzenlenen askeri geçit töreni ile devam etti ve bir gövde gösterisine dönüştü. Tören, paraşüt gösterisiyle başladı. Özel kuvvetler, keskin nişancılar, mayın temizleme timleri gibi ordunun birçok birimi, tanklar ve askeri birliklerin yeni teçhizatları ile geçiş yaptı.

    Şehitleri Anma ve Sloganlar

    Kalabalıklar tarafından coşkuyla izlenen askeri geçit töreni, bölgede sürekli uçuş yapan helikopterler eşliğinde Emevi Meydanı’na, oradan da Gümrük Meydanı’na kadar devam etti. Helikopterler, şehitleri anarak çok sayıda broşürü havadan bıraktı. Geçit töreni, helikopterlerden indirilen birliklerin Şam çevresindeki binalara inişiyle son buldu. Suriye bayraklarıyla töreni izleyen binlerce Suriyeli, sloganlar atarak zaferi kutladı.

  • Su Kriziyle Mücadelede Yeni Hamle: Yağışı Tetiklemek İçin İHA’larla Bulut Tohumlanıyor

    Su Kriziyle Mücadelede Yeni Hamle: Yağışı Tetiklemek İçin İHA’larla Bulut Tohumlanıyor

    İran Enerji Bakanı Abbas Aliabadi, Meclis’te yaptığı konuşmada, kuraklıkla mücadele kapsamında yürütülen bulut tohumlama faaliyetlerinin artık daha sistematik, bilimsel ve veri temelli bir şekilde gerçekleştirildiğini aktardı.

    Bakan Aliabadi, son su yılında ülkenin 31 eyaletinde bu kapsamda 61 drone operasyonu ve 2 bin saat yer operasyonu gerçekleştirildiğini açıkladı. Bu faaliyetler, ülkenin su kaynaklarını artırmayı hedefliyor.

    Yoğunlaşan Bölgeler ve Devam Eden Çalışmalar

    İranlı Bakan, bulut tohumlama operasyonlarının özellikle ülkenin önemli su havzaları ve yoğun nüfuslu bölgelerinde yoğunlaştığını dile getirdi. Bu bölgeler arasında şunlar bulunuyor:

    • Urumiye Gölü

    • Zayende Rud

    • Tahran

    • Elburz

    • Fars

    • Horasan

    Yeni su yılında da uygun yağış sistemlerinin tespit edilmesiyle birlikte aynı bölgelerde bulut tohumlama faaliyetlerinin aralıksız sürdüğünü kaydedildi. Bu çalışmalarla, ülkenin yaşadığı derin su krizine çözüm bulunması amaçlanıyor.

  • Zelenskiy, savaşı sona erdirmek için Londra’da Avrupa liderleriyle bir araya geldi

    Zelenskiy, savaşı sona erdirmek için Londra’da Avrupa liderleriyle bir araya geldi

    Ukrayna’nın savaşı hızla sona erdirmek için elindeki toprakları bırakması yönünde Trump yönetiminin yoğun baskısı altında olan Vladimir Zelenski, Londra’da İngiltere, Fransa ve Almanya liderleriyle bir araya geldi .

    Pazartesi günkü görüşmeler , ABD ile Ukraynalı yetkililer arasında cumartesi günü belirgin bir ilerleme sağlanamadan sona eren ve Ukrayna Devlet Başkanı tarafından “yapıcı, ancak kolay değil” olarak nitelendirilen birkaç günlük müzakerelerin ardından gerçekleşti.

    İngiltere Başbakanı Keir Starmer , daha önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile görüşen Zelenskyy ile Downing Caddesi’nde ikili bir görüşme gerçekleştirdi.

    Elysee Sarayı ise Starmer’in sözlerini tekrarlayarak, Fransa’nın Kiev için önemli bir endişe kaynağı olan Ukrayna’ya güçlü güvenlik garantileri sağlamak için daha fazla çalışma yapmayı planladığını söyledi.

    Toplantı, Beyaz Saray’ın barış anlaşmasını yürürlüğe koyma çabalarının kritik bir aşamaya girdiği bir dönemde, Avrupalı ​​liderlerin Ukrayna ile dayanışma göstermek için çabaladığı bir dönemde gerçekleşti. Starmer, Zelenski’ye barış anlaşmasını kabul etmesi için “baskı yapmayacağını” belirtirken, Merz ABD’nin önerisine “şüpheyle yaklaştığını” dile getirdi.

    Downing Street toplantısının ardından Zelenskyy’nin Brüksel’de üst düzey NATO yetkilileri ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile bir araya gelmesi bekleniyor.

    Görüşmelere aşina olan Kiev’deki bir yetkili daha önce AFP’ye, toprak konusunun en sorunlu konu olmaya devam ettiğini söylemişti. Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla konuşan yetkili, “[Vladimir] Putin, toprak olmadan bir anlaşmaya girmek istemiyor. Bu nedenle Ukrayna’nın toprak vermesini sağlayacak her türlü seçeneği değerlendiriyorlar,” dedi.

    Kaynak, “Amerikalılar ‘daha hızlı, daha hızlı, daha hızlı’ diye baskı yapıyor” dedi ve Ukrayna’nın “detayları görüşmeden her konuda anlaşamayacağını” söyledi.

    Son temaslar, Trump yönetiminin barış önerisi çerçevesine ilişkin yaygın endişelerin ardından geldi. Bu çerçeve, birçok eleştirmen tarafından Rusya’nın tutumlarını kayırıyor olarak değerlendiriliyor .

    Trump, Pazar gecesi aynı tutumunu sürdürdü ve Zelenski’nin “henüz [ABD] teklifini okumadığını” ve hiçbir kanıt olmaksızın “halkının bunu sevdiğini” iddia etti.

    “Ve Cumhurbaşkanı Zelenski’nin teklifi henüz okumamış olmasından biraz hayal kırıklığına uğradığımı söylemeliyim. Bu, birkaç saat önceydi.”

    Trump, Washington’daki Kennedy Center Onurlandırma Töreni’ne katılmadan önce, “Sanırım Rusya, ülkenin tamamını isterdi ama Rusya’nın bundan memnun olduğunu düşünüyorum” dedi.

    Starmer, Macron ve Merz, Pazartesi günü yaklaşık iki saat süren görüşmeleri öncesinde yaptıkları açıklamalarda Kiev’e karşı daha destekleyici bir tavır sergilediler. Starmer, barış çabalarının “kritik bir aşamada” olduğunu belirterek “adil ve kalıcı bir ateşkes” ihtiyacını vurguladı.

    Merz ise ABD tarafından yayınlanan belgelerdeki bazı ayrıntılara “şüpheyle yaklaştığını” söyledi. “Bunun hakkında konuşmalıyız. Bu yüzden buradayız,” dedi. “Önümüzdeki günler… hepimiz için belirleyici bir dönem olabilir.”

    Trump’ın planının Ukrayna halkı tarafından desteklendiği iddiası, Kiev Uluslararası Sosyoloji Enstitüsü’nün son anketiyle çelişiyor. Ankete göre Ukraynalıların çoğunluğu toprak tavizlerine karşı çıkıyor.

    Kiev’in kıdemli müzakerecisi Rüstem Umerov, Zelenski’nin ekibinin ABD’li yetkililerle diyaloğu hakkında pazartesi günü bilgilendirileceğini ve barış planıyla ilgili tüm belgeleri alacağını söyledi.

    Trump’ın desteklediği Gazze ateşkesinin ardından ABD, Kiev ve Moskova arasında bir barış anlaşması sağlamak için çalışmalar yürütüyor.

    ABD’li yetkililer, anlaşmaya varılmasının son aşamasında olduklarını iddia etseler de, Ukrayna ya da Rusya’nın Trump’ın müzakere ekibi tarafından hazırlanan çerçeve anlaşmayı imzalamaya istekli olduğuna dair çok az işaret var.

    Bu arada, İngiliz Dışişleri Bakanı Yvette Cooper’ın Pazartesi günü Washington’da ABD’li mevkidaşı Marco Rubio ile görüşmesi bekleniyor. Londra Dışişleri Bakanlığı, Cooper’ın ziyaretini duyururken, “İngiltere ve ABD, Ukrayna’da bir barış anlaşmasına varma konusundaki kararlılıklarını yineleyecekler” dedi.