Kısa bir aradan sonra yeniden birlikteyiz.
Yeni yayın dönemi, yenilikler derken biraz da kafa dinleyeyim dedim.
Ama zaman hiç durmuyor işte…
O kadar çok konu var anlatmak istediğim ve dile getirmek istediğim… Kaldığımız yerden devam edelim…
Birçok konuda fikir belirtirken ‘EĞİTİM ŞART’ dediğimi yinelemek istiyorum. Çünkü her insanın hayatı boyunca öğreneceği çok bilgi var dünyada…
Geçtiğimiz hafta Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta elim bir saldırıda yaşamlarını yitiren öğrenci kardeşlerimizi ve çok değerli öğretmenimizi rahmetle anarak sözlerime başlamak istiyorum.
++++
Biz zaman diliminde neleri kaybettik?
Sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, iyiyi, güzelliği, arkadaşlığı, dostluğu, samimiyeti, paylaşmayı… liste uzayıp gider maalesef… İnsan hayatını güzelleştiren birçok değeri kaybettik ve hala da kaybediyoruz.
Beyazıt Öztürk’ün de dediği gibi teşekkür etmeyi, özür dilemeyi unuttuk toplumca… Sokakta gençler, trafikte sürücüler, şiddet sarmalları, ilişkilerdeki buharlaşma… Hangi birini saysam, ne söylesem? Öylesine kötüye giden bu düzen için demiştim eğitim şart diye… Yanlış anlaşılmasın, hepimiz için eğitim şart…
Yeniden başlayabiliriz. Evde, sokakta, iş yerlerinde, aklınıza gelebilecek her yerde… Gün içerisinde vakit geçirdiğiniz her yerde…
Hepimiz insanız, beşeriz, şaşarız, hata yaparız. Önemli olan hatalarımızdan ders çıkarıp yolumuza devam etmek ve edebilmek. İşte tam da buradan başlamalıyız. Unutmayalım başlamak bitirmenin yarısıdır demiş atalarımız… İyiye ve güzele dair her konuda yarışalım. Var mısınız? Hatta çıtayı biraz daha yükseltelim. Sizleri üzmüş, kırmış insanlara daha fazla değer verelim. Onlara da doğru olanı anlatmaya çalışalım; çalışalım ki herkesi kazanalım bu toplumumuza… Barış, kardeşlik ve dostluk içinde yaşayalım iki günlük dünyada… Kötüye değil kötülüğe fırsat vermeyelim. Zaten Orta Doğu kan gölüne dönmüş. (Bu konuya bir başka yazımda ele alacağım.)
++++
“KÜÇÜKLERİMİ KORUMAK, BÜYÜKLERİMİ SAYMAK
Gelelim başlıktaki yazıya… ANDIMIZ…
İlkokul günlerimize gidelim ve o dizeleri hep birlikte gururla hatırlayalım.
Türküm, doğruyum, çalışkanım,
İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.
Ey Büyük Atatürk!
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Andımız’daki iki cümle… O güzel iki cümle… Size bugün onları anlatmak istiyorum.
Son dönemde okullarımızda yaşanan ve hepimizi derinden sarsan şiddet olayları, toplum olarak durup düşünmemiz gerektiğini acı bir şekilde yüzümüze vurdu. Eğitim yuvalarımızın birer huzur kapısı olması gerekirken, şiddetin gölgesinin buralara kadar düşmesi, sadece güvenlik tedbirleriyle değil, kaybettiğimiz değerleri yeniden hatırlayarak çözebileceğimiz bir meseledir.
Öğrenci Andı’nın her sabah yankılanan o en saf cümlesini hatırlayalım: Küçüklerimi sevmek, büyüklerimi saymak…
Andımız’ın kalbinde yer alan “Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak” ilkesi, bir toplumun ayakta kalmasını sağlayan en temel kolonlardan biri aslında… Tabi görebilene… Bu cümle, sadece çocukların ezberlediği bir tekerleme değil; bir yaşam felsefesi, bir toplumsal sözleşmesi bana göre…
Küçükleri korumak cümlesinden, onlara sadece fiziksel zarar gelmesini engellemek değil, ruhlarını şiddetten, nefretten ve kötü örneklerden muhafaza etmek olduğunu da düşünmemiz gerekir.
Büyükleri saymak ise, tecrübeye, emeğe ve bizden önce bu topraklar için ter dökenlere olan vefa borcumuzun bir göstergesi… Bu iki kavram zayıfladığında, yerini ne yazık ki bugün şikayet ettiğimiz o soğuk ve şiddete eğilimli iklim alıyor.
Sevgi ve saygı… İlk cümlelerimde de belirttiğim gibi, sevgi ve saygıya biraz daha önem vermeliyiz. Andımız’ı unutmadan bu cümleleri yaşayalım ve yaşatalım… Andımız’ın içeriğinde yer alan değerlerin ne kadar kıymetli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Andımız, sadece bir metin değil; bir karakter inşasıdır. Çocuklara dürüstlüğü, çalışkanlığı, vatan sevgisini ve en önemlisi insan olmanın gerektirdiği temel değerleri öğretir. “Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak” anlayışı ise bu karakterin merkezinde yer alır. Andımız’ın bizlere sunduğu bu değerler, sadece geçmişin bir hatırası değil; geleceğin de teminatıdır.
++++
ŞİDDET EKRANLARDAN HAYATIMIZA SIZIYOR
Bugün televizyonlarda ve dijital platformlarda boy gösteren, şiddeti estetize eden, kabalığı ‘delikanlılık’ gibi sunan dizilerin toplumsal tahribattaki rolü yadsınamaz. Silahların gölgesinde geçen sahneler, çatışma üzerine kurulu kurgular, henüz karakteri şekillenmekte olan gençlerimize şiddeti bir sorun çözme aracı olarak kodluyor.
Artık bu içeriklerin ciddi bir denetime tabi tutulması, şiddet sahnelerinin azaltılması ve hatta bu tür yayınların yerini yapıcı, eğitici ve nezaketi ön plana çıkaran yapımların alması bir tercih değil, toplumsal bir zorunluluk…
++++
ÖĞRETMENLERİMİZE O ESKİ SAYGILAR: ETİ SENİN KEMİĞİ BENİM
Eskiden ailelerimizde sevgi, saygı ve terbiye her şeyden önce gelirdi. Öğretmenlerimiz sadece birer eğitmen değil, anne ve babamızdan sonra gelen en kıymetli rehberlerimizdi. Babaların öğretmenlere söylediği o meşhur “Eti senin kemiği benim” sözü, aslında şiddete verilen bir izin değil; öğretmene duyulan sonsuz güvenin ve çocuğun terbiyesinin ehil ellerde olduğuna dair sarsılmaz bir inancın ifadesiydi.
O dönemlerde öğretmen sınıfa girdiğinde ayağa kalkmak, bir büyüklüğe duyulan hürmetin en doğal sonucuydu. Biz bu güveni ve bu kutsal bağı yeniden tesis etmek zorundayız. Öğretmenin itibarı, toplumun istikbalidir.
++++
SAĞDUYUYA VE ÖZÜMÜZE DÖNÜŞ ÇAĞRISI
Geldiğimiz noktada, çözüm ne sadece yasalarda ne de okul kapısındaki güvenlik görevlisinde… Çözüm, ailede başlayan terbiye, okulda pekişen karakter eğitimi ve toplumda karşılık bulan nezaket kültürü… Bu değerlerimize sahip çıkalım artık…
Andımız’da ifadesini bulan değerleri yeniden kuşanmalı; şiddeti hayatımızdan, dilimizden ve ekranlarımızdan söküp atmalıyız. Küçüklerimize şefkatle kol kanat geren, büyüklerimize ve öğretmenlerimize hak ettikleri saygıyı gösteren bir toplum olduğumuzda, okullarımız yeniden çiçek bahçelerine dönüşecektir.
Geleceğimizi şiddetin karanlığına değil, sevginin ve saygının aydınlığına emanet edelim.
Sevgiyle kalın… Umutla kalın…
