Kategori: Dünya

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sayın Orban’la belirlediğimiz 6 milyar dolar ticaret hacmi hedefimize ulaşmak üzereyiz

    Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sayın Orban’la belirlediğimiz 6 milyar dolar ticaret hacmi hedefimize ulaşmak üzereyiz

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Macaristan Başbakanı Orban’ı kabulü sonrası Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen ortak basın toplantısında, Türkiye ile Macaristan arasındaki Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin 7’nci toplantısı vesilesiyle Viktor Orban’ı ve heyetini İstanbul’da misafir etmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

    Viktor Orban’ın Aralık 2013’te Türkiye’yi ziyareti sırasında tesisine karar verilen konseyin aradan geçen süre zarfında münasebetlerin gelişmesine önemli katkıları olduğunu dile getiren Erdoğan, 2 yıl önce Budapeşte’de düzenlenen 6’ncı konsey toplantısında ilişkilerin geliştirilerek stratejik ortaklık düzeyine çıkarıldığını anımsattı.

    Erdoğan, son yıllarda Orban ile gerek ikili ziyaretler gerek Türk dünyası teşkilatı ve diğer uluslararası platformlarda birçok görüşmeleri olduğunu ifade ederek, “Geçtiğimiz nisan ayında 4’üncü Antalya Diplomasi Forumu’nda ve akabinde Macaristan’ın ev sahipliğinde Budapeşte’de düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Zirvesi marjında Sayın Orban’la bir araya gelmiştim. Dostluk anlaşmasının 100’üncü yıl dönümü münasebetiyle ilan ettiğimiz kültür yılı kapanış etkinliğini de geçen yıl aralık ayında Cumhurbaşkanı Sayın Sulyok ve Sayın Orban’la birlikte yapmıştık.” diye konuştu.

    Bugünkü görüşmelerde ikili ilişkileri gözden geçirmekle kalmayıp enerji, ulaştırma, ticaret, savunma ve kültür gibi alanlarda işbirliğini daha da geliştirme iradesini teyit ettiklerine dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:

    “Havacılıktan güvenliğe, teknolojiden kültür ve eğitime münasebetlerimizin ahdi zemini güçlendirecek muhtelif belgelerin imzasını gerçekleştirdik. Dışişleri ve Savunma Bakanlarımız ile istihbarat ve savunma sanayi başkanlarımız evvelce tesisinde mutabık kaldığımız ortak istişare mekanizmasının ilk toplantısını yaptılar. Bugün ayrıca ikili ve küresel meselelerin çok daha kurumsal bir şekilde ele alınmasına imkan verecek ortak planlama grubunun Dışişleri Bakanlarımızın başkanlığında kurulmasını kararlaştırdık.”

    “Savunma sanayi işbirliğimizi daha da ileri seviyelere taşıyacak ortak üretimi öngören projeleri değerlendiriyoruz”

    Erdoğan, her iki mekanizmayı ilişkilerinin ulaştığı seviyeyi göstermesi bakımından anlamlı bulduğunu, bu istişare formatlarının işbirliğinin güçlendirilmesine ilave katkılarda bulunacağına inandığını dile getirdi.

    Siyasi ilişkilerde erişilen bu müstesna düzeyin ekonomi alanına yansımalarını da gördüklerini aktaran Erdoğan, şöyle konuştu:

    “Sayın Orban’la belirlediğimiz 6 milyar dolar ticaret hacmi hedefimize ulaşmak üzereyiz. Aramızdaki güçlü ticaret potansiyeli dikkate alınarak hacim hedefimizi 10 milyar dolar olarak güncellemeyi görüştük. Mevcut ekonomi ve ticaret mekanizmalarının en verimli şekilde işletilmesinde mutabık kaldık. Pek tabii savunma sanayi alanında somut projeler üzerinden ilerlettiğimiz ortaklıklarımızın ticaret ve yatırımlara müspet etkilerini de görüyoruz. Avrupa’da değişen güvenlik koşulları dikkate alındığında savunma sanayi işbirliğimizi daha da ileri seviyelere taşıyacak ortak üretimi de öngören projeleri değerlendiriyoruz.”



    Erdoğan, stratejik önemde gördükleri enerji ve ulaştırmanın da aralarında öne çıkan konulardan olduğunu kaydetti.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye-Macaristan Bilim ve İnovasyon Yılı olarak ilan ettiğimiz 2025 senesi boyunca araştırma geliştirmeden dijitalleşmeye, yapay zekadan girişimciliğe kadar 28 ortak eylemi hayata geçirdik. Belirlenen müşterek projelere kaynak aktardık. Bugünkü görüşmelerimizde Orta Doğu ve Ukrayna’daki gelişmeler dahil olmak üzere güncel, bölgesel ve küresel meseleleri de ele aldık. Bu noktada Macaristan’ın Türk dünyası teşkilatımızın çalışmalarına yaptığı katkılardan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum.” şeklinde konuştu.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen mayıs ayında Macaristan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen gayriresmi zirvenin, Avrupa Birliği sınırları dahilinde yapılan ilk Türk dünyası zirvesi olması nedeniyle tarihi bir toplantı olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

    “Stratejik hedefimiz olan Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinde Macaristan’ın yapıcı katkılarını ve güçlü desteğini sürdüreceğine eminiz. Ukrayna konusunda Türkiye olarak savaşın en başından bu yana taraflar arasında adil ve kalıcı barışın tesisi için diplomasinin tüm imkanlarını seferber ediyoruz. Bu çerçevedeki gayretlerimiz tüm dünya kamuoyunun malumudur. Bundan sonra da savaşın kazananı, adil bir barışın kaybedeni olmaz şiarıyla elden gelen gayreti göstereceğiz. Konsey toplantımızın, ilişkilerimizin ve halklarımız arasındaki köklü dostluk bağlarının daha da güçlendirilmesine katkıda bulunacağına samimiyetle inanıyorum.”

    Erdoğan, konuşmasını dost ve Macar halkına selamlarını göndererek tamamladı.

    Macaristan Başbakanı Orban: “Cumhurbaşkanı Erdoğan dedi ki ‘Başka bir dünya olacak ve Türk dünyası çok büyük bir enerji toplayacak’”

    Son yüzyılda Macaristan’ın Türk dünyasıyla ilişkisinin zayıfladığını aktaran Orban, “2010’dan sonra Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan bu tarihi pencereyi açtı ve dedi ki ‘Yeni zamanlar başlıyor. Başka bir dünya olacak ve Türk dünyası çok büyük bir enerji toplayacak.’ Büyük bir planı olduğunu gördüm, Türk yüzyılı diye adlandırılan.” ifadelerini kullandı.

    Orban, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Macaristan’ı gözlemci üye olarak Türk Devletleri Teşkilatına (TDT) davet ettiğini anımsatarak, o zamandan beri Türk-Macar işbirliğini ve Türk dünyasıyla karşılıklı ilişkileri sürekli geliştirdiklerini belirtti.

    “Macaristan’ı çevreleyen dünyaya baktığımda gerçekten çabalayan olarak Türk dünyasını görüyorum, öne çıkan ve güçlenen.” diyen Orban, bu fırsatı değerlendirmek istediklerini vurguladı.

    Orban, Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmiş stratejik işbirliği seviyesine yükseldiğine dikkati çekerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilk görüştüğünde Türkiye-Macaristan ticaret hacminin 2,5 milyar dolar seviyesinde olduğunu, bunun yakında 6 milyar dolara ulaşacağını ve 10 milyar dolara yükseltmeyi hedeflediklerini kaydetti.

    Rusya-Ukrayna Savaşı konusunda Türkiye ile birlikte barışın safında olmanın kendileri için önemli olduğunun altını çizen Orban, “Biz savaş alanında bunun çözümünün olmadığını düşünüyoruz. Eğer savaş alanında çözümü yoksa o zaman barış yapmak lazım.” diye konuştu.

    Orban, “(Rusya-Ukrayna) Biz takdirle karşılıyoruz Sayın Cumhurbaşkanı’nın (Erdoğan) çabalarını, gayretlerini. Bu konuda tek başarılı aracı o oldu.” ifadesini kullanarak, barış konusunda uyumlu hareket etme kararı aldıklarını aktardı.

    “Bizim için Türk dünyasıyla ilişkimiz çok büyük bir önemi arz etmekte”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 32 kez bir araya gelmelerine rağmen Dolmabahçe Sarayı’na ilk defa geldiğine dikkati çeken Orban, kendisini kabul ettiği için Erdoğan’a teşekkürlerini sundu.

    Orban, Erdoğan ile görüşmelerinin tarihin değerli parçalarını oluşturduğunu belirterek, “Bu tarihi mesafeler, iki ülke, iki halk ve hükümetin işbirliğine de katkı sunmaktadır.” dedi.

    Macaristan’ın batıda Cermen, Slav ve Latin dünyaları arasında yalnız kaldığına işaret eden Orban, “Biz yalnız olarak, bunların hiçbirine ait olmayan bir halkız, milletiz. Çünkü, halklarımızı doğuda bıraktık. Bizim için Türk dünyasıyla ilişkimiz çok büyük bir önemi arz etmekte. Her zaman böyleydi.” diye konuştu.

    Orban, Türkiye’nin uyguladığı göç politikası nedeniyle Erdoğan’a teşekkürlerini sunarak, “Türkiye, eğer Avrupa’yı korumasa, güneyinden Macaristan’a Avrupa’da hayat yaşanmaz hale gelirdi. Bir yasa dışı göç denizinde yüzüyor olduk. Bunun böyle olmaması Türkiye’nin sayesinde yüz binlerce yasa dışı göçmeni tutmakta, gitmesini, ilerlemesini engellemekte.” ifadelerini kullandı.



    Rusya’dan petrol ve doğal gaz tedariki

    Macaristan’ın modern dünyadan dışlanmaması konusundaki yardımları nedeniyle Erdoğan’a teşekkür eden Orban, Macaristan’ın Türkiye’nin gayretinin Brüksel ve ABD’de takdir edilmesi için elinden geleni yapacağını vurguladı.

    Orban, Rusya’nın Macaristan’a petrol ve doğal gaz tedarikine devam etmesi konusunda anlaştıklarını belirterek “Çünkü başka kaynak imkanımız yok.” dedi.

    Rusya’dan alacakları petrol ve doğal gaz nedeniyle Macaristan’a yaptırım uygulanmaması için ABD ile de anlaştıklarını kaydeden Orban, “Bu doğal gazın aktarılması, taşınması konusunda, Sayın Cumhurbaşkanı’na (Erdoğan) bu vesileyle de bunu garanti ettiği için tekrar teşekkür ediyorum.” dedi.

    Orban, Türkiye’nin verdiği bu garantinin çok önemli ve gerekli olduğunu vurgulayarak, bu yıl Türkiye’den Macaristan’a 7,5 milyar metreküp doğal gaz aktarıldığını belirtti.

    İki ülkenin en büyük enerji firmalarının işbirliği yapabilmesi nedeniyle Erdoğan’a teşekkür eden Orban, Macaristan’ın Türk enerji firmasını Budapeşte’ye davet ettiklerini belirtti.

    Orban, “Macaristan ve Türkiye arasındaki siyasi, enerji, ekonomik ve savunma sanayi konusunda çok iyi ümitlerimiz, görüşlerimiz var.” dedi.

    Avrupa’da savunma sanayisinin giderek önem kazandığına işaret eden Orban, iki ülke arasında bu alandaki ilişkilerin halihazırda kurulu olduğunu vurguladı.

    Orban, Macar hükümeti ve Macar halkı adına Macaristan’a yaptığı yardımlar nedeniyle Erdoğan’a teşekkürlerini ileterek, “Tanrı Türkiye’yi korusun.” dedi.

    “Macaristan ve Türkiye birlikte ilerliyor”

    Orban, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde yaptığı görüşmenin ardından ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından açıklama yaptı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ile verimli görüşmeler yaptığını belirten Orban, iki ülke arasındaki ticareti güçlendirdiklerini, TürkAkım’ı güvence altına aldıklarını ve “diğerleri gerginliği tırmandırırken” barış için birlikte durduklarını vurguladı.

    Orban, “Macaristan ve Türkiye birlikte ilerliyor.” ifadesini kullandı.

  • Japonya’da 7.2 Büyüklüğünde Deprem: Tsunami Uyarısı Yapıldı

    Japonya’da 7.2 Büyüklüğünde Deprem: Tsunami Uyarısı Yapıldı

    Japonya’nın kuzeydoğu açıklarında 7,2 büyüklüğünde deprem kaydedildi. USGS verilerine göre depremin merkez üssü, Aomori eyaletindeki Misawa bölgesinin 73 kilometre kuzeydoğusu olarak belirlendi.

    Tsunami Uyarısı Yapıldı

    Depremin ardından bölgede tsunami uyarısı verildi. Yetkililer, kıyı kesimlerinde dalgaların 3 metreye kadar ulaşabileceğini belirterek, halkı yüksek kesimlere gitmeleri konusunda uyardı.

    Can ve Mal Kaybı Durumu

    Deprem nedeniyle şu ana kadar herhangi bir can veya mal kaybı bildirilmedi. Yetkililer, bölgede incelemelerin devam ettiğini açıkladı.

  • Trump: Zelenskiy ABD’nin Barış Teklifini İmzalamaya Hazır Değil

    Trump: Zelenskiy ABD’nin Barış Teklifini İmzalamaya Hazır Değil

    ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’nin Rusya ile savaşı sona erdirmeyi hedefleyen ve Washington tarafından hazırlanan barış teklifini imzalamaya hazır olmadığını açıkladı. Trump’ın değerlendirmeleri, Florida’da ABD ve Ukrayna heyetleri arasında üç gün süren müzakerelerin ardından geldi.

    Trump: Süreci Zelenskiy Geciktiriyor

    Trump, pazar gecesi basın mensuplarına yaptığı açıklamada Zelenskiy’nin teklifi hâlâ okumamış olmasından hayal kırıklığı duyduğunu söyledi. Ukraynalı müzakerecilerin öneriden memnun olduğunu belirten Trump, Rusya’nın teklife karşı ciddi bir itirazı olmadığını ancak Zelenskiy’nin sürece hazır görünmediğini dile getirdi.

    Moskova’dan Temkinli Yaklaşım

    Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Beyaz Saray’ın barış planına kamuoyu önünde destek vermiş değil. Geçtiğimiz hafta Trump’ın teklifindeki bazı maddelerin uygulanamaz olduğunu söyleyen Putin’in bu tavrına rağmen ilk taslağın Moskova lehine olduğu yönünde yorumlar yapılıyor.

    Trump ile Zelenskiy arasındaki ilişkiler, Trump’ın savaş için “ABD vergi mükelleflerinin parasının israfı” değerlendirmesinin ardından gerilmişti. Trump daha önce savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın Rusya’ya toprak bırakması gerektiğini de ifade etmişti.

    Zelenskiy: Amerikan Tarafıyla Çalışmaya Kararlıyız

    Zelenskiy ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, Florida’daki görüşmelere katılan Amerikalı yetkililerle telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini söyledi. Müzakereler hakkında bilgilendirildiğini belirten Zelenskiy, Ukrayna’nın gerçek barış için iyi niyetle çalışmayı sürdürdüğünü vurguladı.

    ABD’nin Yeni Strateji Belgesine Rusya’dan Olumlu Yorum

    Trump’ın Zelenskiy’ye yönelik eleştirileri, Rusya’nın ABD’nin yeni ulusal güvenlik strateji belgesini memnuniyetle karşıladığı bir döneme denk geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, belgede çatışmadan kaçınma ve diyalog vurgusu bulunduğunu belirterek bunun Washington ile “daha yapıcı bir işbirliğine” zemin hazırlayabileceğini söyledi.

    ABD’nin yayınladığı strateji belgesi, Ukrayna’daki savaşın bitirilmesini Rusya ile stratejik istikrarın yeniden sağlanması açısından temel bir çıkar olarak tanımlıyor.

    Barış Çabaları ‘Son 10 Metrede’

    Trump’ın görevden ayrılmaya hazırlanan Ukrayna Özel Temsilcisi Keith Kellogg, Reagan Ulusal Savunma Forumu’nda yaptığı konuşmada barış çabalarının “son 10 metreye” girdiğini ifade etti. Kellogg, sürecin önündeki iki temel başlığın Donbas’ın statüsü ve Zaporijya Nükleer Santrali olduğunu söyledi. Santral halen faaliyet dışı ve güvenlik nedeniyle sürekli enerjiye ihtiyaç duyuyor.

    Diplomasi Sürerken Sahada Saldırılar Devam Ediyor

    Öte yandan İngiltere, Fransa ve Almanya liderlerinin pazartesi günü Londra’da Zelenskiy ile bir araya gelmesi bekleniyor. Diplomatik temaslar sürerken Rusya’nın füze, İHA ve topçu saldırıları devam ediyor. Hafta sonunda düzenlenen saldırılarda en az dört kişi hayatını kaybetti. Çernihiv’de bir İHA saldırısında bir kişi öldü; Kremençuk’ta altyapıya yönelik saldırılar elektrik ve su kesintilerine yol açtı. Harkov’da üç kişi yaşamını yitirdi, 10 kişi yaralandı.

    Ukrayna ve Batılı müttefikleri, Rusya’nın enerji altyapısını hedef alarak sivilleri ısı, elektrik ve sudan mahrum bırakmaya çalıştığını öne sürüyor. Ukraynalı yetkililer bu stratejiyi “soğuğun silah haline getirilmesi” olarak tanımlıyor.

  • Ankara’dan PKK’ya bu gidişle havanın dönebileceğine işaret eden, uyarı niteliğinde üç mesaj var!

    Ankara’dan PKK’ya bu gidişle havanın dönebileceğine işaret eden, uyarı niteliğinde üç mesaj var!

    Dışişleri Bakanı Fidan Doha Forumunda: SDG anlaşmaya uyma niyetinde değil, aksine aşmaya çalışıyor.

    Gazeteci Murat Yetkin, Ankara’nın PKK ve SDG’ye yönelik son dönemde verdiği mesajları değerlendirdiği yazısında, çözüm sürecine ilişkin havanın değişebileceğine işaret eden üç uyarı bulunduğunu belirtti. Yetkin’e göre 24 Kasım’dan bu yana yaşanan gelişmeler, Ankara’nın yaklaşımında kritik bir döneme girildiğini gösteriyor.

    Suriye’de yeni rejim 8 Aralık’ta ilk yılını doldurmuşken Ankara’dan hem SDG üzerinden PKK’ya hem de SDG’nin hâmisi ABD’ye iki mesaj, bu gidişle havanın dönebileceğine işaret eden, uyarı niteliğinde üç mesaj var.
    1- Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Doha Forumu sırasında söyledikleri,
    2- Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu’nun Şam temasları,
    3- Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un yaktığı sarı ışık.

    Fidan: SDG Yan Çiziyor

    Önce Forumdaki konuşmasında söyledikleri:
    “Suriye hükümeti ve SDG kendi aralarında bir anlaşma yapabilirler. (…) Ancak PKK söz konusu olduğunda SDG içerisinde bazı unsurların bulunduğunu biliyoruz ve tek hedeflerinin Türkiye’ye karşı mücadele yürütmek olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Suriyeli olmayan unsurların SDG’den çıkarılmasını istiyoruz. Irak’tan, İran’dan, Türkiye’den katılan unsurların derhal ayrılmasını  istiyoruz. Bu güzel bir başlangıç olur.”
    Fidan bu konuşmadan bir süre sonra İngiliz Reuters haber ajansına da şunları söyledi:
    “SDG’den gelen sinyallerin anlaşmaya uyma niyetinde olmadıklarını, aksine bunu aşmaya çalıştıklarını gösteriyor. (…) Hiçbir ülkede iki ordu olamaz. Yalnızca bir ordu, tek bir komuta yapısı olabilir. Ancak yerel yönetimlerde farklı bir uzlaşıya veya farklı anlayışlara varabilirler.”

    Ankara’nın “SDG Polisini” Kabulü mü?

    Dışişleri Bakanının söyledikleri, aslında TBMM heyetinin 24 Kasım’da İmralı Cezaevinde PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmesi üzerine hem DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit hem de TBMM’ye sunulan tartışmalı özet tutanakla uyumlu. Yani SDG’nin silahlı güçleri, komuta ve bölge ayrıcalığı olmadan Suriye ordusu ile bütünleşsin; Öcalan’ın “Savunma Bakanlığı” dediği budur. Ama “adı federasyon olmayan federasyon” yapısındaki yerel yönetimi bünyesinde “polis gücünü” üstlensin; “İçişleri bakanlığı” dediği de budur.
    Fidan’ın buna eklediği Ankara kulislerinde bir süredir konuşulan, madem SDG Suriyeli, Suriyeli olmayanlar sınır dışı edilsin formülüdür. Bunun bir süredir PKK’lılarla da konuşulduğunu varsaymak mümkün ama diğer yandan PKK’nın Irak’taki karargahını, Suriye’ye taşımaya başlaması bu durumla çelişiyor.

    Genelkurmay Başkanı Suriye’de

    Fidan’ın bu konuşmasından bir gün önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Levent Ergün, Suriye’deydi. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile görüştüler, Suriye Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile Ortak Harekât Merkezinde incelemelerde bulundular.
    Bu ziyareti, Ankara’nın vücut diliyle verdiği ikinci mesaj sayabiliriz.

    Türk askeri heyeti 5 Aralık’ta Şam’da Cumhurbaşkanı Şara ve komutanlarıyla görüşürken.

    Türkiye’nin 2016-2019 arasında Suriye’ye kapsamlı askerî operasyonlar yütüttü. O zaman Beşar Esad rejimi vardı, şimdi Türkiye’nin yaşamasını ama Türkiye’nin güvenliğine tehdit oluşturmadan, güçlenerek yaşamasını istediği Şara rejimi var.

    O zaman Rusya ve İran etkenleri vardı. Şimdi onlar yok ama İsrail etkeni var. Şara rejimine en büyük tehdit İsrail’den geliyor ve İsrail ise zaten ABD korumasındaki gücünü koruyup hem Şam hem Ankara’ya tehdit oluşturmasını istiyor.
    Bunlar, Türkiye’nin SDG (dolayısıyla PKK) Terörsüz Türkiye sürecini bozsa dahi Suriye’de yeni bir harekât düzenlemesini zorlaştıran etkenler diye görülüyor. Öte yandan Suriye’nin Türkiye’den resmen yardım isteyebileceği seçeneği göz ardı ediliyor.
    Fidan, ertesi gün Doha’da konuşurken Bayraktaroğlu’nun Şam ziyaretinden haberdardı.

    O Sırada İstanbul’da

    Fidan’ın Doha Forumunda konuştuğu sıralarda SDG’nın Dış İlişkilerinden sorumlu İlham Ahmed, DEM Parti’nin düzenlediği Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansına çevrimiçi hitap ediyordu.
    İlham Ahmed’in adeta bizim yaşadığımızdan farklı bir dünyadan sesleniyordu.
    “Türkiye’deki barış sürecinin nihayete ermesini istiyor ve diliyoruz. Halen savaş çatışma diyenlerin seslerin kısılması lazım.
    “Türkiye’nin Şam hükümetiyle görüşmesi var, bizimle bir kanalı var. (…) Biz Türkiye’yle diyalog içinde olmak istiyoruz. Sınırlarımız açılsın.
    Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor. Türkiye, Suriye ile barışa ulaşırsa buradan daha iyi bir şekilde çıkacaktır.
    Yani SDG temsilcisine göre;
    Terörsüz Türkiye sürecinin Suriye ile bir ilgisi yoktur. Öcalan’ın 27 Şubat’taki silah bırakma ve fesih sözleri SDG’yi bağlamaz.
    Adeta sorun Türkiye ile Suriye’nin barışmasıdır, SDG ile ilgisi yoktur, Türkiye’nin SDG ile ayrıca konuşmalıdır.

    Beştepe: “Terör Yoluyla Ulaşamadınız”

    Hangisi doğru? Öcalan’ın “Onlar beni dinlerler” demesi mi, SDG’nin “Bizi bağlamaz” demesi mi? Yoksa ikisi de aynı şeyleri söylüyor ama Ankara duymazdan gelip halka Terörsüz Türkiye sürecinin Suriye’yi de kapsayacağını söylerken ABD baskısıyla Suriye gerçeğinde uzlaşma arayışına mı girmiş durumda.
    İşte bu noktada, DEM’in İstanbul Konferansından bir gün sonra, 7 Aralık’ta üçüncü uyarı diyebileceğimiz mesaj, Cumhurbaşkanının Hukuk Başdanışmanı Mehmet Uçum’dan geldi:
    “Hiç kimse terör yoluyla ulaşamadığı ve asla ulaşamayacağı imkansız hedeflere hukuk ve demokrasi yoluyla erişeceği vehmine kapılmasın.
    “Geçiş sürecinde silah bırakma ve fesih sürecini tamamlamakla yükümlü kişilerin, kendi içlerinden çıkan veya dışarıdan olan sabotajcılara, imkansız taleplerle, tahrik edici ve yıkıcı dillerle Terörsüz Türkiye sürecini bozmaya çalışanlara asla prim vermemesi gerekir.
    “Sabotajları önlemek, yapanları tasfiye etmek ve yapılacakları engellemek için yoğun bir gayret gösterilmesi gerektiği aşikardır.
    Bu mesajların doğrudan PKK yönetimine verildiği, işin ucunun DEM’e de değdiği aşikâr.

    Mazlum Abdi, İsrail Medyasında

    Ankara’nın “süreci bozmayın” uyarılarına karşı SDG Ankara’nın üstüne üstüne gitmeyi sürdürüyor.
    İsrail’in sağ kanat Jerusalem Post gazetesine konuşan SDG lideri Mazlum Abdi (Ferhat Abdi Şahin), ne Şam ne Ankara’dan böyle bir açıklama henüz olmamasına rağmen, Şara yönetimiyle SDG’nin 3 tümen ve 2 özel taburu elinde tutması üzerinde anlaştıklarını söylemiş. Abdi, SDG’nin 70 bini asker, 30 bini polis olmak üzere 100 bin silahlı gücü bulunduğunu öne sürerek (ki Türk kaynakları bu rakamı abartılı buluyor) Şara hükümetine ortak olmak istemiş.
    Jerusalem Post’un “SDG’nin Kürt Şefi Suriye’de İsrail Desteğine Açık” başlığıyla verdiği haberde Abdi, Suriye’de istikrar sağlanması için ABD askerlerinin ülkede kalması gerektiğini de söylemiş.

    Ankara Kritik Dönemeçte

    Ankara, sürecin SDG üzerinden ABD yönetiminde “Savaş ağası” gibi davranan Merkezi Komutanlık (CENTCOM) ve İsrail etkisiyle sulandırılmak istendiğini görüyor.
    Süreç MİT Başkanı İbrahim Kalın koordinasyonunda yürütülüyor. Öcalan’ın PKK ile haberleşmesi (DEM Parti heyetiyle, avukat ve aile üyeleriyle görüşmeleri dahil) Türk istihbaratı gözetiminde. Yoksa 26 yıldır cezaevindeki Öcalan’ın, ustası olduğu çifte anlamlı konuşmalarıyla örgütüne farklı seslenip MİT’i atlatmaya çalıştığını mı düşünmeliyiz?
    Ancak Ankara’da, özellikle 24 Kasım görüşmesinden sonra, PKK’dan yükselen üst perdeden itirazlar, Barzani’nin “Cizre provokasyonu” ve SDG sözcüsünün İstanbul konferansı mesajları gibi gelişmeler, bu kritik dönemeçte havanın dönebileceği işaretleri de veriyor.
    Ankara’da 2009 Oslo görüşmeleri, 2012-2015 diyalog sürecinden sonra Terörsüz Türkiye sürecinin de başarısız olması halinde bir dördüncüsünün olmayacağı görüşü konuşulmaya başlandı.
    Bunu herkesin ciddiye almasında yarar var.

  • Tayland, Kamboçya’ya hava saldırısı düzenledi

    Tayland, Kamboçya’ya hava saldırısı düzenledi

    Tayland, Güneydoğu Asya komşuları arasında yeni bir çatışma dalgasının patlak vermesinin ardından Pazartesi günü Kamboçya’ya hava saldırıları başlattı. Bu durum, ABD Başkanı Donald Trump’ın iki ay önce başkanlık ettiği barış planının çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına neden oldu.

    Haftalardır süren gerginliğin ve Tayland’ın ateşkes anlaşmasına ilişkin ilerlemeyi askıya almasının ardından, her iki taraf da sabahın erken saatlerinde tartışmalı sınırlar boyunca saldırı düzenlemekle birbirlerini suçladı.

    İki ülke son yıllarda defalarca kısa süreli sınır çatışmaları yaşadı; Temmuz ayında yaşanan beş günlük ölümcül çatışmada onlarca kişi öldü ve sınırın her iki tarafında yaklaşık 200 bin kişi yerinden edildi.

    Tayland ile Kamboçya arasında pazartesi günü tartışmalı sınırın bazı kısımlarında yaşanan yeni çatışmaların ardından Tayland'ın Buriram eyaletindeki bir sığınakta dinlenen insanlar.

    Tayland Başbakanı Anutin Charnvirakul, ülkenin “asla şiddet görmek istemediğini” ancak “egemenliğinin ihlal edilmesine de izin vermeyeceğini” söyledi.

    Kamboçya’dan gelebilecek saldırılara atıfta bulunarak, ek askeri harekatın “durumun koşullarına göre” kararlaştırılacağını söyledi.

    Kamboçya Savunma Bakanlığı, Tayland’ın saldırılarını kınayarak , daha önceki ateşkesin uygulanmasına bağlı kaldıklarını belirtti.

    Hava saldırıları bir ‘misilleme’ydi

    Tayland ordusu, pazartesi günü düzenlenen hava saldırılarının Kamboçya askeri altyapısını hedef aldığını ve pazartesi günü daha önce bir Tayland askerinin ölümü ve yedi kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan saldırıya misilleme olduğunu söyledi.

    Ordu sözcüsü Tümgeneral Winthai Suvaree, Kamboçya’yı “Anupong Üssü’nde Tayland tarafına saldırmak için top ve havan topu kullandığı” gerekçesiyle suçlayarak, “Hedef, Chong An Ma Geçidi bölgesindeki Kamboçya’nın silah destek mevzileriydi” dedi.

    Taylandlı askeri yetkililer, Kamboçya’nın yerel saatle sabah 3 civarında Tayland sınırını hedef almaya başladığını, ağır silahları harekete geçirdiğini ve muharebe birliklerini yeniden konumlandırdığını iddia etti. Tayland Kraliyet Hava Kuvvetleri (RTAF), bunları “askeri operasyonları tırmandırabilecek ve Tayland sınır bölgesi için tehdit oluşturabilecek faaliyetler” olarak nitelendirdi.

    Ancak Kamboçya Milli Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada Tayland’ın iddialarını yalanlayarak, bunun “yanlış bilgi” olduğunu söyledi .

    Kamboçya ordusu, Tayland’ı yerel saatle sabah 5.04 civarında kuvvetlerine “saldırı” düzenlemekle suçladı . Açıklamada, “Bu saldırının, Tayland güçlerinin günlerce süren çok sayıda kışkırtıcı eylemde bulunmasının ardından gerçekleştiği unutulmamalıdır” denildi.

    Savunma Bakanlığı ise “hiçbir şekilde misillemede bulunulmadığını” söyledi.

    Sözcü Maly Socheata daha sonra Tayland güçlerini kuzeydeki Oddar Meanchey ve Preah Vihear illerindeki sınır köylerinde evleri yakmak, yaralanmalara sebep olmak ve “insanları kaçmaya teşvik etmekle” suçladı.

    Kamboçya Enformasyon Bakanı Neth Pheaktra Pazartesi günü Facebook’ta yaptığı paylaşımda, iki eyalette en az dört Kamboçyalı sivilin öldürüldüğünü ve çok sayıda kişinin de yaralandığını söyledi.

    Tayland ordusuna göre, Pazar günü etkilenen sınır kasabalarındaki sivillerin tahliyesine başlandı ve sivillerin yaklaşık %70’i tahliye edildi.

    Kamboçyalı köylüler pazartesi günü Preah Vihear eyaletinde motorlu arabalarla evlerinden kaçıyor.

    Trump’ın ateşkes anlaşması

    Bu yılın başlarında yaşanan ve son yılların en ciddi çatışması olarak nitelenen gerginliğin ardından, Trump’ın iki taraf liderleriyle yaptığı görüşmelerin ardından 28 Temmuz’da iki taraf arasında ilk ateşkes kararı alındı.

    Tayland ve Kamboçya daha sonra ekim ayı sonlarında Kuala Lumpur’da Trump ve Malezya Başbakanı Enver İbrahim’in de katıldığı bir törenle genişletilmiş bir ateşkes bildirgesi imzaladılar.

    İbrahim Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Kamboçya ve Tayland güçleri arasında silahlı çatışmalar yaşandığına dair haberlerden derin endişe duyduğunu” söylerken, her iki tarafın da itidal içinde olması gerektiğini söyledi.

    “Yeniden başlayan çatışmalar, iki komşu arasındaki ilişkileri istikrara kavuşturmak için yapılan titiz çalışmaların bozulmasına yol açma riski taşıyor” ifadelerini kullandı.

    Malezya, Tayland ve Kamboçya, Güneydoğu Asya’da ekonomik, siyasi ve güvenlik iş birliğine odaklanan bölgesel bir grup olan Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) bloğunun üyeleridir.

    Ekim ayındaki ateşkes ilanı Trump tarafından büyük bir diplomatik zafer ve çok övülen -ve sıklıkla tartışılan- birçok savaşı sona erdirme kampanyasına bir yenisi olarak görüldü .

    Ancak imzalanmasından iki haftadan kısa bir süre sonra Tayland ile Kamboçya arasındaki anlaşmanın yıpranması başladı.

    Tayland, sınırda meydana gelen kara mayını patlaması sonucu birkaç Tayland askerinin yaralanmasının ardından anlaşmaya ilişkin ilerlemeyi durdurduğunu açıkladı.

    İki ülke arasında 800 kilometrelik bir kara sınırı bulunuyor ve bu sınırın belirli kısımları üzerindeki toprak anlaşmazlığı büyük ölçüde Fransa’nın Kamboçya’yı sömürge olarak kontrol ettiği dönemde çizdiği ve Tayland’ın kabul etmediği bir haritadan kaynaklanıyor.

  • Sel ve Toprak Kayıplarında Can Kaybı 950’ye Yükseldi

    Sel ve Toprak Kayıplarında Can Kaybı 950’ye Yükseldi

    Endonezya Ulusal Afet Yönetim Ajansı (BNPB), Sumatra Adası’nın kuzey, batı ve Açe bölgelerinde yaşanan afetlerle ilgili en son verileri kamuoyuyla paylaştı. Şiddetli yağışların tetiklediği sel ve toprak kaymaları, büyük bir yıkıma neden oldu.

    BNPB’den yapılan resmi açıklamada, sel ve heyelanlar (toprak kaymaları) nedeniyle hayatını kaybeden kişi sayısının 950’ye yükseldiği ifade edildi. Bu sayı, afetin boyutunu gözler önüne seriyor.

    Açıklamada ayrıca, halen 274 kişinin kayıp olduğu ve bu kişileri arama çalışmalarının aralıksız sürdürüldüğü kaydedildi.

    On Binlerce Bina Hasar Gördü

    Afet sadece can kayıplarına değil, aynı zamanda ciddi maddi hasara da yol açtı. Şiddetli doğa olayları sonucunda toplamda 156 binden fazla binanın hasar aldığı belirtildi. Yetkililer, afetzedelerin barınma ve acil ihtiyaçlarının karşılanması için çalışmalarını sürdürüyor.

  • Erkek Cinsiyetini Belirleyen Y Kromozomu Yok mu Oluyor?

    Erkek Cinsiyetini Belirleyen Y Kromozomu Yok mu Oluyor?

    Y kromozomunun geleceği, bilim dünyasında uzun süredir gündemde olan bir konu. İlk bilimsel veriler, bu kromozomun uzun evrimsel süreçte önemli ölçüde gen kaybına uğradığını ve teorik olarak işlevini yitirebileceğini gösteriyor.

    Evrimsel biyolog Jenny Graves, erkek cinsiyetini belirleyen Y kromozomunun, atalarından gelen genlerin önemli bir bölümünü, yaklaşık yüzde 97’sini kaybettiğini belirtiyor. Graves, sürecin bu hızla devam etmesi durumunda, Y kromozomunun milyonlarca yıl içinde işlevini tamamen kaybedebileceğini iddia ediyor.

    Cinsiyet Belirleme Sistemi Kararlı mı?

    İnsanlarda cinsiyetin, sperm hücresinin taşıdığı X veya Y kromozomuna göre belirlendiği biliniyor. Y kromozomu taşıyan sperm, erkek bebek oluşumunu sağlarken, X kromozomu taşıyan sperm ise kız bebek oluşumunu sağlıyor.

    Uzmanlar, Y kromozomunda gen kaybı olsa da, bu cinsiyet belirleme sisteminin insan türünde halen kararlı bir şekilde devam ettiğini vurguluyor.

    Bilim Dünyasında Farklı Görüşler

    Y kromozomunun yok olma riski konusunda bilim dünyasında farklı görüşler bulunuyor. MIT’den genetikçi Jenn Hughes ve ekibi, özellikle primatlarda Y kromozomunun uzun süredir stabil kaldığını ve yok olma riskinin tahmin edildiği kadar yüksek olmayabileceğini savunuyor.

    Diğer yandan, bazı kemirgen ve memeli türlerinde Y kromozomunun tamamen ortadan kalktığı, ancak bu türlerde cinsiyet belirleme işlevinin başka genetik mekanizmalara devredildiği biliniyor. Uzmanlar, bu çarpıcı örneklerin, insan evrimini anlamak açısından önemli veriler sunduğunu belirtiyor.

    Araştırmaların Geleceği

    Araştırmalar, Y kromozomundaki gen kaybının sabit bir hızda ilerlemediğini, duraksamalar ve sıçramalarla ilerleyebileceğini gösteriyor. Bilim insanları, Y kromozomunun geleceğine ilişkin daha kesin bir değerlendirme yapabilmek için daha geniş kapsamlı ve uzun vadeli genetik çalışmalara ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Tartışmanın önümüzdeki yıllarda da devam etmesi bekleniyor.

  • Ünlü Müzede Skandal: Su Sızıntısı Yaklaşık 400 Nadir Kitaba Zarar Verdi

    Ünlü Müzede Skandal: Su Sızıntısı Yaklaşık 400 Nadir Kitaba Zarar Verdi

    Fransa’nın başkentindeki Louvre müzesi, kısa süre önce yaşadığı milyon dolarlık soygunun ardından bu kez de tesisat sorunlarıyla gündeme geldi. Müzenin eskiyen borularında oluşan su sızıntısı nedeniyle, Mısır antik eserler bölümündeki kütüphanede yaklaşık 400 nadir kitap hasar gördü.

    Louvre Genel Müdür Yardımcısı Francis Steinbock, su sızıntısının Mısır antik eserler bölümünün kütüphanesinde yer alan üç odadan birini etkilediğini açıkladı. Steinbock, etkilenen odada 300 ila 400 eserin bulunduğunu ve hasar tespit kontrollerinin devam ettiğini belirtti. Öte yandan Steinbock, sızıntıdan etkilenen kitapların “değerli kitaplar” olmadığını öne sürdü.

    Bakım ve Onarımlar Ertelendi

    Müze yetkilisi Steinbock, su tesisatındaki sorunların yıllardır bilindiğini kabul etti. Ancak bakım ve onarım çalışmalarının Eylül 2026’da yapılmasının planlandığını sözlerine ekledi.

    Ne Olmuştu?

    Louvre Müzesi, sızıntıdan önce de büyük bir olayla sarsılmıştı. 19 Ekim’de gerçekleştirilen bir soygunla, Kraliyet mücevherlerinin sergilendiği Apollo Galerisi’nden toplam 88 milyon euro değerinde 9 parça mücevher çalınmıştı. Hırsızlar kaçarken İmparatoriçe Eugenie’ye ait tacı düşürmüşlerdi. Olayın ardından müze geçici olarak kapatılmış, polis soygunla ilgili 4 kişiyi tutuklamıştı.

  • Miami’deki barış görüşmeleri devam ederken Rusya Ukrayna’ya saldırılar düzenledi

    Miami’deki barış görüşmeleri devam ederken Rusya Ukrayna’ya saldırılar düzenledi

    ABD ve Ukraynalı yetkililerin Miami’de devam eden görüşmeleri sırasında Rusya, cumartesi sabahının erken saatlerinde Ukrayna’ya büyük çaplı bir insansız hava aracı ve füze saldırısı düzenledi. Beyaz Saray, bu görüşmelerin çatışmaya son vereceğini umuyor.

    Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, Rusya’nın gece boyunca 650’den fazla İHA ve 51 füze kullandığını ve İHA’ların, cephe hattından yüzlerce kilometre uzaktaki batı bölgeleri de dahil olmak üzere ülke genelindeki noktaları hedef aldığını açıkladı. Ayrıca, Ukrayna sınırına yakın doğu Polonya’nın bazı bölgelerinde uyarı sirenleri çaldı.

    Kiev bölgesindeki saldırılarda en az üç kişi yaralandı. Ulusal enerji operatörü Ukrenergo, gece boyunca gerçekleşen saldırıların çoğunun elektrik santrallerini ve diğer enerji altyapılarını hedef aldığını açıkladı. Rusya, ülke tam ölçekli bir çatışmanın dördüncü kışına hazırlanırken, ısı, ışık ve su tedarikini kesme umuduyla son haftalarda Ukrayna’nın enerji kapasitelerine aralıksız saldırılar düzenliyor.

    Rusya Savunma Bakanlığı, Rus toprakları üzerinde 116 Ukrayna İHA’sını düşürdüğünü açıkladı. Telegram’da ise Ukrayna’nın Ryazan şehrinde bir petrol rafinerisini vurduğuna dair doğrulanmamış haberler yer aldı. Bölge valisi, bir konut binasının hasar gördüğünü ve İHA parçalarının bir “endüstriyel tesise” düştüğünü söyledi.

    Donald Trump savaşa son vermek konusunda istekli, ancak iki tarafın ortak bir tavır bulmaya yakın olduğuna dair henüz çok az işaret var. ABD ve Ukraynalı müzakereciler arasındaki görüşmeler, hafta başında Moskova’da Vladimir Putin, Steve Witkoff ve Jared Kushner arasında yapılan görüşmenin ardından Cumartesi günü Miami’de üçüncü gün devam edecek.

    Washington’ın planları, Ukrayna’nın belirsiz güvenlik garantileri karşılığında toprak teslim etmesini içeriyor ve Kiev’in şu anda bunu kabul etmesi zor görünüyor. Ayrıca, Rusya’nın Trump’ın önerdiği şartlarda bir anlaşma imzalamaya hazır olduğuna dair herhangi bir işaret de yok.

    ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Cuma günü NBC’ye verdiği röportajda, “Rusya-Ukrayna meselesi, sanırım tüm Beyaz Saray için sürekli bir hayal kırıklığı kaynağı oldu” dedi ve yönetimin, çatışmanın kolay çözülemeyecek olmasına şaşırdığını yineledi.

    Avrupa ülkeleri, ABD’nin bazı çabaları karşısında hazırlıksız yakalandı ve sürecin bir parçası olmak için çabalıyor. Cumartesi günü, AB Dış Politika Şefi Kaja Kallas, Trump yönetiminin bir gün önce yayınladığı ve Avrupa’nın göç nedeniyle “medeniyetin silinmesi” ile karşı karşıya olduğunu belirten ve ABD’nin kıtadaki sağcı güçleri desteklemesi gerektiğini öne süren yeni ulusal güvenlik stratejisinin önemini küçümsemeye çalıştı.

    Katar’daki bir diplomatik konferansta konuşan Kallas, “ABD hâlâ en büyük müttefikimiz,” dedi. “Sanırım farklı konularda her zaman aynı fikirde olmadık, ancak genel ilkenin hâlâ geçerli olduğunu düşünüyorum. Biz en büyük müttefikleriz ve birbirimize destek olmalıyız.”

     

  • Barrack: ABD’nin müdahil olduğu 93 darbe veya rejim değişikliği yaşandı

    Barrack: ABD’nin müdahil olduğu 93 darbe veya rejim değişikliği yaşandı

    ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Milken Enstitüsü tarafından Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) düzenlenen bir konferans marjında “The National” gazetesine konuştu.

    ABD’nin 2003 yılında işgal ettiği Irak’ta kurduğu düzen sonrası durum için “3 trilyon civarında yatırım, 20 yıllık felaket dolu bir tarih, hayatını kaybeden birkaç yüz bin kişi” değerlendirmesini yapan Barrack, “elde hiçbir şey kalmadı” dedi.

    Irak’ta kuzeydeki grupların yeni devlet yapılanmasına dahil olmak istemedikleri için federal sistem getirildiğini kaydeden Barrack, şunları söyledi:

    “Aynı şeyi Suriye’de de yaptık. Yani SDG bir tür YPG ya da PKK, bırakalım birbirleriyle baş etsinler. Neden? Çünkü daha kolay ve iyi görünüyor. Özerk olabilirler. Kendi kültürleri var, kendi dilleri olabilir, kendi okulları olabilir, hatta kendi yerel orduları bile olabilir. Sorun şu ki bu durum, Yugoslavya’da olduğu gibi Balkanlaşıyor. Orada da aynı şeyi yaptık. ‘Yani tek bir federal model üzerinde anlaşamıyoruz, o halde yediye bölelim.’ Bu da yaklaşık bir nanosaniye sürüyor ve birbirleriyle savaşmaya başlıyorlar. Irak’ta olan buydu.”

    ABD’nin Ortadoğu’da “insani çıkarları ve denge arayışı” içinde olduğunu savunan Barrack, “Ancak son yüz yılda işe yaramayan bir formül uğruna Amerikalıların hayatını riske atmayacağız.” dedi.

    Barrack, “Irak’ın kaos içinde olduğunu ve İran’ın, Irak için çok büyük mücadele verdiğini” dile getirerek, “Hatırlarsanız aslında Sünni kontrolü altındaydı. Yani Saddam Hüseyin senaryosu Libya’dan farklı değil. Kaddafi ve Libya’da aynı şeyi yaptık. Hadi ikiye bölelim, hadi federalizm uygulayalım. Bu hiç bir zaman işe yaramadı.” şeklinde konuştu.

    “Büyük İsrail komplosuna inanmıyorum”

    İsrail ile ilişkiler konusunda Suriye’nin “doğru yolda olduğu ve işbirliğinden yana” davrandığını aktaran Barrack, “Onları İsrail’e doğru itmemiz dahil onlardan yapmalarını istediğimiz her şeyi yerine getiriyorlar.” ifadelerini kullandı.

    Öte yandan İsrail’in, Suriye’ye “henüz güvenmediğini” belirten Barrack, bu nedenle sürecin yavaş ilerlediğini söyledi.

    ABD Başkanı Donald Trump’ın isteğinin, Güvenlik ve Sınır Anlaşması’yla başlayarak bir normalleşmeye gitme konusunda anlaşmaya varmak olduğunu dile getiren Barrack, “Bence İsrail de bunu istiyor. Büyük İsrail komplosuna inanmıyorum.” diye konuştu.

    İsrail’in neden Hizbullah’ı bitirmediğine dair soruya ise Barrack, şu yanıtı verdi:

    “Rejim değişikliği aslında hiçbir zaman işe yaramadı. 1946 sonrasına bakarsanız, ABD’nin müdahil olduğu her durumda yaklaşık 93 darbe veya rejim değişikliği yaşandı. Hepsi başarısız oldu. Bu yüzden (ABD Dışişleri Bakanı Marco) Rubio ve Trump, rejim değişikliğinden yana değiller, bölgenin kendisine bırakılan bölgesel çözümlerden yanalar. Yani bu sorun İsrail’in Amerika’nın değil. Trump’ın 12 günlük savaşı durdurmak için devreye girmesi tarihi bir durumdu ve harikaydı. İran’da zaten 2 rejim değişikliği gördük, ikisi de işe yaramadı. Peki neden İsrail işi bitirmek istemedi? Bence hikaye daha sona ermedi. Şu an 5. bölümdesiniz, önümüzde daha 5 bölüm var.”

  • Çin, Japon F-15’lerine Radar Kilidi Attı: Bölgedeki Gerilim Yükseliyor

    Çin, Japon F-15’lerine Radar Kilidi Attı: Bölgedeki Gerilim Yükseliyor

    Japonya Savunma Bakanlığı, Çin’e ait J-15 savaş uçaklarının uluslararası sularda iki kez Japon F-15’lerine yangın kontrol radar kilidi attığını duyurdu. Olayda herhangi bir hasar ya da yaralanma yaşanmadı. Bakan Koizumi Şinjiro, eylemi “tehlikeli ve son derece talihsiz” olarak nitelendirerek Çin’e güçlü bir protesto notası iletildiğini açıkladı.

    Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae, 7 Kasım’daki Parlamento oturumunda Tayvan Boğazı’na yönelik müdahaleyi ülkesinin varlığını tehdit eden bir durum olarak değerlendirdi ve askeri güç kullanılabileceğine dair açıklamalarda bulundu. Bu, Japonya’nın Tayvan konusundaki “stratejik belirsizlik” politikasından farklı bir tavır olarak dikkat çekti.

    Takaiçi’nin sözleri sonrası Çin yönetimi, Japonya’nın Pekin Büyükelçisini çağırarak protesto notası verdi. Çin Dışişleri Bakanlığı, Japonya’ya güvenlik koşullarının uygun olmadığı gerekçesiyle seyahat uyarısı yaparken, Çin Eğitim Bakanlığı da eğitim uyarısı yayımladı. Başbakan Takaiçi, açıklamalarının varsayımsal olduğunu belirtti ancak sözlerini geri almayı reddetti.

    Bu gelişmeler, Tayvan ve çevresindeki bölgesel gerilimi artırırken, Japonya ve Çin arasındaki diplomatik tansiyonu da yükseltti.

  • Trump: Uyuşturucu kaçakçılığına karşı kara operasyonlarını da başlatacağız

    Trump: Uyuşturucu kaçakçılığına karşı kara operasyonlarını da başlatacağız

    ABD Başkanı Donald Trump, ABD Dışişleri Bakanlığı Kennedy Merkezi Onur Madalyaları Takdim Töreni’nde yaptığı konuşmada, uyuşturucuyla mücadele konusunda değerlendirmelerde bulundu. Karayipler’de başlattıkları operasyonların ardından ülkeye denizden giren uyuşturucunun yüzde 94 azaldığını belirten Trump, “Kalan yüzde 6’yı çözmeye çalışıyorum” dedi.Yakında kara operasyonlarını da başlatacaklarını kaydeden Trump, “Her rotayı, her evi, nerede yaşadıklarını biliyoruz. Onlar hakkında her şeyi biliyoruz” ifadelerini kullandı.
  • Dünyanın En Zengin Yedi Milyarderinin, Trump, CİA, Pentagon ve İsrail İle Derin Bağlantıları

    Dünyanın En Zengin Yedi Milyarderinin, Trump, CİA, Pentagon ve İsrail İle Derin Bağlantıları

    ABD, Orta Doğu ve Latin Amerika siyaseti konusunda uzman olan Alan MacLeod, ABD zenginleri – CİA ve İsrail arasındaki ilginç bağlantıları MintPress News’te yazdı.

    Dünyanın en zengin yedi adamı artık medya patronu olarak da görev yapıyor; CNN ve CBS’den Twitter, Facebook ve TikTok’a kadar birçok platformu satın alıyorlar. Alan MacLeod, bu kişilerin Trump, CİA, Pentagon ve İsrail ile olan bağlarının, gördüklerimiz, duyduklarımız ve söylediklerimiz üzerindeki kontrolü nasıl sıkılaştırdığını anlatıyor.

    Trump’a sadık ve CIA’in müteahhidi Larry Ellison’ın CNN’i satın alması an meselesi gibi görünüyor ve bu, dünyanın en zengin ikinci kişisinin medya dünyasına attığı son adım. Ancak Ellison yalnız değil. Nitekim, dünyanın en zengin yedi kişisi artık güçlü medya baronları ve dünyanın ne gördüğünü, okuduğunu ve duyduğunu kontrol ediyorlar. Bu durum, toplum üzerindeki oligarşik kontrolde yeni bir sayfa açıyor ve özgür, bağımsız basına ve fikir çeşitliliğine yeni bir darbe indiriyor.


    Medya Tekeli

    Ellison’a ait bir şirket olan Paramount Skydance, devasa film ve televizyon stüdyolarını, HBO Max ve Discovery+ gibi yayın hizmetlerini, DC Comics gibi franchise’ları ve HBO, TNT, Discovery Channel, TLC, Food Network ve CNN gibi TV kanallarını kontrol eden bir holding olan Warner Brothers Discovery’yi satın almada en önemli aday.

    Bu fark, büyük ölçüde Ellison’ın Başkan Trump’a yakınlığından kaynaklanıyor ve Trump nihayetinde böyle bir anlaşmayı onaylamak zorunda kalacak.

    Ellison, Trump’ın hoşlanmadığı söylenen CNN sunucuları ve içeriklerinin, aralarında Erin Burnett ve Brianna Keilar’ın da bulunduğu sunucuların işten çıkarılması konusunda üst düzey Beyaz Saray yetkilileriyle görüştü . Kanalın siyasi yönünü tamamen değiştirme konusundaki bu istekliliği, onu Beyaz Saray’ın Warner Brothers Discovery’nin öncelikli alıcısı haline getirdi. İddiaya göre o kadar zengin ki, nakit ödeme yapabilecek durumda.

    Net serveti 278 milyar dolar gibi dudak uçuklatan bir rakama ulaşan Ellison, son zamanlarda medya harcamalarında büyük bir artış yaşıyor. Bu yılın başlarında, Skydance’in CBS, BET, MTV, Comedy Central, Nickelodeon, Paramount Streaming ve Showtime gibi ürünleri kontrol eden bir diğer dev holding olan Paramount Global’ı satın alması için fon sağladı.

    Larry’nin oğlu David, CBS News’in CEO’su olarak atanmasının hemen ardından ağın siyasi görünümünü kökten değiştirmeye başladı, personeli işten çıkardı, ağın Trump yanlısı olmasını sağladı ve kendini “Siyonist fanatik” olarak tanımlayan Bari Weiss’ı genel yayın yönetmeni olarak atadı.

    Ancak Ellison ailesinin işi henüz bitmiş değil. Eylül ayında Başkan Trump, sosyal medya platformu TikTok’un Ellison’ın sahibi olduğu teknoloji şirketi Oracle liderliğindeki bir Amerikan konsorsiyumuna satışını zorunlu kılma teklifini onaylayan bir başkanlık kararnamesi imzaladı.

    Planlanan anlaşmaya göre Oracle, platformun güvenliğini ve operasyonlarını denetleyecek ve dünyanın en zengin ikinci adamına, otuz yaşın altındaki Amerikalıların %60’ından fazlasının haber ve eğlence için kullandığı platform üzerinde etkin kontrol sağlayacak. Trump, Oracle’ın platformu kontrol etmesinden son derece memnun olduğunu belirterek, “Platform Amerikalılara, hem de çok kültürlü Amerikalılara ait,” dedi .

    Ellison ailesinin medya ve iletişim dünyasına ani girişi birçok kişiyi şok etti ve üst düzey medya yetkilileri alarma geçti. Uzun süredir CBS News sunucusu olan Dan Rather, “Hepimiz, büyük milyarderlerin neredeyse tüm büyük haber kuruluşlarının kontrolünü ele geçirmesinden endişe duymalıyız” uyarısında bulundu . “CBS News’de çalışan herkes için özellikle zor bir dönem,” dedi ve daha fazla Trump yanlısı yayın yapma yönündeki baskılara atıfta bulundu. “Bence [Ellison’lar] CNN’i satın alırsa, bu CNN’i sonsuza dek değiştirir ve CBS News için çok ciddi bir yara daha açabilir,” diye sözlerini tamamladı.


    Milyarderin ablukası

    “Daha doğrusu” doğrudur. Tarihte hiçbir dönem, milyarder sınıfın iletişim araçlarımızı bu kadar hızlı ve ezici bir şekilde satın almasına tanık olmamıştır; bu da ifade özgürlüğü ve fikir çeşitliliği konusunda zorlu soruları gündeme getirmektedir. Bugün, dünyanın en zengin yedi kişisinin hepsi büyük medya baronlarıdır ve bu da onlara medyamız ve kamusal alanımız üzerinde olağanüstü bir kontrol sağlayarak gündem belirlemelerine ve onaylamadıkları ifade biçimlerini bastırmalarına olanak tanır. Bu, onlara ve sahip oldukları varlıklara, içinde yaşadığımız ekonomik sisteme ve Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail hükümetlerinin eylemlerine yönelik eleştirileri de içerir.

    480 milyar doları aşan bir servete sahip olan Elon Musk, dünya tarihinin en zengin kişisi ve önümüzdeki on yıl içinde gezegenin ilk trilyoneri olması bekleniyor . Musk, 2022’de yaklaşık 44 milyar dolarlık bir anlaşmayla Twitter’ı satın aldı. Güney Afrika doğumlu teknoloji devi, platformu hızla kendi aşırı sağcı siyasetini ilerletmek için bir araca dönüştürmeye koyuldu. Örneğin, 2024’te Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu devirme girişimini desteklemede, ülke seçimleri hakkında yanlış bilgi yaymada ve hatta Maduro’yu kötü şöhretli Guantanamo Körfezi hapishane kampında bir gelecekle tehdit etmede kilit bir rol oynadı.

    Ayrıca, üretken yapay zeka sohbet robotu Grok’u, kullanıcıların sorularına daha muhafazakar yanıtlar verecek şekilde defalarca alenen yeniden yazdı. Bunun bir sonucu olarak Grok, Adolf Hitler’i övmeye başladı.

    Musk, geçen yıl Jeff Bezos’u geride bırakarak dünyanın en zengin adamı oldu. Musk gibi, Amazon’un kurucusu ve CEO’su da medya dünyasına birçok adım attı. 2013 yılında The Washington Post’u 250 milyon dolara satın aldı ve gazete üzerindeki etkisini hızla artırarak , düzen karşıtı yazarları işten çıkarıp savaş yanlısı köşe yazarları işe aldı. Bu , Business Insider’ın (şimdiki adı Insider) azınlık hissesini satın almasından sadece birkaç ay sonra gerçekleşti .

    Bir yıl sonra, 2014’te Amazon, aylık yaklaşık 7 milyon yayıncıya ev sahipliği yapan bir yayın platformu olan Twitch’i satın almak için yaklaşık bir milyar dolar ödedi . Amazon ayrıca, film stüdyosu MGM, sesli kitap platformu Audible ve film veritabanı sitesi IMDB dahil olmak üzere çok çeşitli medya girişimlerinin de sahibidir.

    Fransız milyarder Bernard Arnault ise ülkesindeki medya kuruluşlarının büyük bir kısmını satın alıyor. Lüks şirketler grubu Louis Vuitton Moët Hennessy’nin (LVMH) başkanı ve dünyanın yedinci en zengin adamı olan Arnault, Le Parisien ve Les Echoes gibi günlük gazeteler, Paris Match ve Challenges gibi dergiler ve Radio Classique gibi yayınları da içeren bir medya imparatorluğunun başında oturuyor.

    İlk yediyi tamamlayan diğer üç kişinin serveti, esas olarak medya imparatorluklarına borçlu. Google’ın kurucu ortakları Sergey Brin ve Larry Page’in toplam serveti yarım trilyon doların üzerinde. Google, günümüzün ileri teknoloji ekonomisinin baskın gücü haline geldi ve aynı zamanda 2006 yılında YouTube’u 1,65 milyar dolara satın alarak sosyal medyada da önemli bir oyuncu haline geldi. Amerikalıların yüzde 35’i video platformunu birincil haber kaynağı olarak kullanıyor .

    Mark Zuckerberg ise 203 milyar dolarlık servetini Facebook, Instagram ve WhatsApp gibi sosyal medya ve teknoloji girişimlerine borçlu. YouTube gibi Zuckerberg’in şirketleri de modern haber dünyasının önemli oyuncuları arasında yer alıyor ve Amerikalıların sırasıyla %38’i, %20’si ve %5’i haber ve görüntüleme için Facebook, Instagram ve WhatsApp’a güveniyor .

    MAGA Sözcüleri

    Bu zengin kişilerin çoğu, Cumhuriyetçi politikaları desteklemek ve muhafazakâr bir dünya görüşünü yaymak amacıyla Başkan Trump ile güçlerini birleştirdi. Bunların başında, CBS News olarak önemli değişiklikleri hızla duyuran ve “tarafsız” yayın ve daha “çeşitli ideolojik bakış açıları” vaat eden Ellison ailesi geliyor. Bu, yaygın olarak sağcı ve Trump yanlısı yayınlara doğru bir geçiş olarak anlaşılıyor.

    Larry Ellison, koyu muhafazakâr görüşlere sahip ve Cumhuriyetçi Parti’nin en büyük bağışçılarından ve bağış toplayıcılarından biri ve Trump’ın yakın destekçilerinden biri. Nitekim, Trump’ın yakın bir kaynağı, Ellison’ın nüfuzunu fark ederek, onu “Amerika Birleşik Devletleri’nin gölge başkanı” olarak nitelendirecek kadar ileri gitti .

    Elbette Musk, Twitter’ı alenen muhafazakarların egemen olduğu bir platforma dönüştürdü ve Trump’ın kabinesinin gayriresmi bir üyesi oldu; fiilen Hükümet Verimliliği Bakanlığı’nın başkanı oldu.

    Zuckerberg ayrıca platformlarını MAGA hareketiyle uyumlu hale getirmek için bir dizi adım attı ; bunlar arasında gerçek kontrol ekibini (genel olarak liberal siyasetle ilişkilendirilir) kovmak ve “ifade özgürlüğü” dediği şeye öncelik vermek de yer alıyor. Meta CEO’su, içerik denetleme ekiplerinin Kaliforniya’dan, “ekiplerimizin önyargıları konusunda daha az endişe duyulan” Teksas’a taşınacağını söyledi .

    Zuckerberg, Meta’nın küresel ilişkiler başkanı ve Birleşik Krallık eski Liberal Demokrat başbakan yardımcısı Nick Clegg’in yerine, George W. Bush’un özel kalem müdürü olan tanınmış Cumhuriyetçi Joel Kaplan’ı atadı. Ayrıca, konuyla ilgili hiçbir deneyimi olmamasına rağmen, Ultimate Fighting Championship’in CEO’su ve Trump’ın yakın müttefiki Dana White’ı Meta’nın yönetim kuruluna atadı.

    Bu hamlelerin çoğu, Trump’ın Zuckerberg’i 2024 başkanlık seçimlerinde zaferini “aldatması” halinde “ömrünün geri kalanında” hapse atma tehdidine yanıt olarak yapılmış olabilir. Zuckerberg daha sonra Trump ile Mar-a-Lago’da bir araya geldi ve Bezos ve diğer teknoloji devleriyle birlikte Trump’ın göreve başlama fonuna 1 milyon dolar bağışladı .

    Trump’ın yemin töreninde medya imparatorluğunun yeni koruyucuları Zuckerberg, Bezos, Pichai ve Musk.

    Bezos ise The Washington Post’ta benzer önlemler alarak gazetenin artık kapitalizme şüpheyle yaklaşan görüşleri yayınlamayacağını duyurdu. Bezos, “Her gün iki temel ilkenin savunulmasını destekleyecek yazılar yazacağız: Kişisel özgürlükler ve serbest piyasalar,” diye yazdı ve alternatif bakış açıları görmek isteyen okuyucuların bunları “internet”te bulabileceğini belirtti.

    Karar, büyük bir değişiklik olarak görüldü ve Post çalışanlarının kamuoyunda tepkisine yol açtı. Gazetenin baş ekonomi muhabiri Jeff Stein, “Jeff Bezos bugün The Washington Post’un görüş bölümüne büyük bir müdahalede bulundu,” dedi . “[Bu], muhalif görüşlerin orada yayınlanmayacağını veya hoş görülmeyeceğini açıkça ortaya koyuyor.”

    Bu hamle, bir zamanlar Trump’ı “demokrasiye tehdit” olarak nitelendiren Bezos için tam bir geri adımdı. Oysa Ocak 2025’te, Trump’ın yemin töreninde Zuckerberg, Musk ve Arnault ile birlikte Trump’ın arkasında önemli mevkilerde oturuyordu .

    Milliyeti göz önüne alındığında, Arnault’nun Trump ile şaşırtıcı derecede yakın bir ilişkisi var. Fransız milyarder, 2019’da Teksas, Alvarado’da yeni bir Louis Vuitton fabrikası açtı; bazıları bunun başkanı memnun etme girişimi olduğunu öne sürdü . Trump, tesisin açılışına katılarak Arnault’yu bir “sanatçı” ve “vizyoner” olarak nitelendirdi.

    Arnault ailesi, Trump ailesiyle olan ilişkileri nedeniyle Fransa ve ABD hükümetleri arasında gayrı resmi aracılar haline geldi. 2023’te Trump ailesi tarafından Mar-a-Lago’da ağırlanmışlardı ve bu yılın başlarında tırmanan ticaret savaşı sırasında Bernard, ABD ile Fransa arasındaki gerilimi azaltmak için Beyaz Saray’ı ziyaret etmişti.

    Pentagon ihalecileri

    Dünyanın en zengin yedi kişisinin yükselişindeki kilit faktörlerden biri, ABD ulusal güvenlik devletine yakınlıklarıdır. Şirketlerinin çoğu, kısmen Pentagon sözleşmelerinden beslenerek zenginleşmiştir. Günümüz savaşları ve casusluk faaliyetleri, tanklar ve silahlar kadar ileri teknoloji bilgisayar ekipmanlarına da dayanmaktadır ve Savunma Bakanlığı, 2022’de Amazon, Google, Microsoft ve Oracle’a 9 milyar dolarlık bir bulut bilişim sözleşmesi vermiştir .

    Bezos’un Amazon’u uzun zamandır CIA ile yakın bir ilişki içinde ve 2014 yılında kurumla 600 milyon dolarlık bir sözleşme imzalamış durumda. Ancak hem Google hem de Musk’ın havacılık şirketi SpaceX, kuruluşlarından bu yana Langley ile iç içe geçmiş durumda.

    CIA, Brin’in Stanford Üniversitesi’ndeki doktora araştırmasını finanse etti ve denetledi; bu çalışma daha sonra Google’ın temelini oluşturacaktı.

    Bir soruşturmada belirtildiği gibi, “aralarında bir CIA yetkilisinin de bulunduğu üst düzey ABD istihbarat temsilcileri, Google’ın lansman öncesi bu aşamadan, şirket resmen kurulmaya hazır olana kadar gelişimini denetlediler.”

    CIA’in risk sermayesi kolu In-Q-Tel, 2005 yılına kadar Google’ın büyük hissedarıydı. Bu hisseler, Google’ın CIA destekli bir gözetleme şirketi olan ve yazılımı daha sonra Google Earth’e dönüşen Keyhole, Inc.’i satın almasının bir sonucuydu. The Washington Post’a göre, 2007 yılına gelindiğinde hükümet, Irak ve ötesindeki düşmanları gözetlemek ve hedeflemek için Google Earth’ün gelişmiş sürümlerini kullanıyordu . Post ayrıca, bu dönemde Google’ın ordu için fütüristik teknolojiler üretmek üzere Lockheed Martin ile ortaklık kurduğunu da belirtiyor. Ayrıca, Google ile federal hükümetin çeşitli birimleri arasında sürekli bir istihdam döngüsü mevcut .

    Bu arada, Elon Musk’ın cömertliğinin büyük ölçüde CIA ile olan yakın ilişkisine bağlı olduğunu söylemek abartı olmaz. In-Q-Tel’in başkanı Mike Griffin, SpaceX’in doğuşuna yardımcı oldu, başından beri destek ve tavsiyelerde bulundu ve hatta Musk’a 2002’de Rusya’ya eşlik ederek şirketi kurmak için ucuz kıtalararası balistik füzeler satın almaya çalıştı.

    Griffin, CIA’de Musk’ı defalarca destekledi ve onu uzay endüstrisinin “Henry Ford”u olarak nitelendirdi ve hükümetin tam desteğine layık olduğunu söyledi. Yine de, 2008 yılına gelindiğinde SpaceX zor durumdaydı; Musk maaş bordrolarını karşılayamıyor ve hem SpaceX hem de Tesla Motors’un tasfiye edileceğine inanıyordu. Ancak Griffin’in güvence altına almasına yardımcı olduğu beklenmedik 1,6 milyar dolarlık bir NASA sözleşmesi sayesinde kurtuldu .

    SpaceX bugün bir güç merkezi. Ancak başlıca müşterileri Hava Kuvvetleri, Uzay Geliştirme Ajansı ve Ulusal Keşif Ofisi gibi ABD hükümet kurumları olmaya devam ediyor. Pentagon da yakın zamanda onu bir nükleer savaşı kazanmasına yardımcı olması için işe aldı . SpaceX’in yeni yan kuruluşu Castelion, düşman nükleer füzelerini düşürmek üzere tasarlanmış, Kuzey Amerika’nın etrafında dönen silahlı uydulardan oluşan bir ağ kurmak üzerinde çalışıyor. Başarılı bir operasyon, Amerika Birleşik Devletleri’ne dayanıklı bir kalkan sağlayacak ve misilleme tehdidi olmadan dünya çapında istediği gibi hareket etmesini sağlayacak, karşılıklı kesin yıkım dönemini fiilen sona erdirecek ve gezegeni tehlikeli yeni bir döneme sürükleyecektir.

    Castelion’un liderlik ekibinin yedi üyesinden altısı ve dört kıdemli danışmanından ikisi eski Space X çalışanı. Diğer iki danışman ise Griffin de dahil olmak üzere eski CIA üst düzey yetkilileri. Elon, en büyük çocuğuna Griffin Musk adını verdi. Diğer oğlu X Æ A-12 ise adını bir CIA casus uçağından alıyor.

    Ancak hiçbir milyarder, CIA ile Larry Ellison kadar yakın bir bağa sahip değildir. Ellison, kariyerine CIA ile Project Oracle adlı bir veritabanı sistemi üzerinde çalışarak başladı . 1977’de, adını önceki projesinden alan teknoloji devi Oracle’ı kurdu. CIA, Ellison’ın işlerine el atıp Deniz Kuvvetleri İstihbaratı, Hava Kuvvetleri İstihbaratı ve NSA gibi ulusal güvenlik devletinin diğer birimleriyle sözleşmeler imzalamaya başlamasından önce, bir süre Oracle’ın tek müşterisiydi.

    Bu yakın ortaklık bugün de devam ediyor. Şirket, 2020 yılında CIA ve 16 diğer ABD istihbarat teşkilatı ile onlarca milyar dolar değerinde 15 yıllık bir sözleşme imzaladı . Bugün ise şirketin üst düzey kadroları eski CIA yöneticileriyle dolu. Bunun bir örneği, yönetim kurulunda yer alan eski CIA Direktörü ve Savunma Bakanı Leon Panetta .

    İsrail’in Silahlandırılması ve Desteklenmesi

    Dünyanın en zengin insanlarının çoğunun paylaştığı bir diğer önemli özellik ise İsrail’e ve onun yayılmacı projesine olan tutkulu destekleridir.

    Bu durum, hayatının amacını hem yurt içinde hem de yurt dışında Yahudi Devleti’nin çıkarlarını ilerletmek olarak belirleyen Ellison’da en belirgin şekilde görülüyor. Ellison, Hawaii’deki özel adasında birlikte tatil yaptığı Başbakan Benjamin Netanyahu’nun ateşli bir destekçisi . Zor durumdaki başbakandan o kadar etkilenmiş ki, ona Oracle’ın yönetim kurulunda bir koltuk ve yıllık 450.000 dolar maaş teklif etmiş.

    Ellison, İsrail Savunma Kuvvetleri’ne (IDF) en büyük bağışçıdır. Sadece 2017 yılında, “evimizi” savunduklarını söylediği IDF askerleri için yeni bir eğitim tesisi inşa etmek üzere 16,6 milyon dolar bağışta bulunmuştu . Bir bağış toplama etkinliğinde şunları söyledi:

    İsrail’in kuruluşundan bu yana geçen tüm tehlikeli zamanlarda, IDF’nin cesur erkek ve kadınlarını evimizi savunmaya çağırdık. Bana göre, dünyanın en cesur insanlarından bazılarını desteklemekten daha büyük bir onur yoktur ve IDF Dostları’na, bu askerleri her yıl anmamıza ve desteklememize izin verdikleri için teşekkür ederim. Bu kahraman askerlere yalnız olmadıklarını göstermek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız.

    David Ellison da aynı derecede ateşli bir Siyonist ve The Grayzone’un araştırmasına göre, Amerikan vatandaşlarını gözetleyen bir projeye destek olmak için üst düzey bir İsrailli generalle bile görüştü . Plan, İsrail’in Gazze saldırısına karşı Filistin yanlısı aktivizme katılan Amerikan vatandaşlarına saldırmayı amaçlıyordu. Belgelerde ayrıca Brin’in adı da planın potansiyel bir işbirlikçisi olarak geçiyor.

    Oracle’ın İsrailli CEO’su Safra Catz da Netanyahu’nun yakın bir dostu ve şirketin İsrail’i destekleme “misyonunda” olduğunu söylüyor . Catz ve Ellison, şirket genelinde katı bir İsrail yanlısı duruş sergilediler. Ekim 2023’teki şiddet olaylarının ardından Catz, dünya genelinde 180’den fazla ülkedeki şirket ekranlarına “Oracle İsrail’in yanındadır” ifadesinin basılması talimatını verdi .

    İsrail’e verilen destek ve iş birliği, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, çalışanlar arasında önemli bir tepkiye yol açtı. Catz, endişelerine karşı net bir yanıt verdi. “Misyonumuz konusunda esnek değiliz ve İsrail’e olan bağlılığımız rakipsizdir,” dedi ve ekledi :

    Bu özgür bir dünya ve çalışanlarımı seviyorum. Eğer İsrail Devleti’ni destekleme misyonumuza katılmıyorlarsa, belki de onlar için doğru şirket değilizdir. Larry ve ben İsrail’e alenen bağlıyız ve ülkeye kişisel zaman ayırıyoruz. Kimse buna şaşırmamalı.

    Ellison ailesinin medya dünyasına girişinin, İsrail’in halkla ilişkiler mücadelesine destek olma arzusundan kaynaklandığı, kurumsal medyada bile yaygın olarak dile getirildi. Tel Aviv, bu mücadeleyi kaybettiğinin farkında. İsrail yanlısı Anti-Defamation League direktörü Jonathan Greenblatt, “Gerçekten bir TikTok sorunumuz var, bir Z kuşağı sorunumuz var” diyerek , dünyanın dört bir yanındaki gençlerin her gün İsrail saldırganlığının videolarına maruz kaldığını ve bunun bir halkla ilişkiler felaketine yol açtığını açıkladı.

    TikTok’u yasaklama girişimlerinin öncülerinden olan eski kongre üyesi Mike Gallagher, tasarısının nasıl başarısız olduğunu, ancak 7 Ekim 2023’ten ve İsrail’in eylemlerine karşı dünya çapında oluşan tepkiden sonra, tasarının Kongre’de yeni bir hayat bulduğunu ve yasalaştığını ve yakın zamanda Oracle liderliğindeki bir konsorsiyuma satılmasını zorunlu kıldığını açıkladı .

    İsrail yanlısı bu büyük değişim, CBS News’de Bari Weiss’ın genel yayın yönetmeni olarak işe alınmasıyla zaten gerçekleşti. Weiss, kamuoyunun dikkatini ilk olarak üniversitedeyken, Filistin yanlısı görüşleri nedeniyle Müslüman ve Arap profesörlerin işten atılmasını sağlamaya çalışan bir örgüt kurarak çekmişti . Financial Times’ın belirttiği gibi , “Konuya yakın kişilere göre Weiss, Ellison’ı kısmen İsrail yanlısı bir duruş sergileyerek ikna etti.” Geçtiğimiz hafta Yahudi Liderlik Konferansı’nda, CBS’deki misyonunun, Hassan Piker ve Tucker Carlson gibi sesleri bir kenara iterek Amerika’da “kabul edilebilir tartışmanın 40 yarda sınırlarına giren şeyleri yeniden çizmek” ve “Amerikalıların büyük çoğunluğunu” temsil eden Alan Dershowitz gibi “karizmatik” liderleri yüceltmek olduğunu belirtti.

    Zuckerberg’in platformları – Facebook, Instagram ve WhatsApp – da İsrail lehine aynı ölçüde kararlı bir önyargı sergiliyor. Facebook, 2016 yılı gibi erken bir tarihte sansür konularında İsrail hükümetiyle iş birliği yapıyordu. Adalet Bakanı Ayelet Shaked, sosyal medya platformunun Filistin yanlısı içeriklerin kaldırılması yönündeki taleplerinin %95’ini yerine getirdiğini açıklamıştı .

    Facebook/İsrail ortaklığı, şirketin 2020 yılında, İsrail Adalet Bakanlığı’nın eski Genel Müdürü ve IDF istihbarat grubu Unit 8200’de eski bir casus olan Emi Palmor’u, sitenin siyasi yönetiminden sorumlu 21 kişilik bir komite olan denetim kuruluna atamasıyla derinleşti.

    Zuckerberg’in platformları, uzun süredir Filistinlilerin seslerini şüpheli “nefret söylemi” gerekçesiyle susturuyor . Ancak sansür, 7 Ekim saldırılarının ardından büyük ölçüde artırıldı. İnsan Hakları İzleme Örgütü, “Instagram ve Facebook’ta Filistinli içeriklerin sistematik olarak sansürlendiğini” ayrıntılarıyla anlatan bir rapor yayınladı ve Filistinlilerin seslerine yönelik 1050 sansür vakasını incelediklerini, bunların arasında kendilerine yönelik insan hakları ihlallerini belgeleyenlerin de bulunduğunu belirtti. Çalışmaya göre, bunların 1049’u Filistin’e destek amaçlı tamamen barışçıl ifadelerdi ve Meta’nın hizmet şartlarını ihlal etmiyordu.

    2023’te Instagram, Filistinli olduklarını belirten binlerce kullanıcının biyografisine “terörist” kelimesini ekledi . Bu konuda kendilerine soru sorulduğunda, bunun bir otomatik çeviri hatası olduğunu iddia ettiler.

    Meta çalışanları şirket içinde seslerinin sistematik olarak bastırılmasından ve Filistinli ve Müslüman çalışanlar için “düşmanca ve güvensiz bir çalışma ortamı” yaratılmasından şikayetçi .

    WhatsApp ise birden fazla anlamda bir savaş alanı. İsrail ordusu, Gazze’de on binlerce kişiyi takip etmek ve hedef almak için Filistinlilerin WhatsApp verilerini kullanıyor . Meta’nın bu girişimde İsrail ordusuyla nasıl veya iş birliği yapıp yapmadığı belirsiz. Ancak, şu anda Meta’da üst düzey görevlerde çalışan düzinelerce eski İsrail casusundan bazılarının yazılımda arka kapılar oluşturduğu veya verileri eski meslektaşlarına aktardığı öne sürüldü. 2022 tarihli bir MintPress araştırması , Meta, Google, Amazon ve Microsoft’ta çalışan yüzlerce eski Unit 8200 görevlisini ortaya çıkardı.

    Zuckerberg’in kendisi de İsrail’in güçlü bir destekçisi olarak biliniyor ve devletle çok sayıda ailevi bağlantısı bulunuyor. Ekim 2023 saldırılarının ardından, Hamas ve diğer direniş güçlerini “tamamen kötü” olarak kınayan bir açıklama yaptı ve bu hareketi ona İsrail Devleti’nden resmi bir teşekkür kazandırdı .

    Musk, kendisini ve araçlarını İsrail’in hizmetine de sunmuştur. Kasım 2023’te İsrail’e giderek Netanyahu ve Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile görüşmüş ve Gazze’ye yönelik saldırılarına koşulsuz destek vermiştir. Hamas’ı “kötü” ve “sivilleri öldürmekten zevk alan” biri olarak tanımlayan Musk, İsrail şiddetini alenen aklamaya çalışmış ve İsrail Savunma Kuvvetleri’nin “sivilleri öldürmekten kaçınmak için elinden geleni yaptığını” açıkça belirtmiştir. Ziyareti sırasında, İsrail saldırıları dört hafta süren bombalamalarda en az 20.000 kişiyi öldürmüştü .

    Musk, 2023 İsrail gezisi sırasında İsrail Savunma Kuvvetleri’nin Gazze harekatına destek sözü verdi.

    Netanyahu, Twitter’ın İsrail’in savaştaki “en önemli silahları” arasında olduğunu belirterek , Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı’nda Nazi selamı veren Musk’ı faşizm suçlamalarından savundu.

    Musk, ziyareti sırasında İsrail hükümetiyle, İsrail ve Gazze’de faaliyet gösteren Starlink iletişim portalları üzerinde etkin kontrol ve denetim yetkisi veren bir anlaşma da imzaladı .

    Google ve Amazon da Gazze’deki ileri teknoloji soykırımını kolaylaştıran kilit oyuncular. İkili, 2021’de İsrail hükümetiyle, IDF’ye bulut bilişim ve yapay zeka altyapısı sağlamak için 1,2 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı . Bu teknoloji, yoğun nüfuslu bölgedeki sivilleri hedef almak için kullanılıyordu. Anlaşma, işbirliklerine karşı oturma eylemleri ve diğer protestolar düzenleyen çalışanlar arasında bir isyana yol açtı.

    Ancak diğer birçok Google çalışanı İsrail Devleti ile yakın ilişkiler içindedir. Silikon Vadisi devinde kilit pozisyonlarda çalışan en az 99 eski Unit 8200 casusu bulunmaktadır . Bunlardan öne çıkan bir örnek, Google tarafından şirketin strateji ve operasyonlardan sorumlu başkanı olarak işe alınmadan önce Unit 8200’de uzun süre komutan ve eğitim başkanı olarak görev yapan Gavriel Goidel’dir.

    Google ayrıca , kendi hizmet şartlarını ihlal eden içeriklere rağmen, İsrail hükümetinin propagandasının on milyonlarca Avrupalıya yayılmasına da katkıda bulundu .

    Bunun bir kısmı Brin’in kendi mizacından kaynaklanıyor olabilir. Normalde ilgi odağı olmaktan kaçınan ve siyasi açıklamalar yapmaktan kaçınan Rusya doğumlu iş insanı, şirketinin Gazze soykırımına katılımını ayrıntılarıyla anlatan bir rapor yayınlamasının ardından Birleşmiş Milletler’i “açıkça antisemitik” olmakla sert bir şekilde kınadı . “Gazze ile ilgili olarak soykırım terimini kullanmak, gerçek soykırımlara maruz kalmış birçok Yahudi için son derece rahatsız edici,” diye ekledi.

    Arnault, Gazze konusunda sessizliğini korudu. Ancak İsrail’e büyük yatırımlar yaptı. Elmaslar ve diğer değerli taşlar İsrail ekonomisinin temel direklerinden biri ve Fransız’ın lüks markaları bu taşları küresel çapta dağıtıyor. Aktivistler, İsrail elmaslarının çatışma mineralleri olarak etiketlenmesini ve etik tüketiciler tarafından boykot edilmesini talep etti . Ayrıca, Google tarafından yakın zamanda 32 milyar dolara satın alınan İsrailli teknoloji ve güvenlik şirketi Wiz’e de yatırım yaptı . LVMH, bu ayın başlarında İsrailli oyuncu ve eski İsrail Savunma Kuvvetleri askeri Gal Gadot ile 55 milyon dolarlık bir anlaşma imzalayarak onu markalarının yüzü yaptı.

    Eşi benzeri görülmemiş bir küresel eşitsizlik çağında yaşıyoruz. Bu yedi kişi – Musk, Ellison, Page, Brin, Bezos, Zuckerberg ve Arnault – birlikte, insanlığın en alttaki %50’sinin (4 milyardan fazla insan) toplamından daha fazla servete sahipler. Daha önce hayal bile edilemeyen servetlerin üzerinde oturan bu kişiler, medya kuruluşları da dahil olmak üzere varlıkları rekor bir hızla satın almaya başladılar.

    Milyarderler için basını ele geçirmenin üç faydası vardır: Birincisi, kendilerini ve çevrelerini basının incelemesinden ve eleştirisinden korur. İkincisi, kamuoyu tartışmasını daha da iş dostu yasa ve düzenlemelere yönlendirmek için onlara bir sözcülük sağlar. Üçüncüsü ise, medya kuruluşlarını herhangi bir davayı savunmak ve sahip oldukları diğer gündemleri desteklemek için kullanabilirler.

    Burada üçünün de nasıl oynandığını gördük; basınımız toplu olarak hızla daha muhafazakar, Trump yanlısı, İsrail yanlısı pozisyonlara doğru kayıyor ve saflarındaki muhalif sesleri dışlıyor.

    Demokrasi, özgür toplum ve halkın görüş çeşitliliği hakkı üzerindeki etkisi son derece olumsuz oldu. Medya söz konusu olduğunda, zaten bir seçim yanılsaması yaşıyorduk. Ancak, Amerikan ve küresel medyanın aşırı yoğun mülkiyeti, yalnızca bir avuç insanın elinde toplanmış olması, bu sorunu daha da kötüleştirdi. Bir zamanlar, alternatif bakış açıları arayan bireyler bunları bulmak için internete başvururdu. Ancak muhalif görüşlere -özellikle İsrail/Filistin konusunda- uygulanan sansürün artmasıyla birlikte, bu durum giderek daha da sürdürülemez hale geliyor.

    Kısacası, gezegenimizin medya sistemimizi ele geçirmesinin bize gösterdiği şey, milyarderlerin yalnızca kaynaklara ciddi bir yük değil, aynı zamanda açık bir toplum ve bilginin özgürce akışı için varoluşsal bir tehdit olduğudur.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, Venezuela Devlet Başkanı Maduro ile telefonda görüştü

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Venezuela Devlet Başkanı Maduro ile telefonda görüştü

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının sosyal medya hesabından yapılan açıklamaya göre, görüşmede, Türkiye ile Venezuela ikili ilişkileri ile bölgesel konular ele alındı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’ya, bölgelerindeki gelişmeleri yakından takip ettiklerini, Türkiye’nin sorunların diyalog yoluyla çözülebileceğine inandığını ve bunu her platformda dile getirdiklerini ifade etti.

  • İsrail güçleri korumasındaki Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler, El Halil kentine baskın düzenledi

    İsrail güçleri korumasındaki Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler, El Halil kentine baskın düzenledi

    Baskın sırasında İsrail güçleri, Eski Şehir’e giriş yapmak isteyen Filistinlilere izin vermedi. Askerlerin kurduğu kontrol noktaları nedeniyle bölgede zaman zaman gerginlik yaşandı.

    Görüntülere göre İsrail askerleri, dar sokaklar ve giriş noktalarında mevzilenerek baskın süresince geniş güvenlik tedbirleri uyguladı. Baskının ardından bölgedeki askeri varlığın bir süre daha devam ettiği ifade edildi.

  • SON DAKİKA – ABD’nin Alaska eyaletinde 7 büyüklüğünde deprem

    SON DAKİKA – ABD’nin Alaska eyaletinde 7 büyüklüğünde deprem

    ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), depremin merkez üssünün Alaska’nın Yakutat bölgesi olduğunu kaydetti. Yaklaşık 10 kilometre derinlikte kaydedilen depremin ardından tsunami uyarısı yapılmadı. Deprem nedeniyle herhangi bir can ya da mal kaybı belirtilmedi.
  • Herkesi Şaşırtan İş İlanı

    Herkesi Şaşırtan İş İlanı

    Yayımlanan ilanda, fast food sektöründeki temel pozisyonlar için sunulan ücret ve yan hakların, birçok ülkede bu alandaki standartları aştığı görülüyor.

    İş ilanında potansiyel çalışanlara sunulan temel avantajlar şunlardır:

    Yüksek Başlangıç Ücreti: Saatlik 28 dolar (Mevcut kur ile yaklaşık 1200 Türk Lirası)

    Sosyal Güvenlik: Ücretli hastalık izni.

    Eğitim Fırsatı: Üniversite burs desteği sağlanması.

    Yan Haklar: Çalışma molaları sırasında personelin yemeklerinde %50 indirim.

    İş ilanının yayılan görseli sosyal medyada kısa sürede viral olurken tartışmaları da beraberinde getirdi.

  • Hong Kong Yangını Ardından Skandal İddia

    Hong Kong Yangını Ardından Skandal İddia

    Yangının çıktığı Wang Fuk Court binasının yenileme ihalesini üstlenen Prestige Construction & Engineering Co. adlı firma, ihaleyi değerlendiren danışman şirket Will Power Architects tarafından apartman sakinlerine “temiz bir güvenlik kaydı var” şeklinde sunuldu.

    Ancak elde edilen belgeler, şirketin sözleşmeden önceki yedi yıl içinde en az 15 iş güvenliği ihlali nedeniyle toplamda 309 bin Hong Kong doları (yaklaşık 39 bin 700 dolar) para cezasına çarptırıldığını gösteriyor.

    İhlal Detayları: Cezalar arasında yanlış iskele kurulumu ve hatalı elektrik bağlantıları gibi ciddi risk teşkil eden durumlar bulunuyor. Yetkililer, bu cezaların 2016-2019 yılları arasında işlendiğini ve mahkemelerde sonuçlandığını doğruladı.

    Gizlenen Bilgi: Will Power’ın hazırladığı sunumda Prestige’in “Hiç yargılanmadığı” bilgisi yer alırken, danışman şirketin neden bu yanıltıcı bilgiyi sunduğu belirsizliğini koruyor.

    İhale Süreci ve Yükselen Maliyetler Krizi

    1980 yılında inşa edilen ve 30 yaşını aşınca zorunlu yenileme kapsamına alınan binanın yenileme projesi, dış cephe, yangın güvenliği ve su tesisatı değişimini içeriyordu. Prestige, 57 teklif arasından seçilerek 330 milyon Hong Kong dolarlık (42 milyon dolar) projeyi üstlendi.

    Ancak proje ilerledikçe, maliyetler iki katından fazla artış gösterdi. Bu durum, 2024 başında ev sahiplerinin maliyet artışları ve ödeme baskısı nedeniyle eski yönetimi devirme ve Prestige’in sözleşmesini iptal etme talebiyle imza toplamasına yol açtı.

    Yönetim Krizi ve Yanıcı Malzeme İddiası

    Yönetim değişikliği talebi aylarca ertelendi ve nihayetinde şiddetli bir tayfun sırasında yapılan toplantıyla yeni yönetim seçildi. Yeni yönetim, sözleşmeyi feshetmenin tüm ev sahiplerini hukuken riske sokabileceği uyarısı üzerine iptalden vazgeçti.

    Öte yandan, gönüllü uzman ekiplerin yaptığı denetimler, yangına dayanıksız malzemeler kullanıldığı yönünde önemli bulgulara ulaştı:

    Yangına Dayanıklı Olmayan Malzemeler: Yetkililer, iskelede kullanılan filelerin standartlara uymadığı ve pencere koruması için kullanılan köpük panellerin son derece yanıcı olduğu sonucuna vardı.

    Yanlış Bilgilendirme: İlgili departman daha önce şikayet eden sakinlere bu malzemelerin “düşük riskli” olduğu yönünde bilgi vermişti.

    Soruşturma kapsamında, müteahhit firma Prestige’den en az üç, danışman firma Will Power’dan ise en az dört kişi gözaltına alındı. Hong Kong yönetimi, bazı müteahhitlerin denetçilerden malzeme saklamak için yüksek kaliteli filelerle düşük kaliteli fileleri karıştırarak hile yapmaya çalıştığını da duyurdu.

  • Pakistan-Afganistan Sınırında Şiddetli Çatışma: 4 Sivil Hayatını Kaybetti

    Pakistan-Afganistan Sınırında Şiddetli Çatışma: 4 Sivil Hayatını Kaybetti

    Güney Asya’da, Pakistan ve Afganistan güçleri arasında yaşanan gerginlik, sınır hattında çıkan şiddetli bir çatışmaya dönüştü.

    Afganistan Hükümet Sözcüsü Zabihullah Mücahid, sosyal medyadan yaptığı açıklamada, “Maalesef bu akşam Pakistan tarafı, Kandahar eyaletinin Spin Boldak’ta Afganistan’a yönelik bir saldırı daha başlattı ve bu durum Afganistan güçlerinin karşılık vermesine yol açtı,” ifadelerini kullandı.

    Pakistan Başbakanlık Sözcüsü Müşerref Zaidi ise Belucistan eyaletine bağlı Chaman sınırında, Afganistan güçlerinin “sebepsiz yere ateş” açtığını duyurdu. Zaidi, Pakistan’ın toprak bütünlüğünü ve vatandaşlarının güvenliğini sağlama konusunda kararlılığını sürdüreceğini belirtti.

    Spin Boldak Valiliği, çatışma sonucunda 4 sivilin hayatını kaybettiğini açıkladı.

    İlişkilerin Kökeni ve TTP Suçlaması

    İki ülke arasındaki ilişkiler, Taliban’ın 2021 yılında Afganistan’da iktidara dönmesinden bu yana kötüleşti. Pakistan, Afganistan’ı “Pakistan Talibanı (TTP)” da dahil olmak üzere çeşitli silahlı gruplara sığınak sağlamakla suçluyor.

    Afganistan ise bu suçlamaları reddediyor ve Pakistan içindeki güvenlik sorunlarından sorumlu tutulamayacaklarını belirtiyor. Afganistan ayrıca Pakistan’ı kasıtlı olarak yanlış bilgi yaymak ve sınır gerginliğini kışkırtmakla suçluyor. TTP’nin son olarak çarşamba günü düzenlediği saldırıda 3 Pakistanlı polis memurunun hayatını kaybetmesi, gerginliği daha da artırmıştı.

    Barış Müzakereleri Sonuçsuz Kaldı

    Geçtiğimiz haftalarda her iki taraftan heyetler, geniş kapsamlı bir barış anlaşmasına varmak amacıyla dördüncü tur müzakereler için Suudi Arabistan’da bir araya gelmişti ancak anlaşma sağlanamamıştı. Önceki turlar İstanbul ve Doha’da yapılmıştı. Afganistan ve Pakistan’ın 19 Ekim’de Katar’ın başkenti Doha’da ateşkes anlaşması imzalamasından önce yaşanan çatışmalar nedeniyle sınırın her iki tarafında yaklaşık 70 kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmıştı.

  • Yunan Basınından Türkiye’nin F-35 İhtimaline Karşı Hazırlık Çağrısı

    Yunan Basınından Türkiye’nin F-35 İhtimaline Karşı Hazırlık Çağrısı

    ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Washington ile Ankara arasındaki birçok müzakere başlığının çözüme kavuştuğunu vurguladı. Barrack, özellikle F-35 savaş uçağı müzakerelerinin de 4 ila 6 ay içinde çözülebileceğini belirtti. Bu açıklama, iki ülke arasındaki F-35 konusunda önemli bir eşiğe gelindiğini gösteriyor.

    Yunanistan’dan “En Kötü Senaryo” Uyarısı

    Büyükelçi Barrack’ın açıklamaları üzerine Pentapostagma gazetesi, Türkiye’nin F-35 savaş uçağı alımına çok yaklaştığını öne sürerek Yunanistan’a hazırlıklı olma çağrısı yaptı. Haberde şu ifadelere yer verildi:

    “ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Türkiye’nin F-35 savaş uçağı alımına çok yaklaştığını söylüyor. Hamlelerimizi her zaman en kötü senaryoya, örneğin Türkiye’nin F-35’lere sahip olmasına göre planlamamız gerek.”

    Türk Pilotların Deneyimi Vurgulandı

    Haberde, Türk pilotların bölgede bu uçaklarla operasyonel görevler üstlenebileceği kaydedildi. Türk pilotların, S-400 krizi nedeniyle programdan çıkarılmasından önce ABD’de F-35 eğitimi aldıkları ve bu sayede uçaklar Türkiye’ye teslim edilirse hızla operasyonel olabilecekleri vurgulandı.

    Yunan basını, bu durum karşısında özellikle dikkat edilmesi gereken bir hususun altını çizdi:

    “Burada özellikle dikkat etmemiz gereken husus, ABD’den, Türklerin daha önce parasını ödedikleri ve ellerinde tuttukları 5 adet F-35’i hemen almamalarını talep etmemizdir.”

    ABD ve İsrail’den Yardım Talebi Önerisi

    Yunan basın organı, Türkiye’nin F-35’leri alması durumunda Yunanistan’ın diplomatik kanalları yeniden açması gerektiğini savundu. Haberde, Yunanistan’ın ABD ve İsrail ile yeni diplomasi yolları izlemesi gerektiği belirtilerek şu öneriye yer verildi:

    “Böyle bir durumda Yunanistan, ABD’den öncelikli olarak eşit sayıda F-35’i ABD’den veya İsrail’den vermesini talep etmeli.”

  • Tom Barrack’tan Netanyahu’ya Türkiye Uyarısı

    Tom Barrack’tan Netanyahu’ya Türkiye Uyarısı

    ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başkenti Abu Dabi’de katıldığı bir konferansta önemli açıklamalarda bulundu. Barrack’ın yorumları, özellikle Gazze Şeridi’nde kurulması planlanan uluslararası barış gücüne Türkiye’nin dahil olması olasılığı üzerine odaklandı.

    Washington’dan Türkiye’ye Barış Gücü Desteği

    Barrack, Washington’ın bu güçte Türkiye’nin yer almasını açık biçimde desteklediğini ifade etti. Bu desteğin yanında, İsrail’in bu fikre karşı çıkma ihtimalini de değerlendiren Barrack, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya seslendi: “Netanyahu’ya şahsi danışmanlık yapıyor olsaydım, Türkiye’nin katılımına engel olmamanın kendisinin yapabileceği en iyi şeylerden biri olacağını söylerdim.”

    Türkiye ve Katar’ın Hamas Görüşmelerindeki Kritik Rolü

    Konuşmasında, Katar’ın Hamas’la diyalogdaki arabuluculuk rolüne de değinen Barrack, Türkiye’nin bu süreçteki kritik müdahalesini vurguladı. ABD’li Özel Temsilci, “Dürüst olmak gerekirse, Türkiye bu görüşmelerin sonunda Katar’la yan yana gelerek Hamas’la son görüşmeyi yapmak için devreye girdi ve bizi kurtardı” ifadelerini kullandı.

    Suriye Yaptırımları ve İsrail-Hizbullah Gerilimi Üzerine Açıklamalar

    Barrack, ABD’nin Suriye’ye yönelik yaptırımlarının kaldırılması sürecine de değindi. ABD Kongresi’nin Suriye’nin devrik lideri Beşar Esad zamanında yürürlüğe konulan yaptırımların kalanını da kaldıracağından ümitli olduğunu bildirdi.

    ABD’li Özel Temsilci, İsrail ile Hizbullah arasında artan gerilime ilişkin de yorumlarda bulundu. Taraflar arasında ABD’nin arabuluculuğuyla varılan ateşkes anlaşmasına rağmen İsrail’in Lübnan’a yönelik yoğun saldırılarına ilişkin eleştiriler yöneltti. Barrack, “Bir kişiyi öldürürseniz, savaşacak 10 kişi daha oluşturursunuz. Çözüm bu olamaz, bu duruma başka bir cevap olmalı” diyerek çözümün farklı yollarla bulunması gerektiğini belirtti. Barrack, ayrıca İsrail ve Lübnan arasında doğrudan temaslarda bulunulması çağrısında bulunarak, “Tel Aviv’e gelinerek oturulup konuşulması lazım, bu durumun son bulması lazım” ifadelerini kullandı.

  • Dünya Kupası kurası çekildi: Türkiye’nin olası rakipleri ABD, Avustralya ve Paraguay

    Dünya Kupası kurası çekildi: Türkiye’nin olası rakipleri ABD, Avustralya ve Paraguay

    Kura çekimi sonucu gruplar şöyle oluştu:

    • A GRUBU: Meksika, Güney Kore, Güney Afrika, UEFA D Yolu (Danimarka, Kuzey Makedonya, Çekya, İrlanda)
    • B GRUBU: Kanada, İsviçre, Katar, UEFA A Yolu (İtalya, Kuzey İrlanda, Galler, Bosna Hersek)
    • C GRUBU : Brezilya, Fas, İskoçya, Haiti
    • D GRUBU: ABD, Avustralya, Paraguay, TÜRKİYE’nin bulunduğu Play-Off C Yolu

    • E GRUBU: Almanya, Fildişi Sahili, Ekvador, Curaçao
    • F GRUBU: Hollanda, Japonya, Tunus, UEFA Play-Off 2 Yolu
    • G GRUBU: Belçika, İran, Mısır, Yeni Zelanda

      H GRUBU İspanya, Uruguay, Suudi Arabistan, Yeşil Burun Adaları


    • I GRUBU : 
      Fransa, Senegal, Norveç, FIFA Play off 2 yolu

    • J GRUBU 
      Arjantin, Avusturya, Cezayir, Ürdün

    • K GRUBU: 
      Portekiz, Kolombiya, Özbekistan, FIFA Play off 1 yolu

    • L GRUBU: 
      İngiltere, Hırvatistan, Gana, Panama
  • TRT’den, skandal “Eurovision” kararına sert tepki

    TRT’den, skandal “Eurovision” kararına sert tepki

    İsrail’in Eurovision Şarkı Yarışması’na katılımı geniş kesimlerin ve birçok yayıncının tepkisi alırken, Avrupa Yayın Birliği’nin (EBU) Cenevre’de gerçekleştirilen 95. Genel Kurulu’nda Eurovision Şarkı Yarışması’na katılım şartlarına getirilecek yeni kurallar ve dolayısıyla İsrail kamu yayincisi KAN’in 2026 yılında yarışmaya katılım durumu oylandı.

    EBU Genel Kurulu’nda yapılan oylama öncesi, üyeler söz alarak Eurovision Şarkı Yarışması’na KAN’in katılımına ilişkin görüşlerini dile getirdi.

    “İsrail’in katılımı yarışmanın değerlerine aykırı”

    EBU’nun kurucu ve asli üyelerinden biri olarak Genel Kurul’da yapılan oylama öncesi görüşlerini dile getiren TRT heyeti; “Bu salondaki herkes gibi biz de TRT olarak, onlarca yıldır devam eden bir zulme ve tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan bir soykırıma tanıklık ediyoruz. Sözde ateşkesin başlamasından bu yana onlarca çocuk öldürüldü, yardımlar hala Gazze’ye güvenli bir biçimde ulaşmıyor. 270′ i aşkın gazeteci İsrail tarafından öldürüldü. TRT’nin tutumu nettir; İsrail kamu yayıncısı KAN’ın Yarışma’ya katılımı ne uygun ne de Yarışma’nın değerleriyle uyumludur ve bu nedenle katılımına izin verilmemelidir.” dedi.

    “Vicdanen kabul edilemez”

    İrlanda yayıncısı RTE ise, “Gazze’deki korkunç can kaybı ve devam eden insani kriz nedeniyle, İsrail kamu yayıncısı KAN’ın yarışmada olmaya devam etmesi halinde katılımımızın vicdanen kabul edilemez olduğunu düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.

    İsrail yayıncısı KAN söz aldığında ise, TRT temsilcileri protesto amaçlı salonu terk etti.

    TRT’nin de aralarında olduğu bazı üyeler, açık yapılması öngörülen oylamaya itiraz ederek gizli oylama yapılmasını talep etti. Yapılan oylamada, yarışmaya yeni getirilen kurallar kabul edilirken; İsrail kamu yayıncısı KAN’ın yarışmaya katılımının oylanmasına gerek olmadığına karar verildi.

    Almanya ve Avusturyalı üyeler, İsrail kamu yayıncısına açık desteklerini ifade ederken; Belçika, İzlanda İspanya, Slovenya, İrlanda ve Hollandalı üyeler, gerçekleştirilen oylamadan sonra 2026 Eurovision Şarkı Yarışması’nı boykot ederek katılmayacaklarını beyan etti.

  • Yunan Parlamentosu İsrail’den 650 Milyon Euroluk PULS Roket Sistemi Alımını Onayladı

    Yunan Parlamentosu İsrail’den 650 Milyon Euroluk PULS Roket Sistemi Alımını Onayladı

    Yunan milletvekilleri perşembe akşamı yapılan kapalı oturumda İsrail’den 36 adet PULS roket topçu sistemi satın alınmasını onayladı. Satın alımın yaklaşık 650–700 milyon euro arasında bir maliyet taşıdığı bildirildi. Kasım ayında Yunanistan’ın bu sistemler için İsrail ile görüşmeler yürüttüğü gündeme gelmişti.

    Savunma Modernizasyonu İçin 2036’ya Kadar 28 Milyar Euroluk Plan

    Yunanistan, 2009–2018 borç krizinin ardından silahlı kuvvetlerini modernize etmek ve Türkiye ile dengede kalmak amacıyla 2036’ya kadar yaklaşık 28 milyar euro harcama yapmayı planladığını açıklamıştı. Yetkililere göre İsrail merkezli Elbit tarafından üretilen PULS sistemi 300 kilometre menzile sahip ve ülkenin kuzeydoğu sınırı ile Ege adalarının savunmasında önemli bir rol oynayacak.

    İsrail ile Güçlü İş Birliği

    Yunanistan ve İsrail son yıllarda ekonomik ve diplomatik bağlarını güçlendirirken, birçok ortak tatbikat gerçekleştirdi ve Yunanistan’ın güneyinde ortak bir hava eğitim merkezi işletmeye başladı. Ayrıca iki ülke, yaklaşık 3 milyar euroluk kapsamlı bir hava savunma ve füze kalkanı sisteminin geliştirilmesi konusunda görüşmeler yürütüyor.

    Yüksek Teknolojili Stratejiye Geçiş

    Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, Nisan 2025’te parlamentoda yaptığı açıklamada savunma yatırımlarının “Aşil Kalkanı” projesi kapsamında yürütüleceğini ve Türkiye ile yaşanan gerilime odaklanacağını belirtmişti. Dendias, yapay zekâ destekli füze sistemleri, insansız hava araçları, gelişmiş komuta birimleri ve güvenli uydu iletişimi gibi yüksek teknolojili kabiliyetlere yöneldiklerini ifade etti.

    Ege ve Doğu Akdeniz’deki Gerilim Arka Planda

    NATO üyesi iki ülke Türkiye ve Yunanistan, Ege ve Doğu Akdeniz’deki sınırlar, kıta sahanlığı, enerji kaynakları ve Kıbrıs meselesi gibi konularda uzun süredir anlaşmazlık yaşıyor. Bu sorunlar zaman zaman iki ülkeyi savaşın eşiğine kadar getirdi. Dendias, savunma stratejisinin artık sadece filo merkezli olmayacağını vurgulayarak, yeni nesil teknolojilere ağırlık verdiklerini söylemişti.