Kategori: Dünya

  • Fransa’nın güneyinde etkili olan kasırga hasara yol açtı

    Fransa’nın güneyinde etkili olan kasırga hasara yol açtı

    Aude Valiliğinin ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada kasırganın vilayete bağlı Pomas kasabasını vurduğu ve kasabada yaklaşık 300 evde maddi hasar meydana geldiği bildirildi.

    Vilayette kasırgaya bağlı olaylarda 2’si ağır 40 kişi yaralandı.

    Öte yandan vilayet genelinde yaklaşık 2 bin hanede elektrik kesintisi yaşandı, bazı yollar trafiğe kapatıldı.

    Fransa’nın güneyindeki Korsika Adası’nda da yıldırım düşmesi sonucu Ajaccio kenti yakınlarında yangın çıktı. Yangın nedeniyle yaklaşık 200 kişi tahliye edildi.

    Fransız meteoroloji ajansı Meteo-France özellikle ülkenin güney kesimlerinde etkili olması beklenen şiddetli rüzgarlara karşı uyarmıştı.>>>AA

  • İran, ABD’nin ekonomik baskısına karşılık vereceğini açıkladı

    İran, ABD’nin ekonomik baskısına karşılık vereceğini açıkladı

    İran’ın ISNA Haber Ajansına göre, Meclis’in açık oturumunda konuşan Nikzad, ABD’nin İran’a ekonomik baskı politikasına değindi.

    ABD’nin baskılarına karşı geri adım atmayacaklarını ve ülkenin ulusal güvenliğini ve çıkarlarını “güçle koruyacaklarını” dile getiren Nikzad, “Hayalperest düşmanlarımız tam bir ekonomik ablukadan bahsediyor ancak suçlu Amerika, İran milletinin bu saçmalığa teslim olmayacağını ve aynı zamanda düşmanlarını cezalandıracak ve ekonomik çıkarlarını ciddi şekilde tehlikeye atacağını bilmelidir.” dedi.

    İran Meclis Başkan Yardımcısı, “İran halkının geçim kaynakları ve ekonomisi daha da daralırsa bu milletin düşmanlarının ve onlarla işbirliği yapan ülkelerin refah içinde yaşamasına izin vermeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.>>>AA

  • ABD, İran’a karşı yeniden “ekonomik baskı stratejisini” devreye soktu

    ABD, İran’a karşı yeniden “ekonomik baskı stratejisini” devreye soktu

    ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in 24 Ağustos’ta açıkladığı yeni yaptırım paketiyle İran’ın petrol gelirleri, finansal kanalları ve dış ticaret ağları hedef alınırken, serbest piyasada dolar 2 milyon 30 bin riyale kadar yükseldi.

    Böylece riyal, savaşın başladığı 28 Şubat’taki seviyesine kıyasla yaklaşık yüzde 22 değer kaybetti. Yıl başından bu yana ise değer kaybı yüzde 42’yi aştı.

    “Azami baskı” yeniden sahnede

    Washington’ın bugün uyguladığı politika aslında yeni değil. ABD, 2018’den itibaren “azami baskı” politikasıyla İran’ın petrol gelirlerini azaltmayı, ülkeyi finansal sistemden izole etmeyi ve ekonomik maliyeti artırarak Tahran’ı nükleer programı ve bölgesel politikalarında geri adım atmaya zorlamayı denedi.

    ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk döneminde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onaylı nükleer anlaşmadan ülkesini tek taraflı çekerek İran’a getirdiği kapsamlı yaptırımlar, 2018’de 7 Ağustos ve 5 Kasım’da olmak üzere iki aşamayla devreye girdi.

    ABD, ilk aşama yaptırımlarla İran’ın dolar, altın ve değerli madenlere erişimini yasaklarken, bu ülkenin çelik, kömür, alüminyum ticareti ile otomotiv ve sivil havacılık sektörlerini de hedef aldı.

    5 Kasım’da getirilen ikinci aşama yaptırımlarla da Tahran’ın petrol ve enerji ticareti darbe aldı. Washington, bu süreç boyunca Merkez Bankası dahil İran’a ait birçok bankayı yaptırım kapsamına alarak Tahran’ın uluslararası ticaretine büyük zarar verdi.

    ABD, bu yaptırımlarla İran’ın petrol ticaretinin “sıfıra” ineceğini iddia etti. Buna karşılık, İran’ın son yıllardaki petrol ihracat istatistiklerine bakıldığında ABD’nin İran’ın ihracatını sıfırlama hedefine erişemediği görüldü.

    Yaptırımlar İran ekonomisine ağır zarar verdi ancak Washington’ın siyasi hedefini gerçekleştiremedi. Tahran temel dış politika ve güvenlik tercihlerinden vazgeçmedi. Yaptırımları aşmak için gölge filo, paravan şirketler, alternatif ödeme kanalları ve Çin üzerinden petrol ticareti gibi yöntemler geliştirdi.

    Trump yönetimi 2025’te bu politikayı yeniden devreye soktu ancak ekonomik baskının ardından başlayan savaş da İran’ı Washington’ın istediği noktaya getirmedi.

    ABD, savaşın oluşturduğu etkileri “ekonomik kuşatmayla” tamamlamaya çalışıyor

    Washington, savaşın İran’ın kapasitesini zayıflattığını ancak siyasi sonuç üretmediğini düşünüyor.

    Trump yönetiminin planlarına göre, ekonomik baskı artırılarak İran’ın dayanma kapasitesinin düşürülmesi ve Tahran’ın müzakere masasında taviz vermesi sağlanacak.

    ABD yönetiminin yeni kampanyayı “D-Day” olarak tanımlaması da bu yaklaşımın kapsamını ortaya koyuyor. Savaşın ardından ekonomik baskıyı artıran Washington, İran’la ticari ve ekonomik ilişkilerini sürdüren ülke ve şirketleri “ikincil yaptırımlarla” karşı karşıya bırakırken, Tahran’ın dış ticaret ve finansman kanallarını daha da daraltmayı hedefliyor.

    ABD, önceki “azami baskı” döneminde İran’ı ekonomik olarak zorlamasına rağmen ülkeyi tamamen izole edemedi. Bu kez ise ekonomik yaptırımların yanı sıra deniz ablukası gibi askeri araçları da devreye sokarak İran üzerindeki baskıyı daha kapsamlı hale getirmeyi planlıyor.

    İranlı yetkililer ise bu planı boşa çıkarmak için askeri yöntemlere başvurmaktan çekinmeyeceği mesajını veriyor. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, ABD’nin “ekonomik savaşına” yardımcı olan ülkelerin çıkarlarını hedef alacaklarını söyledi.

    Riyal, savaş öncesinde de tarihinin en düşük seviyelerindeydi

    İran’ın bugünkü kur krizinin başlangıcı savaş değil. Riyal, savaş öncesinde de uzun yıllar süren yaptırımlar, yüksek enflasyon, sermaye çıkışı ve döviz gelirlerindeki sorunlar nedeniyle ciddi değer kaybetmişti.

    28 Şubat 2026’da savaş başladığında dolar serbest piyasada yaklaşık 1,66 milyon riyal seviyesindeydi. Haziran’da ABD ile savaşın sona erdirilmesi için müzakerelerin başlamasını öngören mutabakatla birlikte 1 milyon 540 bin riyale kadar düştü.

    Sonraki dönemlerde çatışmaların yeniden başlamasıyla bugüne gelindiğinde riyal ilk kez dolar karşısında 2 milyon riyali gördü.

    2 milyon riyal eşiği ne anlama geliyor?

    Doların 2 milyon riyali aşması, İran ekonomisi açısından hem ekonomik hem psikolojik bir eşik.

    Savaş öncesinde 1 milyon 660 bin seviyesinde olan kurun, 2 milyon 30 bin riyale çıkması, doların riyal karşısındaki fiyatının yaklaşık 400 bin riyal artması anlamına geliyor.

    ABD Başkanı Trump’ın 2018’de İran’a karşı başlattığı “azami baskı” kampanyasından bu yana ise riyal dolara karşı yaklaşık 30 kat değer kaybetti. O dönem 1 dolar, 60 bin riyalden işlem gördü.

    Bu durum ithal ürünlerden hammaddelere, ilaçtan tüketim mallarına kadar dövize bağlı fiyatların daha da yükselmesi riskini beraberinde getiriyor.

    Ancak, riyalin değer kaybının Washington’ın siyasi hedeflerine dönüşüp dönüşmeyeceği henüz belli değil. İran daha önce de ağır yaptırımlar altında alternatif ticaret ve finans kanalları oluşturarak ekonomik baskıyı sınırlamaya çalıştı.

    Savaş ekonomiyi nasıl etkiledi?

    ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırılarıyla başlayan savaş, İran’ın petrol ihracatı, deniz taşımacılığı, ithalat yolları ve üretim kapasitesi üzerinde baskı oluşturdu. Özellikle ABD’nin deniz ablukası uygulaması İran’ın deniz ticaretine zarar verdi.

    Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC), Ağustos 2026 tarihli aylık raporuna göre İran’ın ham petrol üretimi temmuzda günlük 2,478 milyon varil olarak gerçekleşti. Savaş öncesine kıyasla yaklaşık yüzde 25 düşük kaldı. Petrol gelirlerindeki gerileme, ülkeye giren döviz miktarını doğrudan etkiledi.

    Bunun yanında savaş nedeniyle ithalat güzergahlarının değişmesi, taşımacılık ve sigorta maliyetlerinin yükselmesi de dış ticareti pahalılaştırdı.

    Ekonomik belirsizlik ise vatandaşları ve şirketleri riyal yerine dolar ve altın gibi varlıklara yöneltti. Döviz talebindeki artış, sınırlı döviz arzıyla birleşince riyal üzerindeki baskı güçlendi.

    Yeni yaptırımların kilit noktası: Petrol

    Washington’ın yeni politikasının İran açısından en kritik ayağı petrol gelirleri.

    ABD, İran’ın yalnızca petrol satmasını değil petrolün taşınması, satış bedelinin tahsil edilmesi ve elde edilen gelirin ülkeye aktarılması için kullanılan ağları da hedefliyor.

    Burada Çin belirleyici konumda. Çin, İran petrolünün en önemli alıcısı olmaya devam ediyor. İran’ın yaptırımlar altında döviz kazanmasını sağlayan en önemli kanallardan biri de bu ticaret.

    Bu nedenle ABD’nin Çinli şirket ve bankalara yönelik ikincil yaptırımları ne ölçüde uygulayacağı, İran ekonomisinin önündeki en kritik başlıklardan biri olacak.

    Washington’ın büyük Çin finans kuruluşlarını şimdilik doğrudan hedef almaması, ABD-Çin ilişkileri ve küresel finans sistemi açısından oluşabilecek risklerin de hesaba katıldığını gösteriyor.

    Riyal neden daha da düşebilir?

    İran ekonomisinde birbirini besleyen bir döngü oluşmuş durumda. Petrol ve ihracat gelirleri azalınca döviz arzı düşüyor ve bu da riyale değer kaybettiriyor.

    Yeni yaptırımların özellikle petrol gelirlerini ve dış ticaret kanallarını daha fazla sıkıştırması halinde bu döngünün güçlenmesi beklenebilir.

    Ancak bunun İran yönetimini siyasi olarak geri adım atmaya zorlayıp zorlamayacağı belirsiz. Washington’ın önceki “azami baskı” deneyimi ciddi soru işaretine yol açıyor. ABD’nin karşı karşıya olduğu temel sorun burada ortaya çıkıyor.

    “Azami baskı” politikası İran ekonomisini zayıflattı ancak Tahran’ın temel stratejik tercihlerini değiştirmedi. Şimdi savaşın ardından uygulanan daha ağır ekonomik baskının aynı sonucu üretip üretmeyeceği tartışılıyor.

    İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi de ABD’nin önceki yaptırım politikasının başarısız olduğunu ve yeni ekonomik baskının da İran’ı teslim olmaya zorlamayacağını belirtti.

    Dolayısıyla Washington’ın önündeki hesap yalnızca İran ekonomisine ne kadar zarar verileceği değil. Asıl mesele, bu ekonomik maliyetin İran yönetiminin kararlarını değiştirip değiştirmeyeceği.

    Yeni dönemin sınavı

    ABD, önce “azami baskı” ile İran’ı ekonomik olarak sıkıştırdı, ardından askeri güç kullanarak sonuç almaya çalıştı. Şimdi ise askeri baskı ile ekonomik kuşatmayı birlikte kullanıyor. Riyalin 2 milyon sınırını aşması, bu yeni stratejinin İran ekonomisi üzerindeki ilk etkilerinden biri.

    İlerleyen dönemde belirleyici olacak üç başlık ise İran’ın petrol ihracatını ne ölçüde sürdürebileceği, Çin ve diğer ticaret ortaklarının ABD baskısına nasıl karşılık vereceği ve ekonomik krizin İran yönetiminin siyasi hesaplarını değiştirip değiştirmeyeceği olacak.>>>AA

  • İsrail, UNRWA’nın Doğu Kudüs’teki Kalendiya Eğitim Merkezi’ne el koydu

    İsrail, UNRWA’nın Doğu Kudüs’teki Kalendiya Eğitim Merkezi’ne el koydu

    Filistin Yönetimine bağlı Kudüs Valiliği’nden yapılan açıklamada, “İsrail işgal güçleri, UNRWA personelinin tamamını Kalendiya Eğitim Merkezi’nden çıkardı.” ifadeleri kullanıldı.

    Açıklamada, İsrail güçlerinin personele merkeze bir daha dönmelerinin yasak olduğunu bildirdiği aktarıldı.

    İsrail Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada ise UNRWA’nın eğitim merkezine el konulması, “Kudüs Belediyesinin Doğu Kudüs’ün Kefr Akab Mahallesi’ndeki yeni bir eğitim ve sosyal kompleksin yenileme çalışmalarına başladığı” şeklinde lanse edildi.

    Açıklamada “UNRWA’nın arazi üzerinde herhangi bir mülkiyet hakkı olmamasına rağmen, araziyi onlarca yıldır çitlerle çevirdiği” iddia edildi.

    “UNRWA’nın İsrail’deki faaliyetlerinin kanunen yasaklandığına” işaret edilen açıklamada, Ekim 2024’te İsrail Meclisi tarafından kabul edilen yasaya atıfta bulunuldu.

    İsrail, faaliyetlerini yasakladığı UNRWA’nın merkezini yıkmıştı

    İsrail Meclisi, Ekim 2024’te bazı UNRWA çalışanlarının 7 Ekim 2023 olaylarına karıştığı iddiasıyla Ajansın İsrail ve Doğu Kudüs’teki faaliyetlerini yasaklayan düzenlemeyi onaylamıştı.

    Tel Aviv yönetiminin, UNRWA’yı yasaklama kararı 30 Ocak 2025’te yürürlüğe girmiş, BM çalışanları Doğu Kudüs’ü terk etmişti.

    İsrail güçleri, Ocak 2026’da ise UNRWA’nın Doğu Kudüs’te bulunan genel merkezine baskın düzenleyerek yerleşkeye el koymuş ve içerideki tesisleri yıkmıştı.

    UNRWA’nın faaliyetlerinin sona ermesi, Filistin topraklarındaki yaklaşık 2,5 milyon mültecinin hayatını olumsuz etkiliyor.>>>AA

  • İsrail ordusu Gazze’nin Deyr el-Belah kentinde geniş çaplı yıkımlar gerçekleştiriyor

    İsrail ordusu Gazze’nin Deyr el-Belah kentinde geniş çaplı yıkımlar gerçekleştiriyor

    Filistin merkezli “Şihab” haber ajansının haberine göre İsrail güçleri, Deyr el-Belah kentinin güneydoğusundaki Ebu el-Acin bölgesinde bulunan birçok binayı patlayıcılar yerleştirerek patlattı.

    İsrail ordusu Gazze'nin Deyr el-Belah kentinde geniş çaplı yıkımlar gerçekleştiriyor

    Patlamaların ardından bölgeden yoğun dumanlar yükseldi.

    İsrail’in ateşkese rağmen Gazze Şeridi’ne saldırısında yaralanan Filistinli hayatını kaybetti

    İsrail’in ateşkese rağmen Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentine dün düzenlediği saldırıda yaralanan Filistinli Rızk Ebu Şahme yaşamını yitirdi.

    Filistin resmi ajansı WAFA’da yer alan habere göre, Han Yunus’taki Nasır Hastanesi, İsrail ordusunun dünkü saldırısında yaralanan Ebu Şahme’nin hastaneye getirildiğini bugün ise hayatını kaybettiğini duyurdu.

    Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, Han Yunus’un güneyinde İsrail ordusuna ait araçlardan Filistinlilerin evleri ve yerinden edilmiş kişilerin çadırlarına yoğun ateş açıldı.

    İsrail topçuları da Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Bureyc Mülteci Kampı’nın kuzeyini ve Vadi Gazze Köprüsü çevresini bombaladı.

    Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya beldesinde ise İsrail ordusuna ait araçlardan Filistinlilerin evlerine yoğun ateş açıldığı, bölgenin yoğun topçu atışlarına maruz kaldığı belirtildi.>>>AA

  • ABD, Doğu Pasifik’te uyuşturucu taşıdığını iddia ettiği tekneyi vurdu

    ABD, Doğu Pasifik’te uyuşturucu taşıdığını iddia ettiği tekneyi vurdu

    ABD Güney Saha Komutanlığının (SOUTHCOM), ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından konuya ilişkin açıklama yapıldı.

    Açıklamada, ABD ordusunun, Doğu Pasifik’te uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetlerinde bulunduğunun doğrulandığı savunulan bir tekneye 23 Ağustos’ta saldırı düzenlediği kaydedildi.

    Saldırıda, teknede bulunan iki kişinin öldürüldüğü belirtildi.

    ABD ordusunun, son zamanlarda uyuşturucu kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla Karayipler ve Pasifik Okyanusu’ndaki bazı tekneleri ve içindekileri doğrudan hedef alması, uluslararası kamuoyunda “yargısız infaz” tartışmalarına yol açıyor.>>>AA

  • Fransa’nın güneyinde fırtına hayatı olumsuz etkiledi

    Fransa’nın güneyinde fırtına hayatı olumsuz etkiledi

    Fransız meteoroloji ajansı Meteo-France, çoğunluğu ülkenin güneyinde olmak üzere 16 vilayette şiddetli fırtına nedeniyle alarm seviyesinin “turuncu”ya çıkarıldığını açıkladı.

    Turuncu alarm verilen vilayetler arasında Ger, Lot, Lot-et-Garonne, Tarn-et-Garonne, Dordogne, Correze, Aveyron, Tarn, Haute-Garonne, Puy-de-Dome, Cantal, Allier, Herault, Gard, Bouches-du-Rhone ve Var yer aldı.

    Saatteki hızı 120 kilometreyi bulan rüzgarlar bazı vilayetlerde hasara yol açtı. Özellikle Var vilayetinde yollar sular altında kaldı, elektrik kabloları zarar gördü.

    Landes vilayetinde de fırtınanın etkili olduğu 20’ye yakın kasabada 7 bin 500 hanede elektrik kesintisi yaşandı. Ayrıca yollarda meydana gelen hasar nedeniyle bazı noktalar trafiğe kapatıldı.>>>AA

  • BM’ye göre “tam anlamıyla bir ateşkesin” olmadığı Gazze’de insani müdahale olması gerekenden çok uzakta

    BM’ye göre “tam anlamıyla bir ateşkesin” olmadığı Gazze’de insani müdahale olması gerekenden çok uzakta

    Laerke, Gazze’deki son durum ve buradaki insani yardım durumuna ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

    Gazze’de ateşkesinin adının konulduğunu ve bu durumun devam ettiğini belirten Laerke, şunları kaydetti:

    “Açıkçası bu bizim normalde anladığımız türden bir ateşkes değil. Neden? Çünkü her gün hava saldırıları, bombardıman, silahlı çatışmalar ve benzeri nedenlerle insanların öldürüldüğüne veya yaralandığına dair haberler alıyoruz. Elbette bunun olmasını istemiyoruz. Bu yüzden tam anlamıyla bir ateşkes değil. Biz buna daha hafif bir ateşkes dedik. Yani şiddet eskisinden daha az. Bir yıl öncesiyle şimdiyi karşılaştırırsanız önemli ölçüde daha az ama tamamen durmadı.”

    Laerke, Gazze’ye, Ekim 2025’te varılan ateşkes öncesinden daha fazla insani yardım getirebildiklerine değinerek, yetersiz beslenmede önemli bir azalma gördüklerini ancak bunun yetersiz beslenmenin ortadan kalktığı anlamına gelmediğini söyledi.

    “İnsani müdahale hala olması gereken noktadan çok uzakta”

    Günde 700 binden 1 milyona kadar sıcak yemek sağladıklarını ve buna insanların hayatta kalabilmek için günlük olarak ihtiyaç duyduğuna dikkati çeken Laerke, “İnsani müdahale hala olması gereken noktadan çok uzakta. Bunun birkaç nedeni var. Öncelikle şu anda yardım götürebileceğimiz tek geçiş noktamız Kerem Şalom. Yani yardım akışını artırmak için açık olabilecek diğer geçişlerin olduğu yerde bir çeşit tıkanıklık var. Ancak şu anda getirebildiğimiz veya daha doğrusu getiremediğimiz yardımlara uygulanan tüm kısıtlamaların da aynı derecede önemli olduğunu söyleyebilirim.” diye konuştu.

    Laerke, Gazze’de özellikle barınma konusunun çok büyük bir endişe kaynağı olduğunu kaydederek, Gazze Şeridi’nde giderek küçülen bir alanda yaşayan insanların yaklaşık yüzde 95’inin kıyı bölgelerine sıkıştırıldığını duyduklarına işaret etti.

    Gazze’de neredeyse herkesin barınma desteğine ihtiyacı olduğunu ancak onlara kışa dayanabilecek bir ortamı sağlayamadıklarını vurgulayan Laerke, şu değerlendirmede bulundu:

    “Kış, beklediğimizden daha erken gelecek ve Gazze’deki insanlar için de zor olacak. Geçen yıldan biliyoruz ki insanların çadırları dayanıksız ve eskiydi, değiştirilmiyordu. Bu yüzden insanlar kışın ortasında düzgün bir yerde uyuyamıyorlardı. Bu sefer bunu önlemek için elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. Ancak barınak malzemesinin getirilmesinde kısıtlamalar var. Dolayısıyla İsrail yetkililerinin bu kısıtlamaları hafifletmesine ihtiyacımız var, böylece daha fazlasını getirebiliriz.”

    “İnsanları kıyı şeridinde giderek daha küçük bir alana sıkıştırıyorlar”

    Laerke, bu ihtiyaçları karşılamak için ek finansmana da ihtiyaçları olduğunu vurguladı.

    Yıllardır İsrail yetkilileriyle günlük temas halinde olduklarına değinen Laerke, bu sorunları çözmek için uğraştıklarının altını çizdi.

    Laerke, şu ifadeleri kullandı:

    “Gazze Şeridi küçük bir alan olsa da bu (İsrail saldırıları) savaştan önce bile muhtemelen dünyanın en yoğun nüfuslu bölgesiydi. Şimdi İsrail yetkililerinin koyduğu kurallar ve kısıtlamalar nedeniyle insanlara gidilmesi güvenli olmayan bölgeler olduğunu söylüyorlar ve insanları kıyı şeridinde giderek daha küçük bir alana sıkıştırıyorlar. Yani Gazze’deki 2 milyon insanın neredeyse tamamının bir nebze olsun güvende olmak için oraya gitmesi gerekiyor. Bu, çok sayıda insanın çok küçük bir yere sıkıştırılmasıyla birçok sorunu artırıyor. Çöp toplama konusunda sorunlar var. Hastalıklar kolayca yayıldığı için endişeliyiz.”

    Gazze’de insanların barınaklara tıkıştırıldığını ve bunların yeterli olmadığını belirten Laerke, bu durumun Gazze’deki Filistinliler için olumsuzluklara neden olduğuna dikkati çekti.>>>AA

  • Ukrayna, 35. bağımsızlık yıl dönümünde toprak bütünlüğünü korumak için mücadele ediyor

    Ukrayna, 35. bağımsızlık yıl dönümünde toprak bütünlüğünü korumak için mücadele ediyor

    Avrupa’nın doğu sınırındaki düz, geniş ve bereketli bir ova ülkesi olan Ukrayna, 24 Ağustos 1991’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Parlamentosunun kararıyla bağımsızlığını ilan etti.

    Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Parlamentosu Başkanı Leonid Kravçuk, ilk devlet başkanı olduğu ülkeyi Haziran 1994’e kadar yönetti. 1994’te iktidara Leonid Kuçma geldi, 5 yıl görevde kaldı.

    Kasım 2004’te yapılan başkanlık seçiminde Batı yanlısı Viktor Yuşçenko ile Rus yanlısı Viktor Yanukoviç devlet başkanlığı için yarıştı.

    Seçimi, Yanukoviç kazandı.

    Bunun üzerine ülkede “Turuncu Devrim” süreci yaşandı. Seçimleri Yanukoviç’in kazandığının duyurulması, başkent Kiev’de protestolara yol açtı. Usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla başlayan gösterilerin büyümesi üzerine Ukrayna Parlamentosu seçim sonuçlarını iptal etti.

    Aynı yılın aralık ayında tekrarlanan seçimleri Yuşçenko kazandı ve ülkenin üçüncü devlet başkanı oldu.

    2010’da yapılan seçimleri ise yeniden Rus yanlısı Yanukoviç kazandı.

    Yanukoviç’in AB ile Ortaklık Anlaşması’nı imzalamayı ertelemesi üzerine Kasım 2013’te protestolar başladı.

    Göstericilerle kolluk kuvvetleri arasında çıkan çatışmalarda onlarca kişinin hayatını kaybettiği olaylar, Yanukoviç’in görevden alınmasıyla sonuçlandı.

    Yanukoviç, Rusya’ya sığınmak zorunda kalırken, iktidara Batı yanlısı siyasetçiler geldi.

    Olayların devam etmesi üzerine Şubat 2014’te Karadeniz’in stratejik bölgesi Kırım Özerk Cumhuriyeti’nde ve Sivastopol’de hareketlilik başladı. Rusya yanlıları, yarımadada büyük gösteri düzenledi. Mitingin ana teması Ukrayna yönetimini tanımamaktı.

    27 Şubat 2014’te Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin parlamento ve hükümet binası, yeşil üniformalı Rus yanlısı silahlı milislerce ele geçirildi.

    Kırım Parlamentosu, Rusya yanlısı silahlı kişilerin baskısı üzerine Kırım’ın statüsüne ilişkin referandum yapılmasını kabul etti ve “Rus Birlik” Partisi Başkanı Sergey Aksenov’u Kırım hükümetinin başkanı olarak atadı. 16 Mart 2014’te silahların gölgesinde yarımadada yapılan sözde referandumla, Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesine onay çıktı.

    Ardından Rusya, Kırım’ı ilhak etti.

    Kiev’de ise iktidara 25 Mayıs 2014’te Avrupa yanlısı siyasetçi Petro Poroşenko geldi. Proşenko, Ukrayna-Avrupa Birliği Ortaklık Anlaşması’nın ekonomik bölümünü imzaladı. Kiev’in yönü, tamamen Avrupa’ya döndü.

    Ukrayna’da 2019’da yapılan devlet başkanı seçimini siyasi geçmişi olmayan, aktör Volodimir Zelenskiy kazandı. Devlet Başkanı Zelenskiy, Batı’dan yana dış politika izledi.

    Rusya, özellikle ülkenin doğusunda yaşayan ve Rusça konuşanların Kiev’in istismarına ve soykırıma maruz kaldığı iddiasıyla 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya yönelik savaş başlattı.

    Savaş taktikleri değişti

    Rusya-Ukrayna savaşı 4 yıldan fazla süredir ağır çatışmalarla devam ediyor. Rusya bu süre içinde Donetsk, Luhansk Herson ve Zaporijya’yı ilhak ettiğini açıkladı.

    Bu nedenle Ukrayna’nın Donbas, Harkiv, Sumi, Herson, Zaporijya ile Dnipropetrovsk bölgelerindeki çatışmalar tüm şiddetiyle sürüyor.

    Rusya hala ana baskıyı Donbas bölgesinde sürdürüyor. Rus ordusu 2026’da Donetsk bölgesinde ulaşım ve lojistik açısından kilit öneme sahip Pokrovsk şehrini ele geçirdikten sonra bölgedeki Konstantinivka şehrinin de kontrolünü sağlamak için saldırıları yoğunlaştırdı.

    Yılın başından bu yana Ukrayna topraklarının 990 kilometrekaresinin işgal edildiğini bildiren Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 820 kilometrekarelik kısmında ise yeniden kontrolü sağladıklarını aktardı.

    Ukrayna ordusu son dönemde müttefiklerinden en çok savunma desteği talep ediyor. Rusların füzelerine karşı istediği gibi savunma yapamasa da Ukrayna, uzun menzilli SİHA’lar geliştirerek Rusya’nın içindeki stratejik noktalara saldırı düzenliyor.

    Diplomasiden sonuç alınamadı

    Ukrayna’nın cephedeki ve diplomasideki durumu, AB’nin ve ABD’nin desteğine bağlı durumda.

    Ancak ABD Başkanı seçilen Donald Trump, Mart 2025’te Ukrayna’ya yönelik silah sevkiyatları ve bazı askeri destekler de dahil olmak üzere ABD’nin askeri yardımını durduracağını belirterek, Kiev yönetimine, Rusya ile bir anlaşmaya varması yönünde baskı yaptı.

    Bunun üzerine Ukrayna’da bir barış sağlanması için müzakereler başladı. Ancak tarafların uzlaştırılamaz talepleri nedeniyle müzakereler uzun süredir yapılmıyor.

    Rusya ile Ukrayna’nın pozisyonları birbirinden hayli uzak görünüyor. Moskova, Kiev’in özellikle Donbas konusunda önemli toprak tavizleri vermesini istiyor. Kremlin, kendi savaş hedeflerinden vazgeçmediğini her fırsatta yineliyor.

    Ukrayna’nın NATO gibi savunma örgütüne üye olmaması da Rusların taviz vermediği başka bir talebi.

    Kiev ise toprak bütünlüğünden vazgeçmiyor, herhangi bir anlaşmanın güçlü güvenlik garantileri içermesini istiyor.

    Zelenskiy, Putin’le liderler düzeyinde görüşmeye hazır olduğunu yineliyor.

    Türkiye yeniden önemli bir diplomatik kanal olma potansiyelini koruyor.

    Ankara, özellikle Karadeniz’de gemilere yönelik saldırıların durdurulması için girişimde bulundu ancak Moskova bu öneriye olumlu yaklaşmadı.

    Avrupa ise Ukrayna’nın savunmasını güçlendirirken Rusya üzerindeki baskının sürdürülmesi gerektiğini savunuyor.

    Bugün, bağımsızlığının 35. yıl dönümünü Avrupa’dan gelen çok sayıda temsilciyle kutlayan Ukrayna, son beş yılını savaşla geçirdi.

    Net açıklanmasa da hem Ukrayna’dan hem Rusya tarafından ölenlerin sayısının çok yüksek olduğu tahmin ediliyor.

    Birleşmiş Milletler Mülteciler Komiserliğinin kayıtlarına göre, yaklaşık on milyon Ukraynalı yerinden edilmiş durumda.

    Topraklarının yaklaşık beşte biri işgal altında olan Ukrayna, toprak bütünlüğünü sağlamak, AB’ye ve NATO’ya girerek geleceğe güvenle bakmak için hem cephede hem masada mücadele ediyor.>>>AA

  • UKMTO: Suudi Arabistan açıklarında bir tanker gemisi vuruldu

    UKMTO: Suudi Arabistan açıklarında bir tanker gemisi vuruldu

    UKMTO’dan yapılan yazılı açıklamada, Suudi Arabistan’ın Yenbu kentinin yaklaşık 117 kilometre batısında bir tanker gemisine kaynağı bilinmeyen bir mühimmatın isabet ettiği belirtildi.

    Geminin ana güvertesinde yangın çıktığı vurgulanan açıklamada, tüm mürettebatın güvende olduğu, herhangi bir çevre kirliliği ya da sızıntının rapor edilmediği kaydedildi.

    Husilerin kontrolündeki Yemen’in başkenti Sana’daki havaalanı pistine İran’dan gelen bir uçağı engellemek için 13 Temmuz’da düzenlenen hava saldırısının ardından Husiler, saldırıyla ilgili Suudi Arabistan’ı suçlayarak, bu ülkenin güneybatısındaki Abha Havaalanı’na saldırmış, Kızıldeniz ve Babulmendeb’i Suudi gemilerinin geçişine kapattığını duyurmuştu.>>>AA

  • İsrail’den İsveçli iki AP milletvekiline giriş yasağı

    İsrail’den İsveçli iki AP milletvekiline giriş yasağı

    İsrail Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Nüfus ve Göç İdaresinden Sjöstedt ve Gedin’in ülkeye girişlerinin engellenmesini istedi.

    Bakanlığın açıklamasında, İsveç Sol Partisi’ni temsil eden iki AP milletvekilinin İsrail karşıtı eylemlerde bulunduğu savunuldu.

    Bakan Saar, Sjöstedt ve Gedin’i İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığı, Filistinlileri kasten aç bıraktığı, çocukları ve sağlık personelini kasıtlı olarak hedef aldığı yönündeki açıklamaları nedeniyle suçladı.

    Sjöstedt ve Gedin, bu yasak üzerine, işgal altındaki Batı Şeria’ya yapmayı planladıkları ziyareti iptal etti.

    İsrail, daha önce de aralarında İsrail’i boykot hareketine destek veren Avrupa Parlamentosu (AP) Filistin Delegasyonu Başkanı Lynn Boylan, AP üyesi Rima Hassan, İngiliz İşçi Partisi milletvekilleri Apsana Begum ile ABD Temsilciler Meclisi üyeleri Rashida Tlaib ve Ilhan Omar’ın da bulunduğu çok sayıda yabancı parlamenterin ülkeye girişini engellemişti.​​​​​​​>>>AA

  • İsrail, Gazze’de yerinden edilenlerin sığındığı çadırı vurdu: 1 kişi hayatını kaybetti

    İsrail, Gazze’de yerinden edilenlerin sığındığı çadırı vurdu: 1 kişi hayatını kaybetti

    İsrail ordusu, 10 Ekim 2025’te sağlanan ateşkese ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Tel Aviv’den saldırıları durdurmasını istemesine rağmen Gazze Şeridi’ni vurmayı sürdürüyor.

    Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, İsrail ordusuna ait insansız hava aracı (İHA), Deyr el-Belah kentindeki bir kampta yerinden edilenlerin sığındığı çadırı bombaladı.

    Saldırıda 27 yaşındaki Muhammed Abdunnasır Ebu Esed hayatını kaybetti, biri ağır olmak üzere 2 kişi yaralandı.

    Han Yunus’taki çadırlara da ateş açıldı

    Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinde de İsrail ordusuna ait zırhlı araçlardan yerinden edilen Filistinlilerin çadırlarına doğru ateş açıldığı aktarıldı.

    Saldırıda herhangi bir yaralanma olmadığı belirtildi.

    İsrail’in dünkü saldırısından yaralı kurtulan bir Filistinli yaşamını yitirdi

    Öte yandan sağlık kaynakları, Han Yunus’ta dün yerinden edilenlerin kaldığı çadırlara düzenlenen hava saldırısında yaralanan bir Filistinlinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

    İsrail ordusuna ait insansız hava aracı (İHA), dün Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinde yerinden edilenlerin bulunduğu El-Luham kampında bir çadırı bombalamıştı. Saldırıda ilk belirlemelere göre 7 kişinin yaralandığı açıklanmıştı.

    İsrail ordusunun, dün gün boyunca Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerine düzenlediği saldırılarda biri 4 yaşında çocuk olmak üzere 2 kişi de yaşamını yitirmişti.>>>AA

  • Fuji Dağı’nda skandal: Zirveye ulaşmak için oğlunu bıraktı!

    Fuji Dağı’nda skandal: Zirveye ulaşmak için oğlunu bıraktı!

    Japonya’nın en yüksek ve en ünlü noktası olan Fuji Dağı’nda tırmanış yapan bir babanın sorumsuz davranışı ülkede büyük tepki çekti. Zirveye ulaşma hırsıyla yorulan 7 yaşındaki çocuğunu dağın ortasında tek başına bırakan baba hakkında polis tarafından cezai işlem uyarısında bulunuldu.

    2 Bin 500 Metre Yükseklikte Tek Başına Bulundu

    Edinilen bilgilere göre olay, deniz seviyesinden yaklaşık 2 bin 500 metre yükseklikte bulunan Fujinomiya tırmanış parkurunun 6. istasyonunda meydana geldi. Dağ kulübesi görevlileri, bir bankta uzun süre tek başına oturan 7 yaşındaki küçük çocuğu fark ederek durumu hemen güvenlik güçlerine bildirdi.

    İhbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri, çocuğun yanında nöbet tutarak ailesinin dönmesini bekledi.

    Zirveye Devam Etmek İçin Oğlunu Bankta Bıraktı

    Olayın ardından yürütülen incelemede; babanın iki oğluyla birlikte tırmanışa geçtiği, 7 yaşındaki küçük çocuğunun yorulup yürümek istememesi üzerine babası tarafından “burada bekle” denilerek bankta bırakıldığı ortaya çıktı.

    Baba ve diğer oğlu tırmanışa devam ederken, yaklaşık 5 saat sonra geri döndüklerinde karşılarında polis ekiplerini buldu.

    Polis Uyardı: “Pişmanım” Dedi

    Sağlık durumu iyi olduğu tespit edilen küçük çocuk polisteki işlemlerin ardından babasına teslim edildi. Polis ekipleri, küçük çocuğu tehlikeli hava koşullarına ve yüksekliğe rağmen yalnız bırakması nedeniyle babaya cezai sorumluluk doğabileceği yönünde resmi uyarıda bulundu. Şahsın ifadesinde olaydan dolayı büyük pişmanlık duyduğunu belirttiği öğrenildi.

    Fuji Dağı’nda Güvenlik Önlemleri Artırılıyor

    3 bin 776 metre rakıma sahip aktif bir yanardağ olan Fuji Dağı’nda, değişken hava şartları ve yüksek hastalık riski nedeniyle her yıl onlarca dağcı mahsur kalıyor. Yetkililer, son yıllarda yaşanan benzer ihmalkarlıklar ve yoğunluk nedeniyle günlük dağcı sınırlandırması ve zorunlu güvenlik eğitimi gibi yeni tedbirleri uygulamaya koymuştu.

  • Almanya’da aşırı sağcı liderden Schengen tehdidi: “Sınırları kapattıracağız”

    Almanya’da aşırı sağcı liderden Schengen tehdidi: “Sınırları kapattıracağız”

    Almanya’da ana muhalefet konumundaki aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’nin Eş Başkanı Alice Weidel, Avrupa Birliği’nin dış sınır güvenliği ve serbest dolaşım rejimi hakkında gündem yaratan bir çıkış yaptı.
    İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprağı Sebte’de (Ceuta) yaşanan toplu düzensiz göçmen krizini hatırlatan Weidel, Almanya’nın ulusal sınırlarını korumak adına radikal adımlar atacaklarını söyledi.

    “Sebte’deki Gibi Olursa Schengen’den Çekiliriz”

    Avrupa Birliği dış sınırlarının düzensiz göçü engellemede yetersiz kaldığını vurgulayan Alice Weidel, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
    “Açıkça söylüyoruz, sınırları kapatıyoruz. Ve Sebte’de yaşananlara benzer durumlar tekrarlanırsa Almanya olarak Schengen Anlaşması’ndan çekileceğiz.”
    Almanya’nın kamu düzenini korumak için sınır kontrollerinin derhal sıkılaştırılması gerektiğini savunan AfD liderinin bu sözleri, Alman hükümeti ve siyasi çevreler tarafından AB hukukuna ve serbest dolaşım ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle tepkiyle karşılandı.

    İspanya’nın Sebte Kentinde Ne Yaşanmıştı?

    Fas’ın Fenidek kenti sahillerinden İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprağı Sebte’ye yüzerek geçmeye çalışan 800’ü aşkın düzensiz göçmene müdahale edilmişti. İspanya hükümeti güvenlik önlemlerini artırarak bölgeye askeri birlikler sevk ederken, yaşanan acı olaylarda hayatını kaybeden düzensiz göçmen sayısının 88’e yükseldiği bildirilmişti.
  • İsrail’in ateşkese rağmen Gazze’ye düzenlediği hava saldırısında 1 kişi hayatını kaybetti

    İsrail’in ateşkese rağmen Gazze’ye düzenlediği hava saldırısında 1 kişi hayatını kaybetti

    İsrail ordusu, 10 Ekim 2025’te sağlanan ateşkese ve ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’den saldırıları durdurmasını istemesine rağmen Gazze’yi bombalamayı sürdürüyor.

    Filistin resmi haber ajansı WAFA’nın haberine göre, İsrail savaş uçakları, Gazze Şeridi’nin orta kesiminde Salahaddin Caddesi yakınlarını hedef aldı.

    Saldırıda 1 Filistinli yaşamını yitirdi, 2 Filistinli yaralandı.

    Gazze’deki Sağlık Bakanlığından yapılan son açıklamaya göre, Gazze’de ateşkesin yürürlüğe girdiği tarihten bu yana İsrail’in saldırılarında en az 1285 kişi yaşamını yitirdi, 4 bin 252 kişi yaralandı, enkaz altından ise 813 kişinin cansız bedeni çıkarıldı.

    İsrail’in Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ise 73 bin 419 kişi hayatını kaybetti, 174 bin 364 kişi yaralandı.

    Gazze Şeridi’nde enkaz altında hala binlerce cenazenin bulunduğu belirtiliyor.>>>AA

  • İran-Pakistan hattında diplomasi trafiği: Bölgesel barış için yeni adım

    İran-Pakistan hattında diplomasi trafiği: Bölgesel barış için yeni adım

    Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Bekayi, ziyaretin İran ile Pakistan arasındaki ikili işbirliğinin güçlendirilmesi ve Pakistan’ın bölgede barış ve güvenliğin güçlendirilmesine yönelik “iyi niyet çabalarının” sürdürülmesi kapsamında gerçekleştirileceğini belirtti.

    Pakistan Genelkurmay Başkanı Münir’in ziyaret kapsamında İranlı üst düzey yetkililerle görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.

    Münir, İslamabad’da gerçekleştirilen ABD ile İran arasındaki müzakerelerde arabulucu heyetinde yer almıştı.>>>AA

  • ABD mahkemesi Trump’ın 75 ülkeden gelen göçmen vizelerini askıya alma kararını durdurdu

    ABD mahkemesi Trump’ın 75 ülkeden gelen göçmen vizelerini askıya alma kararını durdurdu

    ABD Bölge Yargıcı Jeannette Vargas, Trump yönetiminin, vatandaşlarının ABD’de kamu yardımına ihtiyaç duyma ihtimalini yüksek bulduğu Afganistan, İran, Rusya ve Somali dahil 75 ülkeden vize işlemlerini askıya alan politikasını, “yasaya aykırı” olduğu gerekçesiyle iptal etti.

    Vargas, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “uygun başvuru sahiplerine, hukuki hiçbir dayanağı olmaksızın vize verilmesinin reddedilmesini” zorunlu kılan politikasının, “yetkiyi aştığını” ve bunun Göç ve Vatandaşlık Yasası’na aykırı olduğunu belirtti.

    Bu politikanın aynı zamanda vizeyi onaylama konusunda konsolosluk memurlarını ilk sıraya koyan Kongre kararını da “baltaladığını” vurgulayan Vargas, “Kongre, bu memurlara, kanunda belirtilen özel ve ayrıntılı kriterleri inceleyerek bir göçmenin vize almaya uygun olup olmadığını belirleme konusunda münhasır yetki ve takdir hakkı vermiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

    Yargıç Vargas, “Başvuranın uyruğuna göre göçmen vizesi verilmesini kategorik olarak yasaklayan bu politika, bu yasal düzenlemenin doğrudan ihlalini temsil etmektedir.” ifadesini kullandı.

    Dışişleri Bakanlığı, kasımda yürürlüğe giren ve “kamuya yük getirebilecek” potansiyel göçmenlerle ilgili kuralları sıkılaştıran daha geniş bir emir uyarınca, konsolosluk görevlilerine 75 ülkeden gelen göçmen vize başvurularını durdurma talimatı verdiğini duyurmuştu.

    Bakanlık, Ekonomik Danışmanlar Konseyi verilerine dayanarak, bu ülkelerden göçmen bulunan hanelerin yüzde 30’undan fazlasının bir tür kamu yardımı aldığını kaydetmişti.>>>AA

  • Rusya’nın Orenburg bölgesindeki Ozon deposunda İHA saldırısı sonucu yangın çıktı

    Rusya’nın Orenburg bölgesindeki Ozon deposunda İHA saldırısı sonucu yangın çıktı

    Orenburg Belediye Başkanı Albert Yumadilov, yaptığı yazılı açıklamada, sanayi işletmelerinin bulunduğu bölge üzerinde birkaç İHA’nın düşürüldüğünü belirtti.

    İHA parçalarının Ozon’un deposuna düştüğünü aktaran Yumadilov, çıkan yangının söndürüldüğünü ve olayda yaralanan olmadığını ifade etti.

    Ozon’dan yapılan açıklamada ise tesiste 300’den fazla çalışanın tahliye edildiği ve deponun faaliyetlerinin geçici olarak durdurulduğu kaydedildi.

    Ozon’un Samara bölgesindeki deposunda da dün düzenlenen İHA saldırısı sonucu yangın çıkmış, 500’den fazla çalışan tahliye edilmişti.

    Ukrayna, son dönemde Rusya merkezli bir başka e-ticaret platformu Wildberries’e ait depo ve lojistik tesislerine yönelik İHA saldırıları düzenlemişti.>>>AA

  • İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, ekonomik ve askeri anlamda topyekun savaş içinde olduklarını söyledi

    İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, ekonomik ve askeri anlamda topyekun savaş içinde olduklarını söyledi

    İran resmi haber ajansı IIRNA’ya göre Pezeşkiyan, “Hükümet Haftası”nın ilk gününde, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni’nin başkent Tahran’daki türbesinde konuştu.

    Trump’ın İran’a “en korkunç yaptırımları uygulayacakları” yönündeki açıklamalarına işaret eden Pezeşkiyan, “Biz ayakta durduk ve bu eşitsiz savaş karşısında halka hizmet etmek için çaba gösteriyoruz. Düşman, İran’ın çökeceğini ve Venezuela’ya dönüşeceğini değerlendirmişti. Ancak İran çökmedi, aksine güçlendi ve dünya bu direniş, dayanışma ve birlik karşısında şaşkınlığa uğradı.” dedi.

    Pezeşkiyan, ülkesinin karşı karşıya olduğu ekonomik savaşın, İran-Irak Savaşı (1980-1988) döneminde olduğu gibi toplumun tüm kesimlerinin birlikte hareket etmesini gerektirdiğini belirterek, “Elimizden gelen her şeyi yapıyoruz ve sürekli daha fazla işbirliği ve sinerji sağlayacak yollar düşünüp bulmaya çalışıyoruz. Ancak düşmanın bize karşı başlattığı topyekun ekonomik savaş karşısında, Kutsal Savunma döneminde olduğu gibi herkesin sahada olması ve birbirine yardım etmesi gerektiğini kabul etmeliyiz.” ifadelerini kullandı.

    “Mutabakatın uygulanması konusunda uzmanların görüş birliğine vardık”

    Pezeşkiyan, savaş döneminde piyasalarda ciddi sorun yaşanmadığını belirterek, mevcut krizlerin aşılması için herkesin el ele vermesi gerektiğini söyledi.

    İran’ın vardığı mutabakatın uzun görüşmelerin ardından, savaşa katılan askeri personel, ülkenin güvenliğini sağlayan yöneticiler ve uygulamadan sorumlu yetkililerden oluşan geniş bir uzmanlık konsensüsü sonucunda ortaya çıktığını söyleyen Pezeşkiyan, kararın “maslahat, izzet ve hikmet” ilkeleri doğrultusunda alındığını ifade etti.

    Pezeşkiyan, söz konusu kararı eleştirenlerin konunun ayrıntılarını bilmediklerini veya sürecin içinde yer almadıklarını öne sürdü.

    “Gece gündüz hizmete ihtiyaç var”

    İran’ın bugün gece gündüz hizmet edecek insanlara ihtiyaç duyduğunu belirten Pezeşkiyan, “İran’ın nasihate ve tavsiyeye değil, sahaya çıkıp ülkenin yükünü omuzlayacak insanlara ihtiyacı var.” dedi.

    Bir karar alındığında ve mutabakata varıldığında herkesin bu kararın arkasında durması gerektiğini dile getiren Pezeşkiyan, “Bunu yaparsak mutlaka kazanacağız. Ancak karar alıp ardından bunu ihlal edersek doğal olarak istikrarsızlık ortaya çıkar.” diye konuştu.

    Düşmanın İran’daki sorunları kullanarak toplumda bölünme ve çatlak oluşturmayı umduğunu savunan Pezeşkiyan, hükümet olarak ayrışma, çatışma ve kişisel çıkarların önüne geçmek için çalışacaklarını belirtti.

    İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, ülkenin sorunlarının üstesinden tek başına gelemeyeceğini belirterek toplumun tüm kesimlerinden destek istedi.

    İran-Irak Savaşı’nın ilk yıllarında, İran Cumhurbaşkanı Muhammed Ali Recai ile Başbakan Muhammed Cevad Bahoner’in hükümet binasına düzenlenen bombalı saldırıda 30 Ağustos 1981’de öldürülmeleri nedeniyle bu tarihler “Hükümet Haftası” olarak anılıyor.>>>AA

  • İsrail ateşkese rağmen Lübnan’ın güneyine gece boyunca hava ve topçu saldırıları düzenledi

    İsrail ateşkese rağmen Lübnan’ın güneyine gece boyunca hava ve topçu saldırıları düzenledi

    Lübnan resmi haber ajansı NNA’nın haberine göre, İsrail savaş uçakları gece saatlerinden sabaha kadar Nebatiye el-Fevka beldesi çevresindeki Ali Tahir Tepesi ile Kafr Rumman beldesindeki Duhayya bölgesine bir dizi hava saldırısı gerçekleştirdi.

    İsrail ordusunun ayrıca Duhayya ve Kafr Rumman çevresi ile Debşe Tepesi’ni aralıklı şekilde topçu ateşiyle vurduğu, saldırıların sabaha kadar sürdüğü belirtildi.

    Haberde, saldırılarda can kaybı veya yaralanma olup olmadığına ilişkin ise bilgi verilmedi.

    İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki saldırıları, iki ülke arasında 26 Haziran’da ABD’nin arabuluculuğunda imzalanan ve İsrail ordusunun işgal ettiği Lübnan topraklarından kademeli olarak çekilmesini öngören çerçeve anlaşmasına rağmen devam ediyor.>>>AA

  • Avustralya’da memeli hayvanda ilk kuş gribi vakası doğrulandı

    Avustralya’da memeli hayvanda ilk kuş gribi vakası doğrulandı

    Avustralya Yayın Kuruluşunun (ABC) haberine göre, Tarım, Balıkçılık ve Orman Bakanı Julie Collins, ülkede görülen “H5N1” türü kuş gribi virüsüne ilişkin açıklama yaptı.

    Collins, eyaletin Adelaide kentinin yaklaşık 300 kilometre güneyindeki Beachport bölgesinde bulunan uzun burunlu kürklü fok üzerinde yapılan testlerde H5 kuş gribi virüsüne rastlandığını belirterek, bunun ülkede bir memelide doğrulanan ilk vaka olduğunu söyledi.

    Söz konusu gelişmenin “endişe verici” olduğunu ifade eden Collins, yabani kuşlarda enfeksiyon oranlarının yüksek olduğu bölgelerde deniz memelileri başta olmak üzere diğer yaban hayvanlarının da enfekte olabileceğine işaret etti.

    Collins, tespit edilen vakanın başka hasta veya ölü deniz memelileriyle bağlantılı görünmediği, fokun virüsü taşıyan yabani kuşlara veya bu kuşların bulunduğu alanlara maruz kalması sonucu enfekte olmuş olabileceği değerlendirmesi yaptı.

    Eyalet yetkilileri de kuş gribi vakalarının “yıkıcı boyutlara” ulaştığını belirterek, fokta görülen vakanın “beklenen bir gelişme” olduğunu ifade etti.

    Kuş gribinin tedavisinin veya hastalığın yayılmasını durdurmanın bir yolunun bulunmadığını belirten yetkililer, eyalet hükümetinin ulusal aşılama programı kapsamında federal hükümetle yakın işbirliği içinde çalıştığını aktardı.

    Avustralya’da, 19 Haziran’da “H5N1” türü kuş gribi virüsünün neden olduğundan şüphelenilen ilk vaka tespit edilmiş, 29 Temmuz’da ise bu hastalığın yabani kuşlar arasında “yerel olarak” yayıldığı belirlenmişti.

    H5 tipi kuş gribi nedeniyle 3 Ağustos’ta da yabani kuşlarda ilk toplu ölüm vakası görülmüştü.>>>AA

  • Kolombiya’da 7,4 büyüklüğündeki depremde ölenlerin sayısı 329’a çıktı

    Kolombiya’da 7,4 büyüklüğündeki depremde ölenlerin sayısı 329’a çıktı

    Ulusal Afet Risk Yönetimi Biriminden (UNGRD), ülkeyi vuran 7,4 büyüklüğündeki depremle ilgili son duruma ilişkin açıklama yapıldı.

    Açıklamada, depremde hayatını kaybedenlerin sayısının 8 artarak 329’a çıktığı bildirildi.

    Yaralı sayısının 4 bin 600, kayıp kişi sayısının 247, enkaz altından sağ çıkarılanların sayısının ise 364 olduğu belirtildi.

    Kolombiya’da hükümet, 7,4 büyüklüğündeki depremin yol açtığı yıkımla mücadeleyi kolaylaştırmak amacıyla “ekonomik, sosyal ve ekolojik acil durum” ilan etmişti.

    Mucize Fonu kurulmuştu

    Kolombiya Cumhurbaşkanı Abelardo de la Espriella, 18 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, depremin ilk belirlemelere göre 9,5 milyar dolarlık hasara yol açtığını belirtmişti.

    De la Espriella, yeniden inşa sürecini yönetmek amacıyla “Mucize Fonu” (Fondo Milagro) adıyla yeni bir fon kurulduğunu açıklamıştı.

    Fon, 1999’da Kolombiya’nın Armenia kentinde meydana gelen deprem sonrası kurulan “Kahve Eksenini Yeniden İnşa ve Sosyal Kalkınma Fonu (Forec)” örnek alınarak idare edilecek.

    Hükümet, evlerini kaybeden ailelere kira yardımı, kamu hizmetlerinde kolaylık, yeni konut ve konut iyileştirme desteği sağlamayı planlıyor.

    Cumhurbaşkanı De la Espriella, müteahhitler ve finans kuruluşlarını sürece destek vermeye çağırmıştı.>>>AA

  • Belçika’daki yangın, 1. ve 2. Dünya Savaşı’ndan kalan mühimmatı yeniden gündeme getirdi

    Belçika’daki yangın, 1. ve 2. Dünya Savaşı’ndan kalan mühimmatı yeniden gündeme getirdi

    Avrupa’nın farklı bölgelerinde etkili olan orman yangınları, yıllardır toprak altında veya yoğun bitki örtüsü içinde kalan 1. ve 2. Dünya Savaşı’ndan kalma bomba ve mühimmatı yeniden gün yüzüne çıkarıyor.

    Ulusal basındaki haberlere göre, yüksek sıcaklıkların eski mühimmatın patlamasına yol açabildiği, yangınların bitki ve çalılıkları ortadan kaldırmasının daha önce görünmeyen savaş kalıntılarının ortaya çıkmasına neden olduğu belirtiliyor.

    Belçika, iki dünya savaşından kalan patlamamış mühimmatın halen sıkça bulunduğu Avrupa ülkeleri arasında yer alıyor.

    Liege bölgesinde bir haftanın ardından kontrol altına alınan yangından etkilenen alanlarda zaman zaman patlama sesleri duyulurken, acil durum ekipleri de çalışmalarını eski mühimmatın oluşturduğu tehdide göre uyarlamak zorunda kalıyor.

    Belçika Savunma Bakanlığına bağlı Patlayıcı Mühimmat İmha Servisi (DOVO), ülke genelinde haftanın 7 günü günde ortalama 10 ihbar aldığını, bunların çoğunun 1. ve 2. Dünya Savaşı’ndan kalan tarihi mühimmatla ilgili olduğunu bildiriyor.

    DOVO ekipleri, yılda ortalama 200 tondan fazla mühimmatı etkisiz hale getiriyor.

    Özellikle ülkenin batısında, 1. Dünya Savaşı’nın yoğun çatışmalarına sahne olan bölgelerde, çiftçiler tarım çalışmaları sırasında halen bomba, top mermisi ve diğer mühimmat kalıntılarıyla karşılaşabiliyor. Bu durum, bölgede “demir hasadı” olarak adlandırılıyor.

    Belçika’da iki dünya savaşından kalan mühimmatın halen yaygın biçimde bulunması nedeniyle son yangınların açığa çıkardığı patlayıcılar, hem bölge sakinleri hem de yangınla mücadele eden ekipler açısından ilave güvenlik riski oluşturuyor.

    Belçika’da kayıtlara geçen en büyük orman yangını

    Liege vilayetinde yer alan, ülkenin en büyük ve en eski doğa koruma alanlarından biri olan Hautes Fagnes’te 14 Ağustos’ta başlayan yangın, 7. gününde kontrol altına alınabilmişti.

    Yaklaşık 3 bin hektarlık alanın zarar gördüğü ve söndürme çalışmalarının halen sürdüğü yangın, Belçika’daki “en büyük orman yangını” olarak kayıtlara geçmişti.>>>AA

  • Japonya’da 5,8 büyüklüğündeki depremde 20’den fazla kişi yaralandı

    Japonya’da 5,8 büyüklüğündeki depremde 20’den fazla kişi yaralandı

    Kyodo ajansının haberine göre, yetkililer, ülkenin doğusunda meydana gelen depreme ilişkin açıklama yaptı.

    Yetkililer, 5,8 büyüklüğündeki deprem nedeniyle başkent Tokyo ve çevresindeki bölgelerde 20’den fazla kişinin yaralandığını belirtti.

    Depremin ardından ulaşımda aksamalar yaşandığını aktaran yetkililer, bazı tren seferlerinin gecikmeli şekilde başladığını, bazı hatlarda ise düşük hızda sefer yapıldığını kaydetti.

    Japonya Meteoroloji Ajansından (JMA) yapılan açıklamada, depremden sonraki 2 ila 3 gün içinde benzer şiddette sarsıntılar yaşanabileceği uyarısında bulunuldu.

    ABD Jeolojik Araştırma Merkezinden (USGS) dün yapılan açıklamada, Japonya’da meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki depremin merkez üssünün Toride kentinin 4 kilometre kuzeybatısı olduğu bildirilmişti. JMA’dan yapılan açıklamada ise depremin büyüklüğünün 5,9 olduğu aktarılmıştı.>>>AA