“ABD ve İsrail’in İran’a başlattıkları saldırıda son durum ne?”
Bugün dünya kamuoyunun en çok sorduğu soru bu.
Savaşa ilişkin sosyal medyada dolaşan bilgilerin çoğu ‘kirli’
Hatta öyle ki; sosyal medya, ülkelerin sahada yaptığı savaşın dijital platformlara taşınmış versiyonu kıvamında.
Her yerden tamamen ‘5. Kol Faaliyeti’ kapsamında, gerçeğinden ayırt edilmesi son derece güç propaganda bilgileri yağıyor.
Neyse, biz şimdilik o paylaşımları bir yana koyup sahaya odaklanalım.
Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin kucağında bulmasını beklediğim ve şahsen benim uykularımı kaçıran o hassas konuyu ele alalım…
İlk günlerde İran’ın nükleer programıyla bağlantılı olduğu öne sürülen ve bazı tesislere yönelik “sınırlı operasyon” olarak anlatılan saldırılar, artık çok daha geniş bir sahaya yayılmış durumda.
ABD ve İsrail, İran’ın askeri altyapısını, füze sistemlerini ve Devrim Muhafızları’na ait kritik noktaları hedef alıyor.
İran ise bu saldırılara yalnızca kendi topraklarında karşılık vermekle yetinmeyerek bölgedeki Amerikan varlığına yönelik hamleler yapıyor.
Böylece kriz, yalnızca İran ile sınırlı bir askeri gerilim olmaktan çıkıp tüm Körfez’i içine alan bir çatışma riskine dönüşmüş durumda.
Ancak son günlerde diplomasi ve askeri kulislerde konuşulan bir iddia var ki, savaşın seyrini tamamen değiştirebilecek nitelikte.
Amerikan yönetiminin İran’ın en kritik enerji merkezlerinden biri olan Hark Adası için özel bir plan üzerinde çalıştığı konuşuluyor.
Bu ada sıradan bir yer değil.
İran petrolünün büyük bölümü dünya piyasalarına buradan gönderiliyor.
Yani Hark Adası, İran ekonomisinin adeta can damarı, kalbi.
İddialara göre Washington’un hedefi; İran’ın petrol ihracatının ana damarını kontrol altına almak ve böylece Tahran’ı kendini savunması için gereken kaynaktan yoksun bırakmak.
Bu planın askeri boyutuna dair de dikkat çekici bilgiler de geliyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın talimatıyla Hint Okyanusu bölgesinde görev yapan yaklaşık 2 bin 500 Amerikan deniz komandosunun Hürmüz Boğazı’na doğru hareket ettiği belirtiliyor.
Bu birliklerin olası bir operasyon için hazırlık yaptığı konuşuluyor.
Washington yönetimi bu hamleyi yalnız başına yapmak istemiyor.
Trump, NATO üyesi ülkelere açık bir çağrıda bulundu ve Hürmüz sorununun çözümü için onların da ellerini taşın altına koymasını istedi.
Ancak görünen o ki neredeyse hiçbir NATO üyesi bu çağrıya olumlu bir yanıt vermiş değil.
Avrupa’nın önemli başkentleri İran’la doğrudan askeri bir çatışmanın kontrol edilemeyecek sonuçlar doğurabileceği görüşünde.
Bu nedenle Washington’un Hürmüz ve Hark Adası planına mesafeli duran ülkelerin sayısı hiç de az değil.
Zaten mesele yalnızca İran ile ABD arasındaki bir askeri gerilim değil.
Çünkü Hürmüz Boğazı, dünya enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri.
Küresel petrol ticaretinin yaklaşık üçte biri bu dar su yolundan geçiyor.
Böylesine hayati bir noktada yaşanacak askeri bir çatışma, yalnızca bölge ülkelerini değil tüm dünya ekonomisini sarsabilecek sonuçlar doğurabilir.
İşte bu nedenle Hürmüz’de yaşanan her askeri harekat, petrol fiyatlarından küresel ticarete kadar birçok alanda dalga dalga etkiler yaratabilir.
Bugün gelinen noktada görünen gerçek şu: Ortadoğu’da yalnızca yeni bir kriz değil, yeni bir jeopolitik hesaplaşma şekilleniyor.
Ve bu hesaplaşmanın merkezinde sadece İran değil, enerji yolları, deniz ticareti ve küresel güç dengesi var…
Kısacası mesele artık sadece bir savaş değil.
Tüm dünya başkentlerinde yanıtı aranan asıl soru şu; Dünyanın enerji damarları kimin kontrolünde olacak.
Ve bu sorunun cevabı, önümüzdeki günlerde Hürmüz Boğazı’nda verilebilir.
Bu da bizi yukarıda bahsettiğim; uykularımı kaçıran düşünceye doğru götürüyor.
Çünkü askeri uzmanlar Hark Adası’yla ilgili çok kritik bir noktaya dikkat çekiyor.
Hark Adası’na yapılacak bir çıkarma operasyonunun son derece kanlı sonuçlar doğurma ihtimali var.
İran, ekonomisinin adeta can damarı konumundaki bu adayı korumak için yıllardır ciddi askeri tedbirler aldı.
Ada aynı zamanda coğrafi olarak da İran için önemli bir avantaj sağlıyor.
Hark Adası, İran ana karasına yalnızca yaklaşık 25 kilometre mesafede.
25 kilometre, İran’ın kıyı savunma sistemleri ve füzeleri için son derece kısa bir menzil.
Bu da çıkarma operasyonu yapacak kuvvetlerin sürekli füze tehdidi altında kalacağı anlamına geliyor.
Askeri uzmanların dikkat çektiği bir başka gerçek daha var.
O da; Amerikan ordusunun, küçük bazı nokta operasyonlar hariç çok uzun süredir büyük ölçekli bir ada çıkarma operasyonu gerçekleştirmemiş olması.
Böylesi bir operasyon son derece karmaşık lojistik, yoğun ateş gücü ve yüksek koordinasyon gerektiriyor.
Bu nedenle Hark Adası gibi ağır şekilde savunulan bir hedefe yapılacak çıkarma, Amerikan birlikleri açısından bir katliamla sonuçlanabilir.
Tam da bu noktada akla çok kritik bir soru geliyor.
Donald Trump, acaba Hürmüz Boğazı ve Hark Adası için NATO’dan alamadığı destek için yönünü başka bir müttefike çevirebilir mi?
Örneğin Türkiye’ye…
Çünkü Türkiye’nin elinde, denizden çıkarma operasyonları konusunda bölgenin en deneyimli birliklerinden biri bulunuyor: Amfibi Deniz Piyade Tugayı…
İzmir’in Foça ilçesinde konuşlu bu birlik, yıllardır amfibi harekat, yani denizden çıkarma operasyonları için özel eğitim yapıyor.
Bu alanda dünyanın belki de en seçkin birliği.
Uluslararası askeri çevrelerde de bu alandaki yetkinliği sık sık dile getiriliyor.
Bu nedenle bazı strateji uzmanları şu soruyu soruyor: NATO’dan beklediği desteği alamayan Washington, Hark Adası planında Türkiye’nin askeri kapasitesine yönelmeyi düşünebilir mi?
Ve daha da önemlisi…
Böylesine büyük bir bölgesel krizde Türkiye böyle bir denklemin parçası olur mu?
Ya da şöyle soralım; İran Savaşı planladığı gibi gitmeyen, Devrim Muhafızları’na diz çöktüremeyen, bu nedenle rotasını ekonomi silahını kullanmak için Hürmüz Boğazı ve Hark Adası’na çeviren ABD, tetiği Türkiye’ye çektirmek isteyebilir mi?
Böyle bir talep gelirse Ankara ne yapar?
Hadi şimdi biraz da sizin uykularınız kaçsın…
The post Hürmüz’de Yeni Hesap first appeared on Kanal 3 Tv.
